Caucasus

109 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Yabancı savaşçıların evrimi: Suriye iç savaşında Kafkasya kökenli yabancı savaşçılar örneği

"Yabancı Savaşçıların Evrimi: Suriye Savaşında Kafkasya Kökenli Yabancı Savaşçılar Örneği" başlıklı tezde, tarihsel süreç içinde en fazla yabancı savaşçı akınlarından birine neden olan Suriye iç savaşında, yabancı savaşçı grupları içinden Kafkasya Kökenli Yabancı Savaşçılar (KKYS) ele alınmıştır. Tezde araştırma sorusu olarak "Kafkasya kökenli yabancı savaşçıların (KKYS) neden Suriye iç savaşına katıldıklarının" cevabı aranmaktadır. Bu cevaba ulaşmak için Suriye iç savaşına katılan 125 Kafkasya kökenli yabancı savaşçı ile nicel araştırma yöntemleri kullanılarak anket çalışması yapılmıştır. Çalışma sonucunda KKYS'ın Suriye iç savaşına katılmasında beş ana sebebin etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Bu etkenler şunladır: Devlet kontrolünden dolayı Kuzey Kafkasya'da savaşma imkânının azalması, Selefi ideolojinin etkisi, Kafkasya Emirliğinin dağılması, cihat anlayışı ve Suriye'de Rusya'ya karşı savaşmak. Bu etkenlerin içinde en önemlisinin ise Suriye'de Rusya'ya karşı savaşma arzusu olduğu tespit edilmiştir.

KafkasyaSuriyeYabancı savaşçılar+1
Halit Gülşen
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Arşiv belgeleri ışığında Osmanlı-Kuzey Kafkas hâkimleri arasındaki ilişkiler (İmam Mansur ve Şeyh Şâmil dönemleri)

Çalışmamızın gayesi Osmanlı Devleti'nin Kafkas hâkimleri ile olan ilişkilerini Şeyh Şâmil ve İmam Mansur örnekleri ile arşiv belgeleri ışığında analiz etmektir. Araştırmamızın içeriğini oluşturan diplomatik ilişkileri analiz ederken dönemin şartları dikkate alınarak değerlendirilecektir. Osmanlı Devleti'nin İmam Mansur dönemindeki diplomatik yazışmaları dikkate alındığında Şeyh Şâmil döneminden daha fazla bir iletişim sağlandığı aşikârdır. Zira İmam Mansur'un ortaya çıkışıyla dahi ziyadesiyle ilgilenilmiş, kim olduğuna dair teferruatlı bilgiler elde etmek için sıkı bir istihbarat ağı kurulmuştur. Şeyh Şâmil döneminde gerekli yardımların yetersiz kalışı ve diplomatik yazışmaların yoğun seyretmemesinde Osmanlı Devleti içerisinde meydana gelen bazı olaylar başlıca sebeplerdendir. Öte yandan Rusya başta olmak üzere Avrupalı Devletlerin yine Osmanlı Devleti aleyhine planlar kurması da bunda en büyük etkendir. Elimizdeki arşiv belgeleri neticesinde İmam Mansur dönemindeki diplomatik ilişkilerin, Şeyh Şâmil dönemine kıyasla daha fazla yoğunluk gösterdiği kanaatine vardık.

GazavatnameKafkasyaKuzey Kafkasya+4
Elif Yıldız Yüce
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk tarihinde Şuşa (1750- 8 Kasım 2020)

Bu çalışmada, Azerbaycan ve Türk Dünyası'nın kadim şehirlerinden biri olan Şuşa'nın incelenen süreç içerisinde yaşadığı siyasi, askeri, sosyal, iktisadi ve kültürel gelişimi ortaya konulmuştur. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan tarihi doküman inceleme tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda hem Türkiye hem de Azerbaycan ilmi kaynaklarından istifade edilmiştir. Çalışmada belirlenen konu çerçevesinde Karabağ'ın coğrafi ve tarihi durumu kapsamından bölgenin stratejik önemine dikkat çekilmiştir. Bu bağlamda Rus yönetimi tarafından Azerbaycan'ı parçalayan Hanlıklar dönemini, Karabağ'a planlı bir şekilde Ermenileri yerleştirmesi, Karabağ hanlarından Penahali Han döneminde Şuşa'nın kuruluşu, Safevi-Afşar-Kaçar dönemleri, Bolşevik ve Taşnak katliamları, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde bölgenin durumu, eğitim, sosyo- kültürel ve sanatsal yönleriyle Şuşa yöresinde yetişen dünyaca ünlü şahsiyetler ele alınmıştır. Ayrıca Şuşa'nın Sovyetlere geçiş süreci, Moskova yönetiminin Karabağ politikası, Birinci Karabağ Savaşı öncesi Ermenilerin ayrılıkçı faaliyetleri, Sumgayıt olayları, 20 Ocak Bakü katliamı, toprakların işgali, Hocalı soykırımı, işgale yönelik BM ve AGİT kararları, Rusya başta olmak üzere emperyal güçlerin 30 yıllık oyalama ve öteleme politikası farklı açılardan ortaya konulmuştur. Bilhassa 'Şuşa Zaferiyle Sonuçlanan Toprakların İşgalden Kurtuluşuna giden süreç olan Nisan 2016 Tovuz olayı, ardından tüm dünyanın canlı olarak izlediği 44 günlük II. Karabağ Savaşı ve bu savaşın seyrini değiştiren Rusya, ABD, Avrupa özellikle İran'ın Ermenistan yanlısı tutumu irdelenmiştir. Anahtar sözler: Türk, Azerbaycan, Kafkasya, Karabağ, Şuşa, Zafer.

Azerbaycan-ŞuşaKafkasyaKarabağ+4
Yeşim İlbaylı
Siirt University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kafkas İslam Ordusu: Kuruluş, teşkilatlanma ve operasyonlar

