International cooperation
73 theses under this subject heading
Avrupa Akdeniz İşbirliği Bölgesinde ekonomik bağımlılığın Güney Akdeniz ülkelerine etkileri
1995'de başlayan Barcelona Süreciyle beraber Avrupa-Akdeniz bölgesinde sosyo-ekonomik ilişkiler, ticaret, doğrudan yabancı yatırım, turizm ve ekonomik fonlar vasıtasıyla genişlemiş ve derinleşmiştir. Bu tez, Avrupa Akdeniz İşbirliği süreci ile gelişen ekonomik bağımlılığın Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Ürdün, Suriye ve Lübnan'da ekonomik ve demokratik gelişimi nasıl etkilediğini incelemektedir. Neo-Liberal Kurumsalcılık ve Tarihsel Kurumsalcılığın önermelerinin, Modern Dünya Sistemlerinin hipotezleriyle karşılaştırarak incelendiği 2003 2013 arası dönemde, hangi teorik perspektifin ekonomik bağımlılığın etkilerini belirlemekte daha başaralı olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezin amacı doğrultusunda, öncelikle Avrupa Akdeniz İşbirliği sürecinin tarihsel arka planı farklı görüş ve değerlendirmelerle beraber aktarılmış, daha sonra ekonomik bağımlılığın etkilerini inceleyen literatür içlerinde bulundukları okullarla beraber açıklanmıştır. Temel olarak Neo-Liberal Kurumsalcı paradigma ekonomik bağımlılığın ve kurumsal kapasitenin aynı anda yüksek olması durumunda ekonomik gelişme beklemekteyken, Modern Dünya Sistemleri teorisi ekonomik bağımlılığın ekonomiyi negatif yönde etkilediğini beklemektedir. Demokratik gelişim konusunda ise, Neo-Liberal Kurumsalcılığın eksiklerini tamamlayan Tarihsel Kurumsalcılığın, yüksek kurumsal kapasitenin krizler gibi kritik eşik anlarında demokratik gelişim sağladığı önermesi, Modern Dünya Sistemleri teorisinin ekonomik bağımlılığın demokratik gelişimi engellediği önermesiyle karşılaştırılmıştır. Belirtilen hipotezlerin Akdeniz Avrupa İşbirliği sürecini açıklayabilme kapasitesini tespit etmek için, öncelikle Güney Akdeniz ülkelerinin ekonomik bağımlılıkları Gleditsh formülüyle hesaplanmış, daha sonra Dünya Bankası ve Eurostat'dan edinilen ticaret ve kalkınma verileriyle beraber yorumlanmıştır. Bu bağlamda, bölgede Avrupa'ya yönelik ekonomik bağımlılığın kurumsal kapasiteyle beraber ekonomik gelişme getirmediği öne sürülmüştür. Öte yandan, ekonomik bağımlılığın bölge ülkelerinin küresel ekonomik krizden etkilenme oranını arttırmasıyla, kritik eşik anlarında kurumsal kapasitesi daha yüksek olan ülkelerin demokratik gelişim gösterdiği belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Akdeniz İşbirliği, Ekonomik Bağımlılık, Ekonomik Kalkınma, Demokratik Gelişim, Uluslararası Politik Ekonomi
Terörizmle mücadelede uluslararası işbirliği: Şangay işbirliği örgütü örneği
Terörizm tarih boyunca farklı hedef, ideoloji ve yöntemlere sahip çok sayıda örgüt tarafından kullanılan bir strateji olmakla birlikte son yıllarda bilgi, iletişim ve ulaşım teknolojilerinde yaşanan çarpıcı gelişmeler nedeniyle global ölçekli bir tehdide dönüşmüştür. Terörizmin ulus aşan bir karakter kazanması ile birlikte, devletler artık sadece kendi sınırları içerisinde meydana gelen terör eylemlerinden değil, uzak coğrafyalarında sürdürülen terörist faaliyetlerden de olumsuz etkilenir hale gelmiştir. Bu durum devletleri terörizmin olumsuz etkilerini azaltmak için aralarında çeşitli işbirliği mekanizmaları inşa etmeye sevk etmektedir. Bu çerçevede özellikle devletler arası bir platform işlevi gören uluslararası örgütler ön plana çıkmaktadır. Terörizmle mücadele alanında uluslararası işbirliği geliştirmeyi hedefleyen teşkilatlardan birisi de Şangay İşbirliği Örgütü'dür. Bu çalışma terörizmle mücadele alanındaki uluslararası işbirliği arayışlarını ve bölgesel bir işbirliği teşkilatı olan Şangay İşbirliği Örgütü'nün terörizmle mücadele kapasitesini ele almaktadır. Çalışmanın amacı terörizmle mücadelede uluslararası işbirliğinin önemini ortaya koymak ve Şangay İşbirliği Örgütü'nün terörizmle mücadele alanındaki kabiliyetlerini ve sınırlılıklarını açığa çıkarmaktır.
