Intervertebral disc displacement
73 theses under this subject heading
Lomber disk herniasyonu olan hastalarda spinal mobilizasyon uygulamalarının radyolojik bulgular ve fonksiyonel düzey üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; Lomber Disk Herniasyonu (LDH) olan hastalarda spinal mobilizasyon uygulamalarının herniasyon mesafesi, disk yüksekliği ve faset eklem mesafesi gibi radyolojik bulgular, fonksiyonel düzey, ağrı, yaşam kalitesi, psikolojik faktörler, spinal postür, esneklik ve eklem hareket açıklığı üzerine etkisinin belirlenmesiydi. Çalışmaya LDH tanısı konmuş 32 (26 erkek, 6 kadın) hasta dahil edildi ve rastgele iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna (n=16, yaş 38,31±9,21 yıl) haftada 2 seans olmak üzere 5 hafta toplam 10 seans stabilizasyon egzersizleri uygulandı. Müdahale grubuna (n=16, yaş 39,81±9,45yıl) ise stabilizasyon egzersizlerine ek olarak Anterior-Posterior Lumbal Spinal Mobilizasyon, Lumbal Spinal Rotasyonel Mobilizasyon ve Lumbal Fleksiyon Pozisyonunda Eklem Mobilizasyonunu içeren lomber spinal mobilizasyon uygulamaları yapıldı. Tüm hastaların demografik bilgileri kaydedilerek, manyetik rezonans görüntüleme ile herniasyon mesafesi, disk yüksekliği ve faset eklem mesafesi tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirildi. Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi (OBAEA), Bel Performans Skalası (BPS), Visual Analog Skala (VAS), McGill-Melzack Ağrı Anketi, Nottingham Sağlık Profili (NSP), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), Katastrofik Ağrı Ölçeği (KAÖ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ), Lomber eklem hareket açıklığı, Düz Bacak Kaldırma (DBK), Otur Uzan Testi, Lateral Eğilme Testi, Statik ve Dinamik Endurans tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedaviden 3 ay sonra değerlendirildi. Grup içi analizlerde hem müdahale grubunda hem de kontrol grubunda tedavi sonrası herniasyon mesafesi azaldı (p<0.05), faset eklem mesafeleri arttı (p<0.05), OBAEA ve BPS değerleri azaldı (p<0.05), VAS, McGill-Melzack Ağrı Anketi, KAÖ ve NSP değerleri azaldı (p<0.05), lomber eklem hareket açıklığı, DBK, Otur uzan testi, statik ve dinamik endurans değerlerinde artma tespit edildi (p<0.05). Müdahale grubunda disk yüksekliği artma (p<0.05), HADÖ ve TKÖ değerlerinde azalma tespit edilirken (p<0.05), kontrol grubunda bir değişiklik tespit edilmedi (p>0.05). Bu çalışmada spinal mobilizasyon uygulamalarının LDH olan hastalarda herniasyon mesafesinde azalmaya, disk yüksekliğinde ve faset eklem mesafesinde artışa, fonksiyonel durum, ağrı, yaşam kalitesi, psikolojik faktörler, eklem hareket açıklığı, esneklik, statik ve dinamik endurans üzerinde olumlu etkilerinin olduğu belirlendi. Sonuç olarak LDH tedavisinde klinikte yoğun kullanılan stabilizasyon egzersizlerine ek olarak uygulanan spinal mobilizasyonun radyolojik bulgular ve fonksiyonel düzey üzerine daha büyük etkiye sahip olduğu ve klinikte ek olarak uygulamanın yararlı olacağı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Lomber disk herniasyonu, manuel terapi, mobilizasyon, manyetik rezonans görüntüleme, ağrı.
Servikal disk hernili bireylerde kassal enduransın ağrı, boyun farkındalığı ve kinezyofobi ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma servikal disk hernili bireylerde servikal, gövde, üst ekstremite ve skapular bölge kassal enduransının ağrı, boyun farkındalığı ve kinezyofobi ile ilişkisini araştırmak amacıyla planlandı. Bu amaçla çalışmaya 18-65 yaş arasında, istirahat boyun ağrısı Görsel Analog Skalası'na (GAS) göre 2 ve üzeri olan, servikal disk hernisi tanısı almış 36 birey dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri kaydedilerek, kas iskelet sistemi değerlendirmeleri yapıldı. Bireylerin servikal, skapular bölge, üst ekstremite ve gövdede bulunan 9 kas/kas grubuna yönelik endurans testleri uygulandı. Ağrı şiddeti dinlenme, gece ve aktivite sırasında GAS ve Boyun Özür Anketi (BÖA), boyun farkındalığı Fremantle Boyun Farkındalık Anketi (FreBFA) ve Servikal Eklem Pozisyon Hissi Hata Testi (SEPHHT), vücut farkındalığı Vücut Farkındalık Anketi (VFA), hareket korkusu ise Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin yaş ortalaması 41,58±11,25 olarak bulundu. Bireylerin dinlenme ve aktivite GAS değerleri ve BÖA skorları ile servikal bölge, skapular bölge, üst ekstremite ve gövdede değerlendirilen belirli kasların enduransı arasında negatif yönde, zayıf-orta kuvvette istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). Boyun farkındalığı değerlendirmelerinden SEPHHT ve FreBFA skorları ile servikal fleksör, gövde fleksör ve ekstansör, skapular bölge ve üst ekstremite kaslarının enduransı arasında negatif yönde, zayıf-orta kuvvette ilişkiler tespit edildi (p<0,05). Çalışma kapsamında değerlendirilen kasların enduransı ile TKÖ ve VFA skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olmadığı belirlendi (p>0,05). Çalışma sonuçları; servikal disk hernili bireylerde boyun ağrısı ve boyun özür düzeyinin artması, boyun farkındalığının azalması gibi sorunlarla baş edilmesinde servikal bölge kaslarının yanı sıra üst ekstremite, skapular bölge ve gövde kaslarının enduransının da önemli rol oynadığını göstermektedir.
