Archeological areas
163 theses under this subject heading
Urartu yazıtları ile tasvir sanatında kale ve tapınaklar
Bu çalışmada, bugüne değin ortaya çıkarılmış Urartu yazıtları ile Urartu tasvirli eserler üzerinde karşılaşılan Urartu kale ve tapınakları değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızda yer alan yazıtlarda genel olarak yapıların inşası ve hangi kral döneminde yapıldığı dile getirilmiştir. Fakat ne yapının inşasında kullanılan malzemeden ne de mimari yapının detayları hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir. Tasvirli eserlerde kale tasvirline en ince ayrıntısına kadar yer verilmiştir. Tasvirli eserlerin bazılarında taş temelin uygulandığı görülmektedir. Genel olarak kale tasvirlerinde koruma kuleleri betimlenmiş ancak bazı örneklerde ise betimlenmemiştir. Kale kapıları çift kanatlı olarak işlenmiş, bunu belirtmek için de bir taraf çizgilerle taranmıştır. Kapının hemen üzerinde yer alan kuşakta süs amaçlı zikzaklar yer almaktadır. Genel olarak kale duvarları üzerinde koruma amaçlı yapılmış dendaneler yer almaktadır. Bazı örneklerde dendanelerin alt kısımlarına gözetlemek için pencere açıklığına yer verilmiştir. Ön cephe tasvirlerinin bazılarında pencere açıklığına rastlanılmaktadır. Tespit edilebilen tapınak tasvirleri iki örnekle sınırlıdır. Kale tasvirlerine oranla daha sade bir şekilde işlenmişlerdir. Kule tipli olarak yapılmış tapınak tasvirlerinde kapı, çift kanatlı olarak işlenmiştir. Urartu devletiyle çağdaş olan Asur devletinin sanatına yansımış Urartu kaleleri ile Urartu tasvir sanatına yansımış kale tasvirlerine bakıldığında ortak özellikler taşıdığı göze çarpmaktadır. Ancak Asur örneklerinde Urartu tasvirlerine oranla daha az ayrıntı yer almaktadır.
Urartu Döneminde Gürpınar Ovası sulama sistemleri
Urartular, M.Ö. 9.-7. Yüzyıllar arasında Doğu Anadolu, Transkafkasya ve Kuzeybatı İran'da egemenlik sürmüşlerdir. İlk başlarda göçebe olan halk yerleşik hayata geçip kentler inşa etmişlerdir. Urartu Devletinin kurulduğu bölgenin büyük bir bölümü sıradağlar ve vadilerle birbirinden ayrılmış yaylalarla kaplıdır. Buralarda kışlar soğuk ve uzun, yazlar ise kurak ve kısa geçmektedir. Besin ihtiyaçlarını karşılamak için ise tarımsal faaliyetlere önem vermişlerdir. Urartu merkezlerinde yapılan arkeolojik kazılarda ele geçen tarım aletleri, tarım ürünleri, tarımsal faaliyetlerde kullanılmak üzere inşa edilen bentler ve sulama kanalları tarımsal faaliyetlere verdikleri önemi ortaya koymaktadır. Urartu coğrafyasında yağışın azlığı ve su kaynaklarının kısıtlı olmasından dolayı tarımsal arazilerin daha verimli olabilmesi için devlet eliyle bentler, göletler ve kanallar inşa ederek tarım arazilerinin daha iyi sulanabilmesi sağlanmıştır. Söz konusu bu tarım arazilerinin en önemlilerinden biri de Gürpınar Ovası'dır. Gürpınar Ovası, başkent Tuşpa'nın 22 km. güneybatısında yer almaktadır. Bu ova etrafında birçok Urartu yerleşim alanları bulunmaktadır. Bunlar içinde en önemlisi olan Çavuştepe Kalesi, Gürpınar Ovası içinde bulunan Bol Dağı silsilesinin batı ucunda kurulmuştur. Kale üzerinde görülen büyük depo odaları buranın bir tarım merkezi olduğunu göstermektedir. Çavuştepe Kalesinde bulunan İrmuşini Tapınağı'nın doğu yüzünde yer alan inşa yazıtında, Kral II. Sarduri tarafından Gürpınar Ovası'nın ortasından geçen Hoşap (Gugunai) Çayı'ndan bir kanal açtığından bahsetmektedir. Söz konusu yazıttan yola çıkarak kalenin güney tarafında iki adet kanal yapısı tespit edilmiştir. Bu kanallardan bir tanesi kalenin hemen güney yamacından, diğeri ise ovanın güneyinden geçmektedir. Bu kanalların inşa yazıtında da belirtildiği gibi oldukça kurak olan bölgenin sulanması için yapıldığı bilinmektedir. Bu ovadan yürütülen tarımsal faaliyetler sonucunda elde edilen tarım ürünleri Çavuştepe Kalesindeki depolarda muhafaza edilmiştir. Günümüzde bile Gürpınar Ovası bir tarım merkezi durumundadır. Anahtar Kelimeler : Çavuştepe, Gürpınar, Urartu, Sulama, Tarım Sayfa Sayısı :93 Tez Danışmanı : Prof. Dr. Rafet ÇAVUŞOĞLU