Türkiye'nin enerji güvenliğinde Rusya ile işbirliği: Akkuyu nükleer santrali
Bu çalışmanın amacı, Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) Anlaşması'nın neden Rusya ile yapıldığı araştırma sorusundan yola çıkarak, Türkiye'nin nükleer güç santrali kurma girişimlerine dair geçmiş süreç ve mevcut anlaşmanın içerim şartlarına göre Rusya ile nükleer enerjide işbirliğini belirleyen ana politika motivasyonunu açıklamaktır. Çalışmanın sonucunda işbirliğini belirleyen iki ana neden tespit edilmiştir. Bu nedenlerden birincisi "yap-sahip ol-işlet" modelinin kullanılmasıyla Türkiye'nin ekonomik sorumluluk almamış olması ve bu modeli sadece Rusya'nın tercih etmesi, ikincisi ise devletlerarası anlaşma yaparak her iki ülkenin de kendisini garanti altına almasıdır. Akkuyu NGS'nin enerji arz çeşitliliğini sağlaması ve elektrik birim maliyetinin kömür ve doğal gazdan daha düşük olması, santralin önemli faydaları arasındadır. Diğer yandan santralin tamamıyla Rusya kontrolünde olması alternatif enerji kaynağının uzun vadede güvenilirliği hakkında endişeler yaratmaktadır. Bu sonuçlar karşılıklı bağımlılık çerçevesinde değerlendirildiğinde Akkuyu NGS'nin enerji arz çeşitliliğini artırdığı ancak Rusya'ya olan asimetrik bağımlılığı artırdığı için enerji arz güvenliğini sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yeni dünya düzeninde siyasal – ekonomik – sosyal bir işbirliği modeli olarak: TURAN
Uluslararası sistem, bir dünya devleti olmaması hasebiyle anarşik bir yapıdadır ve güç dengeleri pergelinden çıkar mahreçli stratejilerle dizayn edilmektedir. Sistem, süreç içerisinde dizaynırların meşrulaştırılmış emperyalist arzularını ifade eden bir "Yeni Dünya Düzeni" kavramına itilmiştir. Küresel sistem dizaynırları; aidiyet merkezli bütünlüğe karşı "böl-parçala-yönet" mottosu üzerinden ürettikleri tezler ile bir ayrılıkçı algı oluşturmaktadır. Dayatılan bu emperyalist tezleri, milli tezahürler ile reddederek kimlik-kültür-dil nirengisindeki milliyet mihvelinden bir işbirliği oluşturma tasavvuru; anarşik sisteme karşı kökten güç kazanım hamlesi olarak yayılmacılığa ket vuran organik milli bir tavırdır. Milli tavır, Türk Milleti'nin Dokuz Işık Doktrini üzerinden Türkiye'den, Türk Dünyasını saracak milliyet mahreçli bir siyasal-ekonomik-sosyal kalkınma ivmesi yakalamasıyla tezahür edecek ve revize edilmiş bir "Dilde-Fikirde-İşte Birlik" mottosu ile TURAN modelini oluşturacaktır. Bu perspektifte üretilen tez, küresel düzlemde imkansızlık algısı ile dayatılan ayrılıkçılığa karşı bir anti tez olarak geliştirilip Türk Uygarlığının tarihsel ve jeopolitik varlığının sağladığı, organik küresel güç parametreleri üzerinden milli bir yön tayin edecektir. Anahtar Kelimeler: Yeni Dünya Düzeni, Türk Birliği, TURAN
Tek Kuşak Tek Yol projesi bağlamında Çin-AB ülkeleri işbirliğinin Doğu Akdeniz'e etkileri
Günümüzde Doğu ve Batı arasında ekonomik bir güç olarak karşımıza çıkan Çin, 2013 yılında devlet başkanı Xi Jinping tarafından duyurulan Tek Yol Tek Kuşak projesi ile çağımız küreselleşmesinde ve küresel oyun kurucuların konumlanmalarında değişikliklere yol açmaktadır. Proje, esas itibariyle küreselleşme çağında kazan-kazan politikalarını derinleştirerek, geleneksel küreselleşmenin olumsuz yanlarını da hafifletmeyi amaçlamaktadır. Bu açıdan projenin temelleri kapsayıcılık, denge ve uyumluluk mekanizmaları vasıtasıyla küresel bir entegrasyon oluşturma ilkesine dayanmaktadır. Projede sözü edilen "Kuşak" kavramı karayollarını, demiryollarını, petrol ve doğalgaz boru hatlarını ve altyapı çalışmalarını kapsayan "Karayolu Güzergâhlarını" ifade ederken; "Yol" kavramı ise "Deniz Yollarını" belirtmektedir. Dolayısıyla proje, çeşitli altyapı faaliyet zincirleri ve yatırımlar doğrultusunda Doğu ile Batı arasındaki ticari ve kültürel alışverişin sağlandığı bir koridor görevi görmektedir. Başka bir ifade ile Kuşak Yol projesi, sadece Avrasya kıtasının genişletilmiş ticari rotası değil aynı zamanda Avrupa, Asya ve diğer uygarlıklarında karşılıklı entegrasyonuna katkı sağlamaktadır. Bu arka plan doğrultusunda, Kuşak Yol projesi ekseninde Çin'in ekonomik bir aktör olarak yükselişi ve AB ile gelişen ortaklık ilişkisi uluslararası ilişkilerde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Bu durum özellikle Akdeniz bölgesinde dikkat çekici bir boyutta seyir etmektedir. Ayrıca Doğu Akdeniz ülkelerinde ekonomik olarak varlık gösteren Çin, bölgesel rekabette değişimlere yol açmaktadır. Zira bölge devletlerinin her geçen gün büyük altyapı projelerine katılımı artmakta ve bu durum stratejik konumlanmalarda ve ticaret yolları üzerinde önemli bir etki yaratmaktadır. Bu çalışma, Çin'in büyük dış politika stratejisi olarak nitelendirilen Kuşak Yol projesi vasıtasıyla Doğu Akdeniz'deki ilgi alanlarını ve faaliyetlerini irdelerken, bölgedeki jeopolitik gelişmelerle nasıl ilişkili olduğu sorusu üzerinde durmakta ve bu soruya yanıt aramaktadır. Özellikle AB ülkeleri ile oluşturulan işbirliği çerçevesinin detayları incelenirken, bu işbirliğinden ortaya çıkan altyapı faaliyetlerinin genelde küresel siyasete, özelde ise Doğu Akdeniz'e olan olası etkilerini irdelemektedir. Nitel bir araştırma yöntemine göre hazırlanan bu çalışmanın odak noktası; Kuşak Yol projesi kapsamında AB ile oluşturulan kazan-kazan mekanizmasının Doğu Akdeniz'e olan olası etkileri olarak belirlenmiştir. Çalışmada öncelikle küreselleşme çerçevesinde teorik bir altyapı hazırlanmış olup; daha sonrasında Kuşak Yol projesinin ana hatları açıklanarak, partner devletlerle kurulan işbirliklerine ve bu işbirlikleri neticesinde yapılan altyapı çalışmalarına değinilmiştir. Son olarak elde edilen veriler ışığında projenin özel odağında yer alan AB işbirliği çerçevesinin uluslararası ilişkilere ve Doğu Akdeniz'deki yansımalarına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tek Kuşak Tek Yol, Doğu Akdeniz, Küreselleşme, Çin, Avrupa Birliği
