Kafa yaralanmaları

58 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fare kafa travması modelinde doksisiklinin inflamasyon uüzerine etkilerinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Travmatik beyin hasarı (TBH) dünyada gençlerin önemli ölüm nedenlerden biridir. TBH son yıllarda önemli bir halk sağlığı sorunu olup dünya genelinde sakatlıkların ve ölümün en sık nedenidir. Hasar oluşumunu takiben ilk 24 saatte mikroglialar tarafından TNF-α, IL-1β ve IL-6 gibi proinflamatuar sitokinler salgılanır. Akut dönemin ardından, inflamazomlar (NLRP3) aktive olur. Bunun sonucunda inaktif formda bulunan kaspaz enzimi NLRP3 kompleksi tarafından aktif formuna dönüşür. Aktifleşen kaspaz-1 inflamatuar olaylarda rolü olan IL-1β ve IL-18 sitokinlerinin salınımını uyarır. Doksisiklin (DOX), Food and Drug Administration (FDA) tarafından onaylanmış olan bir antibiyotiktir ve kan-beyin bariyerinden iyi geçişi vardır. Doksisiklin mikrogliada, matriks metalloproteinaz-3(MMP-3)'ü azaltarak, nitrik oksid (NO), TNF alfa, İL-1, İL-6, İL-8 üzerine inhibitör etki yapar. Bu çalışmada, kafa travması modelinde düşük ve yüksek dozlarda verilen intraperitoneal doksisiklin'in, üçüncü günde inflamasyon üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, 4 ayrı grup (sham, kontrol, düşük ve yüksek doz DOX) ve her grupta 5 fare (n=5) olacak şekilde toplam 20 adet fare kullanılmıştır. Hayvanlara 11 cm yükseklikten 75 gr serbest ağırlık düşürülerek kafa travması modeli oluşturulmuştur. Travmadan yarım saat sonra kontrol grubuna serum fizyolojik, düşük doz grubuna 10 mg/kg ve yüksek doz grubuna 100 mg/kg intraperitoneal doksisiklin enjeksiyonu yapılmıştır. Hayvanlar üçüncü günde sakrifiye edilerek beyin dokularındaki histopatolojik ve immünhistokimyasal bulgular kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Bulgular: IL-6 sinyal pozitifliği, 10 mg/kg DOX verilen grupta anlamlı olarak azalmıştır (p=0,003). 100 mg/kg DOX verilen grupta pozitif hücre sayısında azalma görülmüştür, fakat bu azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,58). Iba-1 (İyonize kalsiyum bağlayıcı adaptör molekül-1) ile işaretlenen mikrogliaların hasarlı bölgeye göçünün, kontrol grubuna göre 10 mg/kg ve 100 mg/kg DOX verilen gruplarda daha az olduğu görülmektedir (p=0,0001, p=0,003). CD-3 sinyal pozitifliği ve pozitif hücre sayısı, 10 mg/kg ve 100 mg/kg DOX verilen gruplarda anlamlı olarak azalmıştır (p=0,00001, p=0,003). Son olarak, düşük ve yüksek doksisiklin verilen travma gruplarında, ilaçsız travma grubuna göre daha yüksek oranda apoptoza gitmeyen nöron ve glia oranları görüldmüştür. Sonuç: Kafa travmasında DOX kullanımı, akut nöroinflamasyon ve mikroglia aktivasyonunu inhibe ederek kafa travması sonrası ortaya çıkan ikincil hasarın azaltmasında etkin olarak kullanılabilecek yeni bir tedavi yöntemi olarak umut vaat etmektedir.

BeyinBeyin yaralanmalarıDoksisiklin+5
Saeıd Marjanı
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fare kafa travması modelinde brimonidin tartaratın nöroprotektif etkilerinin incelenmesi

Kafa travması sonucu ortaya çıkan ikincil beyin hasarı genellikle travma başlangıcından itibaren travmayı takip eden saatler veya günler boyunca süren hücresel ve moleküler hasarla ilgilidir. Brimonidin tartarat selektif alfa-2 reseptor agonistidir. Glokom tedavisinde kullanılan ve retinal ganglion hücrelerinde nöroprotektif etkileri olduğu bilinen Brimonidin tartaratın travmatik beyin hasarında nöroinflamasyona etkisini gösteren bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmada toplam 21 adet erkek Swiss albino fare 3 gruba ayrılmış ve ağırlık düşürme modeli ile kapalı kafa travması oluşturulmuştur. Travmadan 24 saat sonra fareler sakrifiye edilmiştir. Sakrifiye edildikten sonra beyin dokularının hemotoksilen&eozin boyası ve immünohistokimya yöntemi ile incelenmiştir. Sham grubuna göre NeuN pozitif hücre sayısı travma grubunda belirgin azalmıştır(p=0,0015). Travma sonrası brimonidin uygulanan grup sadece travma uygulanan grupla karşılaştırılınca NeuN'la işaretli hücrelerde artış gözlendi(p=0,13). CD163 antikor işaretlemesinde sham grubunda hücrelerin %46,6'sı, travma grubunda %65,1'i, travma+brimonidin grubunda ise %56,8'i CD163 antikoru ile pozitif işaretlenmiştir. MHC2 antikoru ile işaretlemede sham grubu ile travma uygulanan grup karşılaştırıldığında travma uygulanan grupta istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır(p=0.03). Travma ve travma+brimonidin uygulanan gruplar karşılaştırıldığnda ise; travma+brimonidin uygulanan grupta azalma olduğu saptanmıştır(p=0.09). BDNF antikoru ile işaretlemede travma ve travma+brimonidin uygulanan gruplar karşılaştırıldığında travma+brimonidin uygulanan grupta BDNF düzeyinin arttığı görülmekte ancak bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildir(p=0.19). Son olarak histopatolojik incelemelerde travma grubunda görülen yoğun hücre infiltrasyonu ve parankimde görülen güve yeniği şeklinde ödemin birimonidin uygulanan grupta görülmemesi antiinflamatuar etkisini göstermektedir. Fare kafa travması modelinde birimonidinin nöroinflamasyon ve mikroglial aktivasyonu baskıladığı gösterilmiştir. Brimonidinin erken dönemde istatistiksel olarak anlamlı fark yaratmaması sekonder hasarın doğası gereği bu etkinin kümülatif olarak ilerleyen günlerde ortaya çıkabileceği düşünülmüştür.

Beyin yaralanmalarıBrimonidinFareler+3
Eray Tekirdaş
Hacettepe University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kafa travmalı hastalarda TRISS puanı hesaplamanın hemşirelerin klinik karar vermesine etkisinin incelenmesi

Bu araştırma, kafa travmalı hastalarda TRISS (Travma ve Yaralanma Ciddiyeti Skoru) hesaplamanın hemşirelerin klinik karar vermesine etkisinin incelenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırma, 1 Mart-30 Mayıs 2018 tarihleri arasında, araştırmaya katılmayı kabul eden ve yazılı onam veren 20 acil servis hemşiresi ve örneklem büyüklüğü power analiz ile belirlenen toplam 225 travma hastası ile Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Anabilimdalı'nda yapılmıştır. Çalışma verilerinin toplanmasında bilgilendirilmiş gönüllü olur formları, hasta tanıtım formu, hemşire bilgi formu, travma skorlama sistemi ve klinik karar verme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı yüzde, ortalama (X), standart sapma (Sd), Kruskal-Wallis Testi, Spearman Kolerasyon Analizi, Mann-Whitney U Testi, İşaretli Wilcoxon Testi, Bağımlı İki Grup Ortalaması Student t-testi ve McNemar Testi kullanılmıştır. Hemşirelerin %70'i daha önce travma hastasına yaklaşım konusunda eğitim almış ve eğitim alan hemşirelerin %50'sinin bu eğitimi çalıştığı kurumda aldığı saptanmıştır. Daha önce travma eğitimi almış olmanın TRISS puanı hesaplanmasında klinik karar vermeye etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p=0,1). Hemşirelerin, araştırma öncesi klinik karar verme puan ortalaması 95,15±9,37 iken araştırma sonrası puan ortalaması 116,9±7,63 olarak hesaplanmıştır. Araştırma öncesi ve sonrası elde edilen puanların fark ortalaması pozitif yönde 21,75±9,76 artış göstermiş ve bu artışın istatistiksel olarak da anlamlı olduğu saptanmıştır (t=9,96 p<‰1). Hemşirelerin araştırma öncesi toplam puanları ile puan artışı arasında orta düzeyde, negatif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=-0,50 p=0,2). Hemşirelerin meslekte çalışma yıl ortalaması 4,85±2,30, acil serviste çalışma yıl ortalaması 3,95±2,30 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin araştırma öncesi toplam puanları ile çalışma yılları ve acil de çalışma yılları arasında orta düzeyde ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuş ve bu ilişkinin istatistiksel olarak da anlamlı olduğu saptanmıştır ( r= 0,44 p=0,05; r=0,47 p=0,03). Araştırma sonrası aldıkları puan ile puan artışı arasındaki ilişki orta düzeyde pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (r= 0,48 p=0,02). Hemşirelik lisans eğitimi boyunca verilen teorik bilgilerin, travma ve resüsitasyon hastasına yaklaşım konularında uygulamalarla desteklenerek zenginleştirilmesi, hemşirelerin mezuniyet sonrası hasta yönetiminde karar verici olabilmelerini sağlayacak nitelik ve kapsamda hizmet içi eğitimlerinle süreklilik göstermesi ve güncel yaklaşımlarla yenilenmesi kaçınılmaz bir gereklilik göstermektedir Çoklu travma hastalarının tanısal değerlendirmelerinde, izlem ve tedavilerinde ekiple işbirliği içinde hasta yönetim algoritmalarının oluşturulması, resüsitasyon ya da invaziv girişim gerektiren hastalarda bu algoritmaların zaman yönetimi, morbidite ve mortalite üzerine etkisinin değerlendirilmesi ve acil servislerde çalışan hemşirelerin hasta yönetimindebireysel farklılıklarının ortadan kaldırılmasını sağlayacak standartlar oluşturulmalıdır. Acil serviste çoklu travma hastasına yaklaşım protokollerinin oluşturulması, bu birimlerde çalışan hemşirelerin hasta yönetimine sistematik ve etkin bir şekilde katılmasının yanında izlem gerektiren durumlarda bu protokollerle ve yasal düzenlemelerle, hasta bakım kalitesinin yükseltilmesine de katkı sağlayacağı düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Travma, Klinik karar verme, Hemşire

