Joints

66 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı genç yetişkin bireylerde eklem mobilitesinin fiziksel fonksiyonlara etkisi

. Eklem mobilitesi; eklemin, normal kabul edilen sınırlar içinde, yeterince harekete izin verecek kadar gevşek olmasıdır. Eklemin normal kabul edilen sınırlardan daha fazla hareket edebilmesi durumuna eklem hipermobilitesi, daha az hareket edebilmesine ise eklem hipomobilitesi adı verilir. Çalışmanın amacı, eklem mobilitesinin fiziksel fonksiyonlara etkilerini araştırmaktır. Araştırmaya 75 kadın (hipomobil=29, normal=21, hipermobil=25), 40 erkek (hipomobil=20, normal=9, hipermobil=11) olmak üzere 115 sağlıklı genç yetişkin katılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 20,66 ± 2,11,VKİ ortalaması 21,9 ± 2,63; erkeklerin yaş ortalaması 21,07 ± 2,06 ve VKİ ortalaması 23,27 ± 3,02 olarak tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan olguların demografik özellikleri kaydedilmiş; Beighton ve Horan Eklem Mobilite İndeksi ile esneklikleri değerlendirilerek hipomobil, normal ve hipermobil olmak üzere üç gruba ayrılmışlardır. Olguların sırt ekstansör ve kavrama kas kuvvetleri, dikey sıçrama yükseklikleri ve dengeleri değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, eklem mobilitesinin, denge ve kas kuvveti parametrelerine etkisi gözlenmezken (p>0,05); dikey sıçrama yüksekliği, hipomobil grupta diğer gruplara nazaran daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda, eklem mobilite düzeyinin dikey sıçrama dışında fiziksel fonksiyonlara etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Fiziksel olarak zorlayıcı aktivitede bulunan bireylere eklem mobilitesi değerlendirmesi yapılmalıdır. Gelecekteki çalışmalar, ağrı ve disfonksiyon şikayeti olan hastaların eklem mobilitelerinin değerlendirilmesi ile yapılabilir. Ayrıca farklı eklem mobilitesi düzeylerinin, postüral kaslara ve fiziksel uygunluk parametrelerine etkisinin araştırılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Eklem mobilitesi, fiziksel fonksiyon, hipermobilite.

Eklem hastalıklarıEklemlerFiziksel aktivite+2
Tansel Koyunoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'ta osteoartritli yaşlı insanların yaşam kalitesi

Bu çalışma Irak'ta osteoartritli yaşlı insanların yaşam kalitesini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu araştırma, 15 Mart 2022-15 Eylül 2022 tarihleri arasında, Irak Al-Hussein Eğitim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji polikliniğine osteoartrit tanısı ile başvuran toplam 150 hasta ile gerçekleştirildi. Veriler, araştırmacılar tarafından hazırlanan soru formu ve osteoartrit yaşam kalitesi ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde karşılaştırmalar için Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testi kullanıldı. Ölçek skorları arasında ilişkiyi incelemek için ise Kendall Tau-b korelasyon analizi kullanıldı. p<0,05 olduğu durum anlamlı kabul edildi. Osteoartrit yaşam kalitesi ölçeğine göre, hastaların yaşam kalitesi skor düzeylerinin 33,2±6,8 olduğu belirlendi. Osteoartrit yaşam kalitesi ölçeği yaş değişkeni ile ilişkilendirildiğinde negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı güçlü ilişki görüldü (r= -0,539; p<0,0001). Osteoartritin demografik özelliklerle (cinsiyet, sigara kullanımı ve gelir durumu) ilişkili parametrelerinin, yaşam kalitesi ölçek skorunu anlamlı düzeyde etkilemediği tespit edildi. Çalışmada, osteoartrit hastalığının yaşam kalitesi üzerinde yaşa bağlı bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Osteoartrit yaş artışı ile ilişkili bir hastalıktır. Hastalık sürecinde yaşa bağlı olarak yaşam kalitesi etkilenebilmektedir. Çalışma sonucunda elde ettiğimiz bulgularımızın başka araştırmalarda çok merkezli çalışmalarla desteklenmesi uygun olacaktır.

EklemlerGeriatriIrak+4
Asaad Kareem Salman Alhameedah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Faset eklem sendromu olup radyofrekans ile tedavi edilen hastaların retrospektif incelenmesi

Amaç: Faset eklem sendromu tedavisinde algoritmaya uygun olarak çeşitli yöntemler uygulanmaktadır. Radyofrekans termokoagülasyon yöntemi bunlardan biridir. Bu yöntemin temeli, elektod ucundaki ısı ile hasar oluşturmaktır. Bu çalışmamızda Lomber Faset Eklem Sendromu olup radyofrekans ile tedavi edilen hastaların retrospektif incelenmesini amaçladık.Gereç ve Yöntem: Algoloji polikliniğindeki dosyalar taranarak faset eklem sendromu tanısı alıp radyofrekans termokoagülasyon yöntemi ile tedavi edilen hasta dosyaları seçildi. Bu dosyalar kliniğimizde sıklıkla uygulanan iki farklı tedavi yöntemine göre gruplara ayrıldı: 42 ºC 240 saniye pulse RF ile denervasyon uygulanmış hastalar grup 1, 80 ºC 120 saniye konvansiyonel RF ile denervasyon uygulanmış hastalar grup 2 olarak değerlendirildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, önceden geçirilmiş travma öyküsü varlığı, varsa önceden aldığı tedaviler, tedavi öncesi hastanın VAS ve MOİ skorları, uygulanan tedavi (pulse RF, konvansiyonel RF), 1. ve 3. aylardaki tedavi sonuçları (VAS ve MOİ skorları, ek analjezik ihtiyacı olup olmadığı) kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik verilerinin benzer olduğu ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi. Olguların % 15'inin travma öyküsü olduğu, % 92,5'inin girişim öncesi ilaç tedavisi, % 30'unun ise Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kliniğinde tedavi görmüş olduğu görüldü. Olguların tümünde işlem öncesi ile işlem sonrası 1. ve 3. ay VAS ve MOİ değerleri karşılaştırıldığında anlamlı fark olduğu saptandı. Grup I ve Grup II karşılaştırıldığında tedavi sonrası 1. ayda anlamlı fark saptanmazken 3. ayda istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü. 1. ayda olgularının % 65'i ek analjezik tedavisine ihtiyaç duyarken 3.ayda bu oran % 77,5 olarak görüldü.Sonuç: Lomber Faset Eklem Sendromu olan olgularda her iki radyofrekans uygulamasının da etkin olduğu, ancak konvensiyonel radyofrekansın olumlu etkilerinin pulse radyofrekanstan daha uzun sürdüğü sonucuna varıldı.Anahtar Kelimeler: Faset eklem sendromu, konvansiyonel radyofrekans, pulse radyofrekans.

Eklem hastalıklarıEklemlerKan pıhtılaşması+3
Ali İstanbullu
Çukurova University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde boyun kas dayanıklılığının ve fiziksel performansın araştırılması

Bu çalışma genç populasyon olarak seçilen Tıp Fakültesi öğrencilerinde servikal derin fleksör kas enduransı ile ağrı, eklem hareket açıklığı, servikal fiziksel performans, fonksiyonel düzey ve yaşam şekli arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 18-22 yaşları arasındaki 81(%43,8) kız ve 104(%56,2) erkek öğrenci katılmıştır. Klinik endurans testi ile servikal derin fleksör endurans değerlendirmesi, CROM cihazı ile servikal eklem hareket açıklıkları ve baş postürleri ölçümü, servikal PILE test ile servikal fiziksel performans değerlendirmesi yapılmıştır. Ayrıca Vizuel Analog Skalası(VAS) ile ağrı düzeyi ve Boyun Dizabilite İndeksi ile de fonksiyonel düzey seviyesi değerlendirilmiştir. Değerlendirmede masa başında geçirilen süre ve fiziksel aktivite düzeyleriyle ilgili sorularla yaşam şekilleri sorgulanmıştır.Kızlarda ve erkeklerde endurans süresi, postür ölçümleri, eklem hareket açıklıkları, dizabilite skoru ortalamaları anlamlı olarak farklı bulunmuştur.(p<0,05). Ağrılı ve dizabilitesi olan grupta endurans süresi anlamlı düzeyde az bulunmuştur.(p<0,05). Masa başında geçirilen süre arttıkça kızlarda endurans süresinin anlamlı düzeyde azaldığı(p<0,05) görülmüştür. Kızlarda ve erkeklerde aktivite düzeyi arttıkça endurans süresinin ve servikal fiziksel performans komponentlerinin arttığı gözlenirken, endurans süresiyle eklem hareket açıklıkları arasında zayıf düzeyde korelasyon bulunmuştur. Endurans süresi ile PILE test arasında kızlarda zayıf, erkeklerde ise orta düzeyde korelasyon olduğu görülmüştür. Kızlarda ve erkeklerde servikal fiziksel performansın aktivite düzeyi ile ilişkili olduğu gözlenirken, endurans ve servikal fiziksel performans komponentlerinin antropometrik ölçümlerle arasında zayıf korelasyon olduğu saptanmıştır.Sonuç olarak servikal derin fleksör kas enduransının ağrı, fonksiyonel düzey, eklem hareket açıklığı, servikal fiziksel performans ve yaşam şekli ile ilişkili olduğu görülmüştür. Elde edilen verilerin genç popülasyonda yapılacak performans ve endurans egzersiz programları ile ilgili çalışmalara ışık tutacağı sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler: Servikal derin fleksör kas enduransı, PILE test, CROM cihazı, Boyun Dizabilite İndeksi, VAS.