Urartu Krallığı'nda aydınlatma araçları
MÖ 9. yy 'da Anadolu'nun doğusunda güçlenmeye başlayan ve MÖ 7. yy'a kadar doğuda Urmiye Gölü Havzası, güneyde Toros Dağları, kuzeyde Transkafkasya ve batıda Fırat Nehri kıyısına kadar genişleyen Urartu Krallığı, Demir Çağı'nın en güçlü medeniyetlerinden birisi olmuştur. Çalışmanın konusunu Urartu Krallığı'na ait zengin buluntuya ve aynı zamanda form çeşitliliğine sahip aydınlatma araçları oluşturmaktadır. Urartu aydınlatma araçları metal ve pişmiş toprak olmak üzere iki malzemeden üretilmiştir. Tez çalışması kapsamında incelenen aydınlatma araçları tipolojik açıdan dört bölüme ayrılmıştır. Tipolojik sınıflandırma yapılırken, kandillerin formları ve yapım teknikleri dikkate alınmıştır. Tez çalışmasının ilk bölümünde aydınlatma araçlarının yapım teknikleri, biçimsel gelişimi ve kullanım alanları hakkında bilgiler verilmiştir. Bunun yanı sıra aydınlatma tarihi konusunda bilgiler verilmiş ve daha sonra da Urartu aydınlatma araçları ve kullanıldığı mekânlar hakkındaki bilgilere değinilmiştir.
MÖ 1.Binde Guzana (Bit Bahiyani) Krallığı
Assur kralı Tiglath-Pileser'in ölümünden sonra, bazı Arami kabileler, Levant ve Mezopotamya'nın birçok yerinde pek çok bağımsız krallıklar kurabilmiştir. Levant Bölgesi'nin bu krallıklarından biri, Bit-Bahiyani krallığı'dır. Krallığın başkenti Guzana'dır. Tez, Türkiye-Suriye siyasi sınırının yakınında, Habur Nehri'nin batı kıyısındaki Haseke ilinin idari sınırları içinde ve Rasüleyn kasabasının 3 kilometre güneybatısında yer alan M.O 1. Binde Guzana (Bit-Bahiyani) Krallığı'nı ele almaktadır. Çalışmamız, MÖ II binyılın sonlarından MÖ 9.yüzyılın sonuna kadar devem eden süreçte Arami egemenliğinin altında kalmış en önemli ve güçlü krallıklardan biri kabul edilen Guzana Krallığı'nın, hem bölgede oynadığı rol ve hem de arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan zengin buluntularının değerlendirilmesi yönüyle önem arz etmektedir. Buna ek olarak Guzana Krallığı hakında fazla araştırmalar ve çalışmalar yoktur. Bu güne kadar yapılmış olan araştırma ve çalışmalar daha çok Aramiler'in tarihi ya da Aramice üzerine yapılmıştır. Bu düşünceden hareketle Guzana Krallığı'nın arkeolojik açıdan tüm yönleriyle incelenmeye çalışıldığı bu tez önemli görülmektedir. Bu tez beş bölüme ayrılmıştır. Tezin 1.Bölümünde Guzana Krallığı'nın coğrafyası ana hatlarıyla tanıtılmaktadır. Guzana Krallığı'nın sınırları ve coğrafyası verilmektedir. 2.Bölümde Guzana Krallığı'nın arkeolojik keşif çalışmaları hakkında bilgiler verilmektedir. Sonraki 3.Bölümde Krallığı'n tarihi ele alınmıştır. Bu bölüm Guzana Krallığı'nın tarihi sürecini ve bu krallığı yöneten önemli kralların listesini içermektedir. Buna ek olarak krallığın Arami krallıkları ve Assurlar ile ilişkisini de içermektedir. Daha sonraki 4.Bölümde Guzana şehri hakkında bilgiler verilmektedir. Bu bölüm, şehrin planı ve bölgede keşfedilen en önemli askeri ve sivil yapılarını kapsayan, krallığının en önemli mimari yönlerinin incelemesine ayrılmıştır.5.Bölüme gelince, bu bölüm ,Guzana'da ortaya çıkarılmış tüm yontma eserlerini ve bu sanat eserlerini yontmak için kullanılan yöntemleri içermektedir. 6.bölum ise Guzana Kralığı ve çevresindaki krallıklar arasında karşılaştırma hakında bilgiler içermektedir . 7.Bölümde elde edilen en önemli sonuçları ışığında değerlendirmeler yer almaktadır.
