Attitude scales
359 theses under this subject heading
Genç yetişkin erkeklerde kaslı olma dürtüsü ve işlevsel olmayan yeme davranışları ile ilişkili faktörlerin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada genç yetişkin erkeklerde kaslı olma dürtüsü ve işlevsel olmayan yeme davranışlarıyla ilişkili faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çevrimiçi ortamda Google Forms üzerinden gerçekleştirilen araştırmaya 18-35 yaş aralığında olan 144 genç yetişkin erkek katılmıştır. Veriler, Sosyodemografik Bilgi Formu, Görünüme Yönelik Sosyokültürel Tutumlar Ölçeği-4, Sosyal Medyada Fiziksel Görünüm Karşılaştırma Ölçeği, Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği ve Kaslı Olma Dürtüsü Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizi tanımlayıcı istatistikler, Pearson korelasyon analizi ve aracılık analizi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Korelasyon analizi sonuçları araştırmanın değişkenlerinin birbiriyle anlamlı ilişkileri olduğunu göstermiştir. Ancak iki model ayrı ayrı test edildiğinde Instagram üzerinden kaslı olmaya dair baskı ile erkeklerde kaslı olma dürtüsü ve işlevsel olmayan yeme davranışlarında sosyal karşılaştırmanın aracı rolü olmadığı bulunmuştur. Gelecek çalışmalar için modele erkeklerin ideal beden algılarına ilişkin farklı değişkenler ekleyerek modelin geliştirilmesi önerilmektedir. Sonuç: Araştırmanın sonuçları Instagram üzerinden kaslı olmaya dair baskı ile erkeklerde kaslı olma dürtüsü ve işlevsel olmayan yeme davranışlarında sosyal karşılaştırmanın aracı rolü olmadığını göstermektedir. Çalışma klinik alan yazında erkeklerde işlevsel olmayan yeme davranışı tanı ve tedavisi için başlangıç düzeyinde de olsa bir takım dolaylı katkılarda bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Instagram Baskısı, Sosyal Karşılaştırma, Kaslı Olma Dürtüsü, İşlevsel Olmayan Yeme Davranışı
Ortaokullardaki mülteci öğrencilere yönelik öğretmen ve öğrencilerin tutumlarının incelenmesi
Bu araştırma, ortaokullardaki mülteci öğrencilere yönelik öğretmen ve öğrencilerin tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Gaziantep ili Şahinbey ilçesinde bulunan toplam 97 ortaokulda görev yapan 3645 öğretmen ve yine bu okullarda öğrenim gören 85518 ortaokul öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, basit seçkisiz random (rastgele) yöntemiyle seçilen Gaziantep ili Şahinbey ilçesindeki 27 ortaokulda görev yapan 814 öğretmen ve bu okullarda öğrenim gören 1218 öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada öğretmenler için "Mülteci Öğrenci Tutum Ölçeği" ve öğrenciler için ise "Mülteci Öğrencilere Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada, verilerin analizinde betimsel istatistik tekniklerinden frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, bağımsız örneklem t-testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin, ortaokullardaki mülteci öğrencilere yönelik tutumlarının "iyi düzeyde" olduğu saptanmıştır. Buna ilaveten, öğretmenlerin mülteci öğrencilere iyimser yaklaştıkları, anlayışlı oldukları, kendilerini onların yerine koyarak onları anlamaya çalıştıkları ve yaşadıklarından dolayı onlara önyargısız yaklaşarak adil davrandıkları tespit edilmiştir. Bununla birlikte, mülteci öğrencilerin dil farklılığı öğretmenler için sorun oluşturduğu, bu durum mülteci öğrencilerin sınıfa uyumlarını zorlaştırdığı ve öğretmenlerin mülteci öğrencilerin eğitiminde kendilerini yeterli görmedikleri belirlenmiştir. Araştırmaya katılan ortaokul öğrencilerinin, sınıfındaki mülteci öğrencilere yönelik tutumlarının "orta düzeyde" oldukları ancak "iyi düzeyde" olmadıkları tespit edilmiştir. Ortaokulda öğrenim gören öğrenciler, mülteci öğrencilerin Türkçe'yi öğrenmelerinden mutlu oldukları, onlara bir yabancı gibi davranmadıkları, aynı dine mensup olmanın gereği olarak onlara yardımcı oldukları, mülteci öğrencilerin derslerinde başarılı olmaları kendilerini mutlu ettiği ve onlara Türkiye'yi tanıtmaktan da memnun oldukları saptanmıştır. Buna karşın, ortaokul öğrencilerinin ileriki eğitim-öğretim hayatlarında, okulda ve okul dışı günlük hayatlarında mülteci öğrencilerle arkadaşlık etmeye çok istekli olmadıkları ve benzer şekilde sınıf içinde yapılan eğitsel etkinliklerde mülteci öğrencilerle aynı grupta yer almak istemedikleri ortaya çıkmıştır. Ortaokul öğrencilerinin, mülteci öğrencilere yönelik tutumları, araştırmada kullanılan bağımsız değişkenlerinde; cinsiyete göre anlamlı farklılıkların olduğu, sınıf düzeyine göre anlamlı farklılıkların olmadığı, sınıfında mülteci olma veya olmama durumuna göre anlamlı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir.
İnformal çevre eğitiminin ilköğretim öğrencilerinin doğaya yönelik algılarına etkisi
Bu araştırmanın amacı, okul dışı etkinliklerle zenginleştirilmiş informal çevre eğitiminin ilköğretim 5. sınıf öğrencilerin doğaya yönelik algılarına olan etkisini incelemektir. Araştırmada karma araştırma deseni içerisinde yer alan açıklayıcı karma araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın nicel kısmında tek gruplu ön test- son test deneysel desen, nitel kısmında ise olgubilim araştırma deseni esas alınmıştır. Araştırmanın çalışma gurubunu 2018-2019 eğitim öğretim yılında ilköğretim 5. sınıfta öğrenim gören 19 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada nicel veriler, "İlköğretim Öğrencilerine Yönelik Çevre Tutum Ölçeği'', ''Doğa Sevgisi Ölçeği'' ve ''Bilimsel Alan Gezisi Tutum Ölçeği'' ile nitel veriler ise doğa algısına yönelik "Kelime İlişkilendirme Testi'' ile elde edilmiştir. Araştırmada ölçeklerden elde edilen nicel verilerin ön test ve son test puanları ilgili istatistiksel paket programda analiz edilerek bağımsız örneklem t- testiyle, nitel verilerin çözümlenmesi ise betimsel içerik analiziyle yapılmıştır. Sonuç olarak, ilköğretim 5. sınıf öğrencilerin informal çevre eğitimi programı sonucu, doğaya ilişkin algılarının canlı öğeler, cansız öğeler, duygusal öğeler, işlevsel öğeler, mekânsal öğeler ve olumsuz öğeler olmak üzere altı ana kategoriden oluştuğu belirlenmiştir. Ayrıca öğrencilerin doğa sevgisi, çevreye yönelik tutumu ve bilimsel alan gezisi yapmaya yönelik tutumu arasında anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir.
