Women
2,811 theses under this subject heading
Kadınların gözünden kadın istihdamı meselesi
Bu çalışma; kentlerde yaşayan eğitimsiz kadınların istihdamının önündeki engellerin kadınların gözünden keşfedilmesini ve bu yolla, aktif işgücü politikalarının ve sosyal yardımların hedef kitlenin emek arzı davranışı üzerindeki etkisinin araştırılmasını amaçlamaktadır. Gerek mevcut literatür gerekse anekdota dayalı kanıtlar, kadın istihdamının arttırılmasına yönelik olarak uygulanan sosyal politikaların amacına ulaşabilmesi için kadınların homojen bir grup olarak ele alınmaması gerektiğini göstermektedir. Buradan hareketle, uygun ve etkili sosyal politikaların hayata geçirilmesine katkıda bulunmayı amaçlayan bu araştırma için hedef kitle olarak, istihdam konusunda en dezavantajlı grup olan kentlerde yaşayan eğitimsiz kadınlar belirlenmiştir. İlgili grubun sorun ve ihtiyaçlarının derinlemesine keşfedilebilmesi için, nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Tümevarım yaklaşımının benimsendiği araştırma, gömülü teori metoduyla gerçekleştirilmiş ve veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakatlar kullanılmıştır. Araştırmanın temsil gücünün arttırılması amacıyla Tekirdağ, Diyarbakır, Gaziantep ve Kocaeli illerinde yaşayan 12 kadınla mülakat yapılmış ve bu mülakatlar sonucunda, hedef kitlenin emek arzı davranışının belirleyicisi olan dört temel etken tespit edilmiştir. Bunlar kişinin özgüven düzeyi, meslek sahibi olup olmaması, hanehalkı geliri ve medeni durumudur. Araştırma bulguları ayrıca, istihdam garantili meslek kurslarının araştırmanın hedef kitlesi tarafından tanınmadığını ve bu kursların etkinliğinin arttırılması için İŞKUR ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının işbirliğinin önemli olduğunu göstermiştir. Öte yandan, ilgili grubun emek arzı davranışıyla sosyal yardımlar arasında güçlü bir ilişki tespit edilememiştir. Anahtar kelimeler: Kadın işgücü, Kadın istihdamı, Sosyal politika, Sosyal yardımlar, Toplumsal cinsiyet
Geçmişin görünmez kadınları: Geleneksel kadınların siyasallaşma süreci
Bu çalışmanın temel konusunu 1960'lara kadar devlet için görünmez konumdaki geleneksel kadınların siyasallaşma süreci oluşturmaktadır. Bu yıllarda üniversitelerde başörtüsü yasağına karşı verilen tepkilerle beraber başlayan siyasallaşma sürecinin sebebi araştırılmıştır. Bu siyasallaşma sürecinin temel sebebinin 1950'lerden itibaren yoğun bir şekilde gerçekleşen kırsal bölgelerden kentlere doğru göç olduğu tespit edilmiştir. 1960'lara kadar farklı yerlerde yaşayan kentli kadınlarla geleneksel kadınların göçle beraber ortak bir mekânda buluşması sonucunda siyasallaşma da başlamıştır. İslam'ın siyasallaşmasının da benzer bir şekilde göçün yansıması olarak gerçekleştiği tespit edilmiştir. Ayrıca 1980'lerden itibaren Türkiye'de hâkim bir konuma gelen ahbap-çavuş kapitalizmiyle beraber başörtüsünün ve İslam'ın kamu kaynaklarının dağıtımındaki etkileri de araştırılmış ve son yirmi beş yılda kamu kaynaklarının dağıtımında İslam'ın etkisinin git gide arttığı gözlenmiştir.
The impact of exporting on women employment: A study on Turkish manufacturing industry
Exploiting a recent and comprehensive firm level data, we aim to evaluate exports' impact on women employment rate for Turkish manufacturing firms between the years 2003-2015. We shed light on the possible mechanisms for job creation by distinguishing between several sub-samples of firms according to export sophistication, wage level and technology intensity of the sector that the firm operates. To investigate the effect of initiating to export on women employment rate, treatment models are constructed and propensity score matching (PSM) techniques accompanied by the difference-in-differences (DID) methodology are utilized. The estimation results indicate that starting to export increases women employment rate in Turkish manufacturing industry. It is observed that the effect of turning into two-way trader on women employment rate is more than becoming one-way trader. We find differential effects of exporting across different types of industries. Gains in female employment rates are observed for the firms operating in low and medium low technology intensive sectors, low wage sectors as well as labor intensive goods exporting sectors.
Women's physical security and peace in interstate relations in Northeast Asia
Gender studies and International Relations discipline are used to understand each other since 1988. The relation between gender and security studies has been advanced by a number of feminist theorists. In particular, it is claimed that countries with gender inequality are more confrontational. In order to test this theory, this study attempts to understand whether there is a correlation between the physical security of women and conflict vs. peace in interstate relations. Northeast Asian countries, Japan, Mongolia, China, South Korea and North Korea have been selected as case countries. Both qualitative and quantitative methods are used to test the hypothesis. It is concluded that the countries with high physical security of women tend to behave peacefully in their relations; countries where women are not physically safe tend to be more confrontational.