Lumbal disk hernisi cerrahisi sonrası rehabilitasyon sürecinde kinezyolojik bantlamanın ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı, lumbal disk cerrahisi sonrası ağrının azaltılması ve fonksiyonelliğin korunmasında kinezyo bandın etkili ve güvenilir bir uygulama olup olmadığı belirlemek ve rehabilitasyon sürecine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü tek kör deneysel tipte olan araştırma Ekim 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında randomizasyon ile belirlenen lumbal disk hernisi ameliyatı geçirmiş 80 hasta alındı. Veriler tanıtıcı bilgiler formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Oswetry Engellilik Ölçeği ve Fonksiyonel Bel Ağrısı Ölçeği ile toplandı. Kinezyo grubuna gerilimli ve plasebo grubuna gerilimsiz olacak şekilde kinezyo bant post-op 1.günden başlanarak toplamda 4 kez uygulandı. Pre-op, post-op 1, 5, 10, 15 ve 30. günde toplanan veriler iki yönlü karma desenli varyans analizi ile incelendi. p<0.05 istatiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Benzer gruplarla gerçekleştirlen çalışmada postoperatif erken dönemde istatistiksel fark olmamakla birlikte KB'nin kinezyo grubunda (5 ve 10. Günde) plasebo grubuna göre erken rahatlama sağladığı ve aynı zamanda ilaç kullanım düzeylerinin de plasebo grubuna göre daha az olduğu görülmektedir (p>0.05). Gruplar arasında Oswetry Engellilik Ölçeği puanı ortalamalarında gruplar ve zaman*grup etkileşimleri açısından anlamlı bir fark olmadığı fakat gruplarda zamana göre anlamlı farkın olduğu görülmüştür. Post-op ilk günden başlayarak Fonksiyonel Bel Ağrısı Ölçeği' ne göre, kinezyo grubundaki bireylerin fonksiyonellikleri plasebo grubuna göre daha yüksek seyretse de, fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Gruplar benzer yara iyileşmesi özellikleri göstermiştir. Sonuç: Lumbal disk hernisi ameliyatı sonrası uygulanan kinezyo bandın ağrı ve fonksiyonellik üzerine istatiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı, klinik anlamlılık yönünden ise gruplarda zamana göre fark olduğu ve erken postoperatif dönemde rehabilitasyon sürecini desteklemek amacıyla kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Kronik lomber disk hernili hastalarda hotpack ve peloidoterapi etkinliğinin karşılaştırılması
Yetişkinlerin %80'i hayatları boyunca çoğunlukla lomber disk hernilerinden (LDH) kaynaklı bel ağrısı çekmektedir. Kronikleşen LDH, bireylerin yaşam kalitelerini etkilemekte ve tedavi maliyetleriyle topluma yük olmaktadır. Peloid ve hotpack uygulaması son derece kolay ve ucuz, cerrahi olmayan uygulamalardır. Bu çalışmanın amacı kronik LDH tanısı almış hastalarda peloid ve hotpack etkinliğini karşılaştırıp, ağrı, günlük yaşamda ne kadar etkilendiklerine, fonksiyon kayıplarına ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerine bakmaktır. Kronik LDH tanısı almış yaşları 18-50 yaş arasında 60 kadın ve erkek hasta eşit ve randomize şekilde iki gruba ayrılmıştır. 15 seans boyunca Grup 1'deki hastalara bel bölgelerine 30 dakika peloid, 20 dakika TENS uygulanmıştır. Grup 2'deki hastaların bel bölgelerine 20 dakika Hotpack, 20 dakika TENS uygulanmıştır. Ağrı düzeylerini ölçmek için Vizuel Analog Skala (VAS), hastalığa özel fonksiyonel durumları Oswestry Dizabilite Sorgulama (ODİ), bel ağrısının yol açtığı fonksiyon kaybının değerlendirilmesi için Fonksiyonel Bel Ağrısı Sonuç Skalası (FBAS) ve yaşam kalitesini ölçmek için kısa form (SF-36) ile takip yapılmıştır. Tedavi öncesi ve tedavi bitimi sonrası yapılan ölçümlerde tedavi sonrası VAS, ODİ ölçeklerinde, fiziksel rol, sosyal fonksiyonellik gruplar arası anlamlı fark görülmemiştir (p>0,05). Tedavi sonrası FBAS ve SF-36 anketlerinde, fiziksel fonksiyonellikte, bedensel ağrı, genel sağlık, canlılık, duygusal rol, ruh sağlığı tedavi sonrası gruplar arası anlamlı fark görülmüştür (p<0,05). Grup 1'deki hastaların tedavi öncesi kontrollerine göre tedavi sonrası kontrollerinde bel ve/veya bacak yakınmalarının etkilediği günlük hayatlarındaki aktivitelerde ve yaşam kalitesinde iyileşme olduğu görülmektedir. Literatürde daha çok bel ağrılarında peloidin etkinliğine bakılmış olup kronik LDH'da etkinliğine bakılmamıştır. Sonuç olarak peloid, kronik LDH'da alternatif bir yöntem olarak güvenli bir şekilde kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Fonksiyon kaybı, Hotpack, Kronik lomber disk hernisi, Peloid
Fizyoterapistlerin lumbal disk hernisine bağlı kronik bel ağrısına yönelik tedavi modalitelerinin belirlenmesi
Lumbal Disk Hernisi tanısı konan hastaların yaşadığı klinik bulgulardan biri olan kronik ağrı çok çeşitli konservatif tedavi yöntemlerinin denendiği ve doğru tedavi modaliteleriyle önüne geçilmediği takdirde kinezyofobi, uykusuzluk, anksiyete gibi problemlere de yol açabilen bir bulgudur. Bu çalışmanın amacı aktif olarak çalışan fizyoterapistlerin lumbal disk hernisi tanısı almış ve kronik bel ağrısı şikayetiyle kliniğe başvuran hastalar için hazırladıkları tedavi programlarının içeriğini oluştururken hangi tedavi modalitelerini tercih ettiklerinin tespit edilmesidir. Çalışmaya en az 2 yıldır aktif olarak çalışan, lumbal disk hernisi tanısı konmuş hasta tedavi eden ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden toplam 104 fizyoterapist alındı. Çalışmaya katılan fizyoterapistlere verilen hasta senaryosu üzerinden ağrıyı değerlendirmek için tercih ettikleri testleri, hangi tedavi modalitelerini tercih ettiklerini ve tedavi sonrası hastaları nasıl yönlendirdiklerini tespit etmek üzere açık uçlu sorular soruldu. Çalışmaya katılan 104 bireyin, çalışmada uygulanan Kronik bel ağrısına yönelik tedavi modalitelerini belirleme anketi yanıtları istatistiksel olarak incelenmiştir. Ulaşılan bulguları ise şu şekilde raporlanmıştır: araştırmaya katılan fizyoterapistlerin %86,5'inin (90 kişi) elektroterapi ajanları, %81,7'sinin (85 kişi) manuel terapi teknikleri, %43,4'ünün (45 kişi) hidroterapi uygulamaları, %83,7'sinin (87 kişi) terapatik egzersiz yaklaşımları ve %5,8'inin (6 kişi) diğer ağrıyı azaltma yöntemlerini tercih ettiği bulunmuştur.
Lomber disk hernisi olan hastalarda fizik tedavi ve kayropraktik tedaviye cevapların retrospektif değerlendirilmesi
Bu çalışma, lomber disk hernili hastalarda, fizik tedavi ile kayropraktik tedavinin kombine kullanımının ağrı ve günlük yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin retrospektif olarak incelenip değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışmamızda 2022 yılının Ocak-Aralık ayları arasında Paintherapy İstanbul Fizik Tedavi Merkezi kliniğine başvurmuş olan 400 hastanın dosyaları incelenerek çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan 105 hastanın verileri çalışmada kullanılmıştır. Olgular randomize olarak kayropraktik+ fizik tedavi+ egzersiz (n=35), fizik tedavi+ egzersiz (n=35) ve ev egzersiz programı (n=35) verilen kontrol grubu olarak seçilmiştir. Tedavi öncesinde ve tedavi sonrasında olmak üzere Visuel Analog Skala ve Oswestry Sakatlık indeksi değerlendirmelerini eksiksiz dolduran 105 hastanın dosyaları taranmıştır. Sadece evde egzersiz programı verilen hastaların kontrol grubu olarak dosyaları taranmıştır. Tedavi gruplarının homojen olması açısından tedavi protokolü haftada 3 kez toplam 12 seans şeklinde yapılmış olan hastaların dosyaları seçilmiştir. Çalışmada taranan dosyalarda 105 hastanın yaş ortalaması 42.1±10.3 yıl, cinsiyet dağılımı 68'i (yüzde 64.8) erkek, 37'si (yüzde 35.2) kadındı. Fizik tedavi+ Kayropraktik+ Egzersiz kombine tedavi grubunun, diğer fizik tedavi+ egzersiz ve ev egzersizi grubuna göre hastanın ağrısı üzerinde daha etkili olduğu görülmüştür. Hastaların gruba göre VAS ağrı skalası tedavi sonrası ölçümleri anlamlı farklılık göstermektedir (p<0.05). Kombine tedavi uygulanan hastaların (Fizik tedavi+ kayropraktik+ egzersiz) Oswestry skorlarında diğer gruplara göre daha yüksek azalma olmuştur. Hastaların gruba göre oswestry sonra ölçümleri anlamlı farklılık göstermektedir ( p=0,001<0.05). Sonuç olarak, lomber disk hernili hastaların tedavisinde kayropraktik tedavi ve fizik tedaviyle beraber egzersizin kombine olarak kullanımının hastanın ağrısını azaltmada ve günlük yaşam fonksiyonelliğini arttırmada çok daha faydalı olduğu görülmüştür.