Öğretmenlerin toplumsal cinsiyet algıları ile kadın yöneticilere karşı tutumları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin toplumsal cinsiyet algıları ile kadın yöneticilere karşı tutumları arasındaki ilişki incelemektir. Çalışma ilişkisel desende yapılandırılmıştır. Araştırmanın evrenini 2020-2021 eğitim öğretim yılında Siirt ili merkez ve ilçelerinde bulunan ve Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı kamu okullarında görev yapan kadın yöneticilerin bulunduğu okullardaki 965 öğretmen oluşturmaktadır. Evrenden küme örnekleme yoluyla seçilen 445 öğretmen çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği ve Kadın Yöneticilere Karşı Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre çelişik duygulu cinsiyetçilik alt boyutlarından düşmanca cinsiyetçilik puanı ile öğretmenlerin kadın yöneticilere yönelik tutumları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Öğretmenlerin çelişik duygulu cinsiyetçilik algıları kadın yöneticilere karşı tutumlarını yordamaktadır. Çelişik duygulu cinsiyetçilik alt boyutlarının kadın yöneticilere yönelik tutumlarının %21'ini açıklayabildiği saptanmıştır.
Artırılmış gerçeklik temelli uygulamaların 3. sınıf hayat bilgisi dersindeki akademik başarı, tutum ve eğlenme düzeyine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, artırılmış gerçeklik temelli uygulamalarının öğrencilerin Hayat Bilgisi dersindeki akademik başarı, derse yönelik tutum ve eğlenme düzeyi deneyimlerine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, Siirt il merkezinde öğrenim gören ilkokul üçüncü sınıf öğrencileri arasından, iki farklı okulda yer alan dört üçüncü sınıf şubesi örneklem olarak belirlenmiştir. Araştırmanın uygulama süreci 10 hafta sürmüştür. Araştırmada öntest - sontest kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Bu desen, öğrencilerin başarı, tutum ve eğlenme düzeylerinin kontrol edilebilmesini sağlamıştır. Araştırmada, Hayat Bilgisi Dersi Başarı Testi, Hayat Bilgisi Dersi Tutum Ölçeği ve Hayat Bilgisi Dersinde Eğlenme Düzeyini Belirleme Ölçeği adlı ölçekler kullanılmıştır. Bu ölçekler, öğrencilerin başarılarını, tutumlarını ve eğlenme düzeylerini ölçerek araştırmanın temel sorularını yanıtlamaya yönelik olarak hazırlanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS 22.0 (Sosyal Bilimler için İstatistik Programı) kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, artırılmış gerçeklik uygulamalarının öğrencilerin akademik başarıları ve tutumları üzerinde anlamlı bir farklılık oluşturmadığı görülmüştür. Ancak, artırılmış gerçeklik uygulamalarının öğrencilerin eğlenme düzeylerine deney grubu lehine anlamlı bir farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Bu sonuçlar, artırılmış gerçeklik teknolojisinin eğitimdeki rolünün daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Araştırma sonuçlarına göre, artırılmış gerçeklik teknolojisinin öğretim materyallerinin daha etkili bir şekilde sunulmasına yardımcı olabileceği ve öğrencilerin hayat bilgisi dersine yönelik verimliliğini artırabileceği düşünülmektedir. Ayrıca, artırılmış gerçeklik teknolojisinin öğrencilerin derslere olan ilgisini artırabileceği ve öğrenme sürecini daha eğlenceli hale getirebileceği görülmektedir. Bu araştırmanın sonuçları, artırılmış gerçeklik teknolojisinin eğitimdeki rolünün daha iyi anlaşılmasına yapacağı katkı açısından önemlidir.
Matematik eğitimde etkileşimli artırılmış gerçeklik uygulamalarının ilkokul öğrencilerinin kavram yanılgıları ve tutumlarına etkisi
Bu araştırmada, matematik eğitiminde etkileşimli artırılmış gerçeklik uygulamaları kullanılmasının 4. sınıf öğrencilerinin kavram yanılgılarının giderilmesine ve matematik dersine yönelik tutumlarına etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Ankara ili Etimesgut ilçesinde bulunan bir devlet okulunun 4. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmaya toplam 56 öğrenci (27'si deney grubu, 29'u kontrol grubu) katılmıştır. Araştırmada yarı deneysel araştırma desenlerinden ön test - son test kontrol gruplu desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verileri "Matematiğe Yönelik Tutum Ölçeği" ve araştırmacı tarafından geliştirilen "Ölçme Öğrenme Alanındaki Kavram Yanılgıları Testi" ile toplanmıştır. Nicel verileri desteklemek için nitel verilerden yararlanılmıştır. Araştırmanın nitel verileri deney grubundaki 10 öğrenci ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler ile elde edilmiştir. Toplanan veriler SPSS 23.0 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın nicel verileri karışık desenler için iki faktörlü ANOVA testi ile analiz edilmiştir. Nitel verilerin analizinde ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmanın nicel bulgularına göre, etkileşimli artırılmış gerçeklik uygulamalarının deney grubundaki öğrencilerin ölçme öğrenme alanındaki kavram yanılgılarının giderilmesinde ve matematik dersine yönelik tutumlarında olumlu etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Nicel verilerin desteklenmesi için toplanan nitel verilerin bulguları ise artırılmış gerçeklik uygulamalarının yanlış bilinen bilgilerin düzeltilmesinde ve derse yönelik olumlu tutum geliştirilmesinde fayda sağladığı ortaya çıkmıştır.