Gender wage determinants: Theory and evidence
Over the past century, women's roles in society and their labor market participation have changed significantly. Even though there have been big steps toward equal pay for men and women in the workplace, the gender pay gap still exists in many places. Policymakers in certain states of the U.S. have enacted "gender pay discrimination" bans to combat the pervasive discrimination against women. These bans make it illegal to pay individuals differently based on their gender. The main goal of this thesis is to find out what causes the pay gap between men and women in the U.S. by focusing on how state bans affect the wages of women workers by using administrative data between the years 1997 and 2020. In this regard, based on the Solovian growth model, we first develop a theoretical framework with a steady state solution to investigate the long run determinants of the gender pay gap using an empirical pay gap model. Our theoretical model signifies the importance of the "share difference", defined as the difference between the shares of women and men in the total labor force. At state level, we test the importance of "share difference" in reducing the gender pay gap using state fixed effects and quantile regression techniques. While our findings highlight the significance of labor force participation, the effect is larger at higher quantiles. Regarding the gender pay discrimination bans, we conclude that the passage of a law against gender discrimination decreases the gender gap if the wage gap is narrow. At the household level, using the difference-in-differences (DID) technique and the human capital wage equation, we find that gender pay discrimination bans significantly increase women's wages, especially among the high-paid workers at the top of the wage distribution.
Şüpheli kadın ölümlerinde annelerin kayıp ve başa çıkma deneyimleri
Bu tez çalışmasının temel amacı; şüpheli kadın ölümlerinde annelerin kayıp sonrası sürecindeki deneyimlerini ve başa çıkma süreçlerini derinlemesine anlamaktır. Bu hedefe ulaşmak için nitel bir çalışma yürütülmüştür. Çalışma örneklemini şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmiş kadınların annesi olan beş katılımcı oluşturmaktadır. Anneler ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler fenomenolojik yaklaşım temelinde çözümlenmiştir. Analizler sonucunda annelerin deneyimleri iki üst tema altında toplanmıştır. Bunlar sırasıyla (1) kayıp sonrası deneyimler ve (2) kayıp sonrası başa çıkma deneyimleridir. Söz konusu temalar ilgili literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Şüpheli Kadın Ölümleri, Kayıp Sonrası Deneyimler, Başa Çıkma Süreci, Fenomenolojik Yaklaşım
Kadınların işgücüne katılımını etkileyen faktörlerin belirlenmesi: Türkiye uygulaması
Günümüzde refah seviyesinin yükseltilmesi ve kalkınmanın sürdürülebilmesi bakımından kadın istihdamı önemlidir. Ancak kadının işgücüne katılmasını etkileyen birçok faktör vardır. Başlıca faktörler olarak kadınların medeni durumu, eğitim seviyesi, yaşı, çocuk sayısı ve ekonomik koşullar sıralanabilir. Bu çalışmada Türkiye'de kadının işgücüne katılımını etkileyen faktörler incelenmiştir. Bağımsız değişkenler olarak büyüme, enflasyon oranı, işsizlik oranı, doğurganlık oranı ve verimlilik belirlenmiştir. 2005-2017 dönemi için aylık veriler kullanılarak değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkiler Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif Model (ARDL) yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) veri tabanlarından elde edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre büyüme ve işsizlik oranı kısa dönemde kadınların işgücüne katılım oranını negatif yönde etkilerken, uzun dönemde pozitif yönde etkilemektedir. Doğurganlık oranı, verimlik endeksi ve enflasyon oranında ise tam tersi bir sonuç görülmektedir.
Yoksullukla mücadele stratejisi; Mikrofinans uygulamaları ve kadın
Dünya genelinde mikro kredi kullandıran kuruluşların amaçlarına bakıldığında ''Kadınları Güçlendirme'' düşüncesi başat rol oynamaktadır. Yoksullukla mücadelede etkili olan mikro kredi uygulaması dar gelirli (yoksul ya da yoksulluk sınırının daha altında) bireylere belli miktarda kredi kullandırılarak çalışma hayatında yer almalarını sağlamak ve ekonomik gücünü elinde bulunduran kadınların gerek aile içinde gerekse toplumda statü olarak yükselmeleri amaç edinilmiştir. Bu çerçevede kadın istihdamının arttırılması için yoksulluk önleme politikası olarak tanımlanan mikro kredi bir çözüm potansiyeline sahiptir. Bu çalışma, mikro kredi uygulamaları örneklerinin incelenmesini ve mikro kredilerin kadınların ekonomiye kazandırılmasında ne kadar etkili olduğunu saptamayı amaçlamaktadır.
Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü ve işyerinde ayrımcılık: Kadın hemşireler örneği
