Güvenlik politikaları
131 theses under this subject heading
Arktika Bölgesi'nin uluslararası güvenlik çerçevesinde incelenmesi
İklim krizi günümüzün en önemli sorunlardan biri haline gelerek, insanlık için büyük riskler oluşturmaktadır. Arktika Bölgesi de iklim krizinden etkilenecek olan bölgelerin başında gelmektedir.Bu çalışmanın amacı Arktika Bölgesi'nin uluslararası güvenlik çerçevesinde kuramsal tartışmalarla çevre, enerji, ekonomik, siyasi ve askeri konularda incelenmesidir. Bu amaçdoğrultusunda ilk olarak "Uluslararası Güvenlik Kuramları" başlığı altında, güvenlik kavramının gelişimi incelenmekte, bölgedeki çeşitli faaliyetler üzerinde durulmaktadır. Ardından uluslararası güvenlik kuramları incelenmektedir. İkinci olarak "Arktika Bölgesi" başlığı ile bölgenin coğrafi tanımı yapılmakta, bölgenin stratejik önemine değinilmekte ve bölge devletlerinin anlaşmazlıkları incelenmektedir. Son olarak "Uluslararası Güvenlik Çerçevesinde Arktika Bölgesi" başlığı ile bölge devletleri, bölge dışı devletler ve uluslararası kuruluşların bölgedeki güvenlik politikalarına değinilmektedir. Ardından Neorealizm, Neoliberalizm, Kopanhag ve Aberystwyth Ekolü gibi uluslararası güvenlik kuramları aracılığı ile bölge güvenliği incelenmektedir. Bu çerçevede bu çalışma, Arktika Bölgesi sahip olduğu potansiyel kaynak zenginliği ile bir yandan ilgili devletler için rekabet unsuru oluştururken, diğer yandan bölgesel ve küresel açıdan uluslararası sistemde güvensizlik ortamı yaratmaktadır hipotezine dayanmaktadır. Hipotezi doğrulamak için şu sorulara yer verilmiştir: Bölge hangi kaynaklara sahip ve ne tür bir güvensizlik ortamı yaratıyor? Bölgesel ve küresel risk ve tehditler nelerdir? Bu risk ve tehditlerden etkilenen aktörler kimlerdir? Arktika Bölgesi'nde uluslararası güvenlik kuramlarından yola çıkılarak ne tür bir barış ortamı sağlanabilir?
Türkiye'de kentsel dönüşüm ve güvenlik siyaseti: Gaziosmanpaşa Sarıgöl Mahallesi
Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren artan kentsel dönüşüm uygulamaları öncelikli olarak kent yoksullarının yaşadığı gecekondu mahallelerine odaklanmış ve bu mahallelerin yeniden inşası başlıca hedef haline gelmiştir. Geçmişte gecekondu mahallelerini göz ardı eden yönetimsel bakış açısının yerini kentsel dönüşümle düzenleme, ıslah etme, yenileme kavramlarına bırakması gecekondu mahallelerinde köklü değişimlerin yaşanmasına ve bu mahallelerin yeniden inşa sürecine girmesine neden olmuştur. Düzenleme ve ıslah etme anlayışının odak noktası ise belli etnik kimliklerin, işçilerin ve marjinal olarak tanımlanan grupların yaşam alanları olmuştur. Bu çalışma, afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkındaki kanun kapsamında dönüşüm alanı ilan edilen gecekondu mahallelerini irdeleyerek kent yoksullarının yaşadığı mahallelerin damgalanması ve suçlulaştırılması üzerinden güvenlik siyaseti ile kentsel dönüşüm arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Örnek mahalle olarak seçilen İstanbul Gaziosmanpaşa Sarıgöl mahallesinde yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiş ve kentsel dönüşüm öncesi, kentsel dönüşüm süreci ve sonrası araştırılmıştır. Kentsel dönüşümün hedeflediği yenileme, rehabilitasyon kavramları da irdelenerek Sarıgöl'deki kentsel dönüşümün mahalle halkı üzerindeki etkisi ele alınmıştır.
Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın güvenlik politikalarındaki rolü
Bu çalışmada, Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın güvenlik politikalarındaki rolü incelenmiştir. Dünyada yaşanmakta olan terör gibi güvenlik problemleri, devletlerin uygulamakta olduğu güvenlik politikalarının önemini artırmış bulunmaktadır. Bu nedenle bu politikaların gerek oluşturulması gerekse uygulanması noktasında etkili olan aktörler oldukça önemlidir. Ülkelerin uygulamış oldukları hükümet sistemleri de bu politikaları etkilemektedir. Hükümet sistemlerinde devlet başkanlarına ve Türkiye'de Cumhurbaşkanı'na güvenlik alanında verilen yetkiler onları bu politikaların oluşturulması ve uygulanması aşamalarında merkezi aktör konumunda bulundurmaktadır. Hükümet sistemlerindeki devlet başkanları ve Türkiye'deki Cumhurbaşkanı'nın bu rolünü ortaya koymak için başkanlık, yarı başkanlık, parlamenter hükümet sistemlerinden belirlenen ülke örnekleri ve Türkiye'de Cumhurbaşkanı'na güvenlik alanında verilen yetkiler incelenmiştir. Bu yetkiler incelenirken belirlenen ülke örneklerinde ve Türkiye'de anayasa, kanun vb. ilgili mevzuat esas alınmıştır. İncelenen yetkiler ülkelerdeki devlet başkanları ve Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın güvenlik politikalarında etkili bir rol oynadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, Güvenlik Politikaları, Cumhurbaşkanı, Hükümet Sistemleri.
