Italy
66 theses under this subject heading
İtalya'da Müslüman fetihleri
Bu tezin amacı, Müslümanların İtalya üzerine yapmış olduğu fetihler hakkında bilgi vermektir. Bu sebeple önce İtalya'nın coğrafyası ve Müslümanların fethine kadar bölgede hakim olan topluluklarından kronolojik sıraya göre bahsedilmiştir. Ardından Sicilya Adası'nın fethi sonrası İtalya topraklarına yapılan fetihlere değinilmiştir. Müslümanların İtalya'da Ağlebîler ile başlayan fetihlerden, onların kurmuş olduğu emirliklerden, Ağlebîler'in bölgedeki hakimiyetine son vererek yerlerine geçen Fatımîlerden ve Norman hakimiyetinde varlıklarını devam ettiren Müslümanlardan bahsedilmiştir. Müslümanların bu süreçte Sicilya ve İtalya'da medeniyete yapmış olduğu katkılar ile Rönesansa etkileri de ele alınmıştır.
İngilizlerin gözüyle İtalya'nın Türkiye'ye yönelik yaklaşım ve faaliyetleri (1923-1945)
ÖZET İNGİLİZLERİN GÖZÜYLE İTALYA'NIN TÜRKİYE'YE YÖNELİK YAKLAŞIM VE FAALİYETLERİ (1923-1945) TELLİ, Ayşe Nur Yüksek Lisans Tezi, Tarih Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ali SARIKOYUNCU Ağustos, 2014, 118 sayfa 1923-1945 arasındaki dönem Türkiye ve İtalya için çok önemli bir süreçtir. Lozan Antlaşması ile başlayan ve İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesi ile sona eren bu dönemde Benito Mussolini yönetimindeki İtalya, güçlü, yayılmacı ve dünya arenasında söz sahibi olmaya çalışan bir ülke olmaya çalışırken; önce Mustafa Kemal Atatürk sonra İsmet İnönü yönetimindeki yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, barış yanlısı, diğer devletlerle iyi geçinmeye çabalayan, İtalya'nın değişken politikaları karşısında tedbirler alan ve dış ilişkilerini buna göre ayarlayan bir ülke olmuştur. Bir yanda bu gelişmeler meydana gelirken, diğer yanda İtalya ile Türkiye'nin dış politikada oluşturdukları gelişmeleri İngiliz diplomatlar İngiliz Gizli Belgelerinde kayıt altına almışlardır. Bunu yaparken kendi fikirlerini de belgelere katmayı ihmal etmemişlerdir. Bu çalışmada, İngiliz Dış Politikası Üzerine Belgeler (Documents On British Foreign Policy) ve İngiliz Devlet Arşivi Gizli Belgeleri (National Archives ) aracılığıyla temin ettiğimiz bu belgelerde, bu devletlerin dış politika unsurlarını anlamak için, İtalya'nın 1923-1945 arası dış politika faaliyetlerini ve bunların Türkiye üzerindeki etkisini inceleyeceğiz. Anahtar Kelimeler: Türkiye, İtalya, İngiliz Belgeleri, Dış Politika, Faşizm.
Güvenlik stratejileri bağlamında Atatürk dönemi Türkiye-İtalya ilişkileri
Bu tez Atatürk döneminde Türkiye-İtalya ilişkilerini güvenlik stratejileri bağlamında incelemektedir. Çalışmanın Türk dış politikasında İtalya konusu özelinde güvenlik araştırmalarında oluşan boşluğu doldurması hedeflenmektedir. Çalışma, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümüne kadar geçen süre zarfında, On İki Adalar üzerinde hakimiyeti bulunan İtalya'dan bu dönemde Türkiye ve bölgeye yönelik tehdit olup olmadığı, eğer varsa bu tehdidin hangi derecede olduğunu ve bu tehditlere karşı Cumhuriyetin yönetici kadrosunun Türk dış politikasında siyasi ve askerî anlamda nasıl bir güvenlik stratejisi uygulamaya çalıştığını ve bu stratejiler özelinde Atatürk dönemi Türk dış politikasında güvenlik stratejisinin ne olduğunu araştırmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda Cumhuriyetin yönetici kadrosu içerisinde İtalya tehdidine karşı hangi isimlerin ve kurumların ön plana çıktığı sorusuna cevap aranmaktadır. Tez çalışmasında konu ile ilgili kitap, bilimsel makale, Türkiye Büyük Millet Meclisi Arşivi, Cumhuriyet Arşivi, Türk Diplomatik Arşivi ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri Tarih Arşivi'nden yararlanılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden tarama-derleme ve yazılı doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmalar sonucunda On İki Adalar üzerinden Türkiye'nin Ege ve Akdeniz sahillerine karşı bir tehdit olduğu görülmüş, 1923-1928 arası ilişkiler karşılıklı güvensizlik ortamında şekillenmiş, 1928 yılında taraflar arasında imzalanan Tarafsızlık, Uzlaştırma ve Yargısal Çözüm Antlaşması ilişkilerde dönüm noktası teşkil etmiştir. 1928-1934 arası ilişkiler nisbeten daha olumlu gelişmiş, 1934 yılında Mussolini İtalya'nın geleceğinin Asya ve Afrika'da olduğunu söylemiş, bu durum Türkiye'yi oldukça rahatsız etmiş, ilişkiler tekrardan gerilmiştir. Türkiye İtalya tehdidine karşı Balkanlardaki anti-revizyonist ülkeler ile birlikte hareket etmiş, Balkan Antantı'nın kurulmasına öncülük etmiştir.