Beyin yaralanmalarıHemşirelerHemşirelik+6
Sevgi Öztürk
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kafa travmalı hastalarda PECARN CATCH CHALICE kılavuz önerileri ile pediatrislerin klinik kararlarının karşılaştırılması

Çocuk acil servis başvurularının önemli bir kısmını kafa travmaları oluşturmaktadır. Amerika da her yıl 18 yaş altında 600000 kadar hasta acil servislere başvurduğu; 60000 üzerinde hastaneye yatış yapıldığı, 7400 kadar çocuğun bu nedenle kaybedildiği bildirilmiştir. İngiltereden yapılan bir başka çalışmanın sonuçlarına göre ise; 2000 ve 2011 yılları arasında acil servislere kafa travması nedeniyle başvuran hasta sayısında %10‟luk bir artış görülmüştür. Ülkemizde de özellikle çocuk yaş grubunda kafa travması nedeniyle acil servislere başvuran hasta sayısı fazla olup, çocuk yaş gurubunda ciddi mortalite ve morbiditeye neden olan hastalıklar arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Çocuk acilde çalışan hekimlerin ciddi kafa travması olan hastayı erken tanıması ve doğru yönetmesi, morbidite ve mortalitenin azaltılabilmesi için son derece önemlidir. Acil servise başvuran hastaların çoğunu klinik semptom ya da bulgu görülmeyen minör kafa travmaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında önemli bir sakatlık ve ölüm nedeni olan travmatik beyin hasarı, dış mekanik kuvvetler nedeniyle meydana gelen, beyin dokusundaki patofizyolojik değişiklikleri kapsayan, geçici veya kalıcı bilişsel, fiziksel ve psikososyal fonksiyonları etkileyebilme olasılığına sahip beraberinde azalmış ya da değişken bilinç durumunun görüldüğü bir süreçtir. Kafa travması ile başvuran hastalarda, intrakraniyal yaralanmaları saptamada bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) altın standart yöntem olarak kabul edilmektedir. Her ne kadar BBT, kafa içi yaralanmaları doğrulamak veya dışlamak için kesin ve hızlı tanı sağlasa da, henüz büyüme çağında olan çocuk hastalar için radyasyon, ileri yaşamlarında gelişebilecek kanser için bir risk olabileceği hususunda endişeleri de beraberinde getirmektedir. Ayrıca, BBT incelemsi için zaman zaman sedasyon gerekebilmesi de aileler ve hasta için ayrı bir risk ve endişeye neden olmaktadır. Son yıllarda artan malpraktis davaları ile pediatrik kafa yaralanmalarında BBT uygulama oranlarında büyük artışlar olduğu rapor edilmiştir. BBT kullanımındaki geniş artış çocuk sağlığı için endişe vericidir.Yine yaygın ve gereksiz kullanımı sağlık giderlerinde artışa sebep olmaktadır.Kafa travmasıyla gelen çocuk hastada en iyi BBT endikasyonlarını belirlemek için bilimin ışığında klinik karar kuralları geliştirilmiştir. Yüksek metodolojik kaliteye sahip çok merkezli büyük çalışmalarda elde edilen üç klinik karar kuralı şunlardır: PECARN (Pediatric Emergency Care Applied Research Network), CATCH(Canadian Assessment of Tomography for Childhood Head Injury) ve CHALICE (Children‟s Head Injury Algorithm for the Prediction of Important Clinical Events). Bu çalışmada amacımız toplumumuzda PECARN, CATCH ve CHALICE kurallarının tanısal performanslarını değerlendirmek, geçerliliklerini saptamaktır. Çalışmamızda 01/01/2019-31/12/2021 tarihleri arasında retrospektif olarak, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Acil servisine kafa travması nedeniyle başvuran, BBT çekilen, 18 yaş altı 1162 hastaların öyküsü, fizik muayene bulguları, BBT sonuçları ve tedavileri retrospektif olarak incelendi. Klinik özelliklerine göre PECARN 1162, CATCH 1157 ve CHALICE 1153 hasta için değerlendirildi. Hastaların 98'inde patolojik BBT bulgusu saptandı. Travmatik beyin hasarını saptama da, PECARN kuralının duyarlığı %62,2 özgüllüğü %79,05; CATCH kuralının duyarlığı %53,1 özgüllüğü %83,7; CHALICE kuralının duyarlığı %46,9 özgüllüğü %84,6 olarak bulundu. Çocukluk çağında travmatik beyin hasarını değerlendirmede PECARN klinik karar kuralının CATCH ve CHALICE göre patolojik BT sonuçlarını saptamada daha belirleyici olduğu saptanmıştır.

DoktorlarKafa yaralanmalarıKılavuzlar+2
Mehmet İnaltekin
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Melatoninin ratlarda deneysel olarak oluşturulan travmatik sekonder beyin hasarındaki apoptozis sürecine etkisinin araştırılması

Amaç: Çalışmamızda deneysel olarak fokal kafa travması oluşturulan ratlarda apoptoz göstergeçlerinin zamansal ve mekansal dağılımlarını inceledik. Ayrıca ratlara bir antioksidan olan melatonin vererek apoptozis göstergeçlerindeki düşüşü ve dolaylı olarak oksidatif stressin postravmatik apoptozise yani sekonder hasara katkısını araştırdık.Materyal ve Metod: Çalışmada ağırlıkları 200-250 gr. arasında değişen 80 adet wistar albino cinsi dişi rat kullanıldı. Ratları kontrol, travma, travma+melatonin ve travma+plasebo olmak üzere dört ana gruba ayırdık. Sonra bu ratları 12, 24, 72, 120 ve 168. saatlerde dekapite etmek üzere beşer alt gruba dağıttık. Deneysel olarak fokal kafa travması oluşturulan ratlarda apoptoz göstergeçleri olarak kabul edilen K3, K8 ve MMP-9'un zamansal ve mekansal dağılımlarını inceledik.Bulgular: Çalışmamızda birçok fizyopatolojik süreçte olduğu gibi posttravmatik sekonder beyin hasarında da oksidatif stres ve apoptozis birlikteliğini gördük. Oksidatif stressin kaspaza bağlı yolakların dışında MMP-9 yolağını da indükleyerek apoptozise katkıda bulunduğunu, ancak bu göstergeçlere karşı immünoreaktivitelerin sadece travma oluşturulan hemisferle sınırlı kaldığını, karşı hemisferi etkilemediğini gözlemledik. Travma oluşturulan hemisferdeki immüoreaksiyonun, dolayısıyla apoptozisin 24 saatte zirveye ulaştığını, bu yüksekliğin 72 saatten sonra hızla düşmeye başladığını tespit ettik. Posttravmatik oksidatif stresi dolayısıyla apoptozisi azaltmak için melatonin verilen ratlarda apoptozis göstergeçlerinin anlamlı derecede (P< 0.05 ) azaldığını gözlemledik.Sonuç: Bulgularımıza dayanarak melatoninin travma sonrası oksidatif stresse bağlı olarak gelişen apoptozisi dolayısıyla postravmatik sekonder hasarı önleyici bir tedavi için en uygun adaylardan biri olabileceğini, ancak bunun için tek başına veya diğer anti-apoptotik ajanlarla birlikte kombine edilerek kullanıldığı daha ileri çalışmalar gerektiğini söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: Kafa travması, oksidatif stres, apoptozis, melatonin kaspaz, matrix mettalloprotein