Öğretmen adaylarında çokkültürlü ve ayrımcılık karşıtı farkındalığın geliştirilmesi: Bir model önerisi
Bu araştırmanın amacı, öğretmen adaylarına çokkültürlü ve önyargı karşıtı farkındalık kazandırmak için uygulanan bir eğitim modelinin etkililiğini araştırmaktır. Araştırmada ön test-son test-izleme testi tek gruplu karma müdahale deseni kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından çokkültürlü ve ayrımcılık karşıtı eğitimin temel felsefesi dikkate alınarak geliştirilen; film izleme, haber analizi yapma, makale tartışması, çocuk kitaplarını inceleme gibi çeşitli öğretim stratejilerinin kullanıldığı model "müdahale" programı olarak 12 hafta boyunca ikişer saatlik oturumlar halinde uygulanmıştır. Çalışmada seçmeli olarak açılan derse gönüllü olarak katılan 21 okul öncesi öğretmen adayı yer almıştır. Çalışmanın nicel verileri, 21 okul öncesi öğretmen adayına ön test, son test ve izleme testi olarak uygulanan "Öğretmenler İçin Çokkültürlü Tutum Ölçeği", "Çokkültürlü Kişilik Ölçeği-Kısa Formu" ve araştırmacı tarafından Türkçeye uyarlanan " Çokkültürlü Farkındalık, Bilgi ve Beceri Anketi-Öğretmen Formu" ile elde edilmiştir. Uygulanan eğitim modeline ilişkin öğretmen adaylarının görüşlerini belirlemek amacıyla son test uygulamasında, modelle ilgili açık uçlu dört soru sorulmuştur. Açık uçlu sorulardan elde edilen veriler çalışmanın nitel kısmında kullanılmıştır. Araştırmanın nicel kısmında Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmış ve etki büyüklüğü hesaplanmıştır. Nitel verilerin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda uygulanan eğitim modelinin öğretmen adaylarının çokkültürlü tutumları, çokkültürlü farkındalık, bilgi ve becerileri ile çokkültürlü kişilik özelliklerinden sadece esneklik alt boyutunda anlamlı bir fark yarattığı görülmüştür. Nitel kısmında katılımcıların görüşleri "modelin uygulanması", "modelin katkıları" ve "modelin geliştirilmesi" olmak üzere üç tema altında yer almıştır. Sonuç olarak uygulanan eğitim modelinin öğretmen adaylarının çokkültürlü ve önyargı karşıtı farkındalık kazandırılmasında etkili olduğu ortaya çıkmıştır.
Üstün zekâlı kızlara yönelik hazırlanan genel ve akademik benlik algısı geliştirme programının etkililiği
Benlik; bireyin hayata geldiği ilk yıllardan itibaren, çevreyle girilen etkileşimler sonucu şekillenen devingen bir kavramdır. Bu kavrama yönelik geliştirilen otobiyografik yorumlar ise benlik algısını oluşturur ve bu oluşum, bir süreç içerir. Benlik algısı edinim süreci, var olan her birey için sağlam temellerle ilerlemesi gereken oldukça önemli bir süreç iken; bu süreç, sosyal-duygusal alanlarda aşırı duyarlılık gösteren üstün zekâlı bireylerde çok daha hassas bir şekilde ilerlemektedir. İlgili literatür ise; benlik algısı oluşturma aşamasında, üstün zekâlı kızların ereklere göre karşılaştıkları zorlukların daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu bilgilerden yola çıkarak yürütülen çalışmada ise toplam 16 üstün zekâlı kız öğrenci (8 kişi deney grubu-8 kişi kontrol grubu) ile çalışılmış ve deney grubuna; 8 oturum içeren bir benlik algısı geliştirme programı uygulanmıştır. Araştırmada ölçülmek istenen değişkenlere yönelik; Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Akademik Benlik Algısı Ölçeği, Bilimsel Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde; IBM SPSS Statistics Base 22.0 programı ile Mann-Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; uygulanan programın; deney grubunun genel ve akademik benlik algısı ön test ve son test puanlarında son test lehine anlamlı düzeyde farklılık oluşturduğu, bilimsel tutum puanlarında da son testte artış görüldüğü ancak bu artışın anlamlı düzeyde olmadığı belirlenmiştir.
İşbirlikli öğrenme modelinde kullanılan kavram haritalarının öğrencilerin asitler-bazlar konusundaki başarı ve tutumlarına etkisi
Kimya dersi öğretim programı, öğrencilerin kavramları ezberlemelerinin aksine, kavramlar arasındaki anlamsal ilişkileri belirleyerek kalıcı öğrenmelerini hedeflemektedir. Bu araştırma, İşbirlikli öğrenme yönteminin Öğrenci Takımları Başarı Bölümleri(ÖTBB) tekniğinde bir öğrenme aracı olarak kullanılan kavram haritalarının kimya dersinde kullanılmasının 10. sınıf öğrencilerinin "Asitler, Bazlar ve Tuzlar" konusunda başarılarına ve derse yönelik tutumlarına etkisini belirlemeyi amaçlamaktadır.2021-2022 eğitim-öğretim yılında Amasya'da bir lisede 80 öğrenci ile gerçekleştirilen çalışma eşitlenmemiş kontrol gruplu deneysel desen (nonequivalent control group design) ile yürütülmüştür. Deney grubunda (N=40) dersler "Asitler, Bazlar ve Tuzlar" konusunda ÖTBB'de kavram haritaları ile desteklenerek, kontrol grubunda (N=40) ise, mevcut kimya öğretim programına göre geleneksel öğrenme yöntemi kullanılarak işlenmiştir. Veriler; Asitler- Bazlar Başarı Testi (ABBT), Kimya Dersi Tutum Ölçeği (KDTÖ) ve Kavram Haritasına Yönelik Tutum Ölçeği (KHTÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Ayrıca sürece ilişkin öğrenci görüşleri ve gözlemci görüşleri alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, başarı açısından İşbirlikli öğrenme modelinde kavram haritası desteğiyle yürütülen dersler lehinde anlamlı bir farklılık olduğu sonucuna varılmıştır. Kimya dersine yönelik tutum ölçeği(KDTÖ) puanları incelendiğinde deney ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Kavram haritalarına yönelik tutum ölçeği(KHTÖ) puanları incelendiğinde de deney grubu ön test son test puanları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır.
Yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışmaya yönelik tutum ile kişilik özellikleri ve kendini damgalama ilişkisi
Bu araştırmada, kişilik özelliklerinin ve kendini damgalamanın yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışma tutumunu nasıl yordadığı incelenmiştir. Araştırmanın katılımcı grubu, 500 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama sürecinde Online ve Yüz Yüze Danışmaya Yönelik Tutum Ölçeği, Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi, Psikolojik Yardım Aramada Kendini Damgalama Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğrencilerin kişilik özelliklerine göre deneyime açıklık ve yumuşak başlılık boyutlarının çevrim içi psikolojik danışmaya olan değerlerini pozitif yönde yordamaktadır. Duygusal dengesizlik boyutu ise çevrim içi psikolojik danışmadan duyulan rahatsızlığı pozitif yönde, sorumluluk ise çevrim içi psikolojik danışmadan duyulan rahatsızlığı negatif yönde yordamaktadır. Ayrıca, duygusal dengesizlik, deneyime açıklık ve yumuşak başlılık boyutlarının yüz yüze psikolojik danışmaya olan değeri pozitif yönde yordadığı, duygusal dengesizliğin ise yüz yüze psikolojik danışmadan duyulan rahatsızlığı pozitif yönde yordadığı görülmüştür. Kendini damgalama puanları ise yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışmaya olan değeri negatif yönde yordarken, aynı şekilde yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışmadan duyulan rahatsızlığı pozitif yönde yordamaktadır. Cinsiyetle ilgili olarak, kadınların yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışmaya verdikleri değer puanlarının, erkeklerin ise yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışmadan duydukları rahatsızlık puanlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, daha önce psikolojik danışma alma durumu da yüz yüze ve çevrim içi psikolojik danışmadan duyulan rahatsızlık ve yüz yüze psikolojik danışmaya olan değeri açısından anlamlı farklar göstermektedir. Sonuçlar, literatür ışığında tartışılmış ve araştırmacılara ve alandaki çalışanlara öneriler sunulmuştur.