Hakkari'de Urartu izleri
Doğu Anadolu'da MÖ 1. Binyılın ilk yarısında güçlü bir uygarlık kuran Urartu Krallığı, batıda Fırat Nehri, kuzeyde Aras vadisi, doğuda Urmiye Gölü'nün doğu kıyıları güneyde ise Güney Torosları içerisine alan coğrafyada hüküm sürmüştür. Belirli özelliklere sahip krali yerleşimler ile eyalet merkezi olabilecek yerel karakterli yerleşimlerle ifade edilebilen Urartu izlerine Hakkâri'de diğer bölgeler kadar sık rastlanmamaktadır. Bunda Hakkâri'nin araştırmaya uygun olmayan ortamı rol oynamaktadır. Çalışmamızda Hakkâri'de ortaya çıkarılan kaleler, kaya mezarları ve küçük buluntu tipleri üzerinde Urartu izleri araştırılmıştır. Kaya mezarlarının Hakkâri bölgesinde görülmesi buranın eyalet merkezi olarak var olduğunun açık delillerindendir. Çalışmamız boyunca Hakkâri ve çevresinde yapılan yüzey araştırmaları ve köylülerden edinilen veriler sayesinde Urartu Krallığı'nın bölgedeki konumu belirlenmeye çalışılmıştır. Zengin bir kültür birikimi bulunan Hakkâri'nin yerleşim tarihini 5000 yıl geriye götürmek mümkündür. Birçok medeniyete ve topluma ev sahipliği yapmış olan Hakkâri'nin bu eski tarihinden günümüze önemli kalıntılar kalmıştır. Hakkâri Bölgesi'nde bugüne kadar yapılan arkeolojik çalışmalarda tespit edilen Kaya üstü resimleri, Erken Demir Çağı'na tarihlenen oda mezarlar ve Hakkâri Stelleri bölgenin Arkeolojik geçmişine ışık tutmaktadır. Ancak bölgede sınırlı sayıda yapılmış olan bilimsel çalışmalarda Urartu izlerine dair bir bilgi verilmemiştir. MÖ 2000'lerin başında, içine Hakkâri Bölgesi'ni de alan Doğu Anadolu'nun yüksek rakımlı yaylalarında yaşayan topluluklar ile ilgili ilk bilgiler, Asur yazıtlarında yer almaktadır. Asur kralı I.Salmanassar'ın MÖ XIII. yüzyıla tarihlenen (MÖ 1274-1244) bir yazıtında bazı ülkelerin Asur krallığıyla savaştığından söz edilmektedir ve bu yazıtta Uriatri kelimesi etnik bir insan topluluğunun adı olmayıp Asurların dilinde " dağlık bölge" anlamına gelmekte ve bu bölge içinde Hakkâri yer almaktadır.
Doğu Anadolu örnekleri kapsamında Akhaimenid Dönem'de Rhyton: Gelişim ve tipoloji
Rhyton formu MÖ II. binin başlarından daha öncesine giden bir kullanım geleneğine sahiptir. İçki kabı olmanın ötesinde libasyon gibi ritüel uygulamalarında kullanılan bu kabın her kültüre ve coğrafyaya göre değişen bir üretim üslubu söz konusudur. Genellikle metal, seramik ve cam örnekleri ile karşılaştığımız formun ilk olarak ne şekilde kullanıma girdiği, kendi içindeki form gelişim ve değişiminin nasıl olduğu araştırılması gereken bir husus olarak önem taşımaktadır. Rhytonlar Neolitik dönemden itibaren bir kullanım geleneğine sahip olup muhtelif amaçlarla kullanılmıştır. Genel olarak üretkenlik, bolluk ve çoğalmayı simgeleyen hayvan figürleri ile şekillendirilen bu törensel içki kaplarının üzerinde sıvının dışarı akışını sağlayan akıtma/boşaltma deliklerine veya küçük emziklere rastlanır. Rhyton yapımı Asur Ticaret Kolonileri ve Hitit Çağı'nda en yoğun dönemlerini yaşamıştır. Hitit Çağı'ndan sonra ise Roma dönemine kadar azalarak devam etmiştir. Özellikle Akhaimenid etkili rhytonlarla ilgili çalışmalar oldukça sınırlı olduğundan Akhaimenid Dönem rhyton formuna yönelik yayın ve değerlendirmeleri bir araya toplayarak, formun işlevsel ve tipolojik niteliğini araştırmak ve ilk kullanım geleneğinin bağlı olduğu kültür alanını belirginleştirmek öncelikli amacı oluşturmaktadır her çeşit arkeolojik malzemedeki betimlemeler bu çalışmada ele alınmıştır.