Servikal spondilotik miyelopatinin cerrahi tedavisinde 2 seviye anterior diskektomi-füzyon ve tek seviye anterior korpektomi-füzyon tekniklerinin perioperatif bulgularının, klinik ve radyolojik sonuçlarının karşılaştırılması
Giriş: 2 seviye servikal dejeneratif disk hastalığının cerrahi tedavi yöntemi halen tartışmalıdır. Bu retrospektif çalışmanın amacı 2 seviye anterior servikal diskektomi-füzyon(ASDF) ve tek seviye anterior servikal korpektomi-füzyon(ASKF) uygulanmış hastaların radyolojik ve klinik sonuçlarına göre iki cerrahi tekniğin karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Metod: Unkovertebral eklem osteofiti ve disk hernisi nedenli myeloradikülopatinin tedavisi için ASDF ve ASKF uygulanan 58 hasta çalışmaya dahil edildi. İki grup arasında perioperatif parametreler (hastanede kalış süresi, kan kaybı miktarı, operasyon süresi, komplikasyonlar), klinik sonuçlar (boyun ve kol Visual Analog Scale(VAS) skorları) ve radyolojik sonuçlar (servikal lordoz ve füzyon oranları) karşılaştırıldı. Karşılaştırma t test ve p değerleri kullanılarak yapıldı. p değerinin 0.05'den küçük olması istatistiksel açıdan anlamlı kabul edildi. Bulgular: ASDF grubunda yaş ortalaması 46.5 olan 31 hasta(19 kadın, 12 erkek), ASKF grubunda ise yaş ortalaması 48.8 olan 27 hasta(15 kadın, 12 erkek) mevcuttu. İki gruptaki tüm hastalara stabilizasyon için semi-dinamik plak ve füzyon için allogreft doldurulmuş kafesler kullanıldı. Ortalama takip süresi ASDF için 51.2 ay, ASKF için ise 48.4 aydı. Hastanede kalış süreleri açısından iki grup arasında fark saptanmadı. ASKF grubunda istatistiksel açıdan anlamlı fark olmaksızın kan kaybı daha fazlaydı ve operasyon süresi daha uzundu. ASDF grubunda 1 hastada dura yırtığı, 3 hastada ses kısıklığı; ASKF grubunda ise 1 hastada dura yırtığı ve geçici C5 palsi meydana geldi. Operasyon sonrasında boyun ve kol VAS skorları iki grupta benzerdi(ASDF:2.5, ASKF:2.8). Solid füzyon tüm hastalarda elde edildi. Servikal lordozda iyileşme ASDF grubunda 18.3 dereceden 24.4 dereceye, ASKF grubunda 17.4 dereceden 18.9 dereceye arttı. Sonuç: Miyeloradikülopati ile seyreden 2 seviye servikal dejeneratif disk hastalığının cerrahi tedavisinde ASDF veya ASKF tekniklerinin klinik semptomların iyileşmesi ve füzyon oranları açısından istatistiksel anlamlı farkların olmadığı görülmüştür. İstatistiksel açıdan anlamsız kan kaybı ve operasyon süresi ASDF grubunda daha azdı. Bunlara ek olarak ASKF servikal lordozda daha az iyileşme sağlamaktadır.
Torasik disk hernisi ve cerrahi tedavisi
Amaç: Bu çalışmada torasik disk hernisi tanısı ile kliniğimizce cerrahi tedavisi yapılmış olan vakalarda uygulanan iki cerrahi tekniğin sonuçlarını, etkinlik ve emniyetliliklerini araştırdık.Materyal ve Method: Bu retrospektif çalışmada Nisan 2002 ile Nisan 2011 tarihleri arasında İstanbul Bilim Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji ABD'de torakal disk hernisi tanısı ile tedavi edilen hastalar incelendi. Belirtilen tarihler arasında kliniğimizde toplam 20 hastaya torakal disk hernisi tanısıyla cerrahi işlem yapıldı. Cerrahi tedavi uygulanan torasik disk hernisine sahip 20 hastanın 8'i (%40) erkek, 12'si (%60) kadındı Olgular tedavi amacıyla kliniğe yatırıldıklarında, VAS ağrı skalası ile ağrı durumları, Oswestry anketiyle yaşam kaliteleri, JOD torasik myelopati skoru ile nörolojik durumları değerlendirilip kaydedildi. Ve tüm bu parametreler son kontrollerinde tekrar değerlendirildi ve kaydedildi. Ayrıca hastalara son kontrollerinde ameliyattan sonraki sağlık durumları ile ilgili anket uygulandı. Hastalara yapılan radyolojik tetkikler, nörolojik fizik muayene ve klinik tanılarına göre kliniğimizin torasik disk hastalığının cerrahi tedavisine yaklaşımı 2002-2009 anterior dekompresyon + enstrümentasyon + füzyon idi ve bu tarihler arasında 9 hastaya 15 seviye anterior yaklaşım uygulandı. 2009-2011 yılları arasında ise 11 hastanın 12 seviyesine modifiye transfaset yaklaşımla posterior enstrümentasyon + dekompresyon + interbody füzyon ile cerrahi tedavi uygulandı. Hastaların operasyon sonrası dönemde hastanede yatış süreleri, drenaj miktarları incelendi.Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 54,2 idi. Erkeklerin yaş ortalaması 50 ve kadınların yaş ortalaması ise 57 şeklindeydi. Toplam 27 seviyeye cerrahi tedavi yapıldı. Hasta başına ortalama seviye 1,35 olarak bulundu. 27 adet işlem yapılan vertebra seviyelerinin seviyelere göre incelendiğinde işlemlerin 16 (%59) seviyesi T8 ve altı seviyelerde yapıldı. Torasik disk tanısı ile opere edilen 27 seviye diskin 11 (%40) seviyesi parasantral, 16 seviyesi (%60) ise santral idi. Toplam 27 seviye diskin 13 tanesi (%48) kalsifiye diskti. Torasik diski bulunan 20 hastanın 14 tanesinde (%70) tek seviye, 5 tanesinde (%25) 2 seviye, geri kalan 1 tanesinde (%5) 3 seviye diski vardı. Çalışmadaki hastaları drenaj miktarları, yatış süreleri, ameliyat sonrası yaşam kaliteleri, ve ağrı skorlarında düzelme açısından incelediğimizde istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Toplam 20 hastanın ortalama JOD Myelopati Skoru preoperatif dönemde 7,5 idi ve son takipte ise JOD myelopati skoru 9,4 oldu, ortalama 1,9 iyileşme sağlandı. İyileşme oranı ortalaması ise %61,4 oldu. ADEF operasyonu yapılan hastaların preoperatif dönemdeki ortalama JOD myelopati skoru 7,5 idi, son takipte ise ortalama değerlerinin 8,8'e ilerlediği görüldü. Ortalama 1,3 iyileşme sağlandı. İyileşme oranı ortalaması ise %51,77 oldu . PDEF operasyonu yapılan hastaların preoperatif dönemdeki ortalama JOD myelopati skoru 7,45 idi, son takipte ise ortalama değerlerinin 9,81'e ilerlediği görüldü. Ortalama 2,36 iyileşme sağlandı. İyileşme oranı ortalaması ise %69 oldu. 20 hastanın 13'ü (%65) ameliyat sonrası dönemi tamamen sorunsuz olarak geçirdi. 7 (%35) hastada komplikasyonlara rastlandı ADEF operasyonu yapılan 9 hastanın 3'ünde atelektazi (%33), 1'inde dura yırtığı (%11), 1'inde yüzeyel yara problemi (%11) meydana geldi. Pulmoner komplikasyonlar dikkate alınmadığında bu grupta komplikasyon oranının %22, tüm hastalarda ise %25 olduğu görüldü. Torasik disk tanısı ile PDEF operasyonu uygulanan gruptaki sadece 2 hastada (%18) komplikasyona rastlandı. 1 (%9) hastada operasyon bölgesinde hematoma rastlandı. Diğer hastada ise (%9) operasyon sonrası enfeksiyon görüldü.Tartışma ve Sonuç: ADEF ve PDEF operasyonlarını karşılaştırdığımızda; PDEF'in myelopatik semptomlarda iyileşmede anlamlı olarak ve operasyon sonrası hasta memnuniyeti açısından benzer veya biraz daha iyi sonuç verdiğini gördük. Ayrıca posterior girişimle komplikasyon oranının daha düşük olduğunu gözledik. Nörolojik açıdan ise her iki teknik ilede bir yaralanma gözlenmedi. Bu sonuçlara dayanarak, posterior yaklaşımlarda tecrübesi yüksek olan ve nörolojik monitorizasyon uygulanabilen kliniklerde, torasik disk hernisi cerrahi tedavisinde PDEF'in tercih edilebilecek bir alternatif olduğunu düşünüyoruz. Bu teknik ile tecrübesi olmayana klinikler de ve santral yerleşimli, kalsifiye disklerde ise ADEF'in halen önemli bir alternatif olduğu kanaatindeyiz.