1917'deki Rus ihtilallerinin Kafkasya'ya yansımaları, Kafkasyalı Türklerin yeni siyasal düzen arayışları ve yaşanılan zorlukların aşılmasında Osmanlı Devleti'nin izlediği askeri siyaset, bu çalışmanın başlıca araştırma konusunu oluşturmaktadır. Konuyla ilgili arşiv belgeleri, ana kaynaklar, hatıratlar ve yayımlanmış belgeler koleksiyonları araştırmanın başlıca kaynak envanterini teşkil etmektedir. Konu karşılaştırmalı tarih yöntemi ile araştırılmış ve inşa edilen metin sorgulayıcı üslupta yazılmıştır. Araştırma sırasında ulaşılan bulgulara göre, Osmanlı entelektüel muhitinin en yakın coğrafyadaki Türklerin kurtarılmasıyla ilgili Birinci Dünya Savaşı öncesinde ileri sürdüğü teorik öneriler, Rus ihtilallerinden sonra Osmanlı Devleti'nin kapsamlı Kafkasya siyasetine dönüştü. Yeni siyaset çerçevesinde oluşturulması gündeme gelen teşkilat, gayrinizami ve nizami olmak üzere, iki aşamadan geçti. Kafkasya'ya izam edilen Binbaşı Hasan Ruşeni'nin esaretten firar eden Türk subayları ve askerlerinin katılımıyla oluşturduğu gayrinizami teşkilat, Bakü Eyaleti genelinde Bolşevikler ve Taşnaklarla mücadelede başarısız oldu (Aralık 1917-Mart 1918). Kafkasya'dan gönderilen temsilcilerin daveti üzerine oluşturulması hızlandırılan nizami teşkilat ise kuruluş, operasyonlar ve tasfiye süreçlerinden geçti (Mart 1918-Ocak 1919). İstanbul'daki kuruluş döneminde nizami teşkilatın karargâhı ile üç fırkası teşkil edildi ve Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa da bu teşkilatın komutanı tayin edildi (Mart-Mayıs 1918). Nuri Paşa'nın kurmay heyetiyle gittiği coğrafyada yerel teşkilatın henüz oluşum aşamasında bulunmasından dolayı Azerbaycan'a 5 kafile halinde 3 fırka takviye kuvveti gönderildi (Haziran-Eylül 1918). Bahsedilen kıtaatın katılımıyla yapılan operasyonlar üç aşamalı oldu. İlk aşamada Bolşevikler ile Taşnakların oluşturduğu Kızıl Kolordu ile savaşıldı, Gökçay ile Kuba, Cevat ve Şamahı kazaları kurtarıldı (Haziran-Temmuz 1918). İkinci aşamada İngilizlerin destekledikleri sağ ihtilalci örgütlerle Taşnakların oluşturduğu Diktatörlük Ordusu ile savaşıldı ve Bakü kazası ile şehir merkezi gerçek sahiplerine iade olundu (Ağustos-Eylül 1918). Üçüncü aşamada Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tehdit eden Karabağ'daki unsurlar kısmen kontrol altına alındı. Güneydeki Rus yerleşimcilerin dizginlenmesine ve Zengezur'daki Ermeni ekspansiyonizminin engellenmesine ise vakit yetmedi. Sonuç itibariyle Birinci Dünya Savaşı'nda yenilenlerin safında bulunmanın bedeli olarak imzalanan mütarekenin 11. ve 15. maddeleri gereğince, Bakü muharebe cephesindeki kazanımlardan tamamen vazgeçildi ve Kafkasya'daki Türk kıtaatı peyderpey ana vatana döndü (Kasım 1918-Ocak 1919).

AzerbaycanGüney KafkasyaKafkas Cephesi+5
Gıyas Şüküroğlu
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gürcistan Yahudileri

Kafkasya bölgesinin bir parçası olan Gürcistan‟da yaşayan Yahudilerin bu topraklardaki dini varlıkları, yaşamları, sosyo-kültürel etkileşimleri ve nüfuzları araştırılırken farklı dönemlerde yaşayanbir çok bilim insanlarınınzamana ve zemine göre farklı fikirlerine ve incelemelerinede değinilmiştir. Gürcistan Yahudilerinin Gürcistan topraklarına geldikleri ilk dönem hakkında araştırmacılar farklı fikirlere sahiptirler. Araştırmacılardan bazıları Yahudilerin atalarından bir kısmının, M.Ö. 722‟de yaşanan Asur sürgünü ile birlikte Gürcistan‟a göç ettiğini düşünmektedir. Birtakım araştırmacılar ise Gürcistan Yahudileri‟nin Babil Sürgünü ile bu topraklara göç ettiğinden bahsetmektedir. Gürcistan‟da yaşayan Yahudiler SSCB döneminde birçok sürgün ve politik yaptırımlar yaşamışlardır. Köle olarak alınıp satılmak da bunlara dâhildir. Gürcistan‟ın bağımsızlığından ve kendilerine sunulan yeni haklardan sonra sosyal hayata çok çabuk adapte olmuş, kendi işçi sendikaları ve benzeri yapılar kurmuş, kendi cemaatlerine iş imkânı sunacak iş sahaları geliştirmişlerdir. Bu zaman zarfında kendilerine yapılan dini baskılara karşı direnmiş ve dinlerini de değiştirmemişlerdir. Bu çalışmada Gürcistan Yahudileri hakkında yapılmış araştırmalar, arşiv belgelerindeki bilgiler, gazete haberleri, yapılan alan araştırmaları akademik yöntemlere göre değerlendirilmiştir. Günümüzde Gürcistan‟da yaşayan Yahudiler, Gürcü Yahudileri, Dağ Yahudileri, Sefaradlar, Aşkenazlar ve Habad Cemaati olmak üzere beş ayrı grup olarak varlıklarını sürdürmektedir. Anahtar Kelimeler: Gürcistan, G//ürcü Yahudileri, Dağ Yahudileri, Sefarad, Aşkenaz, Habad.

Dağ YahudileriDin sosyolojisiGürcistan+3
Mehtap Eşki
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan'da erken Türk tarihi anlayışı

Bu tez Azerbaycan'da Erken Türk Tarihi Anlayışının nasıl ele alındığı üzerine odaklanmaktadır. Çalışmada; Erken Türk Tarihi Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti dönemi olarak bölümlendirilmiş ve bu dönemlerde yapılmış olan çalışmalardan yola çıkılarak araştırılmıştır. 20. yüzyılın başlarında Azerbaycan'da Milli bir devletin kurulmasıyla tarih, bilinçli olarak Türk tarihinin bir parçası olarak ele alınmaya başlamıştır. Bu sebepten dolayı Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti Dönemini, Azerbaycan'da Milli anlamda Türk Tarihçiliğinin başladığı dönem olarak ele aldık. Bu dönem siyasi olarak kısa sürdüğü için Sovyet döneminde Azerbaycan'da tarihçilik, Türk tarihinin bir parçası olarak anlatılmaktan çıkarılmış ve bir coğrafya tarihi olarak Türk kimliğinden tecrit edilmiş, "Azerbaycan Halkının Tarihi" olarak anlatılmıştır. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyet döneminin kısa sürmesine bakılmaksızın, bu döneme ait çalışmalar Erken Türk Tarihini Sovyet dönemine nisbeten daha çok ele almış ve yapılan çalışmalar Türk halkının tarihi bazında değerlendirilmiştir. Demokratik Cumhuriyet Döneminde tarihçiliğe olan bu yaklaşım, Sovyet rejiminin kurulmasını takiben bir iki yıl boyunca da devam etmiştir. 1930'lu yılların başlarından itibaren ise Tarihçilikte tamamiyle Sovyet ideolojisi hakim olmuştur. Milli Tarih yazımının yerini Sovyet tarih yazımı almıştır. Sovyet rejiminin sonlarına doğru ise Demokratik Cumhuriyet Dönemindeki tarih yaklaşımı yeniden canlanmıştır. Sovyet rejiminin dağılmasından sonra ise Azerbaycan'da hayatın her alanında olduğu gibi tarihçilikte de yeniden Milli tarih yazımı havası içine girilmiştir. Bu durum özellikle bağımsızlığın ilk yıllarında yapılan çalışmalarda kendini en bariz şekilde göstermektedir. Azerbaycan Cumhuriyeti döneminden başlayarak Sovyet dönemi tarihçiliğinde İran dilli, Kafkas dilli ve Dağıstan dilli olarak tanımlanan bazı halkların tarihi Demokratik Cumhuriyet döneminde olduğu gibi yeniden Erken Türk Tarihi içerisinde ele alınmıştır.