ApoptozisKafa yaralanmalarıKaspazlar+3
Cengiz Gölçek
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kafa travması ve hemorajik şok oluşturulan sıçanlarda, farklı sıvı tedavilerinin beyin ödemi, koagülasyon parametreleri, serum ADH, ACTH ve aldosteron düzeyleri üzerine olan etkilerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Amaç: Deneysel kafa travması ve hemorajik şok oluşturulan sıçanlarda gelişen beyin ödemi, koagülasyon parametreleri, hipoksiyi gösteren laktat düzeyi, hipotalamik hipofizyel aksı gösteren hormonlar (ADH, Aldosteron ve ACTH) üzerine travmadan hemen sonra verilen sıvıların etkilerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Ayrıca bu sıvıların travmatik beyin dokusundaki etkilerini histopatolojik olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmada ağırlıkları 180-210 gram arasında değişen 48 adet Spraque-Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Her biri 8 adet sıçan içeren 6 deney grubu oluşturuldu. Bütün sıçanlara kafa travması modeli uygulandıktan hemen sonra vena cava inferior kateterize edilerek hemorajik şok yapıldı. Hemorajik şoktan hemen sonra yine aynı yolla %09 serum fizyolojik, ringer laktat, hiperheas ve %3 serum fizyolojik verildi. Her grupta yer alan toplam 48 sıçan travmadan 24 saat sonra yaş-kuru ağırlık, kan analizi (aPTT, INR, trombosit, fibrinojen, D-dimer, laktat, ADH, ACTH, aldosteron) ve beyin dokusu (hasarsız olarak çıkarıldı) patolojik değerlendirmesi için sakrifiye edildi. Bulgular: Yaş-kuru ağırlık metodu ile ölçülen beyin su oranı %9 serum fizyolojik ve ringer laktat grubunda diğer gruplarda daha düşük bulundu. Koagülasyon parametrelerinden ortalama trombosit sayıları gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Ringer laktat ve %09 serum fizyolojik grubunda ortalama aPTT süresi travma grubundan daha kısaydı. En düşük INR düzeyi %09 serum fizyolojik grubundaydı. Ringer laktat grubunda sadece bir sıçanda D-dimer yüksekliği görülürken kontrol grubu dışındaki diğer gruplarda birden fazla sıçanda D-dimer yüksekliği tespit edildi. Bu verilerden farklı olarak fibrinojen düzeyi en düşük grup hiperheas resüsitasyon grubunda bulundu. Doku hipoksisi göstergesi olan laktat düzeyi hiperheas ve ringer laktat grubunda travma grubundan daha düşük olarak bulundu. Hemorajik şokta sıvı kaybına bir yanıt olarak salınan ADH sadece hiperheas grubunda düşük olarak tespit edildi. Grupların ACTH düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Travma grubunda aldosteron düzeyi diğer gruplardan daha yüksekti. Histopatolojik olarak iskemik hasar göstergesi olan red nöron ortancası hiperheas grubunda en düşüktü. Ödem en düşük ringer laktat ve %09 serum fizyolojik grubundaydı. Hücre ölümü göstergesi olan nekroz en düşük hiperheas ve %09 serum fizyolojik grubunda görüldü. Kanama en yüksek %3 serum fizyolojik grubunda tespit edildi. Sonuç: Bu çalışmada, kafa travması ve hemorajik şok ile gelen hastalarda sahada yada acil serviste %09 serum fizyolojik yada hiperheas (poli (O-2-hidroksietil) nişasta ve %7.2 sodyum klorür) sıvı resüsitasyonunda ilk olarak verilmesinin hastaya yarar sağlayacağı düşünülmektedir. Bununla birlikte, hangi sıvının diğerinden daha üstün olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Anahtar Kelimeler: Hemorajik şok, Hipertonik salin, Kristaloid, Kafa travması

AldosteronBeyin ödemiKafa yaralanmaları+6
Mustafa Safa Pepele
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kafa travmalı geriatrik hastalarda prognozu etkileyen faktörlerin incelenmesi

Giriş: Kafa travmaları geriatrik hastalarda önemli morbidite,mortalite ve ekonomik kayıp sebebi olan bir sağlık sorunudur.Kafa travması ile acil servise başvuran 65 yaş üstü hastalardan, hayati tehlike ya da ciddi morbidite nedeni olabilecek intrakraniyal patolojileri tespit etmek acil servis hekimlerinin üzerinde dikkatle durması gereken görevleri arasında yer almalıdır. Amaç: Çalışmamızda 65 yaş üstü kafa travması tanısı alan hastalarda bilgisayarlı tomografide patolojik bulgu prevalansını değerlendirmeyi ve geriatrik kafa travmalı hastalarda prognozu etkileyen hematolojik faktörleri değerlendirmeyi amaçladık.Çalışmamızda ayrıca, geriatrik kafa travması konusunda ülkemizin epidemiyolojik verilerine katkıda bulunmak ve bu hastaların hastanede kalış süresini arttıran parametrelerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine kafa travması nedeniyle başvuran ve bilgisayarlı tomografi incelemesi yapılan 65 yaş üstü hastalar geriye dönük olarak incelendi. Çalışmamıza dahil ettiğimiz vakaların,yaş,cinsiyet, travma oluş mekanizması,koagülopati,beyin bilgisayarlı tomografi sonuçları,lökosit sayısı,nötrofil/lenfosit oranı(NLO),trombosit/lenfosit oranı(TLO),taburculuk,yatış,sevk,ex durumları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 320 hastanın 151'i erkek, 169'u kadın idi.Geriatrik popülasyonun kafa travmasıyla sıklıkla karşılaştığı nedenler arasında ise düşmelerin(%37.2) ve trafik kazalarının(%18.8) en sık nedenler olduğu belirlendi(%56).65 yaş üstü kafa travması olan hastalarda anormal Beyin BT bulgusu olan hasta sayısı 34 olup,geriatrik kafa travmalarında anormal Beyin BT prevalansı %10.6 saptandı.Bu oranın erken yaşlılık(65-74 yaş),orta yaşlılık(75-84 yaş),geç yaşlılık(85 yaş ve üstü) gruplarında anlamlı değişimi saptanmadı.Çalışmaya dahil edilen 320 hastanın 7'si ex olup,geriatrik kafa travmalarında mortalite oranı %2.2 olarak saptandı.Lökositoz,nötrofil/lenfosit oranı yüksekliği,koagülopati olması ve 75 yaş üstü geç yaşlılık dönemi morbidite ve mortaliteyi arttıran nedenler olarak tespit edildi. Sonuç:Geriatrik kafa travmalarında,kafa travmasının düşme veya trafik kazası sonrası yaşanması,lökositoz olması,nötrofil/lenfosit oranının yüksek olması,geç yaşlılık evresi hasta olması(75 yaş ve üstü) intrakraniyal patoloji riskini artırmaktadır.Kafa travmalı hastaları acil serviste değerlendirirken yaşını,travma mekanizması ve şiddetini sorgulamayı,kan tahlili alım ve bilgisayarlı tomografi çekim endikasyonlarını geniş tutmayı,acil servis gözlem süresini uzatmayı ve konsültan hekim desteği almayı planlamak akılcı bir yaklaşımdır. Anahtar kelimeler: Geriatrik kafa travması,nötrofil/lenfosit oranı,trombosit/lenfosit oranı,İNR,Bilgisayarlı Tomografi,Mortalite

GeriatriKafa yaralanmalarıKan trombositleri+4
Hasan Aydın
Kütahya Dumlupınar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel olarak hafif kafa travması oluşturulan sıçanlarda serum pNF-H düzeyinin ilk altı saatlik seyri

Çalışmamızda deneysel olarak hafif travmatik beyin hasarı oluşturulan ratlardan alınan serum örneklerinde travmatik beyin hasarını göstermede biyobelirteç olarak kullanılabilecek Fosforile Nörofilaman Ağır Zincirin travmadan sonraki ilk altı saatlik seyrini araştırmak amaçlanmıştır. Hayvan deneyi olarak tasarlanan çalışmamızda 32 adet Spraque Dawley cinsi dişi sıçan kullanılmıştır. Denekler, 3 deney grubu ve 1 kontrol grubu olmak üzere 4 gruba eşit (n=8) şekilde ayrılmıştır. Deneklere 80 cm yüksekten serbest düşme ile bırakılan 50 gr'lık bilye ile travmatik beyin hasarı oluşturulmuştur. Kontrol grubunda travmatik beyin hasarı yaratılmadan, deney gruplarında ise travmatik beyin hasarı sonrası 2., 4. ve 6. saat serum Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir ölçülmüştür. Travmatik beyin hasarı sonrası 2. saatte ve 4. saatte ölçülen serum Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir değeri travmatik beyin hasarı oluşturulmayan kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Serum Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir düzeyleri, 4. ve 6. saatlerde 2. saate göre tedricen düşmekte, 6. saatte kontrol grubu değerleriyle benzer düzeylere inmektedir. Elde edilen kanıtlar doğrultusunda, travma sonrası hafif travmatik beyin hasarı gelişen ve görüntüleme yöntemi ile bulgu saptanamayan hastalarda, özellikle ilk 2 veya en fazla ilk 4 saatte serum Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir değeri yüksekliğinin travmatik beyin hasarı tanısında kullanılabileceği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Acil Servis, Kafa Travması, Hafif Travmatik Beyin Hasarı, Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir

Acil servis-hastaneAcil tıpFosforile nörofilaman ağır zincir+4
Emine Karesioğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Minör kafa travmalı pediatrik olgularda ubiquitin c-terminal hidrolaz (UCH-l1) kan düzeylerinin tanısal etkinliğinin araştırılması

