İşitme

Bu konu başlığı altında 184 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Normal işitmeye sahip tinnituslu bireylerde kan grupları ile tinnitus arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Tinnitus, harici bir işitsel uyaran olmadan bir sesin bilinçli farkındalığı olarak tanımlanabilir. Bu çalışmada dört farklı kan grubundan normal işitmeye sahip tinnituslu bireylerde tinnitus ve kan grupları arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma etik kurul onayı ve bilgilendirilmiş onam formu alındıktan sonra ENT Tıp Merkezi'nde işitmesi normal sınırlarda olup kliniğe tinnitus şikâyeti ile başvuran 60 gönüllü katılımcı dahil edilmiştir. Gönüllüler dört farklı kan grubunda transient evoked otoakustik emisyon (TEOAE) yanıtları ve tinnitus açısından Tinnitus Handikap Envanteri (THI) ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği skorları istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada transient evoked otoakustik emisyon (TEOAE) yanıtlarına bağlı olarak kan grupları arasında bir ilişki bulunamazken tüm yanıtlarda daha düşük amplitüd değerleri elde edilmiştir. THI ile tinnitusun karakteristik özelliklerinde ve THI ile SF-36 yaşam kalitesi ölçeği arasında anlamlı korelasyonlar bulunmuştur. Sonuç: Sunulan çalışmanın bulguları tinnituslu bireylerin yaşam kalitesi üzerinde önemli olumsuz etkileri olduğunu ve belirli kan gruplarının tinnitus şiddeti ve algısına göre farklılık gösterebileceğini ortaya koymuştur.

Kan gruplarıOdyometriTinnitus+2
Nazik Baran
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan işitme taraması sonrası risk altındaki gruplarda takip süreçlerindeki kayıplar ve ilişkili faktörlerin araştırılması

Bu araştırma, yenidoğan işitme tarama programında ilk tarama testinden "geçti" sonucu almasına rağmen risk faktörü taşıdığı için altıncı ayda izlem önerilen bebeklerdeki takip kaybı oranını ve bu duruma etki eden faktörleri incelemeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda ebeveynlerin geç başlangıçlı işitme kaybı farkındalığı ile risk faktörlerine ilişkin bilgi düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırmaya, 01.09.2019 – 15.06.2024 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi'nde doğan ve riskli grupta yer alan 543 bebek dahil edilmiştir. Takip kontrolüne devam eden ve etmeyen bebekler karşılaştırılmış; annelerle yapılan görüşmeler aracılığıyla takip kaybı nedenleri ve bilgi düzeylerine ilişkin veriler toplanmıştır. Takip için yönlendirilen bebeklerin %72'si (n=389) altıncı ay kontrolüne gelmemiştir. Gelmeme nedenleri arasında ilk sırada unutma (%42), ikinci sırada ise kontrolün gerekmediğine inanma (%19) yer almıştır. Ayrıca ebeveynlerin %77'si geç başlangıçlı işitme kaybı tanısını daha önce duymadığını, %75'i ise bebeklerinin bu açıdan risk grubunda olduğunu bilmediğini ifade etmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen verilere göre, ikinci (β = -1.117, p < 0.001) ve üçüncü (β = -0.807, p = 0.0225) çocukların işitme tarama kontrolüne getirilme olasılığı birinci çocuğa kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktür. Takibe gelme eğilimi, prematürite, ventilasyon desteği, ototoksik ilaç kullanımı ve ailede işitme kaybı öyküsü gibi risk faktörlerine sahip olan katılımcılar arasında, diğer risk gruplarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p < 0.001). Ek olarak, sosyoekonomik düzey ile geç başlangıçlı işitme kaybı farkındalığı arasında orta düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r = 0.42, p < 0.001). Elde edilen bulgular, riskli bebeklerin takibinin sürekliliğini sağlamak için sağlık kayıtlarının bütüncül şekilde kullanılması, ebeveynlerin yapılandırılmış sistemlerle bilgilendirilmesi ve toplum düzeyinde farkındalık artırıcı stratejilere ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Yenidoğan İşitme Tarama, Risk Faktörü, Takip Kaybı, Geç Başlangıçlı İşitme Kaybı

Bebek-düşük doğum ağırlığıBebek-yenidoğmuşOdyoloji+6
Müjgan Demir
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Annelerin perspektifinden işitme kaybı ve yenidoğan işitme tarama programları

Çalışmada annelerin işitme kaybına dair bilgi düzeyleri, yenidoğan işitme tarama programlarına dair memnuniyetleri ve algıladıkları stres düzeyinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde bebeğine yenidoğan işitme taraması uygulanan 19-46 yaş aralığında 75 anne ile gerçekleştirilmiştir. Anneler yenidoğan bebeğe sahip olanlar ve 12-60 ay aralığında küçük çocuğa sahip olanlar olmak üzere iki grupta incelenmiştir.Her grup işitme tarama testine göre geçti sonucunu alanlar ve refere edilenler olarak ikiye ayrılmıştır. Değerlendirmede İşitme Kaybına Yönelik Anne Bilgi Düzeyi Kontrol Listesi, Yenidoğan İşitme Tarama Programı için Ebeveyn Memnuniyet Anketi ve Algılanan Stres Ölçeği kullanılmıştır. Bilgi düzeyi, memnuniyet ve stres faktörleri arasındaki ilişki incelendiğinde işitme kaybına yönelik bilgi düzeyinin tarama öncesi bilgilendirmeye dair memnuniyet ile negatif (p<0.05), toplam memnuniyet ile pozitif korelasyon (p<0.05) gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Tarama programına yönelik genel memnuniyet, personele (p<0,01) ve randevu sürecine (p<0,01) yönelik memnuniyet ile pozitif korelasyon göstermiştir. Tarama programına dair toplam memnuniyet puanları ile personel (p<0,01), randevu (p<0,01) ve genel memnuniyet (p<0,01) puanları arasında güçlü pozitif korelasyon elde edilirken tarama öncesi bilgilendirmeye yönelik memnuniyet ile negatif korelasyon elde edilmiştir (p<0.01). Personele yönelik memnuniyet ile bilgilendirmeye yönelik memnuniyet arasındaki ilişki negatif yönlü (p<0.05), randevu süreci memnuniyeti ile güçlü pozitif yönlü (p<0,01) elde edilmiştir. Annelerin stres düzeyi ile bilgi ve memnuniyet durumları arasında ise herhangi bir korelasyon elde edilmemiştir(p>0,05).Çalışmanın sonucunda gruplar arasında işitme kaybına dair bilgi düzeyi ve algılanan stres açısından anlamlı farklılık gözlenmezken memnuniyet düzeyleri arasında anlamlı fark elde edilmiştir. Bu farkın personel faktörüne bağlı olabileceği düşünülmüştür. Elde edilen bulguların işitme tarama programının iyileştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

AnnelerBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+5
Bilge Keskin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı işitsel bağlamlarda düzenliliği fark etme ile oluşan işitsel kortikal N1 cevaplarının karşılaştırılması

İçerisinde bulunduğumuz işitsel çevrede var olan karmaşık seslerin ayrıştırılması ve gruplandırılması süreci işitsel sahne analizi olarak adlandırılmaktadır. Bu süreçteki işlemlerden bir tanesi de işitsel düzenliliklerin çıkarılmasıdır. İşitsel düzenliliklerin tespit edilmesi bir sahne içerisinde önemli olan sinyalin takip edilebilmesi için oldukça önemlidir. Literatürde bu konuda farklı uyaran dizileri kullanılarak çeşitli elektrofizyolojik çalışmalar yapılmıştır. Karmaşık işitsel sahnelerde çalışmaların yapılması işitsel sistemin organizasyon sürecini anlayabilmek için önemlidir. Bu bakımdan mevcut çalışmada rastgele seslerin ardından gelen frekans olarak azalan bir paterne sahip olan düzenli ses dizilerinin farklı sesler ile birlikte sunulduğu durumlarda (rast\_az\_2) ve rastgele seslerin ardından gelen bu düzenliliklerin izole olarak yer aldığı durumlarda (rast\_az) işitsel düzenliliğin fark edilmesi ile ortaya çıkan kortikal cevaplar karşılaştırılmıştır. Bu uyaranlar için düzenliliği fark etme davranışsal cevapları da incelenmiştir. Çalışmaya herhangi bir işitme problemi olmayan 22-31 yaş aralığında 20 kişi katılmıştır. İşitsel sahnenin daha karmaşık olduğu durum olan rast\_az\_2 uyaranı için elde edilen N1 dalgasının amplitüdü daha küçük ve latansı daha uzun olarak elde edilmiştir (p<0,001). Davranışsal cevaplar incelendiğinde ise katılımcılar rast\_az\_2 uyaranını fark etmekte rast\_az uyaranına göre daha çok zorlanmışlardır (p<0,001). Bulgular işitsel düzenliliklerin farklı sesler içerisinde ortaya çıktıklarında da fark edilebildiklerini ve kortikal gösterimleri olduğunu göstermektedir. Buna ek olarak bu gösterimlerin düzenliliklerin izole yer aldığı durumlara göre daha zayıf olduğunu ve davranışsal fark etmenin de izole koşula göre daha zor olduğu gözlenmektedir. İleriki çalışmalarda gürültüde konuşmayı ayırt etmekte zorluk yaşayan bireyler çalışmaya dahil edilerek gürültüde konuşmayı ayırt etme becerileri ile işitsel kortikal N1 cevabı ile ilişkisi araştırılabilir.