İtalya ve Türkiye'de göçmen kaçakçılığı
Göç, en basit tanımıyla insanların yer değiştirme hareketidir. Göçün bir çeşidi olan uluslararası göç olgusu son zamanlarda gündemde olan göç konularının başında gelmektedir. Zira uluslararası göçmen sayısı son yıllarda şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yüksek sayıya ulaşmıştır. Uluslararası göçün yasadışı çeşidi olan göçmen kaçakçılığı konusu da son yıllarda medyada geniş bir şekilde yankı uyandırmıştır. Bu çalışma göçmen kaçakçılığı konusunu Akdeniz ve Ege üzerinde deniz yoluyla gerçekleşen kaçakçılık özelinde incelemektedir. Özellikle son yıllarda Akdeniz ve Ege'de meydana gelen Aylan bebek gibi ölümler, konunun akademik araştırılmasının göçmen mağduriyeti açısından gerekliliğini belirtmektedir. İtalya, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı açısından Avrupa'da en fazla sorunla karşılaşan ülke konumundadır. Zira Avrupa'ya deniz yoluyla ulaşan 3 büyük göçmen kaçakçılığı rotası içerisinde en fazla ölüm oranına sahip olan ülke İtalya'dır. İtalya'da göçmen kaçakçılığını engellemek adına; Avrupa Birliği (FRONTEX'le), İtalya hükümeti ve bazı Sivil Toplum Kuruluşları faaliyet göstermektedir. Bununla birlikte, tüm bu çalışmalara rağmen ölüm oranları azalmamakta ve mağduriyetler yaşanmaya devam etmektedir. Türkiye, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı noktasında İtalya kadar eski bir tarihe sahip değildir. Türkiye transit noktada bulunmasıyla, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı açısından Avrupa için çok önemli bir konuma sahiptir. Türkiye'de 2000'li yıllarda başlayan kaçakçılık serüveni 2006 yıllarda artmaya başlamış ve 2009 yılında maksimum seviyeye ulaşmıştır. Ardından 2010 yılında operasyonların başlaması ve sonrasında geri kabul anlaşmasıyla beraber düşme eğilimine girmiştir. Bu araştırmanın amacı, göçmen kaçakçılığı kavramını İtalya ve Türkiye özelinde, iki ülkenin kaçakçılıkla ilgili tarihi, hukuki, siyasi durumlarını karşılaştırmalı inceleyerek iki ülkeye gerçekleştirilen göçmen kaçakçılığı rotalarına ayrıntılı bakarak, İtalya ve Türkiye'nin bölgede hem devlet hem de Sivil Toplum Kuruluşları eliyle yürütmüş oldukları faaliyetin göçmen mağduriyetlerini ne şekilde etkilediğini araştırmaktır. Anahtar Kelimeler: Arama Kurtarma Operasyonları, Göç, Göçmen Kaçakçılığı, İtalya, Türkiye, Yasadışı Göç.
Avrupa'da Endülüs Yahudileri ve İslâm biliminin Avrupa'ya aktarılmasına katkıları (XI.-XV. yüzyıllar)
Avrupa'da Endülüs Yahudileri ve İslâm Biliminin Avrupa'ya Aktarılmasına Katkıları (XI.-XV. Yüzyıllar) Yahudi halkı dünyanın en eski topluluklarından birisi iken Yahudilik de günümüzdeki üç semavi dinden en eski olanıdır. Yahudi toplumu geniş bir coğrafyaya yayılarak farklı halklar ve kültürler içerisinde yaşamışlardır ve kendi içerisinde kapalı bir toplum hâlini almışlardır. Bu farklı kültürler, onlarda çeşitli etkiler yapmıştır. Özellikle birbirleri ile iletişimini sağlayan seyahatleri ve göçleri onların bu etkileşiminde önemli diğer bir faktördür. Yahudilerin yaşadıkları coğrafyalardan birisi olan İber Yarımadası'ndaki Endülüs toplumu ve kültürünün Yahudi halkı üzerinde oluşturduğu etki ve XI.-XV. yüzyıllar arasında gerek seyahat gerekse göç yoluyla bu etkinin Yahudiler tarafından Hıristiyan Avrupa'ya taşınması, orada yaşayan Hıristiyanlar ve Yahudi halkı üzerindeki etki, tezimizin konusunu oluşturmaktadır. Endülüs Yahudileri hakkında çeşitli araştırmalar bulunmaktadır. Ülkemizde Endülüs Yahudilerinin Avrupa'daki faaliyetleri ve özellikle de Endülüs medeniyetinin Avrupa'daki Yahudi halkına taşınması konusunda müstakil bir tez çalışmasına rastlanılmamıştır. Bu sebeple araştırmamızın konusu olarak seçilmiştir. Endülüs Yahudileri Endülüs'ten ayrılarak İtalya ve Güney Fransa gibi ülkelere seyahat amacıyla gitmiş veya göç ederek bu ülkelere yerleşmişlerdir. Böylece Endülüs'te edindikleri birikimleri bu topraklarda yaşayan insanlara özellikle de buralardaki Yahudi halka aktarmak için büyük çaba sarf etmişlerdir. Bu çabalar bilhassa tercüme faaliyetleri olarak karımıza çıkmaktadır. Kendi telif kitaplarını da yazan bu tercümanlar, Müslüman ilim insanlarının ve Endülüs'te yetişmiş Yahudi bilginlerinin, fikirlerinin yaşadıkları coğrafyalara ulaştırılmasında önemli rol oynamışlardır. Anahtar Kelimeler: Endülüs, Güney Fransa, İbn Tibbon, Josef Kimhi, İbn Ezra.
Türkiye ile İtalya arasındaki dış ticaretin ekonometrik analizi
Çalışmanın amacı, Gümrük Birliği sonrası, Türkiye- İtalya ihracat ve ithalat talep fonksiyonlarının eş bütünleşme analizi ile tahmin edilmesidir. Çalışmanın birinci bölümünde çalışmanın içeriği özetlenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde dış ticaret teorileri açıklanmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde literatür taraması özetlenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde ekonometrik teoriler açıklanmıştır. Çalışmanın son bölümünde ekonometrik analiz yapılmıştır. İthalat ve ihracat fonksiyonlarının belirleyicileri olarak, gelir ve göreli fiyatlar alınmıştır. İhracat ve ithalat fonksiyonları, 1996 - 2015 dönemi için yıllık veriler kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan Engle- Granger ve Johansen Eş bütünleşme analizleri sonucunda, değişkenler arasında uzun dönemli ilişki bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar, ithalatın ve ihracatın ülkelerin GSYİH içinde paylarının yüksek olduğu ve fiyat değişmelerine duyarlı olduğu anlamına gelmektedir.