Bel fıtığına bağlı kronik bel ağrısı olan hastalarda bel fıtığının ve klinik bulguların spinal stabilizasyon kasları ile olan ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma spinal stabilizasyon kaslarının lumbal diks hernisi ve kronik bel ağrısı oluşumu üzerindeki etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Bu çalışmaya 25-65 yaş arası kronik bel ağrısı olan ve lumbal manyetik rezonans görüntülemede(MRG) lumbal4-5 veya lumbal5-sakral1 vertebralar arası disk hernisi olan hastalar grup-1(n=34), kronik bel ağrısı olup bel fıtığı olmayan hastalar grup-2(n=32) olarak çalışmaya alındı. Hayatında hiç bel ağrısı olmamış sağlıklı gönüllülerden grup-3(n=32) oluşturuldu. Tüm hastaların lumbal MRG tetkiki yapıldı. Hastaların MRG sonuçlarından mm. multifidi, m. erector spinae, m. psoas, m. quadratus lumborum enine kesitsel alan ölçümü Image-J programı kullanılarak yapıldı. Kas alanları içinde oluşmuş yağ doku alanları ayrıca ölçüldü. Yağ doku alanları ve kas alanlarının biribirine oranları tespit edildi. Hastaların mm. multifidi ve m. transversus abdominis için yüzeyel elektromiyografi cihazı (Biometrics E-link) ile kas aktivitesi ölçümleri yapıldı. Bunun yanında tüm hastaların görsel analog skala ölçümü ile bel ağrısı değerlendirmesi, Gouttalier evreleme sistemi ile paraspinal kaslardaki yağ doku içerik değerlendirmesi yapıldı. Çalışma sonucunda mm. multifidi alanının grup-1'de daha küçük olduğu(p0.05) tespit edildi. M. erector spinae alanının grup-1'de, grup-2 ve grup-3'e göre anlamlı olarak azaldığı, aynı zamanda yağ/kas alan oranının ise anlamlı şekilde arttığı görülmüştür(p0.05). M. quadratus lumborum kasında grup-1'de kas alanının belirgin azaldığı ve yağ/kas alanı oranının grup-3'e göre arttığı görüldü(p0.05). Kas aktivitesi değerlendirmelerinde üç grup arasında anlamlı fark saptanamadı. M. erektor spinae ve m. psoas yağ infiltrasyonu-kas alanı oranlarına bakıldığında kas aktivitesinde azalmayla ilişkisi olduğunu tespit edildi (r=-0,404 ve r=-0.407). Gelecekte lumbal disk hernisi olan hastalarda farklı egzersiz programlarıyla stabilizatör kaslardaki yağ/kas doku oranlarındaki iyi yönde değişimin gözlenebileceği çalışmalar yapılabilir.
Lomber disk hernisinin paravertebral kasların atrofisi üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Çalışmamızda lumbalji şikâyeti ile hastaneye başvuran hastalarda lomber disk hernisi varlığının paravertebral kasların atrofisi üzerine olan etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Bu amaç doğrultusunda lomber disk herniasyonu ve paravertebral kaslardaki yağlanma ölçümleri ile literatüre katkıda bulunmayı hedeflemekteyiz. Gereç ve Yöntem: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi klinik çalışmalar etik kurulunun onayını takiben 1 Aralık 2020'den 1 Haziran 2021'e kadar geçen sürede lumbalji şikâyeti ile hastanemize başvuran ve klinisyenlerce lomber MRG tetkiki uygun görülmüş yetişkin hastaların MRG görüntüleri incelenmeye başlandı. Elde edilen örneklem havuzundan 18 yaşından küçük, yapısal deformitesi (skolyoz (10 o fazla), vertebra segmentasyon anomalileri vb.), lomber bölge neoplazmı, enfeksiyöz hastalığı, vertebra fraktürü, lomber bölge geçirilmiş cerrahisi olan hastalar çalışmaya dahil edilmediler. Değerlendirmeler sonucunda lumbaljisi olan ve lomber disk hernisinin kliniğe eşlik ettiği 443 hasta ile lumbaljisi olan (vaka grubu) ve lomber disk hernisinin eşlik etmediği 135 hasta (kontrol grubu) tespit edildi. Hastalar cinsiyet, yaş, lomber disk herniasyon sayısı, lomber disk herniasyon seviyesi, lomber disk herniasyon derecesi, paravertebral kasların yüzey ölçümleri ve paravertebral kasların yağlanmaları açısından değerlendirildi. Bulgular ve Sonuç: Çalışmamız sonucunda m.multifidus lumborum ve m. quadratus lumborum kaslarının atrofisi ile LDH arasında istatistiksel anlamlılık tespit edildi. Ayrıca yaş ve cinsiyet faktörlerinin LDH, lomber disk dejenerasyonu ve paravertebral kasların atrofisi ortaya kondu. Anahtar Kelimeler: Lomber disk hernisi, paravertebral kaslar, Pfirrmann sınıflandırması, Goutallier sınıflandırması
Lomber dejeneratif disk hastalarının prevelans ve risk faktörlerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi
Dejeneratif omurga hastalıklarına bağlı bel ağrısı toplumun önemli sağlık sorunlarından birisidir. Lomber omurganın dejeneratif hastalığı, dünyadaki önemli bir iş gücü kaybı nedenidir; spondilolistezis, disk dejenerasyonu ve lomber spinal stenoz gibi hastalıkları kapsar. Alt ekstremite ağrısı, halsizlik ve değişen şiddette bel ağrısı gibi klinik semptomlarla ilişkili olarak, lomber dejeneratif omurga hastalığı yaşam kalitesinde bir azalmaya yol açmaktadır. Dejeneratif disk hastalığı için gösterilen coğrafi eşitsizlikler, sosyoekonomik durum ve tıbbi bakıma erişimdeki eşitsizliklerle ilişkilendirilebilir. Disk dejenerasyonu, artan hasta yaşı ile doğrudan ilişkilidir. Erkeklerin bu dejenerasyona kadınlardan neredeyse on yıl önce başladıkları düşünüldüğünde, disk dejenerasyonunun kadınlara olan etkilerinin daha fazla olması ilginçtir. Manyetik Rezonans Görüntüleme, dejeneratif disk hastalığının değerlendirilmesi için hassas bir görüntüleme çalışmasıdır. Bu çalışmada Eylül 2019-Eylül 2020 tarihleri arasında 1 yıllık sürede polikliniğe bel ağrısı şikayeti ile başvuran hastaların verilerinin istatistiksel analizi SPSS 24 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) istatistik programı ile yapıldı. Çalışmada yer alan değişkenler nitel olduğundan bu değişkenlerin birbiri ile ilişkisi ki kare analizi uygulanarak belirlendi. Tanımlayıcı istatistikler frekans (n) ve yüzde değer (%) olarak ifade edilerek p<0,05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Sonuçlarımız incelenen literatür ile uyumlu olarak bulundu. Sonuç olarak kadın hasta sayısı baskın izlendi. Kadın cinsiyet, kırsal yerleşim, diabet, obezite, sigara kullanımı ile cerrahi arasında anlamlı ilişki izlendi. Anahtar Kelimeler: Bel Ağrısı, Lomber Disk Hernisi, Populasyon, Prevelans
Servikal progresif dejeneratif hastalıklarda kinematik
Giriş ve amaç: Tüm klinik çalışmalara ve alanda elde edilen klinik sonuçlara rağmen halen komşu segmentte süreç içerisinde gelişen dejenerasyonun omurgada başlamış dejeneratif sürecin devamı mı olduğu yoksa füzyon yapılan segmentin altındaki ve üstündeki hareket segmentlerinde arttığı düşünülen stresse mi bağlı olduğu sorularına tam olarak açıklık getirilememiştir. Servikal dejeneratif hastalığı olan olgularda uzun izlem sonucu tüm servikal omurgada ve komşu segmentlerde hareket yelpazesinde değişim oluşup oluşmadığını saptamaya çalışılarak, komşu segment hastalığının gerçekten başlamış olan dejeneratif sürecin devamı mı yoksa füzyona bağlı artmış stresse mi bağlı olduğu sorusuna açıklık getirmek hedeflenmiştir.Gereç ve yöntem: 2004- 2006 yılları arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Nöroşirurji Kliniği'nde servikal disk hernisi ve servikal spondilotik myelopati tanısı alan ve bu tanılarla opere edilmiş 23?68 yaş arası, 26 bayan, 34 erkek toplam 60 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Grup I; Servikal disk hernisi, tek aralık füzyonsuz basit diskektomi grubu, Grup II; Servikal disk hernisi, tek aralık füzyon plak vida sistem ve otogreft ile füzyon grubu, Grup III; Servikal disk hernisi, tek aralık hareketi korumak amaçlı artroplasti grubu, Grup IV; Servikal spondilotik myelopati, yan kitle vidalama ile posterior füzyon grubu, Grup V; Servikal spondilotik myelopati, laminoplasti grubu şeklinde beş grup oluşturuldu. Tüm olguların preoperatif ve postoperatif servikal omurganın standart nötr, hiperfleksiyon ve hiperekstansiyon