AğrıBoyun kaslarıEklemler+2
Gökşen Aydemir
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Protez eklem enfeksiyonlarında etkenler, tedavi rejimleri ve prognozun değerlendirilmesi

Amaç: Son yıllarda giderek artan oranlarda kullanılan protez eklemler beraberinde protez eklem enfeksiyonlarını da gündeme getirmektedir. Protez eklem enfeksiyonları hastaların hastanede kalış süresini ve tedavi maliyetini önemli oranlarda artırmaktadır. Bu çalışma ile hastanemizde diz ve kalça protez eklem enfeksiyonu tanısı alan, tedavi ve takip edilen hastaların enfeksiyon kaynağı, etken mikroorganizmalar, risk faktörleri, tedavi stratejileri ve prognozu tespit edilerek gelecekteki hasta yönetimimize katkı sağlamak amaçlanmıştırGereç ve Yöntem: Araştırmaya 1998-2011 yılları arasında hastanemiz Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon hastalıkları ve Ortopedi klinik ve polikliniklerine başvuran, diz ve kalça protez eklem enfeksiyonu tanısı alan, tedavi ve takip edilen hastaların dosyaları retrospektif olarak incelenmiştir. Hastaların demografik bilgileri, risk faktörleri, protezin uygulandığı hastane bilgileri, enfeksiyon atak sayıları, ilk enfeksiyonun tespit zamanı, belirti ve bulguları, laboratuar verileri, operasyon tarihleri, izole edilen mikroorganizmalar ile uygulanan tedavi protokolleri ve prognoz bilgileri dosyalardan retrospektif olarak taranmıştır. İstatiksel analizde SPSS v. 11.5 kullanılmıştır.Bulgular: Protez eklem enfeksiyonu tanısı alan 88 hastanın yaş ortalaması 58,8±15,9 olup; 31'i erkek (%35,2) olarak saptanmıştır. Hastalarımızda en sık protez takılma nedeninin travma (n=36) (%40,9) olduğu saptanmıştır. En sık semptom 80 hastada (%90,9) ağrı olarak tespit edilmiştir. Aynı eklemde geçirilmiş cerrahi öyküsü varlığının sonuçla ilişkisi istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,008). Hem akıntı hem de peroperatif kültürlerde en sık izole edilen etkenlerin koagülaz negatif stafilokoklar olduğu tespit edilmiştir. Hastaların 17'sinde (%19,3) etken izole edilememiştir. Çalışmamızda CRP ve ESR düzeyi ortalamaları yüksek tespit edilmiştir. İyi sonuç alınan hastalarda bu değerler düşük tespit edilmiş olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.İki aşamalı revizyon yapılan hastalarda iyi sonuç oranı daha yüksek (%75,9) bulunmuş olup, istatiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p=0,016). İki aşamalı revizyonda spacer kullanılan hastalarda iyi sonuç oranı %76,8 olup, istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,631). İyi sonuç alınan hastalarda toplam tedavi süreleri daha uzun tespit edilmiştir.Sonuç: Protez eklem enfeksiyonlarında etkenin izole edilmesi cerrahi yaklaşımı ve antimikrobial tedaviyi yönlendirdiği için önem taşımaktadır. Çalışmamızda protez eklem enfeksiyonu tedavisinde uzun süreli antibiyotik tedavisi ile cerrahinin kombinasyonunun, hastaya ve etken patojene uygun cerrahi ve antimikrobial tedavi seçilmesinin prognozu etkilediği görülmüştür.Anahtar sözcükler: Antibiyotik tedavisi, CRP ve ESR düzeyi, debridman ve retansiyon, glikokaliks tabakası, protez eklem enfeksiyonları, revizyon prosedürleri, yabancı cisim enfeksiyonları.

AntibiyotiklerC reaktif proteinDebridman+5
Kamer Eker Şele
Çukurova University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda ayak refleksolojisinin ağrı ve uyku kalitesine etkisi

Romatoid Artrit (RA) hastaları en çok ağrı ve uykusuzluktan yakınmaktadırlar. Tedavide ana amaç; ağrıyı ve enflamasyonu azaltmak, eklem hasarını minimalize etmek, distabiliteyi önlemek, hastanın fonksiyonlarını korumak, iyileştirmek ve yaşam kalitesini arttırmaktır. Bu çalışma, Romatoid Artrit (RA) tanısı alan hastalarda ayak refleksolojisinin ağrı ve uyku kalitesi üzerine etkisini incelemek üzere planlandı. Araştırma için Gaziantep Üniversitesi Etik Kurul onayı ve hasta onayı alındı. Araştırmanın evrenini Ocak-Temmuz 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne başvuran, en az altı aydır "RA" tanısı almış hastalar oluşturdu. Örneklemine ise; belirtilen evren içinden 18 yaş ve üzeri, il merkezinde ikamet eden, RA için ilaç tedavisi alan, alt ekstremitelerde damar hastalığı olmayan, ayakta ülseri, enfeksiyonu olmayan, ayağa cerrahi operasyon uygulanmayan, alt ekstremitede kemiklerde kırık, burkulma veya yaralanması olmayan, gebe olmayan, diyabet tanısı olmayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 60 hasta seçildi. Hastalar ayak refleksolojisi (n=30) ve kontrol (n=30) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruba da ilk görüşmede yüz yüze sosyo demografik verileri içeren anket formları, Pittsburgh Uyku Kalitesi indeksi (PUKİ) ve Görsel Ağrı Ölçeği (VAS) uygulandı. Ayak refleksolojisi uygulaması konu ile ilgili eğitim almış sertifikalı araştırmacı tarafından yapıldı. Ayak refleksolojisi grubuna toplamda 6 kez (haftada bir uygulama) 30 dk süren ayak refleksolojisi uygulandı. Bu araştırma sonucuna göre, Ayak refleksolojisi uygulanan hastaların ağrı ortalaması ve uyku kalitesinde iyileşme saptandı. Ayrıca uyku kalitesi alt bileşenleri arasında da anlamlı ölçüde pozitif fark saptandı. (p<0.05). Anahtar Kelime: Ağrı, Romatoid Artrit, Ayak Refleksolojisi, Uyku Kalitesi, Hemşirelik

Artrit-romatoidAyakAğrı+7
Ercan Bakır
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Kadınlarda yüksek topuklu ayakkabı kullanımının kas iskelet sistemi üzerine etkilerinin araştırılması

