Kinesiophobia
63 theses under this subject heading
Romatoid artrit hastalarında görülen kinezyofobinin normal popülasyonla karşılaştırılması
Amaç: Romatoid artrit hastalarında özellikle atak esnasında ciddi kinezyofobi, anksiyete ve depresyon görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, romatoid artrit hastalarında atak esnasında, atak tedavi sonrasında ve sağlıklı normal popülasyonla karşılaştırılarak kinezyofobi, anksiyet ve depresyon bağlantısı araştırmaktır. Yöntem: Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Romatoloji Polikliniğine başvuran RA tanılı, 18-70 yaş arası, bilinen ek romatolojik hastalığı bulunmayan, romatoid artrit aktivite indeksi DAS28-ESR veya DAS28-CRP ≥ 2.6 olan hastalar RA atak kabul edilerek, 30 RA atak hastası toplandı. Bu hastalara Tampa Kinezyofobi Skalası ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulandı. Hastalara atak tedavisi verildi. DAS28-ESR ve DAS28- CRP<2.6 gerileyen remisyona giren aynı hasta grubuna TSK, HAD-Anksiyete ve HADDepresyon ölçekleri yeniden uygulandı. Hastalığın aktif ve remisyon dönemleri karşılatırıldı. Aynı şekilde benzer yaş ve cinsiyette bilinen romatolojik hastalığı olmayan 30 sağlıklı kontrol grubu toplanarak TKS, HAD ölçekleri uygulandı. Ve sağlıklı kontrol grubu hastalığın atak ve remisyon dönemleriyle karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamıza 30 seropozitif RA hastası (22 kadın,8 erkek) ve 30 sağlıklı kontrol (22 kadın,8 erkek) alındı. Hastaların yaş ortalaması 51.13(±10.07) yıl, kontrol grubunun yaş ortalaması 48.73(±9.11) yıl olarak saptandı. RA atak hastaları ile atak tedavi sonrası remisyondaki hastaların TKS, HAD-Depresyon ve HAD-Anksiyete skorları arasında anlamlı bir fark tespit edildi. (p=.007, p=.001, p=.001 ) RA atak hastaları ile sağlıklı kontrol grubu TKS, HAD-Depresyon ve HAD-Anksiyete skorları karşılaştırıldığında arasında anlamlı bir fark saptandı. (p=.000) RA remisyon hastaları ile sağlıklı kontrol grubu TKS, HAD-Depresyon ve HAD-Anksiyete skorları karşılaştırıldığında sadece TKS arasında anlamlı bir fark saptandı. (p=.005,p=.253,p=.888) Sonuç: Çalışmamızda, RA hastalığının aktif olduğu dönemler remisyon dönemi ile karşılaştırıldığında artmış kinezyofobi,depresyon ve anksiyete görülmektedir. Ayrıca, inflamasyonu gerileyen remisyona giren RA hastaları sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anksiyete ve depresyonun gerilediği ancak kinezyofobinin hala devam ettiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Romatoid Artrit, DAS28- ESR, DAS28-CRP, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Tampa Kinezyofobi Ölçeği
Aksiyal spondiloartrit hastalarında kinezyofobinin düşme riski üzerine etkisi ve hastalık parametreleri ile ilişkisi
Bu çalışmanın primer amacı aksiyal spondiloartrit hastalarında kinezyofobinin düşme riski üzerine etkisini araştırmak, ikincil amacı ise kinezyofobi ile hastaların ağrı, spinal mobilite, hastalık aktivitesi, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite düzeyi, anksiyete ve depresyon düzeyi ile ilişkisini değerlendirmektir. Çalışmaya ASAS kriterlerine göre aksiyal spondiloartrit tanısı ile takip edilen 200 hasta dahil edildi. Hastaların demografik verileri, klinik özellikleri ve sigara kullanma alışkanlıkları kaydedildi. Hastaların kinezyofobi düzeyi Tampa Kinezyofobi Skalası (TKS) ile değerlendirildi. Hastaların düşme riskini belirlemek için Berg Denge Ölçeği kullanıldı. Ayrıca tanı aldığı dönemden günümüze kadar olan zaman diliminde düşme ve kırık öyküsü kaydedildi. Hastaların ağrı düzeyi Sayısal Derecelendirme Ölçeği (NRS), spinal mobilitesi Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMI), fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form (UFAA), hastalık aktivitesi Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), fonksiyonel durumu Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFI), yaşam kalitesi Ankilozan Spondilite Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (ASQoL), depresyon düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), anksiyete düzeyleri Beck Anskiyete Ölçeği (BAÖ) ile değerlendirildi. Hastaların %76.5'inde yüksek düzey kinezyofobi olduğu saptandı. Kinezyofobi düzeyi ile Berg Denge Ölçeği skoru arasında negatif yönde anlamlı ilişki saptanırken, düşme ve kırık öyküsü ile ilişki saptanmadı. Kinezyofobi düzeyi ile NRS, BASMI, BASDAI, BASFI, ASQoL, BAÖ ve BDÖ skorları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptanırken, UFAA ile arasında ilişki saptanmadı. Sonuç olarak çalışmamız, kinezyofobinin düşme riski üzerine direk etkisi olmasa da denge bozukluğu ile ilişkili olduğunu ortaya koydu. Aynı zamanda kinezyofobinin ağrı, spinal mobilite, hastalık aktivitesi, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon düzeyleri ile de ilişkisi olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Aksiyal SpA, kinezyofobi, düşme riski
Kronik obstrüktif akciğer hastalığında inspiratuar kas eğitiminin dispne nedeniyle hareket korkusuna etkisinin değerlendirilmesi
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH)'nda solunum kas zayıflığı görülmekle birlikte bu durum; dispne, fiziksel inaktivite, egzersiz kapasitesinde azalma ve yaşam kalitesinde bozulmaya neden olmaktadır. Dispne, kişinin nefes almada yaşadığı zorluk olarak tanımlanır. KOAH hastaları, kendilerine dispne yaşatan aktivitelerden kaçınır veya aktivitenin hızını azaltarak kompanse eder. Sonuçta, dispne nedeniyle hareket korkusu oluşur. Çalışmamızda KOAH hastalarında inspiratuar kas eğitminin dispne nedeniyle hareket korkusuna etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza, Bezmialem Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı'nda KOAH tanısıyla takip edilen Bezmialem Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Pulmoner Rehabilitasyon Laboratuarına yönlendirilen 40 hasta gönüllülük esasına göre dahil edildi. Tüm katılımcılara, demografik değerlendirme formu, 6 dakika yürüme testi (6DYT), solunum kas kuvveti ölçümü, Nefes Darlığı İnançları Anketi (Breathlessness Beliefs Questionnaire-BBQ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS), Saint George's Solunum Anketi (SGRQ), KOAH Değerlendirme Testi (CAT) inspiratuar kas eğitimi programından önce ve sonra uygulandı. Katılımcılar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Eğitim grubunda inspiratuar kas eğitimi sekiz hafta boyunca ağız içi inspiratuar basınç ölçümünün (Mouth Inspiratory Pressure-MIP) % 30'unda, haftada en az beş gün, günde iki defa 15'er dakika uygulandı. Hastalar haftada bir kontrole geldi, MIP değerleri yeniden ölçülerek yeni değerin % 30'unda yeni eğitim şiddeti belirlendi. Kontrol grubuna ise sekiz hafta boyunca MIP'in % 15'inde, haftada en az beş gün, günde iki defa 15'er dakika sabit bir eğitim uygulandı. Kontrol grubu hastalarının da haftalık ağız içi basınç ölçümü takipleri yapıldı. Solunum kas kuvveti ölçümünde kullanılan kauçuk ağızlıklar ve inspiratuar kas eğitiminde kullanılan Threshold-IMT cihazları için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar ve Projeler (BAP) biriminin desteğinden yararlanılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS paket programıyla yapıldı. Ölçümle belirtilen değişkenler için ortalama±standart sapma (X±SS); sayımla belirtilen değişkenler için yüzde (%) değeri hesaplandı. Aynı grubun ölçümle belirlenen eğitim öncesi ve sonrası değerlerinin karşılatırılmasında t testi, eğer veriler normal dağılıma uygun değil ise Wilcoxon eşleştirilmiş iki örnek testi kullanıldı. Eğitim ve kontrol grubunun ölçümle belirlenen değerlerinin karşılaştırılmasında t testi, eğer veriler normal dağılıma uygun değil ise, Mann Whitney u testi kullanıldı. Sayımla belirlenen değişkenlerin analizi Ki-kare testi kullanılarak yapıldı. Sonuçlarda, anlamlılık düzeyi p˂0.05 olarak belirlendi. Her iki gruptaki hastaların demografik özellikleri ve inspiratuar kas eğitimi öncesi sonuç ölçümleri benzerdi. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Eğitim grubundaki hastaların, eğitim öncesi ve sonrası değerlendirilen birinci saniyedeki zorlu ekspiratuar volüm (FEV₁), zorlu vital kapasite (FVC), birinci saniyedeki zorlu ekspiratuar volümün zorlu vital kapasiteye oranı (FEV₁/FVC), MIP, ağız içi ekspiratuar basınç ölçümü (Mouth Expiratory Pressure-MEP), 6DYT mesafesi, HADS, SGRQ, CAT ve BBQ sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Kontrol grubundaki hastaların, eğitim öncesi ve sonrası değerlendirilen MIP, MEP, SGRQ (aktivite), CAT, BBQ sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken FEV₁, FVC, FEV₁/FVC, 6DYT mesafesi, HADS, SGRQ (semptom,etki, toplam) arasında anlamlı fark bulunmadı. Eğitim öncesi ve sonrası sonuç ölçümlerinde oluşan fark değeri gruplar arasında karşılaştırıldığında, tüm sonuç ölçümlerinde eğitim grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Çalışmamız sonucunda inspiratuar kas eğitimi ile; MIP ve MEP değerleri arttı, 6DYT mesafesi arttı, HADS ile değerlendirilen anksiyete ve depresyon düzeyi azaldı, SGRQ ile değerlendirilen hastalığa özgü yaşam kalitesi ve CAT ile değerlendirilen semptoma özgü yaşam kalitesi düzeyi iyileşti. Ayrıca, çalışmamızın ana amacı olan BBQ ile değerlendirilen dispne nedeniyle hareket korkusu azaldı. Sonuç olarak, çalışmamız KOAH hastalarında inspiratuar kas eğitiminin literatürde yer alan mevcut yararlılıklarını desteklemenin yanı sıra, dispne nedeniyle hareket korkusu üzerine olumlu etkisini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Hareket korkusu, dispne, inspiratuar kas eğitimi, KOAH
Rotator manşet sendromlu hastalarda skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları , kinezyofobi, yaşam kalitesi, omuz ile ilgili yeti yitimi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisi
Bu çalışma, rotator manşet sendromlu hastalarda skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları , kinezyofobi, yaşam kalitesi , omuz ile ilgili yeti yitimi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Rotator Manşet Sendromu tanısı almış, 18-65 yaş arasında, en az 4 haftadır devam eden unilateral omuz ağrısı olan 30 gönüllü katılımcı; kapalı zarf yöntemiyle randomize edilerek 15'er kişiden oluşan eğitim ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Kontrol grubuna ağrıyı azaltmaya yönelik elektoterapi uygulamaları ve glenohumeral ekleme yönelik germe ve güçlendirme egzersizleri, eğitim grubuna ise bu programa ek olarak skapular stabilizasyon egzersizleri verildi. Katılımcıların çalışma öncesinde ve 15 seans sonunda; Visual Analog Skala ile ağrı şiddetleri, manuel kas testi ile omuz kas kuvveti, gonyometre ile omuz normal eklem hareket açıklığı, el dinamometresi ile el kavrama kuvveti değerlendirildi. Ayrıca katılımcıların fonksiyonel düzeyleri Kol, Omuz El Sorunları Anketi'yle, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği'yle, yaşam kalitesi Western Ontario Rotator Manşet İndeksi'yle ve günlük yaşam aktiviteleri Omuz Ağrı ve Disabilite Anketi'yle değerlendirildi.Verilerin istatistiksel analizi için SPSS V.20 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Çalışmamızın sonucunda her iki grupda da grup içi değerlendirmede ağrı, normal eklem hareket açıklığı, el kavrama kuvveti, omuz kas kuvveti, hareket etme korkusu, omuz fonksiyonları, yaşam kalitesi ve günlük yaşam aktivitelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı (p<0.05). Gruplar arası değerlendirmeye bakıldığında germe ve güçlendirme egzersizleriyle birlikte verilen skapular stabilizasyon egzersizlerinin (eğitim grubu) omuz fonksiyonlarının iyileştirilmesinde, omuz abduktör, ekstansör kas kuvvetini ve el kavrama kuvvetinin arttırılmasında daha etkili bir yöntem olduğu görülmüştür(p<0.05). Çalışmanın sonucunda rotator manşet sendromlu hastalarda klasik egzersiz programının ağrının azaltılmasında, normal eklem hareket açıklığının kazandırılmasında, yaşam kalitesinin arttırılmasında, hareket etme korkusunun azaltılmasında ve günlük yaşam aktivitelerinin kolaylaştırılmasında yeterli olduğu klasik egzersizlere ilave edilen skapular stabilizasyon egzersizlerinin ise omuz kas kuvvetini, el kavrama kuvvetini ve omuz fonksiyonlarını iyileştirmede daha etkili bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Rotator manşet sendromu, skapular stabilizasyon egzersizleri, ağrı, omuz fonksiyonları, kinezyofobi, yaşam kalitesi
Karpal tünel sendrom hastalarında bilateral ince motor beceri, skapular diskinezi, hareket korkusu ve fonksiyonun sağlıklılarla karşılaştırılması
Karpal tünel sendromu (KTS), median sinirin el bileğindeki karpal tünel içinde basıya uğraması sonucu oluşur. En sık görülen bu nöropati tipinde hastalar ağrı, karıncalanma, uyuşma, fonksiyonlarda bozulmalardan şikayet eder. Bu çalışma KTS'nda ince motor beceriyi, skapular bölgedeki etkilenimi belirlemek, fonksiyonel durum ve hareket korkusunu incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza yaş ortalaması 42,9±11,30 yıl olan 15 KTS hastası ve yaş ortalaması 36,53±10,05 yıl olan 15 sağlıklı olgu dahil edildi. Tüm olgularda ince motor beceri, Purdue Pegboard testi ile, skapular diskinezi ise lateral skapular kayma testi (LSKT) ile ölçüldü; kavrama kuvvetleri el dinamometresi ve pinchmetre ile değerlendirildi. Hasta grubunda Boston Karpal Tünel Anketi ile semptom ve fonksiyon değerlendirmesi, Kısa Form Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi ile üst ekstremite fonksiyon değerlendirmesi ve Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile kinezyofobi değerlendirmesi yapıldı; Görsel Analog Skala ile ağrı sorgulandı. İstatiksel analizlerin uygulanmasında IBM SPSS 25 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Purdue Pegboard testinde, sol el skorları, her iki el skorları, sağ, sol ve her iki elin toplamı skorları ve birleştirme işlemi skorları incelendiğinde, iki grup arasında anlamlı fark bulundu (p<0,05). LSKT'nde 3 farklı pozisyon için iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Ağrıyla ilgili sonuçlar incelendiğinde, en yüksek ağrı hissinin gece sağ elde olduğu görüldü. Boston Karpal Tünel Anketi Semptom Şiddeti Ölçeği ortalama değeri 2,77±0,96; Boston Karpal Tünel Anketi Fonksiyonel Durum Ölçeği ortalama değeri 2,94±1,15; Tampa Kinezyofobi Ölçeği ortalama değeri 39,53±9,76; Kısa Form Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi medyan değeri 54,54 (0-70,45) olarak bulundu. Boston Karpal Tünel Anketi Semptom Şiddeti Ölçeği ile sağ eldeki istirahat, aktivite ve gece ağrıları; Boston Karpal Tünel Anketi Fonksiyonel Durum Ölçeği ile sağ eldeki aktivite ve gece ağrıları ve sol eldeki aktivite ağrısı; Kısa Form Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi ile sağ ve sol ellerdeki aktivite ağrıları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda, KTS'nda ince motor becerinin olumsuz etkilendiği, ağrı nedeniyle fonksiyonda değişikliklerin görüldüğü bulundu. KTS ile skapular diskinezi arasında bir ilişki bulunamadı.