pozisyonunda direk grafileri çekildi. Disk yüksekliği, fleksibilite, segmental açı ve segmental fleksibilite verileri karşılaştırıldı.Bulgular: Cerrahi girişim sonrası, girişim yapılan segmentin üst ve alt komşuluğundaki segmentlerin disk yüksekliği ölçümünde sadece grup II'de alt disk yüksekliği azalması istatistiksel anlamlı bulunmuştur ( p= 0.001). Fleksibilite grup IV'te istatistiksel olarak anlamlı azalmıştır (p= 0.017). Segmental açı grup II'de üst (p=0.025) ve alt (0.008) segmentlerde istatistiksel olarak anlamlı artmış, grup IV'te üst (p=0.046) ve alt (0.046) segmentlerde istatistiksel olarak anlamlı azalmıştır. Segmental fleksibilite grup II'de üst (p=0.049) ve alt (p=0.013) segmentlerde istatistiksel olarak anlamlı artmış, grup IV'te üst (p= 0.046) ve alt (p= 0.043) istatistiksel olarak anlamlı azalmıştır.Sonuç: Çalışmamızda elde edilen verilerin sonuçlarına göre dejenerasyonun normal bir süreç olduğunu ve yapılan füzyonun bu sürecin hızlanmasına katkısı olduğunu düşünmekteyiz. Yapılan bu çalışmanın bu konuda yapılacak daha ileri yeni çalışmalara katkısı olacağını düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler:Servikal dejeneratif hastalık, servikal kinematik, komşu segment hastalığı
Relationship between interleukin 1-β cytokine gene polymorphism and pain, functional status, and spinal flexibility in lumbar degenerative disc disease
This study aims to investigate the relationship between interleukin 1-β cytokine gene polymorphism and pain, functional status and spinal flexibility in LDDD. The study included 50 patients (24F,26M;39.90±8.70 years) and 44 healthy volunteers (28F,16M;37.02±9.6 years) who were diagnosed with LDDD by the Neurosurgeon. Pain levels of the patient group were evaluated with VAS and their functional status was evaluated with ODI. Spinal flexibility was evaluated with the Modified Schober method and digital inclinometer. Genotyping of IL-1 β of both groups was determined by real-time PCR. As a result of our study, no statistically significant relationship was found between the patient group and the control group in terms of genotype analysis (p = 0.734). No statistically significant relation was found with genotype analysis of the patient group in terms of pain, functional status and spinal flexibility (p> 0.05). However, according to the MRI results of the patient group, it was found that individuals carrying TT genotype had higher TDDS. Carrying the T allele increased the risk of serious TDDS 5 times (p = 0.043) (OR = 5.037; CI 95%= 0,951-26,692). At the same time, the CC genotype was observed to be more protective than transport (p = 0.029) (OR = 10; CI 95% = 0.015-0.67). It was determined that T allele increased the need for treatment. (p = 0.029); (OR = 10; 1.493-66.989). Our study results showed that the level of TDDS and IL-1 β gene polymorphism in individuals with LDDD. No significant relation was found in terms of pain, functional and spinal flexibility. Functional studies should be carried out to determine LDDD gene polymorphisms and clinical reflections, as well as case-control studies of the Turkish community with larger case series. Keywords: Cytokine gene polymorphisms, Lumbar Degenerative Disc Disease, Interleukin 1-β, Pain, Functional status, Spinal flexibility
Lomber disk hernili hastalarda endotelin-1 düzeyi ile pfirrmann gradelemesi arasındaki ilişkinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, serum Endotelin-1 (ET-1) düzeyi ile "intervertebral disk dejenerasyonu, lomber disk hernisi, faset eklem dejenerasyonu, vertebra end plate dejenerasyonu " patolojilerinin radyolojik ve klinik görünümleri arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışmaya 18-50 yaş arası 50 hasta ve 50 sağlıklı gönüllü kontrol alındı. Hasta ve kontrol grubunun Serum Endotelin-1 düzeyleri ölçüldü. Hastaların ağrı düzeyi Vizüel Analog Skalası (VAS) ile, fonksiyonelliği Oswetry Disabilite İndeksi (ODI) ve Short Form-36 (Sf-36) ile değerlendirildi. Hastaların Lomber MRG'larında disk dejeneresyon düzeyleri (Pfirrmann), disk herniasyon düzeyleri (Macnab), faset eklem dejenerasyon düzeyleri ve end plate dejenerasyon düzeyleri (Modic) incelendi. ET-1 düzeyi hasta grubunda kontrollerden istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p<0.05). ET-1 düzeyi ile intervertebral disk dejenerasyon derecesi, end plate dejenerasyon derecesi, faset eklem dejenerasyon derecesi arasında pozitif korelasyon izlendi. Lomber disk hernisi gradelemesi ile ET-1 düzeyi arasında ise korelasyon izlenmedi. Bu veri bize ET-1'in herniasyon sürecinden çok dejenerasyon süreciyle ilişkili olduğunu gösterdi. Radyolojik olarak da disk, faset ve end plate dejenerasyon dereceleri birbirleriyle korele bulunurken herni gradelemesiyle korele olmadıkları görüldü. Nörolojik defisiti olan ve olmayan hastalar arasında ET-1 düzeyleri arasında anlamlı fark gözlenmedi. Ayrıca VAS skoru, ODİ ve SF36 alt parametreleriyle ET-1 arasında da korelasyon izlenmedi. Bu bulgular bize serum ET-1düzeyinin klinik bulgular ve fonksiyonellikle ilişkili olmadığını düşündürdü. Çalışmamızdaki veriler ışığında ET-1'in bel ağrısı oluşturan mekanizmalarla yakından ilişkili olduğu söylenebilir. Verilerimiz disk dejenerasyon etyopatogenizinin aydınlanmasına katkıda bulunabilir. Çalışmamızda klinik bulgular ve fonksiyonellikle ET-1 arasında korelasyon izlenmemiş olması klinik parametrelerin değerlendirilmesinde ET-1'in bir belirteç olarak kullanılamayacağını gösterebilir. Anahtar Kelimeler: LDH, Endotelin-1, Pfirrmann, Macnab, Modic
Medikal ozon tedavisinin epidural fibrozis üzerine topikal ve sistemik etkisi: Deneysel çalışma
Epidural fibrozis (EF), epidural mesafede adezyonlara yol açarak postoperatif dönemde kronik bel ve bacak ağrısı semptomlarına neden olmaktadır. zon, lomber disk herniasyonu ve bel ağrısı gibi tıbbi durumların tedavisinde uygulanmaktadır. Literatür ozonun abdominopelvik cerrahi sonrası oluşan periton içi adezyonları azaltıcı rolü olduğunu desteklemektedir. Bu çalışmada, deneysel laminektomi modeli oluşturularak, topikal ve sistemik yolla uygulanan ozonun, EF üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmamızda 47 adet Sprague-Dawley erkek sıçan dört gruba ayrıldı; (1) laminektomi yapılıp herhangi bir madde uygulanmayan sham grubu (n=12), (2) laminektomi sonrasında 50 ml serum fizyolojik (SF) ile intraoperatif yıkama yapılan SF grubu (n=12), (3) laminektomi sonrasında 50 ml ozonlanmış distile su ile intraoperatif yıkama yapılan topikal ozon grubu (n=12), (4) laminektomi sonrasında postoperatif ardışık 7 gün intraperitoneal yolla ozon (0,7 mg/kg) uygulanan intraperitoneal ozon grubu (n=12). Postoperatif dönemde denekler Basso Beattie Bresnahan lokomotor beceriler skalası ile kontrol edildi. Tüm denekler 4 haftanın sonunda sakrifiye edildi ve vertebral kolon blok halinde çıkarıldı. Dokulardan elde edilen histopatolojik ve biyokimyasal veriler EF açısından incelendi. EF, medulla spinalis retraksiyonu, enflamasyon ve fibroblast yoğunluğu bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p=0,728, p=0,813, p=0,152, p= 0,226). Topikal ozon grubunda dokulardan elde edilen hidroksiprolin (HP) düzeyinin, intraperitoneal ozon grubuna göre daha yüksek olduğu belirlendi (p=0,007) ancak kontrol ve tedavi grupları arasında HP düzeyi açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak; EF'in önlenmesinde intraperitoneal ozon uygulaması topikal uygulamaya üstündür. Ancak, farklı tedavi protokolleri düzenlenerek ileri deneysel çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Adezyon, epidural fibrozis, hidroksiprolin, laminektomi, ozon.