Çalışmamızın amacı, yüksek topuklu ayakkabı kullanımının alt ekstremite kas iskelet sistemini nasıl etkilediğini objektif ölçümlerle belirlemek ve alt ekstremiteye ait problemlerin teşhis ve tedavisinde rehberlik etmek veya bu problemlerin ortaya çıkmasının önlenmesine yardımcı olmaktır. Bu çalışmada yüksek topuklu ayakkabı kullanan kadınlarda alt ekstremite antropometrik ölçümler arasında somatometrik ilişkiler araştırılmıştır. Çalışmamıza 18-45 yaş arası 136 kadın dahil edilmiştir. İlk grubumuz günde en az 5 saat, haftada en az 3 gün ve en az 1 yıldır 5 cm ve üzeri yüksek topuklu ayakkabı kullanan 66 kadından oluşmuştur. İkinci grubumuz ise en az 1 yıldır 5 cm'den az topuk yüksekliğine sahip ayakkabı kullanan 70 kadından oluşmuştur. Demografik özellikler (yaş, vücut ağırlığı, boy uzunluğu, vücut kitle indeksi-VKİ), antropometrik ölçümler, ayak izi analizi, esneklik testleri, eklem hareket açıklığı (EHA) ölçümü, kas kuvveti, tork ve dayanıklılık test ölçümleri objektif metotlar kullanılarak değerlendirilmiştir. Antropometrik ölçümler antropometrik veri seti kullanılarak alınırken ayak izi analizi Chippaux Smirax Arch İndeksi (CSAI) ve Staheli Ark İndeksi (SAİ) kullanılarak belirlenmiştir. Nicholas Manual Muscle Test aleti (NMMT) alt ekstremite kaslarının kas kuvveti, tork ve dayanıklılık ölçümlerini değerlendirmek için kullanılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS 21.00 paket programı kullanılmıştır. Çalışmamızda özellikle kalça fleksiyon ve ekstensiyon, diz fleksiyon ve ekstensiyon ile ayak bileği plantar fleksiyon kas kuvvet, tork ve dayanıklılık ölçümleri yüksek topuklu ayakkabı giyen kadınlarda, giymeyenlere göre çok yüksek bulunmuştur (p<0.001). Ayakkabı topuk yüksekliği arttıkça ayak bileği plantar fleksiyonu ve kalça eklem fleksiyon açısı artış gösterir. Bu artışı kontrol etmek için uyluk ön ve arka bölgesi ile bacak bölge kasları daha fazla aktif hale gelerek bu duruma adaptasyon geliştirirler. Sonuç olarak, uzun süreli YTA kullanımı alt ekstremite kaslarının aşırı kullanılmasına bağlı olarak, kas iskelet sistemi üzerinde değişikliğe neden olmaktadır.

Ayak iziAyakkabılarEklem gevşekliği+6
Sema Özandaç
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Eklem pozisyon duyusunun isabet oranına etkisi

Amaç: Eklem pozisyon duyusunun (EPD) pas / şut isabeti ile ilişkisi daha önce hiç araştırılmamıştır. Bu çalışma takım oyunlarında eklem pozisyon duyusunun atış isabeti keskinliğine etkisini incelemeyi amaçladı. Gereç ve Yöntem: Amatör ve elit düzeyde sporcu ve sedanterlerden oluşan 90 (55 erkek 35 kadın) katılımcı üzerinde EDP ve isabet hatası testleri yapıldı. Katılımcılar cinsiyetlerine ve katıldıkları test branşlarına göre ayrı ayrı incelendi. Basketbol için göğüs pası testinde dirsek eklemi, voleybol için manşet pas testinde omuz eklemi ve futbol için ayak içi pas testinde kalça eklemi analiz edildi. Bulgular: Pearson korelason analizi eklem pozisyon hatası ile isabet hatası arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığını gösterdi. Cinsiyet ve branş değişkenlerinin isabet hatası değişkenine olan etkisini incelemek için yapılan çift yönlü varyans analizinde cinsiyet değişkeninin isabet hatasına anlamlı bir etki yapmadığı, branş değişkeninin isabet hatasına anlamlı bir etkisi olduğu bulunmuştur [F(2,84) = 12.82, p = .000, η2 = .234]. Cinsiyet ve branş değişkenlerinin pozisyon hatası değişkenine olan etkisini incelemek için yapılan çift yönlü varyans analizi cinsiyet değişkeninin pozisyon hatasına olan etkisi anlamlı bulunmuştur [F(1,84) = .22, p = .641, η2 = .003]. Öte yandan, branş değişkeninin pozisyon hatasına olan etkisi anlamlı bulunmamıştır. Sonuçlar: Bu çalışmada pozisyon hatasının isabet hatasıyla bir ilişkisinin olmadığı ortaya konmuştur. İsabet hatasının propriyosepsiyonun diğer alt bileşenleri olan kuvvet ve hareket hızı ile olan ilişkileri açısından da incelenmesi gerekir. Anahtar Kelimeler: Eklem pozisyon duyusu, isabet oranı, takım oyunları

DuyularEklemlerPropriyosepsiyon+2
Cem Görgül
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan idiopatik skolyozlu olgularda normal eklem hareketi değerlerinin incelenmesi

GiriĢ: Skolyoz, kolumna vertebraliste ortaya çıkan en yaygın deformite kaynağıdır. Uzanma pozisyonunda çekilen direkt grafilerde, frontal düzlemde 10° ve üzerinde meydana gelen lateral eğrilikler skolyoz olarak tanımlanmaktadır. OluĢan deformite sadace frontal düzlem ile sınırlı kalmamakta, aksiyel ve sagittal düzlemleri de kapsayan üç boyutlu bir deformasyon oluĢmaktadır. Etiyolojisi bilinmeyen yapısal skolyozlar konjenital, nöromüsküler veya idiyopatik skolyoz (ĠS) olarak sınıflandırılmaktadır. ĠS‟un bir çeĢitli olan Adölesan idiopatik skolyoz (AĠS), puberte baĢlangıcından büyüme plakları kapanana kadar geçen dönemde meydana gelmektedir. AĠSʼde laterale deviasyonla beraber sagital ve transvers düzlemlerde de deformasyonlar ortaya çıkmaktadır. Materyal ve Metod: AĠS‟ li bireylerde normal eklem hareketi değerlerini incelenmeyi amaçlayan bu çalıĢmaya, AĠS tanısı konan ve dahil olma kriterlerini sağlayan 83 AĠS‟li ve 100 sağlıklı birey dahil edilmiĢtir. Bireylerin sosyo-demografik bilgileri sorgulandıktan sonra, normal eklem hareketlerinin (NEH) ölçümünde 360 derecelik universal gonyometre kullanılarak omurga, temporamandibular eklem, üst ekstremite (omuz, dirsek ve el bileği) ve alt ekstremite (kalça, diz ve ayak bileği) eklemleri ölçülmüĢ ve kaydedilmiĢtir. Bulgular: AĠS‟li bireylerin üst ve alt ekstremite, omurga ve temporomandibuler eklem, eğri durumuna göre üst ve alt ekstremite NEH açıklığı ölçümlerinin bazı parametrelerinde anlamlı farklılıklar kaydedilmiĢtir (p<0,05). Aynı zamanda servikal bölge, temporomandibular eklem, dirsek, ön kol, el bileği, diz, ayak bileği eklemlerinin NEH açıklıklarının bazı parametrelerinde ise istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıĢtır.(p>0,05) Sonuç: AĠS‟li bireyler ve sağlıklı bireyler üzerinde yaptığımız ölçümler sonucunda omurgada meydana gelen rotasyon ve lateral fleksiyonların ekstremite ve gövde eklem hareketlerini etkileyerek bir asimetri yarattığı ve bu asimetrinin de eğrilik tipi ve sayısı ile iliĢkili olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Ġdiopatik Skolyoz, Adölesan Ġdiopatik Skolyoz, Normal Eklem Hareketi

Eklem hareket açıklığıEklemlerErgenler+1
Aykut Çelik
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gonartrozlu bireylerde hastalık algısı ile hemşirelik bakım algısı arasındaki ilişki

Bu araştırma, gonartrozlu bireylerin hastalık algısı ile hastanın hemşirelik bakımını algılayışı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın verileri 27 Eylül-27 Nisan tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma, Kırşehir İli Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne bağlı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezinde ve Ortopedi servisinde gonartroz tanısı ile yatarak tedavi gören hastaları kapsamaktadır. Araştırma kapsamında 193 gonartrozlu birey rastgele yolla araştırmaya dâhil edilmiş ve araştırmaya katılım da gönüllük aranmıştır. Veri toplama sürecinde; Hasta Bilgi Formu, Hastalık Algısı (HAÖ) ve Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçekleri (HHBAÖ) kullanılmıştır. Gonartrozlu bireylerden elde edilen veriler bilgisayar ortamında frekans (f), yüzde (%), ortalama ( ) ve standart sapma (SS), Mann Whitney U, Kruskall Wallis H testi, Spearman Brown Sıra Farkları korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Gruplar arası anlamlı farkın kaynağı çoklu karşılaştırma testi (multiple comparison) yapılarak belirlenmiştir. Araştırmadaki bireylerin büyük çoğunluğunun (%77.2) 60-79 yaş aralığında, (%78.2) kadın, evli, ev hanımı, geliri giderine denk, olduğu ve sigara alkol kullanmadığı saptanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerde en fazla ağrı (%98.4), uzun süre yürüyememe (%91.2), uzun süre ayakta duramama (%89.6), diz ekleminden ses gelme (%87.6), yorgunluk şikayetleri yaşadığı bulunmuştur. HAÖ'nin hastalık hakkındaki görüşleri alt boyutu yaş, yaptığı iş, alkol kullanma durumu, dizinden ameliyat olma durumu, yardımcı cihaz kullanma durumu (p<0.05), eğitim durumu (p<0.001), günlük aktivite durumu ve kronik hastalık durumu (p<0.01) açısından değişmektedir. HAÖ'nin hastalık nedenleri alt boyutu cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, günlük aktivite durumu, tanı süresi (p<0.05) yaşanılan kişiler (p<0.01) açısından değişmektedir. HHBAÖ dizinizde ameliyat olma durumu, yardımcı cihaz kullanma durumu, beden kitle indeksi (p<0.05) değişkenler açısından etkilidir. HAÖ'nin hastalık hakkındaki görüşleri alt boyutu ile hastanın hemşirelik bakımını algılama durumları arasındaki ilişki incelendiğinde sadece hastanın hemşirelik bakımını algılayışı ile duygusal temsiller arasında çok düşük düzeyli pozitif yönlü anlamlı bir ilişki (r=.143; p<0.05) oluştuğu görülmektedir. HAÖ'nin hastalık nedenleri alt boyutu ile hastanın hemşirelik bakımını algılayışı arasında ilişki incelendiğinde ise psikolojik atıflar (r=-.165) ve risk faktörleri (r=-.203) arasında negatif yönlü düşük düzeyli anlamlı ilişkiler bulunmuştur. (p<0.05). Bu sonuçlara göre; gonartrozlu bireylerin hastalık algıları ve hemşirelik bakımını algılayışları değerlendirilerek çok yönlü bir yaklaşım ile takip ve tedavilerinin sürdürülmesi önerilmektedir.