Kadınların maruz kaldıkları cinsel ayrımcılığın çalışma yaşamında görülmesinin hem kadın, hem de işyerleri açısından pek çok olumsuz sonucu bulunmaktadır. Bu ayrımcılığın ulusal ve uluslararası mevzuatlarla yasaklanan ve çalışma yaşamının birçok bölümünde görüldüğü bilinmektedir. Bu çalışma ile iş yaşamında cinsel ayrımcılık kavramının kadınlar üzerindeki etkilerinin neler olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Kadının toplum içerisinde güçlendirilmesi ve geliştirilmesi etkin olacak bir politikaya, stratejiye ve tüm bunların uygulamaya konulması hususu büyük önem arz etmektedir. Eşitliğin cinsiyetler arasında sağlanması ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığının yok edilmesi konusunda genel atılımlar yapılmış olmasına rağmen, konuya dair istenilen seviyeye varmak için aşılması gereken bir çok kademe vardır. Yapmış olduğum bu çalışmada son 15 yıl içerisinde konu ile ilgili yapılmış araştırmalara dair geniş bir literatür taraması yapılmış ve konu hakkında yazılan makale ve kitaplardan yararlanılmıştır. Çalışmada yukarıda da belirtildiği üzere kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikler, kadının çalışma hayatındaki yeri ve sağlık hizmetlerindeki kadın emeğinin önemi gibi birçok alandaki eksiklikler üzerinde durulmuştur. Sağlık hizmetleri, geçmişten günümüze kadınların çoğunlukta olduğu bir hizmet alanıdır. Sağlık hizmetleri içerisinde temel sağlık hizmetleri alanında bulunan koruyucu sağlık hizmetleri ve tedavi hizmetlerinin çoğunlukta bulunduğu hastanelerde kadınlar sağlık çalışanları içerisinde çoğunluğu oluşturmaktadır. Bu hizmet, beraberinde mesleki olarak yapılan cinsiyet ayrımcılığını ve ayrım doğrultusunda örnekler içerdiği görülmektedir. Sağlık hizmetlerinde böylesi bir durumun bulunmasına rağmen bu hizmet alanında çalışan kadınlar üzerinde bir takım ayrımlar söz konusu olmakta ve kadınlar da hem ev işlerinin yüküne, hem de çalışma alanında yapılan haksız muamelelere maruz kalmaktadırlar. Sağlık hizmetleri içerisinde büyük bir çoğunluğu oluşturan hemşirelik mesleği ve bu hemşirelik mesleğinin içerisinde kadınların yoğun bir şekilde bulunması ve hasta ile en çok etkileşim içerisinde olan bu meslekte çalışan kadınların ayrımcılık deneyimlerinin neler olduğunun tespiti yapılacaktır. Kadının anne olmasının özelliğinden dolayı, kadınların bu mesleği yapmasının daha da uygun olduğuna dair düşünceler bulunmaktadır. Ancak, annelik duygusu da, meslek yaşamı içerisinde de beklendiğinden emeğinin karşılığının bir kısmının görünmemesine neden olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında hemşirelik mesleğinin tanımının sürekli olarak esnediği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, İş Bölümü, Ayrımcılık, İş yeri Olarak Hastane, Kadın Hemşireler
Türkiye'de kadın istihdamı ve ekonomik büyüme ilişkisi: Bir zaman serisi analizi
Bu tez çalışmasında, kadın istihdamı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki üzerinde durulmaktadır. Literatür taraması, Türkiye ekonomisi ile ilgili bu tür çalışmaların oldukça sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Burada, 1988-2016 dönemi yıllık zaman serileri dikkate alınmaktadır. Kadın istihdamının yanı sıra, kentleşme ve sabit sermaye bağımsız değişkenleri, ekonomik büyüme ise bağımlı değişkeni ifade etmektedir. Değişkenlerin durağanlık analizleri için PP, KPSS ve ERSP birim kök testleri kullanılmaktadır. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisi, ARDL sınır testi yardımıyla araştırılmaktadır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin varlığı, Granger nedensellik analizi ile incelenmektedir. Çalışmadan elde edilen ampirik sonuçlar, değişkenler arasında bir eşbütünleşme (uzun dönem) ilişkisinin varlığını göstermektedir. Çalışmadan elde edilen ampirik sonuçlar, aynı zamanda kadın istihdamı ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemde pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişkiyi göstermektedir. Son olarak, nedensellik testi sonuçlarına göre, kadın istihdamından ekonomik büyümeye doğru işleyen bir nedensellik söz konusudur. Bu sonuçlara göre; Türkiye ekonominde ekonomik büyümeyi hızlandırabilmek için politika yapıcıların kadın istihdamına özel bir önem vermesi gereği ortaya çıkmaktadır.
Aile içi şiddet nedeniyle kadın konukevinden hizmet alan kadınların sosyo-demografik faktörler açısından değerlendirilmesi: Trakya bölgesi örneği
Aile içi şiddet tüm toplumlar ve sosyo-ekonomik gruplardaki kadınları etkileyen önemli bir sorundur. Aile içi şiddet, kadınlarda, sakatlıklar, cinsel yolla bulaşan HIV/AIDS vb. hastalıklar, intihar, ilaç-alkol bağımlılığı, travma sonrası stres bozukluğu gibi fiziksel, sosyal ve ruhsal problemlere yol açmaktadır. Şiddet gören kadınların genel sağlık durumu kötüleşmekte, yaşam kaliteleri düşmekte bu nedenle de; sağlık hizmeti kullanma oranları artmaktadır. Dünyada milyonlarca kadının şiddete maruz kaldığı bilinmektedir. Ancak gelenekler, kadının statüsünün düşük olması ve ekonomik özgürlüğünün olmaması gibi nedenlerle kadına yönelik şiddet çoğunlukla gizli tutulmaktadır. Konukevleri şiddete maruz kalan kadınların koruma altında tutulduğu mekânların başında gelmektedir. Bu çalışmada aile içi şiddet sebebiyle kadın konuk evinde kalan kadınlar sosyo-demografik faktörler açısından araştırılmıştır. Çalışma çerçevesinde, Trakya bölgesindeki üç şehirdeki (Edirne, Kırklareli, Tekirdağ) kadın konukevinde kalan, aile içi şiddet öyküsü olan 69 kadına uygulanan anketlerden elde edilen bulgular analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, eğitim seviyesi, ekonomik durum, birlikte yaşanılan süre, şiddet görme öyküsü gibi değişkenlerin kadınların şiddete maruz kalmaları üzerindeki etkisinin öne çıktığı görülmüştür. Bunun yanında, şiddete maruz kalmanın psikolojik açıdan farklı seviye ve türlerde rahatsızlıklara sebebiyet verdiği bulgulamıştır. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgularla bu mağduriyetin yarattığı belirtilerin azaltılmasına yönelik çözümler elde edilmiştir. Bu çalışmanın, aile içi şiddet nedeniyle kadın konukevinden hizmet alan kadınların sosyo-demografik faktörlerin incelenmesi açısından ilerleyen dönemlerde yapılacak araştırmalar ve müdahale programlarına katkı sağlayabilecek bulgular sunduğu düşünülmektedir.