AzerbaycanKafkasyaTarih+2
Oder Alizade
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Çarlık Rusyası'nın bir kolonizasyon modeli olarak Mozdok hattı (1735-1832)

Çalışmamızın konusu XVI.-XIX yüzyıl tarih aralığında Rus Kazakları'nın bölgeye iskânı ve sosyo-ekonomik hayatın incelenmesidir. Rus Kazaklarının ilk iskânının gerçekleştiği XVI. yüzyılın ikinci yarısı, Mozdok Hattının oluşumu hat üzerindeki sosyo-ekonomik faaliyetler, eğitim faaliyetleri, açılan kiliseler ve elbette nüfus hareketleri sorularına cevap aranmıştır. Bölgedeki ilk Kazak stanitsaları olan Çervlennaya (1567) ve Şedrinskaya (1569) stanitsalarının kurulmasına bağlı olarak belirlenmiştir. XVIII. yüzyılın ilk yarısında 2 farklı Kazak grubu (Greben Kazakları (1711) ve Semeyni - (1735) Kazakları) hat üzerindeki boşlukları doldurarak hattı Mozdok'a doğru ilerletmiştir. 1763 yılında Mozdok'un kurulması ile Kızılyar - Mozdok arasında hat çizilmiş, 1770 yılında Mozdok Kazakları'nın kurduğu stanitsalarla hat tamamlanmıştır. Stanitsaların sosyal hayatını ise atamanlar yönetmiştir. Kutsal Haç Kalesi ardından Kızılyar Kuzey Doğu Kafkasya için ekonomik ve politik merkezi olmuştur. Kızılyar uygun iklimi ile şarap ve brendy üretimine ev sahipliği yapmıştır. Moskova konuya profesyonel yaklaşmış ve bölgede Kafkasya Şarapçılık Okulu adı verilen bir okulun açılmasını uygun görmüştür. Bölgedeki diğer bir önemli adım Safar Vasiliev tarafından açılan ipek fabrikası olmuştur. Çarlık Rusya'nın Kuzey Doğu Kafkasya'daki önemli bir organizasyonu da Kafkas Dağlıları arasında Hıristiyanlığı yaymak için 1744 yılında Oset Ruhanî Komisyonu adıyla ortaya çıkan oluşumdur. Mozdok'un kuruluşu bölgenin tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Mozdok bu süreçte misyonerlerin, feodaliteden kaçan Kabardey ve Osetlerin, Ermeni ve Gürcülerin şehri olmuştur. Şehir kapıları herkes için, sosyal statü ve etnik kimliğine bakılmaksızın, hiçbir belgeye gerek olmadan açılmış Hıristiyanlığı kabul eden herkes özgür ilân edilmiştir. Çarlık'ın Kafkasya'da attığı tüm bu politikaları bağlamında Mozdok Hattının Rus kolonizasyonundaki yeri incelenmiştir.

KafkasyaKazaklarKolonyalizm+5
Didem Çatalkılıç
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Oryantalizm bağlamında Kafkasya'da Rus sömürgeciliği

Rusya, bir birlerinden kültürel, sosyal ve politik anlamda tamamen farklı iki kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluktur. Kiev prenslikleri döneminde Batı ile olan ilişkileri göreceli olarak daha güçlü iken sonrasında yaşadığı Moğol-Tatar istilası ile yaklaşık 300 yıl kadar Batı'dan izole bir şekilde varlığını sürdüren Rusya'nın yönünü tekrar Batı'ya çevirmesi gerçek anlamda Büyük Petro (1682-1725) döneminde gerçekleşmiştir. Sıkı reformlar ve ülkeye davet edilen Avrupalılar ile Batı düşünce tarzına uygun bir devlet sistemi kurulmak istenmiştir. Petro ve ardılları dönemlerinde çağrılan Batılı ve özellikle Alman bilim insanları, kurulan araştırma merkezleri ve üniversiteler sayesinde Rusya'daki Doğu Araştırmaları belirli bir seviyeye ulaşmıştır. Kazan, St. Petersburg ve Moskova'da kurulan Doğu Araştırmaları Merkezleri, İmparatorluk Coğrafya ve Tarih dernekleriyle birlikte Doğu'nun değişik bölgelerine akademik seyahatler organize etmiştir. 19. yüzyılda Batı Düşünce hayatındaki değişimlerden ve özellikle Alman Romantizminden etkilenen Rus aydınları, Rusya'nın kimliği ve geleceği konusunda kendi içerisinde büyük tartışmalar yaşamıştır. Bu tartışmaları sonucunda Doğu'nun, Rusya'nın geleceği ve Anavatan'ın şanı adına zaferlerle ele geçirilmesi gereken bir coğrafya olduğu hususunda hemfikir olunmuştur. Dünya sistemi içerinde kendisine yer edinmek isteyen Rusya, ticaret yollarına ve hammaddeye hâkim olma amacıyla –bir bakıma Edward Said'in "oryantalizm – sömürgecilik" söyleminin en güçlü uygulamalarını sergileyerek– Kafkasya'yı işgal etmiştir. Bizim tez çalışmamızda incelemek istediğimiz nokta Rusya'nın emperyal amaçları doğrultusunda Kafkasya'da gerçekleştirmiş olduğu istila hareketlerinin akademik oryantalizm ile olan ilişkisi olmuştur. Bu doğrultuda Rus Düşünce Sisteminin Doğu'ya bakışı ve Avrupa'dan ithal edilen akademik oryantalizm çalışmalarının Rus emperyal ilerleyişine olan katkısı incelenmiştir.

KafkasyaOryantalizmRusya+3
Mertcan Akan
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

1990 sonrası Azerbaycan'ın enerji politikasının Güney Kafkasya'ya etkisi

Bu tezin amacı; 1990 yılında SSCB'nin parçalanması sonucu, bağımsızlığını kazanan 15 Cumhuriyetten biri, Azerbaycan'ın zor şartlar altında hayata geçirdiği enerji temelli dış politikası ile Güney Kafkasya'da oluşturduğu etkiyi anlatmaktır. Soğuk Savaşın önemli aktörü, Sovyetlerin düşüşü sonrası yönetimden kopan tüm ülkelerde, birbirine zincir gibi bağlı olan ekonominin çöküşü hakim oldu. Azerbaycan'da ise manzara tamamen farklıydı. Ekonomik çöküşle beraber, Ermenistan'ın Rusya'dan aldığı destekle topraklarında yürüttüğü işgal politikası zor olan durumu daha da çıkmaz hale getirmişti. Bölgede istikrarı tehdit eden olumsuz siyasi ortamın hakim olmasına rağmen Azerbaycan enerji faktörünü kullanarak dış politikasında "akıllı güç" (smart power) stratejisi ile ekonomisini iyileştirmeyi hedeflerken bir tarafdan da, kendi bağımsızlığını korumak, güvenliğini garanti altına almak ve Dağlık Karabağ sorununu çözmek niyetinde idi. Asrın Anlaşması ile Batı'nın ve ABD'nin dikkatini bölgeye çeken Azerbaycan kısa zamanda işbirliği çerçevesinde gerçekleştirdiği enerji ağırlıklı projelerle bölgenin gözdesi olmakla beraber uluslararası sistemin önemli aktörüne çevrildi. Bu doğrultuda tez çalışmasında Azerice, Türkçe, Rusça ve İngilizce kaynaklardan faydalanılmış, tarihsel gelişmeler kronolojik çerçeve dahilinde işlenmiştir. Kafkasya ve Azerbaycan'ın coğrafi konumu, kısa tarihi, enerji sektörünün tarihsel gelişimi, Soğuk Savaş sonrası bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan'ın enerji politikası, üretilen petrolün taşınması için hayata geçirdiği boru hatları stratejisi ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Neticede önemli bir bölgede bulunan Azerbaycan'ın günümüzde dış politikada izlediği denge politikası analiz edilerek bölgede oluşturduğu etki belirtilmiştir. Sonda ise izlenen dış politika gereği ülkenin bölgedeki rolü ve gelecek vizyonu ile bağlı öngörüde bulunulmuştur.