AlgıEklem hastalıklarıEklemler+4
Rabia Ümüş Öztürk
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni bir ölçüm yöntemi: Sporda direnç altında aktif eklem pozisyon duyusu ölçümü

Amaç: Kaslara herhangi bir dış yük uygulanmadan yapılan aktif eklem pozisyon duyusu (AEPD) ölçümleri genellikle yaralanma sonrası iyileşme düzeyini ölçmek için kullanılır. Yaralanma iyileştiğinde diğer insanlar günlük yaşamlarına geri dönerken, sporcular yoğun antrenman ve yarışmalara geri dönerler. Sporda kaslara ve eklemlere etki eden dış kuvvetler vardır. Bu çalışmanın iki amacı vardı. Birincisi dış yükün AEPD üzerindeki etkisini değerlendirirken, diğeri ise sıçrama keskinliği (SK) ile olan ilişkisini değerlendirmekti. İki tane maksimum kuvvet, dört kez propriyosepsiyon ölçüm seansı yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 184 sağlıklı üniversite öğrencisi katıldı. Katılımcıların 45 derecelik diz açısında maksimum istemli izometrik kasılma (MİİK) kuvvetleri izokinetik dinamometre ile ölçüldü. Kuvvet duyusu (KD) için hedef % 50 MİİK'e ulaşma keskinlikleri değerlendirildi. İki AEDP testi, yük olmadan (AEPD1) ve yük ile (AEPD2) yapıldı. AEPD2'de yük olarak MİİK'nın %50'si uygulandı. SK için, güç platformunda maksimum countermovement jump (CMJ) sıçramanın % 50'si hedef sıçrama yüksekliği olarak değerlendirdi. Veri setini analiz etmek için iki yönlü varyans analizi, eşleştirilmiş örneklem t testi ve Pearson korelasyon katsayısı kullanıldı. Bulgular: AEDP, cinsiyet ve etkinlik seviyesinden etkilenmedi. AEPD2 hata skorları, AEPD1'den istatistiksel olarak daha düşüktü (p=0.035). AEDP1 ile % 50 CMJ hata skorları arasındaki fark anlamlı bulunmazken, AEDP2 ile % 50 CMJ hata skorları arasındaki korelasyon istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.013). MİİK skorları ile KD hata skorları arasında anlamlı korelasyon bulundu (p=0.000). Sonuçlar: Bu sonuçlara göre, AEPD2 sağlıklı sporcuların AEPD değerlendirmesinde kullanılabilir ve belki de sporun doğası için daha uygun olabilir. Ayrıca, daha yüksek kas kuvvetine sahip olanların daha kötü bir pozisyon duyusuna sahip olduklarını söyleyebiliriz. Bu sonuçlar dikkate alındığında propriyosepsiyonun özel mekanizmalarını tanımlamak için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Dış yük, eklem pozisyon duyusu, dikey sıçrama, kas kuvveti, kuvvet duyusu

Dikey sıçramaDikey sıçramaDiz eklemi+6
Haydar Kaynak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Cimnastikte müsabaka sporcularının hedef eklem pozisyonu ve kuvvet üretimi duyularının yaş gruplarına göre gelişiminin ve performansla ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın iki amacı vardı. Birincisi cimnastikte elit müsabaka sporcularının yarışma yaş gruplarına göre hedef eklem pozisyon duyusu (EPD) ve hedef kuvvet duyusu (KD) ilişkisini incelemekti, diğeri ise dış direncin pozisyon duyusuna etkisini karşılaştırmaktı. İki tane maksimum kuvvet, dört kez propriyosepsiyon ölçüm seansı yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 38 sağlıklı cimnastik sporcusu katıldı. Katılımcıların 90 derecelik kalça açısında maksimum istemli izometrik kasılma (MİİK) kuvvetleri izokinetik dinamometre ile ölçüldü. KD için hedef %50 MİİK'e ulaşma keskinlikleri değerlendirildi. Yük olmadan ve harici yük ile hedef EPD testleri yapıldı. MİİK'nın %50'si harici yük olarak uygulandı. Veri setini analiz etmek için eşleştirilmiş örneklem t-testi ve Pearson korelasyon katsayısı kullanıldı. Bulgular: Yük altında ölçülen hedef EPD hata skorları, yüksüz hedef EPD'den istatistiksel olarak daha düşüktü. Yaş, sporculuk yılı ve yaş grubu ile KD hata skorları arasında anlamlı korelasyon bulundu. Sonuçlar: Bu sonuçlara göre, harici yük altında hedef EPD daha az hataya neden olmaktadır. Ayrıca, daha yaş gruplarında veya sporculuk yılları fazla olanlarda hedef miktarda kuvvet üretim keskinliği artmaktadır.

Artistik cimnastikDuyularDış yük+7
Deniz Tıkız
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

6-8 yaş arası çocuklarda rekreasyonel bale ve jimnastik eğitiminin denge, esneklik ve eklem mobilitesine etkisinin araştırılması

Çalışmamızın amacı yaşları 6-8 yıl aralığında değişensağlıklı çocuklarda rekreasyonel jimnastik ve bale eğitiminin vücut esnekliği, denge ve eklem mobilitesi üzerine etkilerini araştırmaktır. Şanlıurfa'da bulunan çocuk gelişim merkezine gelen yirmi sağlıklı çocuk,bale (N=10, ortalama yaş: 6,5±0,7 yıl, vki 17,5±1,2 kg/m²) ve jimnastik grubu (N=10, ortalama yaş: 6,8±0,9 yıl, vki 17,3±1,1 kg/m²)olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplardan birine altı haftlık rekreasyonel bale diğer gruba ise altı haftalık rekreasyonel jimnastik eğitimi verildi. Eğitim öncesi ve sonrası çocukların esneklik, denge ve eklem mobiliteleri değerlendirildi.Çocukların esneklikleri otur-uzan testi, dinamik dengeleri Y denge testi ve eklem mobilitesinin değerlendirilmesi için Beighton kriterleri kullanıldı. Altı haftalık egzersiz eğitimi sonrasında hem bale hem de jimnastik eğitimi verilen grupların dinamik denge ve esneklik değerlerinde artış (p<0,05), eklem mobilitesinde ise değişim gözlemlenmedi(p>0,05). Gruplar arası karşılaştırılmalarda, Y denge testinde anterior yönde eğitim sonrası gruplar arası fark bulunmadı (p>0,05). Altı haftalık rekreasyonel bale ve jimnastik eğitiminden sonra posteromedial ve posterolateral yönlerde her iki grupta artış saptandı (p<0,05).Y denge testinin poteromedial ve posterolateral yönler eğitim öncesi başlangıç değerleri farklı olduğundan posteromedial yöndeki artış oranı bale grubunda daha fazla iken posterolateral yöndeki artış oranları her iki grup için benzerlik göstermektedir (p<0,05). Altı haftalık rekreasyonel bale ve jimnastik eğitimi sonrası otur-uzan esneklik testinde eğitim sonrası gruplar arası fark bulunmadı (p>0,05).Altı haftalık rekreasyonel baleve jimastik eğitiminin 6-8 yaş arası çocuklarda denge ve esneklik parametrelerinde artış sağladığı görüldü.Sonuç olarak, çocukluk çağında, esneklik ve denge parametrelerini içeren fiziksel uygunluk düzeyinin artırılmasında planlanmış ve yapılandırılmış rekreasyonel aktivitelerin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı, rekreasyonel aktivite, jimnastik, bale