The Heroine's Journey in Birds Without Wings by Louis de Berniéres
Louis de Berniéres is one of the most accomplished novelists of the 21st century and his books are among the best-sellers. As a postmodernist novelist, de Berniéres deconstructs the history and constructs it with a postmodernist approach using monomyths and archetypes. This thesis studies the heroine's journey in Birds Without Wings, which is written in 2004, translated in several languages, and represents one of the greatest works of de Berniéres. We encounter with several mythical structures throughout the novel as apocalypse myth, Aphrodite myth, Medusa myth, or most importantly, the hero myth. In his book Hero with a Thousand Faces, Campbell defines what the hero's journey is and explains the stages of the hero's journey creating a pattern in the myths. However, the heroine's journey is different from the hero's journey in that it has more psychological elements rather than being simply a physical journey. Maureen Murdock, in her book The Heroine's Journey, reorganizes the stages of the heroine's journey in which the inner journey of the heroine is more emphasized. In this thesis, I am going to study the journey of Tamara and Leyla and try to explain their inner journeys using monomyths and archetypes.
Building female identity within immigrant background in Monica Ali's Brick Lane
This study examines the development of the Bildungsroman literary genre, which can be also described as a literary system and / or literary tradition, and its place in contemporary English literature. Bildungsroman, which reached its traditional form in Victorian English literature, is evaluated in this study through Monica Ali's novel: Brick Lane in terms of the new elements and principles the genre acquired in Modernism and Postmodernism. The focus in the study is on the identity formation of the main character, which is considered to be the central element in the Bildungsroman, and on her personal developmental process according to the Postcolonial context. Brick Lane is exemplary to the Bildungsroman literary genre in contemporary English literature when it is analysed with regard to the personal development of Nazneen, a woman who immigrated from Bangladesh to England. Monica Ali, who is also from Bangladesh and started living in England at an early age, narrates the physical, mental and social development of a woman who was born and raised in Bangladesh and immigrated to the United Kingdom when she married at a young age. In this context, it is possible to evaluate other characters besides Nazneen with their impact on the personal development of Nazneen and within their own personal and social development in respect to culture and identity. From this point of view, Monica Ali's novel Brick Lane is analysed within the context of the development of Bildungsroman literary genre in English literature and with regard to the Postcolonial literary theory on the effect of migration and culture on personality formation.
Kadın istihdamına yönelik uygulanan sosyal politikalar: 1980 sonrası Türkiye örneği
Bu çalışmada, Türkiye'de kadın istihdamının 1980 tarihinden günümüze kadar olan gelişimi araştırılmış ve kadın istihdamının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi toplumsal yapı çerçevesinde diğer ülkeler ile kıyaslanmıştır. İş gücü ve istihdam gibi kavramlar küreselleşme ile birlikte teknolojinin gelişimi ve sosyo-kültürel alanlarda yaşanan değişimler farklı sektörlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu süreçte emeğin yapısında meydana gelen değişimler, kadınların iş yaşamında farklı sektör ve iş alanlarına yönelmelerinin önünü açmıştır. Ülkemizin iktisadi büyüme hedefine ulaşabilmesi için, kadın istihdamının arttırılması ve sürdürülebilir olması ekonomik kalkınmanın önemli bir faktörü olarak görülmektedir. Ülkemizde kadın istihdamı sektörlere göre farklılık gösterdiği gibi bölgelere ve eğitim seviyesine göre değişimi istatistiki verilerden yararlanılarak analiz edilmiştir. Kadın istihdamının tarihsel süreci incelenmiş, sanayi devrimi sonrası süreçte yaşadıkları sorunlardan bahsedilmiş ve ülkemizde çalışan kadınların iş hayatında maruz kaldığı cinsiyete dayalı ayrımcılık, toplumsal yönden ele alınmıştır. Ülkemizde kırsal kesimde yaşayan eğitim almamış kadınların büyük bir kısmı ücretsiz aile işçisi olarak sosyal güvencesi olmaksızın çalışmaktadır. 1980'li yıllarda kadınlarda %80 seviyelerinde olan kayıt dışı istihdam, TÜİK verilerine göre 2006 yılında %76,8 seviyelerine inse de, beklenen düzeyde olmamıştır. Devletin düzenlemiş olduğu sosyal politikalar, kadınlara yönelik açılan sanat, girişimcilik kursları, devlet tarafından desteklenen projeler ve İŞKUR gibi uygulamalar sayesinde yükselişe geçmiştir. Zorunlu eğitim süresinin arttırılması, hizmet sektörünün yükselişe geçmesi ile 2017 Kasım ayında TÜİK istatistiki verilerine göre, kadınlarda kayıt dışı istihdam oranı %43,13 düzeyine inse de, gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında yetersiz kaldığı görülmektedir. Çalışmada Türkiye'de kadın istihdamının arttırılmasına yönelik uygulanan sosyal politikalar saptanarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın istihdamı, Sosyal Politika, Toplumsal Cinsiyet, İktisadi Büyüme.