"0-6 yaş" çocuğu olan ailelerin özellikleri ve toplumsal cinsiyet temelli yaşadıkları sorunlar: Çözüme yönelik eğitim programının hazırlanması
Aile yaşam döngüsünün küçük çocuklu ve okul öncesi çocuklu ailelerin yer aldığı evrelerinde, ebeveynlerin çocuk bakımı ve ev içi faaliyetlerin yapılması noktasında toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle sorunların yaşandığı ve bu sorunların aileyi mikro ve makro düzeyde etkilediği bilinmektedir. Bu açıdan düşünüldüğünde bu çalışma, çocukları 0-6 yaş aralığında olan ailelerin toplumsal cinsiyet temelli yaşadıkları sorunların çözümüne yönelik aile yaşantısı eğitimi programının geliştirilmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmada betimsel ve deneysel yöntemler bir arada kullanılmıştır. Betimsel boyutta, 0-6 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlerin ev içi ve çocuk bakımı faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinde toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarını belirlemek amacıyla "0-6 Yaş Çocuğu Olan Ebeveynlerin Toplumsal Cinsiyet Rollerine İlişkin Tutum Ölçeği" ev içi sorumluluk paylaşımını belirlemeye yönelik ise "0-6 Yaş Çocuğu Olan Ebeveynlerin Ev İçi Rol ve Sorumluluk Paylaşımı Ölçeği" geliştirilmiştir. Araştırmanın deneysel boyutunda ise 0-6 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlerin toplumsal cinsiyet temelli sorunlarına ilişkin farkındalık kazandırmak, sorunlarla başetmeye yönelik bilgi düzeylerini artırmak, ile tutum ve davranış değişikliği yaratmak amacıyla "0-6 Yaş Çocuğu Olan Ailelerin Toplumsal Cinsiyet Temelli Sorunlarının Çözümüne İlişkin Aile Yaşantısı Eğitimi Programı" geliştirilmiştir. Çalışmada "Ön Test- Son Test Kontrol Gruplu Desen" kullanılmış, 16 ebeveynden oluşan deney (8 anne- 8 baba) ve kontrol (8 anne- 8 baba) grupları oluşturulmuştur. Aile Yaşantısı Eğitim Programına başlamadan önce deney ve kontrol gruplarına ön test uygulanmış, ardından deney grubuna 7 haftalık eğitim verilmiş ve eğitim sonrasında her iki gruba da son test uygulanmıştır. Deneysel işlemin etkililiği iki faktörlü ANOVA testi ile incelenmiştir. Deneysel işlemin etkililiğinin sınandığı çalışmanın deneysel boyutuna ilişkin elde edilen veriler incelendiğinde; çalışma kapsamında hazırlanan 0-6 Yaş Çocuğu Olan Ailelerin Toplumsal Cinsiyet Temelli Sorunlarının Çözümüne İlişkin Aile Yaşantısı Eğitim Programı'nın deney grubunda yer alan ebeveynlerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarına ve ev içi sorumluluk paylaşımlarına etkisinin olduğu sonucuna varılmıştır. Elde edilen bulgular, konu ile ilgili alan yazın çerçevesinde tartışılmış ve 0-6 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlere, ailelere, aileye hizmet veren tüm kurum kuruluşlara ve sosyal politika geliştiren birimlere ve araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.
Ailede anababa tutum ve davranışına etki eden faktörlerin araştırılması
Bu araştırma ana-baba tutum ve davranışı ile ailenin birlik ve değişime uyum yeteneği arasındaki ilişkiyi belirlemek, sosyoekonomik ve demografik faktörlerin aile işlevlerine uyum, tutum ve davranışlar üzerindeki etkisini incelemek amacı ile planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma kapsamına Ankara ilinin merkez ilçelerinden tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilen 0-6 yaş grubunda sağlıklı en az bir çocuğu bulunan ve birlikte yaşayan 450 aile dâhil edilmiştir. Araştırma verileri; ana-babaların ebeveyn olarak tutum ve davranışlarını belirlemede Ana-Baba Tutum ölçeğinin, aile içi ilişkilerdeki işlerliği belirlemek için de Aile Birliği ve Değişime Uyum Yeteneği ölçeğinin ve ailelere ilişkin sosyoekonomik ve demografik bilgilerin yer aldığı anket formu ile toplanmıştır. Ailelerden elde edilen veriler SPSS 26 ve R programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde normallik dağılımının tespiti için uygulanan Kolmogorov–Smirnov testi sonucu verilerin normal dağılmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle non-parametrik testlerden; iki değişkenli testler için Mann–Whitney U testi, bağımlı ve bağımsız değişkenlerin analizi için Kruskal-Wallis Testi, iki bağımlı değişken için Friedman testi ve değişken tespiti için Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ikamet edilen ilçenin sosyoekonomik düzeyi yükseldikçe ebeveynlerin serbest ana-baba tutumuna, baba yaşı arttıkça ihmalkâr ve otoriter ana-baba tutumuna, çocuk sayısı fazla olan ve küçük yaşta çocuğu olanların aşırı koruyucu ana-baba tutumuna sahip oldukları bulunmuştur (p<0,05). İkamet edilen ilçenin sosyoekonomik düzeyi yükseldikçe aile işlevlerindeki birlik ve değişime uyum yeteneğinin kaotik olduğu, hane halkı toplam gelirinin artması ile dengeli uyum gösterdikleri saptanmıştır. Aile işlevlerindeki birlik ve değişime uyum yeteneği ile algılanan gelir düzeyi arasında istatistiksel olarak da anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,05). Demokratik ana-baba tutumuna sahip olan ailelerde aile işlevlerinin gerçekleştirilmesinde dengeli birlik, otoriter ana-baba tutumuna sahip ailelerde ise dengeli esnek bir aile birliği ve uyumunun olduğu saptanmıştır. Ana-baba tutumları ile aile işlevleri açısından aile birliği ve değişime uyum yeteneği arasında istatistiksel olarak da anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05).