Konuşmayı ayırdetme testleriOdyolojiİşitme+2
Buse Açıkgöz
Hacettepe University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Normal işitmeye sahip öğretmenlerin gürültüde işitme ve konuşmayı anlama performanslarının değerlendirilmesi

Öğretmenler, okulda bulundukları süre boyunca sınıf içi ve sınıf dışı tüm gürültülere maruz kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı, normal işitmeye sahip öğretmenlerin işitme, konuşma ve gürültüde konuşmayı anlama performanslarının normal işitmeye sahip bireylerle karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya 25-45 yaş arası, normal işitmeye sahip olan ve aktif olarak görev yapan 16 öğretmen (14 Kadın, 2 Erkek) ve gürültüye maruz kalmamış 16 birey (13 Kadın, 3 Erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılara standart odyolojik test bataryasına ek olarak yüksek frekans odyometri, bozulma ürünü uyarılmış otoakustik emisyon (Distortion Product Otoacoustic Emission- DPOAE), TEN (Threshold Equalizing Noise) testi, Türkçe Matrix test, Tinnitus Engellilik Anketi, Konuşma, Uzaysal Algı ve İşitme Kalitesi Ölçeği ve Weinstein Gürültü Hassasiyet Ölçeği uygulanmıştır. Tüm katılımcılarda standart test bataryasındaki testlerden elde edilen bulgular normal sınırlarda elde edilirken, akustik refleks eşiği testinde gruplar arası sol kulakta 500 ve 2000 Hz frekanslarda anlamlı farklılık elde edilmiştir (p<0,05). Diğer testlerden elde edilen bulgulara göre; gruplar arası yüksek frekans odyometride her iki kulakta 9 kHz ve 11200 Hz frekanslarda, TEN testinde her iki kulakta tüm frekanslarda, DPOAE testinde sol kulakta tüm frekanslarda, sağ kulakta ise 8000 Hz harici tüm frekanslarda S/G değerlerinde, Türkçe Matrix testte sol kulak, sağ kulak ve binaural S/G değerlerinde anlamlı farklılık elde edilmiştir (p<0,05). Yapılan tüm anketlerde ve anketlerin birbirleriyle olan korelasyonlarında anlamlı fark elde edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak sürekli ve düzenli olarak gürültüye maruz kalmak, öğretmenlerde koklear sinaptopatiye ve buna bağlı olarak gizli işitme kaybına neden olmaktadır. Sınıf içi ve sınıf dışı gürültünün öğretmenlerde işitsel semptomlarda artış ve psikolojik yönden olumsuz yönde etkilediği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gürültü maruziyeti, koklear sinaptopati, gizli işitme kaybı, 111111111111111111gürültü

GürültüKokleaKonuşmayı ayırdetme testleri+3
Cennet Öz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tinnitus frekansı ve işitme kaybı paternine göre tinnitus terapi yöntemlerinin karşılaştırılması

Tinnitus kulakta ya da kafa içinde hissedilen rahatsız edici bir semptomdur. Bu çalışmada bireylerin sosyal hayatını etkileyen tinnitusu tedavi etmeye yönelik müzik terapi, maskeleme terapisi ve TRT uygulanmıştır. Hastalar terapi öncesi psikosomatik ve psikoakutstik değerlendirmeye alınmıştır. Psikoakustik değerlendirmeden elde edilen verilere göre hastalar tinnitus frekanslarına göre gruplandırılmıştır. Amaç, bu terapi çeşitlerinin hastaların tinnitus frekansı ve işitme kaybı paternine göre etkinliğini değerlendirmektir. Çalışmaya en az 6 aydır tinnitus şikayeti olan, ek hastalığı bulunmayan, 18-65 yaş arası 22 kadın ve 30 erkek olmak üzere toplamda 52 hasta dahil edildi. Hastalara terapi öncesinde TEA ve BDÖ ile odyolojik değerlendirme yapıldı. Tinnitus frekansına göre alçak-orta ve orta-yüksek şeklinde gruplandırılan hastalara 6 ay terapi uygulandı. Müzik terapi uygulanan hastalara seçtikleri müzik ile tinnitus frekansına özel entegre edilen dar bant gürültülü akustik kayıtlar verildi. Maskeleme terapisi alan hastalara düzenli seanslar ayarlanarak kişiye özel ayarlanan akustik uyaran dinletildi. TRT alanlara ise danışmanlık ile kişiye özel ayarlanmış akustik terapi beraber uygulandı. Terapi sonrası yapılan değerlendirmelerde hastaların tinnitus algılarında belirgin düşüş gözlendi. Hastalara terapi sonrası psikosomatik değerlendirme yapıldığında TEA skorlarında düşüş gözlendi. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,238, p=0,212; p<0,05). Terapi sonraso psikoakustik değerlendirme yapıldığında ise hastaların tinnitus şiddeti ve MMS'de düşüş gözlenmiştir. Fakat bu sonuç istatiksel olarak anlamlı değildi (p=0,634, p=0,740; p<0,05). İşitme kaybı türüne göre normal-hafif, orta ve ileri-çok ileri şeklinde gruplandırıldığında hastaların tamamı terapilerden fayda görmüştür (p=0,893, p=0,075, p=0,242; p<0,05). Sonuç olarak tinnitus frekansı ve işitme kaybı gözetmeksizin müzik terapi, maskeleme terapisi ve TRT fayda göstermektedir.

AkustikOdyolojiTedavi+3
Ecem İlayda Baştürk
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ortalama trombosit hacmi (MPV), kırmızı hücre dağılım genişliği (RDW), trombosit -lenfosit ve nötrofil-lenfosit oranlarının tularemi ile ilişkisi ve tularemili hastalarda işitme düzeylerinin değerlendirilmesi

Tularemi hastaları Kulak Burun Boğaz Polikliniğine genellikle boyunda apse veya lenfadenit ile başvurmakta ve çoğu zaman nonspesifik tedaviler verilmektedir. Buda hem tanı hem de tedavi sürelerini uzatmaktadır. Erken tanı konması tedavi ve prognozu olumlu etkilemekte, ayrıca morbidite ve mortaliteyi azaltmaktadır. Bizim bu çalışmada ki amacımız tularemi tanısında ve inflamasyon şiddetini belirlemede güncel, kolay, ucuz ve hızlı aktivite belirteçleri olan ortalama trombosit hacmi (MPV), kırmızı hücre dağılım genişliği (RDW), trombosit/lenfosit oranı (TLR) ve nötrofil/lenfosit oranı (NLR) kullanıp kullanılamayacağını araştırmaktır. Bu amaçla orofarengeal, glandüler ve ülseroglandüler tip tularemi tanısı alan hastaların MPV, RDW, NLR, TLR değerleri incelenerek gerekli istatistiksel analizler yapıldı ve sağlıklı gruptaki değerlerle karşılaştırıldı. Ayrıca tularemili hastaların tedavilerinde ototoksik ajanlar kullanıldığı için; takiplerde hastalığa bağlı işitme kaybı varlığını araştırmak için tedavi öncesi hastaların odyogramları incelendi, gerekli istatistiksel analizle yapıldı ve sağlıklı grup ile karşılaştırıldı. Çalışmada MPV, RDW ve NLR düzeylerinin tularemili hastalarda sağlıklı gruba göre istatistiksel olarak anlamlı seviyede düşük olduğu, TLR düzeylerinin ise sağlıklı gruba göre anlamlı olarak yüksek olduğu saptandı. Odyolojik değerlendirmede ise tularemi tanısı almış hastalarda sağlıklı gruba göre anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç olarak çalışma bakılması kolay ve ucuz olan hemogram parametrelerinin tanıda yardımcı olabileceğini düşündürmekle beraber geniş kapsamlı hasta gruplarında prospektif randomize kontrollü uzun süreli takiplerin yapıldığı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca yapılan odyolojik incelemeler tulareminin işitme üzerine etkisinin olmadığını göstermektedir.