Cooperation frameworks between Kazakhstan and Turkey: Contemporary condition and development outlooks
This thesis reviews the development of relations between Turkey and Kazakhstan that has become more rapid recently. Cooperation between the two states at the political, economic, and cultural spheres, each of which is of research interest, has been increasing. In this thesis, I first describe the trajectory of Kazakhstan's economy since the breakup of the Soviet Union. It was important to analyze all the events within the framework of the long-term modernization of the economic system of Kazakhstan, which significantly improved since independence. In addition, the living standard of the population has increased, so the Kazakh economy is ready for a large flow of foreign investment. Then, I focus on economic cooperation between the two countries. I analyzed both countries through HDI, which made it possible to single out specific areas in which Turkey and Kazakhstan develop and cooperate and to say how encouraging this economic cooperation is. After that, I focus on educational and cultural cooperation. Turkey and Kazakhstan are implementing small and large projects concerning schools, universities, and common Turkic heritage. Both states have started working on joint cultural and educational projects, and culture is the main method of regional integration. This thesis concludes that both Kazakhstan and Turkey achieved an increase in the indices of the human development index, and close cooperation of these states and reintegration within the Central Asian region becomes more productive.
Küreselleşme bağlamında Rusya-İran ve Türkiye arasındaki işbirliğin süreklilik potansiyeli
Soğuk Savaş'ın bitişi ve ardından SSCB'nin dağılmasıyla, dünya güç dengesinde büyük değişiklikler meydana gelmeye başlamıştır. Soğuk Savaş boyunca sürmüş olan iki kutuplu yapı son bulmuş, doksanlı yılların uluslararası sistemi ABD hegemonyasında tek kutuplu bir yapıya dönüşmüştür. 21. yüzyıla girerken 11 Eylül Terör Saldırısı, başarısız Afganistan ve Irak Harekatları ABD'nin prestijini sarsmış, toparlanan Rusya, büyüyen ekonomileri ile AB, Çin, ve Japonya, ABD'nin rakibi konumuna gelmişlerdir. Küreselleşme gibi başka faktörler de olmakla birlikte ABD hegemonyasındaki tek kutuplu yapı sarsılmaya başlamış, 21. yüzyıl uluslararası sistemi çok kutupluluğa doğru evrilmeye başlamıştır. Küreselleşme süreci bazı çevrelerce yararlı bulunsa da bazı çevrelerce getirdiği ekonomik, siyasi ve kültürel olumsuzluklar yüzünden eleştirilmiştir. Bünyesinde barındırdığı olumsuzluklar küreselleşme sürecinin tamamlayıcısı ya da karşıtı olarak görülebilen bölgeselleşme hareketlerini başlatmıştır. Bölgeselleşme hareketleri ile küreselleşme karşısında zayıf düşen ulus devletler ayakta durmaya çalışmakta, aşınan yetkilerini tekrar kazanmaya çabalamaktadırlar. Küreselleşmenin barındırdığı olumsuzluklar ulus devlet yapısını çevre ülkelerle ekonomik ve siyasi birlikler kurmaya sevk etmiştir. 21. yüzyıl uluslararası sistemin çok kutuplu yapısı, küreselleşme sürecinin ulus devleti bölgesel birlikler kurmaya teşvik etmesi; Suriye krizi üzerinden gelişen Rusya-İran ve Türkiye işbirliğinin süreklilik arz ederek daimi bir birliğe dönüşmesini kolaylaştırmaktadır.
Turizm ve enerji ekseninde Şanghay İşbirliği Örgütü ve Türkiye
Türkiye'nin artan nüfusu, kentleşme ve sanayileşmenin etkisiyle enerji ihtiyacı da gün geçtikçe artmaktadır. Türkiye'nin enerji arzı talebini karşılayamamakta ve enerji ihtiyacının yarısından fazlasını ithal etmektedir. Bu ithalat gerçekleştirilirken dövize olan ihtiyacı unutmamak gerekmektedir. Turizm ekonomik açıdan getirisi çok yüksek bir sektör olduğu için her ülkede olduğu gibi Türkiye için de önemi çok fazladır. Bu sektörden elde edilen döviz direk olarak enerji ithalatını etkilemektedir. Türkiye'de geçmiş yıllardan itibaren turizm ve enerji politikaları hazırlanırken bu durum göz önünde bulundurulmuştur. Enerji ise alt yapı ve üst yapı hizmetlerinde kullanılması, turizmden elde edilen gelirin ise enerji alanında ve diğer bir çok alanda etkisinin olması bu iki sektörün işbirliği içerisinde olduğunu göstermektedir. Bu yüzden Türkiye kendi çıkarları çerçevesinde iç politikasını ve dış politikasını şekillendirmesi gerekmektedir. Geçmişten gelen kültürel ve tarihi bağı olan Orta Asya ile ilişkilerinde yetersiz kalmış olsa da Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkilerinin geliştirilmesi Diyalog Ortağı ülke statüsünde ki Türkiye için fırsattır. ŞİÖ,Türkiye'nin turizmini daha fazla geliştirmesinde etkili olabilecek ve enerji sorununa çözüm olabilecek üyelere sahiptir. Enerji ve nüfus bakımından zengin bir örgüt olan ŞİÖ ve enerji koridoru üzerinde olmasıyla jeopolitik öneme sahip olan Türkiye ile enerji ve turizm alanında işbirliğin sağlanması, arttırılması her iki taraf içinde yarar sağlayacak, örgütün uluslararası pazarlara ulaşımı kolaylaşacaktır.