Türkiye ve PIIGS (Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan, İspanya) ülkelerinde dördüz açık analizi
2008 Küresel Krizi ile Avrupa Birliği içerisinde merkez ve çevre ülkeler ayrımı daha keskin hatlar kazanmıştır. Bu ayrımda krizden en çok etkilenen ve dikkat çeken beş ülke Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya olmuştur. Türkiye ise kriz sonrası dönemde temel makro ekonomik göstergelerde PIIGS ülkeleri ile paralel bir yapı sergilemiştir. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı; Türkiye ile PIIGS ülkelerinde dördüz açık hipotezinin test edilmesi ve sonuçların ortaya konmasıdır. Literatürde yer alan Keynesyen ve Ricardian görüşler, ekonomilerin dengelerine ilişkin farklı yaklaşımlar sergilemektedirler. Keynesyen görüş, bütçe açığını cari açık ile ilişkilendirirken; Ricardian görüş, cari açığı tasarruf açığına dayandırmaktadır. Konuyla ilgili mevcut literatürde, cari açık için farklı belirleyicilerin araştırılması gerektiğini belirten çalışmalar da bulunmaktadır. Çalışmamızda cari açık, bütçe açığı ve tasarruf açığı ile birlikte dördüncü bir açık türü olarak ele aldığımız çıktı açığı ise genellikle işsizlik ve/veya enflasyon ilişkisindeki rolüne dair analizlere konu olmaktadır. İlgili literatüre dayanarak bütçe açığı, tasarruf açığı ve çıktı açığının, cari açık üzerindeki etkilerinden söz edilip edilemeyeceğini araştırmak için; 1986-2018 yıllarına ait veriler kullanılmıştır. Elde edilen panel veriye uygun tanımlayıcı analizler yapıldıktan sonra değişkenler arasındaki ilişki, eş bütünleşme testi ile sınanmış ve ardından Prais-Winsten modeli kullanılarak uzun dönem katsayıları tahmin edilmiştir. Ulaşılan sonuçlar uzun vadede, yalnızca cari açıkla tasarruf açığı arasındaki ilişkiyi net olarak doğrulamıştır. Bu sonuçlar ışığında PIIGS ülkeleri ve Türkiye için dördüz açık hipotezinin geçerli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İkiz Açıklar, Üçüz Açıklar, Dördüz Açıklar, Dengesiz Panel Veri Analizi
Milli Mücadele'de Magrip'in yeri (1919-1922)
Libya, Tunus, Cezayir, Fas ve Moritanya'nın bulunduğu Kuzey Afrika coğrafyasına atfen Magrip tanımı kullanılmaktadır. Bu coğrafyada yaşayan ulusların Osmanlı yönetimine girmeleri, nüfuzundan çıkmaları ve sonra Anadolu'da gelişen Milli Mücadele'ye yaklaşımları ele alınmıştır. Bu ülkelerden Libya ve Fas; Anadolu'da, 1918 yılının sonlarına doğru başlayan Milli Mücadele ile aynı dönemde emperyalist güçlere karşı mücadele vermekte, kendi ulusal direnişlerini yer yer ve aralıklarla sürdürmekteydiler. Cezayir, Moritanya ve Tunus ise o dönemde, Fransa'nın himaye ve sömürge yönetimleri altındaydılar. Söz konusu bütün bu coğrafyada özellikle İtalya ve Fransa'nın nüfuzuna karşı direnme arzuları devam ederken; o ülkeler halklarının kısmen İtalyan ordusunda, önemli bir miktarda ise Fransız ordusunda asker olarak görev yapmaları nasıl mümkün olmuş ve Türk Milli Mücadelesi'ne nasıl bir etkisi olmuş, gibi hususlar çalışmada analiz edilmiştir.
İtalya'nın Habeşistan işgali ve Türk kamuoyuna yansıması
Birinci Dünya Savaşı'nın sonucunda itilaf devletlerinin arasında yer almasına rağmen umduğunu bulamayan ve adeta İngiltere ve Fransa tarafından aldatıldığını ve hakkı olanın kendisine verilmediğini düşünen İtalya, emperyalist emellerinin peşine düşerek saldırgan bir dış politika izlemeye başlamıştır. Kendisini Roma İmparatorluğu'nun varisi olarak kabul eden İtalya, Benito Mussolini'nin iktidarıyla birlikte saldırgan ve yayılmacı politikalar izlemeye başlayarak, Milletler Cemiyetine üye ve bağımsız bir devlet olan Habeşistan'ı işgal etmiştir. Habeşistan'ın işgali, Türk-İtalyan ilişkilerinin seyri bakımından da önemli bir gelişme olmuştur. Türkiye'nin, Lozan'dan 1930'lu yılların sonuna kadar dış politikada en ağırlık verdiği ülke İtalya olmuştur. İtalya ile olan ilişkiler hiçbir zaman aynı düzende devam etmezken Mussolini'nin söylemleri ve eylemleri Türkiye'nin kendisini tehdit altında hissetmesine yol açmıştır. Birinci bölümde Lozan barış antlaşmasından, 1935 yılına kadar ki süreçte Türk-İtalyan ilişkilerinin nasıl bir seyir izlediği incelenmiştir. İkinci bölümde ise İtalya'nın Habeşistan ile olan ilişkileri ve savaşa giden süreç işlenirken üçüncü bölümde ise Miletler Cemiyeti'nin Habeşistan işgali karşısındaki tutumu ve işgalin Türkiye'deki yansıması özellikle dönemin gazeteleri incelenerek ele alınmaya çalışılmıştır.