EritrositlerKan trombositleriLenfositler+5
Koray Avcı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sheehan sendromlu hastalarda işitme fonksiyonları ve serum prestin düzeyinin değerlendirilmesi

Amaç: Hipofiz bezi endokrin sistemde önemli görevler üstlenmiş bir organdır. Tüm vücudun endokrin sistemi burada ayarlanır. Hipofiz yetmezliği hipotalamik uyarının kaybı ya da pitüiter fonksiyonların direkt kaybolması neticesinde meydana gelebilir. Doğum sonu şiddetli kanamalı kadınlarda meydana gelen hipopituitarizm tablosuna Sheehan Sendromu (SS) denir. Sensörinöral işitme kaybı, işitme kayıplarının çoğundan sorumludur. Sensörinöral işitme kaybının ana nedenleri ileri yaş, ototoksik ilaçların kullanımı, gürültüye maruz kalma, kalıtsal ve otoimmün hastalıklardır. Biz bu çalışmamızda; Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Endokrinoloji polikliniğinde takip edilen SS hastalarında işitme testi sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada Haziran 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Tıp Fakültesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Endokrinoloji Anabilim Dalı Polikliniğinde takipleri yapılan Sheehan Sendromu tanısı olan 33-81 yaş arasındaki 24 kadın hasta prospektif olarak incelendi. 34-79 yaş arasında herhangi bir kalıtsal, edinsel veya sistemik hastalığı bulunmayan, Sheehan Sendromu olmayan 24 sağlıklı kadın kontrol grubu olarak alındı. Hastaların Büyüme hormonu, Tiroid sitimüle hormon (TSH), sT3, sT4, prolaktin, somatomedin-C, kortizol, FSH, LH, progesteron, Estradiol, ACTH, DHEA-SO4 ve serum prestin düzeyleri incelendi. İşitme kaybı açısından da saf ses odiyometre ve timpanometre ölçümleri incelendi. Bulgular: Çalışmamızda vaka ve kontrol grubunun tamamı kadın hastalardan oluşmuştur. Vaka grubunun yaş ortalaması 55,13 yıl olup vakaların tanı anındaki ortalama yaşı 47,09 yıl olarak saptandı. Hastalığa sebep olan kanamalı doğumda vakaların ortalama yaşı 32,48 yıl ve ortalama hastalık süresi 22,74 yıl olarak saptandı. Vaka grubunda ACTH 14,42 pg/ml, büyüme hormonu 0,14 ng/ml, DHEA_SO4 34 μg/dl, estradiol 21,58 pg/ml, FSH 5,05 mIU/ml, LH 2,34 mIU/ml, prolaktin 5,30 ng/ml, serbest III T3 2,24 pg/ml, serbest T4 0,79 ng/dl ve somatomedin-c 50,9 ng/ml ortalama değerleri ile kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük ölçülmüştür. Saf ses odiyometre sonuçlarında saf seslerin ortalaması olan PTA vaka grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek görülmüştür. Vaka grubunda sol kulak yüksek frekansların ortalaması ile hastalık süresi arasında orta şiddette pozitif korelasyon; sol kulak yüksek frekansların ortalaması ile annenin doğum zamanındaki yaşı arasında orta şiddette negatif korelasyon olduğu gözlenmiştir. Vaka grubunda serum prestin düzeyi ile serbest T3 ve serbest T4 arasında orta şiddette negatif korelasyon gözlenmiştir. Sonuç: Sheehan sendromlu hastalarda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında işitme kaybı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu gözlenmiştir. Sheehan sendromu(SS) işitme kaybına yol açabileceğini kanısına vardık. SS takiplerinde işitme takip amaçlı olarak odyometri yapılması önerilebilir ve yüksek frekanslarda işitme kaybı görülmesi durumunda bu hastalara tedavi verilerek işitme kaybının kötüleşmesi engellenebilir. Anahtar Kelimler: Hipofiz yetmezliği, Sheehan Sendromu, işitme kaybı, serum prestin

Hipofiz beziHipofiz hastalıklarıHipopitüitarizm+5
Yusuf Geylani
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koklear implant kullanıcısı okul öncesi çocukların fonksiyonel işitme, sosyal uyum ve motor koordinasyon performanslarının incelenmesi

Bu çalışmada koklear implant kullanan okul öncesi çocukların fonksiyonel işitmeleri, dil gelişimleri, sosyal uyum becerileri ve motor koordinasyon performansları incelenmiştir. Birbirine bağlı olarak geliştiği ve değiştiği düşünülen bu alanlara yönelik okul öncesi dönemde yapılacak olan çalışmalar, koklear implant kullanıcılarının ilkokul çağına adaptasyonunu sağlar. Çalışmamıza 4 yaş ile 6 yaş 11 ay arasında koklear implant kullanan, ek engeli bulunmayan, çalışmaya katılmayı kabul eden ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan ailelerden izin alınmak sureti ile 30 gönüllü çocuk katılımcı (14 kız, 16 erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılara ''Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL)'', Koklear İmplant Sonrası İletişim Becerilerinin Değerlendirilmesi (PKİİB)'', ''Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği 4-6 yaş (SBDÖ)'' ve ''Bruininks-Oseretsky Test of Motor Proficiency-2 (BOT-2)'' testine ait Manual Dexterity (manuel el becerisi) ve Bilateral Coordination (ikili koordinasyon) olmak üzere 2 alt test uygulanmıştır. Sonuç olarak; PKİİB ile SBDÖ total puanları arasındaki ilişki, TEDİL ile PKİİB total puanları arasındaki ilişki ve TEDİL alıcı dil alt test puanları ile SBDÖ puanları arasındaki ilişki anlamlı olarak elde edilmiştir (p<0,05). Uygulanan SBDÖ ve BOT-2 alt testleri arasında istatistiksel açıdan bir ilişki saptanmamış olup PKİİB total puanları ile BOT-2 "Manual Dexterity" alt test puanları arasındaki ilişki anlamlı olarak elde edilmiştir (p<0,05). BOT-2 ''Manuel Dexterity'' alt test puanları ile TEDİL alıcı dil, ifade edici dil standart puanları ve bozukluk dereceleri arasındaki ilişki anlamlı olarak elde edilmiştir (P<0,05). Koklear implant kullanıcısı okul öncesi çocuklara yönelik belirlenen alanlar arası etkileşimin aynı anda incelendiği bu tarz geniş kapsamlı araştırmanın benzerine literatürde rastlanmamış olup bu çalışmaya yönelik ilk hedefimiz; etkileşim içerisinde olduğu belirlenen alanlara yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi, uygulanması ve bu sayede olası problemlerin en aza indirgenmesidir.