Lomber disk hernioplasti vakalarında erektör spina plan bloğu uygulama zamanının postoperatif anksiyete ve derlenme üzerine etkisi
Amaç: Genel anestezinin ve rejyonal anestezinin, hasta anksiyetesi üzerine etkisini karşılaştıran birçok çalışma vardır. Rejyonal anestezi uygulamalarında, genel anestezi uygulamalarına göre anksiyetenin yükseldiği gözlenmiştir. Periferik blok girişimlerini ise genellikle motor blokaj ve lokal anestezik (LA) toksisitesi gibi komplikasyonları belirleyebilmek için preoperatif uyanık olarak uygulamak tercih edilmektedir. Bazı klinisyenler ise stimülator kullanarak periferik blokları genel anestezi verdikten sonra uygulamayı tercih etmektedir. Periferik blok girişimini, preoperatif uyanık veya indüksiyon sonrası uygulamanın anksiyete ve derlenme kalitesini etkileyip etkilemediğine dair bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada, elektif lomber disk hernioplasti operasyonu yapılacak hastalarda, preoperatif uyanık veya indüksiyon sonrası uygulanan erektor spina plan bloğunun anksiyete, derlenme ve memnuniyet üzerine etkisini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Prospektif, randomize kontrollü, tek kör olarak tasarlanmış çalışmaya elektif tek seviye lomber disk hernioplasti operasyonu planlanan 18-65 yaş arası, ASA I-II-III, 100 hasta dahil edildi. Preoperatif tüm hastaların demografik bilgileri kaydedilerek, anksiyeteyi değerlendiren STAI-I, STAI-II ve derlenme kalitesini değerlendiren QoR-40 anketleri uygulandı. Çalışmaya dahil edilen hastalar iki gruba ayrıldı: Grup P hastalara preoperatif ünitede bilateral erektör spina plan bloğu, Grup I hastalara ise anestezi indüksiyonu sonrası prone pozisyon verildikten sonra operasyon seviyesinden bilateral ESP blok uygulandı. Postoperatif 1, 4, 24. saatte ağrı durumu NRS skoru ile sorgulanarak, 4. saatte STAI-I ile anksiyete ve 24. saatte QoR-40 anketi uygulanarak derlenme kaydedildi. Bulgular: Gruplar arasında yapılan karşılaştırmalarda; duygusal durum postoperatif değeri yönünden gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu (p<0,05) Grup I hastaların değerinin daha yüksek olduğu; fiziksel konfor, fiziksel bağımsızlık, hasta desteği ve ağrı alt boyutlarında hem preoperatif hem de postoperatif anlamlı bir fark olmadığı (p>0,05) bulunmuştur. Sonuç: Postoperatif ağrı amaçlı uygulanan erektör spina plan bloğu uygulama zamanındaki farklılıklar postoperatif derlenme üzerine etkilidir. İntraoperatif uygulanan blok (Grup I) her ne kadar anksiyeteyi direk etkilemese de derlenme skoruna ve postoperatif derlenme parametrelerinden olan duygusal durum üzerine olumlu katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Derlenme Kalitesi Skoru (QoR-40), Erektör Spina Plan Bloğu (ESP Blok)
Servikal disk bozukluklarında denge eğitiminin postüral kontrol, düşme korkusu ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin araştırılması
Çalışmamız servikal disk bozukluğu tanısı almış hastalarda lokal boyun tedavisine eklenecek denge eğitiminin postüral kontrol, düşme korkusu ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Servikal disk bozukluğu olan 30 birey rastgele esasına göre iki gruba ayırıldı. Kontrol grubuna hotpack, enterferansiyel akım, miyofasiyel gevşetme, servikal dinamik izometrik egzersiz tedavileri uygulandı. Çalışma grubuna ise bu tedavilere ek olarak görsel geribildirim tekniği ile kuvvet platformu üzerinde denge eğitimi verildi. Hastalar 6 hafta boyunca, haftada 3 günlük bir tedavi programı ile takip edildi. Hastalarda ağrı VAS; düşme korkusu ABC ölçeği; statik denge CoP testi; dinamik denge LoS, YGDT ve FUT; yaşam kalitesi ise NSP ile değerlendirildi. Çalışma sonunda her iki grupta da hastaların ağrıları anlamlı ölçüde azaldı (p<0,05). Çalışma grubu hastalarının tedavi sonrası statik denge değerleri (CoP-GA ve CoP GK) anlamlı düzeyde iyileşirken (p<0,05); kontrol grubunda tedavi öncesine göre fark bulunamadı (p>0,05). LoS testi sonucunun iyileşme düzeyi kontrol grubunda anlamlı düzeye ulaşmazken (p>0,05); çalışma grubunda anlamlı derecede arttı (p<0,05). FUT değerleri her iki grupta da anlamlı düzeyde artış gösterdi (p<0,05). Her iki grubun yaşam kalitesi değerlerinin değişimleri benzer iken (p>0,05); denge eğitimi grubundaki hastaların düşme korkuları (ABC ölçeği) belirgin derece azaldı (p<0,05). YGDT'nin sağ posteromedial, sol anterior ve sol posterolateral yönlerinde her iki grupta da anlamlı iyileşmeler bulunurken; sağ anterior, sağ posterolateral ve sol posteromedial yönlerinde sadece çalışma grubunun sonuçlarında anlamlı artışlar elde edildi (p<0,05). Çalışmamızın sonuçları servikal disk bozuklukları tedavi protokolüne ilave edilecek denge eğitiminin düşme korkusunun azaltılması ve postüral kontrolün arttırılmasında olumlu sonuçlar oluşturabileceğini ortaya koydu. Kliniklerde boyun hastalarının tedavileri ile ilgilenen klinisyenlere kronik boyun ağrısı olan hastaların tedavisinde denge eğitimini de dikkate almaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Boyun ağrısı, denge, düşme korkusu
Floroskopi eşliğinde perkutan lazer disk dekompresyonu uyguladığımız lomber disk herniasyonu bulunan hastaların tedavi sonuçları
Bu çalışmada Lomber disk hernisi nedeniyle 2011 ve 2013 yılları arasında peruktan lazer disk dekompresyonu (PLDD) ile tedavi ettiğimiz 27 hastanın hasta bilgileri ve kontrol vizitlerindeki bulgular geriye dönük olarak değerlendirdik. Çalışma kapsamına alınan hastaların 17'si kadın (%62,97), 10 tanesi erkekti (%32,03) Hastaların yaş ortalaması 44.33 (25-62) olarak tespit edildi. Çalışmaya polikliniğe başvuran lomber disk hernili hastalardan PLDD uygulananlar dahil edildi. Hastaların tamamına lokal anestezi uygulanarak işlem yapıldı ve postoperatif dönemde komplikasyona rastlanmadı. Hastaların ameliyat sonrası 1, 3, 6 ve 12. ay takiplerindeki ağrı dereceleri Visual Analog Skala (VAS) ile fonksiyonel durumları ise Modifiye Macnab kriterleri ile değerlendirildi. Hastaların %81'inde Macnab kriterlerine göre mükemmel ve iyi sonuç elde edildi. Ayrıca hastaların %73'ünde VAS değerlendirme sonucu 0–2 aralığında tespit edildi. Bulgularımıza göre PLDD, kolay uygulanabilir, komplikasyon riski çok düşük ve başarı oranı yüksek olan etkin bir tedavi yöntemidir. Anahtar Kelimeler: Lomber Disk Hernisi, Perkütan Lazer Disk Dekompresyonu, Modifiye Macnab Kriterleri, VAS (Visual Analog Skala).