Mühendislik tasarım temelli matematik etkinliklerinin ortaokul öğrencilerinin akademik başarı ve tutumlarına etkisi
Sınıfta matematik öğretimi, çocukların matematiği öğrenmesi için destekleyici bir öğrenme ortamı ile öğrenmeyi teşvik eden besleyici süreç ve stratejiler sağlayan fırsatlar yaratılmasını gerektirmektedir. Bu fırsatlardan birisi de mühendislik tasarım döngüsü ile sağlanabilmektedir. Mühendisliğin fen, teknoloji ve matematik disiplinlerinin birbirine bağlanmasında nasıl rol oynayabileceğini gösteren araştırmaların artışına rağmen matematik, diğer disiplinlere göre bu konuda daha arka planda kalmıştır. Bu noktadan hareketle bu çalışmada Mühendislik Tasarım Temelli Matematik Etkinliklerinin, ortaokul öğrencilerin akademik başarısı, matematik dersine yönelik tutumları ve Mühendislik Tasarım Temelli Matematik Etkinlikleri uygulamasına yönelik görüşlerine etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmanın nicel verileri nitel verilerle desteklenmiştir. Araştırmanın katılımcıları Tokat ilinde bir ortaokulda öğrenim görmekte olan 21 deney ve 17 kontrol olmak üzere 38 yedinci sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Akademik Başarı Testi, Görüş Formu, Matematiğe Yönelik Tutum Ölçeği, gözlem ve görüntü kaydı ile toplanmıştır. Araştırma kapsamında üç adet Mühendislik Tasarım Temelli Matematik Etkinliği tasarlanmış ve deney grubuna uygulanmıştır. Araştırma sonuçları Mühendislik Tasarım Temelli Matematik Etkinliği uygulamasının, öğrencilerin akademik başarılarına olumlu etkisinin olduğunu göstermiştir. Ancak araştırma sonucunda öğrencilerin matematiğe yönelik tutum puanları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Ayrıca öğrencilerin çoğunlukla, uygulamanın Matematik dersine yönelik görüşlerini olumlu yönde etkilediğini ve uygulamayı çoğunlukla eğlenceli, ilgi çekici, merak uyandırıcı buldukları sonucuna ulaşılmıştır.
Okul yöneticilerinin bilgisayar kullanımına dair tutumları ve öğretimde bilgisayar kullanımını yönlendirme düzeylerini
Bilgisayarın eğitim kurumlarında sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için eğitim kurumlarında görev yapan yöneticilerin bilgisayara karşı olumlu bir tutuma sahip olmaları gerekmektedir. Ayrıca gelişen ve değişen dünyada hızla ilerleyen teknolojinin okullara da aynı hızda transferinin sağlanabilmesi için, okul yöneticilerinin teknoloji lideri olup, öğretmenlere teknolojinin okullarda sağlıklı bir şekilde kullanılması adına liderlik ve rehberlik etmelidir. Bu çalışmanın amacı, okullarda görev yapan yöneticilerin, bilgisayar öğrenmeye yönelik tutumları ve öğretmenleri bilgisayar kullanmaya yönlendirme düzeylerini incelemektir. Bu çalışmanın evrenini İstanbul İl Milli Eğitim Müdürülüğü, örneklemini ise Bakırköy, Bahçelievler ve Küçükçekmece ilçelerinde görev yapan 119 yönetici ve 210 öğretmen oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak, okul yöneticilerine bilgisayar tutum ölçeği (Deniz, 2004) ve öğretmenleri öğretim faaliyetlerinde bilgisayar kullanımını yönlendirme düzeyi ölçeği (Sezer, 2011), öğretmenlere; yöneticilerin öğretmenleri öğretim faaliyetlerinde bilgisayar kullanımını yönlendirme düzeyi algısı ölçeği (Sezer, 2011) ile anketler kullanılmıştır..Veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Ölçek verileri T-testi ve tek yönlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir.Yapılan analizler sonucunda cinsiyet ve mesleki kıdem değişkenleri temel alındığında okul yöneticilerinin tutumları arasında anlamlı farklılık görülmüştür. Okul yöneticileri kendilerini, teknolojiyi öğrenim ortamında kullanmaya yönlendirme düzeyleri bakımından, öğretmenlere oranla kendilerini çok daha yüksek düzeyde görmüşlerdir. Yöneticilerin mesleki kıdemi artıkça bilgisayar kullanımına yönelik yönlendirme düzeyleri artmaktadır. Ayrıca bilgisayar kursuna giden yöneticiler, gitmeyenlere nazaran kendilerini bilgisayarı öğrenim ortamında kullandırma konusunda daha etkin görmüşlerdir, bilgisayar kursuna giden öğretmenlerin algısı da bu yöndedir. Anahtar Sözcükler: 1. Okul Yöneticileri, 2. Bilgisayar Kaygısı, 3. Bilgisayara Yönelik Tutum, 4. Liderlik, 5. Yönlendirme
Anne-babası boşanmış ve boşanmamış çocukların depresyon belirtilerinin anne-baba tutumları açısından incelenmesi
Çocukların gelişim sürecinde ilişki kurduğu kişilerin büyük bir önemi vardır. Anne-babalar, tutum ve davranışları ile çocuklarının en önemli rol modelleri ve bilgi kaynaklarıdır. Bu nedenle ebeveynlerin tutumları, davranışları ve kullandıkları yöntemler çocukların kişiliklerinin oluşmasında, olumlu sosyal ilişkiler kurmasında ve toplum içerisinde sağlıklı bir birey olarak yer almasında belirleyici bir husustur. Boşanmanın pasif katılımcısı olan çocukların boşanma sürecini olumlu ya da olumsuz yaşamalarında anne-baba tutumları oldukça etkilidir. Çocukları sosyolojik ve psikolojik olarak gelişmeleri boşanma ile olumsuz yönde etkilenir. Çalışmamızda ise boşanma faktörüne göre ebeveynlerin anne baba tutumlarının çocukluk çağı depresyonuna etkisi incelenmiştir. Bu amaçla 200 deneğe ( 105 erkek, 95 kız) Anne Baba Tutum Ölçeği, Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği ve araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Korelasyon hesaplamaları ANOVA ve Örneklem T Testi kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında boşanmış ailelerin boşanmamış ailelere göre demokratik tutum ortalamaları düşük, otoriter ve koruyucu tutum ortalamaları yüksek çıkmıştır. Ayrıca boşanmanın çocuklarda depresyon düzeyini arttırdığı bulunmuştur. Otoriter anne-baba tutum ortalamaları artıkça depresyon ortalamasının arttığı gözlenmiştir.