II. Rusa önemi kalelerinde görülen mimari süslemeler
Tez çalışmamızın amacı, II. Rusa Dönemi'nde görülen mimari süsleme öğelerini teknik ve stilistik açıdan irdelemektedir. Bu bağlamda ilk olarak Urartu Krallığı'nda süslemelerin yapıldığı materyaller ele alınmış ve süslemeleri ile ön plana çıkan yapılar tasvir edilmiştir. Böylelikle mimari süsleme öğelerinin II. Rusa Dönemi'ne gelene kadar geçirdiği değişim süreci daha açık görülebilecektir. Daha sonra ise II. Rusa Dönemi'nde inşa edilmiş olduğu bilinen beş kale ele alınarak konumları, kazı ve araştırma tarihleri, mimari yapıları gibi genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda Karmir-Blur, Bastam, Toprakkale, Adilcevaz-Kef ve Ayanis Kaleleri ele alınan kalelerdir. Söz konusu kalelerin mimari süslemelerinde fresk, kabartma, kazıma, oyma, kakma ve aplike olmak üzere çeşitli teknikler kullanıldığı anlaşılmıştır. Büyük bir bölümü ünik eserlerden oluşan bu verilerin Urartu Krallığı'nın erken dönemlerinde görülmemiş olması, bizi söz konusu kralın uygulamış olduğu farklı politikaya yöneltmiştir. Mimari süslemeler hakkında elde edilen bu veriler, olasılıkla kralın uygulamış olduğu barış politikasının bir sonucu olarak değişim göstermiştir. Krallığın her döneminde yoğunlukla etkileşim içerisinde oldukları Yeni Assur Krallığı, bu dönemde de kendini oldukça hissettirmektedir. Bu sebeple elde edilen mimari süsleme öğelerinin etkilenmiş olduğu Yeni Assur sanatı ile karşılaştırmalar yapılarak, motif ve figürlerin yansımaları incelenmiştir. Tezin hazırlanma sürecinde Urartu mimari süslemelerinde kullanılan teknikler hakkında kaynakların az olması, interdisipliner araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Ancak Urartu sanatı için bu kapsamda bir çalışma yapılmasının da gerekliliği öneri olarak sunulmuştur. Yanı sıra II. Rusa'nın barış politikası sürecinde özellikle Yeni Assur ve Urartu Krallıkları arasında ki etkileşimin boyutları ve ne yönde olduğu üzerine yapılacak çalışmalar da bu dönemi aydınlatacaktır.
Van Gölü havzası ve kültür çevresinde Post-Urartu dönemi
Urartular'ın, MÖ 7. yüzyılın sonlarına doğru ortadan kalkmasıyla hem Doğu Anadolu'nun hem de krallığın yayılım alanları içerisinde yer alan kuzeybatı İran, Azerbaycan, Ermenistan gibi yerlerdeki merkezlerinde eş zamanlı yeni bir dönem sözkonusudur. Urartu sonrasında ortaya çıkan bu yeni dönem Akhaimenidler döneminin başlangıcına kadar kapsayan bir süreci kapsamaktadır. Bu dönem, mimari ve seramiğinin etki alanı ve karakteristik özellikleri açısından başta İran'ın birçok yerinde ve Anadolu'nun içlerine kadar yayılım göstermiş Med kültürüyle bağlantılı görünmektedir. Ortaya çıkan bu yeni kültürel durum, Urartu döneminden izler taşımakla birlikte seramik ve mimarisindeki farklılıklarla Urartu döneminden ayrılmaktadır. Post-Urartu/ Med olarak adlandırılan bu dönem MÖ 600-550 yıllarını kapsamaktadır. Van Gölü Havzası'nda kazısı yapılmış Van Kalesi Höyüğü (IIa-1), Karagündüz (IVc) ve Çavuştepe Kalesi'ndeki (IIa) post Urartu/ Med dönemine ait kültür tabakaları birbirleriyle benzer olduğu gibi kültür çevresinde yer alan merkezlerle de uyum içindedirler. Arkeolojik araştırmalar sonucunda, Van Gölü Havzası başta olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesi, İran, Azerbaycan ve Ermenistan'ın bu döneme ait bulguları, stratigrafik verilerle desteklenebilmektedir. Van Gölü Havzası ve yakın çevresinde yapılan yüzey araştırmalarından gelen sonuçlarla da desteklenen post Urartu/ Med Dönemi (MÖ 600-550), yeni bir kültürel oluşumu göstermektedir. Bu çalışmamızda Urartular'ın ortadan kalkmasının ardından mimari ve seramik olarak ortaya çıkan post Urartu/ Med tabakalarının son çalışmalarla birlikte toplu bir şekilde incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma konumuzu oluşturan post Urartu/Med dönemini yansıtan coğrafyanın kısmen antik kaynaklarla birlikte daha çok son dönem kazı ve araştırmalar sayesinde yayılım alanları detaylandırılmış ve bu döneme ait bulgular sunulmuştur. Bu dönemin seramik formları Urartu ve daha sonra ortaya çıkacak Akhaimenid dönem seramikleriyle karşılaştırılmış bulunduğu bölgeler ayrı ayrı ele alınmış form renk ve hamur özellikleri birbirleriyle eşlenerek çalışmalarımıza eklenmiştir. Bu çalışma bu ara dönemde karşımıza çıkan yeni kültürel sürece ilişkin bulgulara ayrıntılı bir şekilde bir bakış açısı sağlamak açısından yararlı görünmüştür.