International military cooperation in the Lake Chad Basin region to fight terrorism: Roles and effects
The Boko Haram insurgency in Lake Chad Region has gradually evolved into a complex regional catastrophe as many lives have been taken, properties worth billions of dollars have been destroyed, and destitution has increased in the immediate vicinity of Lake Chad, escalating tensions in other areas. Despite the activities of the Multinational Joint Task Force, the killings and destructions continued. Thus, a crucial question had to be quarried: What have been the roles and effects of MNJTF in the LCR, especially with the continuing and seemingly unpreventable terrorist attacks? Neoliberalism (Institutional Liberalism) is being used to investigate the issue. As a result, this research looked into the extent of international military cooperation between the Joint Task Force and the respective governments of LCR, as well as providing a variety of critical perspectives on security studies, covering a wide range of theoretical subjects from economic to political. The study looked at the complexity of theater (LCR) of the war against terrorists as a major concern, as well as poor coordination among various military forces, political and economic restraints, and pertinent recommendations based on the findings. The role of the Civilian Joint Task Force, its flaws, and how these flaws could be exploited are also reviewed. On the one side, this research looked at the link between government policies and terrorism, as well as how a lack of socioeconomic and political frameworks in the LCR encouraged the spirit of terrorism. The role of humanitarian organizations, intergovernmental entities, and international organizations in combating terrorist groups or mitigating the impact of subsequent assaults on the public is examined in this piece of work.
Ortak miras Antarktika'nın uluslararası rejim kapsamında yönetimi
Ortak kaynakların küresel yönetimi için eşitlikçi ve kapsamlı bir uluslararası rejim sağlanabilir mi? sorusundan yola çıkan bu tez, Antarktika örneği üzerinden uluslararası iş birliğini analiz edecektir. Öncelikli olarak kıta üstündeki egemenlik iddialarının varlığı, ortak miras rejimi ile bağdaşmamaktadır. Kıtadaki kaynakların araştırılması, bilimsel incelemesi, kullanılması, muhafazası ve idaresi için kurulan hukuki yapı, Antarktika Anlaşmalar Sistemi, devletlerin egemenlik iddialarını ve kıtayı ilgilendiren güncel sorunları aşmada yetersiz kalmaktadır. Antarktik ilişkilerinde yer alan aktörlerin şekillendirdiği Antarktika siyaseti, ulusal çıkarlardan kaynağını alan ve bilim üzerinden işleyen bir uluslararası iş birliği formunu almıştır. Bu bağlamda araştırmanın temel dayanağını hak iddiasında olan ve hak iddia etme hakkını elinde tutan devletlerin ulusal Antarktik araştırma kurumlarıyla ve ilgili hükümet-dışı örgütlerle yürütülen mülakatlar oluşturacaktır. Araştırma kapsamında ilgili uluslararası anlaşmalar, yönetmelikler ve uygulamalar ile konuyla ilgili diğer tüm kaynaklar analiz sürecine eklenecektir. Genel yapıdan beklenen sonuca göre Antarktik kaynakların sürdürülebilir geleceği tüm ulusların çıkarlarından bağımsız, eşitlikçi ve kapsamlı bir ortak miras rejiminin varlığına ihtiyaç duymaktadır.
Orta Asya devletleri arasındaki ilişkilerde su yönetimi meselesi
Bu çalışma, Orta Asya devletlerinin sınıraşan nehirler meselesine yönelik yaklaşımlarını incelemektedir. Orta Asya ülkelerinin su ve enerji politikalarının analizine dayalı olarak, mevcut anlaşmaların ve önlemlerin sınır aşan nehirler sorununun çözümüne etkisi analiz edilmektedir. Bölgesel su kaynaklarının analizinden hareketle, bölge ülkelerinin uluslararası su yolları üzerindeki etkileşimleri değerlendirilmiş ve su sorunlarının çözümünde uluslararası deneyimler incelenmiştir. Son yıllarda artan çevre sorunları, su sorunlarını devletler arası anlaşmazlıklarda gündemin en önemli maddesi haline getirmiştir. Sınıraşan su kaynaklarının kullanılması sorunu, saf bir kaynak sorununun ötesine geçmiş ve yoğun bir şekilde politize edilmiştir. Bu, Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkilerin karmaşık doğası ve her şeyden önce devletlerin karşılıklı taviz verme konusundaki isteksizliklerinden kaynaklanmaktadır. Öte yandan ülkelerin siyasi ve ekonomik sistemlerinin istikrarsız olduğu koşullar da siyasi rekabeti körüklemektedir. Bu bağlamda, suyun stratejik bir kaynak olduğu ve aynı zamanda Orta Asya'nın sürdürülebilir kalkınmasının temeli olduğu dikkate alındığında, sınır ötesi su kullanımının çözümünün bölgesel işbirliği arayışlarının ana dinamiği olacağı öngörülebilir. Orta Asya'da sınıraşan sular konusu bölge devletleri arasında siyasi, ekonomik ve güvenlik boyutları da olan bir konudur. Bununla birlikte, Orta Asya'daki su durumuyla ilgili belirli bir iyimserlik de vardır. Gerçek şu ki, tarihsel deneyimin gösterdiği gibi, su sorunları er ya da geç çözülmektedir. Bunun yolu da işbirliği ve ekonomik bütünleşmeden geçmektedir.