Çocukluk çağında kafa travmaları acil servise travma ile başvuran hastaların önemli bir kısmını oluşturur. Büyüme dönemindeki çocuklarda kafa travması büyüme ve gelişme basamaklarını etkilemekte, bu nedenle erişkin hastalara göre farklı bir değerlendirme gerekmektedir. Minör kafa travması ile acil servise başvuran hastalarda intrakraniyal yaralanmaları saptamada beyin bilgisayarlı tomografi (BBT) altın standart haline gelmiştir fakat yaygın ve gereksiz kullanımı sağlık giderlerinde artışa ve uzun dönemde radyasyona bağlı risklere sebep olmaktadır. Bu çalışmada minör kafa travması nedeniyle acil servise başvuran 0-18 yaş grubu hastalarda UCH-L1 düzeylerinin BBT'ye alternatif olup olamayacağının araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma 07.03.2019 ile 27.02.2020 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi (UÜTF) hastanesi acil servisine minör kafa travması ile başvuran 0-18 yaş grubu hastalardan Glaskow Koma Skoru (GKS) 14-15 olup BBT çekilen 60 hasta ve kafa travması dışında minör travma veya medikal nedenler ile acil servise başvuran 20 hasta prospektif olarak değerlendirilerek yapılmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, hastaneye başvuru tarihleri (gün, ay, yıl, saat), GKS, yaralanma bölgesi, yaralanma şekli, travmanın oluş saati, hastaneye geliş saati, tetkik alınma saati ve serum UCH-L1 düzeyleri kayıt altına alınmıştır. Uygun sayıya ulaşıldığında UCH-L1 düzeyi çalışılarak dosyaya eklenmiştir. Minör kafa travmalı pediatrik olgularda UCH-L1 düzeyi kafa travması olan hastalarda kafa travması olmayan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı çıkmasına rağmen BBT bulgusu olan olguları BBT bulgusu olmayan olgulardan ayıramamıştır.

Acil servis-hastaneAcil tıpKafa yaralanmaları+6
Ziyaettin Uzun
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel kafa travmasında takrolimus'un histopatolojik etkinliğinin araştırılması

Amaç: Çalışmamızda Deneysel kafa travması oluşturulan sıçanlarda, bir immunsupresif ajan olan Takrolimus'un (FK506) oluşacak sekonder beyin hasarına karşı koruyucu etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Sekonder beyin hasarı, beyin dokusunda oluşacak gliosizin GFAP boyanması sonrası Immun Reaktivite Skoru (IRS) ile değerlendirilmiştir. Materyal ve Metod: Bu deneyde 40 adet Sprague-Dawley tipi 250-350 gr ağırlığında 10-12 haftalık sıçanlar cinsiyet seçimi yapılmaksızın kullanılmıştır. Her grupta 8 sıçan olacak şekilde 5 gruba ayrılan denekler, uygun şartlarda kafa travması oluşturulduktan 1 ay sonra sakrifiye edilerek beyinleri en blok olarak çıkarıldı ve histopatolojik olarak değerlendirildi. Bulgular: Tüm grupların histopatolojik IRS değerleri Kruskal Wallis varyans analizi ile değerlendirildiğinde tüm gruplar arasında istatistiki farkların olduğu gözlendi. Daha sonra ikili gruplar şeklinde Mann Withney – U ile yapılan karşılaştırmada IRS değerinin en fazla Tedavi grubunda arttığı (p<0,05) fakat Negatif Kontrol, Pozitif Kontrol ve Taşıyıcı gruplarında artmasına rağmen istatistiki anlam ifade etmediği gözlendi. Sham grubunda ileri derece bir histopatolojik reaksiyon skorunun en az oranda görüldüğü tespit edildi. Sonuç: İyileşme beklentimiz olan grupta yani FK506 verilen grupta travmatik alandaki gliozisin diğer kontrol gruplarına göre istatistiki olarak belirgin olarak artış gösterdiği görüldü. Bu durum FK506'nın henüz açıklanamayan bir mekanizma ile gliozisi engelleyemediği hatta arttırdığını göstermektedir. Sonuç olarak, FK506 immunosupresif ajanının beklenin aksine beyindeki travma sonrası hasarı azaltmadığı, aksine gliozisi arttırdığı ortadadır. Anahtar Kelimeler: Kafa travması, Takrolimus, FK506, Gliozis, Sekonder Beyin Hasarı

BeyinBeyin yaralanmalarıHistopatoloji+3
Ali Atadağ
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kafatası kaide kırıklarının adli tıp açısından retrospektif olarak değerlendirilmesi

Adli literatürde kafatası kaide kırığı hakkında çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Amacımız kafatası kaide kırığının prevalansını, paternini ve bu kırığın ölüm ve intrakraniyal yaralanma ile ilişkisini araştırmaktır. Bu çalışma 01.01.2010-30.11.2019 tarihleri arasındaki 10 yıllık süreçte izole kafa travması nedeniyle yaralanmış olan toplam 1260 olguyu içermektedir. Olgularımız fatal kafa travmalı (n=783) ve non-fatal kafa travmalı (n=477) olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Tüm bu olgular yaş, cinsiyet, orijin, travma nedeni, kafatası kaide kırığı, kafatası kubbe kırığı, yüz kemiği kırığı, kafa içi yaralanması, skalp yaralanması ve saçlı deri altı yaralanması gibi hususlar açısından retrospektif olarak incelenmiştir. Fatal kafa travmalı olguların %87,5'inde, non-fatal kafa travmalı olguların %32,3'ünde kaide kırığı gözlendi. Kaide kırığı oranı, fatal grupta non-fatal gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,001). İzole ön fossa, izole orta fossa ve izole arka fossa kırık oranı non-fatal grupta fatal gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunurken; ön ve orta fossanın birlikte kırığı oranı ile ön, orta ve arka fossanın birlikte kırığı oranı fatal grupta non-fatal gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,05). Orta fossa iki grupta da ön ve arka fossaya göre daha çok kırıldı. Kafatası kaide kırığı ölüm ile güçlü ilişkili bulundu (OR:15,253). Kafa içi yaralanma oranı, kaide kırığı olanlarda olmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,001). Sonuç olarak çalışmamızda kafatası kaide kırığının özellikle fatal kafa travmalarına oldukça sık eşlik ettiği ve bu kırığın ölüm ile güçlü bir şekilde ilişkili olduğu görülmüştür. Kafa travması nedeniyle yaralanmış olguların antemortem ve postmortem muayenesinde kafatası kaide kırığı olup olmadığı yüksek dikkatle araştırılmalıdır. Kırık saptanan olgularda kırığın boyutu, tipi ve kırıkla ilişkili olabilecek kafa içi lezyonlar açısından da ayrıntılı bir inceleme yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Kafatası kaide kırığı, fatal, non-fatal, adli tıp

Adli tıpKafa yaralanmalarıKafatası+2
Emir Bayram Malcı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel kafa travması oluşturulan sıçanlarda nöronal hasarı belirlemede alfa sinuklein protein etkinliğinin araştırılması

Çalışmamızın amacı deneysel olarak hafif travmatik beyin hasarı oluşturulan kafa travması modelinde sıçanlardan alınan serum örneklerinde alfa-sinüklein düzeyinin akut dönemde travmatik beyin hasarını göstermede tanısal değerini araştırmaktır. Çalışmamızda toplam 40 adet erişkin Spraque-Dawley cinsi sıçan kullanılmıştır. Denekler kontrol grubu (n=8) ve 4 ayrı deney grubu (n=8) olarak 5 gruba ayrıldılar. Çalışmamızda Marmarou ve ark.'nın tanımladığı model modifiye edilerek uygulandı. Bu modelde farklı yüksekliklerden farklı ağırlıklarda bilyeler serbest düşme yöntemiyle bırakılarak sırayla 0.05, 0.1, 0.2 ve 0.4 Newton şiddetinde travma oluşturulması hedeflendi. Travmanın indüksiyonundan 2 saat sonra sıçanların kalbinden alınan kanlarda α-syn düzeyi araştırıldı. Kontrol grubuna göre kan α-syn düzeyleri ölçüldüğünde, 0.05 ve 0.2 newton şiddetinde travma oluşturduğumuz gruplarda düşüş görülmüştür. Daha şiddetli travma oluşturduğumuz (0.2 Newton) grup, az şiddetli oluşturduğumuz gruba (0.05 Newton) göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Sonuç olarak farklı şiddetlerde kafa travması oluşturduğumuz sıçanlardan ikinci saatte alınan kan örneklerinden α-syn düzeylerinde anlamlı bir yükselme görülmemiştir. Aksine iki travma grubunda kontrol grubu ile kıyaslandığında düşme görülmüştür. Bu sonuçlar kafa travması sonrası ikinci saatte alınan kanlardan bakılan α-syn düzeyinin TBY için erken dönemde tanısal olarak etkin olmadığını düşündürmektedir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAlfa sinüklein+6
Buşra Altınkök Şentürk
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel kafa travması modelinde high mobility group box-1 protein düzeylerinin oksidatif stres, apoptoz, serebral ödem ve kan beyin bariyeri üzerine etkilerinin araştırılması