Total diz protezi uygulanan hastalarda öz yeterliliğin ağrı, hareket korkusu, fonksiyonel iyileşme ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Amaç: Çalışma; total diz protezi (TDP) uygulanan hastalarda öz yeterliliğin ağrı, hareket korkusu, fonksiyonel iyileşme ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma ileriye dönük izlem çalışmasıdır. Çalışmaya TDP yapılan 145 hasta dahil edildi. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Visual Analog Skala (VAS), Ağrı Öz Yeterlilik Anketi (AÖYA), TAMPA Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), WOMAC Osteoartrit İndeksi ve SF-12 ölçeği ile toplandı. Veriler ameliyattan önce, sonra, birinci ve üçüncü ayda toplandı. Veriler tanımlayıcı istatistikler ve tek değişkenli analizler ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırma grubunun yaş ortalaması 66,24±6,99 yıl ve %77,9'u kadındır. VAS-istirahat ve VAS-aktivite ağrı değerleri, TKÖ, WOMAC Osteoartrit İndeksi toplam ve alt boyut puanlarının ilk ölçümden son ölçüm zamanına kadar azaldığı ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Ağrı Öz Yeterlilik Anketi, SF-12 fiziksel ve mental özet skor puanlarının ise ilk ölçümden son ölçüm zamanına kadar arttığı ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0,05). Ayrıca ameliyattan önce, sonra, birinci ve üçüncü ay AÖYA puanları ile VAS-istirahat ve VAS-aktivite ağrı, TKÖ, WOMAC alt boyutları arasında negatif yönde, SF-12 fiziksel ve mental özet skorları arasında pozitif yönde ilişki bulundu (p<0,05). Sonuçlar: Araştırma sonucunda; hastaların ağrı özyeterlilik düzeylerinin arttığı, ağrı yoğunluklarının ve hareket korkularının azaldığı, fonksiyonel iyileşme ve yaşam kalitelerinin arttığı saptandı.
Alçısı olan bireylerde ağrı, hareket korkusu, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi
Amaç: Araştırma; alçılı bireylerde ağrı, hareket etme korkusu, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi düzeylerini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel türdedir. Çalışmaya daha önce alçı uygulanmış, kontrol için gelen ve alçısı çıkarılacak 203 hasta dahil edildi. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Visual Analog Skala (VAS), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), Alt Ekstremite Fonksiyonel Ölçeği (AEFÖ) ve SF-12 ölçekleri ile toplandı. Bulgular: Araştırmada hastaların yaş ortalaması 36,35±11,75 yıl ve %54,7'i erkektir. Bireylerin %58,6'sına düşmeye bağlı alçı uygulandığı, alçının kalma süresi ortalamasının 25,13±2,54 gün olduğu ve alçıya bağlı olarak %88,2'sinin ağrı ve %76,4'ünün kaşıntı yaşadığı saptandı. Bireylerin ölçeklerden aldıkları puan ortalamaları sırasıyla; VAS-istirahat: 3,22±1,34, VAS- aktivite: 6,18±1,55, AEFÖ: 36,05±6,30, TKÖ: 41,59±1,96, SF-12 fiziksel özet skor 34,95±5,90 ve mental özet skor 43,64±5,35 olarak belirlendi. Bireylerin TKÖ ve AEFÖ puanları ile bazı sosyodemografik özellikler arasında anlamlı fark belirlendi p<0,05). Ayrıca kaşıntı ile VAS-istirahat ağrı şiddeti arasında da anlamlı fark saptandı. Alt Ekstremite Fonksiyonel Ölçeği ile SF-12 fiziksel özet skoru arasında pozitif yönde zayıf, VAS-istirahat ağrı şiddeti ile VAS-aktivite ağrı şiddeti arasında pozitif yönde yüksek düzey ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda bireylerin VAS-istirahat ağrı şiddetinin hafif, VAS-aktivite ağrı şiddetinin orta düzeyde, kinezyofobi düzeylerinin yüksek, alt ekstremite fonksiyonel işlevi ve yaşam kalitesi fiziksel boyutunun düşük olduğu belirlendi. Anahtar kelimeler: Kırık, Alçı, Yaşam Kalitesi, Kinezyofobi, Fonksiyonellik, Ağrı.
Koroner arter bypass greft ameliyatı yapılan hastalarda verilen planlı eğitimin ameliyat sonrası kinezyofobi ve öz-etkililik düzeyleri üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma, koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastalara verilen planlı eğitimin hastalarda kinezyofobi ve öz etkililik düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Mayıs 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında Manisa Şehir Hastanesinde koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastalar oluşturdu (N=137). Araştırmaya katılmayı kabul eden hastalardan, basit rastgele randomizasyon yöntemi ile % 95 güven aralığında güç analizi (power analizi) sonucunda n=41 hasta kontrol, n=41 hasta deney grubunu oluşturdu. Veriler,'Kişisel Veri Toplama Formu', 'Hasta İzlem Formu', 'Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ)' ve 'Barnason Etkililik Beklenti Ölçeği (BEBÖ)'nin Kardiyak Cerrahi Versiyonu' kullanılarak elde edildi. Deney grubuna literatür bilgisine dayanarak hazırlanan 'Koroner Arter Bypass Greft (KABG) Ameliyatı Geçiren Hastalarda Ameliyat Öncesi ve Sonrası Dönem İçin Hasta Eğitim Kitapçığı' verildi. Kontrol grubuna klinik rutinlerine göre sözlü bilgilendirme yapıldı. Demografik özellikleri tanımlamak için sayı yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler, grupların homojenliğini değerlendirmek için ki kare testi, normal dağılmayan verilerde Mann Whitney U testi ve normal dağılan verilerde ise bağımsız gruplarda t testi yapıldı. Bulgular: Deney grubundaki hastaların TKÖ grup içi ortalama puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05) saptandı.Deney ve kontrol grubu hastalar arasında ameliyat sonrası kinezyofobi davranışları açısından anlamlı fark olmadığı bulundu (p>0,05).Deney ve kontrol grubundaki hastaların gruplar arası BEBÖ ve alt boyutları ameliyat sonrası ortalama puanları arasında anlamlı fark olmadığı bulundu (p>0,05).Deney ve kontrol gruplarında yaş ve beden kitle indeksinin ameliyat öncesi ve sonrası TKÖ ortalama puanları ile ameliyat sonrası BEBÖ ortalama puanları arasında korelasyon olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuç ve Öneriler: Planlı eğitimin, deney grubunda ameliyat sonrası kinezyofobi davranışlarını azaltmaya ve taburculuk sonrası yeterli öz-etkililik düzeylerine ulaşmasına yardımcı olduğu belirlendi.Ancak ameliyat sonrası sonuçların iki grup arasında anlamlı bir fark oluşturmadığı bulundu. Bu açıdan ameliyat öncesi dönemde verilen planlı eğitimin kinezyofobi ve öz-etkililik düzeylerine etkisi konusunda benzer özellikteki daha büyük örneklem gruplarıyla kanıt temelli çalışılarak literatüre katkı sağlanması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, koroner arter bypass grefti, hasta eğitimi, kinezyofobi, öz-etkililik
Huzurevinde kalan yaşlılarda kinezyofobinin fonksiyonel parameterlerle ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma huzurevinde yaşayan yaşlı bireylerde kinezyofobinin fonksiyonel parametrelerle ilişkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmamız kinezyofobi ile ilişkili yaş, denge, düşme korkusu, günlük yaşam aktiviteleri, fiziksel aktivite ve fiziksel uygunluk durumlarının yaşlı bireylerde incelenmesini kapsar. Bu çalışmaya yaş ortalaması 76,02±8,30 yıl ve yaş aralığı 61-93 yıl olan 48 yaşlı dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan yaşlı bireylerin bilişsel fonksiyonları Mini Mental Durum Testi ile; ağrı şiddeti Vizuel Analog Skalası ile; kinezyofobi seviyeleri Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile; denge güven seviyeleri Aktiviteye Özgü Denge Güven Ölçeği ile; düşme korkuları Düşme Etkinliği Ölçeği ile; günlük yaşam ve enstrümantal günlük yaşam aktiviteleri Bartel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi ve Lawton-Brody Enstrümantal Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği ile; yaşam kalitesi seviyeleri Nottingham Sağlık Profili ile; fiziksel aktiviteleri Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği ile; fiziksel uygunlukları ise Senior Fitness Testi ile değerlendirilmiştir. Bunlara ek olarak, olguların sosyo-demografik özellikleri de kaydedilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre kinezyofobi seviyesi düşük olan yaşlıların denge güven seviyelerinin artığı, düşme korkularının azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Aynı zamanda kinezyofobi seviyesi arttıkça günlük yaşam ve enstrümantal günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılıklarının arttığı buna bağlı yaşam kalitelerinin azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca, fiziksel aktivite ve fiziksel uygunluk seviyesi arttıkça kinezyofobi seviyesinde azalma tespit edilmiştir (p<0.05). Yüksek yaş, kadın cinsiyeti ve artmış vücut kütle indeksi ile kinezyofobiyi artırdığı görülmüştür (p<0.05). Kinezyofobi ile ağrı arasında ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmamızda, yaşlı kişilerin kinezyofobi seviyelerinin fonksiyonel parametrelerle ilişkili olan önemli bir sağlık sorunu olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı Bireyler, Kinezyofobi, Fonksiyonel Parametreler