AzerbaycanEnerjiEnerji politikaları+4
Albina Rzayeva
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel güç denkleminde Rusya ve Rus Avrasyacılığının Kafkasya pratiği

"Büyük Rusya" hareketi İvan Grozni ile başlayıp, II. Petro dönemi ile Rus tarihi, felsefi ve siyasi zihniyetine kazınmış, günümüze kadar Rusya önderleri tarafından takip ve teşvik edilmiştir. Slavofilizm ve Panslavizm gibi Çarlık imparatorluğuna ait dünya hâkimiyeti fikriyatı, Sovyetler Birliği döneminde -aslında aynı özleme hitap eden- Rus komünizmi ile yer değiştirerek kesintiye uğramış olsa da Rusya Federasyonu'nun kurulmasından kısa bir süre sonra bu fikriyat, daha da muhkem argümanlarla, Avrasyacılık adıyla yeniden zuhur etmiştir. Çarların fetihleri ve Batı'dan alarak evirdikleri ve benimsedikleri felsefi, siyasi fikirler, Sovyetler döneminde rejimin uyguladığı idari, coğrafi ve kültürel yapılanmalar, günümüzde ise RF'nin uyguladığı pragmatik dış politika, esasen "Büyük Rusya" tutkusuna hizmet etmiş ve etmektedir. Bu tutku uğruna istila edilen toprak mensuplarının yaşamakta oldukları travmalar ve serüvenler ise günümüzde, dondurulmuş büyük sorunlar mahiyetindedir. Bu sorunlar bölgelerde, her otorite boşluğunda çatışmaya dönüşebilmektedir. Öte yandan günümüzde, tekel küresel güç olarak konumunu kaybetmek istemeyen ABD ile Rusya'nın nüfuz rekabeti ise Rusya'nın hükümranlığını henüz elde ettiği "yakın çevresinin" ve jeopolitik, jeostratejik konumu sebebiyle Kafkasya'nın, önemini artırmıştır. Zengin enerji kaynakları ve transit geçitleri olan Kafkasya'nın bu önemli avantajlarından ötürü, bölgenin kontrolü için küresel güçler arasında çekişme alanı olma durumu sürmektedir. Günümüzde fiilen bağımsız hale gelmiş ya da özerklik statüsü elde etmiş Kafkas ülkeleri, tekrar soykırımlara maruz kalmamaları ve ya toprak bütünlüğünü korumaları için Rusya ile "ileri düzeyde", daha dengeli ilişkiler geliştirmek zorundadırlar. Biz bu tez çalışmasında, Rusya'nın emperyalist amaçları doğrultusunda, ülke içindeki siyasetini, yayılmacı dış politikasını ve günümüze kadar Kafkasya'da gerçekleştirmiş olduğu istila hareketlerini tarihi süreç içerisinde inceledik. Bu çerçevede Rus tarihi-felsefi düşünce yapımı olan Avrasyacı teorinin, Rus emperyalist ilerleyişine olan katkısını da ele aldık. Anahtar Kelimeler: Avrasyacılık, Rusya, Kafkasya, Çarlık, SSCB, Rusya Federasyonu.

AvrasyacılıkKafkasyaKafkasya politikası+5
Elchin Shakirov
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Güney Kafkasya'da Rus-Kaçar (İran) nüfuz mücadelesi (1779-1813)

Rusların XVIII. asrın sonlarından başlayarak, XIX. asrın ilk çeyreğine kadar Güney Kafkasya'ya yayılım göstermeleri, birçok cephede mücadele vermeyi gerektiren tarihsel bir süreç yaratmıştır. Savaş ve diplomasi ile şekillenen bu oluşum sürecinin sancıları bugün dahi hissedilmekle birlikte, söz konusu dönemde Rus işgaline karşı takınılan tutumların yaratmış olduğu husumetlerin de henüz aşılamadığı gerçeği ile yüz yüze kalınmaktadır. II. Katerina (1762-1796) döneminde bir daha dönmeksizin Kafkasya'ya adım atan Rusya, bölgede kalıcı olmak adına büyük bir mücadele vermiştir. Doğa şartları, Osmanlı ve İran'ın bölgesel nüfuzu, feodal güç odaklarının çetrefilli politikaları ve en nihayetinde Rus idaresine girme konusunda direnç gösteren Kafkas halklarının haklı direnişleri bu süreci oldukça sancılı hale getiren faktörler olmuştur. Bu çalışma Güney Kafkasya'nın Rusya sınırlarına dâhil edilmesini, belli başlı olaylar üzerinden irdelemekte ve sürecin tüm bileşenleri ile birlikte ne şekilde vuku bulduğu konusu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu amaç doğrultusunda I. Bölüm'de; XVIII. yüzyıl sonları itibariyle Güney Kafkasya'da ortaya çıkan Rus-Kaçar rekabetine değinilmektedir. Burada öncelikli olarak Rusya'nın Güney Kafkasya'ya ne zaman ve niçin ilgi göstermeye başladığı sorusu aydınlatılmaya gayret edilerek, bu amaç doğrultusunda atılan adımlar ve bunun yarattığı sonuçlar üzerinde durulmaktadır. Yine Rusların özellikle Gürcistan üzerinden Güney Kafkasya'ya sirayet etme çabaları, İran'da ortaya çıkan yeni bir hanedanın geleneksel refleksi ile karşılık bulmuş ve böylelikle ileride iki büyük savaşa neden olacak Rus-Kaçar rekabetinin temelleri atılmıştır. II. Bölüm; XIX. asrın başlarında Güney Kafkasya'da baş gösteren Rus yayılmacılığı ve bölgede Rus idaresinin konsolide edilmesi hususuna ayrılmıştır. Bu bölümde öne çıkan noktalar, Kartli-Kaheti Krallığı'nın Rusya tarafından ilhak edilmesi ve hemen akabinde bölgeye geniş yetkilerle gönderilen P. D. Tsitsianov'un Rus idaresini konsolide etmek uğruna başlatmış olduğu agresif siyasetin yansımalarıdır. Ruslar bu dönemde Gürcistan'ın kendi sınırlarına entegre etmek adına büyük bir çaba sarf etmeleri yanı sıra, bu yeni Rus vilayetinin iç ve dış güvenliği adına da girişimlerini arttırmışlardır. Ancak Tsitsianov'un İran'ın eski toprak bütünlüğü içinde yer alan bölgelerde, savaş ve diplomasi yoluyla yürüttüğü yayılma siyaseti Rusya ve Kaçar devletleri arasında vuku bulan savaşın temel sebebi haline gelmiştir. III. Bölüm; 1804-1813 Rus-Kaçar Savaşı'nın sebeplerine ve savaşın başlamasından Tsitsianov'un ölümüne değin geçen sürece ayrılmıştır. İki taraf arasında kaçınılmaz bir biçimde vuku bulan bu savaşın ilk perdesi, aslında kazananın olmadığı, ancak Ruslar adına Güney Kafkasya serüveninde büyük tecrübeler edinmelerine neden olacak inişli-çıkışlı bir dönemi ifade etmektedir. Savaşın ve diplomasini yoğun bir biçimde uygulandığı bu dönem Tsitsianov'un trajik ölümü ile noktalanmıştır. IV. Bölüm ise; Aras ve Kura nehirleri arasındaki bölgede Rus hegemonyasının tesis edilmesi meselesine ayrılmıştır. Tsitsianov'un ölümü ardından bir bocalama dönemine giren Güney Kafkasya'daki Rus ilerleyişi, savaşın ikinci perdesinde, Rusların bu bölgeye nispeten daha fazla konsantre olmaları neticesinde kaldığı yerden devam etmiştir. Bu dönemde Fransa ve İngiltere gibi devletlerin siyasi ve askeri desteklerine rağmen, bir türlü savaş meydanında istediği sonuçları elde edemeyen Kaçar Devleti, iki büyük mağlubiyet ardından Güney Kafkasya'daki haklarından büyük ölçüde feragat ettiğini ilan eden Gülistan Antlaşması'nı imzalamak zorunda kalmıştır. Ancak bu anlaşma daha sonraki Rus-Kaçar Savaşı'nın da en önemli sebebi haline gelecektir.