BaleDengeEklem hareket açıklığı+7
Hasan Akif Yiğitbaş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Lenfödem sonrası adeziv kapsülit gelişen meme kanserli hastalarda kompleks dekonjestif terapi uygulamalarının ağrı ve üst ekstremite fonksiyonuna etkilerinin araştırılması

Çalışmada lenfödem sonrası adeziv kapsülit gelişen meme kanserli hastalarda kompleks dekonjestif terapi (KDT) uygulamalarının üst ekstremite fonksiyonlarına etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya yaşları 30-60 yaş arasında değişen lenfödeme bağlı adeziv kapsülit gelişen 30 hasta dahil edildi. Bireyler rastgele kontrollü çalışma yöntemi ile çalışma (n=15) ve kontrol (n=15) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her iki gruba 3 hafta süre ile haftada 5 gün Biodex izokinetik egzersiz sistemi ile 20 dk egzersiz, omuz eklemine hot pack ve TENS uygulaması yapıldı. Çalışma grubundaki hastalara adeziv kapsülit tedavisinin yanı sıra 45 dk süresince kompleks dekonjestif terapi seansı yapıldı. Tüm bireylerin tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirmeleri yapıldı. Ağrı değerlendirmesi Görsel analog skala (VAS) ile, ödem değerlendirmesi çevre ve volümetrik ölçüm ile, üst ekstremite fonksiyonel durumları Kol, omuz ve el sorunları anketi (DASH) ile değerlendirildi. Ayrıca tedavi öncesi ve sonrası omuz eklem hareket açıklığı değerleri kaydedildi. Tedavi öncesi ve sonrası gruplar kendi içinde değerlendirildiğinde her iki gruptaki hastaların ağrı (p<0.05), omuz eklem hareket açıklığı (p<0.05) ve üst ekstremite fonksiyonel durumunda iyileşme olduğu görüldü (p<0.001). Çevre ve volümetrik ölçümler incelendiğinde tedavi öncesine kıyasla çalışma grubunda bulunan bireylerin çevre ve volümetrik ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma olduğu (p<0.05); kontrol grubunda bulunan bireylerin ölçümlerinde ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı tespit edildi (p>0.05). Çalışmadan elde veriler incelendiğinde lenfödeme bağlı adeziv kapsülit gelişen meme kanserli hastalarda kompleks dekonjestif terapi uygulamalarının özellikle lenfödemin azaltılmasında etkin olduğu görüldü. Sonuç olarak hastalara rutin fizyoterapiye ek olarak KDT'nin tedavi programına eklenmesinin fayda sağlayacağını düşünmekteyiz.

AğrıEklem hareket açıklığıEklemler+6
Konca Kaya Tatar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lisanslı futbolcularda ayak ve ayak bileğinin klinik ve laboratuvar analizi

Amaç: Çalışmamızın amacı futbol oyuncularında yaşanan sakatlıklarda önemli oranda etkilenen bir bölge olan ayak ve ayak bileğinin, klinik (generalize eklem hipermobilitesi, FPI-6 ile ayak postür değerlendirmesi, inklinometre ve gonyometre ile eklem hareket açıklığı değerlendirmesi) ve laboratuvar (pedobarografik değerlendirme) analizinin yapılarak elde edilecek veriler ile sakatlığa sebep olabilecek faktörlerin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza İzmir ve Manisa illerinde düzenli olarak futbol antrenmanı yapan profesyonel takımların 2. Takımı olan A2 liginde futbol oynayan 100 lisanslı futbolcu dahil edildi. Çalışmanın başında katılımcıların demografik verileri ve genel antropometrik ölçümleri kaydedildi ve spor sakatlığı saptama formu dolduruldu. Sonrasında eklem hipermobilitesi değelendirmesi (Beighton Skoru ≥ 4), ayak postürü değerlendirmesi (FPI-6 ölçeği), inklinometre (ayak bileği eklemi) ve gonyometre (1. MTF eklem) ile eklem hareket açıklığı ölçümü, pedobarografik ayak plantar bölge maximum dinamik ve statik basınç (N/cm²) ve yüklenme hızı (N/cm² sn) değerlendirmesi yapıldı ve kaydedildi. Sonrasında futbolcular 6. ay ve 12. ayda yeni sakatlık gelişimi açısından takip edildi ve sakatlanan futbolcuların spor sakatlığı saptama formu dolduruldu. Toplam bir yıllık takip sonrası en az bir alt extremite sakatlığı yaşayan futbolcuların klinik ve pedobarografik verileri, hiç sakatlık yaşamayan grup ile karşılaştırıldı. Bulgular: Statik pedobarografik maksimum basınç ölçümlerinde sakatlık geçiren grupta statik sağ ön iç ayak basınçları sakatlık geçirmeyen gruba göre anlamlı azalmış bulunurken (p< 0.05), sağ orta ayak basınçları, sağ ön dış ayak basınçları ve sol ön dış ayak basınçları sakatlık geçirmeyen gruba göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı (p < 0.05). Maksimum dinamik basınç (MDB) pedobarografik ölçümünde sakatlık geçiren grupta sağ ayak topuk laterali ve sol ayak 4. metatarsal bölge basınçları istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p < 0.05). Sağ ayakta supin postürü olan futbolcularda, nötral ayak postürüne sahip futbolculara göre sağ 2.-5. parmak MDB değerleri anlamlı ölçüde azalmış saptanırken, sağ 1. metatarsal bölgede MDB değeri anlamlı ölçüde artmış saptandı (p< 0.05). Sol ayak için ise supin postürü olan futbolcularda, nötral ayak postürüne sahip futbolculara göre sol 2.-5. parmak MDB değerleri anlamlı ölçüde azalmış saptanırken, sol 4. metatarsal bölgede MDB değeri anlamlı ölçüde artmış saptandı (p< 0.05). Sakatlık geçiren futbolcular ile hiç sakatlık geçirmeyen futbolcuların eklem hareket açıklığı değerleri karşılaştırıldığında sakatlık geçiren grupta sağ ayak eversiyon ve 1. metatarsofalangeal eklem dorsifleksiyon derecelerinde ve sol ayak plantar fleksiyon derecelerinde sakatlık geçirmeyen gruba göre anlamlı kısıtlılık saptandı (p < 0.05). Sonuç: Klinik ve pedobarografik olarak belirlenen ayak ve ayak bileği yapısında bozulma ile ortaya çıkan mekanik problemlerin sakatlık riski ile ilişkili olduğunu, bu sebeple sporcunun performansını arttırmak ve sakatlanma risklerini azaltmaya yönelik ayak yapısı ve şekline uygun krampon ve tabanlık kullanımının gelişebilecek alt extremite sakatlıklarının önlenmesine yardımcı olabileceğini düşünüyoruz.

Ayak bileğiAyak bileği eklemiBacak yaralanmaları+7
Ali Sahillioğlu
Manisa Celal Bayar University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sıcak ve soğuk uygulamaların dirsek eklemi eklem pozisyon duyusuna etkisi