Adölesan idiyopatik skolyozlu olgularda ve sağlıklı adölesanlarda yürüme parametrelerinin karşılaştırılması
Bu çalışma, adölesan idiyopatik skolyozlu (AİS) ve sağlıklı adölesanlarda yürüyüş farklılıklarını değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Ayrıca AİS'li olguların yürüyüş parametreleri ve diğer değişkenleri arasındaki korelasyonu değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmaya 40 adölesan birey dahil edilmiştir. Bu bireylerden 20'si AİS'li olgu iken 20'si sağlıklı adölesandan oluşmaktaydı. Bu çalışmada her bir olgunun yürüme analizi Biodex Ağırlıksız Sistem (Inc. Shirley, USA) ile, omurga deformitesi algılarını Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası (WRGDS) ile, gövde deformitesinin öz algısı Gövde Görünüm Algı Skalası (GGAS) ile, yaşam kalitesi Skolyoz Araştırma Derneği -22 (SRS-22) ile, ve hareket korkusu ise Tampa Kinezyofobi ölçeği (TKÖ) ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonuçlarına göre; AİS'li olguların sağlıklı kontrol grubu ile kıyaslandığında daha kısa tek ayak üzerinde kalma süreleri (p=0,028), daha kısa ortalama adım döngüsü (p=0,003), daha uzun ortalama sağ adım uzunluğu (p=0,035), daha uzun ortalama sol adım uzunluğu (p=0,039) ve daha kötü ambulasyon indeksleri (p=0,036) anlamlı farklılıklar olduğu gösterilmiştir. Buna ek olarak AİS'li grubun Cobb açısı ile WRGDS ve GGAS arasında, Ortalama Yürüyüş Hızı (OYH) ile yaş, TADT, TKÖ ve OAD arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak AİS'li olguların sağlıklı adölesanlar ile kıyaslandığında bazı yürüme parametrelerinin normalden sapmalar gösterdiği tespit edilmiştir.
Affecting factors on physical activity in patients after cardiac surgery
The heart and blood vessels make up the cardiovascular system. Heart and blood vessel problems known as cardiovascular diseases (CVD) include coronary heart disease, cerebrovascular disease, and congenital heart disease. The most common cause of mortality and disability worldwide is cardiovascular disease (CVD), and this trend is likely to continue. The cardiovascular system is susceptible to a wide range of issues, including endocarditis, rheumatic heart disease, and irregularities in the conduction system. Although CVD may directly result from a variety of etiologies, including rheumatic fever that causes valvular heart disease and emboli in patients with atrial fibrillation that result in ischemic stroke, addressing risk factors associated with the development of atherosclerosis is crucial because it is a common factor in the pathophysiology of CVD. Drug treatment, physical activity, good eating, and heart surgery are the mainstays of CVD treatment. As the number of ways to treat CVD has grown quickly, cardiac surgery has become less invasive, and deaths from CVD have gone down. The time after surgery can be hard. Physical and mental problems and symptoms, such as pain, anxiety, depression, the inability to move, breathing problems, not getting enough sleep, and feeling tired, can lower the quality of life and make it harder for the body to work. Adequate, regular physical exercise lowers the risk of subsequent cardiac events, hospitalizations, symptoms, sadness, anxiety, and enhances quality of life. Physical activity after cardiac surgery helps individuals recover, whereas inactivity can impair recovery. Even though physical exercise following heart surgery is crucial for avoiding negative outcomes, postoperative patient participation in physical activity has typically been insufficient. This study was conducted at Ibin AL-Bitar hospital for cardiac surgery. 300 patients after cardiac surgery (185=Male and 115=Female) range of their ages (18-75) years voluntarily participated in the study. Participants were selected from surgical wards in the Ibin Al-Bitar hospital for cardiac surgery during first week postoperative. Patients were evaluated with Short-Form International Physical Activity Questionnaire (SF-IPAQ), Short Form-36 health survey (SF-36), Visual Analogue Scale (VAS), pain catastrophizing scale (PCS), Tampa scale for kinesiophobia (TSK-11), Dyspnea-12 questionnaire (D-12), Pittsburgh sleep quality index (PSQI), cardiac depression scale (CDS), fatigue severity scale (FSS), 6-minute walking test (6MWT) are used as outcome measurements. All of the patients completed scales and tests during the first week postoperatively. In statistical analysis, there was a statistically significant association between the SF-IPAQ score and type of physical activity, day of assessment after surgery, VAS score (at rest and at activity), PCS, PSQI, FSS, TSK-11, D-12, CDS, 6MWT and physical functioning subscale of SF-36, P-value < 0.001. In this study we aimed to determine affecting factors on physical activity after cardiac surgery. We found that fatigue, kinesiophobia, sleep disorders, depression, dyspnea, pain and pain catastrophizing negatively affected physical activity in post-surgery cardiac patients. Also, we observed that improvement in functional capacities and qualities of lives lead to enhanced in the physical activities. December 2022, 81 pages. Keywords: Cardiovascular diseases, cardiac surgery, physical activity, pain, functional capacity, kinesiophobia, fatigue, quality of life.
Total diz replasmanı geçirmiş bireylerde geç dönem egzersiz eğitiminin etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışma, diz osteoartriti sonucu total diz replasmanı geçirmiş bireylere geç dönemde verilen egzersiz eğitiminin yaşam kalitesi, hareket korkusu, ağrı ve eklem sertliği üzerine olan etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya en az 6 ay önce total diz replasmanı geçiren 55 yaş ve üzeri 14'ü kadın, 6'sı erkek 20 gönüllü birey dahil edildi. Bu çalışma için özel olarak egzersiz programı oluşturuldu. Bireylere uygulanacak 8 haftalık bu egzersiz programı haftada 5 gün, günde 2 defa 15'er tekrar olacak şekilde hastalara öğretildi ve hatırlatma amacıyla özel olarak hazırlanan egzersiz görsellerinin açıklamalarıyla birlikte yer aldığı broşürler bireylere verildi. Bireylerin egzersiz takibi düzenli olarak yapıldı. Egzersiz takibi için bireyler haftada 1 gün evlerinde gözlemlendi. Çalışmamızda yaşam kalitesini ölçmek için Short Form 36 (SF-36) ölçeği, eklem sertliğini değerlendirmek için Western Ontario Mc Masters Osteoartrit İndeksi (WOMAC) testi, ağrı için Visual Analog Skala (VAS) ölçeği ve hareket korkusunu ölçmek için ise Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) kullanıldı. Testler egzersiz öncesi ve sonrasında aynı fizyoterapist tarafından bireylere tekrarlandı. Toplanan veriler kaydedildi, analizleri yapıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı. Elde edilen verilere bakıldığında; egzersiz öncesi ve sonrası ağrıda azalma olduğu görüldü. Aynı şekilde hareket korkusu ve eklem sertliğinde azalma olduğu, fiziksel fonksiyon, enerji ve ruh sağlığı parametresinde ise artma olduğu belirtildi. Bu değişimlerin anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Fiziksel rol ve genel sağlık algısı parametrelerinde olumlu anlamda değişim olmasına rağmen sonuçlar anlamlı düzeyde değildi (p>0,05). Sonuç olarak total diz replasmanı geçiren hastalarda geç dönemde ağrıyı azaltmak, hareket korkusunu en aza indirgemek ve fiziksel fonksiyonu iyileştirmek için egzersiz tedavisinin kullanılabileceği gösterilmiş oldu. Anahtar kelimeler: Total Diz Replasmanı, Hareket Korkusu, Yaşam Kalitesi, Egzersiz, Ağrı.