Eski Yakındoğu ışığında Neolitik Çağ'dan Demir Çağ'aAnadolu'da tütsü ve tütsü formları
Tütsü, insanlarla tanrılar arasında görünmez bir bağ kurduğuna inanılması sebebiyle, açıklanamayan doğa olayları, tekrarlaması istenmeyen afetler ya da hastalıklar, kötü varlıklara karşı koruma, ölen kişinin ruhunun tanrılaşması vb. durumlar için yapılan dini ritüellerde kullanılması zorunlu hale gelmiş bir kült gerecidir. Aynı zamanda hoş kokusu sayesinde festivallerde, ziyafetlerde ve düğün törenlerinde yer edinmiştir. Tütsü malzemelerinin zor ulaşılabilir olması ise önemli bir prestij ürünü ve ticareti yapılan emtia olmasını sağlamıştır. Bu sebeplerden ötürü en erken yazılı kayıtlarda bile tütsüyle ilgili kayıtlara ulaşılabilmektedir. Mühür baskıları, duvar resimleri, duvar kabartmaları, metal kapı bantları vb. görsel kaynaklarda ise MÖ 3. binyıldan itibaren görülebilmektedir. Betimlemelerde görülen formların gerçekte taş, seramik ve metalden yapılmış örnekleri binlerce yıl insanlığa hizmet etmiştir. Bu bağlamda Anadolu'da yapılan incelemelerde, özellikle MÖ 2. binyıl yazılı ve görsel kayıtlarında tütsüyle ilgili verilere ulaşılmıştır ancak, tütsüyle ilgili az sayıda araştırma vardır. Bu nedenle Boğazköy, Ortaköy, Oymaağaç Höyük ve Beycesultan Höyük'ten örnekler alınmış ve ORA analizleri yapılmıştır. Aynı zamanda çivi yazılı metinlere uygun yapılan deneysel çalışmalarla, Tunç Çağı'nda kullanılan tütsü malzemelerinin etkileri anlaşılmaya çalışılmıştır. Tüm bunların yanı sıra yürütülen etnoarkeolojik araştırmalarda, Anadolu'nun farklı noktalarında yapılan yüz yüze görüşmelerde, tütsünün benzer şekilde kötü varlıklara ya da kötü göze karşı korunma, ölüm ve güzel koku amaçlı kullanımın devam ettiği saptanmıştır. Tüm çalışmalar tütsü geleneğinin uygulama yöntemlerinde ve malzemeler açısından bazı değişikliklere rağmen binlerce yıl geçerliliğini ve altında yatan düşünceyi koruduğunu göstermiştir.
Orta Mezopotamya'nın geç neolitik dönem boyalı çanak-çömlek geleneği
Bir coğrafi tanım olarak Mezopotamya, Fırat ve Dicle nehirlerinin arasındaki toprakları kapsamaktadır. Uygarlığın beşiği olarak kabul edilen Mezopotamya'nın ilk boyalı çanak-çömlek geleneği olan Hassuna, Samarra ve Halaf hakkında son yıllarda ciddi tartışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmanın coğrafi sınırını oluşturan Orta Mezopotamya'da daha çok Samarra türü çanak-çömlek yaygındır. Bölgede yürütülen çalışmalar geçen yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirilmiş olmasından dolayı son yıllarda konu yeniden ele alınmaktadır. Yüksek Lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Orta Mezopotamya'nın Geç Neolitik dönem boyalı çanak-çömlek geleneği özelinden yola çıkarak, dönemin sosyal, kültürel yapısı hakkında eski bilgilerle günümüz yaklaşımı bir araya getirilerek bütüncül bir boyut kazandırılmak istenmiştir. Tez konusunun tarihsel dilimini oluşturan Geç Neolitik dönem üzerine yapılan araştırmalar ve kronoloji yaklaşımları ayrı başlıklar altında sunulmuştur. Samarra seramiğinin çekirdek bölgesini oluşturan Orta Mezopotamya yerleşimlerinin pişmiş toprak boyalı kapların içerik, form ve süsleme bakımından benzerlik ve farklılıkları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Yerleşimlerden elde edilen veriler bir araya getirilerek Orta Mezopotamya boyalı çanak-çömleğinin Yakın Doğu arkeolojisi içindeki yeri açıklanmak istenmiştir. Orta Mezopotamya yerleşimleri ile karşılaştırma yapabilmek adına Büyük Mezopotamya coğrafyasının farklı bölgelerinden Samarra çanak-çömleği tespit edilen üç anahtar yerleşim seçilmiştir. Böylelikle Samarra boyalı kaplarının çekirdek bölge dışında kalan yerleşimlerde oransal, teknolojik ve tipolojik verileri tez konusu çerçevesinde açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Orta Mezopotamya, Geç Neolitik, Boyalı Çanak-Çömlek, Samarra.