18. yüzyılGüney KafkasyaKafkasya+6
Özgür Türker
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Rus kaynaklarına göre Kafkaslarda Rus-Alman nüfuz mücadelesi (1933-1945)

Bu çalışmada 1933-1945 yılları arasında Rusya ile Almanya'nın Kafkasya'daki siyasi, askeri ve ekonomik nüfuz mücadelesi ele alınmıştır. Çalışmada bu iki ülke arasında Kafkasya'da yaşanan mücadelenin bölge halkları ve devletleri üzerindeki etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada tarih biliminin araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu doğrultuda kaynak taraması, tasnif, tahlil, tenkit ve terkip yapılarak objektif bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın hazırlanmasında arşiv kaynakları ve birinci el kaynaklar kullanılmış bunların yeterli olmadığı durumlarda ise ikinci el kaynaklardan da yararlanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda Rusya ve Almanya'nın 1933-1945 yılları arasında Kafkasya için verdikleri mücadele bölge halklarını siyasi, askeri, sosyokültürel ve ekonomik açıdan olumsuz yönde etkilemiştir. Hatta bu mücadele Kafkasya devletlerini ve halklarını topluca bir felakete sürüklemiştir. Bu felakete Rusya'nın ve Almanya'nın sebep olduğu her iki devlet yetkilileri tarafından da itiraf edilmiştir. Kafkasya haklarının yaşadığı mağduriyetin giderilmesi için buradaki halklara siyasi, milli, askeri ve ekonomik haklar yeniden tanınmıştır. Ancak tüm değerleri büyük tahribata uğramış olan Kafkasya halklarının kendilerini yeniden toparlaması yıllar almıştır. Rusya ve Almanya arasında Kafkasya'da yaşanan güç mücadelesinden en fazla zarar gören tarafın bölge halkları ve devletleri olduğu sonucuna varılmıştır. Kafkasya'da barışın ve huzurun devam edebilmesi için bölge halkları üzerinden bir politika yürütülmemesi gerektiği anlaşılmıştır. Kafkasya halklarının ve devletlerinin de birbirine karşı hoşgörülü olması kendi aralarındaki barışın korunmasına katkı sağlayacağı gibi dış aktörlerin de bölgeye müdahale etmesinin önüne de geçmiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, İkinci Dünya Savaşı, Rusya, Almanya

AlmanyaDünya Savaşı IIGüç ilişkileri+4
İsmail Görgen
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kafkasya'dan Anadolu'ya Çeçen göçleri (1860-1918)

Kafkas coğrafyası ile 914'ten itibaren ilişki kuran Rusya'nın tarihi süreçte Kafkasya politikasında birçok dönüşüm yaşanmıştır. 1859'da Kafkas halkı Rus yayılmacılığına karşı direniş hareketlerini başlatarak Rusya'nın Kafkasya'da ilerlemesini bir süre durdurmuşlardır. Rusya 1774 Küçük Kaynarca ve 1829 Edirne Antlaşması ile birlikte Kafkasya'da hakimiyeti tekrar ele geçirerek Kafkas halklarının dini, siyasi ve sosyal hakları üzerinde tamamen tahakküm kurmuş ve bu halkları Osmanlı topraklarına göç etmeye zorlamıştır. Kafkasya'da direnişin sembol halkı olan Çeçenler de Rusya'nın Kafkasya politikasından nasibini almış ve Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir. Çalışmada Çeçen muhâcirlerin, Osmanlı topraklarına geliş güzergahları, nüfusları, geçici ve kalıcı iskân mahalleri, devlet ve halk tarafından yapılan yardımlar, iskân öncesinde ve sonrasında yaşanan olumlu ve olumsuz gelişmeler gibi konular üzerinde durulmuştur. Bunun yanında Osmanlı Devleti'nin iskân politikası, diğer devletlerin bu politikaya bakışı da ele alınmıştır. Anahtar Kelimler: Kafkasya, Osmanlı Devleti, Rusya, Çeçen Göçü, İskân

GöçlerKafkasyaKafkasya göçleri+6
Havva Gizem Acer
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kral Ι. Solomon Döneminde (1752-1784) İmereti Krallığı'nın Osmanlı Devleti ile ilişkileri