Göçün toplumsal cinsiyeti: Suriyeli kadın mülteciler örneği
2011 yılında Arap Baharı olarak nitelendirilen olayların sonucunda Suriye'de iç karışıklıklar başlamış kısa süre sonra bu karışıklıklar büyük bir iç savaşa dönüşmüştür. Yaşanan iç savaşın bir sonucu olarak insanlar kitleler halinde öncelikle sınır komşusu olan ülkelere sığınmışlardır. Türkiye, savaştan kaçan insanları açık kapı politikası uygulayarak sınırları içerisine almış ve bugün en çok Suriyeli mülteci bulunan ülke konumuna gelmiştir. Savaş sonrası göçlerin herkes için zor olduğu bilinmektedir. Ancak erkeklerin yaşadıkları sorunlara ek olarak kadın mülteciler toplumsal cinsiyet normları sebebiyle daha fazla ve sistematik sorunlarla yüzleşmektedir. Bu sebeple; çalışmada, göç sürecinde kırılgan durumları daha çok kırılganlaştıran sorunlarla karşılaşan Suriyeli mülteci kadınlara odaklanılmıştır. Çalışmanın amacı Suriyeli mülteci kadınların sorunlarını görünür kılmaktır. Yapılan çalışmada alanyazın taraması sonucu elde edilen kaynaklar doküman içerik analizi ile incelenerek toplumsal cinsiyet teorisi ile birlikte yorumlanmış, çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonucunda, toplumsal cinsiyet normları ve mültecilik durumu birleştiğinde, Suriyeli mülteci kadınların her birinin birden fazla ve iç içe geçen sorunlarla yaşamak durumunda kaldıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Göç, Göç Teorileri, Suriyeli Mülteci Kadın, Toplumsal Cinsiyet, Türkiye Göç Politikası
Cumhuriyetin ilanından günümüze Türk resminde kadın imgesi ve biçimsel yaklaşımlar
Kadın imgesi; dini bir figür, saraydan biri, veya gündelik hayatın içinden bir figür olarak resim tarihi boyunca farklı amaçlar içinde konu edinilmiştir. Türk resim tarihi içinde ise plastik anlamda bir kadın figürü, cumhuriyet döneminin biraz öncesinde Osman Hamdi Bey' le başlar. Sanayi-i Nefise Mektebi' nin kurulmasıyla birlikte eğitim güçlenerek daha geniş bir kitleye yayılır. Sonrasında devletin sanatı desteklemesiyle Avrupa' ya sanat eğitimi için gönderilen ressamlarla Türk resim sanatı farklı akım ve üsluplarla zenginleşmeye başlamıştır. Çağdaş Türk resminin ilk kadın ressamı olan Mihri Müşfik Hanım' ın da çabalarıyla İnas (Kız) Sanayi-i Nefise Mektebi 1914 yılında kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde kadınlara tanınan haklar ve oluşan eşitlik alanıyla 1920' li yıllarda İnas Sanayi-i Nefise Mektebi, Sanayi-i Nefise Mektebiyle birleşerek kadın-erkek birlikte eğitim görmeye başlamıştır. Kadın resmin içinde model olmak dışında sanat üreten birey olarak da yer edinmiştir. Böylelikle bir kadının sanatçı olarak kadın imgesine yaklaşımı ve duyarlılığı görülmüştür. Bu araştırmada, figüratif resmin öncüsü kabul edilen Osman Hamdi Bey' le başlayarak günümüze kadar Türk resim sanatında kadın imgesinin farklı ressamlar tarafından işlenişi konu edinilmiştir. Osman Hamdi Bey ve dönemi ressamları yurtdışında aldıkları eğitimle figüre akademik bir şekilde yaklaşmışlardır. Biçime önem vermişlerdir. Çallı kuşağıyla birlikte günlük hayattan sahneler, renkli bir palet ve belirgin fırça tuşlarıyla işlenmiştir. Genellikle doğada ve hızlı çalışmışlardır. Güzel Sanatlar Birliği, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği gibi gruplar ortak biçimsel anlayış dışında bir araya gelmiş gruplardır. Güzel Sanatlar Birliği göze hoş görünen doğa kopyaları yapmayı amaçlamıştır. Müstakil Ressamlar ise sanatçıların ekonomik özgürlüğünü savunmuşlardır ve farklı eğilimlerdeki ressamların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. D Grubu ressamları, empresyonist eğilimlere karşı gelerek, kübist konstrüktivist anlayışta resimler üretmiştirler. Resme rasyonel yaklaşmış, geometrik yapıyı önemsemişlerdir. Liman (yeniler) Grubu ise D Grubu' nun biçimciliğine karşı, toplumsal içeriğin önemini vurgulamıştır. İnsanı ve çevreyi duyarlı bir biçimde yeniden resmin konusu yapmayı amaçlamıştır. Liman Grubu, insanı konu edinirken genel olarak deseni ön planda tutmuştur. Herhangi bir grup içinde değerlendirilemeyen ressamlar da bir başlık altında toplanarak incelenmiştir. Bunlar arasında soyutlama yapanlar, kübist çalışanlar, renk veya açık-koyuya öncelik tanıyan farklı üsluplardaki ressamlar vardır. Günümüz resim sanatında, daha çeşitli üsluplar görülmektedir. Realist, ekspresyonist, hiperrealist, pop sürreal türlerinde üretim yapan ressamlar vardır. Konuya yaklaşımlar günlük hayatın içinden, düşsel bir sahne veya romantik şekillerde olmuştur. Bu sanatçılarda kadın imgesine yaklaşım genel bir tavır olmaksızın, farklı plastik elemanlarla işlenmiştir. Türk resmindeki bu farklı dönemler ve bu dönemlerdeki eğilimlerle birlikte ressamların biçimsel yaklaşımları verilen örneklerle incelenmiştir. Resimlerin hakim sanat akımı dışında ressamların kişisel duygunluklarıyla konuya yaklaşımları da üretimlerine çeşitlilik kazandırmıştır. Resimler incelenirken içeriğin yorumlanmasının yanında plastik elemanlar açısından değerlendirilmeye önem verilmiştir.
Engelli kadınların çalışma hayatına katılımı önündeki sorunlar: Türkiye örneği
Bu çalışmada, engelli kadınların engel durumları ve cinsiyet özelliklerine bağlı dezavantajları birlikte ele alınarak engelli kadın kavramı irdelenmiş ve Türkiye'de engelli kadınların çalışma yaşamına etkin katılımının önündeki sorunlar araştırılarak bu sorunların kaynakları tespit edilmeye çalışılmıştır. Engelli kadınların istihdamı incelenirken tarihsel süreçte ve günümüzde engellilik ve kadın kavramlarının ele alınış biçimi incelenmiştir. Engelli kadın istihdamına yönelik devletin yürüttüğü sosyal politikalar, engellilere ve kadınlara yönelik girişimcilik kursları, devlet tarafından desteklenen projeler açıklanmıştır. Ülkemizde engelli kadınların istihdamı konusunda yürütülen politikalar açıklanırken TÜİK ve İŞKUR'un araştırma verileri ile ülkemizde kamu ve özel sektörde engelli istihdamı ve kadın istihdamına yönelik yapılan araştırmalar birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmada, ülkemizde engelli kadınların çift yönlü dezavantajlı durumlarına bağlı iş yaşamında karşılaştıkları sorunların neler olduğu ortaya koyulmuş, engel durumuna ve cinsiyete dayalı ayrımcılık, toplumsal yönüyle ele alınmıştır. Engelli kadınların çalışma hayatına katılmalarının kendilerine, ailelerine ve yaşadıkları topluma yararı ve ülke ekonomisi, refahı ve kalkınması açısından önemi üzerinde durulmuştur.
Çalışma hayatında kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcılığı: İstanbul Osmanbey semti tekstil firmaları örneği
Kadınların, iş hayatında karşılaştıkları cinsiyet ayrımcılığının tespit edilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılarak çözüm önerilerinin sunulması oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, tekstil sektöründe kadın istihdamında karşılaşılan sorunların ve yaşanılan cinsiyet ayrımcılığının ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda yürütülen uygulama, kadınların yoğun şekilde istihdam edildiği tekstil sektöründe gerçekleştirilmiştir. Bu tez çalışması kapsamında, İstanbul'daki tekstil firmalarında kadınların yaşadığı sorunlar ve cinsiyet ayrımcılığı geliştirilen anket yardımıyla ölçülmeye çalışılmıştır. Yüz yüze ve online anket yöntemiyle 173 kadın çalışandan toplanılan veriler SPSS (Statistikal Package for Social Sciences) 24.0 paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın en önemli sonucu ise; katılımcıların kadın istihdamını etkileyen faktörlere katılma düzeyleri ile algıladıkları cinsiyet önyargıları arasında istatistiksel olarak anlamlı, doğru yönlü ve zayıf düzeyde bir ilişkinin olduğunun ortaya çıkmasıdır. Başka bir ifadeyle katılımcıların algıladıkları cinsiyet önyargıları arttıkça, istihdamı etkileyen faktörlerin öneminin de arttığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın İstihdamı, Cinsiyet Ayrımcılığı, Algılanan Cinsiyet Önyargısı, Tekstil Sektörü
Kadın epilepsi hastalarında öz yönetim ve cinsel fonksiyonlar arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Epilepside öz yönetim hastaların nöbet frekanslarını azaltmak ve genel sağlık durumlarını güçlendirmek amacıyla geliştirdikleri davranışsal düzenlemelere olan bağlılık ve adaptasyon yetenekleri olarak tanımlanmaktadır. Cinsel fonksiyon bozuklukları veya cinsel doyum problemleri epilepsi hastalarında sıkça bildirilmiştir. Çalışmamızda kadın epilepsi hastalarında cinsel işlevlerin sorgulanması, öz yönetim ile cinsel işlevler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi ve damgalanmanın buradaki rolünün incelelenmesi amaçlanmıştır. Epilepsi tanısı bulunan ve kliniğimizde takip edilen 63 gönüllü kadın hasta örneklemimizi oluşturmaktadır. Örneklemimizdeki tüm hastalara kişisel veri formu, epilepsi öz yönetim ölçeği, kadın cinsel işlev ölçeği, yeni cinsel doyum ölçeği ve epilepsi tutum envanteri uygulanmıştır. Çalışmadaki örneklemde bilgi yönetimi ve ilaç yönetimi alt boyutları daha ön planda olmak üzere öz yönetim uygulamalarında düşüklük saptanmıştır. Epilepsi tutum envanteri puanı ile öz yönetim ölçeği arasında pozitif yönlü ilişki bulunmuştur (p=0,03; r=0,273). Cinsel işlev açısından hastaların %65'inde disfonksiyon belirlenmiştir. Öz yönetim alt boyutlarından bilgi yönetimi ile cinsel işlev alt boyutlarından istek arasında pozitif yönlü ilişki saptanmıştır (p=0,04; r=0,25). Cinsel işlev bozukluğu saptanan hastaların saptanmayanlara göre yaşı ve sahip oldukları çocuk sayısı yüksek bulunmuştur (p=0,005 ve p=0,013). Cinsel işlevlerde bozulma kadın epilepsi hastalarında sık gözlenmektedir. Öz yönetim güçlüğü ve damgalanma birbiriyle ilişkili ve ikisi de desteklenmelidir. Hastanın epilepsi bilgi yönetimi konusunda iyi olması damgalanmanın azaltılmasında ve cinsel işlevlerin iyileştirilmesinde önemlidir. Öz yönetimin güçlendirilmesi, cinsel doyumun arttırılmasında yardımcı olacaktır. Epilepsi hastalarının takibinde öz yönetimi güçlendirme stratejilerinin kullanılması cinsel işlev bozuklukların azaltılmasında da faydalı olacaktır. Anahtar kelimeler: Epilepsi, öz yönetim, cinsel disfonksiyon, damgalama