Şahinefendi Köyü (Nevşehir) Geç Antik Dönem ve sonrasına ait arkeolojik kalıntılar
Doktora tez çalışmasının konusunu Şahinefendi Köyü (Nevşehir) Geç Antik Dönem ve sonrasına ait arkeolojik kalıntılar oluşturmaktadır. Şahinefendi Köyü Nevşehir ili Ürgüp ilçesi sınırları içerisindedir. Arkeolojik kalıntılar köyün hemen güneyinde, Damsa Çayı'nın kaynak noktasına yakın, köylülerce "Örencik" olarak adlandırılan mevkide bulunmaktadır. Nevşehir Arkeoloji Müzesi tarafından 2002-2005 ve 2010-2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen kazılar sonucunda ortaya çıkarılan yerleşim yerinde dini yapılar, hamam, konutlar ve mezarlar bulunmaktadır. Yerleşim yerinin ne zaman kurulduğu ve hangi dönemlerde yerleşim gördüğü, yerleşimin karakteri, lokalizasyon sorunu, yerleşim yerindeki mekanların işlevleri ve işlev değişiklikleri tezde değerlendirilmiştir. Tez çalışmasında ayrıca Roma ve Erken Bizans dönemlerinde bölgenin idari yapısı ile ilgili olarak Kapadokya'ya has bir kurum olan ve imparatorluk mülklerinin idaresini sağlayan "Comes domorum per cappadociam" ile bölgede Hıristiyanlık'ın yayılması ile ortaya çıkan khorepiskopoilik kurumları da yerleşim yeri ile ilişkilendirilerek ele alınmıştır. Arkeolojik kalıntıların saptandığı bölge Sobesos olarak adlandırılmakla birlikte, bu yerleşimin Sobesos olduğuna dair yazılı bir veri bulunmamaktadır. Şahinefendi yerleşimi yapmış olduğumuz tarihlendirmeye göre ilk evresinde M.S. 4. yüzyılda yerleşim görmüştür. İlk evreye tarihlendirdiğimiz ve I numaralı villa olarak adlandırdığımız yapı yerleşimin güneyinde bulunmaktadır. İki katlı olan yapı dönemin üst sınıf konutlarında bulunan özelliklere sahiptir. Yapı ikinci evresi ile birlikte kilise olarak kullanılmış, aynı dönemde yapının etrafında bir mezarlık alanı oluşmaya başlamıştır. Üçüncü ve son evrede ise yapının atriumuna tek nefli bir şapel inşa edilmiştir. I numaralı villanın güneyinde mezarlık şapeli olarak adlandırdığımız avlulu tek nefli bir başka şapel daha bulunmaktadır. Yerleşimde I numaralı villanın kuzeyinde II numaralı villa yer almaktadır. Günümüze avluya ve doğusundaki mekanlara ait kalıntılar ulaşmıştır. II numaralı villa ile aynı dönemde Geç Antikçağ'da yaygın olarak uygulanan sıra tipi bir hamam inşa edilmiştir. II numaralı villa ve hamam daha sonraki evrelerde çeşitli değişikliklere uğrayarak kullanılmıştır. Bu yapıların dışında yerleşimde yeni mekanların inşa edilmiş olduğu da görülmektedir. Kapadokya Bölgesi'nde Geç Antik Döneme ilişkin arkeolojik verilerin azlığı Şahinefendi yerleşimini önemli kılmaktadır. Bu nedenle yerleşim yeri bir bütün olarak ele alınarak tez kapsamında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kapadokya, Geç Antik, Bizans, Sobesos, İmparatorluk Mülkleri, Khorepiskopoi
Aiolis'te kültler
Bu çalışmanın amacı, eskiçağda Aiolis bölgesinde yaşamış olan toplulukların dinsel yaşamına ilişkin bilgilerin bir araya getirilerek, bu bilgiler temelinde dinin gerek bireysel gerekse toplumsal düzeyde nasıl rol oynadığına ilişkin betimlere ulaşılmasıdır. Çalışmanın mekânsal kapsamını, antik kaynaklarda Aiol göçüyle ilişkilendirilen Aiolis bölgesi oluşturmaktadır. Bölge temelindeki bu sınırlama, aynı zamanda bölge içerisindeki dinsel inançların belirli bir doku gösterip göstermediği sorusunun cevabını aramaya da hizmet eder. Ancak yöneltilen soru, bölgedeki dinsel hayatın coğrafi sınırla karakter kazandığı gibi bir önkabule işaret etmemelidir. Bölgedeki en erken arkeolojik bulgular MÖ 8. yüzyıla tarihlendiğinden, bu tarih ile antik çağın sonu arasında kalan dönem zamansal sınırlarımızı belirler.