Transatlantik güvenlik mimarisi bağlamında Türkiye'nin karar alma mekanizmalarının analizi; 1 Mart Tezkeresi örneği
İkinci Dünya Savaşı sonrasında iki zıt ideolojiye sahip olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasındaki mücadele sonucu başlayan Soğuk Savaş, iki büyük savunma örgütünün doğuşuna sahne olmuştur. SSCB öncülüğünde 1955 yılında kurulan Varşova Paktı'nın aksine, ABD öncülüğünde 1949 yılında kurulan NATO Soğuk Savaş'tan galip çıkarak, varlığını Soğuk Savaş sonrasında da sürdürmeye devam etmiştir. Birçok Batı Avrupalı devletin ve Türkiye'nin de içinde yer aldığı NATO, Soğuk Savaş sonrası dönemde yeni tehdit algılamaları çerçevesinde yeni roller edinerek, savunma örgütünden güvenlik örgütüne dönüşmüştür.Soğuk Savaş'ın ardından ABD'ye bağımlılığı azalan ve ekonomik gücünü, dış politika ve güvenlik alanıyla bütünleştirip, uluslararası sistemde daha etkin olmayı hedefleyen AB üyeleri, Soğuk Savaş döneminde NATO'nun Avrupa ayağının güçlendirilmesi amacıyla kurulan Batı Avrupa Birliği'ni AGSP'ye dönüştürmüş, böylelikle Avrupa'da ayrı bir güvenlik yapılanmasına gidilmiştir.Bu yapılanma NATO'nun kurucusu ve lideri olan ABD'yi endişeye sevk etmiştir. Özellikle 11 Eylül 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a yapılan saldırıların ardından ulusal güvenlik stratejisini değiştiren ABD'nin, NATO'yu kendi çıkarları doğrultusunda kullanma girişimi, AB üyesi bazı devletlerin tepkisiyle karşılanmış ve Irak Savaşı'yla NATO içerisindeki çatlak derinleşmeye başlamıştır.Irak Savaş'ında Türkiye, savaşa karşı AB'nin öncü güçleri Fransa ve Almanya yanında yer almıştır. Bu tezde, ABD dış politikasını dönüşüme zorlayan transatlantik çatlağın, 1 Mart Tezkeresi özelinde Türk dış politikası karar alma sürecine etkisi ortaya konulacaktır.Bu tezin yazımında entelektüel birikimiyle yol gösteren değerli danışmanım Doç. Dr. Hüsamettin İnaç'a, tez yazım sürecinde desteğini esirgemeyen arkadaşım Serdar Ülbayi'ye ve yaşamım boyunca, sevgi ve fedakârlıkla birlikte emek veren babam Yusuf Güngör'e ve annem Saniye Güngör'e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.Anahtar Kelimeler: Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikaları, Karar alma, NATO, Soğuk savaş, Tezkere.
Uluslararası göç ve güvenlik ilişkisinin eleştirel bir analizi
Bu tez, bugün yarım asırdan fazla bir süredir var olan uluslararası mülteci rejiminin varlığına rağmen devletlerin mülteci krizlerini kendi çıkarları çerçevesinde nasıl yönetebildiğini 2020 yılında Türkiye-Yunanistan sınırında yaşanan mülteci krizi üzerinden analiz etmiştir. Tezin iki temel argümanı vardır. İlki devletlerin kitlesel göç hareketleri ile karşılaştıklarında ulusal çıkarlar çerçevesinde göçü insani boyutu ve hukuki sorumluluğunu ikinci plana atarak güvenlikleştirdiğidir. İkincisi ise 1951 yılında imzalanan Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme (Cenevre Sözleşmesi) ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü'nün yapısal sorunlarının da bu duruma meşru imkân sağlamasıdır. Türkiye-Yunanistan mülteci krizi özelinde uygulanan politikalar ise devlet çıkarlarının yanında uluslararası mülteci rejiminin yapısal sorunları çerçevesinde şekillenmiştir. Çalışmada, vaka analizi yöntemi ile birincil kaynaklar yanında ikincil kaynaklar olarak kitap, makale, rapor ve haberler kullanılmıştır.
Yeni kamu yönetimi anlayışı çerçevesinde asayiş kavramının değerlendirilmesi
Bilgi çağı, hayatın çok hızlı tanık olduğu ve değiştiği bir dönemdir. Bu dönemde tüm sektörlerden (özel, kamu ve üçüncül sektörler) bu değişime hızlı ve etkin bir uyum beklenmektedir. Geleneksel kamu yönetimi (GKY), bu değişimlerin getirdiği ihtiyacı karşılayamadığı için yeni kamu yönetimi (YKY) kavramı ortaya çıkmıştır. Yeni Kamu Yönetimi; devletin küçültülmesi, hizmetlerin yerelleştirilmesi, yönetişim ile özel sektörün bilgi ve yönetim tekniklerinin kamuya aktarılması çağrısında bulunmaktadır. Böylece yeni kamu yönetimi; verimsizlikle suçlanan kamu sektörünün, bilgi toplumunun ihtiyaçlarını karşılayabilmesini amaçlamaktadır. Çağın ihtiyaçları doğrultusunda kamu yönetiminde zamanla ortaya çıkan bu değişim, geleneksel kamu yönetimi anlayışının önemli örneklerinden olan ve iç güvenlik hizmetleri noktasında asayişi sağlayan Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatının asayiş hizmeti anlayışında da değişime yol açmıştır. Bu çalışmada, yeni kamu yönetimi anlayışı çerçevesinde asayiş kavramının hangi yönde değiştiği irdelenecektir. Çalışmada literatür taraması yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemin genel amacı, araştırmanın hangi bağlamda yürütüleceğini ve mevcut araştırma sonuçlarını özetleyerek hangi boşlukların doldurulması gerektiğini ortaya koymaktır. Yapılan kaynak araştırması neticesinde ulaşılan kaynaklar tasnif edilerek yeni kamu yönetimi anlayışı çerçevesinde asayiş kavramı değerlendirilmiştir. Tezin hipotezi; yeni kamu yönetimi anlayışıyla asayiş kavramındaki değişimler arasında anlamlı bir ilişkinin olduğudur. Çalışmadaki sınırlılık kaynak taraması esnasında ulaşılan kaynaklardır. Bu çerçevede literatür taraması yapılarak araştırma ortaya konmuştur.
Yeni güvenlik anlayışı kapsamında hibrit savaşlar ve kamu diplomasisinin çözüm yollarındaki etkisi
Hibrit savaş konsepti; insani, siyasi, ekonomik birçok etkenin zayiatını azaltmayı amaçlayan ve uluslararası alanda tepki çekmeden ulaşılmak istenen amaca yönelik gerçekleştirilen stratejik bir kavramı ifade etmektedir. 21. yüzyılda ortaya çıkan bu terimin teknolojik ve bilimsel genişleme ile ortaya çıkması, tehdit ve hamlelerin de seyrini değiştirmiştir. Her alanı değişime zorlayan bu itici gücün güvenlik alanındaki tasavvuru da tasarruf gücü elinde olanları harekete geçirmeye sevk etmektedir. Askeri unsurların yanında bilgi savaşı, ekonomik savaş, psikolojik savaş, siber savaş, vekalet savaşı gibi kavramların devreye girmesi; savaş unsurunda çok yönlü pragmatik bir oluşumun belirdiğini göstermektedir. Bu tespitlerin yapılmasıyla birlikte konvansiyonel güç unsurlarından ziyade, kamu diplomasisi ile gerçekleştirilen amaca varış sürecindeki sancısız yöntemin cazibesi daha fazla artmıştır. Çalışmanın hipotezini oluşturan bu düşünce ile "kamu diplomasisinin" "akıllı güç" kavramı ile eşdeğerliğine vurgu yapılmıştır. Bu sebeple cephesel savaşların zihinsel savaşlara yenik düştüğü teknoloji çağında savaşın unsurlarındaki değişmeye öncelik tanınmış, bu çerçevede çözüm önerileri sunulmuştur. Savaş ve kriz yönetimindeki operasyonel eylemlerin stratejik yöntemlerle kullanıldığı yöntemsel bir bakış açısını ifade eden çalışmada; proaktif sürecin güçlü tutulmasına öncelik verilmiş, hibrit savaşın kamu diplomasisi öğesine istinaden bütüncül bir yaklaşım sunulmuştur. Böylelikle 21. yüzyıl hibrit savaş ortamında barışçıl ve zayiatsız bir yöntemin ön plana çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmada tarihsel, betimsel ve karşılaştırmalı yöntemler kullanılarak, söz konusu amaç doğrulanmaya çalışılmıştır.
Türk – Rus güvenlik ilişkilerinde bir rekabet ve işbirliği alanı olarak Karadeniz
Karadeniz, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından küresel ve bölgesel aktörlerin önem verdiği bir alan olmuştur. Yaşanan siyasi gerginlikler ve çatışmaların gölgesinde, istikrarsızlığa yol açabilecek gelişmelere karşı devletlerin bir araya gelerek güvenlik ve işbirliği ortamı yaratılmasına önem verilmiştir. Rusya-Gürcistan Savaşı ve Rusya ile Ukrayna arasında krize neden olan gelişmeler sonucunda yaşanan kırılmalar devletler arasında olası çatışma ihtimalini gözler önüne sermiştir. Bu durum Karadeniz'in barış, güven ve istikrarına yönelik belirsizliği önlemede işbirliği fırsatlarına daha fazla önem verilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Karadeniz'in önemli aktörlerinden arasında yer alan Türkiye ve Rusya'nın ilişkileri havzada yaşanan gelişmelerden etkilenmesine rağmen 2000'lerden itibaren siyasi ve ekonomik alanlarda birlikte hareket ederek işbirliğinin geliştirilmesine önem verilmiştir. Bu çalışmada Karadeniz Havzası'nda yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye ve Rusya'nın güvenlik ilişkilerine olan etkisi incelenmiştir. Havzadaki artan istikrarsızlığa karşı Türkiye ve Rusya ilişkilerinde mutlak kazançlarını ön planda tutarak geliştirilen işbirliğiyle birlikte havza güvenliğinin sağlanabileceği önerilmiştir. Bu durumun hem Türkiye hem de Rusya'nın ilişkilerinde işbirliği fırsatlarının değerlendirilmesine imkân sağlayabileceği düşünülmektedir.
Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye'nin güvenlik anlayışı ve politikaları
Bu tezde, Uluslararası İlişkiler disiplini içinde güvenliğin kapsamı ve zaman içerisinde dönüşümü incelenmiştir. Özellikle güvenliğin Soğuk Savaş dönemiyle Soğuk Savaş sonrası döneme ve bu dönemlerin şartlarına göre değişiklik göstermesi, disiplin içinde herkes tarafından kabul görmüş bir tanımının yapılmasını güçleştirmiştir. Zira güvenlik olarak Soğuk Savaş döneminde sadece askerî tehditler algılanırken Soğuk Savaş sonrası dönemdeyse askerî tehditler ikinci planda kalmıştır. Değişen uluslararası sistemle birlikte güvenlik tehditleri de çeşitlenmiştir. Türkiye'de de Soğuk Savaş döneminde güvenlik olarak sadece askerî tehditler algılanmaktayken Soğuk Savaş sonrası dönemdeyse hem bu algı devam etmiş hem de en önemli güvenlik tehdidi olarak benimsenmiştir. Türkiye'nin güvenlik kültürüyle güvenlik politikalarının kurumsal yapısı ve dayanağı,sadece askerî tehditleri içeren geleneksel güvenlik anlayışının benimsenmesinde ve bu anlayış çerçevesinde hem Soğuk Savaş döneminde hem de Soğuk Savaş sonrası dönemde uygulanan güvenlik politikalarında etkili olmuştur.Bu tezin amacı, Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye'nin dış ve güvenlik politikasının hem geleneksel hem de değişen güvenlik anlayışı çerçevesinde incelenerek değerlendirilmesi ve analiz edilmesidir.Bu çerçevede 1990'larda ve Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde Türkiye'nin güvenlik politikalarında hem askerî hem de bölgedeki diğer devletlerle iş birliği yöntemleri uygulandığına ulaşılmıştır.
Güvenlik kültürü ve iç politikaya etkileri bağlamında "Mavi Vatan" kavramı ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası
Türkiye bulunduğu coğrafi ve jeopolitik konum itibariyle küresel ve bölgesel birçok konu ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişki içerisindedir. Bu tezin amacı, "Mavi Vatan" kavramı çerçevesinde son dönemde Doğu Akdeniz'de gerçekleşen askeri, ekonomik ve diplomatik gelişmelerin, Türk iç politikasına ne derece etki ettiği sorusuna siyasi aktörler ve düşünce kuruluşları zaviyesinden cevap arayıp literatüre katkı sağlamaktır. 'Politika ile ilgili hiçbir mesele tümüyle dışa ya da içe ait değildir. Bu tespitten hareketle dış politikanın, iç ve dış ilişkilerin ve aktörlerin karmaşık ortamında üretilen/uygulanan bir politika olduğunun altı çizilmelidir. İçte ve dışta farklı aktörlerin ve menfaatlerin bir araya getirilmesi ve bunların somut uygulamalara dönüşmesi zaman içerisinde değişebilen koalisyonlara dayanmaktadır'. 'Dış politika' esasen dışarıya ilişkin gibi görünse de temelde iç siyasi dinamiklerle ilişkili ve karşılıklı etkileşim içerisinde olan bir kavram olma özelliğine sahiptir. İç politikada halk ve ülke içi siyasi aktörlerin hem fikir oluşturma, hem de ortak bir politikayı destekleme düşüncesi, mevcut ülkenin uluslararası camiada daha kararlı ve güçlü adımlar atmasını kolaylaştırır. "Mavi Vatan" ve "Doğu Akdeniz" meselesinde de bu durum aynen geçerli ve izlenmesi gereken yol olarak dikkate değerdir. Sonuç olarak elde edilen bulgular çerçevesinde, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de kendisinin ve KKTC'nin haklarını askeri, hukuki ve bürokratik alanlarda olabildiğince savunduğu ve etkin bir dış politika izlediğini söylemek mümkündür. Belli farklılıklar dışında Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de ki haklılığı gerek İktidar ve muhalefet açısından ve gerekse de belirlenen Düşünce Kuruluşları açısından haklı görülmüştür.
Türkiye'nin silahlı/insansız hava aracı politikasının ulusal güvenliğe etkileri
Geçmişte savunma sanayinde var olan dışa bağımlılık neticesinde ambargolara maruz kalan Türkiye, milli bir savunma sanayi teşkil ederek bağımlılığın ulusal güvenlik üzerinde yarattığı menfi etkileri en aza indirmeye çabalamaktadır. Bu çerçevede, milli bir savunma sanayi kurma çabalarının en popüler ve başarılı örneklerinden birini silahlı insansız hava araçları oluşturmaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin silahlı insansız hava aracı politikasının ulusal güvenlik üzerine etkileri akıllı güç kavramsallaştırması çerçevesinde incelenerek yaratılan etkinin ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Literatür taraması yöntemiyle gerçekleştirilen çalışmada, izlenilen silahlı insansız hava aracı politikasının hem sert hem de yumuşak güce katkı sağlayarak bir akıllı güç aracı olarak kullanıldığı görülmüştür. Terörle mücadele ve sınır ötesi operasyonlar bağlamında, asimetrik harp sahalarında personel kaybı olmaksızın ve düşük maliyetli çözümler sunan silahlı insansız hava araçları tarafından devamlı olarak hedef tespiti, keşif ve gözetleme görevlerinin yerine getirilmesi, harp sahasında farkındalığı arttırmaktadır. Bununla birlikte akıllı mühimmatlar sayesinde saldırı kapasitesine sahip olunması, acil ve ani müdahale yeteneğini beraberinde getirmektedir. Böylelikle bir sert güç aracı olarak kullanılan silahlı insansız hava araçları, aynı zamanda elde edilen görüntülerin basına yansıtılması gibi meşruiyet arttırıcı yollarla bir yumuşak güç aracı olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte çalışmada, diğer devletlere gerçekleştirilen silahlı insansız hava aracı sistemi ihracatlarının Türkiye'nin ulusal güvenliği bağlamındaki etkileri üzerinde de ayrıca durulmuştur. Özellikle Azerbaycan, Libya ve Ukrayna gibi sıcak çatışma içerisinde bulunan devletler tarafından Türk üretimi silahlı insansız hava araçların kullanılmasının, Türkiye'nin hem sert gücünü hem de yumuşak gücünü olumlu olarak etkilediği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, Türk üretimi silahlı insansız hava araçlarının dünya kamuoyunda her geçen gün biraz daha popüler hale gelmesi de Türkiye'nin yumuşak gücü üzerinde olumlu etkiler doğurmaktadır. Çalışmanın nihayetinde, Türkiye'nin izlediği insansız hava aracı politikasının bir akıllı güç alanı oluşturduğu ve böylelikle de Türkiye'nin ulusal güvenliğinin olumlu olarak etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Avrupa kimliği oluşumunda ortak dışişleri ve güvenlik politikasının etkisinin analizi
Bu çalışmada Avrupa'da meydana gelen savaş yıkımlarının ardından Avrupa Birliği (AB)'nin dış politika ve güvenlik konularında ortak bir Avrupa hareketi oluşturup oluşturamayacağı konusunun analizi amaçlanmıştır. Ekonomik olarak ilerleyen AB için siyasi bir gelişim olan Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası (ODGP)'nın bir Avrupa Kimliği oluşumuna etkisi üzerinde durulmuştur. Çalışmanın teorik alt yapısını oluşturan entegrasyon teorileri ve bu teorilerin AB sürecini nasıl etkilediği irdeleneceği gibi Fonksiyonalizm fikri ile ortaya çıkan teknik konularda sağlanan başarının, siyasi olarak ilerlemeyi hedef edinen bir AB yapısına etkisi incelenmiştir. Bu doğrultuda atılan en önemli adım olan ve Soğuk Savaş sonrası dönemde AB'nin nasıl bir yol izleyeceği tartışmaları ile ortaya çıkan Maastricht Antlaşması (AB Kurucu Antlaşması) ve bunun bir sonucu olarak geliştirilen ODGP ile bir Avrupa Kimliği oluşumu değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme sonucunda ekonomik bir adım olarak yola çıkan ve bu konuda başarılı bir organizasyon olan AB, siyasi konuların tartışmaya açık olmaması, bu konuların devletlerin ulusal çıkarları doğrultusunda belirleniyor olması ve özellikle dış politikada devletlerin ulusal yapılarının ön planda olması AB çatısı altında siyasi bir ilerlemeyi engellediğini göstermiştir. Bu doğrultuda her ne kadar AB'yi çok önemli bir siyasal boyuta taşıyacak olsa da ODGP, AB'yi oluşturan devletlerin ulusal kimlik ve çıkarları doğrultusunda hareket etmesi ve bu doğrultuda ilerlemesi ortak bir dış politika ve ortak bir Avrupa Kimliğinin oluşmasında etkili olmasında başarılı olamadığını göstermiştir. Güvenlik ve dış politika konularının ulusal çıkarların ön planda tutularak ilerlemesi dolayısıyla, ODGP ulusal çıkarların arkasında kalmıştır ve ODGP' nin Avrupa kimliğe de uzun vadede etki edemeyeceği görülmüştür. Anahtar Sözcükler; Avrupa Entegrasyonu, AB, Maastricht Antlaşması, ODGP, Kimlik
İstihbarat yönetiminin geleceğinde özel istihbarat şirketlerin rolünün analizi
İstihbarat yaşanan zamanın şartlarına uygun olarak geliştirilen bilinmezliğe karşı önceden tedbir almak, muhtemel sorunlarla mücadele etmek ve yön vermek için elde edilen verinin akıl, zekâ süzgecinden geçerek ortaya çıkarılmasıyla elde edilen üründür. Literatürde istihbarat akıl, zekâ, anlayış, malûmat, vukuf, işitilen, alınan, toplanan haberler ve bilgiler olarak tarif edilmektedir. Ancak teknik olarak incelediğimizde istihbarat kelimesinin kapsamı ham bilgilerin işlenmesi, tasnif, kıymetlendirme, yorum ve analiz sonucu üretilen ürün şeklindedir. Bu ürün plânlama, araştırma, deliller toplama, çeşitli aklî ve tecrübî ilmî metotlar ile onları değerlendirip bir sonuç istihsal edilmesi ve en uygun kullanma yöntemini içine alan faaliyetler bütününden oluşur. Soğuk Savaş döneminin bitmesi ve 11 Eylül saldırılarından sonra uluslararası arenada güvenlik ve istihbarat alanında önemli değişimler yaşanmıştır. Reel politik düşüncenin etkisi ile devletlerin hâkimiyet ve varlıklarını sürdürme mücadelesinde asli görevi olan güvenlik ve istihbarat alanında yaşanan teknolojik gelişmelerin hız kazanması ve hegemon devletlerin kamufle stratejileri istihbarat yönetiminde değişimleri ortaya çıkarmıştır. Bu değişimlerin en önemlilerinden biri devletlerin küresel ölçekte etkili olan özel istihbarat şirketlerini kullanmaya başlamalarıdır. Özel istihbarat şirketlerin kullanılmasındaki artış ve yaşanan durumlar uluslararası ilişkilerde yeni bir tartışmayı da beraberinde getirmiştir. İstihbarat yönetiminde özel şirketlerin kullanılmasının devletlere etkileri ve hizmet verdikleri bölgelerdeki uygulamaları sorgulanır hale gelmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Rusya Federasyonun (RF) istihbarat sistemleri ve bu devletlerle ilintili uluslararası alanda ön plana çıkan özel şirketleri ele alınmak suretiyle, reel politik paradigma kapsamında özel istihbarat şirketlerinin istihbaratın geleceğindeki rolü analiz edilmiştir.
Orta Asya Cumhuriyetlerinde su güvenliği ve hidropolitik yaklaşımlar: Kırgızistan örneği
Orta Asya ülkelerindeki doğal kaynakların planlanmasının Sovyetler zamanında merkezi bir anlayışla yapılmış olması ülkelerin bağımsızlıklarından sonra bir takım konularda anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunların en önemlisi de su paylaşımı sorunudur. Bölgenin iki ana nehri olarak sayılan Seyhun ile Ceyhun'un petrol ve doğal gaz temininde dışa bağımlı memba ülkeleri Kırgızistan ile Tacikistan'dan çıkmaktadır. Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan ise gaz ve petrol kaynaklarına zengin, mansap ülkeleri olarak sayılmakta ve suyu ekonomilerine büyük gelir getiren tarım alanlarını sulama için kullanmaktadırlar. Memba ülkelerin HES'leri çalıştırmak için suyu enerji kaynağı olarak görmesi, mansap ülkelerinin ise sulama için suya ihtiyaç duyması ve giderek suyun siyasallaşması bölgedeki sınır aşan su kaynaklarına ulusal çıkarların korunması açısından yaklaşması sonucunu doğurmuştur. Böylece su sorunu bölgede güvenliği tehdit eden unsur haline gelmiştir. Bölge ülkelerinin kendi aralarında yapılan anlaşmalara çoğu zaman uymamaları, uluslararası anlaşmalara taraf olmamaları, su konusunda bir ülkenin aldığı karara diğerlerinin çok sert eleştirerek tepki vermesi, bölgede istikrarı görmeyi zorlaştırmaktadır. Orta Asya sorunlarını içeren çok sayıda tezler mevcuttur, fakat bölgenin su güvenliği konusunu ele alan ve çalışmalar hemen hemen yoktur. Bu çalışmanın amacı da bölge ülkeler arasında su sorununun ülkeler arasında çatışmaya neden olabileceğini araştırmaktır. Anahtar Kelimeler: Orta Asya, Aral Havzası, su sorunları, Kırgızistan,
Ortadoğu'da su sorunu ve su güvenliği: IŞİD faktörü
Hayatın ana kaynağı olan su, doğadaki tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için mutlak ihtiyaç duyulan bir maddedir. Bununla birlikte yeryüzünde farklı sebeplerle su toplumlar için bir sorun haline dönüşebilmektedir. Geçmişten günümüze dek gelen su sorunu nedenlerine baktığımızda en temelde; dünya nüfusundaki hızlı artış, kuraklık, küresel ısınma ve kirlilik yer almaktadır. Ortadoğu bölgesindeki su sorunu ise, bölgedeki siyasi istikrarsızlıklar, su kaynaklarının su ihtiyacını karşılayacak miktarda olmaması gibi temellere dayanmaktadır. Türkiye ve Irak arasında yer alan Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde sınıraşan su sorununa bağlı anlaşmazlıklar mevcuttur. Fırat ve Dicle nehirlerinin paylaşımlarında Türkiye ve Irak ihtilaf olup farklı görüşler ortaya atmaktadırlar. Bunun sonucunda bir uzlaşma yoluna varılamamış, Irak ve Türkiye arasındaki su sorunu bölgede yeni bir aktörün, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD),varlığıyla daha da karmaşık bir hale gelmiştir. Örneğin, IŞİD'in 2014 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında Musul Barajı'nı ele geçirmesiyle baraj çevresinde yoğun çatışmalar yaşanmıştır. Bu çalışma, Türkiye ve Irak ilişkilerinde su sorununun tarihsel arka planına yer vererek, her iki ülkenin su paylaşımı konusunda kabul ettikleri tezleri inceleyip, bölgede 2013 ve sonrasında varlığını gösteren IŞİD'in bölgedeki su sorununa etkisini ele almaktadır. IŞİD'in ortaya çıkması yıllardır su sorunu yaşayan Irak için probleme farklı bir boyut katarken, diğer bir kıyıdaş ülke olan Türkiye'de Irak'taki bu çatışmalardan olumsuz olarak etkilenmektedir.
Dijital diplomasi ve siber güvenlik
Son zamanlarda uluslararası arenada modern kavramlar yaygın olarak ortaya çıkmış olup bu kavramlar haklarında çok konuşulmaya başlanmasının başlıca nedeni yaygın olarak kullanılan Facebook, WhatsApp, Twitter, Instagram gibi modern dijital teknoloji uygulamalarının yaygın olarak kullanılmasıdır. Bu dijital araçların olumsuz etkilerine rağmen, izleyici ile iletişimi kolaylaştırdıkları ve ayrıca dünyayı küçük bir köy haline getirdikleri için olumlu etkileri göz ardı edilemez. Uluslararası diplomasi, özellikle dijital diplomasi alanında yaygın bir şekilde yayılıyor olsa da her durumda geleneksel diplomasinin yerini tutmamaktadır. Bu tez çalışması dört bölümden oluşmaktadır: İki kısımdan oluşan birinci bölümde siber güvenlik ve dijital diplomasi kavramlarını ele alınmış, birinci kısımda siber güvenliğin yazılım, bilgisayar donanımı veya ağlara saldırma risklerini azaltacak bir dizi araç da dahil olmak üzere birçok tanımı yapılmış olsa da, yine de kapsamlı bir siber güvenlik tanımı yoktur, ancak bu tanımların çoğu bilgisayar programlarının, sistemlerinin ve ağlarının maruz kaldığı tehlikelere ve bu tehlikelerden korunmalarını sağlayacak araç ve yöntemlerin bulunmasına odaklanmaktadır. Dijital diplomasi, bir kamu diplomasisi biçimi olarak tanımlanmakta ve dijital teknolojinin, medya platformlarının, sosyal medyanın ve halkla ucuz bir şekilde iletişimin kullanılmasını içermektedir. Dijital diplomasinin ulaşmaya çalıştığı pek çok amacı vardır ve bunların en önemlisi izleyicilerle sanal olarak iletişim kurmak ve internet üzerinden devletin resmi araçlarını kullanarak kamuoyuyla iletişim kurmak ve etkilemek için yeni iletişim araçları sağlamaktır. Dijital diplomasinin araçları arasında sosyal medya, sanal elçilikler, web siteleri ve diplomatların çevrimiçi eğitimi bulunmaktadır. İkinci bölüm, dijital diplomasinin yararlarını ve risklerini içermektedir. Bu faydaların en önemlileri arasında; diplomatlar ve hedef kitleler arasındaki uzun mesafeler, düşük maliyeti ve yüksek getirisinin yanı sıra modern teknolojinin yaygınlaşmasıyla daha az önemli hale gelmesi yer almaktadır. Diplomaside gizlilik unsurunun ortadan kaldırılması da dahil olmak üzere dijital diplomasinin risklerine gelince, web siteleri de kasıtlı olarak bilgiye saldıran ve diplomatik çalışmaları engelleyen bilgisayar korsanlarına maruz kalabilir. Üçüncü bölümde, İngiltere, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Türkiye dahil olmak üzere bazı ülkelerde dijital diplomasinin uygulamaları tartışılmıştır. İngiltere, kamu diplomasisini etkinleştirmek için dünyanın birçok dilinde, mümkün olduğunca çok sayıda web sitesi ve sosyal ağ kullandığından, dijital diplomasiyi en fazla uygulayan ülkelerden biridir. 2016 yılı Dijital Diplomasi Raporuna göre İngiltere, dijital diplomasi bağlamında küresel olarak ilk sırada yer almış ve Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere dijital diplomasi alanında daha fazla ilgi gösteren ülkelerin önüne geçmiştir. Fransa, dijital diplomasi alanında en geniş alanları kaplayan ülkeler arasında yer almakta olup, bu durum ilk sırada yer alan İngiltere'den sonra ikinci sırada yer almasıyla kanıtlanmaktadır. Fransız Dışişleri Bakanlığı 1995 yılından bu yana internet üzerinde web sitesi kuran ilk Fransız kurumu olmakla beraber bu sitenin takipçi ve ziyaretçi sayısı 9,6 milyon ziyaretçiye ulaşmıştır. Dördüncü ve son bölümde Irak siber güvenlik ve dijital diplomasisi ele alınmıştır. Siber güvenlik, çeşitli araçlarla yerel ve küresel güvenlik boyutunun yeniden çizilmesine katkı sağlayan, güvenlik alanı da dahil olmak üzere hayatın çeşitli alanlarında etkisini göstermekte, ülkelerdeki birey ve toplumların siyasi ve güvenlik bilincini ve algısını gerçek dünyada olduğundan daha farklı şekillerde yeniden şekillendirmeye çalışmaktadır. Siber savaş, siber terörizm ve siber suçlar güvenlik konusunda en çok konuşulan konular arasındadır. Siber uzayın güvenlik alanında sahip olduğu etki, devletin iç gerçekliği ile sınırlı kalmayıp, uluslararası ortama da uzanmakta ve uluslararası ilişkilerin ve uluslararası güvenliğin doğası gereği uluslararası güvenliğin biçim ve içeriğinin yeniden çizilmesini etkilemektedir. Araştırmanın bulguları: 1- Siber güvenlik, kullanıcılardan para çalmak amacıyla hassas bilgilere erişmeyi, bunları değiştirmeyi veya yok etmeyi amaçlayan dijital saldırılara karşı sistem, ağ ve programların korunması olarak tanımlanırken, dijital diplomasi ise bir kamu diplomasisi biçimi olup dijital diplomasi ile medya ve sosyal medya platformlarının kullanımını içermektedir. 2- Dijital diplomasinin, modern teknolojinin yaygınlaşmasıyla diplomatlar ve hedef kitle arasındaki uzun mesafelerin öneminin azalması da dahil olmak üzere faydaları olsa da, tehlikelerinden biri de diplomaside gizliliğin ortadan kaldırılması ve bazı durumlarda karar vermenin zorluğudur. 3- Birleşik Krallık, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri gibi birçok ülke dijital diplomasiyi hayata geçirmiş ve uzun mesafeler kat etmiş olsa da hala bu konuda hasret çeken ülkeler vardır. 4- Irak'ta dijital diplomasinin uygulanmasında büyük zorluklar söz konusu olup Irak'ta dijital diplomasinin başarısı için güçlü bir strateji geliştirilmesi gereklidir. Öneriler: 1- Dünyadaki çoğu dışişleri bakanlığında olduğu gibi Irak Dışişleri Bakanlığı'nda dijital diplomasi için özel bir bölüm oluşturulması. 2- Iraklı diplomatların dijital diplomasi eğitimlerine tabi tutulması ve çoğunun Facebook, Twitter ve diğerleri gibi modern teknolojide resmi hesapları olmadığı göz önüne alınarak diplomatik çalışma becerilerininin geliştirilmesi. 3- Diplomatlar ve yurtdışındaki Irak toplumları arasında veya Dışişleri Bakanlığı ile diğer büyükelçilikler arasında iletişim için dijital platformların tasarlanması 4- Diğer ülkelerdeki muhataplarıyla yapılan görüşmelerde Iraklı delegelere hizmet eden ekonomik, endüstriyel ve kalkınma gerçekliği hakkında hassas bilgiler içerdiğinden devlet kurumlarının web sitelerinin güncellenmesi.
Akdeniz deniz güvenliğinde NATO'nun yeri:Etkin Çaba Operasyonu
Tarih boyunca dünya üzerinde ulaşım, ticaret ve etkileşim alanındaki etkinliğiyle düzenler yaratan denizler, 21. yüzyılda da etkinliğini arttırarak sürdürmektedir. Yenilenen ve gelişen teknoloji beraberinde getirmiş olduğu faydalarla, deniz faktörünün daha etkin bir şekilde kullanılmasının önünü açmıştır. Devletler arasında önem arz eden bu alan, güvenlik olgusu etrafında şekillenerek gelişmeler göstermektedir. Bu tez, gelişen sistem içerisinde deniz güvenliğini inceleyerek, ülkemizde bu alandaki çalışmalara katkı sağlama gayesiyle hareket etmiştir. Deniz güvenliği olgusunun, üç tarafı denizlerle çevrili bir devlet için yeterince önem arz etmesi gerekliliğinden yola çıkarak ve günümüz deniz güvenliğinin artan önemi vurgulanarak, bu alanda çalışma yapılmıştır. Tez, NATO'nun Akdeniz'deki pozisyonunu ve gerçekleştirdiği operasyonları incelemiştir. Soğuk Savaş dönemi, Akdeniz'in önemini ve Akdeniz'in ileriye dönük durumunu irdelemiştir. Bölgedeki işbirliği odaklı Akdeniz Diyaloğu, Barselona anlaşması ve İstanbul işbirliği girişimi gibi birlikteliği arttıracak yapılanmalar incelenmiştir. NATO'nun son dönemde Akdeniz'deki yapısal değişimlere karşı takındığı tavır ele alınmış ve bu noktada etkin çaba operasyonunu irdelemiştir. Etkin Çaba operasyonlarının Akdeniz'de göçmen krizi, kaçakçılık, terör faaliyetleri gibi Akdeniz güvenliğine dair tehdit unsuru oluşturacak konulardaki pozisyonlarını ele alınmıştır. Bu konular üzerinde hareket ederken Akdeniz'in günümüz potansiyelinin göz önünde bulundurulmasına önem verilmiştir. Elde edilen veriler ışığında operasyonun sonuçlarına binaen analiz yapılmıştır.
Avrupa Birliği ortak dış ve güvenlik politikası: Normatif gücün politika gelişimine etkisi
Avrupa bütünleşme hareketlerinin politik bir zemine oturtulmasından ziyade ekonomik bütünleşmenin önemine vurgu yapan çevrelerce Avrupa Toplulukları girişimleri başlatılmıştır. Hem ekonomik hem de güvenlik endişeleriyle oluşturulan yapı 1967 yılında füzyon antlaşması ile tek bir çatı altında birleşerek Avrupa toplulukları (AT) adını almıştır. 1992 Yılında imzalanan ve Maastricht Antlaşması ile ise bütünleşmeye ekonomik olarak başlamış olan Avrupa Birliği'nin (AB – Birlik) güvenlik, dış politika ve savunma alanlarında da bütünsel bir politika üretme ihtiyacı gündeme gelmiştir. AB'nin gerek antlaşmalarda gerek kritik zirvelerde gerekse de sahadaki askeri ve sivil operasyonlarda normatif güç üzerinden güvenlik inşası eğiliminde olduğu görülmektedir. Üye devletler her ne kadar ortak bir Avrupalı kimliğini paylaşıyor olsa da stratejik kültür, münferit savunma politikaları ve diğer dış etmenler özellikle savunma alanında bütünleşmenin önünde engel oluşturmaktadır. Bu çalışmada AB'nin başta ekonomi, sosyal ve kültürel meselelerde olduğu siyasi alanda da uluslararası toplum nezdinde normatif değerler üzerinden bir siyasi kimlik inşa eğiliminde olduğu örneklerle desteklenerek açıklanmıştır.
An analysis of Turkey's migration policies and Syrian refugees from 2011 to present day: open door policies and security approach
Due to the spread of Arab Spring to Syria, the Syrian civil war started in 2011. With the start the civil war, Syrian Republic became a "failed state". Millions of Syrians, who are no longer able to meet their basic humanitarian needs and face crimes against humanity such as murder, rape and forced displacement, have flocked to the Turkish border in order to take refuge or use them as a transit country. Turkish Republic applied open border policies for these Syrian asylum seekers. The aim of this thesis is to examine whether it is possible to integrate millions of irregular migrants entering the country with the effect of the open border policy implemented, whether they will create human resources for organizations such as DAESH, PKK, PYD, YPG located in the source country and targeting Turkey, whether these refugees coming to the Republic of Turkey will create human resources and a political manoeuvring space for various intelligence organizations, whether there are any economic handicaps they will create for the Republic of Turkey, which is having economic difficulties, whether the Syrian refugees, who have caused an increase far above the expected population growth, will force the capacity of the state, whether the Syrian refugees who cannot meet their basic humanitarian needs will tend to crime, to examine the conflicts between the citizens of the Republic of Turkey and the Syrian refugees, with the effect of the economic crisis in Turkey and the anti-immigrant sentiments, and whether the risk of conflict will occur. It is aimed to examine whether there is a security problem from the "human security" perspective of the United Nations. In this study, literature review, case analysis and structured interview techniques were used. With this study, it has been tried to make a contribution to the international relations discipline and migration studies, and then to present a study that can be benefited by those who will work on this subject. Keywords: Migration, Migration Policies of Turkey, Syrian Refugee Crisi
Kamu güvenlik politikası tercihinde toplum-destekli polislik
Güvenlik politikalarında yaşanan değişim sonucunda günümüzde kamusal güvenlik, sadece devlet güvenliğini karşılayan bir kavram olmaktan uzaklaşmıştır. Kamu güvenliği denilince artık zihinlerimizde devlet güvenliği yerine insan güvenliği algısı oluşmaktadır. Yeni güvenlik anlayışı olarak açıklanan bu insan boyutlu güvenlik idealindeki dönüşüm, fikirsel boyutta kalmayıp; politika karar alımında ve politikaların uygulanmasında kendini göstermiştir. Günümüz demokratik devletleri ve seçilmiş hükümetleri, birer temsilci ve yürütücü olduklarının bilincinde güvenlik yönetiminde liberal güvenlik anlayışını hâkim görüş kılmak istemek veya bunun zorunluluğunu idrak etmektedirler. Liberal güvenlik anlayışının bir boyutu olarak kamusal alanda meşru kolluğun yerine demokratik kolluk fikri gelişmiştir. Kolluk gücünün artık kamu güvenlik kavramı algısı devletin güvenliği görevi olarak değil; birey odaklı bir anlayışla vatandaşların güvenliğine hizmet verme işi olarak şekillenmiştir. İnsanı önceleyen, vatandaş odaklı güvenlik algısı sonucunda polis teşkilâtında yaşanan dönüşüm suç önleme ve suçla mücadelede katılımcı-uzlaşmacı ve iletişime önem veren bir polisliğin oluşumuna imkân vermiştir. Polis teşkilâtında bu ideal üzerinde Toplum Destekli Polislik birimi inşa edilmiştir. Kamu güvenliği, kamusal alana uygun güvenlik politikalarıyla inşa edilebilir. Kamusal güvenliği sağlamada önemli görevler yüklenen kolluk; etkin, verimli ve modern bir örgüt hâline gelebilmesi çağın güvenlik ihtiyaçları ile zaruretlerine cevap verebilmesini sağlayabilecektir. Katılım, uzlaşma ve iletişim prensiplerini kurum kültürü hâline getirmeyi temel dayanak noktası alan polis teşkilâtı, bunu demokratik polislik felsefesi ile olacaktır. Bu nedenle polis teşkilâtındaki Toplum Destekli Polislik yapısı, çağın güvenlik ihtiyaçlarına cevap veren modern bir polislik felsefesi olarak gözükmektedir. Vatandaş ile polis arasında ortaklık sağlamaya yönelik Toplum Destekli Polislik uygulaması, güvenlik politikalarının ana konusunu oluşturan toplumsal meselelere yapısal çözümler getirmeye imkân veren bir polislik hizmetidir. Anahtar kelimeler: Güvenlik Politikası, Kamu Güvenliği, Kamu Güvenlik Politikası, Toplum ve Polis, Toplum Destekli Polis.
Türkiye'nin siber güvenlik politikaları ve siber saldırıların uluslararası etkileri
Siber güvenlik, her geçen gün daha büyük bir soruna dönüşen, yakın sayılabilecek bir geçmişe sahip bir olgudur. Teknolojik gelişmelerin geldiği nokta ve teknoloji kullanımının yaygınlaşması ile birlikte hem bireysel hem de ulusal bir önem taşımaya başlayan siber güvenlik olgusuna yönelik uluslararası arenada birçok çalışma gerçekleştirilmektedir. Çalışma kapsamında da siber saldırılardan etkilenen ülkeler olmak üzere önde gelen ülkelerin siber güvenlik politikaları ele alınacaktır. Bu amaçla ilk olarak güvenlik, ulusal güvenlik ve siber güvenlik olgularına yer verilecek alt başlıkları ile birlikte bu olgular ele alınacaktır. Bu başlıkların yanı sıra siber saldırı türleri, Türkiye'nin siber güvenlik politikalarına ve uluslararası siber güvenlik yaklaşımları ele alınarak yakın geçmişte yaşanmış saldırılar ve önde gelen ülkelerin siber güvenlik çalışmalarına yer verilecektir. Son olarak sonuç ve öneriler ile birlikte de çalışma tamamlanacaktır.
Orta Asya ülkelerinde terör tehdidi: "El-Kaide" terör örgütünün bölgesel oluşumu ve tehdit boyutu
Bu tez, Orta Asya ülkelerindeki terör tehdidi üzerine odaklanmaktadır, özellikle de El-Kaide terör örgütünün bölgesel oluşumu ve tehdit boyutunu ele almaktadır. Orta Asya, coğrafi konumu nedeniyle jeopolitik açıdan önemli bir bölgedir ve terörizm bu ülkeler için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturmaktadır. El-Kaide, 1980'lerin sonlarında kurulan ve 1990'larda küresel bir terör tehdidi haline gelen bir terör örgütüdür. Bu tezde, El-Kaide'nin Orta Asya'daki bölgesel oluşumu incelenmektedir. Orta Asya ülkeleri, özellikle Tacikistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan gibi ülkeler, El-Kaide'nin bölgedeki faaliyetleri ve örgütlenmesi açısından önemli bir rol oynamaktadır. Bu tez ayrıca El-Kaide'nin Orta Asya ülkelerine yönelik tehdit boyutunu ele almaktadır. El-Kaide, bölgedeki istikrarsızlık, yoksulluk, aşırılık yanlısı ideolojiler ve diğer faktörlerden faydalanarak Orta Asya ülkelerinde etkinlik göstermektedir. Bu terör örgütü, bölgede radikalizasyonu teşvik etmekte, militanları eğitmekte ve terör saldırıları düzenlemektedir. Tezde, El-Kaide'nin Orta Asya ülkelerindeki varlığı ve tehdit boyutunun analizine dayalı olarak, bu tehdidin nasıl ele alınabileceği ve önleyici önlemlerin nasıl alınabileceği üzerinde de durulmaktadır. Bölgesel işbirliği, istihbarat paylaşımı, güvenlik güçlerinin kapasitesinin artırılması ve sosyal ekonomik kalkınmanın teşvik edilmesi gibi önlemler önerilmektedir. Bu tez, Orta Asya ülkelerindeki terör tehdidi konusunda bir farkındalık oluşturmayı ve politika yapıcıları, akademisyenleri ve ilgili tarafları bu alanda daha fazla çalışmaya teşvik etmeyi amaçlamaktadır. El-Kaide'nin bölgesel oluşumu ve tehdit boyutunun anlaşılması, Orta Asya'nın güvenlik durumunun iyileştirilmesine ve terörizmle mücadelede daha etkili stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunabilir.
Karşılıklı bağımlılık yaklaşımı üzerinden AB enerji güvenliğinin sağlanmasında Türkiye'nin rolü
Enerji, bir cisim ya da sistemin iş yapabilme yeteneğidir. Başka bir ifadeyle enerji, kuvvet uygulayabilmek için ihtiyaç olan potansiyel güçtür. İktisadi olarak bir ekonominin büyüklüğü, o ekonominin toplam nihai ürün çıktısıyla belirlenmektedir. Ürün çıktısını oluşturmak için ise enerji girdisinin önemi oldukça büyüktür. Ekonomiler üretimde bulunmak ve bu üretimi devam ettirebilmek için yoğun enerji girdisine gereksinim duyarlar. Enerji kaynaklarına sahip olsunlar ya da olmasınlar enerji gereksinimi ekonomi büyüdükçe artar. Enerjinin üretildiği ve pazarlandığı coğrafi alanlar arasındaki ilişkinin büyüklüğü ile doğru orantılı olarak, coğrafi konumun jeopolitik değeri artar. Enerjiye sahip olan ülkelerin Dünyadaki yeri mutlak lokasyon olarak önemlidir. Enerji, bir ülkenin ekonomik ve sosyal gelişiminin en temel ve sürükleyici ihtiyaçlarındandır. Bugün dünyada tüketilen enerji, çok sayıda enerji kaynağından elde edilmesine rağmen petrol, doğal gaz ve kömür gibi fosil kaynaklar, bu kaynakların %87'sini kapsamaktadır. Enerji çağımızda ülkelerarası ilişkileri ve ülkelerin ekonomik, siyasi ve sosyal gelişimini etkilemektedir. Enerji tüketiminde meydana gelen artış ve bu artışın devamı yönündeki beklenti ülkelerin enerji kaynaklarına ucuz, kesintisiz ve güvenilebilir bir biçimde ulaşma isteğine artırmaktadır. Bu kapsamda izlenen politikalar geliştirmektedirler. Türkiye coğrafi konumu itibariyle dünyanın önde gelen enerji tedarikçileri ile büyük tüketicileri arasında doğal bir coğrafi köprü konumundadır. Bu konumu nedeniyle enerji merkezi ve koridoru olabilecek Ülke küresel enerji jeopolitiği ve Avrupa'nın doğal gaz arz güvenliği için büyük önem taşımaktadır.
The USA's perception and politics of security and terrorism before and after September 11
The attacks on the USA on September 11, 2001 have been called a turning point. These attacks have affected the whole world in terms of their consequences and repercussions. Having experienced terrorism before 9/11, the USA took measures and took steps in line with its security policies after these attacks. Within the scope of the Bush Doctrine, he developed a policy of war on terror. Within the scope of this policy, Afghanistan and Iraq were occupied. Bush declared Iraq, Iran and North Korea the "axis of evil" states because they aid terrorism, possess various weapons of mass destruction, and pose a threat to global peace and security. After the September 11 attacks, the US policies tended to act unilaterally, leaving the tendency to act with multilateral coalitions. This situation shows the desire to freely design the new world order in which the USA has established its hegemony. In particular, the lack of sufficient evidence of weapons of mass destruction after the invasion of Iraq on the grounds of weapons of mass destruction is one such example. In this study, the terrorism experiences and security policies of the USA before and after these attacks were examined. In this direction, the extent to which the US perception of terrorism has changed and how important terrorism is to US policies have been investigated. By examining the relations between the USA and the axis of evil before and after September 11, it has been investigated how much September 11 affected these relations and whether the September 11 attacks changed the direction of these relations.