Gonartroz tanısı almış kadın hastalarda plateletten zengin plazma (PRP) tedavisi ve fizyoterapinin ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Gonartroz (diz osteoartriti), diz eklem kartilajının ilerleyici ve geri dönüşümsüz şekilde kaybına yol açan, eklem ağrıları ve eklem disfonksiyonu ile karakterize dejeneratif bir hastalıktır. Çalışmamızda diz osteoartriti tanısı almış, 40 yaş ve üzeri kadın hastalarda plateletten zengin plazma –platelet-rich plasma- (PRP) tedavisi ve fizyoterapinin etkinliğinin sorgulanması ve bu tedavilerin ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda PRP grubunda 31, FTR (fizyoterapi ve rehabilitasyon) grubunda 30 hasta olmak üzere toplam 61 hasta değerlendirildi. PRP grubuna her biri 4 hafta aralıklarla olmak üzere toplam 3 doz PRP enjeksiyonu uygulandı. FTR grubuna ise 3 hafta (15 seans) boyunca manuel terapi, transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu, ultrason ve sıcak uygulamayı içeren bir fizyoterapi programı uygulandı. Her iki gruba da ev egzersiz programı önerildi ve hastalar 12 hafta takip edildi. Hastalar tedavi öncesi, 4. hafta, 8. hafta ve 12. haftada ağrı için Vizüel Analog Skala (VAS), fonksiyonellik için Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile Lysholm Diz Skorlama Ölçeği, kinezyofobi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği ve yaşam kalitesi için Kısa Form-36 (SF-36) kullanılarak değerlendirildi. İki grubun da VAS, WOMAC ve Tampa skorlarının tedavi öncesi skorlara göre azaldığı, Lysholm skorlarının ise tedavi öncesi skorlara göre arttığı görüldü. İki grup arasında bu parametrelerde bir fark bulunmadı (p>0.05). SF-36 anketinin fiziksel işleyiş ile fiziksel sağlık alt parametrelerinin 8. hafta değerlendirmesi ve sağlık değişikliği alt parametresinin 12. hafta değerlendirmesi skorlarında PRP grubu lehine fark tespit edildi (p<0.05). Ankete ait diğer bölümlerde ise iki grup birbiri ile benzer bulundu (p>0.05). Çalışmamızın sonucu olarak diz osteoartriti tedavisinde iki tedavinin de ağrıyı ve kinezyofobiyi azaltma, fonksiyonelliği ve yaşam kalitesini arttırma konusunda etkinliğinin iyi bulunduğunu ve benzer sonuçlar verdiklerini söyleyebiliriz. Buradan yola çıkarak kullandığımız nispeten daha düşük maliyetli ve invaziv olmayan fizyoterapi programının diz osteoartriti tedavisinde öncelikli olarak tercih edilmesi gerektiği sonucuna varabiliriz.
Tip 2 diyabetli hastalarda hareket etme korkusunun yaşam kalitesi üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışma tip 2 diyabetli bireylerin hareket etme korkusunun yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı nitelikte olan araştırma Şanlıurfa ilindeki devlet hastanelerinin diyabet polikliniğine başvuran ve iç hastalıkları kliniğinde yatarak tedavi gören 100 hasta ile gerçekleştirildi. Veriler, hastaların sosyo-demografik ve hastalık bilgilerini içeren "Hasta Tanıtıcı Formu", "Ferrans ve Powers Yaşam kalitesi endeksi Diabet versiyon-III'' ve "Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ)" kullanılarak toplandı. Araştırmaya katılmış olan bireylerin yaş ortalaması 53.95±9.94 olmak ile beraber katılımcıların %54'ü erkek, %54'ü ilkokul mezunu, %72'si evli, %36'sı ise ev kadınıydı. Diyabetli hastalara verilen sağlık inanç modelleri doğrultusunda ve motive edici eğitimlerin fiziksel aktivite davranışlarını değiştirilebilmeleri konusunda etkili oldukları görülmüştür. (p<0,05). Çalışmamızdaki bireylerde yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durumu, meslek, diyabet öyküsü, yaşanılan komplikasyonlar vb. sebeplere bağlı olarak hareket etme korkusunda düzey farklılıkları olduğu gözlemlendi Tip 2 diyabetli hastalarda kadınların, erkeklerden daha fazla kinezyofobik inançlarının olduğu, Eğitim düzeyindeki azalmanın, kinezyofobik inançları arttırdığı, En fazla kinezyofobik tutumlara ev hanımlarının sahip olduğu, Tip 2 diyabetli hastaların yaşam kaliteleri bozuldukça kinezyofobik düşünceler artmış, kinezyofobik düşüncelerin artması sonucu ise yaşam kalitelerinin daha fazla bozulduğu, Tip 2 diyabetli hastalarda alınan eğitim sayısının artması, hastaların 'hastalık ve diyabet' hakkında bilgi seviyesindeki artış ile yaşam kalitesindeki memnuniyetin de arttığı belirlenmiştir.
Sistemik skleroz hastalarında kinezyofobinin ve düşme riskinin değerlendirilmesi
ÖZET Sistemik Skleroz Hastalarında Kinezyofobi ve Düşme Riskinin Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışma, sistemik skleroz (SSk) tanılı bireylerde kinezyofobi düzeyini belirlemeyi, düşme riski ile olan ilişkisini ortaya koymayı ve bu durumun hastaların yaşam kalitesi, fiziksel aktivite düzeyi ve hastalıkla ilişkili parametreler üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışmaya, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Romatoloji Polikliniği'ne başvuran ve SSk tanısı almış 72 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılara Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (FES-I), 10 Metre Yürüme Testi (10-MWT), Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (TUG), Y-Denge Testi, Sistemik Skleroz Yaşam Kalitesi Ölçeği (SScQoL) ve Sistemik Skleroz sağlık değerlendirme anketi (SSc-HAQ) uygulanmıştır. TKÖ'ye göre bireyler kinezyofobi varlığına göre gruplandırılmış ve istatistiksel analizlerle karşılaştırılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %36,1'inde kinezyofobi saptanmıştır (TKÖ puanı > 37). Bu bireylerde BDÖ puanları anlamlı biçimde düşük, düşme korkusu ve fiziksel inaktivite oranları ise belirgin biçimde yüksek bulunmuştur. Ayrıca, TKÖ puanı ile hastalık süresi, modifiye Rodnan deri skoru (MRSS), sedimantasyon hızı, Valentini hastalık aktivite skoru (VHAS) ve yaşam kalitesi skorları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Çok değişkenli regresyon analizinde TKÖ puanı ile anlamlı düzeyde ilişkili tek değişkenin BDÖ puanı olduğu belirlenmiştir. Sonuç: SSk'lı bireylerde kinezyofobi, yalnızca psikolojik bir belirti değil, aynı zamanda düşme riski, denge bozukluğu ve yaşam kalitesi üzerinde önemli etkileri olan klinik bir durumdur. Bu bulgular doğrultusunda, kinezyofobinin erken tanımlanarak rehabilitasyon süreçlerine entegre edilmesi, hastaların genel sağlığı açısından önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Sistemik skleroz, kinezyofobi, düşme riski, denge, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite
Donuk omuzlu hastalarda kinezyofobinin anksiyete, üst ekstremite dizabilitesi ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Donuk omuz (DO), glenohumeral eklem hareketlerinin her yönde aktif ve pasif olarak kısıtlandığı ağrılı bir omuz hastalığıdır. Tedavi edimediği takdirde çeşitli psikolojik hastalıklar ve özürlülüğe neden olabilir. Kinezyofobi; ağrılı veya tekrarlı yaralanma nedeniyle aşırı hassasiyet ve rahatsız edici histen kaynaklanan, fiziksel aktiviteye karşı gelişen korku olarak tanımlanır. Bu çalışmada DO tanılı hastalarda kinezyofobinin üst ekstremite dizabilitesi, anksiyete ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine Eylül 2020 – Mart 2021 tarihleri arasında başvuran; Klinik değerlendirme ve radyolojik tetkikler sonucunda 18-75 yaş arasında ve çalışmaya katılmayı kabul eden; DO tanısı almış, çalışmaya dahil edilme ve dışlama kriterlerine uygun 48 olgu hasta grubunda; omuz hastalığı bulunmayan çalışmaya dahil edilme ve dışlama kriterlerine uygun, 18-75 yaş arasında sağlıklı 40 olgu kontrol grubunda olmak üzere, toplam 88 olgu çalışmaya dahil edildi. Hastalarda ve kontrol grubunda kinezyofobiyi değerlendirmek için TAMPA ölçeği kullanıldı. Hasta grubunda anksiyeteyi değerlendirmek için Beck Anksiyete ölçeği; üst ekstremite dizabilitesini değerlendirmek için The Disabilities of The Arm, Shoulder and Hand (DASH)ölçeği; yaşam kalitesini değerlendirmek için de Short Form (SF)-36 kullanıldı. Hasta grubu ve kontrol grubu karşılaştırıldığında TAMPA ölçeği hasta grubunda anlamlı olarak saptandı. Korelasyon analizine göre hasta grubunda TAMPA ölçeği; Beck-Anksiyete ve DASH ölçekleriyle pozitif korelasyon gösterirken, SF36-Fiziksel fonksiyon, emosyonel rol güçlüğü ve sosyal işlevsellik ile negatif korelasyon saptandı. DO'lu hastalarda kinezyofobi, artmış anksiyete ve üst ekstremite dizabilitesinin yanında düşük yaşam kalitesiyle de ilişkili görülmektedir. Hareket kısıtlılığının uzaması ve iyileşmenin gecikmesinin nedenleri arasında yapısal bozukluklarla birlikte psikolojik faktörlerin de göz önünde bulunduruması gerekmektedir. Bu nedenle DO'lu hastalar tedavi amaçlı değerlendirildiğinde medikal ve fizik tedavi yanında psikolojik destek tedavilerinin de hastalara uygulanması faydalı olabilir.