Çocuk saldırganlığına yönelik anne baba tutum ölçeği
Günümüzde saldırganlık ve şiddetin tüm dünyada ve ülkemizde her geçen gün artış gösterdiği yazılı, görsel ve dijital medya aracılığıyla ortaya koyulmaktadır. İnsan yıkıcılığının bireysel ve toplumsal bağlamda ortaya çıktığı; savaş, salgın hastalıklar, doğanın tahrip edilmesi, kadına, çocuklara, hayvanlara yönelik şiddet, ayrımcılık ve zorbalık gibi durumlar saldırganlığın kökenlerini araştırmayı ve bu konuda önleyici çalışmalar yapmayı önemli kılmaktadır. Alanyazında şiddet ve saldırganlığın sebeplerini ortaya koyan bilimsel araştırmalar incelendiğinde, anne ve baba tutumlarının çocuk saldırganlığı üzerinde önemli bir etkisi olduğuna dair çeşitli bulgulara rastlanmaktadır. Saldırganlık ve anne baba tutumları üzerine araştırma yapabilmek adına çeşitli ölçme araçları incelendiğinde, bu iki konuyu ayrı ayrı değerlendiren ölçekler olmasına karşın, çocuk saldırganlığı karşısında anne ve babaların nasıl tepkiler verdiğini bir arada inceleyen bir ölçeğe rastlanamamıştır. Bu bağlamda, araştırmanın temel amacı çocuk saldırganlığına yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Ölçeğin teorik alt yapısı psikanalitik kurama dayanamaktadır. Ölçek geliştirme sürecinin geçerlik ve güvenirlik analizleri çatısı altında; kapsam geçerliği, yapı geçerliği ve ölçüt geçerliği; güvenirlik analizleri kapsamında ise; iç tutarlılık kat sayıları (cronbach alpha) hesaplanmış ve test tekrar test uygulaması yapılmıştır. Açımlayıcı, doğrulayıcı faktör analizleri ve test tekrar test uygulaması toplam 1048 kişiden oluşan üç farklı örneklem üzerinde gerçekleştirilmiştir. Yapı geçerliği kapsamında uygulanan açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri sonucunda 5 faktörden ve 36 maddeden oluşan bir ölçek ortaya çıkmıştır. Ölçeğin geneline ait güvenirlik katsayısı olan cronbach alpha değeri .80 olarak bulunmuştur. Ölçeğin alt boyutlarına ait iç tutarlılık kat sayıları ise; Saldırgan Tutum: Sözel/Eylemsel için .81, Kapsayıcı Tutum için .88, Doyum Odaklı Tutum için .73, Çöken Tutum için .76 ve 2 son olarak Katı/Kuralcı Tutum için .80 olarak tespit edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda ortaya çıkan uyum iyiliği indekslerinin; χ2/Sd (1715.47/584) = 2.93, IFI=.95, NFI=.93; CFI=.95; SRMR: .066; RMSEA=.058 değerlerine sahip olduğu gözlenmiştir. Ölçüt geçerliği kapsamında ölçeğin, Kapsayıcı İşlev Ölçeği (KİÖ) ile olan ilişkisini değerlendirek için Pearson Korelasyon analizi uygulanmış ve her iki ölçeğin alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. Ölçeğin farklı uygulamalardaki kararlılığını ölçen test tekrar test uygulamasında tutarlı sonuçlar elde edilmiştir. Tün bu veriler ışığında Çocuk Saldırganlığına Yönelik Anne Baba Tutum Ölçeği'nin iyi düzeyde psikometrik özelliklere sahip ve geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: Saldırganlık, anne baba tutumları, çocuk yetiştirme, ölçek geliştirme, yaratıcılık, davranım problemleri
Gastronomi turizmi kapsamında Antakya sokak lezzetleri ve sokak lezzetlerine ilişkin paydaş görüşleri
Geçmişten günümüze kadar büyük bir öneme sahip olan mutfak kültürü, günümüzde gastronomi kavramı olarak çok daha fazla öne çıkmaktadır. Gastronomi kavramı çoğunlukla, güzel yemek pişirmek ve lezzetli ürünler ortaya çıkarmak olarak bilinse de bulunduğu bölgenin tarihi ve kültüründen de izler taşımaktadır. Gastronomi açısından zengin bir kültürel mirasa sahip olan ülkemizin UNESCO (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) tarafından gastronomi dalında "Yaratıcı Şehirler" ağına üç şehri dâhil edilmiştir. Bu şehirler (Gaziantep, Hatay, Afyonkarahisar) birbirinden eşsiz lezzetleri ile listede kendilerine yer bulmaktadır. Bu şehirlerden birisi olan Hatay; birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olması ile oluşan dini ve kültürel zenginliği ve doğal güzelliklerinin de etkisiyle geçmişten günümüze kadar ulaşmış köklü bir mutfak kültürüne sahiptir. Hatay ili üzerine yapılan literatür taramasında mutfak kültürü, yöresel yiyecek ve içecekler, UNESCO gastronomi şehri, dini ve etnik yapıların Hatay gastronomi üzerindeki etkisi vb. birçok konuda çalışmalara rastlanmıştır. Fakat literatür taramasında, ana konusu Hatay sokak lezzetleri üzerine olan herhangi bir bilimsel çalışmaya rastlanılmamıştır. Literatürdeki bu boşluğu tamamlamak için yola çıkılan bu araştırmanın amacı Hatay iline ait sokak lezzetlerini araştırmak, sokak lezzetlerine ilişkin yerel halk, seyyar sokak lezzeti satıcıları ve gastronomi paydaşlarının görüş ve algılarını ortaya koymaktır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak karma (nicel ve nitel) yöntem kullanılmış olup, ilgili veriler yerel halk, seyyar sokak lezzeti satıcıları ve gastronomi paydaşlarından toplanan veriler üçgenleme (Triangulation) yöntemi ile değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin değerlendirmeler sonucunda Hatay Sokak lezzetlerinin her yaştan insana hitap ettiği ve lezzetiyle ön plana çıktığı sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra seyyar sokak yemeği satıcıları, gastronomi paydaşlarına ve yerel halka göre sokak lezzetleri Antakya için kültürel bir miras olarak görülmektedir. Öne çıkan üç Antakya Sokak lezzetleri, Antakya Simidi, Haytalı ve Şam tatlısı olduğu sonucunu ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra sokak lezzetlerin ürün-fiyat algısının katılımcılar tarafından iyi yönde olduğu ve ödenen paraya değer olduğu görülmüştür. Diğer yandan araştırma sonucunda katılımcılar, sokak lezzetlerinde hijyen ve güvenlik konusunda kararsız kalmıştır. Bir başka tespit edilen bulgu ise sokak lezzetlerine karşı hissedilen duygunun insanların yaşına ve medeni durumuna göre anlamlı yönde değiştiğidir. Buna göre sokak lezzetleri gençler tarafından daha çok tercih edilmekte ve tüketilmektedir. Hijyen konusunda gerekli olan hijyen, müşteri ilişkileri vb. eğitimlerin verilmesi sokak lezzetlerinin ayrıca tadının, kalitesinin ve sunuş tarzının standart hale getirilmesi, seyyar sokak lezzeti satıcıları, arabaları ile stantlarının mesleğe özgü şekilde giydirilmesi sokak lezzetlerinin sürdürülebilirliği açısından önem arz etmektedir
An investigation of gender role attitudes, coping strategies and psychological well-being of university students
The aim of this study was to investigate the relationship between gender role attitudes, coping strategies, and psychological well-being levels of university students, and examine the possible moderator effect of coping strategies in the relationship between gender role attitudes and psychological well-being. The sample of this study consisted of 273 university students attending various universities in Turkey. The data were collected by using the Gender Roles Attitude Scale, Revised COPE Inventory, and Scales of Psychological Well-being. Correlation, independent sample t-test and hierarchical multiple regression were conducted. Results revealed that egalitarian role attitudes predicted psychological well-being level of university students while traditional role attitudes did not predict psychological well-being. It was also found that the level of psychological well-being was predicted by all of the subdimensions of coping strategies. The results of the moderation analyses showed no moderating effect of coping strategies in the relationship between gender role attitudes and psychological well-being level of university students. Results and limitations of the study were discussed, and recommendations for future research are highlighted.