Servikal disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında düşük doz lazer tedavisinin etkinliği
Servikal Disk Hernisine Bağlı Akut Boyun Ağrısında Düşük Doz Lazer Tedavisinin Etkinliği Amaç: Bu çalışmada amaç, servikal disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında düşük doz lazer tedavisinin etkinliğini araştırmaktı. Dizayn: Çift kör, randomize, plasebo kontrollü çalışma. Gereç ve Yöntem: Mart 2012-Mayıs 2013 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Balcalı Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine boyun ve/veya tek taraflı üst ekstremite ağrısıyla başvuran 230 hasta değerlendirildi. Kriterleri karşılayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 60 hasta 2 gruba ayrıldı. ?. gruba (n:30) DDLT, ?. gruba (n:30) sham lazer tedavisi haftada 5 gün, 3 hafta süreyle toplam 15 seans uygulandı. DDLT 904 nm dalga boyunda GaAs lazer cihazı ile transforaminal olarak 6 noktaya, her bir noktaya 120 sn süreyle, 2 J/cm² yoğunlukta, total doz 12 J, prob ciltle sabit temasta tutularak uygulandı. Hastalar tedavi öncesi ve 3 haftalık tedavi sonrasında değerlendirildi. Hastalarda vizüel analog skala (VAS) ile ağrı şiddeti, Boyun Ağrı ve Özür Skalası (Neck Pain and Disability Scale) ve yaşam kalitesi değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında tedavi sonrasında boyun, kol ve gece ağrısı şiddeti, NPDS ve SF-36 skorlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: DDLT kısa vadede disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında plaseboya üstün değildir. Anahtar Sözcükler: Düşük Doz Lazer Tedavisi (DDLT), akut boyun ağrısı, servikal disk hernisi
Comparison of high-intensity laser and low-intensity laser therapy in patients with lumbar disc herniation
Introduction: Lumbar Disc Herniation (LDH) is a fragment of the disc nucleus that is pushed out of the annulus, into the spinal canal through a tear or rupture in the annulus. The disc presses on spinal nerves, often producing pain, It is the lumbar region of the spine that often suffers from herniated discs. Nearly all herniated lumbar discs occur between the fourth and fifth lumbar vertebrae (L4-L5) or (L5-S1). One of the most common reasons for back discomfort and even sciatica is a lumbar disc herniation. Objective: In order to better understand how effective high-intensity therapy and low-level laser therapy are for persons suffering from a herniated lumbar disc, this study compares the two treatment modalities. However, there is a lack of evaluation in previous studies. Methods: In Iraq's Al-Diwaniyah Governorate, this study was carried out at Al-Diwaniyah Teaching Hospital and Al-Hamza General Hospital. Sixty patients with Magnetic Resonance Imaging confirmed lumbar disc herniation, computed tomography (36 males and 24 females) aged between (18-65y) participated. The subjects randomly assigned to participate in one of three treatment groups: high-intensity laser therapy (1064 nm, 7 w), low-level laser therapy (904 nm, 500 mw ), or a placebo laser with exercise 10 sessions total. The visual analogue scale (VAS), the Oswestry Disability Index (ODI), the Roland-Morris Disability (RMD), and the Schober's test used for evaluation the efficacy of therapy. Both pre- and post-irradiation measurements were taken. Results: According to the statistical analysis, it was found that there was a significant improvement in the group treated with HILT in the outcome measures ( VAS at rest p=0.004, VAS at activity p=0.010, ODI p=0.021, RMD p=0.036 ). As for the group that was treated with LLLT, we did not find significant differences in some parameters. Conclusion: The HILT group showed better improvement in all parameters than the LLLT group, specifically in controlling pain and returning to normal life faster. Keywords: HILT, Lumbar Disc Herniation, Low Back Pain, VAS.
Lomber disk hernisi ameliyatı olan hastalarda öğrenim gereksinimlerinin saptanması
Lomber disk hernisi ameliyatı olan hastaların öğrenim gereksinimlerinin saptanması amacıyla planlanan tanımlayıcı nitelikteki bu araştırma Şehit Kamil Devlet Hastanesi Beyin Cerrahi Servisinde gerçekleştirilmiştir. Lomber disk hernisi ameliyatı olan hastalar, cerrahi işlem sonrası yaşantılarında ciddi boyutlarda iş gücü kaybına ve kişisel yaşam kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Bunun için hastanın cerrahi işlem sonrası meydana gelen yeni yaşam biçimi ve işlem sonrasındaki yaşam aktivitelerinde meydana gelen değişiklikler arasındaki düzeni sağlaması gerekmektedir. Bu da ancak hastalara iyi bir danışmanlığın ve hastaların normal yaşamlarına dönmeden önce ki verilecek olan düzenli bir eğitim ile sağlanabilir. Bu çalışmada lomber disk hernisi ameliyatı olan hastaların bilgi gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 48.6±12 idi. Cinsiyete göre HÖGÖ toplam alt boyutlarında erkeklerin bilgi gereksinimlerinin kadınlara oranla yüksek olduğu saptandı. Yaşam kalitesi(p˂0.005) ve cilt bakımı(p˂0.001) alt boyutunda bekarların evlilere oranla bilgi gereksinimlerinin yüksek olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Tedavi ve komplkasyonlar(p˂0.027) ve toplum ve izlem(p˂0.030) alt boyutlarında doktorlardan eğitim alan hasta grubunun öğrenim gereksinimlerinin yüksek olduğu ve gruplar arasındaki fark anlamlı olduğu saptandı. Yaşam kalitesi(p˂0.039) alt boyutunda hemşirelerden eğitim alan hasta grubunun öğrenim gereksinimleri yüksek çıkmış ve gruplar arasındaki farkın anlamlı olduğu saptanmıştır. Hastalara eğitim verilmeden önce hasta öğrenme gereksinimlerinin saptanması eğitimin saptanan öğrenim gereksinimi doğrultusunda düzenlenmesi önerilmektedir
Bel fıtığı ameliyatı olan hastaların ağrı ve korku kaçınma düzeylerinin belirlenmesi