Fibromiyalji sendromlu hastalarda vitamin D düzeyinin kinezyofobi ve yorgunluk üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; Fibromiyalji sendromlu (FMS) hastalarda vitamin D düzeyinin kinezyofobi ve yorgunluk üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 20-60 yaş arası, 50 FMS tanılı hasta ve 50 kontrol hastası alındı.Hastaların ağrısı Vizüel analog skalası (VAS), fonksiyonel durumu Fibromiyalji etki anketi (FEA), yorgunlukları Yorgunluk şiddet ölçeği (YŞÖ), kinezyofobisi Tampa kinezyofobi ölçeği (TKÖ) ve yaşam kalitesi Short Form-36 (SF-36) ile değerlendirildi. Hastaların rutin kontrolleri için bakılan tam kan sayımı, kan sedimentasyon değerleri, serum C-reaktif protein (CRP), romatoid faktör (RF), karaciğer fonksiyon testlerinden; alanin transaminaz (ALT) ve aspartat transaminaz (AST), kreatin kinaz (CK), kreatinin, parathormon (PTH), tiroid stimulan hormon (TSH) ve D vitamini tetkikleri yapıldı. Fibromiyalji sendromlu hastalar ile kontrol hastaları arasında demografik özellikler açısından anlamlı bir fark yoktu. Klinik parametreler karşılaştırıldığında, FMS hastalarında FEA, VAS ve YŞÖ skorları kontrollere göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Fibromiyalji sendromlu hastaların yaşam kalitesi skorları kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (p<0,05).Plazma vitamin D konsantrasyonu açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p >0.05).Fibromiyalji sendromlu hasta grubunda vitamin D ile bakılan klinik ölçekler arasında istatistiksel açıdan anlamlı parametre saptanmadı (p>0,05). Düşük plazma vitamin D seviyeleri FMS'deki kinezyofobiye katkıda bulunabilir. FMS'li hastaları değerlendirilirken klinisyen tedaviye dirençli FMS hastalarında plazma vitamin D seviyeleri ölçülmeli, ayrıca kinezyofobiyi dikkate almalı ve kinezyofobinin önemi ile tedavi stratejileri hakkında hastaları bilgilendirmelidir. Anahtar Kelimeler: FMS, vitamin D, kinezyofobi, yorgunluk, yaşam kalitesi
Geriatrik hastalarda ağrı, hareket korkusu ve düşme ilişkisinin incelenmesi
Son yıllarda insan yaşam süresinin artmasına bağlı olarak bu süreci takiben yaşanan sorunlar önem kazanmaya başlamıştır. Bu çalışma ile Türkiye'de ve dünyada yaşlanmaya bağlı ağrı algılaması, hareket ve düşme korkusu arasındaki ilişki ve bunları etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Burdur Devlet Hastanesi Fizik Tedavi Ünitesi'ne Mart 2019- Eylül 2019 tarihleri arasında başvuran gelişigüzel örneklem tekniği ile seçilmiş 65 yaş ve üzeri olan, gönüllülük esası ile seçilen 100 birey dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında hastalar, düşme korkusu (Tinetti Düşmenin Etkisi Ölçeği, Vizüel Analog Skala), hareket korkusu (Tampa Kinezyofobi Ölçeği), ağrı (Ağrı Değerlendirme Sözel Kategori Ölçeği) yönünden değerlendirilmiştir. Ayrıca hastaların, sosyo-demografik özellikleri ile birlikte yardımcı yürüme cihazı kullanımı, son bir yılda ki düşme sayıları, tanısı konulan hastalıkları, sürekli kullandığı ilaçlar sorgulanmıştır. Çalışmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 10.0 istatistik programı kullanılmıştır. n ve % için deskriptif istatistik kullanılmıştır. Tampa Kinezyofobi Ölçeği, Tinetti Düşmenin Etkisi Ölçeği, Vizüel Analog Skala ve Ağrı Değerlendirme Sözel Kategori Ölçeği'nin dağılımları Kolmogorov-Smirnov Testi ile test edilmiştir. Verilerin normal dağılıma uyduğu tespit edilmiştir. Uygun yerler için student t testi ve ANOVA testi yapılmıştır. Posthoc test için Tukey yöntemi kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki Pearson Korelasyon yöntemiyle test edilmiştir. Değerlendirdiğimiz risk faktörleri, yaş, cinsiyet, medeni durum, öğrenim durumu, meslek, cerrahi ve kronik hastalık varlığı, sürekli kullanılan ilaç varlığı ve etkilenen bölge açısından karşılaştırıldığında aralarında ki ilişki istatistiki açıdan önemsiz bulunmuştur (p>0,05). Cinsiyet değişkenin istatistiki açıdan analizinde Vizüel Analog Skala değişkeni arasındaki fark istatistiki olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Ölçeklerin kolerasyonları değerlendirildiğinde ise Tampa Kinezyofobi Ölçeği ve Tınetti Düşmenin Etkisi Ölçeği puanları aralarındaki ilişki pozitif yönlü (+0.704) olarak bulunmuştur. Ayrıca kolerasyon değerlendirilmesinde Vizüel Analog Skala ve Ağrı Değerlendirme Sözel Kategori Ölçeği ölçek puanı aralarındaki ilişki pozitif yönlü (+0.535) olarak bulunmuştur. Çalışmamızın sonuçlarına göre, hareket korkusu ve düşme korkusu arasında ilişki olduğu tespit edilirken, hastaların ağrı değerlendirmeleri ve düşme korkuları arasında da ilişki olduğu ortaya koyulmuştur. 65 yaş üzeri hastalarda hareketsizlik, ağrı ve düşme korkusu önemli bir problem olmakla birlikte günlük yaşam aktivitelerini de olumsuz yönde etkilemektedir.