Dil gelişimiKoklea hastalıklarıKoklear implantlar+7
Şevval Utku Arat
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

İşitme kaybının üst-bilişsel ve duyusal fonksiyonlara etkisi

Bu çalışmada koklear implant kullanıcıları implantasyon dönemine (12-18/18-24 ay) ve unilateral/bilateral implant kullanımlarına göre gruplara ayrılarak, normal işiten akranlarıyla dil, bilişsel ve duyusal becerilerinin karşılaştırılması ve koklear implant kullanıcılarında dil, bilişsel ve duyusal beceriler arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya; 6-9 yaşları arasında 50 koklear implant kullanıcısı, 20 normal işitmeye sahip çocuk dahil edilmiştir. Katılımcıların dil becerileri Türkçe Okul Çağı Gelişim Testi (TODİL), sözel bellek becerileri Çalışma Belleği Ölçeği (ÇBÖ), hızlı isimlendirme becerileri Hızlı İsimlendirme Testi (HİT), gürültüde konuşmayı anlama becerileri Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi (HINT-C), duyusal işlemleme becerileri Duyusal İşlemleme Ölçeği (DİÖ) ile değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; 12-18 ve 18-24 ay arasında implante edilen grupların TODİL, ÇBÖ, HİT, HINT-C ve DİÖ bulguları arasında fark olmadığı ancak normal işiten gruptan düşük performans gösterdikleri bulunmuştur (p<0,05). Unilateral ve bilateral implant kullanıcılarında da TODİL, ÇBÖ, HİT ve DİÖ bulguları arasında fark olmadığı ancak normal işiten gruptan düşük performans gösterdikleri (p<0,05) ve HINT-C skorlarının istatistiksel olarak birbirinden farklı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Koklear implant kullanıcılarının TODİL, ÇBÖ, HİT ve HINT-C bulguları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar elde edilmiştir (p<0,05). Elde edilen sonuçlar, konjenital çok ileri derecede işitme kaybına sahip çocukların erken dönemde implant edilseler ve ardışık bilateral koklear implant kullansalar bile normal işiten akranlarıyla benzer sonuçlara sahip olmadıklarını göstermiştir. Bunun yanında işitsel, dil ve bilişsel becerilerin birbiriyle yakından ilişkili olması nedeniyle rehabilitasyon programlarının bütüncül bakış açısıyla oluşturulması gerektiği sonucuna varılmıştır.

BilişDuyusal analizKoklear implantlar+3
Merve İkiz Bozsoy
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çocuklar için işitsel algı testi geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu çalışmada işitsel algı becerilerini değerlendirmek için oluşturulan Çocuklar için İşitsel Algı Testi (ÇİAT)'nin geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda; çalışmaya 2-15 yaş arası 100 koklear implant kullanıcısı, 80 normal işiten birey dahil edilmiştir. Katılımcıların tümüne ilk oturumda odyometrik değerlendirme ve dil gelişimin değerlendirmek için Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL) uygulanmıştır. İkinci oturumda yaşına ve gelişim düzeyine uygun olan ÇİAT bataryasının alt testleri uygulanmıştır. ÇİAT bataryasında bulunan alt testlerin güvenirliğinin değerlendirilmesi için iç tutarlılık analizi ve test-tekrar test güvenirliği yöntemleri uygulanmıştır. Normal işiten çocuklar ve CI kullanan çocukların yaş gruplarına göre işitsel algı puanları karşılaştırılarak bilinen grup yöntemi ile yapı geçerliği ve klinik özelliklerin işitsel algı becerileri ile ilişkisi incelenerek yordama geçerliği incelenmiştir. Ayrıca CI kullanan çocukların demografik özelliklerine göre işitsel algı performansları karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda; CI kullanan çocukların kronolojik yaş gruplarına göre işitsel algı puanları karşılaştırıldığında 48 aydan önceki ikişerli yaş grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). CI kullanım durumuna göre işitsel algı puanları karşılaştırıldığında Bilateral CI kullanıcılarının Unilateral CI kullanıcılarına göre daha yüksek skor elde etmiştir ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). CI olma yaşına göre işitsel algı puanları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05) ve bu fark 24-36 ve 12-18 aylar arası ve 24-36 ay ile 36+ aylar arasındaki farktan kaynaklanmaktadır. CI kullanım süresine göre işitsel algı puanları karşılaştırıldığında; tüm alt testlerde CI kullanım süresi grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmiştir (p<0,05). Bu fark 1-11 ay ve 36+ aylar ile 1-11 ay ve 24-35 aylar arasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca çalışmada toplam işitsel algı puanını etkileyen değişkenler olarak kronolojik yaş grubu, CI kullanım süresi, CI kullanma durumu ve ifade edici dil yaşı belirlenmiştir (p<0,05). Çalışmamızda elde edilen bulgular doğrultusunda ÇİAT'ın işitme kayıplı çocuklar üzerinde uygulanabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Güvenilirlik ve geçerlilikKoklea hastalıklarıKoklear implantlar+6
Özlem İçöz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koklear implant kullanıcılarında işitme kalitesi ve günlük dinleme becerilerinin öğrenilmiş çaresizlik üzerindeki etkisi

Daha sonra doldurulacaktır.

AnksiyeteDepresyonKoklea+7
Kadriye Güney
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Keman çalan müzisyenlerde sağ ve sol kulak arasında işitme fonksiyonlarının odyolojik testlerle değerlendirilmesi

Birçok müzik türüne uyum sağlayan, neredeyse her müzik parçasına sesiyle eşlik eden, duyduğumuz her müzik sesinde melodisiyle var olan keman, işitme kaybına neden olacak şekilde, yüksek seviyede müzik sesi üretebilen bir enstrümandır. Keman çalarken müzisyenin sağ kulağına gelen ses şiddeti 80-90 dB iken sol kulağa gelen ses şiddeti seviyesi 85-105 dB aralığındadır. Bu sol kulağın sağ kulağa göre daha yüksek ses şiddetine maruz kaldığını göstermektedir. Chasin (2011). Bu nedenle yüksek şiddette müzik sesi üretebilen kemanın özellikle tutuş şeklinden dolayı, sağ-sol kulak arasında anlamlı bir işitme farkının olup olmadığının tespiti yanında keman sanatçılarında, mesleki başarıda düşüşe yol açabilecek olası işitme kaybı riskinin önlenebilmesi, erken dönem teşhisi ve koruyucu tedbirlerin gerekliliğine dikkat çekmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaya uzun yıllar boyunca keman çalan, konservatuar mezunu, profesyonel olarak müzikle ilgilenen dolayısıyla her gün çalışma ve egzersiz yaparak müzik/gürültü sesine maruz kalan, 18-55 yaş arası kadın ve erkek yetişkin keman sanatçısı bireyler ile müzikle ilgisi olmayan ve enstrüman çalmayan 25 kişiden oluşan kontrol grubu dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara saf ses odyometri, yüksek frekans odyometri, otoakustik emisyon testi ve timpanogram ölçümleri ile odyolojik değerlendirme yapılmıştır. Çalışmamızda keman sanatçısı grubu ve kontrol gruplarında veriler cinsiyete göre, sağ ve sol tarafa göre ayrı ayrı karşılaştırılmıştır. Sol kulak Yüksek Frekans 9000, 10000, 11200, 12500, 14000 ve 16000Hz ölçümlerinde çalışma ve kontrol gruplarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. (p<0,05). Sol kulak Yüksek Frekans 9000, 10000, 11200, 12500, 14000 ve 16000Hz ölçümlerinin tamamında çalışma grubunun ortalamasının kontrol grubunun ortalamalarından daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Çalışmamızda keman sanatçısı katılımcıların saf ses odyometri eşikleri beklenenden daha iyi sonuçlar verirken, sol kulak kulak 4000 Hz ölçümü için hesaplanan ortalama değerin kontrol grubundan yüksek olduğu izlenmiştir. Sağ-sol kulak karşılaştırmasında yüksek frekans 14000 Hz'de sol kulakta sağa göre daha zayıf eşiklerin kaydedilmesi işitme kaybı risk tespiti için standart odyometri saf ses eşikleri ile birlikte yüksek frekans odyometri eşiklerine de bakılmasının önemli olduğunu düşündürmektedir.

KemanKemancılarMüzisyenler+5
Özlem Salur
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Biotinidaz eksikliği tanısıyla tedavi gören pediatrik hastalarda işitmenin değerlendirilmesi

Biotinidaz eksikliği (BD), vitamin olan biotinin, vücuda alımından sonra dönüşmesini sağlayan biotinidaz enziminin eksikliği sonucunda ortaya çıkar. BD otozomal resesif (OR) geçişli hastalıklar arasındadır (www.genetiks.com.tr). Sensorinöral işitme kaybı dahil olmak üzere nörolojik ve kutanöz semptomlar ile karakterizedir. (Heller, Stanley, Shaia, Sismanis, Spencer ve Wolf, 2002). Türkiye'de akraba evliliklerinin tercih edilmesi sonucu genetik geçişli olan BD görülme sıklığı dünya ortalamasının çok üzerinde bir oran olan 1:11.000 olarak bildirilmektedir (İçke, Genç, 2017). BD olan yenidoğanların tedavi edilmemesi durumunda %75'inde işitme kaybı gelişebilmektedir. BD sonucu oluşan semptomlar arasında bulunan işitme kaybının, erken dönemde tedavi ile birlikte önüne geçilebilmektedir (Nance,2003). Bu nedenle çalışmamız BD tanısıyla tedavi gören pediatrik hastalarda işitmenin değerlendirilmesine yönelik olarak yapılmıştır. Metabolik tarama testleri sayesinde erken evrede tanılanan BD vakalarında başlanan tedavi sonrası objektif test bataryaları kullanılarak işitme seviyesi tespit edilmiştir. BD olan hastalarda gelişen işitme kayıpları geri dönüşümsüz olduğundan erken tanı ve tedavi ile BD olgularında işitme ile ilgili semptom gelişip gelişmediğinin kontrolü sağlanarak, tedaviye rağmen gelişebilecek işitme kayıplarının da tespitiyle duruma dikkat çekilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızın deney grubuna BD tanısı ile tedavi gören 5 aylık ile 65 aylık arasında değişen 9 kız ve 12 erkek olmak üzere toplam 21 çocuk dâhil edilmiştir. Deney grubu katılımcıların %90,5'i ilk 30 günde, geri kalan %9,5'i ise 31-60 günde tanı almış ve tedavileri başlanmış bireylerdir. Katılımcılar, demografik özellikleri benzeyen normal işitmeli 20 çocuk ile karşılaştırılmıştır. Katılımcılar odyolojik yönden değerlendirmeye alınmıştır. İşitsel Uyarılmış Beyinsapı Potansiyel (BİUP) kayıtlarının alınması ile her iki grup katılımcılarının işitmelerinin normal seviyede olduğu tespit edilmiştir. Bilateral BİUP kayıtlarından edinilen bilgi ile I., III. ve V. dalga latansları ile I-III, III-V, I-V interpeak latansları karşılaştırılmıştır. Deney ve kontrol grubu arasında 6 kHz Tone Burst uyaran ile yapılan BİUP kayıtları karşılaştırıldığında deney grubunda I., III. ve V. dalga latansları ile I-III, III-V, I-V interpeak latans aralıkları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiştir (p<0,005). Yaş ve cinsiyet değişkenine göre yapılan istatistiksel analizlerde anlamlı düzeyde farklılık belirlenmemiştir (p>0,005). Click uyaranla yapılan BİUP kayıtları karşılaştırıldığında, gruplar arasında anlamlı düzeyde farklılıklar gözlenmemiştir (p>0,005). Aynı zamanda BD olanlar ile kontrol grubu Transient Otoakustik Emisyon (TEOAE) testinde sinyal gürültü oranı(SNR) değerleri karşılaştırılmıştır. Deney grubu katılımcılarının sağ kulak 4 kHz puanlarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,005). Yapılan immitansmetri ölçümlerinde komplians, gradient ve basınç değerleri bakımından tüm katılımcıların sonuçlarında benzerlik görülmüş, katılımcıların tamamında A tipi timpanogram elde edilmiştir. Elde edilen bilgiler BD olgularında erken tanı ve tedavi sonucunda işitme açısından semptom gelişmediğini göstermektedir. BİUP kayıtlarında belirlenen latans uzamalarının BD'nin santral işitmeye olan etkilerinin göstergesi olduğu ve TEOAE 4 kHz'de belirlenen farklılıkların düşük koklear rezervlerin etkisi ile ortaya çıktığı düşünülmektedir.

BiyotinidazOdyolojiUyarılmış potansiyeller-işitsel-beyin sapı+3
Nazife Delihüseyin Acıyan
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

SWORD Çipi'nin MFA (Made For All) özelliğinin konuşmayı anlama üzerine etkisi

İşitme kayıplı bireyler işitme cihazı kullanmaya başladıkları ilk andan itibaren işitmelerinin düzeleceğini ve farklı ortamlara girdiklerinde rahatlıkla iletişim kurabileceklerini düşünmektedirler. Aslında yapılan birçok çalışma bize kulakların beyne açılan bir kapı olduğunu gösteriyor. İşitme cihazı kullanana kadar geçen zaman da beyin o seslerin yokluğuna alışır, işitme cihazı kullanılmaya başlandığında ise beyin tüm seslere uyum sağlamak için kendini yeniden yapılandırır. İşitme kayıplı bireyler, sosyal yaşantılarında, telefon görüşmelerinde ya da müzik/televizyon vs. dinlerken işitme cihazlarının yetersiz kaldığını belirtmektedirler. İşitme kaybına sahip bireylerin çektiği en büyük zorluklardan biri de telefon görüşmesi sırasında telefon ahizesinden gelen ses sinyalinin parazitlenmesinden kaynaklı olarak konuşmaları anlamakta güçlük çekmeleridir. İşitme cihazı üreten markalar, tüm bu zorluklara karşı zaman içerisinde farklı teknolojiler geliştirmişlerdir. Günümüzde aktif olarak Bluetooth teknolojisi kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, unilateral ya da bilateral işitme cihazı kullanıcılarında, direkt bağlantı özelliğinin, gürültülü ve gürültüsüz ortamlarda test edilerek, kelimeleri anlamada kullanıcıya sağladığı faydalarının araştırılmasıdır.

BluetoothGürültüKonuşmayı ayırdetme testleri+6
Ezgi Şenel
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel eğitim öncesi ve sürecinde işitme cihazı veya koklear implant uygulanan çocukların deneyimleri

İşitme kaybı nedeni ile işitme cihazı veya koklear implant kullanan çocuklar, işitme kaybı derecesine ve aldığı özel eğitime göre normal işitmeye sahip çocuklardan farklılık gösterirler. Bu fark dil gelişimi, bilişsel, motor ve psiko-sosyal gelişim alanlarında belirgindir. Çevre seslerini yeterli düzeyde duyamadıkları için konuşma, anlama ve kendini ifade etmede zorluklar yaşarlar. Anlaşılamadıkları takdirde hırçın, sinirli ve agresif tutumlar gösterebilirler. Yeterli iletişim kuramamaları, arkadaş edinme ve sosyal hayata uyumda sıkıntılar yaşamalarına neden olabilir. Bu problemler işitme engelli bireyi doğrudan etkilemekle birlikte bulunduğu aile ve çevreyi de etkilemesi nedeni ile toplumsal bir özellik taşır. İşitme kaybına ek olarak geç tanılanma, geç cihazlanma ile birlikte bilişsel düzeyi ve öğrenme stilleri gibi bireysel özelliklerin yanında ailesel faktörler, ailelerin tutumları, eğitim ve sosyo-ekonomik düzeyi ile özel eğitim merkezlerinde yaşanan sorunlar çocuğu olumsuz etkiler. İşitme kaybı olan çocuklarda özel eğitim sürecinde ve öncesinde yaşanan psiko-sosyal ve duygusal sorunların yanında davranış sorunlarının da tespit edilmesi gerekir. Zamanında önlem alarak ve düzenlemeler yaparak gelişebilecek problemleri en az seviyede tutmak önemlidir. Ailelerin bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi konusunda rehberlik ve danışma hizmetinin uzman kişilerce yürütülmesi gerekir. İşitme kayıplı çocuğun tanısı, takibi, bakımı, desteklenmesi, toplumsal ve ruhsal yönden eğitilmesi, topluma ve kendine kazandırılması temel hedeftir. Bu hedefin multidisipliner olması ekip çalışmasını zorunlu kılar. Odyolog, özel eğitim merkezlerinde görev yapan multidisipliner ekibin vazgeçilmez bir üyesidir. Bu tez çalışmasında özel eğitim öncesinde ve sürecinde dil gelişimi, psiko-sosyal, duygusal ve davranışsal problemlerin erken fark edilerek önlenmesi için yöntem geliştirmek amaçlanmıştır.

KokleaKoklear implantlarÇocuklar+3
Songül Çakıcı
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

25-65 yaş arası erkek ve kadın öğretmenlerin işitme kayıpları, işitme sağlığına verdikleri önem ve tükenmişlik düzeyleri

Yetişkin bireylerde işitme düzeyini gösteren ölçek ile bireyin yaşadığı çevrede duyduğu sesleri işitme, işittiğini anlama ve yer tespitinde ne kadar iyi olduğunu belirlemek amaçlanmaktadır. İşitme sağlığında meydana gelen bir problem istenmeyen sorunlara yol açmakta eğitimcinin ilerleyen yaşlarında zorlu süreçlere girmesine neden olmaktadır. İşitme kaybında kişinin dikkatinde azalma, sözlü iletişimde zorlanma, hafızada zayıflama, iş veriminde düşme, psikolojik sorunlar ve sosyal hayattan uzaklaşma görülmektedir. Duygu değişimlerini gösteren ölçek kısa zamanda duyguları gözlemlemek amacıyla geliştirilmiştir. Bireyler sosyal yaşantısında psikolojik sorunlarla başa çıkabilmek için çevresindeki insanların yardımları doğrultusunda bazı girişimlerde bulunup başarılı veya başarısız olabilmektedir. Meslek hayatlarında yaşadıkları problemlerin duygularına ne sıklıkla yansıdıklarını belirtmeleri amacıyla Tükenmişlik Ölçeği'nin kısaltılmış formu ile tükenme durumlarını değerlendirme imkânı bulmaktadır. Tükenmişlik ile insanların bir arada yaşadığı toplumda çevresine karşı beslediği tüm olumlu duygu ve düşünceler zaman içerisinde azalmaya başlamaktadır. Bu tükenmişlik bedensel olabileceği gibi duygusal da olabilmektedir. Duygusal açıdan yaşanan tükenmişlik, karşılıklı ilişkilerde ilginin kaybolması, duygularda azalma bununla beraber sosyal yaşantıdan uzaklaşmaya neden olmaktadır. Tükenmişlik durumu olduğu düşünülen kişilerin topluma kazandırılması ve tükenmişliklerin tespitini yapmak amacıyla tükenmişlik düzeylerini ölçen materyaller geliştirilmiştir. Bu çalışma; 25-65 yaş arası öğretmenlerin işitme kayıplarının tespitini yapmak, işitme sağlığına verdikleri önemi belirtmek ve tükenmişlik düzeylerini saptamak amaçlı yapılmıştır. Öğretmenlere KUİK Ölçeği, Duygudurum Profili Ölçeği, Tükenmişlik Ölçeği'nin kısaltılmış formu ve kısaltılmış versiyonu uygulanmış olup meslek hayatlarında yaşadıkları duyguların neler olduğunu ve ne sıklıkla yaşadıklarını, işitme kayıplarının tükenmişlik düzeylerine etkilerini ve normal işiten kişilerle karşılaştırmasının yapılmasını amaçlayan bir çalışma olmuştur. Çalışmada 25 katılımcıya erişilmiştir. Katılım sağlayan kadın (n=17) ve erkek (n=8) öğretmenler 25-44 yaş aralığı ve 45-65 yaş aralığı olarak iki grupta toplanmıştır. İşitme düzeyini gösteren ölçeğe bakıldığında normal işitmeli öğretmenlerin ortalamasının işitme kayıplı öğretmenlerinkinden daha yüksek olduğu görülmektedir. Duygu değişimlerini gösteren ölçek skorları ile işitme kayıplı bireylerin ortalamasının, normal işitmeli bireylerin ortalamalarından daha fazla değer aldığı bulunmuştur. Tükenmişlik Ölçeği'nin kısaltılmış formu skorları gruplar değişkenine göre incelendiğinde, normal işiten kişilerde tükenmişliğin olmadığı işitme kayıplı kişilerde ise tükenmişlik durumu olduğu görülmüştür. Öğretmenlere ait Tükenmişlik Ölçeği'nin kısaltılmış versiyonu skorları ile normal işiten kişilerde bir tükenmişlik olmadığı işitme kayıplı bireylerde ise tükenmişlik için tehlike sinyalleri verdiği söylenebilir. Öğretmenlerimize uygulanan ölçekler sonucu işitme düzeyleri, duygu değişimleri ve tükenmişlik düzeyleri tespit edilmiştir.

DuygudurumKadın öğretmenlerTükenmişlik sendromu+5
Tuğsem Melike Hardal
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koklear implant kullanan çocukların implant cihazını günlük kullanım sürelerine göre konuşmayı anlama becerilerinin değerlendirilmesi

Çocukların gelişiminde oldukça önemli olan işitsel algı yaşam boyu devam edip; İletişim becerilerinin temelini oluşturmaktadır. İşitsel algı; seslerin ve konuşmanın tanınması, anlamlandırılması ve yorumlanmasını sağlamaktadır. Bu çalışma koklear implantlı hastaların işitsel performanslarının gelişimini analiz etmek amacıyla yapıldı. Hastaların implant cihazını günlük kullanım sürelerinin, yaşı, cinsiyet ve işitsel performanslarına etkileri araştırıldı. Çalışmada konjenital ve prelingual dönemde işitme kaybına uğrayan ve 2 yaşından önce tek taraflı koklear implant uygulanan 60 hasta seçildi. Çalışmaya 7, 8 ve 9 yaşında düzenli rehabilitasyon eğitimi alan hastalar işitsel performansları yönünden değerlendirildi. Değerlendirilmeler yapılırken, Anlamlı İşitsel Deneyim Skalası (MAIS), Dinlemenin Gelişim Profili (LiP) ve Tek-İki-Üç Heceli Kelimeleri Tanıma Testi (MTP) kullanıldı. Cihazın günlük kullanım süreleri 0-7 saat, 8-16 saat ve 17 saat ve üzeri olarak 3 gruba ayırdık. Yapılan testlerin sonuçları hastaların cihazı günlük kullanım sürelerine, cinsiyetlerine ve yaşlarına göre değerlendirildi. Lip/Mais/Mtp Puanlarına göre cihaz kullanım süreleri (0-7 saat, 8-16 saat, 17 saat ve üzeri) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptandı (p<0,05). Cinsiyet açısından yapılan değerlendirmede Lip/Mais/Mtp Puanlarına göre kız ve erkek çocukları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı görüldü (p>0,05). Çalışmamızda Lip/Mais/Mtp Puanlarına göre yaş grupları (7 yaş, 8 yaş, 9 yaş) arasında istatistiksel anlamlı olarak bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak koklear implant kullanıcılarının gün içerisinde implant cihazlarını daha sık kullanmaları; dinleme, sesleri fark etme, sesleri anlamayla birleştirme, kelimeleri tanıma, sese tepki gösterme, sesi ayırt etme ve sesi tanımlama becerilerine katkı sağlayıp konuşma skorlarını arttırıldığı tespit edilmiştir.

KokleaKoklear implantlarKonuşmayı ayırdetme testleri+3
Mahsum Aydoğan
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Saf ses işitme taramasının alçak, yüksek frekanslarda difference limeslar ile kıyaslanması

Saf ses tarama odyometre testi bireylerin ehliyet almada, iş başvurularında, işitme seviyelerinin kontrolünde kullanılan hızlı bir testtir. İşitme taraması yapılacak sürede difference limesler (DL) kullanılarak daha geniş bilgi birikimi elde edebilir. Bu çalışmanın yapılmasıyla saf ses tarama testinden daha fazla bilgi elde etmemizi sağlayacak; ototoksisite, yaşlılığa ve gürültüye bağlı artış gösteren işitme kayıplarının hakkında ekstra bilgi sağlayacak bir difference limes bağlantısı bulmak hedeflenmiştir. Çalışmaya yaş ortalaması 39.91 olan (en küçük 16 en büyük 82 yaş) işitme saf ses taramasını geçen 41 kişi katılmıştır. Çalışmaya katılan bireylere işitsel saf ses taraması testi uygulandı. Testi geçemeyen bireyler çalışmaya dahil edilmedi. Tarama saf ses testini geçen bireylere saf ses tonu ile önce sağ kulakta 125 hertz (Hz)de önce en rahat saf ses seviyesi (RSS) tespit edildi. Tespit edilen ses seviyesinde difference limes tespiti yapıldı. Aynı işlem sol kulakta yapıldı. Ardından 8 KHz'de RSS seviyesi ve difference limes tespiti yapıldı ve çalışma bitirildi. İlaç sayısı ve yaşın MCL ve DL ile olan ilişkileri tespit edilmiştir. Sağ kulakta 125 Hz şiddete bağlı difference limes ortalama değeri 5,80 DL 8 KHz değeri 5,04 DL; Sol kulakta 125 Hz şiddete bağlı difference limes ortalama değeri 6,14 DL, 8 KHz değeri 6,00 DL gözlemlenmiştir. Çalışmada düşük frekanslarda (125 Hz) duyma değerleri (MCL ve DL) ile yüksek frekanslarda (8 KHz) duyma değerleri (MCL ve DL) arasında genel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ancak, Sağ Kulak DL değerlerinde bu ilişki tespit edilememiş, değerler arasında anlamlı ilişki olmadığı görülmüştür. Bu farklılaşmanın sebeplerini anlamak için ek çalışmalar gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Difference limes, Saf Ses İşitme Taraması, Ototoksisite, Presbiakuzi, Gürültüye Bağlı İşitme Kayıpları

OtotoksisitePresbiakuziSes+6
Kahraman Tahir Yanbul
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşitme cihazı kullanan çocuklarda cihaz kullanım sorunları

İşitme cihazının doğru kullanımı işitsel gelişim, dil ve konuşma gelişimi, sosyal ve bilişsel gelişim açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı çocukların işitme cihazı sırasında karşılaştıkları sorunları belirlemek ve ebeveynleri işitme cihazı kullanımı hakkında bilinçlendirmektir. Çocuklarda işitme cihazı kullanımında karşılaşılan teknik, bireysel ve sosyal boyuttaki sorunlara dayalı 20 soruluk anket soruları çalışılmıştır. Anket çalışması Bitlis Zirve İşitme Merkezi ve Bitlis Dideban Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde yapılmıştır. Çalışmaya bilateral işitme cihazı kullanan, ek engeli bulunmayan 3-12 yaş aralığındaki çocuklar dâhil edilmiştir. Sorulara verilen cevaplarda yaşa ve cinsiyete göre karşılaştırma yapılmıştır. Yaşa göre karşılaştırma yapılırken 3-7 ve 8-12 yaş gruplaması yapılmıştır. Çalışmaya 29 'u kız ve 31'i erkek olmak üzere 60 kişi dâhil edilmiştir. Başlangıçta çalışmanın 80 kişiye uygulanacağı planlanmış fakat 20 kişi istenilen şartları taşımadığından çalışmaya dâhil edilmemiştir. Çalışmada istatistiksel analizler için IBM SPSS (IBM Corp. Windows için Versiyon 26.0) kullanılmıştır. Elde edilen kategorik veriler sayı ve yüzde istatistikleri ile özetlenmiştir. Kategorik değişkenler arası ilişkiler ise Ki-kare testi ile çözümlenmiştir. Ki-kare çözümlemesinde exact (kesin) p değerleri hesaplanmıştır. Tüm analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi % 5 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda yaş gruplarına göre yapılan karşılaştırmada, ' İşitme cihazınızı kendiniz takabiliyor musunuz?' ve 'İşitme cihazınızın pillerini kendiniz değiştirebiliyor musunuz? 'sorunlarına verilen cevapların dağılımında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Yaş gurubu ilerledikçe çocukların cihazlarını ve pillerini kendileri takabildikleri sonucuna varılmıştır. Yaş gruplarına göre yapılan karşılaştırmada 'Okulda veya kreşte cihazınızı düzenli olarak takıyor musunuz?' sorusunda da istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu soruya 3-7 yaş grubu çocukların çoğunluğu (yaklaşık %74'ü) evet cevabını verirken yaklaşık %26'sı 'bazen ve hayır' cevabını vermişlerdir. 8-12 yaş grubunda bu soruya 'bazen' cevabı veren yoktur ve yalnızca 4 kişi 'hayır' cevabını vermiştir. Buna dayanarak okul veya kreşte işitme cihazını düzenli kullanma davranışı 8-12 yaş grubu çocuklarda daha iyi bir düzeydedir diyebiliriz. Çalışmamızda cinsiyete göre yapılan karşılaştırma sonuçlarında ise anlamlı farklar bulunamamıştır.

Kulak hastalıklarıÇocuklarİşitme+2
Ayşe Nur Olan
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Normal işiten ve işitme kaybına sahip yetişkin bireylerin Beck Depresyon Envanterine göre değerlendirilmesi ve karşılaştırılması

İşitme kaybı her yaş grubunda görülebilen bir problemdir. Bebeklik döneminde ortaya çıkabileceği gibi ileriki yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. Yani konjenital ve/veya genetik olabileceği gibi herhangi bir hastalığa, mesleğe ve gürültü maruziyetine bağlı olarak ve/veya yaşa bağlı olarak da ortaya çıkabilmektedir. Yaşanan işitme kaybı; yaşa bağlı olarak farklı problemleri ortaya çıkartmaktadır. Özellikle erken çocukluk döneminde başlayan işitme kaybı öyküsüne dil ve konuşma problemlerinin yanı sıra sosyal ve psikolojik problemler de eklenebilmektedir. Yaş ilerledikçe iletişimi büyük ölçüde etkileyen işitme kaybı; bireylerin anlaşılmaktan korkmasına, içine kapanmasına, gürültülü ortamlara girmekten çekinmesine ve tamamen kendini diğer insanlardan soyutlamasına sebep olabilmektedir. Yaşa bağlı olarak; işitme kaybı yaşayan bireyler; bir topluluk içeren ortamlara girmekten çekinmekte, eğitim veya iş hayatlarında başarısız olabilmekte, başarısız olmaktan korkmaktadırlar. Bunlarla birlikte hayat ile ilgili birçok kaygıları (anksiyeteleri) oluşmaktadır. Bu kaygıların miktarı işitme kaybının ortaya çıktığı zamana bağlıdır. Yaşa bağlı olarak da kaygı düzeyleri değişiklik göstermektedir. Çalışmanın amacı; normal işiten ve işitme kaybına sahip yetişkin bireylerin depresyon durumu açısından işitme kaybının; varlığına, derecesine ve tarafına, yaşa, cinsiyete, medeni durum ve eğitim durumuna bağlı olarak gösterdiği benzerlik ve farklılıkları karşılaştırmaktır. Çalışmaya normal işiten 40 yetişkin birey ve en az orta derecede işitme kaybına sahip 40 yetişkin birey olmak üzere toplam 80 kişi dahil edilmiştir. Öncesinde işitme testi (saf ses odyometri) yapılan bu bireylere daha sonrasında Beck Depresyon Envanteri uygulanarak depresyon düzeyleri araştırmacı tarafından belirlenmiştir. SPSS 25.0 programında yapılan sınamalarda işitme kaybı olan bireyler; cinsiyet, medeni durum ve eğitim durumu yönünden değerlendirildiğinde depresyon ile aralarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Fakat işitme kaybına sahip bireylerde işitme kaybı tarafı, işitme kaybı seviyesi, yaş yönünden depresyon ile aralarında anlamlı farklılık bulunmuştur. Çalışmamızda işitme kaybı derecesinin artması, ek olarak yaşın ilerlemesi ve bilateral işitme kaybının depresyon üzerine daha fazla etkisi olduğu görülmektedir.

Beck Depresyon ÖlçeğiDepresyonYaş faktörleri+3
Ayşenur Ercan
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 sonrası işitme kaybı riski araştırılması

Koronavirusler (CoV), basit soğuk algınlığından Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS-CoV) ve Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS-CoV) gibi daha ciddi hastalıklara neden olan büyük bir virüs ailesidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin'in Wuhan şehrinde görülen etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarını 31 Aralık 2019 tarihinde yeni (novel) tip korona virüs (2019-nCoV) kabul etmiştir (WHO, 2020). COVID-19, ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi etkisini belirgin olarak göstermektedir. Nörotropik olduğu bilinen bu virüsün, hastalarda erken ve geç dönemde odyo-vestibüler sisteme nasıl bir etki yaptığı araştırılmaya değer bir konudur. Dünyanın karşı karşıya kaldığı ve henüz tam bir tedavisi olmadığı için etkisinin uzun süreceği, bu nedenle de pek çok araştırmanın konusu olacağı tahmin edilen COVID-19, odyoloji bilim dünyası için de gizemini korumaktadır. Bu çalışmanın amacı yetişkin bireylerin COVID-19 enfeksiyonu esnasında ve sonrasında işitme kaybı şikayetleri olup olmadığını incelemektir. Araştırma sonucunda odyoloji literatüründe önemli bir yer tutan işitme kaybı olgusunun COVID – 19 ile ilişkisi incelenerek literatürdeki zenginliğin arttırılması amaçlanmıştır. İşitme kaybı; işitme hassasiyetindeki azalma, etraftaki sesleri algılamakta güçlük çekme, kulakta çınlama veya vızıldama gibi seslerin duyulması işitme kaybı olarak tanımlanabilmektedir. COVID-19'un doğrudan işitme ve denge sistemini etkilediğine dair yeterli bilimsel kanıt henüz mevcut değildir. Az sayıda hastada, minimal odyo-vestibüler semptomlar bildirilmekle birlikte, yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu konuda yeni belirmeye başlayan literatürdeki önemli eksik COVID-19 PCR testi pozitif olmuş vakalar üzerinde anket çalışması yapılarak işitme kaybı şikayeti tespiti yapılmasını sağlamaktır. Çalışma kapsamında COVID-19 ile işitme kaybı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmış, bu amaçla teorik yaklaşımın yanı sıra yapılan saha çalışması neticesinde elde edilen veriler analiz edilerek uygulamalı olarak da tespitlerde bulunulmaya çalışılmıştır. Anket sürecinde işitme kaybı süresi, iki kulak arasında hissedilen bir işitme durum farklılığı katılımcılar tarafından yanıtlanmıştır. Katılımcılara işitme kaybı şikayeti yanı sıra baş dönmesi, çınlama, kulakta dolgunluk hissi gibi vestibüler sistemi tarama amaçlı sorularda yöneltilmiştir. 92 katılımcı ile gerçekleştirilen anket çalışması işitme kaybı semptomunun geçici bir durum teşkil ettiğini, sürenin 3 hafta veya daha az olduğu kanısına varılmaktadır. Vestibüler sistemi etkileyen baş dönmesi, çınlama, kulakta dolgunluk hissinin daha sık rastlandığı ve durumun geçici olduğunu belirtilmiştir. Diğer enfeksiyonlar ile kıyasla işitme kaybı semptomunun daha hafif seyrettiği söylenebilmektedir. Genellikle rastlanan işitme kaybının türü sensörinöral tip işitme kaybı olmakla beraber COVID-19 enfeksiyonunun iç kulak bazında hasar yarattığını düşündürmektedir. Yapılan analizler sonucunda COVID-19 ile işitme kaybı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu, COVID-19 hastalığına yakalanan bireylerde işitme kaybına rastlandığı bulgusuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte yaşanan işitme kaybının geçici süreli olduğu da belirlenmiştir. Yapılan çalışmanın sonuçları, COVID-19 hastaları ile ilgilenen sağlık personelinin bu süreçte işitme kaybı da oluşabileceğini dikkate almaları gerektiğini düşündürmektedir.

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+4
Özge Babayeğit
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşitsel deprivasyonun sesin lokalizasyonuna etkisi

Yetişkinlik döneminde ortaya çıkan işitme kaybının derecesi, tipi ve konfigürasyona bağlı olarak meydana gelen konuşmayı anlama ve konuşmayı ayırt etmede ki düşüşler iletişim de büyük ölçüde sorunlara sebep olmaktadır. Bulundukları çevre kalabalık veya gürültülü olduğu zaman konuşulanları anlamakta ve sesin yönünü tayin etmekte sorun yaşayan bireyler bazen sessiz ortamlarda da iletişim kurarken sıkıntılar yaşamaktadır. Sesin nereden geldiğini ayırt edemeyen yani ses lokalizasyon beceresi işitme kaybına ve konuşmayı anlama, ayırt etme seviyesine bağlı olarak düşen bireyler çoğu zaman bunu fark etmemektedir. Yaşanılan bu sıkıntılar ile birlikte çevresinden de olumsuz davranım gören yetişkin bireyler konuşmayı takip etmeye çalışmaktan, kalabalık ortamlarda bulunmaktan ve en önemlisi iletişim kurmaktan yoruldukları için çekimser davranmaya başlamaktadır. Bu aşamada çözüm; işitmeyi normal seviyeye getirmeyi amaçlayan işitme cihazlarını düzenli kullanım sayesinde konuşmaları anlaması ve ayırt etmesi gelişen bireylerin lokalizasyon beceresi de gelişecek ve sesin nereden geldiğini ayırt edebilecektir. Amaç: Normal işiten ve işitme kaybına sahip, işitsel algı seviyesi farklı bireylerin ses lokalizasyon becerisini saptamak ve karşılaştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 39-61 yaş aralığında hem normal işiten hem de işitme kaybı olup cihaz kullanan46 katılımcı dahil edilmiştir. Bu katılımcılardan 10'u normal işiten kontrol grubu, geri kalan 36'sı ise işitme cihazı kullanan ve işitmeyi ayırt etmesi farklı olan 4 gruptan oluşmaktadır. Saf ses odyometrisi ve konuşma testleri yapılan katılımcılara sonrasında serbest alanda konuşma ve tonal test uygulanarak ses lokalizasyon eşikleri saptanmıştır. Bulgular: Çalışmaya alınan katılımcılarda konuşmayı ayırt etme lokalizasyon fark eşiği; 500 Hz, 1000 hz, 2000 Hz ve 4000 Hz fark eşiklerinde gruplar (kontrol, grup1, grup2, grup3, grup4) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Konuşmayı ayırt etme skoru daha kötü olan katılımcıların bulunduğu gruplardaki lokalizasyon eşiğinin daha yüksek olduğu ortaya konmuştur.

Konuşmayı ayırdetme testleriSesSes bilgisi+3
Ümmügül Tubay
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Postlingual işitme kayıplı bireylerde işitme cihazı kullanımı öncesi, unilateral işitme cihazı kullanımı ve bilateral işitme cihazı kullanımının yaşam kalitesine etkisi

Doğuştan oluşabileceği gibi sonradan da oluşabilecek olan işitme kaybı, yetişkin bireylerin sosyal ve duygusal yönlerini etkileyebilir. Etkilenim ile birlikte kişi kendindeki engeli algılamaya başlar. İşitme kaybının rehabilitasyonunda kullanılan işitme cihazının amacı oluşan engelleri iyileştirmeye yöneliktir. Bu araştırmanın amacı unilateral ve bilateral işitme cihazı kullanan bireylerde algılanan işitme engeline bağlı olarak yaşamlarındaki sosyal ve duygusal etkilenimi incelemektir. Araştırma 18-65 yaş arası unilateral işitme cihazı kullanan 14 kadın, 22 erkek ve bilateral işitme cihazı kullanan 15 kadın, 12 erkek olmak üzere toplam 63 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Unilateral cihaz kullanan katılımcılara cihaz kullanmadan önce ve tek taraflı cihaz kullanırken; bilateral cihaz kullanan katılımcılara ise cihaz kullanmadan önce, tek taraflı cihaz ve çift taraflı cihaz kullanırken ki durumlarını göz önünde bulundurmaları istenerek "Yetişkinler için İşitme Engeli Ölçeği" doldurtulmuştur. Unilateral kullanıcıların cihaz öncesi sosyal puanı 27,94±14,24, duygusal puanı 32,06±15,51 ve toplam puanı 60±28,77 elde edilirken, tek taraflı cihaz kullanırken sosyal puan 19,94±15,69, duygusal puan 23,5±16,68, toplam puan 43,44±31,45 elde edilmiştir. Cihaz öncesi ile tek taraflı cihaz kullanımı arasında sosyal ve toplam etkilenim açısından anlamı ilişki bulunurken (p=0,023, p=0,045) duygusal etkilenim açısından anlamlı ilişki bulunamamıştır (p=0,098). Günlük kullanım süresi ile sosyal, duygusal ve toplam etkilenim açısından anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Toplam kullanım süresi ile sosyal etkilenim açısından anlamlı ilişki bulunurken (p=0,038) duygusal ve ve toplam etkilenim açısından anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Bilateral kullanıcıların cihaz öncesi sosyal puanı 32,59±16,05, duygusal puanı 35,33±17,23, toplam puanı 67,93±33,04, tek taraflı cihaz kullanımında sosyal puanı 29,04±14,79, duygusal puanı 33,41±16,49, toplam puanı 62,44±29,74, çift taraflı kullanımda ise sosyal puanı 19,11±15,61, duygusal puanı 24,67±16,67, toplam puanı 43,78±30,82 elde edilmiştir. Bilateral işitme cihazı kullanıcılarında cihaz öncesi ile tek taraflı kullanım arasında duygusal ve toplam etkilenim açısından anlamlı ilişki bulunurken (p=0,009, p=0,049) sosyal etkilenim açısından anlamlı ilişki bulunamamıştır (p=0,207). Tek taraflı kullanım ile çift taraflı kullanım arasında sosyal, duygusal ve toplam etkilenim açısından anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,001, p=0,009, p=0,003). Günlük kullanım süresi ve toplam kullanım süresi ile sosyal, duygusal ve toplam etkilenim açısından anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05).

Kulak hastalıklarıYaşam kalitesiİşitme+5
Özge Kula
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00

İlgili konular