Sultan II. Osman'ın siyasi hayatı
Sultan II. Osman dönemini ihtiva eden 1618-1622 yılları arasındaki siyasi olaylar incelenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda Sultan II. Osman Dönemi'nden önceki yaklaşık yarım asırlık süreçten itibaren Osmanlı-Lehistan, Osmanlı-İtalya, Osmanlı-İran münasebetleri incelenmiş olup yapılan savaşlar ve antlaşmalar ele alınmıştır. Antlaşmaların değişen süreç içerisindeki halleri, devletlerin değişen politikaları değerlendirilmiştir. Sultan II. Osman'ın tahta çıkışındaki genel durum, tahta çıkışı, veraset sistemindeki değişiklik, padişahların evlenme geleneğinin bozulması, bu dönemde yaşanan doğal afetler, ekonomik sıkıntılar, kardeş katli uygulaması, denizcilik faaliyetleri gibi konular da konuda bütünlük sağlamak adına incelenmiştir. Yapılan araştırmalarda farklı kaynaklar ve kroniklerin kullanılmış olması, bilgileri karşılaştırarak en doğru yargıya ulaşabilmemizi kolaylaştırmıştır. Bunun yanı sıra Sultan II. Osman'ın Divanı incelenerek padişahların şiir yazma geleneğine uyarak Farisi mahlasıyla şiir yazan Genç Osman'ın şairlik yönü de incelenmiştir. Hotin Seferi için yapılan masraflar arşiv belgeleriyle ortaya konulmuş, bunun yanı sıra padişahın ölümünden sonra hazineye aktarılan eşyaları da yine arşiv belgeleriyle tespit edilmiştir.Çalışmamızın son bölümünde Osmanlı Tarihi'nde ilk ve son kez uygulanan padişahın tahtan indirilip, Yedikule'ye hapsedilip, hakaretler altında öldürülmesi olayı araştırılmıştır. Bu kapsamda bir çok eserde bir utanç nazariyesi olarak kabul edilip kaydedilmeyen bu olay, elde edilen farklı kaynaklarla günü gününe nakledilmeye çalışılmıştır. Bu bilgiler dahilinde 1618-1622 yılları arasındaki dört yıllık siyasi ve sosyal olaylar incelenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Genç Osman2.Yedikule3.Hotin4.Veraset5.Divan
Libya: 1911-1945
Libya, Akdeniz'de sahip olduğu yaklaşık 2000 kilometrelik sahiliyle, Kuzey Afrika'nın tam ortasındadır. Mısır ile Tunus arasında yer alan ülke coğrafi konumuyla önemli bir yere sahiptir. 1. 750. 000 kilometre karelik yüzölçümü olan LibyaAvrupa ülkelerine ve Amerika'nın doğu kıyılarına yakın sayılabilecek nitelikli petrol kaynaklarına sahiptir. İlkçağlardan itibaren yerleşim yeri olarak kullanılan bölge Hz. Ömer döneminde İslamiyet'le tanışmış 1551 yılında Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. İlkçağlardan itibaren pek çok devletin ilgi odağı olan bölge sömürge yarışına geç katılan İtalya'nın dikkatini çekmiştir. Osmanlı'nın Kuzey Afrika'daki son toprağı olan Libya Trablusgarp savaşı sonunda imzalanan Ouchy ( Uşi ) antlaşmasıyla İtalya'ya bırakılmıştır. Bundan sonraki süreçte İtalya sömürgesi altında İki büyük dünya savaşına tanık olan Libya, bağımsızlığını kazanmak için mücadele etmiştir. Bağımsızlık için Senusi şeyhlerinin verdikleri mücadeleler oldukça önemlidir. Bu çalışmada 1911- 1945 yılları arasında Libya'nın genel durumu ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Libya, Sömürge, Osmanlı, İtalya, Savaş
Soğuk Savaş Döneminin Avrupa'daki terör faaliyetlerine etkisi: Almanya, İtalya, Yunanistan
Terörizmin konusunda uluslararası alanda genel kabul görmüş bir tanımın olmamasının pratikteki anlamı, terörizmin, bir güç mücadelesi olarak kabul edilen uluslararası ilişkilerde, uluslararası alanda kıt olan kaynaklar üzerinde söz sahibi olarak ihtiyaçların karşılanması, rakip olarak görülen aktörlerin siyasi, askeri, toplumsal ve ekonomik güçlerinin zayıflatılarak, uluslararası alanda öne çıkmalarının engellenmesi, oluşacak boşluktan faydalanarak, dış politika hedeflerinin gerçekleşmesinde mesafe almak ve uluslararası toplumda öne çıkmak, statükoyu korumak, terör eylemleri üzerinden silah satarak ekonominin işletilmesini sağlamak, yeni silah ve teknolojilerin denenmesi ve terörle mücadele adına, Afganistan ve Irak gibi, belli bir bölgeye yerleşilmesi gibi amaçlar çerçevesinde bir dış politika aracı olarak kullanıldığına işaret etmektedir.Bu bağlamda iki kutuplu dünya sisteminde ve sonrasında Avrupa uluslararası güvenliği tehdit eden Marksist-Leninist terör örgütlerinin, Doğu bloğunun yanı sıra Batı bloğu tarafından da kullanıldığı yönünde ciddi ihtimaller bulunmaktadır. Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB, özellikle Avrupa'daki çıkarlarını koruyabilmek, sürdürebilmek ve geliştirebilmek için, bu tarzdaki örgütlerden fayda sağlamaya çalışmışlardır. Böylece Avrupa ülkeleri, günümüze kadar etki eden bir terör macerası içinde olmuştur. Bu durum tabiatiyle Avrupa Birliği'nin terörle mücadele boyutuna da yansımıştır.
Untold story of intra-party democracy: The case of Germany, Italy, and Austria
This research investigates the intra-party democracies of 19 countries. Based on the classical method of Most Similar Systems Design, Germany, Italy, and Austria are the cases to seek the nature and reasons of differences in intra-party democracies. These cases show how different states that share a common historical and political heritage have different levels of intra-party democracy. The thesis will answer why Germany, Italy, and Austria have different levels of intra-party democracy despite their similarities. The thesis will show that legal provisions and political party ideologies influence the degree of intra-party democracy. Party systems and party types can provide an alternative explanation to legal provisions. The level of democracy, GDP, and Governance levels of the countries are weak and insufficient to explain the different levels of intra-party democracy as these three countries have similar values. To examine the effects of legal provisions and political party ideologies on intra-party politics, this paper uses the Political Party Database Project index as a measure of intra-party democracy and an index constructed in this project to measure the related legal provisions for intra-party democracy. There are two main findings of this research. First, Germany, Italy, and Austria have different levels of intra-party democracy, which can be attributed to the presence of legal provisions regulating intra-party democracy. Second, political party ideologies show that left-wing or environmentalist parties are accepted as acting more democratically than right-wing parties without legal provisions, as in Italy and Austria. Finally, right-wing political parties can follow democratic principles for their internal action with well-established legal provisions, such as Germany.