Başa çıkma tutumları, belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişki: COVID-19 sürecine özgü bir çalışma
Amaç: Bu çalışmanın amacı, bireylerin başa çıkma tutumları, belirsizliğe tahammülsüzlükleri ve psikolojik belirtilerin ilişkisini Covid-19 süreci içerisinde incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 370'i kadın ve 205'i erkek olmak üzere toplam 575 yetişkin katılımcı dahil edilmiş olup yaş ortalaması 32.10±11.54'tür. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Veri analizinde Bağımsız Gruplar T Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Korelasyon ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemin çoğunluğunu kadın (%64.3), evli olmayan (%56.2), ekonomik durumu orta düzeyde (%67.5) ve sağlık sigortası olan (%90.4) bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların çoğunun hane halkından biri Covid-19 tanısı almamış (%89) ya da bu nedenle yakın kaybı yaşamamıştır (%85.2); ayrıca, büyük çoğunluğu evinde kişisel alana sahip (%85.9) olup çoğunluğunun hanesinde risk grubu (%84.3), 65 yaş üzeri (%64.2) ya da kronik hastalığı olan (%71.8) kişiler bulunmamaktadır. Sonuçlarımız, belirsizliğe tahammülsüzlüğün işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarını yordadığını; belirsizliğe tahammülsüzlük ve işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarının ise psikolojik belirtileri yordadığını göstermektedir. Aynı zamanda bu değişkenler sosyodemografik özelliklerle ve pandemi ile ilişkili tutumlarla ilişkili bulunmuştur. Sonuç: Belirsizliğe tahammülsüzlüğü yüksek olan bireylerin işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarına yönelme eğiliminde oldukları; Covid-19 sürecinde belirsizliğe tahammülsüzlüğü yüksek olan ve işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarına yönelen bireylerde psikolojik belirtilerin görülme sıklığının daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Bireylerin duruma yönelik algıları, belirsizliğe tahammülsüzlükleri, başa çıkma tutumları ve psikolojik faktörler salgınları yönetme stratejilerinin başarısında kritik bir öneme sahiptir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Pandemi, Belirsizliğe Tahammülsüzlük, Başa Çıkma Tutumları, Psikolojik Belirtiler
Diyabet hastalarında geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları kullanım durumu ve belirleyici faktörler
Amaç: Bu çalışma diyabet hastalarının GETAT uygulamaları kullanım durumlarını ve bunda etkili olan faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel ve prospektif tipte bir çalışmadır. Çalışma Aralık 2021-Ağustos 2022 tarihleri arasında Şanlıurfa Harran Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği ve Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 244 diyabet hastası ile yapılmıştır. Veriler "Anket Formu" ve Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Hastaların herhangi bir sebeple GETAT kullanım oranı %48,36, diyabet tedavisi için GETAT kullanım oranı %38,52'dir. En sık fitoterapi uygulaması kullanılmıştır. GETAT hakkında bilgi sahibi olma, ek hastalık varlığı ile GETAT kullanımı arasında istatiksel açıdan anlamlı ilişki vardır (p<0,005). Diyabet tedavisinde GETAT kullanma ile alt ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,005). Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen verilere göre çoklu hastalığı olan bireylerin tedavide alternatif uygulamalara yöneldiği saptanmıştır. Bu nedenle bu hastalara daha bütüncül yaklaşılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda bitkisel ürün kullanımı çok yaygın olduğundan bu konuyla alakalı çalışmaların artırılması hasta tatmini, tedavi etkinliği açısından önem teşkil etmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Geleneksel ve Tamamlayıcı ve Tıp, Alternatif Tıp, GETAT Tutum Ölçeği
Yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyete bozukluğu semptomları; algılanan ebeveyn ilişkisi ve bilişötesi farkındalık olgularının birbirleriyle olan ilişkilerinin değerlendirilmesi
Bu araştırmada; yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyete bozukluğu semptomları çalışmanın konusu olarak belirlenmiştir. Bu konuya bağlı olarak da yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite ile yaygın anksiyete bozukluğu semptomları arasındaki ilişkinin, algılanan ebeveyn ilişkisi ve bilişötesi farkındalık olgularıyla değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Denizli Pamukkale Üniversitesinin Eğitim Fakültesinde öğrenim gören farklı bölümlerden 501 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında; "Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği", "Yaygın Anksiyete Bozukluğu testi-7" "Algılanan Ebeveyn İlişkisi Tutumu Algısı Ölçeği" ve "Bilişötesi Farkındalık Envanteri" kullanılmıştır. Katılımcıların demografik verilerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların dikkat eksikliği puan ortalaması 20.77 ve hiperaktivite puan ortalamaları 20.78 bulunmuştur. Sosyal bilimler öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlerin, matematik öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlere oranla dikkat eksiklikliklerinin olduğu düşüncesine daha fazla sahip oldukları görülmüştür. Sınıf öğretmenliği ve sosyal bilimler öğretmenliğinde öğrenim görenlerin yaygın anksiyetiye bozukluğu puanları bilgisayar ve öğretim teknolojileri ve okul öncesi öğretmenliği bölümlerinde öğrenim görenlere oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bilişötesi farkındalığın hata ayıklama alt boyutunda bilgisayar ve öğretim teknolojileri bölümünde öğrenim görenlerin puanları okul öncesi öğretmenliğinde öğrenim görenlere oranla anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca hata ayıklama alt boyutunda dördüncü sınıfta öğrenim görülenlerin puanları birinci sıradakilere oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Korelasyon analizleri sonucunda, hiperaktivite ile yaygın anksiyetiye, dikkat eksikliği ve bilişötesi farkındalık envanterinin işlemsel bilgi alt boyutu arasında pozitif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Bilişin bilgisi alt boyutu ile ilgisiz, koruyucu, demografik anne tutum algısı arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon, koruyucu baba tutumu arasında pozitif yönde çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Bilişin düzenlenmesi alt boyutu ile ilgisiz, koruyucu anne tutumu arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi olduğu görülmüştür. Bilişötesi farkındalık envanteri ile ilgisiz ve demogratik anne tutumu arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Dikkate eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyetiye bozukluğu, algılanılan ebeveyn ilişkisi, bilişötesi farkındalık