Çalışmanın amacı, beyin cerrahi kliniklerinde yatan, bel fıtığı ameliyatı olan hastaların ağrı ve korku kaçınma düzeylerini belirlemektir. Araştırma 2016 Kasım ve 2017 Mayıs ayı tarihleri arasında gerekli kurumsal izinler alınarak Gaziantep Şehitkâmil Devlet Hastanesi ve Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin Cerrahi Klinikleri' nde gerçekleştirilmiş, tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Hastanelerin Beyin Cerrahi Kliniklerinde yatan 92 gönüllü hastayla araştırma yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında "Sosyo-Demografik Veri Formu", "Görsel Kıyaslama Ölçeği" ve "Korku Kaçınma Tutumları Anketi" kullanılmıştır. Verilerin istatiksel analizi SPSS.21, istatistiksel yazılım programında yapıldı. Verilerin analizinde bağımlı bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında sayı yüzdelik, t testi, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U kullanıldı. Kadın hastaların erkeklere oranla korku kaçınma ve ağrı oranlarının düzeylerinin daha yüksek olduğu bulundu (p<0.01). Bedensel aktivite gerektiren işlerde çalışan hastaların korku kaçınma davranışlarının daha fazla olduğu, 16 yıl ve daha fazla süredir bel ağrısı yaşayan hastaların mesleki iş kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin, 11-15 yıldır bel ağrısı yaşayan hastaların fiziksel aktivite kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin diğer gruplara oranla daha fazla olduğu bulundu (p<0.05). Travma yaşayan hastaların mesleki iş kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin, travma yaşamayan hastaların fiziksel aktivite kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin daha fazla olduğu bulundu. Korku kaçınma ölçeği toplam puan ortalamasının travma yaşayan hastalarda daha yüksek olduğu, ağrı oranının ise travma yaşamayan hastalarda daha yüksek olduğu bulundu. Ağrı ile korku kaçınma davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesine göre ağrının en fazla fiziksel aktivite kaynaklı korku kaçınma ile ilişkisi vardı. Ağrı ile korku kaçınma toplam ve alt boyutları arasındaki ilişkinin anlamlı olmadığı saptandı. Sonuç olarak, bel fıtığı ameliyatı olan hastalarda, fonksiyonel kayıpların varlığı ile hastaların tüm yaşamlarının olumsuz yönde etkilenmesi ve yaşam kalitesinin azalacağı düşüncesi gelişebilmektedir. Hastalarda bedensel aktivitenin ağrıyı artıracağı korkusu ile birlikte sınırlı şekilde davranma ve bu nedenle aktiviteden kaçınma davranışı oluşabilir ve bazen hastalar ağrı yaşama korkusu nedeniyle de hareketten kaçınabilirler. Anahtar sözcükler: bel fıtığı, bel fıtığı ameliyatı, korku kaçınma tutumu, cerrahi sonrası ağrı
Lumbar interlaminar epidural steroid uygulamasında lidokain ve bupivakainin etkinliklerinin karşılaştırılması
Lumbar İnterlaminar Epidural Steroid Uygulamasında Lidokain ve Bupivakainin Etkinliklerinin Karşılaştırılması Amaç: Çalışmanın amacı lomber radikülopatisi olan hastalara uygulananan interlaminar epidural steroid enjeksiyonunda (ESE) steroid ile beraber kullanılan lokal anesteziklerden lidokain ve bupivakainin etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya lomber MR'da L3-S1 seviyelerinin herhangi birinde veya fazlasında lomber disk hernisi bulunan lomber radikülopatili 48 hasta alındı. Hastaların dosyaları taranarak işlem öncesi düz bacak kaldırma testi(DBKT), Sayısal Derecelendirme Ölçeği(NRS), Oswestry Disabilte İndexi (ODİ) sonuçları kaydedildi. İnterlaminar epidural enjeksiyon uygulanan hastalardan 8 mg deksametazon +2 cc %0.5 bupivakain+ 4 cc serum fizyolojik (SF) enjekte edilen hastalarla, 8 mg deksametazon+ 2 cc %2 lidokain+2 cc SF'ten oluşan toplam 8 ml'lik ilaç karışımı enjekte edilen hastaların işlem sonrası 1. ve 3. ayda DBKT ve ODİ, 1.saat, 1.ay ve 3.ayda NRS sonuçlarına tekrar bakıldı. Bulgular: Çalışmada her iki grupta da girişim öncesi bakılanlara göre 1. ve 3. ayda değerlendirilen DBKT, NRS ve ODİ sonuçlarında anlamlı azalma görüldü (p<0,001). Her iki grup birbirleriyle karşılaştırıldığında, iki grubun DBKT sonuçları arasında 1. ay (p=0.864) ve 3. ay (p=0,584) değerlendirmelerinde anlamlı fark yoktu. Gruplar arası NRS sonuçları arasında, 1. saat (p=0,931), 1. ay NRS (p=0,496) ve 3. ay (p=0,428) değerlendirmelerinde anlamlı fark saptanmadı. Gruplar arasında bakılan ODI sonuçları arasında, 1. ay (p=0,649) ve 3. ay (p=0,559) anlamlı fark izlenmedi. Sonuç: ESE, lomber disk hernisine bağlı radikülopati tedavisinde etkin bir tedavi yöntemidir. İnterlaminar epidural enjeksiyonlarda, deksametazonla beraber lidokain yada bupivakain uygulamasının hastaların ağrılarını etkin bir şekilde azaltıp hayat kalitesini iyileştirdiği, ancak bu iki ilacın etkinlikleri açısından aralarında fark olmadığı görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Lomber disk hernisi, radikülopati, interlaminar epidural steroid enjeksiyonu, lidokain, bupivakain
Lumbar disk hernisi olan bireylerde "enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon" tekniğinin etkisinin araştırılması
Çalışmamız, lumbar disk hernisi olan bireylerde enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tekniğinin etkinliğini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya lumbar disk hernisi olan 40 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele yöntemle kontrol grubu ve enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tedavi grubu olarak iki gruba ayrıldı. Her grupta 20 birey yer aldı. Enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tedavi grubuna; 4 hafta boyunca klasik fizyoterapi (yüzeyel sıcaklık-hotpack, TENS, ultrason ve egzersiz) uygulamasına ek olarak, haftada 2 seans enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tedavi protokolü uygulandı. Bu tedavi protokolünde paraspinal kaslara, gluteus maksimus - gluteus medius kaslara ve hamstringlere uygulama yapıldı. Tüm hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 2. ay ağrı (Visual Analog Scale-VAS), düz bacak kaldırma testi (DBKT), slump test (90° diz fleksiyonundan diz ekstansiyonuna doğru derecesi), 5 dakika yürüme testi (5 DKYT), normal eklem hareketi (NEH) ve SF-36 açısından değerlendirildi. Tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 2. ay gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, her iki grupta da ağrı değerlerinde azalma olduğu (p<0.05); düz bacak kaldırma derecesi, slump test (90° diz fleksiyonundan diz ekstansiyonuna doğru derecesi), 5 dakika yürüme testi (5 DKYT), normal eklem hareketi (NEH) ve SF-36 değerlerinde ise artma olduğu (p>0.05) saptandı. Gruplar kendi aralarında karşılaştırıldığında ise ağrı, düz bacak kaldırma derecesi, slump test (90° diz fleksiyonundan diz ekstansiyonuna doğru derecesi), 5 dakika yürüme testi (5 DKYT), normal eklem hareketi (NEH) ve SF-36 değerlerinde enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tedavi grubunda klinik düzelmelerin daha fazla olduğu görüldü. Sonuç olarak; fizyoterapistlerin lumbar disk hernisi olan bireylerin tedavisinde enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tekniklerini, fizyoterapi programları ile birlikte uygulamalarının rehabilitasyona olumlu yanıt verebileceği görüşündeyiz. Ancak lumbar disk hernisi olan bireylere enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tekniğinden sonra sırt kas aktivitesindeki değişiklikleri araştırmak için daha yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Lumbar disk hernisi, enstrüman yardımlı yumuşak doku mobilizasyon tekniği, enstrüman, yumuşak doku mobilizasyon, klasik fizyoterapi.