Sistemik skleroz'lu hastalarda kinezyofobinin fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, ağrı ve depresyon, modifiye rodnan deri skorlaması ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Sistemik skleroz, yaygın vaskülerdisfonksiyon ve derinin ve iç organların ilerleyici fibrozu ile karakterize kronik multisistemik veotoimmün bir hastalıktır. Yaşam kalitesini bozan, hastalığa bağlı mortalite ve morbiditesi yüksek otoimmünromatizmal hastalıktırveetyolojisi tam olarak bilinmemektedir. Ağrılı veya tekrar eden yaralanma nedeniyle aşırı hassasiyet ve rahatsız edici duygudan kaynaklanan,fiziksel aktiviteye karşı gelişen korku 'Kinezyofobi' olarak tanımlanır. Bu çalışmada sistemik skleroz ile tanılıhastalarda kinezyofobinin fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, ağrı ve depresyon, modifiyerodnan deri skorlaması ile İlişkisinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Şubat 2022 – Eylül 2022 tarihleri arasında, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AnabilimdalıRomatoloji Polikliniğine başvuran; 18-65 yaş arasında, klinik değerlendirme ve radyolojik tetkikler sonucunda çalışmaya katılmayı kabul eden;çalışmaya dahil edilme ve dışlama kriterlerine uygun sistemik skleroz tanısı almış 40 olgu hasta grubunda; çalışmaya dahil edilme ve dışlama kriterlerine uygun, 18-65 yaş arasında sağlıklı sistemik skleroz tanısı bulunmayan 60 olgu kontrol grubunda olmak üzere, toplam 100 olgu çalışmaya dahil edildi. Kinezyofobiyi değerlendirmek için hastalardave kontrol grubunda TAMPA ölçeği kullanıldı.Hasta grubunda anksiyeteyi değerlendirmek için BeckAnksiyete ölçeği(BDÖ); yaşam kalitesini değerlendirmek için Sağlık Değerlendirmeölçeği(HAQ); fonksiyonel durumu değerlendirmek için Skleroderma Sağlık Değerlendirme Anketi(SSc-HAQ); deri kalınlığını değerlendirmek için ModifiyeRodnan Deri Skoru kullanıldı. Hasta grubu ve kontrol grubu karşılaştırıldığında TAMPA ölçeği hastagrubunda anlamlı olarak saptandı. Korelasyon analizine göre hasta grubundaTAMPA ölçeği; yaş, hastalık süresi, VAS, solunum hastalığı, hastalık ciddiyeti ve BeckAnksiyete ölçeği(BDÖ) arasında anlamlı bir korelasyon göstermiş olup, yaşam kalitesi veModifiyeRodnan Deri Skoru ile anlamlı korelasyon göstermemiştir. Sistemik skleroz hastalarında kinezyofobi, artmış anksiyete, hastalığın süresi, ileri yaş, ağrı düzeyi ve solunum sıkıntısı olması ile ilişkili bulunmaktadır.Kinezyofobiden dolayı oluşan hareketkısıtlılığının devam etmesi ve iyileşmenin sürecinde uzama gibi nedenler ile oluşan yapısalbozukluklarla beraber psikolojik faktörlerin de göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu sebepleSSk'lu hastalar tedavi amaçlı değerlendirildiğindemedikal ve fizik tedavi yanında psikolojik destek tedavilerinin de hastalarauygulanması yararlı olabilir. Anahtar kelimeler: Sistemik skleroz, kinezyofobi, anksiyete, yaşamkalitesi, modifiyerodnan deri skoru, fonksiyonel durum.
Total diz artroplastisi sonrası erken dönemde propriyosepsiyonu etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmada, total diz artroplastisi geçirmiş katılımcılarda cerrahi sonrası 1. ayda diz propriyosepsiyonunu etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 65,54±6,37 yıl ve postoperatif 1. ayda olan 35 katılımcı çalışma grubuna ve yaş ortalaması 64,63±6,56 yıl ve dizlerinde herhangi bir rahatsızlık olmayan 35 katılımcı kontrol grubuna dahil edildi. Katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedildi, her iki ekstremiteye ait eklem hareket açıklığı, çevre ölçümü, propriyosepsiyon, denge, yürüme ve kinezyofobi değerlendirmeleri uygulandı. Çalışma grubunda yer alan katılımcıların opere taraflarına ait eklem hareket açıklığı, postoperatif ödem ve propriyosepsiyonun, nonopere taraf ve kontrol grubunun tercih ettikleri taraflarına göre anlamlı fark bulundu (p<0,05). Ayrıca çalışma grubunda yer alan katılımcıların denge ve yürüme parametrelerinde azalmalar tespit edildi (p<0,05). Opere dize ait eklem hareket açıklığı kaybı ile kalça ve ayak bileği eklem hareket açıklığı kayıpları arasında orta düzey korelasyon vardı (p<0,05). Ayrıca, statik ve dinamik denge ve yürüme parametreleri arasında da orta düzey korelasyon mevcuttu (p<0,05). 40˚ diz fleksiyonu propriyosepsiyonunun; beden kitle indeksi, postoperatif ödem ve kinezyofobiden etkilendiği bulundu (p<0,05). Bu çalışmada total diz artoplastisi geçiren hastaların operatif taraflarına ait ekstremitelerinde eklem hareket açıklığı kaybı, postoperatif ödem varlığı, propriyosepsiyon kaybı, denge kaybı, yürüme bozuklukları ve kinezyofobi varlığı görülmektedir. Total diz artroplastisi sonrası 1. ayda propriyosepsiyonu etkileyen nedenler; yüksek beden kitle indeksi, postoperatif ödem ve kinezyofobi varlığıdır. Total diz artroplastisi sonrası 1. ayda devam eden rehabilitasyon programının başarısında, propriyosepsiyon kayıplarını azaltmak için öncelikle beden kitle indeksinin düşürülmesi, postoperatif ödemin azaltılması ve kinezyofobinin önlenmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: postoperatif ödem, beden kitle indeksi, kinezyofobi, propriyosepsiyon, total diz artroplastisi
Omuz yaralanması geçirmiş geriatrik bireylerde kinezyofobi, propriyosepsiyon, durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı omuz yaralanması geçirmiş geriatrik bireylerde kinezyofobi, propriyosepsiyon, durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerini ve bunların birbiriyle ilişkisini incelemektir. Çalışmaya yaş ortalaması 70,33±3,39 yıl olan toplam 24 birey dahil edildi. Bireylere propriyosepsiyon için Lazer İmleç Yardımlı Açı Tekrarlama Testi (Lİ-ATT), fonksiyonel değerlendirme için Constant Murley Skorlaması (CMS), fiziksel aktivite için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ), bilişsel fonksiyonlar için Standardize Mini Mental Test (SMMT), kinezyofobi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ve stres düzeyleri için Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI-I ve STAI-II) kullanıldı. Bireylerdeki ağrı şiddetleri ise Görsel Analog Skalası (VAS) ile değerlendirildi. Katılımcılar omuz bölgesinde yumuşak doku yaralanması olan grup ve sağlıklı grup şeklinde iki gruba ayrıldı. Yumuşak doku yaralanması geçiren ve geçirmeyen gruplar arasında Constant Murley Skorlaması, Standardize Mini Mental Test, Tampa Kinezyofobi Ölçeği, Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği skorları açısından anlamlı fark bulundu (p<0,05). Yapılan analiz sonucunda Constant Murley Skoru ve Görsel Analog Skala arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Yumuşak doku yaralanması geçiren ve geçirmeyen gruplar arasında fonksiyonel durum, bilişsel durum, kinezyofobi ve kaygı durumları arasında fark olduğu bulunurken; propriyosepsiyon ve fiziksel aktivite durumlarında fark bulunamadı. Sonuç olarak geriatrik hastalarda tedavi süreci boyunca sadece omuz fonksiyonlarına yönelik değil; kaygı, kinezyofobi ve bilişsel durumlarının da göz önünde bulundurularak tedavi süreci oluşturulması tavsiye olunur.