Arkeolojik buluntular ışığında Kıbrıs'ta Pers Dönemi
Kıbrıs adası, Anadolu'da olduğu gibi yaklaşık iki yüz yıl Pers İmparatorluğu'nun egemenliğinde kalır. Persler, Kıbrıs'ta, dini, idari ve askeri nitelikte mimarlık yapıları inşa etmiştir. Kıbrıs, Pers İmparatorluğu'nun beşinci satraplığı içerisinde yer almaktaydı. Adada bu döneme ait çeşitli ziynet eşyaları, sikkeler, kaseler ve heykel gibi Pers etkili eserler tanımlanmıştır. Kıbrıs'ın, çeşitli bölgelerinde ele geçen sikke buluntuları, imparatorluk tarafından resmen tanındığını gösteren kanıtlardandır. Perslerin dini mimarlık yapılarına ilişkin Pigadhes'te yapılan inceleme sırasında, zemin üzerinde veya altına ele geçen seramikler, V. Katmanı Pers Dönemi'ne tarihlemektedir. Bu katmana ait altar, Perslerle ilişkili ateş altarıdır. Çift boynuzlu bloğa sahip Pigadhes altarı, Paphos ve Kition'daki altar/altara ilişkin bloklar ile benzerlik göstermektedir. Perslerin yönetimsel mimarisine ilişkin olarak incelenen Vouni Sarayı'nın, kazıcıları tarafından yanlış tarihlendirilmiş olabileceği göz önünde bulundurularak ele alınmıştır. Sarayın, yapım evresinin tarihi, erken dönem heykelleriyle İ.Ö. 520 veya az sonrasına, terk tarihi ise zemin üzerinde ele geçen geç dönem seramikleriyle İ.Ö. 330 civarına ait olduğu anlaşılmıştır. Vouni Sarayı'nın, Perslerin İran'daki saray yapıları ile karşılaştırması sonucunda, Darius zamanında yapılmış saraylar ile benzerliği gözlemlenmiştir. Antik yazarların aktardığı gibi, Perslerin askeri yapılanmasıyla ilişkili olarak Paphos'taki Garnizon Evi'ne yer verilmiştir. Kıbrıs'ın Pers Dönemi'ni aydınlatmak amacıyla yapılan bu çalışmada, Kıbrıs'ta yapılan bazı kazı sonuçlarının yanlış değerlendirildiği anlaşılmıştır. Modern kaynaklara göre yapılan yanlışlıklar düzeltilmeye çalışılmıştır. Perslerin Kıbrıs'taki mimari ve diğer buluntular ile birlikte antik kaynaklara dayanarak, Kıbrıs'ın Pers Dönemi'ne ilişkin boşluklar doldurulmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışma sonucuda yeni bir kronoloji önerilmiştir.
MÖ 547-494 yılları arasında İonia'nın siyasi, ekonomik ve kültürel durumu
Bu tez çalışmasında, İonia'da MÖ 547/546 yılında başlayan Pers egemenliği ile MÖ 594 yılları arasında İonia İhtilali ile sonuçlanan süreç içerisinde İonia kentlerinde siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan izlenebilen gelişmeler incelenmiştir. İlk bölüm, Pers dönemi öncesi İonia kimliği ve bölgedeki Lydia hegemonyasının İonia üzerindeki etkilerine ve İonia, Lydia ilişkilerine odaklanmaktadır. İkinci bölümün konusunu Yakın Doğu'da güçlenen Pers İmparatorluğu'nun Lydia Krallığı'na son vermesi ile bölgede başlayan Pers egemenliği altında İonia'da izlenen ilk gelişmeler oluşturmuştur. Üçüncü bölüm beş başlık altında incelenmiştir. İlk başlıkta, Geç Arkaik Dönem içerisinde İonia'nın Pers satraplık yapılanması altındaki konumu, İonia'da tiranlık yönetimleri, demokrasi (isonomia) arayışları, erken Pers yönetim mekanizması ve İonia kentlerinin siyasi durumu tartışılmıştır. İkinci başlıkta MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısında İonia'da var olan savunma sistemleri, kutsal alanlar, tapınaklar, konut alanları, nekropolisler ve diğer veriler arkeolojik bulgular ışığında kent bazında ayrıntılı olarak incelenmiştir. Üçüncü başlık altında, İonia ekonomisinin ana unsurlarını oluşturan tarım ve ilişkili endüstriyel etkinlikler, ticaret ve paralı askerlik kurumu Arkaik Dönem içerisindeki gelişimleri ile birlikte irdelenmiş, İonia ekonomisinde meydana gelen değişiklikler nümizmatik veriler ışığında tartışılmış, Pers vergi politikaları ve Pers İmparatorluğu'nun varlığı ile birlikte ticaretin yönünde bir değişiklik olup olmadığı sorgulanmıştır. Dördüncü başlıkta İonia kentlerinde bilimsel düşüncenin ortaya çıkışı ve İonia felsefesi Arkaik Dönem içerisindeki gelişimi ile birlikte incelenmiştir. Beşinci başlık altında İonia seramik ve heykel sanatının genel gelişimi ve bu alanda Pers varlığı ile birlikte gerçekleşmiş olabilecek etkileşimin izleri aranmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise MÖ 499 yılında başlayan ve MÖ 494 yılında sonuçlanan İonia İhtilali süreci ayrıntılı olarak tartışılmış ve ihtilalin nedenleri sorgulanmıştır. Çalışmanın son bölümü ise sonuçtan oluşmaktadır.