Basın demeçleri bağlamında Türk ve Amerikan ilişkilerinin terörle mücadele boyutu
Bu tez çalışmasında Suriye'ye sıçrayan Arap baharının oluşturmuş olduğu kaotik ortamda kendine yer edinen PKK/PYD ve İŞİD terör örgütlerine karşı müttefik olan Türkiye ve Amerika'nın terörle mücadelede ne denli işbirliği yapabildiği araştırma sorusundan yola çıkılarak, devletlerin terörizme karşı işbirliği zorlukları irdelenmiştir. İzlenilen metot söylem analizi ve süreç analizi birlikteliğidir. 2011-2018 yılları arasında devlet başkanlarından savunma bakanlığına, dışişleri bakanlarından hükümet sözcülerine kadar farklı kurumların yönetimlerinde bulunan kişilerin söylemleri analiz edilerek ve sahadaki eylemleriyle karşılaştırılarak süreç analizi yapılmıştır. Araştırma sırasında yıllara göre çeşitli haber kaynakları taranmış ve sahada terör örgütlerine karşı gerçekleştirilen operasyonlar literatür taraması ile detaylı olarak incelenmiştir. Devlet kurumlarında bulunan kişilerin söylemleri kamuoyuna açık kaynaklardan elde edilmiş ve çeşitli kaynaklardan araştırılıp teyit edilerek sunulmuştur. Tez içerisinde bulunan görüş ve önerilerin tamamı, yaptığım araştırmalar sonucu şekillendirdiğim kişisel fikirlerimdir ve herhangi bir kişi veya kurumun görüşünü yansıtmamaktadır.
Turkish and European perspectives on Syrian migration since 2011
Migration is as old as history of mankind, but it has become one of the world's biggest problems today. Turkey has been exposed to growing migration wave, because of its location in proximity to crisis regions in the Middle East. The European Union (EU) has been disturbed from this issue because the refugees who crossed the border of Turkey are based on the boundary of Fortress Europe. Both Turkey and EU need to timely address this problem, as both of them are faced with an irreversible refugee influx. Turkey and EU have approached differently and produced different policies about recent migration wave. In this study, the civil war which began in Syria after 2011, the wave of Syrian migration towards Turkey, and Turkey and EU's approach will be examined. First, the perspectives of Turkish government, NGOs and people will be evaluated. Second, European Commission, NGOs and people's approach to subject will be analyzed. Finally, the aid from Turkey and EU, and differences in the policies implemented will be compared. During the study, public opinion polls, EU Commission reports and Disaster and Emergency Management Presidency (AFAD) reports will be used. Turkish authorities consider that EU couldn't receive enough initiative. On the other hand, EU is assessing the situation differently. This thesis aims to find out an answer to an extent and degree of European and Turkish policy convergence. Key Words: European Union (EU) and Turkey: refugees, humanitarian aid, international cooperation, migration policy
Azerbaycan'ın Avrupa Birliği ile ortaklık ve işbirliğinin temelleri
1991'de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan, ulusal çıkarlarını sağlamak ve korumak için uluslararası arenada bölgesel ve küresel düzeydeki faaliyetlerini genişletmiştir. Avrupa alanına yakın entegrasyon gereği duyan devlet, Avrupa Birliği ile çok taraflı karşılıklı ilişkiler kurmuştur. Azerbaycan'ın Avrupa Birliği ile ilk ikitaraflı ilişkileri ekonomik yardımlar şeklinde başlamış ve gelecek ekonomik, politik ve kültürel ilişkilerin şeklini biçimlendirmiştir. Azerbaycan, Avrupa Birliği'nin enerji güvenliğinin sağlanması açısından güvenilir ortaktır. Azerbaycan, Avrupa Birliği ile enerji ve ulaştırma projeleriyle işbirliğini güçlendirmeye odaklanarak, yakın siyasi entegrasyondan kaçınmaktadır. Bu çalışma, Azerbaycan ile Avrupa Birliği arasındaki ortaklık ve iş birliğinin hukuki temellerinin kapsamlı analizini içermektedir.