İtalyan işgal bölgelerinde son Osmanlı Meclis-i Mebusan seçimleri
Osmanlı Devletinin çöküş sürecine girdiği yıllarda Avrupa'da parlamentolar çağı yaşanmaktaydı. Bu süreçte Avrupa'da başlayan anayasa hareketleri Osmanlı Devletine de yansımış ve Meşruti yönetim Osmanlı Devleti içerisinde de yapılanmaya başlamıştır. Bu yüzden Osmanlı'da demokratikleşme sürecinin başlangıcı olarak Cumhuriyetin kuruluşunu esas almak yanlış olur diyebiliriz. Zira Osmanlıda modernleşme ve demokratikleşme hareketleri 19. yüzyılın başlarında başlamış, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerindeki projeler ile de devam etmiştir. Tanzimat döneminin yetiştirdiği aydın kesimin Avrupa modelinde bir anayasanın benimsenmesi ısrarından sonra Meşrutiyet düşüncesi giderek güçlenmiş ve 23 Aralık 1876‟da Sultan II. Abdülhamit Kanun-ı Esasi'yi ilan etmiştir. Türk tarihi açısından ilk modern anayasanın ilanından sonra sıra meclisin açılmasına gelmiştir. Nitekim seçimlerin yapılması için bir seçim kanunu hazırlanmış ve seçimlerin anayasa ile birlikte bu kanuna göre yapılması kararı alınmıştır. Genel olarak iki dereceli seçim sistemi benimsenmiş ancak 1876 yılında yapılan ilk seçimler de bu kurala uyulmamıştır. Bu nedenle 1908 yılında yapılan seçimler halkın genel anlamda katıldığı ilk seçimlerdir diyebiliriz. 1912, 1914 yılında yapılan seçimlerde aynı şekilde seçim kanunu ve anayasa da belirlenen kurallara göre yapılmıştır. 1914 Meclisi de I. Dünya Harbi sonuna kadar görev yapmıştır. 1918 yılında savaşı kaybeden Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi ile ağır şartlar kabul etmek zorunda kalmıştır. İtalya ise savaş öncesinde İngiltere ve Fransa ile yaptığı gizli anlaşmalarla geleceğini garantilemeye çalışmıştır. 1915 ve 1917 yılında yapılan Londra ve St. Jean de Maurienne anlaşmaları ile İtalya'ya Anadolu'da Antalya'dan İzmir'e kadar geniş bir bölge vaat edilmiştir. Ancak İtalya savaştan sonra toplanan Paris Barış Konferansında (18-21 Ocak 1919) daha önce yapılan gizli anlaşmalarla kendisine vaat edilen İzmir'in İngiltere tarafından Yunanistan'a verildiğini öğrenince Anadolu'ya karşı işgal politikasını değiştirmiş ve İtilaf Devletleri'ni karşısına alarak bağımsız hareket etmeye başlamıştır. Ancak bir yandan da İtilaf Devletleri'ne karşı güçsüz olduğunun da farkındadır. Bu yüzden Osmanlı Devleti topraklarında takip ettiği işgal politikasında diğer işgalci güçlere nazaran daha ılımlı bir politika takip etmiştir. Anadolu'ya gönderdiği arkeolojik heyetler bahanesiyle işgallerine hazırlık yapan İtalya 1919 yılının Mart ayında Osmanlı topraklarını işgal etmeye başlamıştır. Bu bağlamda İtalyan işgalleri devam ederken Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Milli Mücadele hareketi başlamış, özellikle Sivas Kongresinin akabinde İstanbul ile iletişimin kesilmesi kararı alınmıştı. Yaşanan bu gelişme üzerine Damat Ferit Paşa kabinesi 1 Ekim 1919 tarihinde istifa etmek zorunda kaldı. Akabinde 3 Ekim 1919 tarihinde Ali Rıza Paşa kabinesi kurularak seçimlerin yapılmasına ve meclisin açılmasına karar verdi. Milli Mücadele hareketine daha ılımlı yaklaşan bu hükümetle Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti Ekim 1919 itibarı ile İtalyan işgal bölgelerinde seçimlere girmiştir. Seçimlere İstanbul Hükümeti onay vermiş olsa da seçimlerde Temsil Heyeti adaylığını koyanların seçilmesini istememiştir. Nitekim seçimlerde Dâhiliye Nezareti vilayet merkezi ve sancaklara gönderdiği seçim genelgesi ile seçimlerin sıkı bir şekilde takip edilmesini bilhassa bildirmiştir. Seçimlerin nihayetinde ise 12 Ocak 1920 tarihinde Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı açılmış ve toplamda 24 oturum gerçekleştirebilmiştir.
İtalyan şan eğitiminin Rus şan eğitimine etkilerinin incelenmesi
Bu araştırma, İtalya'da doğan opera sanatının ve Bel Canto stilinin tarihsel gelişimini; önemli bestecileri, oluşan okulları, pedagojik yaklaşımları ve belirli metotları aktarırken, Rusya'daki şan eğitiminin aynı başlıklar altında hangi aşamalardan geçtiğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Rus şan eğitiminin oluşmasında ve gelişmesinde, İtalyan şan eğitiminin pedagojik paradigmalar konusunda önemli yer tutuğunun gösterilmesi ve Türkiye'deki şan öğrencileri için konu ile ilgili bilgi aktarımı sağlanması açısından önemlidir. Araştırma konusu ile ilgili geniş bir literatür taraması yapılmıştır. İtalya'da doğan opera sanatının, Bel Canto stili ve şan eğitiminin, Rus operalarına, şan stili ve şan eğitimi üzerindeki etkilerine tarihsel sürecin bir yansıması olarak, teorik ve pratik açıdan örnek model oluşturmuşlardır. Ancak Rus geleneğinin bir özelliği olarak, pedagoji ve disiplin, eğitimin ideal bir sentezidir ve şan eğitiminde istikrarlı bir imaj çizmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Opera, Bel Canto, Şan Eğitimi, İtalya, Rusya
1960'larda Türkiye ve İtalya'da yabancılaşma: Sevmek Zamanı ve Batan Güneş filmleri üzerine bir karşılaştırma
Yabancılaşma, günümüzde dahi hala birçok açıdan inceleme alanına sahip olan bir kavramdır. Bu kavrama dair çalışmalar modernleşmenin ortaya çıkışıyla birlikte hız kazanmış, neden ve sonuç çerçevesinde yoğun bir şekilde ele alınmıştır. Sanat eserlerinin de toplumsal manada taşıdıkları potansiyel düşünüldüğünde bu gibi kavramları açıklayıcı bir zemin oluşturdukları görülmektedir. Özellikle toplumu yansıtma amacı güdülmüş sinema akımlarının revaçta olduğu 1960'lı yıllarda günlük yaşayış sinema filmlerine çokça konu edilmiştir. Bu yıllar içerisinde yapılmış Batan Güneş (L'Eclisse) ve Sevmek Zamanı filmleri de bu örneklerden iki tanesidir. Biri İtalya'da biri Türkiye'de yapılmış bu iki film, içlerinde bulundukları toplumun ilişki dinamiklerini ele almış ve bunları incelemiştir. Bu çalışma içerisinde bu iki filmin gerçekleştiği tarihlerden yola çıkılarak 1960'lı yıllarda Türkiye ve İtalya'da yaşanan yabancılaşma üzerinde durulmuştur. Bu sebeple öncelikle yabancılaşma çalışmaları incelenmiş, bu kavrama getirilmiş analizlerin durumu betimlenmiştir. Ardından 1960'lı yılların tarihi çerçevesine bakılmış ve toplumsal bağlamda bireyin durumuna açıklık getirilmiştir. Çalışmanın son kısmında ise Sevmek Zamanı ve Batan Güneş filmleri teorik çalışmalar ekseninde belirlenen temalar üzerinden incelenmiştir. Yapılan bu analiz sonucunda da 1960'lı yıllarda bireyin toplumsal manada yaşadığı bütünlük mücadelesinin ayrıntıları açığa çıkmıştır. Görülmektedir ki 1960'lı yıllar seçilen sinema filmlerinin yansıttığı boyutlarda bir yabancılaşmanın sıkıntılarını yaşamakta, bireysel manada toplumsal tecridin yükselişte olduğunu açığa çıkarmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yabancılaşma, Sevmek Zamanı, Batan Güneş, Türkiye, İtalya