Kafkasya coğrafyasında meydana gelen önemli olaylar arasında 18. yüzyılın Gürcistan – Osmanlı ilişkileri ön plana çıkmaktadır. Söz konusu araştırmada ele alınacak bölge, Osmanlı kaynaklarında hanlık⁄meliklik şeklinde idare edildiği söylenen ve yabancı literatürde İmereti Krallığı adıyla kaydedilen bölgedir. Çalışmanın amacı, 18. yüzyılın ikinci yarısında Gürcistan ve Osmanlı Devleti arasındaki siyasi ilişkilerin tespit edilmesidir. Bu çalışmada, İmereti Kralı Ι. Solomon'un Osmanlı Devleti'ne karşı olan isyanları ve bu isyanlardan diğer Gürcü krallıklarının ve bizzat Osmanlı Devletinin nasıl etkilendiği ortaya konulacaktır. Ayrıca bu isyanların nedenleri ve sonuçları da çalışmanın konusunu oluşturacaktır. Çalışmamızda, 18. yüzyılın ikinci yarısını kapsayan dönemde, İmereti Kralı V. Aleksandre'nin ölümünden sonra, 1752 yılında oğlu Ι. Solomon'un İmereti tahtına çıkması ve Osmanlı Devleti ile iplerin kopuşu, Batı Gürcistan'da 1768'e kadar yaşanan istikrarsız süreç, Solomon'un nafile ittifak arayışları ve görevden azli ve bu olaylar üzerindeki Osmanlı Devleti'nin etkileri ortaya konulacaktır. Çünkü, Ι. Solomon Osmanlı Devleti ile bazı problemler yaşadığı için 1766'de görevine son verilmiştir. Osmanlı Devleti tarafından, 1768'e kadar geçen sürede Solomon'u cezalandırmak için bölgeye birkaç defa yapılan askerî seferler ve neticeleri de çalışmamızda yer alacaktır. Sonunda 1768'de Bağdatcık Kalesi yakınlarında, Osmanlı devlet adamlarıyla isyancı Solomon arasında yüz yüze yapılan bir görüşme dikkat çekicidir. Solomon tarafından, Osmanlı heyetine bazı belgeler verilmektedir. Bunlar arasında Gürcü dilinde yazılmış olan kendi özel mektupları da vardır. İşte bu çalışmada, hem 1768'e kadar Osmanlı Devleti ile Ι. Solomon arasında, İmereti'ye hâkim olma mücadelesi, 1768'den 1784'te Solomon'un ölümüne kadar, ikinci dönem olarak zikredilen süreç ele alınacak; hem de söz konusu görüşmeye ait mektuplar ve diğer belgeler yardımıyla, Osmanlı-Rus Savaşı'nın hemen öncesinde Batı Gürcistan'da, siyasi dengelerin Rusya lehine nasıl değiştiğine işaret edilmeye çalışılacaktır. Bu çalışmada Osmanlı'nın Gürcistan politikasının çöküşü, Osmanlı heyetinin Ι. Solomon'la yaptığı mülakatın tutanağı, meseleye dair çeşitli mülahazalar, Solomon'un Osmanlı'dan kopuşu ve Rusya'yla ittifakı ile ilgili konuların değerlendirilmesi yapılacaktır.

GürcistanKafkasyaOsmanlı Devleti+5
Lia Gobadze
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kafkasya'da ve diasporada Çerkes kimliği algısı

Günümüzde Çerkes nüfusunun büyük bir bölümü yaşanan savaşlar ve sürgünler neticesinde, yaklaşık iki yüz yıldır anavatanları Kuzey Kafkasya'dan farklı coğrafyalarda diasporik bir halk olarak yaşamaktadır. Diasporada farklı siyasi yönetimler altında yaşayan Çerkeslerin kimlik algıları da bulundukları ülkelere ve zamana göre değişebilmektedir. Özellikle en çok Çerkes nüfusunun yaşadığı Türkiye'de, diğer Kafkas halklarıyla iç içe yaşamaları Çerkes kimliği algısında önemli farklılıklar göstermesine neden olmuştur. Buna ek olarak Cumhuriyet sonrası ulus kimlik inşası süreci de uzun bir dönem etnik kimliklerin ifadesini olanaksız kılmıştır. Küreselleşmenin etkisiyle iletişimin ve ulaşımın yaygınlaşması farklı coğrafyalarda yaşayan Çerkesleri bir araya getirmiş ve 2000'li yıllardan sonra Çerkes kimliği konusunda farklı tartışmaları gün yüzüne çıkarmıştır. Yaşanan "Çerkes kimdir?" tartışmaları Kafkas sivil toplum örgütlerinin gündemine de girmiş, dernek ve vakıfların ayrışmasına ve isim değişikliğine kadar gitmiştir. Tezimizde Osmanlı Devleti'nden günümüze Çerkes kimliğinde yaşanan değişiklikler ele alınmış ve günümüzle karşılaştırılmıştır. Ayrıca Çerkeslerin anavatanı olan Kuzey Kafkasya'da ki Çerkes kimliği ile diasporada algılanan Çerkes kimliği karşılaştırılmıştır. Kafkasya'da ve diasporada yaşayan Kafkas toplumunda Çerkes kimliği algısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu konular araştırılırken nitel araştırma tekniklerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılmış, ayrıca yazılı basın, sivil toplum örgütleri ve sosyal medya hesapları üzerinden inceleme yapılarak tarihsel süreçte ki Çerkes kimliği algısı tespit edilmeye çalışılmış, Çerkes diasporasının en güncel tartışması olan "Çerkes Kimdir?" tartışmalarına cevaplar aranmıştır. Çerkes nüfusunun büyük bir bölümü Türkiye'de yaşadığı için çalışma alanımızın büyük bir bölümü Türkiye'yi kapsamasına karşın Kafkasya ve değişik ülkelerde yaşayan Kafkas kökenli insanlar da çalışma kapsamına alınmıştır. Yapılan araştırmaların sonucunda kimlik algısının kesin çizgilerle çizilmiş bir tarifi olmadığı, zamana, kişiye, siyasi yönetimlere, sosyolojik olaylara göre farklılık gösterebildiği tespit edilmiştir. Tarihi açıdan Çerkeslerin etnik olarak kim olduğu net olsa da, kimlik algısına göre kişiler kendilerini farklı kimliklerde görebilmektedir. Anahtar Kavramlar: Çerkes, diaspora, kimlik, Kafkasya

DiasporaKafkasyaKimlik+2
Mehmet Bingöl
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan-Türkiye ilişkileri kapsamında Kafkasya'nın sosyo-politik analizi

Bağımsızlığına 1991 yılında kavuşan Azerbaycan'ın en büyük destekçisi ve bağımsızlığını tanıyan ilk devlet Türkiye olmuştur. Ermenistan'ın işgalci siyasetinden dolayı Azerbaycan bağımsızlığını kazandığı günden itibaren Dağlık Karabağ'ı ve yedi rayonu kaybetmiştir. Alınan birçok BM Güvenlik Konseyi kararına göre işgal ettiği topraklardan Ermenistan'ın çekilmesi kararı çıkmış fakat Ermenistan işgalini sürdürmeye devam etmiştir. Azerbaycan 27 Eylül 2020'de başlattığı karşı saldırı neticesinde topraklarını Ermeni işgalinden kurtarmayı başarmıştır. Ermenistan 10 Kasım 2020`de imzalanan bildiri ile savaşı kaybeden taraf olarak Azerbaycan'ın koşullarını kabul etmek zorunda kalmış ve işgal ettiği topraklarından askeri gücünü çekmeyi kabul etmiştir. Bu savaşta Türkiye, Azerbaycan'ı siyasi, askeri ve diplomatik bakımdan destekleyen en önemli devlet olmuştur. İki devlet arasında savaş öncesinde ilişkiler hem siyasi hem de askeri bakımdan stratejik ortaklık düzeyine çıkmıştır. İki devletin girişimi ile birçok ortak ekonomik proje hayata geçirilmiştir. Özellikle askeri alanda taraflar arasında imzalanan anlaşmalar Azerbaycan'ın savaşta zafere ulaşmasında önemli faktör olmuştur. Güney Kafkasya açısından İkinci Karabağ savaşından Azerbaycan'ın zaferle ayrılması kalıcı barışın tesis edilmesi adına oldukça önemlidir. Aynı zamanda bu durum Türkiye açısından da yeni fırsatlar doğuracaktır. Güney Kafkasya`da Türkiye'nin konumunu güçlendirecektir. Özellikle Azerbaycan ile Nahçivan arasında koridorun açılması Türkiye'yi doğrudan Azerbaycan ve Hazar Denizi üzerinden Orta Asya`ya bağlayacaktır. Dolayısıyla Türkiye ekonomik, siyasi ve askerî açıdan daha etkin bir aktöre dönüşecektir. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Dağlık Karabağ, Kafkasya, Türkiye

AzerbaycanKafkasyaSosyopolitik+3
Rahman Aghazada
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The importance of south caucasus: Will Russian Federation lose great power status in the struggle for south caucasus?