Amaç: Spor yaralanmalarıyla ilgilenen bilim dallarında propriosepsiyon kavramının önemi her geçen gün biraz daha fazla anlaşılmaktadır. Propriyoseptif egzersizlerle tedavi sonuçları daha iyi hale getirilebilmekte, yeniden yaralanma riski azaltılabilmektedir. Ayrıca yaralanma öncesi propriyoseptif eğitimle, yaralanma sıklığının da azaltılabildiğine inanılmaktadır. Bandajlama, breysleme, kas yorgunluğu, egzersiz ya da cerrahi tedavi gibi birçok faktörün propriosepsiyonu etkilediği gösterilmiştir. Sportif rehabilitasyonda sık kullanılan sıcak ya da soğuk uygulamalarının propriyosepsiyona etkileri ise bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı, sıcak ve soğuk uygulamanın Tegner aktivite düzeyi 5-8 arasında olan sağlıklı bireylerin dirsek eklemlerinde propriyosepsiyonu etkileyip etkilemediğini ortaya koymaktır.Gereç ve Yöntem: Yaşları 18 ile 28 arasında değişen (ort: 20.93±2.13 ), toplam 82 sağlıklı birey çalışmaya alındı. Deneklerin tümünün dominant ekstremitesi sağ taraftı ve hepsi Tegner aktivite düzeyi 5-8 arasında değişen Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencileri idi. Dominant dirseğin (sağ) propriyosepsiyonu dijital gonyometre yardımıyla aktif eklem pozisyon duyusu tekniği kullanılarak, birer hafta arayla başlangıçta, soğuk ve sıcak uygulama sonrası ölçüldü. 30 ve 60 derecelik dirsek fleksiyon pozisyonları hedef açılar olarak belirlendi. Verilerin istatistiksel analizi için GNL General Linear Model Repeated Measure, Paired Samples t-test, Pearson Correlation kullanıldı.Bulgular: Sıcak uygulama sonrasında, dirsek propriyosepsiyonunda iyileşmeyi işaret eden her iki hedef açının anlamlı derecede azalmış tekrarlama hataları saptandı (p<0.017). Soğuk uygulama sonrasında ise iki hedef açının birinde propriyosepsiyonda kötüleşme anlamına gelen anlamlı artmış tekrarlama hataları olduğu gözlendi (p<0.017).Yorum: Tegner aktivite düzeyi 5-8 arasındaki sağlıklı bireylerde, sıcak uygulama sonrasında propriyosepsiyon düzeyinin arttığı, soğuk uygulama ile propriyosepsiyonun kötüleştiğini saptadık. Bu bulgular umut verici görünmektedir ve gelecekteki başka çalışmalarla da desteklenirse spor yaralanmalarının önlenmesi ya da tedavisinde yararlı olabilir.

Dirsek eklemiEklemlerPropriyosepsiyon+4
Haydar Kaynak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda deneysel osteokondral defektlerde intraartiküler IGF-1 ve hyalüronik asid uygulamalarının karşılaştırılması

Giriş: Kıkırdak yaralanmalarında iyileşme, kana özgü sitokinler, büyüme faktörleri, kemik iliği hücreleri ve kanın bölgeye geçişine bağlıdır. Büyüme faktörleri içerisinde önemli bir rol üstlenen IGF, son zamanlarda üzerinde araştırmaların yoğunlaştığı moleküllerden biridir. IGF-I kemik hücresinin proliferasyonunu, farklılaşmasını, DNA sentezini, kollajen ve nonkollajen proteinlerin sentezini arttırır. IGF-I epifiz plağında kondrositlerin oluşumunu stimüle ederek kemiğin uzunlamasına gelişimini sağlar. Hyalüronik asidin, in vitro çalışmalarda lökosit fonksiyonlarını azalttığı ve inflamatuvar hücrelerin proliferasyon, migrasyon, kemotaksis ve fagositoz işlevlerini etkilediği gösterilmiştir.Amaç: Bu çalışmada deneysel osteokondral defekt oluşturulan ratlarda insülin-like growth faktor-I ve hyalüronik asidin uygulamalarının sonuçlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntemler: Çalışmada her grupta 15 olmak üzere toplam 45 rat kullanılmıştır. Ratların sağ femurlarının patellar eklem yüzeyinde anestezi altında 1,5 mm çapında ve 2 mm derinliğinde silindirik tam kat osteokondral defekt dril ile oluşturulmuştur. 1. grupta (IGF-1 grubu) defekte, emilebilen jelatin süngere emdirilmiş 15µg/15 µl IGF-1 uygulanmıştır. 2. grupta (HA grubu) defekte, emilebilen jelatin süngere emdirilmiş 80µg HA uygulanmıştır. 3. grupta (kontrol grubu) defekte sadece emilebilen jelatin sünger uygulanmıştır. 6 hafta sonra ratlar sakrifiye edilmiştir ve elde edilen preparatlar histopatolojik olarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Sonuç olarak osteokondral defektlerde IGF-1 uygulamasının HA ve kontrol grubuna kıyasla ve HA uygulamasının kontrol grubuna kıyasla rejenerasyon dokusundaki histopatolojik etkilerinin istatiksel açıdan anlamlı olduğu ortaya konmuştur.Sonuç: IGF-1 uygulaması osteokondral yaralanmalarda kullanılabilecek alternatif bir tedavi yöntemi olarak değerlendirilebilir.Anahtar Kelimeler: IGF-1, hyalüronik asit, kıkırdak, rat, osteokondral defekt.

EklemlerHyalüronik asitKıkırdak-artiküler+3
Celil Alemdar
Düzce University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda deneysel osteokondral defektlerde intraartiküler hyalüronik asid ve ESWT (Extracorporeal Shock Wave Therapy) uygulamalarının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Eklem kıkırdağının düşük tamir yeteneği nedeniyle osteokondral defektlerin tedavisi pratikte zor bir konudur ve iyileşme mekanizması çok iyi bilinmemektedir. Ancak tedavi edilmezlerse lezyonların iyileşmesinde yetersizlik görülür. Hyalüronik asidin, in vitro çalışmalarda lökosit fonksiyonlarını azalttığı ve antiinflamatuvar etki gösterdiği, eklem içinde sürtünmeyi azalttığı ve ağrı kesici etkileri gösterilmiştir. Ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) çeşitli muskuloskeletal sorunların tedavisinde kullanılmaktadır. Etki mekanizması çeşitli büyüme faktörlerinin sentezini artırarak neovaskülarizasyonun artırılması ile mezenşimal kök hücrelerin migrasyon, proliferasyon ve diferansiasyonlarının artırılmasıdır. Bu çalışmada ratlarda deneysel oluşturulan osteokondral defektlerde intraartiküler HA ile ESWT uygulamasının etkinliklerinin karşılaştırılarak, osteokondral defektte ESWT'nin olumlu etkisini ortaya çıkarmak amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntemler: Çalışmada her grupta 10 olmak üzere toplam 30 Wistar albino rat kullanılmıştır. Ratların sağ dizlerinde patellofemoral eklemin femoral yüzüne anestezi altında 1,5 mm çapında ve 2 mm derinliğinde silindirik tam kat osteokondral defekt dril ile oluşturulmuştur. 1. grupta (kontrol) ratlara herhangi bir tedavi uygulanmamıştır. 2. grupta (HA grubu) ratların dizlerine bir hafta arayla 3 kez intraartiküler 50 µg HA uygulanmıştır. 3. grupta (ESWT grubu) ratların dizine bir hafta arayla 3 kez ESWT (0,16 mJ/mm2 enerji yoğunluğunda 1000 puls) uygulanmıştır. Tedaviden 4 hafta sonra ratlar sakrifiye edilerek elde edilen preparatlar histopatolojik olarak değerlendirilmiştir.Bulgular: HA ve ESWT uygulanan tedavi gruplarının histopatolojik sonuçları tedavi edilmeyen kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır. HA ve ESWT gruplarının histopatolojik sonuçları karşılaştırıldığında iki grubun etkinlikleri arasında anlamlı farklılık yoktur.Sonuç: ESWT, osteokondral defektlerin tedavisinde kullanılabilecek noninvaziv, yan etki ve komplikasyonu az, maliyeti düşük, tekrarlanabilir, cerrahi yöntemlere alternatif bir metod olabilir.Anahtar Kelimeler: ESWT, osteokondral defekt, hyalüronik asit, şok dalgası, rat.

ESWLEklemlerHyalüronik asit+5
Barış Erbil
Düzce University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Statin tedavilerinin iskelet kası, anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesi üzerine etkileri