Sürdürülebilir kalkınma kavramı ve Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma
Sürdürülebilir kalkınma bölgesel kalkınmanın en önemli unsurlarından biri kabul edilmektedir. Bu durumun temel nedeni sürdürülebilirliğin olmaksızın bölgesel kalkınma politikalarının başarıya ulaşamayacak olmasıdır. Bu çalışmada, Güneydoğu Anadolu Projesi'nde (GAP) de Master Plan ile sürdürülebilir kalkınmanın gelişimine değinilmiş, projenin çevresel ve ekonomik sosyal yönünün geliştirilmesi için uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarının da desteği ile başlatılan programlar açımlanmıştır. Çalışmada ayrıca mevcut projeler dâhilinde GAP'nin sürdürülebilirliği İtalya deneyimine yer verilerek karşılaştırmalı bir değerlendirme yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir kalkınma, bölgesel kalkınma, Güneydoğu Anadolu Projesi, GAP
Farklı ülkelerden 11 - 13 yaş aralığındaki öğrencilerin bilim ve bilim insanı hakkındaki görüşleri
Bu araştırmanın temel amacı, Türkiye, İtalya, İngiltere, Slovenya, Polonya ve Estonya'dan 11-13 yaş aralığında bulunan öğrencilerin bilim ve bilim insanına ait algılarının tespit edilmesidir. Araştırma, nitel araştırma türlerinden olgubilim yaklaşımı ile desenlendirilmiştir. Araştırma, Türkiye, İtalya, İngiltere, Slovenya, Polonya ve Estonya'dan 11-13 yaş aralığındaki 150 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Bilim İnsanına ilişkin öğrenci algılarının tespit edilmesi için, "bir bilim insanı çiz (DAST) ve bilim insanı kavram çarkı", bilim ile ilgili algının tespit edilmesi için, "açık uçlu soru" kullanılmış ve veriler 2014 yılı içerisinde toplanmıştır. Bilim insanı ve bilim insanının özelliklerine ait verilerin değerlendirilmesi sonucunda farklı ülkelerdeki öğrencilerin bilim insanı hakkında benzer basmakalıp algıya sahip oldukları tespit edilmiştir. Ancak bu basmakalıp algılar oransal olarak ülkeler arasında farklılık göstermektedir. Her ne kadar öğrenciler bilim insanı hakkında olumlu algıya sahip olsalar da bilim insanının toplumsal sorumluluğu ile etik değerlerine ilişkin yeterli düzeyde bir algı oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Öğrencilere yöneltilen bilim algısına ilişkin açık uçlu soruya verilen cevapların değerlendirilmesi sonucunda, araştırmaya katılan ülkeler arasında belirgin farklar tespit edilmiştir. Öğrencilerin bilim ve bilim insanına ilişkin algıları ile PISA sınav sonuçlarında aldıkları test puanları ülkeler arasında karşılaştırılmış, basmakalıp algı oranı ile PISA başarısı arasında bir ilişki saptanmamıştır.
Aydın ve Muğla Kuva-yı Milliyesi
Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesini imzalayarak mağlup devletler arasındaki yerini almıştı. İtilaf Devletleri, 18 Ocak 1919 tarihinde başlayan Paris Barış Konferansı'nda yapılan görüşmeler sonucu, İzmir'in Yunanistan tarafından işgalini kabul etti. 15 Mayıs 1919'da Yunan gemileri İtilaf Devletleri korumasında İzmir'i işgal ettiler. Yunan Efzon Taburları coşkun Rum kalabalığın taşkın hareketleriyle karşılandılar. Türk tarafından atılan bir kurşunla taburun önündeki bir Yunan askerinin yere düşmesi, Yunan işgal kuvvetlerinin erken zamanda cinayetlere başlamasına sebep oldu.İzmir'in işgali haberinin duyulması ile Aydın'da Hürriyet ve İtilaf Fırkası üyeleri başkanlığında, Muğla'da ise Ragıp Bey başkanlığında birçok kez toplantı yapılmış ise de silahlı direniş yönünde bir karar alınamamıştı. İzmir'de durumlarını sağlamlaştıran Yunanlılar, Venizelos'un emri ile 27 Mayıs 1919'da Aydın'ı işgal ettiler. Aydın'ın ileri gelenleri ise çoktan işgali sükunetle karşılama kararı almışlardı.İtalya ise mütareke boyunca faaliyette bulunduğu Menteşe sahillerinin işgaline, 11 Mayıs'ta Fethiye'nin işgaliyle başlamış, Kuşadası, Selçuk, Söke, Milas, Çin'e şeklinde devam etmiştir. İtalya işgal siyaseti pek çok bakımdan Yunan işgal siyasetinden kalın çizgilerle ayrılmaktadır. Yunanlıların yaptıkları cinayetlerle bölgeden Türk halkını göç ettirerek, buralara Rum göçmenlerini yerleştirmeyi planlamışlardır. Buna karşı İtalyanlar bölgedeki ekonomik faaliyetlerinde kullanmaya amaçladıkları Türk halkını her bakımdan kazanmaya çalışmışlardır.Aydın'ın işgalinden sonra Çine'ye gelen Asaf Gökbel, Teğmen İsmail Hakkı Bey, Yedek Subay Necmi Bey gibi vatanseverler Yörük Ali Efe ile irtibat kurarak, Efe'yi mücadeleye ikna etmişlerdir. 15/16 Haziran'da gerçekleştirilen Malgaç baskını, bölgede Kuva-yı Milliye'nin ilk başarısıdır. Bu baskını Erbeyli baskını, Tellidede çarpışması izlemiş ve Kuva-yı Milliye birlikleri Yunan işgal kuvvetlerini sürekli rahatsız eder olmuştur. Kuva-yı Milliye'ye katılımın hızla artması ile 30 Haziran 1919 tarihinde Yunanlılar Aydın'dan çıkarılmıştır. Fakat takviye edilen Yunan kuvvetleri 4 Temmuz 1919 tarihinde Aydın'ı tekrar ele geçirdiler. Dağılan Kuva-yı Milliye birlikleri kısa süre sonra beşer onar kişilik guruplar halinde Umurlu'da toplanmaya başlamışlardır. 11 Temmuz'da 57. Topçu Alay Komutanı Binbaşı İsmail Hakkı Bey'in, Umurlu'da bin kadar Kuva-yı Milliye'nin toplandığını ve Demirci Mehmet Efe ile iki yüz kadar maiyetinin de mücadeleye katıldığını bildirmesi, direnişe kalındığı yerden devam edeceğini göstermekteydi. Bundan sonra Kuva-yı Milliye birlikleri Yunanlıları baskın ve pusularla sürekli rahatsız etmiştir.17 Temmuz 1919'da her bakımdan üstün Yunan kuvvetlerinin ileri harekata başlaması üzerine, Kuva-yı Milliye Köşk'e çekilmek zorunda kalmıştı. Köşk cephesinin kurulup teşkilatlanmasında Demirci Mehmet Efe büyük rol oynarken, Yörük Ali Efe ise kalabalık maiyetiyle Dalama'ya yerleşmişti. 23 Haziran 1919 Yunan genel taarruzuna kadar, Kuva-yı Milliye'nin baskın, keşif kolu çarpışmaları, demiryolu ve köprü tahripleri ile düşman kuvvetlerine rahat verilmemiştir.Düşmana karşı mücadelenin sürdürülebilir olması için Nazilli'de toplanan kongreler sayesinde teşkilatlanma yoluna gidilmiş, bölgede asker toplanmasından, iaşe faaliyetlerine hemen hemen tüm konularda askeri görevlilerden idari görevlilere, aydınlara, efelere kadar tam bir işbirliği sağlanmıştır. Bu sayede 23 Haziran 1920'ye kadar Yunan ileri harekatı durdurulabilmiştir.