Pelvik kuşak ağrısı olan ve olmayan gebelerde spinal postür, kinezyofobi, ağrı felaketleştirme ve dizabilitenin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı pelvik kuşak ağrısı olan ve olmayan gebelerde spinal postür, kinezyofobi, ağrı felaketleştirme ve dizabilitenin karşılaştırılmasıydı. Çalışmaya toplamda 54 gebe kadın dahil edildi. Gebeler pelvik kuşak ağrısı olan (n=27) ve pelvik kuşak ağrısı olmayan (n=27) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gebelerin fiziksel ve sosyodemografik özellikleri sorgulandı. Gebelerin pelvik kuşak ağrısı Pelvik Kuşak Anketi ile, ağrı şiddeti Vizüel Analog Skala ile, ağrı felaketleştirme derecesi Ağrı Felaketleştirme Ölçeği ile, ağrı aktivite paternleri Ağrı Aktivite Paternleri Ölçeği ile, dizabilite dereceleri Oswestry Dizabilite İndeksi ile, kinezyofobileri Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile değerlendirildi. Gebelerin sagital postürlerini değerlendirmek için Spinal Mouse kullanıldı. Gebelerin sakrum- kalça, torakal açı, uzunluk değerleri ve kinezyofobi değerleri her iki grupta da benzer bulundu (p>0,05). Pelvik kuşak ağrısı olanların VAS skorları daha yüksekti (p<0,001) İki grupta da Ağrı Felaketleştirme Ölçeği ve Ağrı Aktivite Paternleri Ölçeği skorlarının ortalama değerleri benzer bulundu (p>0,05). Pelvik kuşak ağrısı olanların dizabilite düzeyi daha yüksek bulundu (p<0,001). Bu çalışmanın sonucunda pelvik kuşak ağrısı olan ve olmayan gebelerde spinal postür, kinezyofobi, ağrı felaketleştirme düzeyi ve ağrı aktivite paternlerinin benzer olduğu görüldü. Pelvik kuşak ağrısı olan gebelerde ağrı şiddetinin ve dizabilite düzeyinin daha yüksek olduğu saptandı. Gebelerin rutin değerlendirmelerine dizabilite, kinezyofobi ve ağrı parametrelerinin de eklenmesi gerektiği görüşündeyiz.
Ankilozan spondilit tanılı hastalarda yaşam kalitesi ölçekleri, kinezyofobi, sosyodemografik özellikler, hsatalık aktivasyonunun, hastalık değerlendirilmesinde kullanılan laboratuvar parametlerinini değerlendirilmesi
Ankolizan Spondilit (AS); sakroiliak eklemlerle birlikte aksiyal omurgayı tutan ,zaman zaman periferik eklem tutulumlarıyla birlikte eklem dışı klinik bulguların da eşlik edebildiği,omurgada ilerleyici kemik harabiyetine yol açabilen, daha çok genç erişkinlik döneminde görülen, etyolojisi tam olarak ortaya konulamamış inflamatuar bir romatolojik hastalıktır. Yaş dekatı olarak insan hayatının en üretken ve en dinamik döneminde daha sık rastlanan AS hastalığı, üretim ve hizmet sektörü açısından ciddi iş gücü kaybı oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalarda AS hasta grubunda yüzde on beş ile yüzde otuz arasında (%15-%30) iş gücü kaybı görülmüştür. Yapılan bir çok çalışmada AS hastalarında depresyonun çok sık görüldüğü,hastanın psikolojik durumunun da kinezyofobiyi etkilediği ortaya konulmuştur.Gözlemsel ve kesitsel nitelikteki bu çalışma Eylül 2021'den ve Nisan 2022'ye kadar Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Romatoloji Polikliniğine başvuran ve dahil edilme kriterlerini sağlayan modifiye New York kriterlerine göre AS tanısı almış ve dahil olma kritlerleri tutan hastalarda 80 kişi ve sağlıklı gönüllülerden oluşan 55 kişi kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edilmiştir.Çalışmamıza katılan bireylere Beck Depresyon Ölçeği,Tampa Kinezyofobi Ölçeği,Maslach Tükenmişlik Analizi,Edmmonton Kırılganlık Ölçeği,BASDAI,BASFI,BASMI skorları ve SF-36 yaşam standartı ölçeği ile hastaların retrospektif laboratuar verileri ve sosoyodemografik değişkenleri multianaliz incelenmiştir.Yaptığımız çalışma neticesinde AS hastalarında,kontrol grubuna göre Depresyon,Kinezyofobi,Maslach Tükenmişliğin Duygusal Tükenme Pateni,SF-36 yaşam standartı öçleği,BASDAI,BASMI,BASFI skorları daha yüksek çıkmıştır.AS hastalarında kontrol grubuna göre vitamin B12, D vitamini değerleri daha düşük, CRP ve SAA laboratuar değerleri daha yüksek çıkmıştır. Spinal mobilite kaybı ve iş gücü kaybı açısından önemli bir hastalık olan Ankilozan Spondilit için çalışmamız yaşam kalitesi ölçekleri, kinezyofobi,sosyodemografik özellikler,hastalik aktivasyonun , hastalik değerlendirilmesinde kullanilan laboratuvar parametlerinin değerlendirilmesi açısından multianalizli bir çalışma olup,geleceğe yönelik daha büyük çalışmalar için öncülük edecektir. Anahtar Kelimeler: Ankilzoan Spondilit, Depresyon, Tükenmişlik,Kırılganlık,Tükenmişlik
Diz protezi cerrahisi geçiren hastalarda preoperatif ve postoperatif kinezyofobinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, total diz protezi cerrahisi geçiren bireylerde cerrahi öncesi kinezyofobi ile cerrahi sonrası dönemdeki kinezyofobinin incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya, total diz protezi cerrahisi geçiren 44 gönüllü birey dahil edildi. Bu çalışmaya katılan bireylere hareket etme korkusunu değerlendirmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), eklem hareket açıklığını ölçmek için "universal gonyometre", ağrı değerlendirmesi için Vizüel Analog Skala (VAS), hastaların bağımsızlık düzeyini belirlemek için Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri (GYA) İndeksi, diz fonksiyonlarını ölçmek için Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), yaşam kalitesini değerlendirmek için Kısa Form- 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF- 36) uygulandı. Çalışmanın verileri cerrahi öncesinde, cerrahi sonrası 3.günde ve 1.ayda yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 3.gün ve ameliyat sonrası 1.ay TKÖ puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Cerrahi öncesi kinezyofobi şiddeti ile cerrahi sonrası 3.gün ve 1.ay kinezyofobi şiddeti arasında pozitif ilişki bulundu (p=0,002, p=0,001). Cerrahi öncesi kinezyofobi ile cerrahi öncesi ağrı şiddeti, cerrahi öncesi SF-36 ağrı ve enerji alt parametreleri, cerrahi sonrası 3.gün SF-36 enerji alt parametresi ve cerrahi sonrası 1.ay EHA arasında negatif yönlü orta düzey ilişki bulundu (p=0,002, p=0,022, p=0,013, p=0,022, p=0,020). Cerrahi sonrası 3.günde ölçülen kinezyofobi şiddeti ile cerrahi öncesi ağrı şiddeti, 1.ay ağrı şiddeti, ve cerrahi öncesi WOMAC skoru arasında pozitif yönlü orta düzey ilişki bulundu (p=0,018, p=0,046, p=0,014). Cerrahi sonrası 1.ayda ölçülen kinezyofobi şiddeti ile 1.ay SF-36 genel sağlık alt parametresi, cerrahi öncesi SF-36 mental sağlık alt parametresi, cerrahi sonrası 3.gün Barthel GYA İndeksi, SF-36 sosyal fonksiyon ve enerji alt parametrelerinde negatif yönlü orta düzey ilişki bulundu (p=0,004, p=0,015, p=0,017, p=0,038, p=0,022). Cerrahi sonrası 1.ayda ölçülen kinezyofobi şiddeti ile cerrahi öncesi ağrı şiddeti ve WOMAC skoru arasında pozitif yönlü ilişki bulundu (p=0,001, p=0,017). Çalışma sonuçlarına göre cerrahi sonrası erken ve uzun dönemdeki kinezyofobi cerrahi öncesindeki kinezyofobi, ağrı şiddeti, fonksiyonel seviye ve yaşam kalitesi ile ilişkilidir. Hastaların preoperatif dönemde kinezyofobi ile ilgili değerlendirilmesi postoperatif dönemde görülebilecek kinezyofobi için fayda sağlayabilir.