Küresel salgınların uluslararası ticarete etkileri ve küresel iş birliğinin önemi
Dünya, halen 1930'lardaki Büyük Buhran'dan bu yana yaşadığı en ciddi kriz olan 2007-2009 krizinin olumsuz etkilerini azaltma çabasındayken, küresel sorunların uzun bir gelecek için ele alınması gerektiği anlaşılmıştır. Küresel krizler, küresel salgınlar ve küresel tedarik zincirinin güvenliği gibi küresel sorunlar, küresel iş birliğini gerektirmektedir. Geçmişteki ekonomik krizlerin regülasyon ve deregülasyon dengesinin optimum düzeyde kurulamamış olmasından, bununla birlikte devlet ve uluslararası kuruluşlar gibi düzenleyici kuruluşların uygun adımları olması gereken zamanda atamamış olmasından kaynaklandığı genel olarak kabul edilmektedir. Bu tespitler ve uzun vadeli çözüm arayışı, ana akım ekonomi düzeninin mevcut yapısının ve uygulanışının küresel sorunların çözümüne elverişliliğinin ve sunduğu küresel iş birliği aygıtlarının sorgulanmasını gerektirmiştir. Böylece, küresel salgınların uluslararası ticarete etkilerini azaltmak için ne tür bir küresel iş birliğinin, hangi koşullarda yürürlükte olması gerektiği araştırılmıştır. Çalışma, sağlıklı ve adil işleyen bir uluslararası ticaretin işleyişi ile sağlıklı bir ekonomik ortamın oluşturulmasını, yaşam standartlarının ve refahın artırılmasını kolaylaştırabilecek olası çözümlere yoğunlaşmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular göz önünde bulundurulduğunda, bu çözümlerin uygulanabilmesi için gereken küresel iş birliğinin hayata geçirilmesinin, mevcut küresel ekonomi yaklaşımının çok köklü reformlardan geçirilmesine veya tüm uluslararası aktörlerin üzerinde uzlaşabileceği yeni bir uluslararası finansal mimarinin oluşturulmasına bağlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Ticaret, Refah, Küresel Salgınlar, Neoliberalizm, Yeni Uluslararası Finansal Mimari
Turkey and Soviet Union relations during Khrushchev Era: Between conflict and collaboration
In the early 20th centuries have new beginning in the two states histories that are neighbors for centuries. The Soviet Union in 1917, the Republic of Turkey was founded in 1923. History of bilateral relations began to support each other. But when Stalin came to power and due to Soviet demands on Eastern Anatolian territory and military bases on the Straits the relations were disrupted. During this period the world was divided into two poles as East-West under the leadership of the USSR and the USA. After the Second World War Turkey had taken place with the USA in the Western bloc that could not overcome alone with the Soviet Union demands. Khrushchev had taken power with the death of Stalin and begun to criticize the Stalin's policies. In this context, Soviet Union announced that they withdrew the above-mentioned demands from Turkey in 30 May 1953. However, Soviet efforts to improve the relations with Turkey could not meet expectations that were expected because of Turkey's bloc politics for that period. In this study, under Khrushchev leadership the USSR-Turkey relations are studied in details between the years 1953-1964. Due to there were any direct diplomatic relations Soviet Union-Turkey relations are evaluated over the USSR-USA and Turkey-USA relations. Turkey has been included in the USA containment policy during this period and has been involved in the establishment of the Balkan and the Baghdad Pact. Military bases in Turkey, placing the Jupiter missiles to those bases; killing of USA's spy plane U2 that took of firstly from Turkey, Incirlik military air base, when it was spying on Soviet lands and Cuban Missile Crisis have been retaliatory factors affecting the relations negatively. Khrushchev's leadership, which is the hallmark of Soviet foreign policy in the process of 'peaceful coexistence' principle, has been reflected in the relations with Turkey, led to the normalization of relations.
İran İslam Devriminden sonra Türkiye İran ilişkileri: İşbirliği yada rekabet
Iran and Turkey had ruled and had fought for the leadership of the Middle Eastern lands during the hardest years of the region. However, changing regional conditions and global political problems had obstructed these states to get that leadership and to provide a stable system. The Middle East, which lived its brightest years during the Ottoman Empire administration, had fought against rebellions, clashes and civil wars during the last period of the Ottoman Empire. On the other hand, the hegemony of Iran had not survived long. After the decline of the Ottoman Empire, Turkey has drawn a new frame for itself and after the First World War, Britain and the US had ruled Iran; however, their hegemony could not provide stability for Iran. Iran Islamic Revolution had become a new era for Iran's history and the relations between Iran and Turkey. While Iran was trying to focus on its domestic matters and its war against Iraq, Turkey was trying to be a part of the politic process in the Middle East. After the 1980's, a very new era for the relations between the states had begun. Today, there are warm relations between two sides, the basic purpose of both states is about being more powerful against each other for the Middle Eastern politics. Keywords; the Middle East, relation, Iran, Turkey, leadership
The future of European Union and Russian energy politics: Cooperation or competition?
In this study it was aimed to reveal critical analysis the energy relations between the EU and Russia, by examining energy interests and dynamics supporting oil and gas relations between the EU and Russia based on the literature of two theories namely neorealism and neoliberalism in order to demonstrate that future of EU- Russia energy politics is tend to be cooperative. After providing the theoretical framework of this thesis by introducing the theories of neorealism and neoliberalism, identifying internal and external energy policies of the EU and Russia and their relations with the energy transit states, examining energy relations between the EU and Russia based on oil and gas relations, energy security concerns, legal documents aiming to strengthen their energy relations and recent developments, this study aimed to explore cooperative side in the energy relations between the EU and Russia instead of the competitive side in the future due to the high level of interdependency in energy issue between both parties.