Hiperlipidemi tedavisinde özellikle de LDL kolesterolün düşürülmesinde en etkili, en yaygın kulanılan Hidroksimetilglutaril-koenzim A inhibitörlerin (statinler)çok sayıda çalışmada koroner arter hastalığında mortalite ve morbiditeyi azalttığı,son çalışmalarda da inmeyi önlemede faydalı olduğu bulunmuştur. Kontrollü klinik çalışmalara göre statinler oldukça iyi tolere edilebilmekle birlikte, miyalji, kramp,güçsüzlük gibi semptomlardan kas kuvvet kaybı, rabdomiyolize kadar ilerleyebilen miyopatiye neden olabilmektedir. Ancak statin tedavisi alan hastalarda müskülerperformansın incelendiği çok az sayıda çalışma vardır.Çalışmamızın amacı iki farklı statin tedavisinin diz izokinetik kas gücü,anksiyete, depresyon, yaşam kalitesi üzerine ve müsküler yan etkilerini araştırmaktır. Hiperkolesterolemi tanılı 63 hasta üç ay süreyle 20 mg/gün atorvastatin ve 20mg/gün rosuvastatin tedavisi almak üzere iki gruba randomize edildi. Tedavi öncesi ve sonrası hastaların dominant dizin izokinetik kas kuvvet ölçümleri yapıldı. Müsküler yan etkiler, serum kreatin kinaz, karaciğer fonksiyon testleri, anksiyete,depresyon ve yaşam kalitesi ölçekleri değerlendirildi.Atorvastatin grubunda %12.5, rosuvastatin grubunda %9.6 oranında müsküler yan etki saptadık. Diz izokinetik kas gücü ölçümlerinde; atorvastatin grubunda 60°/s hızda fleksiyonda ve ekstansiyonda total iş ve 180°/s hızda ekstansiyon pik torkdeğerlerinde, rosuvastatin grubunda ise 60°/s hızda fleksiyonda ve ekstansiyonda total iş değerlerinde istatistiksel anlamlılıkta azalma belirledik. Her iki grupta diz izokinetik kas gücünde azalma saptanan hastaların % 8-10'unda müsküler semptom bulduk. Beck Anksiyete, Beck Depresyon ve Nottingham Sağlık Profili ölçekleri ile değerlendirilen her iki grup hastalarda tedavi öncesi ve tedavi sonrası arasındaistatistiksel anlamlılıkta fark yoktu. Sonuç olarak statin tedavisi alan hastalarda risk faktörleri, müsküler şikayetler ve serum kreatin kinaz yüksekliği olmasa da düzenli kontrollerle kas gücü değerlendirmesi yapılmasının faydalı olacağı bu nedenle statin tedavisi alan hastaların tedavileri başlamadan önce ve tedavileri devam ederken en az üçer aylıkperiyotlarla fiziyatristler tarafından da takip edilmesi gerektiği sonucuna vardık.

AnksiyeteAntikolesteremik ajanlarESWL+7
Ali Erdem Baki
Düzce University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda oluşturulan deneysel tam kat osteokondral defekt modelinde, nano kompozit multilayer biomimetik skafold, kondral skafold ve mikrokırık yönteminin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Eklem kıkırdağının kendini yenileme yeteneğinin düşük olması nedeniyle osteokondral defektlerin tedavisi ortopedi ve travmatoloji pratiğinin en zor klinik problemlerinden biridir. Tüm tedavilerde ortak amaç biyolojik ve morfolojik yönden sağlıklı kıkırdağa benzeyen hyalin kıkırdak oluşumunu sağlamaktır. Bunun için osteokondral lezyonların tamirinde çeşitli tedavi seçenekleri geliştirilmiştir. Bunlar kemik iliği sitümülasyon teknikleri (abrazyon, debridman, drilleme ve mikrokırık), hücre kökenli tedaviler (otolog kondrosit transplantasyonu, kemik iliği kök hücreleri), defekt doldurma teknikleri (osteokondral otogreft veya allogreft transferi), doku mühendisliği ürünleri (skafold ve matriksler) ve farmakolojik ajanlardır. Tam kat kıkırdak lezyonlarında mikrokı¬rık yönteminin etkili olduğu gösterilmiştir. Subkondral kemiğin delinmesi sonrasında biyolojik yanıt ve pıhtı oluşturulur. Kemik iliğinden kaynaklanan pluripotant mesenkimal kök hücre-lerinden oluşan bu pıhtı, fibröz kıkırdak dokusu¬nu oluşturur. Osteokondral defektlerin tedavisinde bir diğer tedavi yöntemi de hücrelerin ya da büyüme faktörlerinin defekt içerisinde tutulmalarını sağlayacak matriks destekli tedavi yöntemleridir. Bunun için çeşitli skafold materyalleri geliştirilmiştir. Nano kompozit multilayer biomimetik skafold (Maioregen, Fin-Ceramica S.p.A., Faenza, Italy) da bu amaçla üretilmiş bir doku mühendisliği ürünüdür. Bu skafold üç boyutlu bir yapıya sahiptir. Tip 1 kollajen ve hidroksiapatit yapısı ile kıkırdak ve osteokondral defekt tamiri için tasarlanmıştır. Bir diğer sentetik skafold ise kondral skafolddur (ACS, Swissbiomed Orthopaedics AG, Zürich, Switzerland) ve saf poliglikolikasitten (PGA) oluşur. Yapısı homojen olup otolog serum ve PGA yapılı skafold bir araya getirilir ve tam kalınlıkta ki osteokondral defekte implante edilir. Biz çalışmamızda ratların dizlerinde tam kat osteokondral defekt oluşturarak, bu defektleri biomimetik skafold, kondral skafold ve mikrokırık yöntemini kullanarak tedavi etmeyi ve bu tedavilerin sonuçlarını karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada biomimetik skafold grubundan 12 rat, kondral skafold grubundan 10 rat, mikrokırık grubundan 10 rat ve kontrol grubundan 14 olmak üzere toplam 46 adet dişi Wistar albino rat kullanılmıştır. Ratların sağ dizlerine femoral interkondiler alana anestezi altında dril ile 2,5 mm çapında ve 2 mm derinliğinde silindirik tam kat osteokondral defekt oluşturulmuştur. Tüm ratların dizleri 4 hafta sonra yeniden opere edilmiştir. 1. grupta ratların defektli bölgesine biomimetik skafold uygulanmıştır. 2. grup ratlara mikrokırık işlemi sonrası kondral skafold uygulanmıştır. 3. grup ratlara 0.5 mm çapında, 0.8 mm derinliğinde mikrokırık işlemi yapılmıştır. 4. grup ratlara ise herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Ratlar 6 hafta takip edilmiş ve 6. haftanın sonunda tüm ratlar sakrifiye edilerek elde edilen preparatlar makroskopik ve histopatolojik incelemeye alınmıştır. Bulgular: Biomimetik skafold uygulanan tedavi grubunun makroskopik ve histopatolojik sonuçları; kondral skafold, mikrokırık ve kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak ileri derece anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur (p<0.05). Diğer üç grubu karşılaştırdığımız zaman sayısal olarak kondral skafoldun sonuçları mikrokırığın sonuçlarından, mikrokırığın sonuçları da kontrol grubunun sonuçlarından üstün olsa da, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç: Osteokondral defektlerin tamirinde nano kompozit multilayer biomimetik skafold tedavisinin sonuçları, kondral skafold ve mikrokırık tedavilerinin sonuçlarından daha iyi bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Osteokondral defekt, biomimetik skafold, kondral skafold, mikrokırık, rat.

EklemlerKıkırdak-artikülerKırıklar-kemik+3
Kazım Solak
Düzce University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Coflex ve dynesys dinamik stabilizasyon sistemlerinin sonlu elemenlar modeliyle biyomekanik olarak değerlendirilmesi

AmaçBu çalışmada posterior dinamik stabilizasyon sistemlerinden klinik kullanımı en yaygın olan Dynesys Dinamik Stabilizasyon Sistemi ve Coflex İnterspinöz Cihazının, lomber omurga eklem hareket açıklığına ve disk yüklenmesine olan etkilerinin sonlu elemanlar modeliyle (SEM) biyomekanik olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve YöntemÖncelikle 3 adet lomber vertebra (L3-L4-L5) SEM ile modellendi. Bu model üzerine L4 - L5 spinöz çıkıntılar arasına 1 adet Coflex (Paradigm Spine, LLC, New York, NY)modellenerek uygulandı. Ardından yine aynı seviyeye 1 adet Dynesys dinamik stabilizasyon sistemi (Zimmer Spine, İnc., Warsaw, IN) modellenerek uygulandı. Enstrümente edilmeyen bir model ve enstrümente edilen iki adet modele fleksiyon, ekstansiyon, rotasyon ve bending yönünde sanal kuvvetler yüklendi. Her üç modelde L4 - 5 disk'e binen yükler sanal olarak ölçüldü. Yine L4 - 5 eklem seviyesindeki eklem hareket açıklığı da, her bir hareket için ayrı ayrı olarak üç modelde incelendi ve sonuçlar karşılaştırıldı.BulgularBu çalışmanın iki temel bulgusu mevcuttur. Öncelikle her iki sistem de, bir istisna dışında tüm hareketlerde belli oranda omurga eklem hareket açıklığında azalmaya neden olmaktadır. Bir diğer temel bulgu ise, her iki sistem de, bir istisna dışında tüm hareketlerde disk üzerine binen yükü azaltmaktadır. Burada bahsedilen istisnalar ise fleksiyon hareketinde Coflex interspinöz aracıyla yapılan ölçümlerde ortaya çıkmıştır. Coflex cihazı fleksiyonda eklem hareket açıklığını %19 oranında arttırmaktadır. Yine fleksyionda disk üzerine binen yükü değiştirmemektedir.SonuçFleksiyonda Coflex cihazı disk üzerinde normal yük dağılımını sağlayabilmektedir. Ancak eklem hareketini koruyamamakta ve anormal harekete izin vermektedir. Diğer hareketler için her iki cihaz da hem eklem hareketini koruma, hem de disk üzerindeki normal yük dağılımını sağlama açısından yeterli bulunmamıştır.Anahtar KelimelerDejeneratif lomber omurga hastalıkları, nonfüzyon, dinamik stabilizasyon, Coflex, Dynesys, sonlu elemanlar modeli.