Ergenlerde teknoloji bağımlılığının anne-baba tutumları ve duygusal zekâ ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı ergenlerde teknoloji bağımlılığının anne-baba tutumları ve duygusal zekâ ile ilişkiselliğini saptamaktır. Çalışmaya dahil edilen her bir katılımcı kişisel bilgilerini toplamak amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği (TBÖ), Bar-On Duygusal Zekâ Ölçeği (Çocuk ve Ergen Formu) ve Anne-Baba Tutum Ölçeğini doldurmuştur. Verilerin analizinde SPSS 22.00 programından yararlanılmıştır. Sonuçlar; % 95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın örneklemini gönüllü 1183 kadın ve 817 erkek olmak üzere toplam 2000 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada teknoloji bağımlılığı ve sosyal ağ kullanma, anlık mesajlaşma, web siteleri kullanma, çevrimiçi oyun oynama ile anne-baba tutumu içerisinde yer alan kabul/ilgi boyutu ve denetim alt boyutlarından alınan puanlar arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Teknoloji bağımlılığı ile duygusal zekâ alt boyutlarından bireyiçi, bireylerarası, uyum, stres yönetimi ve genel ruh hali arasında anlamlı düzeyde ve negatif bir ilişki tespit edilmiştir. Anne-baba tutum ölçeğindeki denetim alt boyutu ile duygusal zekâ pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ek olarak cinsiyet ile duygusal zekâ düzeyleri arasında anlamlı bir farklılaşma saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anne baba tutumu, duygusal zekâ, ergenlik dönemi, teknoloji bağımlılığı
Üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet tutumları ve cinsel işlev düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile cinsel işlev düzeyleri arasındaki ilişkinin bazı demografik değişkenler açısından incelemesini amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, yaşları 18-27 arasında değişen 368 üniversite öğrencisine Sosyo-demografik Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutum puanların ortalamasının 162,37±19,59 olduğu görülmüştür. Bu sonuç, üniversite öğrencilerinin, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutumlara sahip olduklarını göstermektedir. Araştırmada öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının; cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, yaşamın çoğunun geçtiği yer, anne eğitim düzeyi ve baba eğitim düzeyi değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmektedir. Katılımcıların cinsel işlev düzeylerinin; cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyine göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülmüştür. Araştırmada üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ve cinsel işlev düzeyleri arasında düşük düzeyde anlamlı bir korelasyonel ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutumlar arttıkça cinsel işlev düzeylerinin yükseldiği görülmektedir. Araştırmanın, bundan sonraki toplumsal cinsiyet ve cinsel işlev üzerine yapılacak çalışmalara kaynak oluşturması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyet Rolleri, Cinsellik, Cinsel İşlev
Annelerin çocukluk çağı olumsuz yaşantılarının ebeveynlik tutumlarına etkisinde, duygusal zekâlarının aracı rolü
Bu çalışmada annelerin kendi çocukluk dönemlerinde karşılaşmış oldukları olumsuz yaşantıların, ebeveynlik tutumlarına etkisinin ne şekilde ortaya çıktığı araştırılırken, duygusal zekânın bu tutumlar üzerindeki aracı rolünün belirlenmesi amacıyla betimleyici ve ilişkisel araştırma modeli kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini Trabzon ilinde ikamet eden 419 anne oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları; Kişisel Bilgi Formu, Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği, Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu ve Duygusal Zekâ Ölçeği olarak belirlenmiştir. Tüm ölçeklerin; katılımcıların eğitim durumlarına, çalışma durumlarına, gelir durumlarına, sahip oldukları çocuk sayılarına, anneleri ve babalarıyla olan ilişkilerine ve annelerinin ve babalarının disiplin biçimine göre incelendiğinde farklılaştıkları görülmektedir. Çalışmanın sonucunda annelerin çocukluk dönemi örselenme yaşantısı ile ebeveynlik tutumları arasında duygusal zekânın koruyucu rol oynamakta olduğu sonucuna kısmen ulaşılmıştır. Annelerin çocukluk dönemi örselenme yaşantısı arttıkça olumsuz ebeveyn tutumları arttığı, demokratik ebeveyn tutum puanlarının azaldığı ve aynı zamanda duygusal zekâ puanlarının da azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Annelerin eğitim durumları arttıkça demokratik tutum sergileme ve duygusal zekâ puanlarının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlara ek olarak; kendi ebeveynleri ile soğuk ebeveyn ilişkisi yaşayan annelerin olumsuz ebeveyn tutum (aşırı koruyucu, aşırı baskıcı/disiplinli) puanlarının artmakta demokratik ebeveynlik tutum puanlarının azalmakta olduğu, kendi ebeveynleri tarafından olumlu disiplin biçimi (yapıcı/ödüllendirici) uygulanan anneler, olumsuz disiplin biçimi (aşırı katı/cezalandırıcı, katı ve serbest/aşırı serbest) uygulanan annelere göre daha fazla olumlu ebeveyn tutumu (demokratik ebeveynlik tutumu) göstermekte olduğu sonuçlarına ulaşılmamıştır.