Kadın sağlık çalışanlarının, üreme sağlığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Çalışmamız Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışmakta olan reprodüktif çağdaki kadın sağlık çalışanlarının üreme sağlığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın katılımcıları Temmuz-Aralık 2020 tarihleri arasında doktor, hemşire\ebe olan kadın sağlık çalışanları olmuştur (n=206). Tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Veriler anket formu ve Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Ölçeği kullanılarak online olarak toplanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde, SPSS 22.0 programı ile frekans ve yüzde analizlerine ek olarak ortalama, standart sapma, ki-kare testinden faydalanılmıştır. Çalışmaya katılan 22-28 yaş aralığındaki kadınlar, tüm katılımcıların %51'ini oluşturmakta ve yaş ortalaması 30,62± 5,93 yıl idi (min 22 yaş-max 49 yaş). %46,1'i doktor, %36,4'ü hemşire, %5,8'i ebe olarak çalışmaktaydı. %53,4'ü evliydi ve evli olanların %16,4'ünün eşi ile arasında akrabalık bağı vardı. İlk cinsel ilişki yaşı ortalaması 24,5 yaş olup ilk evlilik yaşı ortalama 25,8 yaş, ilk gebelik yaşı ortalama 27,8 yaş olarak bulunmuştur. en çok bilinen AP yöntemleri sırasıyla kondom %12,9, oral kontraseptifler %11,5 ve RİA %11 olarak bulundu. En çok kullanılan AP yöntemleri ise sırasıyla kondom %33,3, oral kontraseptifler %24,5, geri çekme %15 idi. Gebelerin tamamının gebelik izlemleri yapılmış ve doğum yapanların %92,2'sinin lohusalık izlemleri yapılmış. Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Ölçeğinde 55 soru bulunmaktaydı. Doktor ve hemşire/ebe grupları beraber değerlendirildiğinde, verilen doğru yanıt yüzdeleri 29 soru için %80 ve üzerinde idi. Sonuç olarak; kadın sağlık çalışanlarının üreme sağlığı açısından hem hizmet veren hem hizmet alan olduklarından farkındalıklarının artırılması önemlidir. Üreme sağlığı farkındalığının artması ve gelişmesi, çalışmamızla ve gelecekteki çalışmalarla sağlanacaktır. Anahtar kelimeler: Kadın, Üreme Sağlığı, Sağlık Çalışanı
Kadınların anne sütü ve emzirme hakkında bilgi düzeyleri ve tutumları
Anne sütü yenidoğanın sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için gerekli tüm besin ihtiyacını karşılayan biyoyararlılık açısından en uygun, sindirimi rahat, doğal ve mucizevi bir besin kaynağıdır. DSÖ, doğum sonrası en kısa sürede anne sütü ile beslenmenin başlamasını, yaşamın ilk 6 aylık döneminde sadece anne sütü ile beslenmeyi sonrasında 2 yıl anne sütüne devam edilmesini önermektedir. Bu çalışmada aile hekimliği polikliniğine başvuran anne ve anne adaylarının, anne sütü ve emzirme hakkındaki bilgi düzeylerini ve tutumlarını değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmamızın katılımcıları Haziran-Aralık 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran anne ya da anne adayı olan gönüllü erişkinlerdir (n=264). Çalışmamız tanımlayıcı tipte kesitsel bir çalışmadır. Veriler literatür araştırması sonucu tarafımızca hazırlanan anket ile toplanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde, SPSS 24.0 programı ile frekans ve yüzde analizlerine ek olarak "Mann-Whitney U" ve "Kruskal-Wallis H" testlerinden yararlanılmıştır. Çalışmamızda anne sütü ve emzirme bilgi düzeyi 100 üzerinden ortalama 71,61 olarak bulunmuştur. Yüksek eğitim düzeyindekilerin bilgi düzeyleri düşük eğitim düzeyindekilere göre, çalışan kadınların bilgi düzeyleri ev hanımı olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Eşi yüksek eğitim düzeyinde olanların bilgi düzeyleri eşi düşük eğitim düzeyindekilere göre, ailesinin geliri >6000 TL olanların bilgi düzeyleri, <3000 TL ve 3000-6000 TL olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p<0.05). Çalışmamızda katılımcıların %24,2'si 0-6 ay, %21,6'sı 6-12 ay, %43,6'sı 12-24 ay ve %10,6'sı 24 aydan daha uzun süre ile bebeklerini emzirmişlerdir. 0-6 ay emzirenlerin ağırlıklı olarak yüksek eğitim düzeyinde, 6-12 ve >12 ay emzirenlerin ise ağırlıklı olarak düşük eğitim düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda aile hekimliği birimlerinden anne sütü ve emzirme danışmanlığı alanların oranı %67,4'dür. Katılımcılar sağlık profesyonelleri haricinde anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi kaynağı olarak %29,9'u sosyal medya, internet, televizyon programlarından; %40,2'si kitap, dergi ve broşürlerden; %56,8'i çevresindeki tecrübeli insanlardan faydalanmıştır. Sonuç olarak; anne sütü ve emzirme eğitimleri sağlık profesyonelleri tarafından yüz yüze ve uygulamalı olarak, sosyoekonomik düzey fark etmeksizin tüm bireylere hitap edecek şekilde ve teknolojik imkanlardan olabildiğince faydalanılarak verilmelidir. Bu konuda birinci basamak aile sağlığı merkezlerinin etkinlikleri arttırılmalı, anne ve adaylarının tümüne ulaşılması hedeflenmelidir.
Daniel Defoe'nun Moll Flanders ve Namık Kemal'in İntibah romanlarında günahkar kadın temsilleri
Gender studies emerged in the 1980s and 1990s and gender began to be discussed in greater detail in academia. Gender studies is an interdisciplinary field focusing on women, gender identity, and representations in general. Women who live in patriarchal societies and are exposed to unfair attitudes have begun to think about their identity, purposes in their life, expectations from life, and their status in community. Society determines whether a woman is moral and immoral. This thesis examines fallen women representations, their features and their literary, religious, and historical backgrounds by providing literary and mythological examples. Mahpeyker is a fallen woman character in the novel İntibah which Namık Kemal wrote in 1876 and is one of the first example of Turkish novel that shows how fallen women are viewed by the society. To understand fallen women's point of view, Moll, a fallen woman character in the novel Moll Flanders, which Daniel Defoe wrote in 1722, was examined. This thesis explores how and why a woman is called a fallen or femme fatale by male-oriented societies in literary works.