Amaç: Travmatik beyin hasarı özellikle genç erişkinlerde en önemli morbidite ve mortalite nedenlerindendir. Kafa travmasında mekanik etkiye bağlı primer hasar önlenemez iken, bu hasarın neticesinde oluşan ve ön planda nöroinflamasyona bağlı geliştiği düşünülen sekonder hasar önlenebilir ve böylece mortalite ve morbidite azaltılabilir. Bu çalışmada amacımız deneysel kafa travması oluşturduğumuz sıçanlarda primer hasar sonucu oluşan nekrotik dokulardan salınan ve travma sonrası nöroinflamatuar süreci başlattığı düşünülen HMGB-1 proteinin; reseptörleri olan TLR-4 ve RAGE düzeylerine, kan beyin bariyerine, serebral ödem miktarına, apoptoz ve oksidatif stres değerlerindeki değişime etkisini incelemektir. Metod:280-320 g ağırlığında, 10-12 haftalık, toplam 30 adet erişkin erkek sprague-dawley cinsi sıçanlar, kontrol, travma ve travma+etil pirüvat (her bir grupta n=10) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Yüksekten ağırlık atılarak sağ parietal kontüzyon oluşturuldu. Travma sonrası 24. saatte sıçanlar sakrifiye edilerek, perikontüzyonel beyin dokusu örneklerinde Western Blot ve immunohistokimya yöntemleri ile HMGB1, TLR-4, RAGE, okludin, klaudin-5, ZO-1 düzeylerine bakıldı; apoptoz açısından immunohistokimya ile TUNEL, Western Blot ile bax, bcl-2, kaspaz-3 düzeyleri değerlendirildi. Ayrıca sıçanlardan alınan kan örneklerinde, total oksidan ve antioksidan kapasite ile oksidatif stres indeksi bakıldı. Alınan beyin dokularının yaş ve kuru ağırlıkları tartılarak beyin ödemi derecesi hesaplandı. Bulgular: Travma sonrasında HMGB-1 protein ekspresyonunun arttığı gözlendi ve bunun da TLR4 ve RAGE düzeylerinde artışa neden olduğu; aynı zamanda KBB'deki sıkı bağlantı molekülleri olan okludin, klaudin-5 ve Zo-1 düzeylerinde azalmaya yol açarak beyin ödemini arttırdığı saptandı. Aynı zamanda, HMGB-1 protein artışı; bax ve kaspaz-3 düzeyini arttırıp, bcl-2 düzeylerinde azalmaya yol açarak apoptozu indüklemiş, ve total oksidatif kapasiteyi artırarak oksidatif hasarda artış meydana getirmiştir. Etil pirüvat verilen grupta ise HMGB-1 inhibisyonu sonucu, bu etkiler kontrol grubuyla benzer düzeylere gelmiştir. Sonuç: HMGB1 proteini, sekonder hasar mekanizmalarını tetikleyerek kan beyin bariyeri disfonksiyonuna neden olarak ve serebral ödem, oksidatif stres ve apoptozu arttırarak travmatik beyin hasarı patofizyolojisinde anahtar rol üstlenmektedir. HMGB1 proteini, bu özellikleri nedeniyle kafa travması tedavisinde potansiyel hedef olabilir. Anahtar kelimeler: Apoptoz, beyin ödemi, HMGB-1, travmatik beyin hasarı

ApoptozisBeyin yaralanmalarıHMGB 1+4
Şevket Evran
Bezmialem Vakıf University
2016
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Minor kafa travması ve kamçı ucu travması sonrası acil servise gelen hastalardaki postravmatik başağrısı sıklığı

Amaç: Bu çalışmada minör kafa ve kamçıucu travması sonrası acil servise başvuran hastalarda travma sonrasında ortaya çıkan posttravmatik başağrılarının (PTBA) sıklığı, hasta ve travmanın temel özelliklerinin bu olaya katkısı, PTBA klinik temel özellikleri, sonrasında tedaviye verdiği yanıt ve sosyal boyutunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan bu çalışmada 119 olgu çalışma materyalini oluşturmaktadır. Posttravmatik başağrısı tanısında ICHD-II kriterleri esas alınmıştır. Olgulara serebral tomografi görüntüleme incelemesi yapılmış ve bilinç düzeyi Glasgow Koma Skalası (GKS) skorlamasına göre değerlendirilmiştir.Bulgular: Travma sonrası acil servise başvuran olguların travma oluş şekilleri; araç içi trafik kazası geçiren %36.1(43), araç dışı (yaya) %32.8(39), düşme olguları %11.8(14), darp %10.9(13), bisiklet-motor %8.4(10) olarak saptanmıştır. Olgularda ki kafa travmasının şekli; sadece kafa travması %38.7(46), kafa+servikal travma %36.1(43), kafa+servikal+kamçıucu travması %25.2(30) olarak belirlenmiştir. Vakalar da PTBA oranı %68 olup, sadece kafa travması sonrası başağrısı gelişen %87(40), kafa+servikal travma sonrası başağrısı olan%88.4(38), kafa+servikal+kamçıucu travma sonrası başağrısı olan ise %93.3 (28)'dir. Kadın cinsiyet, olayın oluş şekli, kafa travmasının şekli, olguda psikiyatrik hastalık öyküsünün varlığı, madde bağımlılığı, alkol alımı, antidepresan ilaç kullanımı öyküsü, kamçıucu travmasının varlığı ve travma sonrası posttravmatik sendromun gelişmesi posttravmatik başağrısı gelişim oranını arttırdığı belirlenmiştir.Sonuç: Ülkemizde ve bölgemizde farklı nedenlere bağlı kafa travmalarının yoğun yaşandığı bilinmektedir. Özellikle bu travmaların erken dönemlerinde ortaya çıkan, dalgalı bir seyir gösteren duygudurum bozuklukları ve bu duruma eşlik eden başağrısı şikayetleriyle sık karşılaşılabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.Kadın cinsiyet, psikiyatrik öykü, madde ve alkol kötü kullanımı bulunan olgularda PTBA gelişimi açısından dikkatli olunmalıdır. Bu olgular erken evrede, PTBA ve ona eşlik eden posttravmatik sendrom açısından bilgilendirilmeli ve yönlendirilmelidir.Anahtar Kelimeler: Glasgow Koma Skalası (GKS), ICHD-II PTBA kriterleri, Kamçıucu travması (Whiplash), Minör kafa travması, Posttravmatik Başağrısı (PTBA), Posttravmatik Sendrom

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriBaş ağrısı+4
Mediha Doğan
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda kafa travması sonrası beyin omurilik sıvısının kırık kaynaması üzerine etkisi

ÖZET Sıçanlarda Kafa Travması Sonrası Alınan Beyin Omurlik Sıvısının Kırık Kaynaması Üzerine Etkisi Amaç: Kafa travmalı hastalarda hızlanmış kırık iyileşmesi literatürde bildirilmesine rağmen kırık kaynamasını hızlandıran mekanizma net olarak bilinmemektedir. Çalışmamızda hipotez olarak kafa travması sonrası beyin omurilik sıvısının kan dolaşımına karışarak kırık kaynamasını hızlandırdığını ileri sürdük. Bu hipotezi kanıtlamak üzere sıçan modeli üzerinde kafa travması sonrası beyin omurilik sıvısının kırık kaynaması üzerine etkilerini göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 42 adet Wistar albino tipi sıçan üç gruba ayrıldı. Bunlardan birincisi kafa travması grubu, ikincisi çalışma grubu, üçüncüsü kontrol grubuydu. 12 sıçandan oluşan birinci gruba kafa travması uygulandı, işlem esnasında iki sıçan öldüğü için 10 sıçandan beyin omurilik sıvısı temin edilebildi. 15'er sıçandan oluşan çalışma ve kontrol gruplarında femur kırığı oluşturuldu ve intramedüller tespit uygulandı. Çalışma grubundaki sıçanların kırık hattına, kafa travması grubundan elde edilen beyin omurilik sıvısı enjekte edildi. İşlem sonrası 5. günde çalışma grubundan bir sıçan öldüğü için çalışma grubu 14 sıçan üzerinden değerlendirildi. İşlem sonrası 30. günde çalışma ve kontrol grubundaki sıçanların femurları kalçadan dezartiküle edildi. Kırık hattında gelişen kallus dokusu radyolojik olarak enine, boyuna ve Lane ve Sandhu'nun radyolojik kaynama skoruna göre ve histolojik olarak ise Huo ve arkadaşlarının skalasına göre değerlendirildi. İstatistiksel önem düzeyi 0,05 alındı. Bulgular: Radyolojik ölçümlerimizde çalışma grubunda kallus dokusu boyları anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p=0,0001). Çalışma grubunda kallus dokusu enleri daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,158). Lane ve Sandhu'nun radyolojik kaynama skoruna göre gruplar arası anlamlı fark saptanmadı (p=0,700). Çalışma grubunun histolojik olarak kaynama skoru kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0,014). Sonuçlar: Kafa travması sonrası izlenen hızlanmış kırık kaynamasının altında yatan mekanizma bilinmemektedir. Sıçan modeli üzerinde, kafa travması sonrası temin edilen beyin omurilik sıvısı, radyolojik incelemelerimizde kallus dokusu boyunu arttırmakta ve histolojik incelemelerimizde kırık kaynamasını hızlandırmaktadır. Kafa travması sonrası beyin omurilik sıvısında artan bazı moleküller kallus dokusu üzerine etki ediyor olabilir. Kafa travması sonrası temin edilen beyin omurilik sıvısının hangi mekanizma ile kırık kaynamasına etki ettiğini anlamak için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Kafa travması, kırık kaynaması, beyin omurilik sıvısı

Kafa yaralanmalarıKafatası kırıklarıKırık iyileşmesi+3
Alaaddin Levent Özgözen
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kliniğimizce tedavi edilen Suriye iç savaşı mağduru pediatrik hastaların değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç; Yaşanan iç savaş sonucu sağlık sistemleri çöken Suriyeli hastalar Türkiye sınırını geçerek tıbbi yardım almak amacıyla hastanemize başvurmuşlardır. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Kliniğince opere edilen Suriye iç savaşı mağduru çocuk hastaların operasyon nedenlerini, tedavi seçeneklerini ve sonuçlarımızı değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem; Çalışmamız içingerekli izinlerin alınmasının ardından 2012Ocak- 2015 Temmuz ayı içerisinde kliniğimizde ameliyat edilmiş Suriyeli çocuk hastalar dosya kayıtlarından retrospektif olarak incelendi. Araştırmamızda yaş, cinsiyet, etyoloji, operasyon bölgesi ve rekonstrüksiyon seçeneklerimiz tanımlandı. Bulgular; Opere edilen Suriyeli çocuk hasta sayısı 73 olarak saptandı. Bu hastaların 47 tanesi (%64,3) erkek, 26 tanesi (%35,7) kız çocuğu idi. Yaş ortalaması 6,46 olarak bulundu. Suriyeli çocuklar en sık konjenital nedenlerle (n:44) opere edildi, ikinci sırada ise savaş yaralanmaları (n:25) yer aldı. En sık konjenital anomali yarık dudaktı (n:17) ve en sık rekonstrüksiyon seçeneği olarak Millard yöntemi (n:16) ile onarım uygulandı. En sık savaş yaralanması nedenleri ise blast etkisi sonucu oluşan doku defektleri (n:11) ve termal yanıklardı (n:11). Sonuç;Yaşanan iç savaşı sonucu hem kendi kliniğimiz hem de diğer kliniklerde artan travmatik hastalarla ilgilenmek için yara bakım timi kurduk. Kompleks yaralanmaları olan ve zorlayıcı fizyolojiye sahip çocuk hastalarla baş etme konusunda ekipçe deneyim kazandık. En sık başvuru nedeninin konjenital hastalıklar olması savaşın neden olduğu sağlık sorunlarının sadece savaş cerrahisi ile sınırlı kalmadığını göstermiş oldu. Anahtar Kelimeler;Suriye iç savaşı, Yanık,Travma, Flep, Çocuk

CerrahiCerrahi fleplerCerrahi-plastik+7
Berat Çiğdem
Gaziantep University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Apelin-13 uygulamasının sıçanlarda kafa travması ve deneysel epilepsi modelinde koruyucu etkisinin asimetrik yaklaşımla değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, deney ortamında mekanik kafa travması ve Pentilentetrazol (PTZ) kullanılarak oluşturulan epilepsi hayvan modeli ile meydana gelen beyin hasarının apelin-13 uygulaması ile engellenip engellenemeyeceği ve bu hasarın iki beyin yarım küresi arasında asimetrik dağılım sebebiyle farklılık gösterip göstermeyeceğini elektrofizyolojik, histokimyasal ve immünohistokimyasal parametrelerle belirlemektir. Çalışmamızda wistar sıçanların, besine uzanma testi uygulanarak pençe tercihleri tespit edilmiştir. Deney hayvanlarına anestezik madde (10mg/kg ksilazin ve 75 mg/kg Ketamin), uygulamasının ardından kafa travması grubunda mekanik travma diğer grupta ise PTZ (70mg/kg) uygulaması ile epilepsi modelleri oluşturulmuştur. Apelin-13 uygulanarak tedavi edici etkileri incelenmiştir. Sağ ve sol hemisferlerden Elektrotrokortikogram kayıtları (ECOG) alınmıştır. Hayvanların sakrifikasyon işleminden sonra beyin dokuları çıkarılarak histolojik değerlendirmeleri yapılmıştır. Ödem, kanama, oksidatif stres, apoptoz ve nörodejeneratif değişiklikleri gösteren boyama işlemleri yapılmıştır. Elde edilen elektrofizyolojik, histokimyasal ve immünohistokimyasal bulgular ile gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgularda, elektrofizyolojik parametrelerde kafa travması gruplarında hasarın EEG analizlerinde ilk üç günde istatistiksel açıdan anlamlı değişikliklere sebep olduğu saptandı. Lateralizasyon öngörüsü akut dönemde kontrol grubuna kıyasla travmalı gruplarda ortaya çıktı. Apelin 13'ün nöroprotektif etkisi tespit edildi. Kimyasal epilepsi gruplarında Apelin 13 uygulanan grupta nöbete girme oranlarında ve nöbet derecelerinde anlamlı düzeyde düşme tespit edildi ve histokimyasal analizlerin de bu sonuçları desteklediği görüldü. Yapılacak klinik çalışmalarda Apelin 13 ün hasta yaşam kalitesini oldukça bozan travmatik beyin hasarı (TBH) ve Epilepsi için umut veren bir potansiyeli olduğunu düşündürdü. Kullanılan EEG analiz yöntemlerine ek ileri analizlerin yapılması hem TBH hem de Epilepsi modellerinin değerlendirilmesi açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz.

ApelinBeyin yaralanmalarıElektroensefalografi+6
Şüheda Alpay
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yaygın beyin hasarı sonrasında pioglitazon'un nöroprotektif etkisi

Amaç: Çalışmamızda, deneysel kafa travması modeli oluşturulan sıçanlara üç farklı dozda verilen Pioglitazon'un beyinde koruyucu (nöroprotektif) etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Deneyde erkek sıçanlarda ağırlık düşürme yöntemi ile travma oluşturuldu. Denekler; kontrol, travma, travma+serum fizyolojik su (SF), travma+1 mg/kg PG, travma+10 mg/kg PGve travma+30 mg/kg PG olmak üzere altı gruba ayrıldı. İlk ilaç uygulaması kafa travmasıdan 30 dak önce yapıldı. PG, 100µl serum fizyolojik suda hazırlanarak 1mg/kg, 10mg/kg ve 30mg/kg dozlarında intraperitoneal olarak 5 gün süreyle günde tek doz olarak verildi. İlaç uygulamaları sonrası 7. ve 28.günlerde genel anestezi altında hayvanlardan beyin örnekleri çıkarılarak %10'luk formalinde tespit edildi. Doku örneklerinden kesitler alınıp histopatolojik incelemeler yapıldı. Bulgular: Beyin dokusu örnekleri histolojik açıdan incelendiğinde, travma ve travma+SF gruplarında belirgin doku hasarının meydana geldiği, nöronlarda piknozis ve sitoplazmada vakuollerin varlığı görüldü. PG uygulaması sonrası, hasarın 28.gün örneklerinde 7.gün örneklerine göre belirgin şekilde azaldığı izlendi. Yüksek dozdaki PG uygulamasının, diğer dozlara oranla daha etkin olduğu saptandı. Sonuçlar: PG uygulamasının, kafa travması modelinde hayvanlarda doku hasarına karşı koruyuculuğu gösterildi. Bu nöroprotektif etkinin moleküller mekanizmalarının araştırılması, tedavi etkinliğinin ve hasta yaşam kalitesinin arttırılmasında yeni bir yaklaşım oluşmasını sağlayacaktır.

ApoptozisBeyinBeyin hastalıkları+5
Işıl Aydemir
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hafif kafa travmalı çocuklarda bilgisayarlı tomografi gerekliliğinin PECARN, CATCH, CHALICE ölçeklerine göre değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda en sık kullanılan tanısal karar verme ölçeklerinden olan PECARN, CATCH ve CHALICE ölçekleri karşılaştırılarak bilgisayarlı tomografi uygulanacak hastaların seçiminde ve klinik olarak önemli travmatik beyin hasarı, nörolojik müdahale gereksinimi ve klinik olarak önemli intrakraniyal yaralanmayı öngörmede daha güçlü tanısal doğruluğa sahip ölçeğin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında Ocak 2016 ve Aralık 2020 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Acil Servisi'ne getirilen 520 kafa travmalı çocuğun verileri derlendi. Çalışmaya dahil edilen hastaların demografik verileri, kafa travması etiyolojisi, başvuru semptomları, Glasgow koma puanları, uygulanan bilgisayarlı tomografiye ait veriler, hastalardan elde edilen PECARN, CATCH ve CHALICE ölçeklerinin sonuçları ve hastaların acil servis başvuru sonlanımına ait veriler kaydedildi. Hastaların verilerine hastane bilgi yönetim sistemi (HBYS) ve arşiv dosyaları vasıtası ile ulaşıldı ve veri formuna kaydedildi. PECARN, CATCH ve CHALICE ölçek sonuçları, bilgisayarlı tomografi bulguları ve hastaların acil servis sonlanım verileri birbirleri ile karşılaştırıldı. Bulgular: Kafa travması olan çocukların %64'ünü erkek cinsiyetteki çocuklar oluşturmaktaydı. Hastaların %16,9'u 2 yaş altında, %53,3'ü 2-10 yaş arasında ve %29,8'i 10 yaş üstünde idi. Hastaların %17,1'inde kraniyal bilgisayarlı tomografi bulgusu olduğu saptandı. En sık gözlenen bulgular sırasıyla %9,4 ile subgaleal hematom, %5 ile kafatası kırığı ve %1,2 ile intraventriküler kanama idi. Travmatik beyin hasarını öngörmek amacıyla kullanılan ölçeklerden PECARN ile hastaların %90,4'üne, CATCH ile %75,2'sine ve CHALICE ile %58,7'sine endikasyon konulduğu gözlendi. PECARN ölçeğine göre tomografi endikasyonu konulmayan hastaların %6'sında bulgu varlığı saptandı. PECARN ile endikasyon konulan hastaların %19,1'inde tomografi bulgusu olduğu saptandı. Tomografi endikasyonu konulmayan hastalardan hiçbirinin hastaneye yatırılmadığı ve hiçbirine nöroşirürjik girişim uygulanmadığı saptandı. PECARN ölçeğinin tomografi bulgusu açısından pozitif prediktif değeri %19,1 iken negatif prediktif değeri %94 idi. CATCH ölçeğine göre tomografi endikasyonu konulmayan hastaların %10,1'inde bulgu varlığı saptandı. CATCH ile endikasyon konulan hastaların %20,5'inde tomografi bulgusu olduğu tespit edildi. Tomografi endikasyonu konulmayan hastaların %0,8'inin hastaneye yatırıldığı ve hiçbirine nöroşirürjik girişim uygulanmadığı saptandı. CATCH ölçeğinin tomografi bulgusu açısından pozitif prediktif değeri %20,5 iken negatif prediktif değeri %89,9 idi. CHALICE ölçeğine göre tomografi endikasyonu konulmayan hastaların %11,6'sında bulgu varlığı saptandı. CHALICE ile endikasyon konulan hastaların %22,3'ünde tomografi bulgusu olduğu saptandı. Tomografi endikasyonu konulmayan hastaların %2,3'ünün hastaneye yatırıldığı ve hiçbirine nöroşirürjik girişim uygulanmadığı saptandı. CHALICE ölçeğinin tomografi bulgusu açısından pozitif prediktif değeri %22,3 iken negatif prediktif değeri %88,4 idi. Sonuç: Çalışmamız sonucunda PECARN, CATCH ve CHALICE ölçeklerinin kafa travması nedeniyle acil servislere başvuran çocuk hastalarda bilgisayarlı tomografi uygulama kararı verme konusunda yeterli olduğu görüldü. Ancak bu ölçekler ile bilgisayarlı tomografi uygulama konusunda dışlanan hastaların nadir de olsa travmatik beyin hasarına sahip olabileceği akılda tutularak bu hastalar klinik tecrübe ile bir kez daha değerlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: CATCH, CHALICE, Çocuk, Hafif, Kafa travması, PECARN

Kafa yaralanmalarıTomografi-x ışınlı-bilgisayarlıYaralar ve yaralanmalar+2
Nimet Şaşmaz Nurdağ
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise hafif kafa travması ile başvuran ve beyin bilgisayarlı tomografi incelemesi yapılan hastaların; Kanada kafa travması bilgisayarlı tomografi isteme kriterleri ile New Orleans kriterlerine göre karşılaştırılması

Arka plan-hedef: Bu çalışmada minör kafa travması ile başvuran hastaların yapılan BBT tetkiklerinde Canadian CT Head Rule (CCHR) ve New Orleans Criteria (NOC) kriterlerine uyumluluk gözlemlenmek istenmiştir. Ülkemizin hafif kafa travmaları konusunda epidemiyolojik verilerine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Metot: Çalışmamızda Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesine 2017 (Ocak- Aralık) yılında hafif kafa travması ile başvuran, Glasgow Koma Skalası (GKS) 13-15 olan hastaların; öyküsü, fizik muayene bulguları, Beyin Bilgisayarlı Tomografisi (BBT) sonuçları ve tedavileri Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS) ve hasta dosyaları geriye dönük olarak incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 41,61±18,67 idi. 60 yaş üstü hasta oranı %19, 65 yaş üstü hasta oranı ise %14 idi. Tüm hastaların %70,2'si erkekti. Hastaların GKS:15 (%96,8), GKS:14 (%3,2)'dü. Yüksek enerjili travma ile başvuran hastaların oranı %48, düşük enerjili travma ile başvuran hasta oranı %52'idi. Travma mekanizmalarından düşme %32,4 oranında 1. sırada, sonrasında %31,1 oranında 2. sırada Araç İçi Trafik Kazası (AİTK) gelmekteydi. Kafa travması darp nedeniyle olanlar %12,3, motosiklet kazası nedeniyle olanlar %7,4 oranında, kafaya cisim çarpması nedeniyle olanlar %7,2, yüksekten düşme nedeniyle olanlar %5,1, Araç Dışı Trafik Kazası (ADTK) nedeniyle olanlar %4,4 saptandı. Çalışmaya alınan hastaların tümüne bakıldığında oranında bilinç kaybı:%4,5, amnezi:%7, oryantasyon bozukluğu:%2,7, baş a ğrısı:%26,2, bulantı:%3,6, kusma:%2,3, alkol/ilaç alımı:%7,8, nöbet öyküsü:%0,6, klavikula üstü yaralanma:%56,7 oranlarında saptandı. BBT çekilen hastaların %93'ünde patoloji saptanmadı, %37'sinde patoloji saptandı. Sonuç: Hafif kafa travması ile başvuran hastalarda, travmatik nörokranial BBT bulgularını saptamada CCHR kriterlerinin kullanılması daha geçerlidir; seçici BBT kullanımı, BBT sayısını azaltır ve böylece sağlık giderlerinin maliyetini düşürür, beraberinde acil servis yoğunluğunu hafifletir ve alınan radyasyon maruziyetini azaltır. Anahtar Kelimeler: Acil tıp, minor kafa travması, beyin bilgisayarlı tomografi, CCHR, NOC.

Acil servis-hastaneAcil tıpDoktorlar+5
Hale Nur Can
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel kafa travmasında Pregabalin'in akut dönemdeki antienflamatuar, antiödem ve koruyucu etkisi

Amaç: Travmatik beyin hasarı, primer ve sekonder hasar mekanizmalarını içerir. Sekonder hasar, saatler veya günler sonra ortaya çıkmakta ve birçok karmaşık fizyopatolojik mekanizmaya bağlı olarak oluşmaktadır. Yapılan çalışmalarda, Pregabalin ?2-? alt ünitesi ile kalsiyum kanallarına kuvvetli bağlanır, sonuçta glutamat, noradrenalin, serotonin, dopamin ve substans P gibi çeşitli eksitatör nörotransmitterlerin salınımında bir azalmaya neden olur. Çalışmamızda, ağır kapalı diffüz beyin travması oluşturulan ratlara, travma oluşturulduktan sonra akut dönemde pregabalin tedavisi verilerek antiödem, antienflamatuar ve nöroprotektif etkisinin araştırılması amaçlandı.Metod: Bu deneysel hayvan çalışmasında ağırlıkları 300- 350 g arasında değişen 32 adet erkek erişkin Spraque- Dawley sıçanı kullanıldı. Denekler her grupta sekiz sıçan olacak şekilde Kontrol (K); Travma (T); Travma sonrası pregabalin (T + P); Sadece Pregabalin P) gruplarına ayrıldı. Çalışmada pregabalin izotonik ile sulandırılarak intraperitoneal olarak verildi. Travma + medikasyon sonrası 84. saatte sıçanlar dekapite edilerek örnekler histopatolojik olarak incelendi.Bulgular: Travma grubu ile travma sonrası pregabalin verilen grup arasında kanama açısından bir fark olmadığı (p:0.368), enflamasyon açısından ise anlamlı fark (p: 0.003) olduğu görülmüştür. Yine bu gruplar arasında ödem açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur (p=0,131). Travma grubunda 8 denekte, travma sonrası pregabalin verilen grupta 6 denekte ödem görülmüştür. 2 denekte ödem görülmemiştir.Sonuç: Çalışmamızın sonuçları akut travmatik beyin hasarında, pregabalinintedavisinin enflamasyonu azaltarak sekonder travmatik beyin hasarına karşı koruyucu olabileceğini göstermiştir. Sonuç olarak pregabalinin insanlarda akuttravmatik beyin hasarının tedavisinde yararlı bir seçenek olabileceği düşünüldü. Pregabalin farklı dozlar ve sürelerde uygulanarak antiödem etkinliği açısından daha geniş çalışmalar yapılabileceği düşünüldü.Anahtar sözcükler: Travmatik beyin hasarı, nöroprotektif etki, beyin ödemi, pregabalin.

Antienfektif ajanlarBeyinBeyin yaralanmaları+5
Hikmet Aytekin
Düzce University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel kafa travmasında karnitin'in akut dönemdeki antiödem ve koruyucu etkisi

Amaç: Travmatik beyin hasarı, primer ve sekonder hasar mekanizmalarını içerir. Sekonder hasar, saatler veya günler sonra ortaya çıkmakta ve birçok karmaşık fizyopatolojik mekanizmaya bağlı olarak oluşmaktadır. L-karnitin vücutta enerji üretimi ve yağ metabolizmasında önemli bir rol oynamaktadır. Yağ asitlerinin mitokondri içine taşınması, hücre membranının korunması ve ayarlanması, serbest KoA için gerekli ortamın sağlanması ve ATP'nin elde edilmesini optimize etmek gibi etkileri bulunmaktadır. L-karnitin hücre iyon konsantrasyonun korunması için kullanılan Na/K ATPaz için ATP sağlamakta ve böylece hücre çeperinin onarımı için süreç sağlamaktadır. Çalışmamızda amacımız karaciğer, böbrek ve çeşitli nörolojik hastalıklar gibi birçok alanda faydası kanıtlanmış olan L-karnitinin travmatik beyin yaralanmasında nöroprotektif etkisini ve beyin ödemi üzerine tedavi etkinliğinin olup-olmadığını değerlendirmektir.Metod: Bu deneysel hayvan çalışmasında ağırlıkları 300- 350 g arasında değişen 40 (kırk) adet erkek erişkin Spraque- Dawley sıçanı kullanıldı. Denekler her grupta 10 (on) sıçan olacak şekilde Kontrol (S); Travma (T); Travma sonrası L-Karnitin (T + K) ve L-Karnitin (K) gruplarına ayrıldı. Çalışmada 100 mg/kg L-karnitin 3. ve 4. grublara (T+K ve K grublarına) intraperitoneal olarak verildi. Travma + medikasyon sonrası 72. saatte sıçanlar dekapite edilerek örnekler histopatolojik olarak incelendi.Bulgular: Travma grubu ile travma sonrası L-karnitin verilen grup arasında ödem açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p:0.0001), nöronal hasar açısından anlamlı bir fark olduğu (p:003), enflamasyon açısından da anlamlı farkın (p:003) olduğu görülmüştür. Travma grubunda 10 denekte, travma sonrası L-karnitin verilen grupta 4 denekte ödem görülürken, 6 denekte ödem görülmemiştir. Travma grubunda 10 denekte enflamasyon gözlenirken, travma sonrası L-karnitin verilen grupta 3 denekte enflamasyon görülmüş, 7 denekte enflamasyon görülmemiştir. Travma grubunda 5 denekte hafif nöronal hasar ve 5 denekte orta şiddetli nöronal hasar gözlenirken, travma sonrası L-karnitin verilen grupta 7 denekte hafif nöronal hasar gözlenmiş, 3 denekte nöronal hasar görülmemiştir.Sonuç: Çalışmamızın sonuçları akut travmatik beyin hasarında, L- karnitin tedavisinin ödem, enflamasyon ve nöronal hasarı azaltarak sekonder travmatik beyin hasarına karşı koruyucu olabileceğini göstermiştir. Sonuç olarak L-karnitin insanlarda akut travmatik beyin hasarının tedavisinde yararlı bir seçenek olabilmekle beraber farklı dozlar ve sürelerde uygulanarak L-karnitinin antiödem, enflamasyon ve nöroprotektif etkinliğinin ispatlanması için daha kapsamlı çalışmalar gerekmektedir.Anahtar sözcükler: Beyin ödemi, L-karnitin, nöroprotektif etki, sekonder hasar, travmatik beyin hasarı.

BeyinBeyin hastalıklarıBeyin ödemi+3
Osman Akgül
Düzce University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel kafa travmasında etanercept'in akut dönemdeki antiödem, antienflamatuar ve nöroprotektif etkisi

Amaç: Travmatik Beyin Hasarı (TBH), primer ve sekonder hasar mekanizmalarını içerir. Sekonder hasar, saatler veya günler sonra ortaya çıkmakta ve birçok karmaşık fizyopatolojik mekanizmaya bağlı olarak oluşmaktadır. Yapılan çalışmalarda etanerceptin beyin ve spinal kordu sekonder hasardan korumak için lökosit infiltrasyonunu engellediği ve böylece beynin enflamatuar cevabını durduğu gösterilmiştir. Çalışmamızda, ağır kapalı diffüz beyin travması oluşturulan sıçanlara, travma oluşturulduktan sonra akut dönemde etanercept tedavisi verilerek antiödem, antienflamatuar ve nöroprotektif etkisinin araştırılması amaçlandı. Metod: Bu deneysel hayvan çalışmasında ağırlıkları 250-350 g arasında değişen 40 adet erkek erişkin Spraque- Dawley sıçanı kullanıldı. Denekler her grupta on sıçan olacak şekilde Kontrol (K); Travma+Serum Fizyolojik (T+SF); Travma sonrası dexametazon (T+D); Travma sonrası etanercept (T+E) gruplarına ayrıldı. Çalışmada etanercept ve dexametazon izotonik serum ile sulandırılarak intraperitoneal olarak verildi. Travma+medikasyon sonrası 90. saatte sıçanlar dekapite edilerek örnekler histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak incelendi. Bulgular: Ödem ve enflamasyon değişkenlerine göre Travma+SF ve travma+deksametazon grupları arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu (p=0,027), nöronal hasar, astrositik hasar ve glial apoptoz değişkenlerine göre ise anlamı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Travma+SF ve travma+etanercept grupları arasında tüm değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p=0,003). Travma+deksametazon ve travma+etanercept grupları arasında ise ödem ve enflamasyon değişkenlerine göre (p=0,032) ve nöronal hasar, astrositik hasar ve glial apoptoz değişkenlerine göre (p=0,004) istatiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmamızın sonuçları; akut travmatik beyin hasarında, etanercept tedavisinin enflamasyonu ve ödemi, glial apoptozisi, nöronal ve astrositik hücre hasarını azaltarak sekonder travmatik beyin hasarına karşı koruyucu olabileceğini göstermiştir. Sonuç olarak etanerceptin insanlarda akut travmatik beyin hasarının tedavisinde yararlı bir seçenek olabileceği düşünüldü.

Antiinflamatuar ajanlarBeyinBeyin yaralanmaları+6
Ömer Aykanat
Düzce University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

0-18 yaş arası minör kafa travması nedeniyle acil servise başvuran hastaların araştırılması

Günümüzde artan acil servis başvurularının beraberinde kafa travmalı hastaların sıklığında da artış dikkat çekmektedir. Kafa travmalı hastalardaki artış beraberinde bilgisayarlı beyin tomografisi çekimindeki artışı da getirmektedir. Bu çalışmada spesifik olarak ele aldığımız 0-18 yaş minör kafa travmalı hastaların semptomlarından yola çıkarak Acil Servis hekimlerine tanı, takip ve prognoz ile ilgili yardımcı olabilecek veriler derlenmiştir. Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Servisi'ne 01.01.2015 ile 01.01.2016 tarihleri arasında başvuran 0-18 yaş minör kafa travmalı 370 olgu çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışmamız prospektif bir olgu kontrol çalışması olarak tasarlanmıştır. Bilgisayarlı beyin tomografisi taramaları deneyimli bir radyolog tarafından yorumlanmış ve raporlar kaydedilmiştir. Veriler SPSS v 15.0 analiz programı ile değerlendirildi. Bulgular: 0-18 yaş arası minör kafa travması ile acil servise başvuran hastalardan BBT çekim kararı verilenlerin hiçbirisinde cerrahi girişim gerekmemiştir. Hastaların küçük bir kısmında epidural hematom, lineer fraktür, pnömosefali, sütur ayrışması gibi hayatı tehdit edebilecek bulgular saptanmıştır. Baş ağrısı şikayetiyle başvuruların amnezi, bulantı-kusma, baş dönmesi gibi bulgulara göre daha sık görüldüğü saptanmıştır. Ek yaralanması olan hasta grubu ile ek yaralanması olmayan hasta grubu arasında anormal BBT bulguları açısından belirgin bir fark gözlenmemiştir. Sonuç: Kafa travması nedeniyle acil servise başvuran 0-18 yaş grubundaki hastalara BBT çekilmeden önce semptomları sorgulanmalı, Glasgow Koma Skoru hesaplanmalı ve ek yaralanma olup olmadığı belirlenmelidir. Aktif şikayeti olmayan ve Glasgow Koma Skalası skoru 15 olan hastalar, acil serviste bir süre gözlendikten sonra poliklinik kontrolüne gelmek üzere önerilerle taburcu edilebilir. Bu şekilde hem hastalar BBT'nin radyasyona bağlı yan etkilerinden korunmuş hem de tomografi çekimine bağlı ekstra maliyet azaltılmış olacaktır. Artan hasta sayısı ile birlikte 0-18 yaş minör kafa travmalı hastaların tanısında önemli bir yer tutan BBT'nin, kullanım sıklığı artmıştır. BBT, direkt grafiye oranla çok fazla radyasyon içerdiğinden, endikasyon dahilinde BBT çekilmesi ve hastaların malignite, radyasyon gibi yan etkilerden korunması amaçlanmıştır.

Acil servis-hastaneAcil tıpGlasgow koma ölçeği+5
Semih Güneysu
Düzce University
2017
00

Related subjects