With the end of the Cold War, the creation of a new world system has become compulsory and the South Caucasus region, also called Trans-Caucasus, has become very important in many respects for this new order. That is why many of the great powers of the world put at this region their target points to increase their effectiveness in the world. Many research and studies shows which done on the geopolitical and strategic importance of the region prove that the South Caucasus have the potential of shaping the world's today and future. Thus, these days, the Russian Federation, which has been in control of the region since the USSR and the US and the EU, which represent Western values, is also NATO, which is formed in the same line by western powers are in a power struggle in the region. This power struggle, which has different interests and aims within it, is deeply affecting the countries of the region. Moreover, this regional power struggle or regional rivalry creates many obstacles in the formation of the national policies of the regional countries. In this study, the expectations of the great powers mentioned above on the region are considered separately on the basis of each regional country. In addition, the political relations of the great powers with the countries of the region and their political approaches to regional countries are tried to be resolved.

South CaucausPowerCaucasus+4
Mustafa Aşık
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

The changing framework of Russian foreign policy in the Caucasus after Georgian-Russian War

With the disintegration of Soviet Union, Russia that emerged as the one of the fifteen states was faced with economic and political difficulties. Despite of this, it overcame economic problem using its natural resources. With Putin's presidency, political stability was provided. At the beginning, it was kept good relation with the West, because the necessary economic helps could not be taken, Russia started to produce more active policies with the effect of Eurasianism ideas. It tried to develop relations with the countries that are in the ex-Soviet territory and paid attention to the natural resources there. It continued its influence using old ties and Russian speaking people. After these countries gained their independence, the Western countries that need the energy started to develop their relations. At the beginning, the Western countries followed policies using Russia. The Western countries searches alternative routes and resources. Naturally, the struggle of power and effect started between Russia and the Western countries in this region. Russia created " Near Abroad Policy" and started to apply it because it did not want influence of the other powers in its near abroad. In relation to this, Russia declared to the world with Russian-Georgian war that it would not avoid to use force for its benefits. Georgian war was the turning point for Russia and it is the first intervention outside its borders after the disintegration of the Soviet Union. Russia was effective more, increased its struggles to modernize the army, paid much attention to the events that occur outside its border in the world. Especially, it paid attention to save the current status in the Karabakh problem in the South Caucasus. It did not give permission the growth of the conflict using its effects on conflicted countries with stability that emerge from instability. The aim of this study is to reveal Russia's changing policy in the Caucasus after Russian Georgian war that was in August 2008. It was searched the events and relations. The descriptive-historical approach method was used. The growing military expenses, growing tendency of use of power and growing struggle of influence against the Western countries especially in its near abroad showed us Russian policy changed in this region. Key words: The Soviet Union, Near Abroad Policy, Caucasus, Russian Georgian War

GeorgiaCaucasusCaucasus policy+5
Atahan Birol Kartal
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihsel süreçte Rusya'nın Kuzey Kafkasya politikası

Önemli bir noktada bulunan Kafkasya, özellikle Rusya gibi büyük güçlerin yıllar boyunca odak noktası olmuştur. Jeopolitik ve jeostratejik bir bölge olan Kafkasya, bu büyük güçlere karşı yıllar boyu mücadele vermiştir. Bölge, coğrafi olarak Güney ve Kuzey Kafkasya olarak ikiye ayrılmıştır. Bu tezde Kuzey Kafkasya bölgesinin tarih boyunca Rusya'ya karşı verdiği mücadele ele alınmıştır. Rusya'nın Kuzey Kafkasya'daki hâkimiyet çabaları uzun süre devam etmiş olsa da Soğuk Savaş sonrasında SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Kuzey Kafkasya'da bulunan etnik gruplardan bazıları Rusya içerisinde özerk cumhuriyetler haline gelirken bazıları da bağımsızlıklarına kavuşmuştur. Rusya'nın yayılmacılık politikası başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fakat günümüzde hala, Kuzey Kafkasya halkları üzerindeki politikalarına devam etmiştir. Kuzey Kafkasya halklarının, 1850 yılından itibaren Osmanlı Devleti'ne yaptıkları zorunlu göç hareketleri sonucunda, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti'nde geniş bir nüfusa sahip olmuşlardır. Tezimde, Kuzey Kafkasya'da bulunan etnik gruplar tek tek ele alınıp, mücadeleleri ve sonuçları konu edilmiştir. Ayrıca, Rusya'nın tarihsel sürecindeki gelişmeler sonucunda değişen, Kuzey Kafkasya politikalarına geniş bir şekilde yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, Rusya, 1864 Çerkez Sürgünü, Abhazya, Kuzey Kafkasya Coğrafyası, Kuzey Kafkasya'da Etnik Kökenler

AbhazyaEtnik azınlıkEtnik gruplar+5
Meltem Yıldırım
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Borçalı bölgesi (VII-XX. yüzyıllar)

Kafkasya'nın merkezinde yer alan Borçalı bölgesi, m.ö. IV. yüzyıldan itibaren Türklere yurt olmaya başlamış, XI. yüzyılda Selçukluların Kafkasya'yı fethi ile birlikte Türk-İslam coğrafyası haline gelmiştir. Borçalı, Türk tarihinde müstesna bir yere sahip olmuş ve Hazar, Selçuklu, İldeniz Atabekler, Timur, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevi, Osmanlı, Avşar ve Kaçar Türk Hanedanlıklarının yönetiminde yer alarak Türk ve İslam tarihinde kendi varlığını korumuştur. Borçalı'nın Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında bir sınır konumunda bulunması, onun tarih boyunca yaşanan savaş ve barışlara mekân olmasına sebep olmuştur. Ayrıca bu bölge, Türklerin sınır boylarında yaptıkları akınlar sayesinde Kafkasya ve Doğu Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında da etkin bir rol oynamıştır. X. yüzyıldan XV. yüzyıla kadar Azerbaycan topraklarında hüküm sürmüş çeşitli Türk hanedanlıkları döneminde bu bölge, geniş kitleler halinde Türk yerleşim yeri ve Türk akıncılarının üs bölgesi olmuştur. XVI. yüzyılın ortalarından itibaren iki büyük Türk devleti olan Osmanlı ve Safevi devletleri arasında adeta savaş meydanı haline gelerek sürekli el değiştiren Borçalı bölgesinde, XVII. yüzyılın başlarında Sultanlık (Hanlık) statüsünde bir idari yapı oluşturulmuş ve bu sultanlık Rus işgaline kadar varlığını devam ettirmiştir. Böylece XI. yüzyıldan itibaren Borçalı'da başlayan kesintisiz Türk hâkimiyeti, XIX. yüzyılın başlarında Rus işgaliyle birlikte sona ermiştir. Yine Borçalı'da VII. yüzyıldan itibaren başlamış olan İslam hâkimiyeti, Rus işgaliyle kesintiye uğrasa da XX. yüzyılda Sovyetler Birliği ile tamamen ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Çalışmamız kapsamında Kafkasya Türklüğünün ve Türk İslam tarihinin önemli bir parçası olan Borçalı bölgesi, kronolojik bir bütün olarak ele alınmıştır. Bu tezde Borçalı bölgesinin VII-XIX. asırlar arasındaki tarihi evrelerinin tamamı, bütün yönleriyle değerlendirilip müstakil, tarafsız ve siyasi bir tarihi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, Borçalı, Sultanlık, Türk, İslam, Gürcü, Rus