Küreselleşmede bölgesel örgüt iş birliği mekanizması çerçevesinde Türk devletleri teşkilatı
Küreselleşme siyasi, ekonomik, ticari, sosyo-kültürel, bilgi ve iletişim teknolojileri gibi alanlarda tüm dünyaya dönüşüm süreci yaşatan bir yapı oluşturmuştur. Devletler, sistemleri gereği egemenliklerini ve içlerindeki düzeni korumada, küreselleşmenin yarattığı köklü değişimlere uyum sağlamada ve ortaya çıkan sorunlara çözüm bulmada yetersiz kalmıştır. Çözüm yolu olarak bölgeselleşme olgusuna yönelmişlerdir. 1950'lerde hız kazanan bölgeselleşme, günümüze kadar büyük gelişim göstermiştir. Aynı bölgede ya da yakın coğrafyada bulunan devletler farklı alanlarda bölgesel iş birlikleri gerçekleştirmek üzere bölgeselleşmeye dahil olmuşlardır. İş birlikleri için bölgesel örgütler kurmuşlardır. Coğrafi ve siyasi olarak yeniden şekillenen dünyada, uluslararası örgütler yeni aktörler olarak ortaya çıkmış, büyük güç hâlini almıştır. Zor rekabet şartları olan bu süreçte, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan devletler ayakta durmak, refah seviyelerini geliştirmek üzere uluslararası örgütlere üye olmuş ve olmaktadırlar. SSCB'nin yıkılması ve Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmasıyla, Türk dili konuşan devletler arasında bölgesel bir örgüt oluşturulmak istenmiştir. Gecikmeler gerçekleşse de yapılan görüşmeler sonucunda Türk Devletleri Teşkilatı 3 Ekim 2009'da Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye tarafından kurulmuştur. Türk Devletleri Teşkilatı'nın iş birliğinin temelini, üye devletler arasındaki ortak tarih, kültür, kimlik ve Türk dili konuşan halkların dil birliği oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler Anlaşması'nın amaç ve ilkelerine bağlı kalarak, Türk dili konuşan devletler arasında çok boyutlu iş birliğini sağlamak, bölgesel ve küresel barış ile istikrara katkıda bulunma amacıyla misyonunu sürdürmektedir. Çalışma, Türk Devletleri Teşkilatı'nın uluslararası bölgesel örgüt olarak küreselleşmede bölgeselleşme olgusundaki varlığını, kuruluşundaki amacı ve kapsamı doğrultusunda etkinliğini nasıl sürdürdüğünü tanımlamakta ve kuruluşundan günümüze dek iş birliği mekanizmasının ne ölçüde etkili olduğunu açıklamaktadır.
International police cooperation in counter-terrorism European Union and Turkey
Terrorism has become an international phenomenon in the globalizing world where borders have been eliminated. In both Turkey and European Union countries, terrorist incidents occur and the fight against terrorism is an important place on the agenda of the countries. In Europe, a large majority of the activists carrying out terrorist acts are refugees or foreigners. It is seen that the members of the organization which is accepted as terrorist organization in Turkey are active in many European countries. In the thesis, the situation of Turkey and the European Union in the fight against terrorism in terms of police cooperation, the development of police cooperation and the general framework of its activities were discussed. In addition, there are determinations regarding the general situation of Turkey and the European Union in terms of terrorism. Thesis study consists of four main sections. The first part focuses on the conceptual framework of terrorism and discusses the reasons and types of terrorism and globalisation and terrorism. In addition, the conceptual framework of international police cooperation was discussed, focuses on the historical development of police cooperation and international police cooperation organizations. In the second part, the terrorism typology and general terror situation in the European Union were discussed and the EU's anti-terror strategy and cooperation work in the fight against terrorism and cooperation policy with third countries were discussed. In the third part, Turkey's work on terrorism and cooperation in the fight against terrorism was discussed and police cooperation between the EU and Turkey was particularly evaluated in terms of counterterrorism. In the Conclusion and Recommendations section, recommendations on the development of international police cooperation in the fight against terrorism, which is the main topic of the thesis work, are briefly discussed. As a result, the role of international police cooperation in combating crime and criminals seems to be limited. Also co-operation in counter-terrorism seems not to be desired level between Turkey and the European Union because of the political and cyclical reasons.
Kültür varlığı kaçakçılığının önlenmesine ilişkin uluslararası düzenlemelerin tarihsel gelişimi
Bu araştırmanın odak noktası, var olan düzenlemelere rağmen süren aksaklıkların giderilmesine, uluslararası düzenlemelerin tarihsel gelişimi zemininde yapılacak bir inceleme ile katkıda bulunmaktır. Araştırmanın gerek 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda yapılabilecek değişikliklere ilişkin bir kaynak teşkil ederek ulusal uygulamalara, gerekse de konuya ilişkin temel uluslararası düzenlemelerin bir arada değerlendirildiği Türkçe bir kaynak oluşturmak yoluyla bilgi birikim ve uygulamaya katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Araştırmanın giriş konunun önem ve kapsamına ilişkin kavramsal çerçeve çizilmiştir. Tezin sonraki bölümlerde birinci el arşiv belgeleri ve ikinci el kaynaklar incelenmek suretiyle Osmanlı Devletinde yasa dışı kültür varlığı trafiğinin önlenmesi için atılan adımlar, Cumhuriyet Döneminde yasa dışı kültür varlığı trafiğinin önlenmesi için yapılan ulusal düzenlemeler, uluslararası düzenlemelerin ulusal düzenlemelere etkisi, uluslararası düzenlemelerin hazırlanmasında yer alan aktörler geçmişe yönelik analizler ışığında ele alınarak, gelecek düzenlemelerin öncelikleri yönünde önerilerde bulunulmuştur. Araştırmanın sonuç bölümünde ise kültür varlığı kaçakçılığı ile mücadeleye ilişkin ulusal kanunlarda ve uluslararası düzenlemelerin hazırlanmasında dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda tespit ve önerilere yer verilmiştir.