İtalyan işgalinde Antalya (1919-1921)
Bu çalışmada İtalyan İşgalinde Antalya (1919-1921) incelenmektedir. Antalya, I. Dünya Savaşı'nın ardından imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması'nın 7. maddesine dayanılarak 28 Mart 1919 tarihinde İtalya tarafından işgal edilmiştir. Antalya'nın işgaline bölgede yaşanan asayiş olayları gerekçe gösterilmiştir. İtalya, işgal ile birlikte Antalya halkını yanına çekebilmek, halkın gösterebileceği mukavemetin önüne geçebilmek için sağlık, ekonomi, ziraat, eğitim ve bayındırlık alanlarında halkın hoşuna gidecek politikalar uygulamaya koymuştur. İtalya'nın gerek uygulamaya koyduğu politikalar gerekse çatışma ortamı yaratmamak için Antalya ahalisi ile karşı karşıya gelmekten kaçınması Antalya'da İtalyan işgaline tepkileri protestolarla sınırlı bırakmıştır. Gerçekten de şehrin işgaline İstanbul Hükümeti, Antalya Mutasarrıflığı, Mustafa Kemal ve Askeri kanat öncelikle siyasi alanda mitingler düzenlenmesini tavsiye ederek tepki göstermiş, ancak İtalyanların şehir çevresinde işgali genişletme çabası içerisine girmeleriyle Mustafa Kemal ve Harbiye Nezareti işgale karşı her türlü mücadelenin verilmesi ve askerlerin hiçbir suretle geri çekilmemesi yönünde tepkisini sertleştirmiştir. Her ne kadar Antalya'da Milli Mücadele döneminde silahla mücadele için cephe açılmamış olsa da Anadolu'nun diğer vilayetlerinde olduğu gibi burada da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Bu cemiyet Antalya halkına Milli Mücadele'yi anlatmanın ve halkı işgalde örgütlemenin yanı sıra cepheye silah ve mühimmat yardımı, temini, aktarımı ve organizasyonunda önemli rol oynamıştır. İtalya'nın Antalya'yı işgali ile birlikte bölgede bir otorite boşluğu yaşanmıştır. Bu durum eşkıyaların türemesinde önemli bir etken olmuş, bölgede asayiş olayları artmıştır. Ancak, asayiş ve güvenlikten sorumlu olan 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik Bey (Aker) Antalya işgal altında olmasına rağmen bölgenin huzuru için büyük çaba göstererek Antalya ve çevresinin daha da karmaşık ve asayişsiz hale gelmesini önlemiştir. Anadolu'da Milli Mücadele değerlendirildiğinde işgal altında bulunan ve direniş gösterilen bölgelerin gereksiniminin karşılanmasında Antalya'nın çok önemli bir yerinin olduğu görülmektedir. Öyle ki, dönemi aydınlatan arşiv belgeleri, anılar ve konu ile ilgili incelemelere bakıldığında Milli Mücadele'nin silah ve malzeme gereksiniminin önemli bir kısmının Antalya yolu ile Anadolu'ya getirildiği, bunların büyük bölümünün de parası ödenerek İtalyanlar aracılığı ile sağlandığı anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Milli Mücadele, Anadolu, Antalya, İtalya, İşgal.
Yabancı düşmanlığının yiyecek kültürüne yansımaları: Almanya'da bir araştırma
Irkçılık ve yabancı düşmanlığı (zenofobi) İkinci Dünya Savaşından sonra şekil değiştirerek yabancıların fiziksel özelliklerinden daha çok kültürel özellikleri hedeflemeye başlamıştır. Son yıllarda özellikle İtalya, Fransa ve Almanya'da, yabancıların yiyecek kültürlerine yansıyan düşmanca tutumlar ve politikalar gerçekleşmektedir. İtalya'da yabancı kültürlere ait yiyecekler sunan restoranlara engellemeler getirilmekte veya kapatılmaktadır. Fransa'da ise helal gıda tartışmalarının alevlendiği görülmektedir. Helal gıdalar, temiz ve sağlıklı yiyecekler olarak görülmek yerine, İslami bir simge olarak değerlendirilmekte ve helal gıda sunan işletmeler boykot edilmektedir. Almanya'da Türklerle özdeşleşmiş bir yiyecek olan ve Almanya'da yoğun şekilde tüketilen dönerin, seri cinayetlere adını verdiği, yasadışı ve ırkçı bir örgüt (NSU) tarafından katledilen farklı mesleklere mensup 10 kişinin, kamuoyunda "dönerciler" olarak adlandırıldığı görülmektedir. Özellikle Avrupa'daki bu gelişmeler çalışmanın çıkış noktaları olmuştur. Avrupa'daki gelişmelerin yanı sıra, dünya genelinde de benzer örneklere sıkça rastlanmaktadır. Bu çalışma, yabancı bir kültüre karşı gelişen ön yargı, korku ve düşmanlığın, söz konusu kültürün yiyecek ve içeceklerine de yansıdığını ortaya koyma amacı taşıyan nitel bir araştırma olup, nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik (olgubilim) desen üstüne kurulmuştur. Almanya'nın başkenti Berlin'de yapılan araştırmada, Berlin'in Kreuzberg semtinde yer alan ve Türk kültürüne ait yemekler sunan on iki restoran işletmecisi ile yarı yapılandırılmış karşılıklı görüşmeler yapılmıştır. Örneklem belirlenirken, Amaçlı Örneklem türlerinden Doğrulayıcı Veya Yanlışlayıcı Durum Örneklemesi kullanılmış, toplanan veriler Betimsel Analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Restoran işletmecilerinin yanı sıra araştırmayı desteklemesi amacıyla Berlin'deki 37 Türk sivil toplum kuruluşu ve 86 münferit üyeyi temsil eden Berlin Brandenburg Türkiye Toplumu (TBB) Sözcüsü İlker Duyan'la yaklaşık bir saatlik bir röportaj gerçekleştirilmiştir. Konusu ve sonuçları itibariyle özgün bir araştırma olma iddiası taşıyan çalışmanın, bilime ve turizm sektörüne katkı sağlayacağına inanılmaktadır.