Borçalı TürkleriGürcistan-BorçalıKafkasya+1
Gusan Askerov
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Kafkasya-Orta Asya dış politikasının enerji koridoru ve terminali olmasına etkileri

SSCB'nin dağılmasıyla beraber Güney Kafkasya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını kazanmıştır. Güney Kafkasya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olması ve stratejik-jeopolitik önemi, bu bölgeyi küresel bir rekabetle karşı karşıya bırakmaktadır.Bu çalışmamızda, Kafkasya ve Orta Asya'nın petrol ve doğalgaz potansiyeli ele alınmış, enerji kaynaklarının çıkarılması ve taşınmasında devletlerin gizli-açık rekabetine, oynanan bu büyük oyunun bölgeye yansımalarına ve devletlerin enerji odaklı dış politikalarına değinilmiştir. Ayrıca, Kafkasya ve Orta Asya'nın petrol ve doğalgaz kaynaklarının taşınmasında yaşanan rekabette, Türkiye'nin stratejik ve jeopolitik konumu ele alınmıştır. Enerji koridoru ve terminali olmaya çalışan Türkiye'nin boru hatlarından sağlayacağı avantaj ve kazançlarla beraber ortaya çıkabilecek riskler belirtilmiştir.Anahtar Kelimeler: Boru Hatları, Doğalgaz, Enerji, Küresel Enerji Rekabeti, Petrol, Türkiye'nin Enerji Politikaları.

Boru hatlarıEnerjiEnerji kaynakları+7
Kadir Kürşat Yılmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Kafkasya'da büyük güçlerin enerji rekabeti: Gürcistan örneği (2002-2016)

21. yüzyılda, devletlerin politikalarını belirleyecek en önemli unsurların başında enerji konusu gelmektedir. Bu noktada uluslararası güç mücadelesinin konusu olan enerjiye ulaşım ve enerji nakil hatları üzerinde hâkimiyet kurabilmek devletler için önem kazanmıştır. Gürcistan, Orta Asya ve Hazar enerji kaynaklarına yakınlığı ve bu kaynakların Avrupa'ya taşınması noktasında önemli jeopolitik konuma sahiptir. Bu bağlamda, gerek bölge güçlerinin gerek küresel güçlerin ilgisini çekmektedir. Bu çalışmada, Gürcistan'da önemli bir kırılma tarihi olan 2003 Gül Devrimi ile başlayıp 2016 yılına kadarki süreçte enerji sektöründeki büyük güçlerin rekabeti ele alınmaktadır. Bir taraftan, ABD ve Avrupa ülkeleri, Hazar enerji kaynaklarının dünya pazarlarına nakli konusunda, Doğu-Batı Enerji Koridorunu desteklemektedir. Diğer taraftan Rusya ise, "yakın çevre" olarak tanımladığı eski Sovyet cumhuriyetlerinden biri olan Gürcistan'da, Kuzey-Güney hattı boyunca nüfuzunu artırmak istemektedir. Bu noktadan hareketle, bu çalışma, Gürcistan enerji (elektrik, petrol ve doğal gaz) sektöründe, büyük güçlerin enerji şirketleri eliyle yürüttüğü mücadeleyi incelemeye çalışacaktır.

EnerjiEnerji politikalarıGürcistan+7
Büşra Bayramoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çin Halk Cumhuriyeti'nin "Bir Kuşak Bir Yol" projesi kapsamında Karabağ Savaşı

Bu tez, Çin Halk Cumhuriyeti'nin "Bir Kuşak Bir Yol" Projesi ile II. Karabağ Savaşı'nın etkileşimini ve bu etkileşimin Kafkasya'nın güvenliği ve kalkınması üzerine etkilerini incelemektedir. Tez, Çin Halk Cumhuriyeti'nin hem bölgesel hem de küresel bir güç olarak nasıl konumlandığını, "Bir Kuşak Bir Yol" Projesi aracılığıyla bölgesel kalkınma ve güvenlik yapıları üzerindeki etkilerini ve bu sürecin II. Karabağ Savaşı'nın dinamikleriyle nasıl iç içe geçtiğini ele almaktadır. Bulgular, "Bir Kuşak Bir Yol" Projesinin bölgesel kalkınmayı teşvik etme potansiyeline rağmen, bölgesel güvenlik meselesinde yeni gerilimler yarattığını göstermektedir. Tez, Çin Halk Cumhuriyeti'nin dış politikası ve "Bir Kuşak Bir Yol" Projesinin, bölgesel çatışmalar üzerindeki etkilerini ortaya koyarak bölgesel güvenlik politikalarının yeniden değerlendirilmesi için önemli bilgiler sunmaktadır.

Kafkasya
Yunus Emre Koç
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

"Konak Yahut Şeyh Şamil'in Kafkasya Muharebatı'nda Bir Hikâye-i Garibe" adlı eserin Latin harflerine aktarımı ve incelenmesi

Çalışmada 1879 yılında Ahmet Mithat Efendi ve Wilhelm Wiesenthal tarafından müşterek olarak çevirdikleri Konak Yahut Şeyh Şamil'in Kafkasya Muharebatı'nda Bir Hikâye-i Garibe adlı Arap harfli roman, Latin harflerine aktarılmış ve eser, roman sanatına uygun olarak incelenmiştir. Bahsi geçen roman, tarihi bir roman olup romanda Şeyh Şamil önderliğindeki Çeçenler ile Rusların mücadeleleri anlatılmaktadır. Çalışmanın amacı; ilk önce Almanca olarak yazılan daha sonra Ahmet Mithat Efendi ve Wilhelm Wiesenthal tarafından Osmanlı Türkçesi'ne çevrilen eseri, Latin harflerine aktararak Türkiye Türkçesi'ne kazandırmaktır. Tez, giriş ve sonuç dışında üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında çevirinin tarihsel gelişimi hakkında bilgi verilmiş ardından Ahmet Mithat Efendi'nin tercümeciliği üzerinde durulmuş, Ahmet Mithat Efendi ve Wilhelm Wiesenthal'ın nasıl tanıştıkları hakkında bilgi verildikten sonra Şeyh Şamil'in hayatı ve mücadelelerine değinilmiştir. Birinci bölümde Ahmet Mithat Efendi'nin hayatı ve sanat anlayışı anlatılmıştır. İkinci bölümde Konak Yahut Şeyh Şamil'in Kafkasya Muharebatı'nda Bir Hikâye-i Garibe adlı eserin Latin harflerine aktarımı yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise eser incelenmiş ve bu bölümde metne dayalı yöntem kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara ise, sonuç kısmında yer verilmiştir.

Ahmed Mithad EfendiKafkasyaLatin harfleri+5
Yunus Uzun
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects