Kanunlar
131 theses under this subject heading
Anonim ortaklıklarda yönetim kurulu üyeliğinin sona ermesi
Günümüzde toplumların ekonomik yapıları incelendiğinde anonim ortaklık türünde kuruîan şirketlerin önemli bir paya sahip olduklarını görmekleyiz. Bu öneme sahip oîart anonim ortaklıklar ise tüzel kişi oldukları İçin onlara canlılık verecek gerçek kişilere İhtiyaç duyulmaktadır. Yani anonim ortaklıklara yön yerecek olanlar gerçek kişilerdir. Fakat anonim ortaklıklarda çok sayıda ortak olduğu İçin uygulamada kolaylık sağlaması amacıyla ortaklığı idare ve temsil edebilecek ayrı bir organa İhtiyaç duyulmaktadır. Bu organda yönetim kurulu adını almaktadır. Yönetim kurulu gerçek kişilerden oluştuğuna göre ve bir iş o İşi yapanın şahsiyetinden ayrı tutulamayacağına göre üyelerin niteliklerinin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. İşte üyelerin şahsiyetlerinin önemi nedeniyle bu araştırmada bizatihi üyeler incelenmiştir. Bu nedenle birinci bölümde gerçek kişilerin nasıl yönetim kurulu öyesi olabilecekleri, ikinci bölümde de bu kişiler seçilirken nelere dikkat edilmesi gerektiği ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise yönetim kurulu üyesi sıfatını taşıyan kişilerin görevleri sırasındaki özellikleri ve bu özelliklerin yitirilmesi halinde sonucun ne olacağı incelenmeye çalışılmıştır.
Suriyeli göçmen çocukların 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmesi: Hatay örneği
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, 2011 yılından itibaren ülkemize giriş yapmış olan göçmen çocuklarında korunmasıyla ilgili bir yasadır. Bu yasa çerçevesinde ihmal ya da istismara uğramış çocuklara danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma gibi tedbirler uygulanmaktadır. En fazla göçmen barındıran illerin başında gelen Hatay İli, söz konusu kanun kapsamındaki uygulamalara da bir manada merkez olmuştur. Bu sebeple çalışmamızda Hatay İlinde bulunan göçmen çocuklara danışmanlık, eğitim, barınma, bakım ve sağlık tedbirlerinin ne oranda sağlanabildiği üzerinde durulmuştur. Bu meyanda hem Türkiye genelinde hem de göçmen nüfusun yoğun olduğu diğer illerde yapılan uygulamalar değerlendirilmiştir. Hatay ilindeki çocukların topluma sosyal uyumu ve kayıp nesil olmamaları konusunda neler yapılabileceği hususunda öneriler getirilmesi ve saha çalışmalarında kullanılabilecek analizler yapılması tasarlanmıştır. Yapılan genel değerlendirmede ise Çocuk Koruma Kanunu kapsamında göçmen çocuklara da uygulanan tedbir kararlarının göçmen çocukların kayıp nesil olmamaları, eğitim almaları ve aileleri ile sosyal uyumu üst düzeyde gerçekleştirmeleri için kritik bir öneme sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Kanunun uygulanmasında göçmen çocuklar özelinde yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğu ve yeni sosyal politikaların gerektiği düşünülmektedir.
İhaleye fesat karıştırma suçu
İhaleye fesat karıştırma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, Kanun'un "Özel Hükümler" adlı ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı Üçüncü Kısmının "Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yer almaktadır. Maddeye göre; Kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde de bir takım değişiklikler yapılmıştır. Çalışmada bu değişiklikler çerçevesinde ihaleye fesat karıştırma suçu ele alınmıştır.
2000 sonrası Türkiye'de yerel yönetim yasalarının "Yerel yönetişim" kavramı üzerinden değerlendirilmesi
Uluslararası kuruluşlardan biri olan Dünya Bankası tarafından ilk defa bugünkü anlamıyla kullanılan ?yönetişim? kavramı, birçok devlet, uluslararası kuruluş ve uluslarüstü oluşum tarafından benimsenerek kamu yönetimi alanında kullanılmıştır. Katı, hiyerarşik ve bürokratik yapı yerine devletin özel sektör ve sivil toplum ile yetkilerini paylaştığı bir düzen içeren yönetişim, tüm aktörlerini ?paydaş? olarak tanımlayan bir yönetim sistemidir. Yönetişimin; yönetimlere hesap verebilirlik, cevap verebilirlik, açıklık, katılım ve etkinlik getirmesi planlanmaktadır. Katılımın yerel yönetimlerde daha yüksek oranda olması ise; yönetişim sisteminin yerel yönetimlere taşınmasına sebep olmuştur. Çalışmada ana konuyu oluşturan ?yerel yönetişim? kavramı yerel yönetimleri ve yönetişimi ilgilendiren diğer kavramlarla birlikte ayrıntılı olarak tanımlanmıştır. Ayrıca Türkiye'nin ?yerel yönetişim? kavramı çerçevesinde yaptığı çalışmalar ve uygulamalar aktarılmıştır.Bununla birlikte, bu çalışmada Türkiye'nin 2000 yılından sonra değiştirilen yerel yönetim yasaları, değiştirilmesi düşünülen kanunlar ve yerel yönetimleri etkileyen bazı uluslararası belgeler yerel yönetişim anlayışını açısından değerlendirilmiştir. İlgili belgelerin yerel yönetişim anlayışının özelliklerini ne kadar barındırdığı, değiştirilen kanunların yapılış aşamasındaki fikirler ve uluslararası belgelerin Türkiye'nin yönetim yapılanmasındaki etkileri tartışılmıştır. Bu bağlamda belediyeler, büyükşehir belediyeleri, il özel idareleri, köyler, kalkınma ajansları, mahalli idare birlikleri yasaları, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve AB müzakere belgeleri ile BM İkiz Sözleşmeleri incelenmiştir.Çalışmanın ana denencesine göre; Türkiye'de 2000 sonrası çıkarılan çeşitli yasalarla ve dâhil olunan uluslararası belge ve sözleşmelerle, yerel yönetimden yerel yönetişime geçiş süreci ivme kazanmıştır. Bu ana denenceden yola çıkılarak incelenen her belge için bir denence üretilmiş ve bu denenceyi destekleyecek bulgu ve önerilere ulaşılmıştır.Anahtar Kavramlar: Yönetişim, Yerel Yönetim, Yerel Yönetişim, Yerel Yönetim Yasaları
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalara seçenek yaptırımlar
Toplumun mutlaka bir düzen içinde bulunması gerekir. Toplumun düzeninin devamı için de düzenin bozulmasına sebebiyet verecek eylemler çeşitli şekillerde müeyyideye tabi tutulmak zorundadır. Toplumun en üst örgütlenmesi olan devletin sosyal barış ve sükûneti sağlamak üzere gerekli önlemleri alması gerekir. Bu önlemlerin başında suç ve ceza ihdası ile verilen cezaların yerine getirilmesini sağlamak gelir. Ancak cezalandırmanın klasik amacı olan öç alma veya kefaret, insanlık tarihiyle birlikte değişikliğe uğramış, cezanın amacına ilişkin bu düşünceler suçlunun, suçtan arındırılması ve toplumun korunması amacıyla duygusallığın arka plana atıldığı, bilimsel temele dayalı çözüm arayışlarına yönelen bir amaç halini almıştır.Çağdaş ceza anlayışı; hem hukuka aykırı olan eylemleri gerçekleştiren kişi, hem de bunun en genel anlamıyla mağduru olan başta toplum olmak üzere diğer gerçek ve tüzel kişiler için bu eylemden en az zararla kurtulmanın yollarını bilimsel olarak aramaya başlamıştır. Bu anlamda da hukuka aykırı eylemden zarar gören tüm sujelerin en az etkilenmesi maksadıyla hürriyeti bağlayıcı cezaların bu sujelere verdiği olumsuz etkilerin giderilmesi amacıyla çeşitli alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ve özellikle kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalara seçenek yaptırımların araştırılması yoluna gidilmiştir. Bu seçenek yaptırımlarla, özellikle kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların gerek sanık gerekse mağdur ve toplum açısından zararlı etkilerinin en aza indirildiği ve amaçlanan faydanın gerçekleştiği anlaşılmaktadır.Bu bağlamda hürriyeti bağlayıcı cezaların yerine uygulanan seçenek yaptırımlar konusu tüm hukuk sistemlerinin ilgilenmeye başladığı ve sonuç olarak da bundan fayda sağlanılan bir kurum olarak toplumun suça karşı korunmasını sağlayan önemli bir fonksiyonu yerine getirmiştir.Anahtar Kelimeler: Kısa Süreli Hürriyeti Bağlayıcı Ceza, Seçenek Yaptırım, Güvenlik Tedbirleri
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin adli amaçlı olarak denetlenmesi
İletişim (haberleşme), kişilerin en temel ve en önemli hak ve özgürlüklerinden birisi ve aynı zamanda kişinin özel yaşam alanının bir parçasıdır. İletişimi sağlayan teknik cihaz ve sistemlerin teknoloji içerisinde yerini alması ve bu cihazların günlük hayatımıza yaygın bir şekilde girmesi ile birlikte bu iletişim vasıtaları kullanılmak suretiyle insan hak ve özgürlüklerine yönelik tecavüzlerde çok ciddi boyutlarda artışlar görülmüştür. Bu sebeple insan hak ve özgürlüklerinin korunması adına bu saldırılara karşı koyabilmek için yeni anlayış ve hukuki mekanizmaların geliştirilmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu çerçevede evrensel hukuk ilkeleri ve AİHS'nin hükümleri ile AİHM'nin içtihatları doğrultusunda, demokratik hukuk devleti olmanın bir gereği olarak telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesinin koşullarının ve sınırlarının yasa ile düzenlenmesi gerekmiştir.Bu çalışmamızda birinci bölümde öncelikle telekomünikasyon yolu ile yapılan iletişimin denetlenmesinin amacı ile özel hayatın gizliliği ve haberleşme özgürlüğünün kapsam ve sınırları açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde tüm çerçevesi ile adli amaçlı olarak yapılan telekomünikasyon yolu ile yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin koşulları ve uygulama biçimi ayrıntılı olarak anlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde önleme amacıyla telekomünikasyon yolu ile yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin koşulları açıklanmıştır. Sonuç bölümünde ise adli amaçlı denetim ile ilgili görülen eksiklik ve uygulamada karşılaşılan noksanlıklara değinildikten sonra bu eksik ve noksanlıkların ne şekilde giderilebileceği yönünde çözüm yolları ve adli amaçlı denetim ile önleme amaçlı denetimin birbirlerine etkileşimi anlatılmaya çalışılmıştır.
Yaş sebze ve meyve sektörü mevzuatının dağıtım kanalları açısından incelenmesi (1953-2013); 5957 sayılı Kanundan beklentiletiler
azarlama, ürünlerin üreticilerden nihai tüketiciye doğru akışını sağlayan eylemler bütünüdür. Diğer bir deyişle Pazarlama, kişilerin veya örgütlerin amaçlarına uygun şekilde değişimi sağlamak üzere; ihtiyaçları tatmin eden mal ve hizmetlerin üretilmesi, fiyatlandırılması, satış çabası, dağıtımı ve tutundurulması sürecidir. Pazarlama dağıtım kanalları vasıtası ile yapılır. Pazarlamada dağıtım kanalları, bir mal veya hizmetin üreticisinden tüketiciye ulaşana kadar izlediği süreçtir. Diğer bir tanımla, değişim değeri olan ürünleri üretildiği yerden, tüketildiği yere kadar ulaştıran, bunun için çalışan, birbiriyle ilişki halinde olan kişi, kurum, kuruluşların oluşturduğu sistemdir. Bu çalışmamızda sebze ve meyve ticaretinde dağıtım kanalları incelenmeye çalışılacaktır. Ulusal ve uluslararası ekonomide önemli bir yere sahip bulunan meyve ve sebze yetiştiriciliği, tarımsal kalkınmamıza büyük katkıda bulunan bir faaliyet alanı olma özelliğini göstermektedir. Gerçekten meyve ve sebze üretimi bugün toplam tarımsal üretimin yaklaşık %8?ini, tüm tarımsal ihracatın % 33?ünü oluşturmaktadır. Türkiye ekolojik yapısı açısından çok çeşitli meyve ve sebze üretimine elverişlidir. Tropik ürünler hariç, tüm yaş sebze ve meyve çeşitleri ülkemizde yetiştirilebilmektedir. Yaş sebze ve meyvenin yurtiçi dağıtım sistemi ve dağıtım kanalları yasalarla belirlenmiş ve yaş sebze ve meyvenin bu yasal düzenlemeler çerçevesinde üreticiden tüketiciye ulaşması amaçlanmış, dahası bu dağıtım kanallarının dışına çıkılması da yasaklanmıştır. Bu düzenlemelere uymayanlara ciddi yaptırımlar uygulanması hükme bağlanmıştır. Bu çalışmamızın konusu, gerek ekonomimiz, gerek ihracatımız, gerek sanayimiz gerek yaşamımız için vazgeçilmez unsurlardan olan yaş sebze ve meyvenin dağıtım kanallarının, bu kanalların yaşadığı hukuki aşamalarının incelenmesi ve mevcut durumun analiz edilmesidir. Çalışmamızda son elli yıl içinde uygulamaya konulan 1960tarihli ve 80 sayılı Kanun, 1995 tarihli ve 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2010 tarihli ve 5957 sayılı Kanun ele alınarak incelenmeye, aralarındaki ilişkiler irdelenmeye, getirdikleri düzenlemelerin içerikleri analiz edilerek kümülatif bir değerlendirmeye tabi tutulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Pazarlama, ürün, üretici, üretici, tüketici, kurum, kuruluş, örgüt, mal, hizmet, fiyat, dağıtım, meyve, sebze, tarımsal üretim, tarımsal kalkınma, 80 sayılı Kanun, 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 5957 sayılı Kanun
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre tahkim
Bu çalışma tahkim alanındaki güncel gelişmeler ve özellikle mahkemelerin tahkim üzerindeki müdahale ve kontrol gücünü en aza indiren, taraf iradesine üstünlük tanıyan ve hakemlerin yetkilerini genişleten akımlar dikkate alınarak düzenlemeyi amaçlayan Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun tahkime ilişkin 11. Bölümünü incelemeyi amaçlamaktadır. Taraflar arasında doğmuş veya doğabilecek anlaşmazlıkları hakem veya hakem kurulu aracılığıyla çözümleme yöntemi olarak tanımlanan tahkim, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 407 - 444. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 1927 tarihli Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'ndan oldukça farklı olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun tahkime ilişkin hükümleri UNCITRAL Model kanun esas alınarak hazırlanmıştır. Tahkim yargısının temelini, tarafların aralarında ortaya çıkan anlaşmazlığı, seçecekleri tarafsız özel kişilere götürmek üzere yaptıkları sözleşme veya asıl sözleşmelerine bu hususta koyacakları şart oluşturmaktadır. Tarafların tahkim yargılamasına ilişkin usul ve esasları tahkim sözleşmesinde açıkça belirlemeleri veya kararlaştırmaları halinde hakem veya hakem kurulu bu usul ve esaslarla bağlıdır. Party Autonomy ilkesi olarak bilinen bu ilke HMK tarafından da benimsenmiştir. Yargılama süresinin kanun veya sözleşme ile sınırlandırılmış olması ise tahkim yöntemini hızlı ve etkin bir uyuşmazlık çözüm yöntemi sağlamaya yöneliktir. Genel yargıda olduğu gibi tahkim yargılamasının amacı da uyuşmazlığın bir hükümle sonuçlanmasıdır. Ancak taraflar hakem kararına karşı usul kanununda yazılı sebeplere dayanarak genel yargıda iptal davası açabilirler. Taraflar iptal davasının sonucuna göre temyiz yolunu tercih edebildikleri gibi kararının kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan ve de kanunda sayılan sebeplerle yargılamanın iadesi yoluna da gidebilirler. Bu çalışmada, ayrıntılı eleştirel mevzuat incelemesi yanı sıra; yerel mahkemelerde görülen iptal davası, yargılamanın iadesi, tanıma ve tenfiz başvuruları suretiyle Türk mahkemelerin tahkime bakış açısını değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Tahkim, Milli Tahkim, Milletlerarası Tahkim, Tahkim Sözleşmesi, Tahkim Şartı, Tahkim Yargılaması
Yeni büyükşehir yasasına kırsal kesimin bakış açısı: Adana örneği
Ülke arazilerini hiçbir bölümleme yapmadan yönetmek mümkün değildir. Türkiye'nin yönetsel bölünüşü uzun bir tarihi süreç içerir. Bu bölünüş içinde çalışmanın konusunu Büyükşehir Belediyeleri oluşturmaktadır. Büyükşehir belediyesi, en az üç ilçe veya ilk kademe belediyesini kapsayan, bu belediyeler arasında koordinasyonu sağlayan; kanunlarla verilen görev ve sorumlulukları yerine getiren, yetkileri kullanan; yönetsel ve mali özerkliğe sahip ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisini ifade eder. Türkiye'deki kanunlara göre, belediye sınırları içinde en fazla 10.000 metre uzaklıktaki yerleşim birimlerinin son nüfus sayımına göre toplam nüfusu 750.000'den fazla olan il belediyeleri, fiziki yerleşim durumları ve ekonomik gelişmişlik düzeyleri de dikkate alınarak, kanunla Büyükşehir belediyesine dönüştürülebilir. Bu çalışma, ülkemizde henüz yeni gelişmekte olan yönetsel coğrafya alanındadır. 2012 tarihinde büyükşehir sınırları değişimlerinden sonra ortaya çıkan gelişmelerin sahada incelenerek yönetsel coğrafya ve yerleşme coğrafyası açısından değerlendirilmesi ise özgün değerini oluşturur. Büyükşehirlerdeki değişimi etkileyen faktörler incelenip, düzenleme çalışmalarının hangi konularda yapılması gerektiği üzerinde durulmuştur. İdari bölünüş sistemi içerisinde yer alan ve çeşitli değişikliklerle günümüze kadar gelen Büyükşehir belediyesi uygulaması yönetsel açıdan yerleşmeleri etkilemektedir. Türkiye'de 1984'ten itibaren başlayan Büyükşehir belediyeleri içinde Adana ili 1986'da Büyükşehir statüsüne kavuşmuştur. Bu bağlamda Büyükşehir statüsüne ilişkin geçen yıllar içinde birçok kanuni düzenlemeler yapılmış ve en son 2012'de Büyükşehir belediye sınırları yeniden düzenlenmiştir. 2014 yılı itibariyle de Adana il sınırları Büyükşehir Belediye sınırları il mülki sınırları olmuştur. Adana ili örneğinde son düzenlemelerin mekâna yansımaları yerleşmeler özelinde incelenmiştir. Çalışma kapsamında il merkezine yakınlık durumları göz önüne alınarak örneklem yerleşmeler seçilmiş anket uygulaması yapılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda büyükşehir belediye hizmetlerinin tam olarak Adana ili kapsamındaki bütün noktalara ulaştırılamadığı alt ve üst yapı gibi temel birçok ihtiyacın giderilemediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İdari Coğrafya, Büyükşehir Belediyesi, Köy, Mahalle, Adana.
احكام جريمة السرقة بين الشريعة الاسلامية و القانون العراقي
This research dealt with the crime of theft as one of the most important crimes that legislation in the past and recent times have been interested in regulating; Because it constitutes an attack on people's money that is forbidden to those who are not its owners، and it has been shown through the research of the Qur'anic miracles in the penalty of theft through the strict punishment that does not include softness or looseness to eradicate this crime and ward off its danger from society، as I dealt with in this research ways to prove the crime of theft In Islamic jurisprudence and Iraqi law in an attempt to identify the points of agreement and differences between them. The research included an introduction and two chapters. In the first chapter، I talked about what the crime of theft is in Islamic jurisprudence and law، where theft was known in jurisprudence and law through the first topic، linguistically and idiomatically. On the methods of proving the claim of theft in Islamic jurisprudence and law، and in the second topic the penalty for the crime of theft in Islamic jurisprudence and law. Among the most important results that I came out with: In the crime of theft that is legally expressive، which requires the limit، it is required that the taking be hidden، and the law contrasts it with the fact that the embezzlement is complete، and is achieved by the lack of consent of the victim. The fact that the place of theft was money، and other results that I reached in this research. Then I appended the research with scientific indexes to make it easier for the reader to find out what he wanted... And may God's peace and blessings be upon our master Muhammad and his family and companions. Keywords: (Theft Sentences، Islamic fiqh، law Iraqi)
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Atatürk Dönemi uygulamaları
Bu çalışmada Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılması ve Atatürk dönemi uygulamaları üzerinde durulmuştur. Osmanlı Devleti'nde bilinen en eski eğitim kurumları medreselerdir. Kuruluş ve yükselme dönemlerinde toplumun eğitim ihtiyacını karşılayan bu kurumlar, zamanla Avrupa'nın gerisinde kalmıştır. Osmanlı devlet adamları, eğitimde yaşanan bu geri kalmanın önüne geçmek için medreselere dokunmamış, ancak bu kurumların yanına batılı tarzda eğitim veren modern kurumlar açmıştır. Azınlık ve yabancı okulların da açılmasıyla, medrese ? mektep ikililiğinin yanına üçüncü bir zihniyet daha eklenmiştir.Atatürk, Osmanlı Devleti'ndeki eğitimin, kurumsal ve amaçsal açıdan parçalandığını, ulusallıktan uzak olduğunu görmüştü. Osmanlı eğitim sisteminde üç değişik insan tipi yetiştiriliyordu. Bu durum ulusal, laik ve bağımsız bir devlet olmanın en büyük engeliydi.Bu nedenle, 3 Mart 1924'te, Tevhid-i Tedrisat Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi. Kanunun uygulanması sırasında en tartışmalı geçen konular, medreselerin kapatılarak yerine İmam-Hatip okullarının açılması ve yabancı okulların denetim altına alınması olmuştur. Bu araştırmada özellikle Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun neden çıkarıldığı, bu kanunun din eğitimi ile yabancı okullar üzerindeki etkisi üzerinde durulacaktır.Literatür taramasıyla, yapılan araştırmada; Osmanlı Devleti'nin eğitim sistemi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılması, Atatürk'ün eğitim anlayışı, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun yabancı ve azınlık okulları üzerine etkileri, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılmasından önceki eğitim sistemi ile kanun çıktıktan sonra yaşanan değişimler hakkında da bilgi verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Medrese, Azınlık ve Yabancı Okulları.
Ülkemizde cinsel istismar ile ilgili ceza yasalarının gelişmiş ülkelerin yasaları ile karşılaştırılması
Ülkemizde Cinsel İstismar İle İlgili Ceza Yasalarının Gelişmiş Ülkelerin Yasaları İle Karşılaştırılması Türk Ceza Kanunu'nda cinsel istismar tanımlanmıştır. Buna göre cinsel istismar denilince "On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar" anlaşılır. Ülkemizde ve dünyada çocukların cinsel istismara uğrama oranları oldukça yüksektir. Ancak unutulmamalıdır ki ortaya çıkabilen cinsel istismar olguları buzdağının yalnızca görülen kısmıdır. Yasalarımızda sanık konumundaki kişiler için özel düzenleme getirilmediği, istismarcı olarak nitelenen kişilerin tek bir potada eritildiği, flört ilişkilerinin dahi bu kapsamda ele alındığı görülmektedir. Cinsel istismar olgularında temel yaklaşımın cezalandırmak olduğu, sonraki süreçte mağdur ya da sanığa yönelik koruma-engelleme tedbirlerinin uygulamada pek karşılık bulmadığı da göze çarpmaktadır. Bu çalışma ile cinsel istismar mağdurlarının tedavisinde, sanıklara verilen cezalarda uluslararası uygulamalar karşılaştırılmış ve incelenmiştir. Türk Ceza Kanunu içinde yer alan cinsel istismar suçunda, mağdur ve sanıklar ile ilgili düzenlemeler İtalyan, Alman ve İsveç Ceza Kanunlarında yer alan düzenlemeleri ile karşılaştırılmıştır. Bunun sonucunda kanun içerikleri birbirinden ayıran bir takım farklılıklar olsa da genel itibariyle ülkelerin birbirine benzeyen yasalara sahip oldukları belirlenmiştir. Ayrıca Türk Ceza Kanunu'nun diğer ülkelere kıyasla cezalandırma açısından İtalyan Ceza Yasası ile benzerlik göstererek, diğer iki ülkeye kıyasla daha yüksek cezalar barındırdığı görülmüştür. Alman Ceza Kanun'unda cezaların daha çok hapis ya da para cezası olarak seçimlik halde, İsveç Ceza Kanunu'nda yine aynı şekilde seçimlik olmasa da hapis cezaların düşük seviyede olduğu göze çarpmıştır. Ayrıca, İtalyan Ceza Kanunu dışındaki ülkelerde, faili cezalandırmak dışında, mağdurun korunması ya da rehabilite edilmesi açısından hükümlerin olmadığı görülmüştür. Bu durum Türkiye'de her ne kadar 29782 sayılı "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Karşı Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik" ile giderilmeye çalışılsa da uygulamada çok fazla yer almadığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Ceza, cinsel istismar, çocuk, istismarcı, yasa
1954-1957 yılları arasında çıkarılan kanunlar ve bu kanunların çıkarılması sırasında yaşanan iktidar-muhalefet ilişkisi
Osmanlı İmparatorluğu'nda modernleşme hareketleri, bürokrasiyi siyasi kararları ile uygulayan değil, siyasi kararlar alan bir kurum haline getirmiştir. Osmanlı'nın kalıntısı üzerine kurulan Cumhuriyet yeni bir devlet ve yeni bir sistem olduğu halde, devletin yönetim yapısı eski sisteme dayanmıştır. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra iç ve dış dinamiklerin zorlaması ile çok partili hayata geçmiştir. Çok partili yaşama geçtikten sonra ilk önemli muhalefet partisi olan Demokrat Parti 7 Ocak 1946'da kuruldu. CHP iktidarına karşı ciddi ve güçlü bir muhalefet yürüten Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 Genel Seçimlerinde iktidara gelmiştir. DP'nin iktidara gelmesi Türkiye'de yeni bir dönemin başlangıcı oldu. İktidarının ilk yıllarında büyük hamleler gerçekleştiren Demokrat Parti, 2 Mayıs 1954 Genel Seçimlerinde gücünü daha da artırarak iktidarını pekiştirdi. Muhalefet partileri DP'nin takip ettiği siyasete 1955'in sonlarından itibaren şiddetle karşı çıkmaya başlamışlardır. Muhalefetin iktidara yönelik eleştirilerini artırması DP'ye muhalefet üzerinde daha da baskı kurmaya itmiştir. DP'nin giderek baskılarını artırması muhalefet partilerini birbirine yaklaştırmış ve muhalefet partileri arasında işbirliği süreci başlamıştır. 1957 Genel Seçimlerinden önce muhalefet Partileri bir güç birliği oluşturmaya çalışmış ancak aralarındaki çekişmeler ve DP'nin izlediği politikalar sonucunda bu işbirliği girişimi sonuçsuz kalmıştır. 27 Ekim 1957 Genel Seçimlerinde DP'nin oy oranının düşmesi DP'yi daha da hırçınlaştırmıştır. Bu da muhalefet partileri arasındaki işbirliği sürecini hızlandırmıştır. İktidar ve muhalefet arasında kısa süren birkaç bahar havası denemesinden sonra iktidar ve muhalefet arasındaki ilişkiler 1958 yılının sonlarından itibaren sertleşmeye başlamış ve cepheleşmeler başlamıştır. Milli Muhalefet Cephesi ve DP'nin Vatan Cephesi arasındaki çekişmeler 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ile sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Halk Partisi, Çok Partili Hayat, Demokrat Parti, İktidar- Muhalefet, Kanun Müzakereleri.
Çukurova Üniversitesi öğrencilerinde sigara içme durumu ve tütün kontrol yasası ile ilgili bilgi, tutum ve davranışları
Amaç: Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinde tütün kullanım yaygınlığı, halen yürürlülükte olan 'Tütün Kontrol Yasası' ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Çalışmamızın evrenini, 2018-2019 akademik yılında Çukurova Üniversitesi'nde öğrenim gören lisans öğrencileri oluşturmuştur. Çalışmamıza; fen bilimleri (mühendislik), sosyal bilimler (eğitim) ve sağlık bilimleri (tıp) fakülteleri dahil edilmiştir. Bu üç fakülte rastgele örneklem yoluyla elde edilmiştir. Veriler anket yoluyla elde edilmiştir. Anketler; öğrencilere sınıflarında, önce açıklama yapıp daha sonra dağıtılarak uygulanmıştır. Veriler bilgisayar ortamına girilip değişkenler arasındaki ilişki incelenmiştir. Parametrik ve parametrik olmayan koşullara göre analizler yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan toplam 1412 üniversite öğrencisi dahil edildi. Çalışmamıza katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21,78±2,811 (min: 16, max: 57) olarak belirlenmiştir. Öğrencilerden 400'ü ise halen tütün veya tütün ürünü kullandığını ve 326'sı (%23,0) sigara içmekte olduğunu belirtti. Sigara içen öğrencilerinin anne ve babalarının yaşı sigara içmeyenlerden anlamlı olarak yüksekti. Sigara içenler içinde arkadaşları arasında ve yaşadığı ortamda sigara içenlerin bulunma yüzdesi sigara içmeyenlerden anlamlı olarak yüksekti. Katılımcıların %43,2'si Tütün Kontrol Yasası'nın uygulanmadığını belirtti. Sonuç: Öğrencilerin %88'i sigara kullanmaya üniversiteden önce başlamışlardır. Bu yüzden sigara kullanımı ile ilgili mücadeleye ergen-gençler sigara ile karşılaşmadan başlanmalıdır. Tütün Kontrol Yasası'nın kapsamı ve yaptırımları hakkındaki farkındalık oranı çok düşüktür. Ve Tütün Kontrol Yasası ile ilgili farkındalık ve sorumluluk eğitimleri düzenlenmelidir. Anahtar Kelimeler: Sigara Kullanımı, Üniversite Öğrencileri, Tütün Kontrol Yasası.
Vergi güvenlik müessesi olarak 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nda örtülü sermaye
Daha önce 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nda yer almış olan örtülü sermaye müessesesi, 21.06.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 01.01.2006 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 12 nci maddesinde örtülü sermaye hükümleri, genel kabul görmüş vergilendirme ilkeleri, uluslararası gelişmeler ve objektif kriterler dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, örtülü sermaye uygulamasında borç/öz sermaye oranı, ortakla ilişkili kişi ve öz sermaye tanımlarına açıklık getirilerek objektif kıstaslar konulmuş, örtülü sermaye kapsamına girmeyecek borçlanmalar belirtilmiş ve örtülü sermaye uygulamasında düzeltme işlemlerine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir. Bu çalışmada Türk Vergi Sisteminde vergi güvenlik müesseseleri arasında önemli bir yeri olan örtülü sermaye müessesesini yürürlükteki 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu çerçevesinde çeşitli yönleri ile ele alarak, uygulamaya ilişkin örneklerle birlikte incelenmesi ve değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanunun vergi affı kapsamında mali açıdan değerlendirilmesi
Tarih boyunca af kavramı bütün hukuk sistemlerinde yerini almış, kesin bir tanımı yapılmamakla beraber sürekli olarak uygulanmıştır. Vergi affı kavramının da vergi hukukunda dolayısıyla uygulamadaki vergi kanunlarında tanımı tam olarak yapılmamış ancak vergi affı ülkemizde Cumhuriyet' in ilanından bugüne kadar sık sık uygulanmıştır. Devletler giderlerini karışılmak amacıyla kaynak oluşturmak için her zaman değişik isimler altında gerçek ve tüzel kişileri vergilendirmek suretiyle vergi geliri elde etmişlerdir. Vergilendirmeye ilişkin usul ve esaslar vergi kanunlarında belirtilişmiş buna mukabil belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket eden gerçek ve tüzel kişilere cezalar öngörülmüştür. Vergi affı, devletin öngörülen cezalar ile tahsil edilmesi hedeflenen vergi alacaklarının bir kısmının ya da tamamının tahsilinden vazgeçmesidir. Vergi affı aynı zamanda kayıt dışı bulunan ve ekonomik dolaşıma kazandırılmak istenen varlık ve kazanç sahiplerine varlık ve kazançlarını kayıt altına almaları durumunda kolaylık sağlanması amacıyla da çıkarılmıştır. Bu tür vergi afları uygulamada "Varlık Barışı" olarak adlandırılmıştır. Ülkemizde 2014 yılında kadar başka hükümler yanında vergi affı hükümlerinin de yer aldığı ya da sadece vergi affı hükümlerinin yer aldığı 33 adet kanun çıkarılmıştır. Vergi afları genellikle değişik isimler altında ve çeşitli sebeplerle yasalaştırılarak uygulamaya konulmuştur. Düzenlenen vergi affı kanunlarının gerekçelerine bakıldığında bu kanunlar daha çok ekonomik, mali, teknik ve idari sebeplerle çıkarılmıştır. Sadece 1960 ve 1980 yılları arasında çıkarılan af kanunların düzenlenmesinde ise siyasi ve ekonomik nedenler öne çıkmış devlet toplumu rahatlatmak amacıyla alacaklarından kısmen veya tamamen vazgeçmiştir. Yaşanan ekonomik ve siyasi krizler nedeniyle ülke ekonomisinin olumsuz etkilenmesiyle beraber bu olumsuzluklar neticesinde vergisel yükümlülüklerini yerine getiremeyen mükelleflere yükümlülüklerini yetire getirmeleri amacıyla bir şans verilmesi ve vergi idareleri ve vergi yargısı üzerindeki iş yükünün azaltılması açısından vergi affı genellikle savunulmuştur. Buna mukabil vergi ahlakını bozması vergilendirme de adalet ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle de hep eleştirilmiş bir nevi dürüst mükelleflerin cezalandırıldığı savunularak vergi affına karşı çıkılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi Affı, Varlık Barışı
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uygulamalarının Türkiye'de lojistik sektörünün verimliliğine katkısının incelenmesi
Sunulan çalışmada 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanunun uygulanmasından önce ve sonra yaşanan lojistik sektöründeki iş kazalarının istatistikleri karşılaştırılarak öncelikle lojistiğin hangi alanında iş kazalarının yoğun olduğu tespit edilerek, ayrıca yaş, cinsiyet ve çalışma saatleri açısından da değerlendirmesi yapılmıştır. Yapılan anket çalışması ile iş kazalarının yoğun olduğu alanda İSG uygulamalarının faydası değerlendirilerek ayrıca İSG uygulamalarının iyileştirilmesi açısından tespitler yapılmaya çalışılmıştır. İşveren ve işçiler açısından İSG uygulamalarının vardığı noktada memnuniyet dereceleri belirlenmiştir.
Kat mülkiyetine getirilen yenilikler
Kat mülkiyeti, sosyal ve ekonomik ihtiyaçların zorunlu kıldığı, aynı yerde birden fazla kişinin konut ihtiyacının giderilmesi amacıyla kabul edilen bir yapının belli bir bölümü üzerinde kurulmuş, bağımsız ve özel bir mülkiyet türüdür. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu ise, bu özel mülkiyet türünü düzenleyen en önemli mevzuat olmakla birlikte, 1166, 2814, 3227, 3770, 5711, 5912, 6111, 6462 ve 6645 sayılı Kanunlar ile 431 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kapsamında birçok kez değişikliğe uğramıştır. Bu değişiklikler içinde, şüphesiz, 14.11.2007 tarihli 5711 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, toplu yapıya ilişkin düzenlemeler yanında uygulamaya yönelik önemli değişiklikler de getirilmesi bakımından büyük öneme sahiptir. Açıklanan sebeple bu çalışmada öncelikle "kat mülkiyeti" kavramı ve hukukî niteliği üzerinde durulacak, ardından 5711 sayılı Kanun ile getirilen değişiklikler kapsamlı şekilde incelenecektir.
Sınai Mülkiyet Kanunu'na göre tescilsiz tasarımların korunması
Modanın, hızlı değişime uğramasıyla tasarımcılar tarafından tescil edilmemiş tasarımlarının koruma altına alınması ihtiyaç haline gelmiştir. Tescilsiz tasarımlara kanun ile getirilen koruma yolları ile mevcut ihtiyacın karşılanıp karşılanmadığı ve karşılaşılabilecek sorunlar amaçlanmıştır. 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren Sınai Mülkiyet Kanunu ile tasarımların koruması düzenlenmiştir. Yasa hükümleri uyarınca tasarımlar, tescil edilmiş olması hâlinde tescilli tasarım, tescil edilmemiş olmasına rağmen ilk kez Türkiye'de kamuya sunulmuş olması hâlinde tescilsiz tasarım olarak korunur. SMK ile tescilsiz tasarım koruması modeliyle yeni bir dönem başlatılmıştır. Tasarımların korunması açısından yenilik, ayırt edicilik, kamuya sunma ve tescilsiz tasarımların ilk kez Türkiye'de kamuya sunulmuş olma şartları incelenmiştir. Gelişen teknoloji ile tasarım sahipleri açısından tasarımlarını korumanın ispatında yaşanan sorunlar ele alınmıştır. Bu sorunların çözümü açısından Türk Patent ve Marka Kurumu'na kayıt sistemi gibi maliyetsiz ve kısa süreli bir "e-başvuru" çözüm olarak getirilebilir. Bu şekilde aynı veya benzer tasarımların tescilsiz olarak korunmasında tasarımın ilk olarak kamuya sunulmasında, tescilsiz tasarımın hakkının ispatı sağlanmış olacaktır.
Türkiye'deki ve bazı Avrupa ülkelerindeki iş sağlığı ve güvenliği kanunlarının iş kazalarına etkilerinin araştırılması
İş sağlığı ve güvenliği, modern çalışma hayatının vazgeçilmez koruyucusudur. Ülkemizde 30.06.2012 tarihinde yürülüğe giren İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, iş kazaları ve iş kazası ölümlerini önlemedeki en büyük görevi üstlenmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de İSG Kanununun iş kazalarına etkisi araştırılmış olup, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırması yapılmıştır. Türkiye için 2013, Avrupa ülkeleri için 2008 yılları referans alınmış olup, iki döneme ait iş kazaları ve iş kazası ölümleri Çizelge ve grafikler yardımıyla incelenmiş ve yorumlanmıştır. Ayrıca, SPSS paket programıyla mevcut verilerin istatistiksel olarak analizi yapılmıştır. Türkiye'de 1998-2016 yılları arasındaki iş kazaları ve iş kazası sıklıklarının 16 Avrupa ülkesi ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha az; iş kazası ölümleri ve iş kazası ölüm sıklıklarının ise istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Avrupa ülkelerinde 2008'den sonraki dönemde iş kazaları ve iş kazası ölümleri ortalamasında istatistiksel anlamlı olarak azalma kaydedilirken aynı dönem için Türkiye'de herhangi bir farklılık gözlenmemiştir. Çalışmanın, ülkemizdeki iş sağlığı ve güvenliğinin daha iyi seviyeye ulaşmasına katkı sunacağı düşünülmektedir.
5941 sayılı Çek Kanunu ve 6102 sayılı Ticaret Kanunu çerçevesinde çek hamillerinin korunması
Çalışmamızda 5941 sayılı Çek Kanunu değerlendirilmeye çalışılmış ve uygulamada çek hamillerinin yaşadığı sorunlara ve bu sorunların çözümü için yapılması gerekenlere değinilmiştir. 6102 sayılı Ticaret Kanunu'nun çeklerle ilgili olan 780?823 arasındaki maddeleri, Çek Kanunu'nda düzenlenmeyen konularda uygulanmaya devam edecektir.3167 ve 4814 sayılı Kanunlar ile hamil yeterince korunamamış ve karşılıksız çek keşidesinin önüne amaçlandığı şekilde geçilememiştir. Bu nedenle 5941 sayılı Çek Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanun, baştan sona yeni bir kanundur ve çek hamilini korumaya yönelik, karşılıksız çek keşidesini önlemeye yönelik birçok madde içermektedir. Çalışmamızda 5941 sayılı Çek Kanunu ve 6102 sayılı Ticaret Kanunu ile karşılıksız çek keşidesi durumunda keşideciye uygulanacak cezai yaptırımlar, çek hamiline çekin karşılıksız çıkması durumunda başvurabileceği yollar, muhatap bankaya ve banka personeline getirilen hukuki sorumluluklar ayrıntılı bir şekilde incelenmektedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu' nda bilgi teknolojilerinin kullanımı ve bilgi teknolojilerinin işletmeler için önemi
21. Yüzyılda ticaret hayatının ve sosyal hayatın merkezine oturan önemli kavramların başında `'Bilgi ve Bilgi Teknolojileri'' kavramları gelmektedir. İnternet ve Bilgi Teknolojileri' nin ulaşmış oldukları önemli teknolojik seviyeler, bilginin üretilmesi ve hızlı yayılmasında önemli etken olmuştur. İnsan hayatında keskin değişim ve dönüşümlere neden olan teknolojik gelişmeler, Ticari İşletmelerde ve Şirketlerde de yönetimsel ulusal ve uluslararası köklü değişiklikler getirmiştir. Bu değişim, doğal bir sürecin içinde kendiliğinden ortaya çıkabileceği gibi, planlı bir yapılanma ve Bilgi Teknolojilerine yapılan yatırımlarla programlı bir şekilde de gerçekleşebilir. Bilgi Teknolojileri, Ticari İşletmelerin daha etkin, daha kaliteli, daha üretken ve daha az masraflarla işlerini yürütmesine olanak sağlamaktadır.Ticari hayatta şimdiye kadar mesafeli yaklaştığımız `'Bilgi Teknolojileri'' konusunda son yıllarda uygulamaya konulan yeni Kanunlarla ciddi mesafeler kat edilmiştir. En son uygulamaya koyulan Kanunlardan birisi de 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu'dur.Bu çalışmada da 6102 Sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu` nda Bilgi Teknolojilerinin kullanımı incelenmiş ve Bilgi Teknolojileri Kullanımının İşletmeler için ne kadar önemli bir faktör olduğu üzerinde durulmuştur.
Yabancı boşanma kararlarının tanınması ve tenfizi
Boşanma, evlilik ilişkisini sona erdiren nedenlerden biridir. Ülkemizde boşanma mahkemeye başvurularak karar alınmasıyla gerçekleştirilebilmektedir. Karşılaştırmalı hukuka baktığımızda ise birçok ülkede taraflara mahkemeden karar almadan boşanabilme imkânı tanındığı görülmektedir. Bu bağlamda boşanma ile evlilik ilişkisi adlî makam kararı, idari makam kararı, adlî ya da idarî makam kararı gerekmeksizin sona erdirilebilmektedir. Bilindiği üzere tarafların boşanarak, evlilik ilişkisini sona erdirmelerinin birçok hukuksal sonucu mevcuttur. Yabancı ülkelerde farklı yöntemlerle gerçekleştirilen boşanmaların hukukî sonuçlarının kabulü milletlerarası özel hukukun ehemmiyet arz eden konularındandır. Boşanma ve boşanmaya bağlı ortaya çıkan hukukî sonuçların kabulü tarafların hukuksal konumlarını etkilemektedir. Özellikle yeniden evlenebilme, mirasçılık sıfatı, mal rejimi tasfiyesi, soybağı, velayet hakkına bağlı işlemleri gerçekleştirme, seyahat, ikamet, çalışma gibi çeşitli sosyal haklardan yararlanma gibi konular diğer ülkelerde gerçekleşen boşanmaların hukukî sonuçlarının kabulünü gerekli kılmaktadır. Bu şekilde hukukî ilişkilerde istikrar sağlanarak, tarafların yaşayacakları olası hak kayıpları önlenebilmektedir. Ülkemizde yabancı boşanma kararlarının hukukî sonuç doğurması tanıma ya da tenfizle mümkün olmaktadır. İlk olarak belirtmek gerekir ki, taraf olduğumuz bazı milletlerarası sözleşmeler çerçevesinde yabancı boşanma kararlarının tanıma ya da tenfizi imkân dâhilindedir. İç hukukumuzda tanıma ve tenfizle ilgili temel düzenlemeler ise Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'da yer almaktadır. Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 27/A ve Mavi Kartlılar Kütüğü ve Beyan Edilen Nüfus Olaylarının Tutulması Hakkında Yönerge çerçevesinde de yabancı boşanma kararları dava açılması gerekmeksizin nüfus kütüğüne tescil edilerek tanınabilmektedir. Çalışmamızda taraf oluğumuz milletlerarası sözleşmeler, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 27/A ile Mavi Kartlılar Kütüğü ve Beyan Edilen Nüfus Olaylarının Tutulması Hakkında Yönerge çerçevesinde yabancı boşanma kararlarının tanıma ve tenfizinde ortaya çıkan hukukî sorunların belirlenmesi ve değerlendirmesi amaçlanmaktadır.
Şeriat ve hukukta estetik ameliyatlar ile ilgili hükümler (Karşılaştırmalı çalışma) / Provisions related to beautician surgery in sharia and law (Comparative study)
This research is about the provisions of beautician surgery, which is a contemporary medical case, from the perspective of Islamic rules, and based on the four famous sects of the legal jurisprudence of some contemporary Arab and foreign countries. The nature of this research required to be divided into three chapters: In the first chapter, we mentioned the historical development of beautician surgery and the reasons behind its propagation nowadays, and also the terms that are related to the title of research to the scientists of religion, laws and medicine. In the second chapter, we have explained the stance of Islamic religion by mentioning the opinions of the jurists and their proofs of the medical in general and the beautician surgeries in particular, and then we have analyzed these 0pinions within an examples of some beautician surgeries and their types. And in the third chapter, we talked about the legal provisions for beautician surgeries, after we have mentioned about the legal basis of the medical in general, we entered into the stance of legislation in some contemporary countries and did our research about the obligations, duties and conditions related to beautician surgeries. And our research ends with a conclusion that includes the results. Keywords: Islamic law, Law, Processes, Surgery, Beautician.