EklemlerFiksasyonOmurga+4
Ahmet Kulduk
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit ve osteoartritteki el tutulumunun karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı Romatoid Artrit (RA)'li ve osteoartrit (OA)'li hastalardaki el tutulumunun fonksiyonel açıdan karşılaştırmak, RA ve OA hastalarında el fonksiyonları ile radyolojik skorlar ve diğer hastalık parametreleri arasındaki ilişkiyi araştırmak ve RA'lı hastalarda hastalık aktivitesinin el disabilitesi üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya RA'li 56 hasta (47 bayan, 9 erkek) ve el OA'lı 51 hasta (47 bayan, 4 erkek) alındı. RA hastalarında hastalık aktivitesini değerlendirmek için hastalık aktivite skoru 28 (DAS28) hesaplandı. Tüm hastaların el fonksiyonları el kavrama kuvveti, parmak tutma gücü ve Duruöz el indeksi ile değerlendirildi. Tüm hastaların fiziksel fonksiyon kapasitesi (disability) sağlık değerlendirme anketi (HAQ), romatoid artrit yaşam kalitesi ölçeği (RA-QoL), kısa form-36 (SF-36) ve Nottingham sağlık profili ile duygu durum değerlendirmeleri Hastane Anksite ve Depresyon (HAD) ölçeği ile değerlendirildi. El eklemlerinin radyografik değerlendirmesi için RA hastalarında modifiye Larsen ve modifiye sharp skoruna, OA hastalarında ise kellegren-lawrence skoruna bakıldı. Romatoid artrit ve OA hasta grubu arasında Duruöz el indeksi ve parmak tutma gücünde olmayan fakat el kavrama gücünde olan istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı. Fiziksel fonksiyon değerlendirmelerinde (NHP yorgunluk, SF-36 genel sağlık, SF–36 vitalite ve SF–36 emosyonel rol kısıtlaması hariç) gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Her iki grupta da Duruöz el indeksi ve radyolojik skorlar ile diğer klinik parametreler arasında anlamlı korelasyonlar saptandı. Hastalık aktivitesine göre gruplandırılan RA hastalarında el fonksiyonları açısından anlamlı farklar bulundu. Romatoid artrit el eklemlerinde ciddi deformitelere neden olan bir hastalık olmasına rağmen el osteoartriti de RA'dan azımsanmayacak derecede el fonksiyonlarını bozabilir ve hastanın günlük yaşam aktivitelerini etkileyerek dizabiliteye neden olabilir. Anahtar Kelimeler: Romatoid artrit, el osteoartriti, duruöz el indeksi, fonksiyonel kapasite, dizabilite

Artrit-romatoidEklemlerEl+4
Nevzat Yeşilmen
Fırat University
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Fötal ve yetişkinlerde diz ve dirsekdeki eklem bağlarının yapısal düzeyde karşılaştırmalı incelenmesi

Bu çalışmada fetüs ve yetişkinlere ait diz ve dirsek eklemi bağlarının histolojik olarak incelenmesi, karşılaştırılması ve bu bağların zaman içerisinde uğradıkları değişikliklerin saptanması amaçlandı. Aynı zamanda manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile fetüs ve yetişkin eklem bağları görüntüleri anatomik açıdan değerlendirilmeye çalışıldı.Çalışmamızda 14-17.5 haftalık 10 erkek fetüsün diz ve dirsek bölgesinden alınan kesitler ile yetişkin iki erkek kadavranın diz ve dirsek eklemine ait disseksiyon yöntemiyle alınan ligamentleri doku takibine alındı. Doku takibinden sonra parafine gömülen yapılardan mikrotomla kesitler alınarak Masson-Tricrom ve Orcein-Picroindigocarmine boyalarıyla boyandı. Bu kesitler mikroskop altında incelenerek fotoğrafları çekildi. Bununla birlikte 17 haftalık fetüsün ve yetişkine ait diz ve dirsek bölgesinin MR görüntüleri alındı.Yetişkin ligamentlerin içerdiği fibroblast yoğunluğu ile kollajenlerin kalınlığı, yoğunluğu ve dalgalanmaları fetüsdekilere oranla farklılıklar gösterdiği saptandı. Yetişkin dirsek eklemi ligamentlerinde yer alan kollajenlerde, dize oranla çok daha fazla dalgalanmaların olduğu, diz eklemi iç bağlarına ait kollajen ve fibroblast yoğunluğunun ise diğer bağlara oranla daha fazla olduğu gözlendi.Fetüs ligamentlerini 1.5 T MR ile yeterince görülemezken 3 T MR ile çok net olarak görüldü. Yetişkinlerden alınan üç boyutlu 1.5 T MR görüntülerinde ise anatomik yapılar net olarak saptanabildi.

Dirsek eklemiDiz eklemiEklemler+3
Ümit Özen
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gonartroz olgularında iki taraflı ve tek taraflı total diz artroplastisi karşılaştırmalı sonuçlarımız

Bu çalışmada tek taraflı ve bilateral total diz artroplastisi uyguladığımız hastalar retrospektif olarak incelenerek kısa, orta ve uzun dönem sonuçları ortaya koyulup bu sonuçların mukayese edilmesi amaçlanmıştır. Bilateral olgular tek ekip tarafından eş zamanlı olarak opere edilmiştir. Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesinde, Aralık 1998- Nisan 2016 yılları arasında total diz artroplastisi uygulanan ve yeterli takibi olan 65 hastanın 102 dizi çalışmamıza dahil edilmiştir. Hastaların dosyaları üzerinden retrospektif değerlendirmeler yapıldıktan sonra detaylı sistemik fizik muayene yapıldı. Hastalar Amerikan Diz Cemiyeti Kriterlerine göre değerlendirildi. Hastaların çekilen direk grafileride Total Diz Artroplastisi Radyolojik Değerlendirme kriterlerine göre değerlendirildi. Bilateral olgular tek ekip tarafından eş zamanlı olarak opere edilmiştir. Bilateral ve tek taraflı TDA uygulanan hastalar kısa, orta ve uzun dönem olarak gruplandırılmıştır. 0-12 ay takipli hastalar kısa dönem, 12-60 ay takipli hastalar orta dönem ve 6o ay ve üzeri takipli hastalar uzun dönem olarak tanımlandı. Elde edilen sonuçlar literatür ile mukayese edildi. İstatistiksel değerlendirmede Kolmogorow-Smirnow, Student T testi, Mann Whitney U testleri kullanıldı. Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlar ışığında diz skorları, diz fonksiyon skorları, eklem hareket açıklığı ve transfüzyon miktarları açısından bilateral ve tek taraflı mukayeselerde anlamlı istatistiksel sonuç elde edilemedi. Sadece bilateral TDA ve tek taraflı TDA kısa dönem grupta eklem hareket açıklığı kıyaslamasında bilateral grupta anlamlı bir fark bulunmuş fakat orta ve uzun dönem mukayesede anlamlı sonuç elde edilememiştir. Sonuçlarımız literatür ile kıyaslandığında başarılı olarak değerlendirilmiştir. Bu bilgiler ve literatür ışığında uygun endikasyonlarda seçilmiş hasta grubunda eş zamanlı bilateral TDA uygulaması başarılı bir tedavi yöntemi olarak tercih edilebilir. Cerrahi deneyim, hastanın medikal durumunun dikkatli değerlendirilmesi ve etkin postoperatif rehabilitasyon da başarılı sonuç için gerekli paydaşlardır. Eş zamanlı bilateral TDA'nın avantajları şunlardır; • Tek yatış ve tek preoperatif hazırlık yapılması • Tek anestezi riski olması • Erken dönemde simetrik diz rehabilitasyonuna imkan tanıması • İyi fonksiyonel sonuç sağlaması • Düşük maliyetli olması • Hasta memnuniyeti Gelişen teknoloji ışığında bilgisayarlı sistemlerin yaygınlaşacağı ve total diz artroplastisi sayılarının her geçen yıl artacağı kanısındayız.

ArtroplastiDizDiz eklemi+4
Sercan Karadeniz
Karadeniz Technical University
2016
00

Related subjects