Analysing post-9/11 Transatlantic counter-terrorism cooperation
This research seeks to lend empirical support to the claim that the levels of the intra-alliance counterterrorism cooperation within NATO vary with the levels of the institutionalization of counterterrorism -as a specific issue area- since the terrorist attacks of September 11, 2001 (9/11). The aim of this dissertation is two-fold. First, it attempts to explore possible variations of the institutionalization of counterterrorism within the Alliance across the specific set of domains within NATO in the post-9/11 era by benefiting from the theoretical and methodological toolkits of new-institutionalist theories and by following an analytically eclectic approach. Second, this dissertation aims to explore the relationship between the intra-alliance counterterrorism cooperation and the institutionalization of counterterrorism within NATO in the post-9/11 era. To explore the variations of the institutionalization of counterterrorism within the Alliance, we have assessed the institutionalization of counterterrorism -as a specific issue area- within the specific set of domains namely; Capability Development, Intelligence Sharing and the Military Operations. To be more precise, the institutionalization of counterterrorism within NATO is assessed within these specific sets of domains separately to be able to measure the overall levels of the institutionalization of counterterrorism within NATO. The findings on the assessment of the institutionalization of counterterrorism within the Alliance suggest that the institutionalization of counterterrorism from its initial emergence in the immediate aftermath of the 9/11 terrorist attacks to its subsequent expansion, has accelerated specifically after the endorsement of the new Strategic Concept in 2010. Since then, the overall levels of the institutionalization of counterterrorism within the Alliance have been increasing. The effects of this increase on the intra-alliance counterterrorism cooperation analyzed throughout the research. Keywords: Counter-terrorism, Institutionalization, Intra-alliance cooperation, NATO, Transatlantic Relations
Çevre güvenliği ve uluslararası iş birliği: NATO örneği
Çalışma, birçok akademisyene göre faaliyet alanının başlı başına bir çevre tehdidi olarak algılandığı NATO'nun çevre güvenlik politikasının unsurlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Güvenlik kavramı ve kavramın içeriği özellikle Soğuk Savaş sonrası genişlemiş ve derinleşmiştir. Yeni güvenlik kavramının bir parçası olarak çevre, özellikle son dönemde küresel ölçekte tartışılmakta ve korunmasına ilişkin çabalar artmaktadır.NATO Çevre Güvenlik Politikası inisiyatif alma, formülleştirme, uygulama ve değerlendirme olarak adlandırılan dört aşamalı genel politika modeli ile incelenmiştir. İnisiyatif alma aşamasında NATO'nun amacı, doğası ve temel güvenlik görevlerinin ana hatları stratejik konsept belgeleri esas alınarak doküman analizine tabi tutulmuştur. Çevre güvenliğinin NATO bünyesinde nasıl tanımlandığı ve içeriğinin hangi unsurları kapsayacak şekilde oluşturulduğu ise ikinci aşamada çevre güvenliğine yönelik NATO faaliyetleri ve bilimsel projeleri incelenerek sunulmuştur. Uygulama aşamasında çevre koruma yayınları içerik analizine tabi tutularak yorumlanmış ve değerlendirilmiştir. Çevre güvenliği kavramının NATO'nun bilimsel gündemine göreli erken bir dönemde girmiş olmasına rağmen stratejik konsept belgelerinde kendine yer bulması Soğuk Savaş sonrasında gerçekleşebilmiştir. Çevre güvenliği kavramının kapsamı ve içeriği yıllar içerisinde daralarak sadece askeri faaliyetlerin bir sonucu olarak oluşan etkinin giderilmesine odaklanmaktadır. NATO'nun çevre koruma uygulamasının öznesinin kısıtlı çevre ile kuvvetleri olduğu, güvenlik tehditleri olarak kirlilik ve çeşitli ortam zararları ile kültürel varlıklara zararların belirtildiği, yönetsel düzeyde önleyici nitelikte birçok araç tanımlandığı görülmüştür. Bağlayıcılık düzeyi düşük uygulamanın oluşturulmasında uluslararası kabul gören çevre düzenlemelerine yer verildiği ve çok farklı nitelikte belgelerden faydalanıldığı görülmekte birlikte, uygulamanın özellikle barış dönemi gerçekleştirilen askeri faaliyetlerin çevresel etkilerinin giderilmesi için uygun olduğu şeklinde bulgulara ulaşılmıştır. Başta finansal ve siyasi olmak üzere üye ülkelerin itirazları ile çevre konularında küresel ölçekte kabul gören uluslararası kurumların oluşması gibi sebepler NATO çevre güvenlik politikasının kapsam olarak daralması açıklamaktadır. NATO'nun yıllar içerisinde kapsam ve içeriğinin daraldığı çevre güvenliği konusunda küresel kabul gören uluslararası kurumlar bünyesinde çalışmaların basitleştirilerek uygulanmasının uluslararası işbirliğini artıracağı sonucuna ulaşılmıştır.
Türk – Rus güvenlik ilişkilerinde bir rekabet ve işbirliği alanı olarak Karadeniz
Karadeniz, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından küresel ve bölgesel aktörlerin önem verdiği bir alan olmuştur. Yaşanan siyasi gerginlikler ve çatışmaların gölgesinde, istikrarsızlığa yol açabilecek gelişmelere karşı devletlerin bir araya gelerek güvenlik ve işbirliği ortamı yaratılmasına önem verilmiştir. Rusya-Gürcistan Savaşı ve Rusya ile Ukrayna arasında krize neden olan gelişmeler sonucunda yaşanan kırılmalar devletler arasında olası çatışma ihtimalini gözler önüne sermiştir. Bu durum Karadeniz'in barış, güven ve istikrarına yönelik belirsizliği önlemede işbirliği fırsatlarına daha fazla önem verilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Karadeniz'in önemli aktörlerinden arasında yer alan Türkiye ve Rusya'nın ilişkileri havzada yaşanan gelişmelerden etkilenmesine rağmen 2000'lerden itibaren siyasi ve ekonomik alanlarda birlikte hareket ederek işbirliğinin geliştirilmesine önem verilmiştir. Bu çalışmada Karadeniz Havzası'nda yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye ve Rusya'nın güvenlik ilişkilerine olan etkisi incelenmiştir. Havzadaki artan istikrarsızlığa karşı Türkiye ve Rusya ilişkilerinde mutlak kazançlarını ön planda tutarak geliştirilen işbirliğiyle birlikte havza güvenliğinin sağlanabileceği önerilmiştir. Bu durumun hem Türkiye hem de Rusya'nın ilişkilerinde işbirliği fırsatlarının değerlendirilmesine imkân sağlayabileceği düşünülmektedir.