Hirsutizm ile başvuran kadınlarda istenmiş olan hormonal parametrelerin retrospektif incelenmesi
Amaç: Hirsutizm, kadınlarda "erkek tipi kıllanma" olarak tanımlanan bir bozukluktur. Hirsutizm kadınlarda psikososyal sıkıntılara, yaşam kalitesinde azalmaya, kozmetik, ilaç, epilasyon uygulamalarıyla masraflara sebebiyet vermektedir. Hirsutizmin altta yatan sebeplerine göre de morbidite ve mortaliteler olabilmektedir. Bu çalışmada tüylenme şikayetiyle polikliniğimize başvuran ve Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması (ICD)'ye göre "hirsutizm" tanı kodu (L68.0) ile giriş yapılan hastaların klinik, laboratuvar ve hormonal özelliklerini otomasyon kayıtları aracılığıyla geriye dönük olarak (retrospektif) incelemeyi planladık. Materyal ve Metod: Çalışmamız tanımlayıcı tipte bir çalışma olup, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine Ocak 2016-Aralık 2021 tarihleri arasında ''hirsutizm'' tanısı ile izlenmiş olan mFG skoru 8 ve üzeri olan 353 kadının verisi retrospektif incelenerek yapıldı. 2003 European Society of Human Reproduction and Embriology ve American Society of Reproductive Medicine (ESHRE/ASRM) PCOS tanı kriterlerine göre hirsutizm yapan diğer nedenler ekarte edildikten sonra üç kriterden en az ikisini karşılayan kadınlara PCOS tanısı konuldu (39). Hastalara bakılmış olan TT, DHEAS, E2, FSH, LH, PRL, kortizol, androstenedion, ST, 17-OHP, progesteron, SHBG, sT4, TSH, IGF-1 hormonal tetkikleri retrospektif değerlendirildi. Bulgular: 353 vakadan 2'si (% 0.6) "sekonder hirsutizm" tanısı aldı. Bu vakalardan 1'inde (% 0.3) Cushing Hastalığı, 1 (% 0.3) vakada da Akromegali tanısı mevcuttu. Bu 2 kişi çıkartıldıktan sonra kalan 351 vakanın klinik ve laboratuvar tetkikleri değerlendirildi. Akromegali açısından akral büyüme, karpal tünel sendromu, uyku apnesi, şüpheli klinik veya bulguları olan hirsutik 7 hastaya insülin benzeri büyüme faktörü (IGF-1) bakılmıştı. Bunların hiçbirisi yüksek olarak bulunmadı. Bazal kortizol bakılan 261 hasta içinde 49 (%18.8) hastaya 1 mg deksametazon süpresyon testi yapıldı. 351 hastanın hiçbirisinde Cushing sendromu saptanmadı. 103 vakanın pelvik USG'de PCO görünümü yok. Toplam 351 vaka, ESHRE/ ASRM Rotterdam PCOS tanı kriterlerine göre değerlendirildiğinde, 3 kriterden en az 2'sini karşılayan 189 (%53.85) vakaya PCOS tanısı konuldu. Androjen düzeyleri normal aralıkta, menstrüal siklusları düzenli, pelvik ultrasonografide PCO görünümü olmayan 103 (%29.34) vaka İH tanısı aldı. 59 vaka ise klinik ve laboratuvar hiperandrojenemisi olup, menstrüal siklusu düzenli, USG'de PCO görünümü olmayan veya elimizde USG kaydı olmayan hastalardı ve İHA tanı grubunda sınıflandırıldı Sonuç: Şüpheli Akromegali klinik bulguları olan hastalara IGF-1 bakılmıştı. 351 vakada hiçbir Akromegali tespit edilmedi. Bu da IGF-1'in sekonder hirsutizm sebepleri arasında olabilecek "Akromegali" ayırıcı tanısında ancak şüphelenilen hastalarda istenmesinin uygun olacağını göstermektedir. Çalışmamızda bazal kortizol bakılmış 261 (%74.36) hasta içinde 1 mg DST yapılmış 49 (%18.8) sayıda hasta mevcuttu. Sonuçlarımız göstermektedir ki, klinik olarak adrenal yetmezlik veya Cushing sendromu şüphesi yoksa bazal kortizol istenmesi gerekli bir test değildir. Çalışmamızda görülmüştür ki, hastalarımızın pelvik USG tetkikleri yeterli sayıda değildir. Eğer pelvik USG hemen yapılıp, sonuçları kısa sürede alınabilseydi tahminimizce PCOS tanısı daha güvenilir ölçütlerle konulmuş olacak ve İHA tanılı hastaların bir kısmı da PCOS veya pür İHA tanısı olarak daha net sınıflanabilecekti. Anahtar Kelimeler: Hirsutizm, PCOS, İdiopatik hiperandrojenemi, oligomenore, retrospektif.
The mythical encounter of the two heroines: Ursula K. Le Guin's Lavinia and Madeline Miller's Circe
Ursula K. Le Guin's Lavinia and Madeline Miller's Circe are two of the most notable contemporary novels that masterfully retell the classical epics from the feminine perspective. Providing us with new insights and possibilities that women's fiction possesses, they fill in the gaps that masculine language-dominated ancient texts have. Moreover, they give voices to the silenced women characters in the ancient texts to rewrite their own stories. At the center of this study, we follow two different women protagonists called Lavinia and Circe on their journey to become heroines. Sharing similar experiences on their journeys, they represent the 'everywoman' figure. Analyzed in Jungian archetypes of the collective unconscious and mythic structure, these novel characters undergo both physical and psychological changes which lead them into self-integrity.