Anadolu ve italyan mandalarında canlı ağırlık ve bazı vücut ölçülerinin çok değişkenli istatistiksel yöntemler ile incelenmesi
Bu araştırmada Afyonkarahisar şartlarında yetiştirilen Anadolu ve İtalyan mandalarının vücut ölçüleri ile canlı ağırlık değerlerinin tahmin edilmesi amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Anadolu ve İtalyan mandalarının vücut ölçüleri bakımından homojen ve heterojenliğinin belirlenmesi amacıyla aşamalı kümeleme yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmada, Afyonkarahisar ilinde bir işletmede bulunan farklı yaşlarda 75 Anadolu ve 75 İtalyan mandasına ait vücut ölçüleri ve canlı ağırlık verileri kullanılmıştır. İtalyan mandalarında her yaş grubu için ortalama canlı ağırlık değerleri, Anadolu mandalarından yüksek bulunmuştur. Yaşa göre düzeltilmiş canlı ağırlık ortalaması Anadolu mandalarında 612,54±70,47 kg, İtalyan mandalarında ise 671,48±53,99 kg olarak bulunmuştur. Ek olarak, Anadolu mandasına ilişkin cidago yüksekliği, beden derinliği, sağrı genişliği ve canlı ağırlık ölçüleri üzerinde yaşın etkisinin farklı düzeylerde (p<0,05; p<0,001) önemli olduğu belirlenmiştir. İtalyan ırkında ise cidago yüksekliği, beden derinliği, vücut uzunluğu, sağrı genişliği, ön meme başı uzunluğu, kalça yumru genişliği ve canlı ağırlıkları üzerinde yaşın etkisi önemli bulunmuştur. Mandaların vücut ölçüleri kullanılarak yapılan canlı ağırlık tahminine ilişkin çoklu doğrusal regresyon analizi sonucuna göre; Anadolu mandalarında cidago yüksekliği, beden derinliği, vücut uzunluğu, ökçe yüksekliği ve sağrı genişliği değişkenlerinin canlı ağırlık üzerinde önemli bir etkisi olduğu belirlenmiştir. İtalyan mandalarında ise vücut uzunluğu, ön meme başı uzunluğu ve kalça yumru genişliği değişkenlerinin canlı ağırlık üzerinde önemli bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Vücut ölçülerine göre yapılan Kümeleme analizinde aşamalı kümeleme yöntemlerinden Tam Bağlantı Kümeleme Yöntemi ve Ward Kümeleme Yöntemi 'ne ilişkin sonuçlar ve dendrogramlar incelendiğinde, Anadolu mandaları 5, İtalyan mandaları ise 2 kümeye ayrıldığı görülmüştür. Uygulanan aşamalı kümeleme yöntemlerine ilişkin bulgular, Anadolu mandalarının İtalyan mandalarına göre vücut ölçüleri açısından daha heterojen bir yapıda olduğu belirlenmiştir.
Dijital oyun pazarında tüketici tercihleri (Türkiye ve İtalya'da eğitim gören üniversite öğrencilerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Bireyler, günlük yaşamda eğlence ihtiyacını karşılamak için dijital oyunlara yönelmektedir. Bu çalışmada dijital oyun sektörü hakkında bilgi sahibi olunmaya çalışılmaktadır. Tüketici davranışları ve tüketici davranışını etkileyen faktörler detaylı olarak incelenmektedir.Hızlı büyüyen dijital oyun sektörü hakkında bilgiler verilmektedir. Dijital oyun pazarında üreticiler, dağıtımcılar, yazılımlar kapsamlı olarak açıklanmaktadır. Dijital oyun sektörü hakkında tüketici davranışlarına yer verilmektedir. Türkiye'de ve İtalya'da oyun sektörü hakkında incelemeler yapılmıştır. Ankete, Türkiye ve İtalya'da eğitim gören üniversite öğrencileri katılmıştır. Elde edilen veriler, tablolar halinde incelenmiştir.Anahtar kelimeler: Dijital oyun, dijital oyun sektörü, tüketici tercihleri
Küresel krizin nedenleri ve Avrupa Birliği ülkeleri üzerindeki ekonomik etkileri: İtalya, Yunanistan ve İspanya örneği
Bu çalışmanın amacı 2007 yılında ABD'de mortgage piyasasında ortaya çıkan problemlerin özellikle Avrupa Birliği üye ülkelerini nasıl etkilediğini tespit etmek ve bu ülkelerde alınan önlemleri analiz etmektir. Buna yönelik olarak İtalya, Yunanistan ve İspanya'nın krizden daha fazla etkilenmesine yol açan sebepler incelenmiştir. Bunun nedeni söz konusu ülkelerin kendine özgü yapısal özellikleri ve bu ülkelerdeki yüksek cari açıklardır. Buna ilave olarak bu üç ülkenin kamu borçlarının yüksek düzeyde olması krize yol açan bir diğer önemli faktördür. Yunanistan'da yıllardan beri uygulanan genişletici maliye politikaları kamu harcamalarını önemli şekilde artırmıştır. İtalya'da ise büyüme oranlarının istenilen seviyede olmaması ve İspanya'da kriz öncesinde konut piyasalarında meydana gelen canlanmanın, krizle birlikte durgunluğa dönüşmesi ülkelerin bir diğer yapısal sorunlardandır. Anahtar Kelimeler: ABD, Mortgage piyasası, Cari açık, Avrupa Birliği ülkeleri