Ayanis Kalesi'nde IX No.lu alan'da ortaya çıkarılan çanak çömlek deposunun değerlendirilmesi
"Ayanis Kalesi'nde IX No.lu Alan'da Ortaya Çıkarılan Çanak Çömlek Deposu'nun Değerlendirilmesi" başlıklı tez çalışmasının konusu Ayanis Kalesi'nde tapınak kompleksinin hemen doğusunda tespit edilen "Çanak Çömlek Deposu" dur. IX No.lu Alan olarak adlandırılan alandaki arkeolojik kazılarda, Payeli bir salon açığa çıkarılmış olup, bu salonun güney taraftaki zemin odasının tümüyle çanak çömlekle doldurulduğu tespit edilmiştir. Urartu arkeolojisinde çanak çömlek depolarının benzer örneklerine Karmir Blur ve Bastam gibi merkezlerde rastlansa da, Ayanis Kalesi'ndeki bu depo odası nitelikleri açısından hem sözü edilen yerleşimlerden hem de Ayanis sitadeli içinde yer alan diğer çanak çömlek depolarından ayrılmaktadır. Gerek Karmir Blur gerekse Ayanis'teki diğer depo odalarında dikkati çeken en belirgin özellik, çanak çömlek depolarının belli bir mal grubuna göre doldurulmuş olmalarıdır. Tez konumuzu oluşturan mekanda binlerce keramik parçası ele geçmiş olup bunların çeşitli mal gruplarından ve kap formlarından oluştuğu tespit edilmiştir. Urartu Çanak Çömleği üzerine yapılmış olan çalışmalar göz önüne alındığında, az sayıdaki istisnai yayın dışında, genellikle "Kırmızı Perdahlı Mallar" ın ağırlıklı olarak değerlendirildiği dikkati çeker. Buna karşın, tez konumuzu oluşturan çanak çömlek deposundan ele geçen keramiklerin yalnızca %1'lik kısmının söz konusu bu mal grubuna dahil olduğu anlaşılır. Dolayısıyla kapalı bir paket niteliğinde olan bu depo, Urartu çanak çömlek repertuvarının genelinin değerlendirilmesi adına büyük bir önem taşımaktadır. Tezin anlatımı sırasında öncelikle Ayanis Kalesi IX No.lu Alan'daki Çanak Çömlek Deposu'nun mimarisi, ardından bu mekanda ortaya çıkarılan buluntulara yer verilmiştir. Depo odasında ele geçen bu çanak çömlekler, mal grubu ve tipoloji ayrımı gözetilerek alt gruplara ayrılmış, paralelleri tespit edilmiş ve son olarak bu malların Urartu arkeolojisindeki yerine ve önemine değinilmiştir.
Ege Mezolitik Dönem bulguları bağlamında Kayadibi yontmataş aletlerinin değerlendirilmesi
Batı Anadolu kıyılarının prehistorik dönemleri araştırma yetersizliğinden dolayı çok fazla bilinmemektedir. Bu sebeple Anadolu'nun Ege kıyılarında MÖ 9.000 – 7.000 arasında yaşamış olan avcı – toplayıcı topluluklarının yaşamları konusunda hiçbir bilgimiz bulunmamaktaydı. 2015 yılında başlatılan Karaburun Arkeolojik Yüzey Araştırması ile söz konusu döneme ait olduğunu düşündüğümüz bir buluntu alanı olan Kayadibi Mevkii keşfedilmiştir. Bu tez çalışmasıyla, Batı Anadolu kıyılarında ilk defa keşfedilen bu arkeolojik bulguların teknolojik ve tipolojik analizleri yapılmış, ayrıca malzemenin göreli tarihlendirilmesi yapılmaya çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda Kayadibi endüstrisi, hem Yunanistan anakarası ve Ege Adaları'ndaki Mezolitik Dönem mağara ve kamp alanlarıyla hem de Anadolu Epipaleolitik buluntu alanlarıyla karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmiştir. Böylece Batı Anadolu kıyılarının J. K. Kozłowski ve M. Kaczanowska (2009) tarafından "Erken Holosen Ege Adaları Geleneği" olarak tanımlanan gelenekle mi yoksa Yakındoğu Epipaleolitik geleneğiyle mi bağlantılı olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Yaptığım incelemeler sonucunda, Kayadibi yontmataş buluntularının açık bir şekilde "Ege Adaları Mezolitik Geleneği" içinde yer aldığı ortaya çıkmıştır. Bu tez çalışmasıyla, Batı Anadolu Mezolitik toplumlarıyla ilgili olarak ilk veriler üretilmeye çalışılmıştır.
Marmaray Tüp Geçit kazıları Sirkeci İstasyonu'nda ele geçen Karadeniz kökenli Amphora mühürleri (Herakleia Pontika, Sinope, Amastris ve Khersonesos)
Son yıllarda İstanbul'un çeşitli semtlerinde, özellikle ulaşım problemlerine çözüm getirmek amacıyla yapılmış, büyük çaplı inşaat projeleri, kent tarihinin arkeolojik kazılarla yeniden değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Bu projelerden ilki, Marmaray Tüp Geçit Projesi kapsamında yapılmış olan, arkeolojik kurtarma kazı çalışmalarıdır. Çalışmalar başlangıçta ulusal bir ulaştırma projesiyken, arkeolojik kazılardan elde edilen verilerle, hem ulusal hem de uluslararası alanda, araştırmacıların ilgi odağı haline gelmiştir. 2004-2012 yılları arasında sürdürülmüş olan çalışmaların önemli istasyonlarından biri olan, Marmaray Sirkeci İstasyonu kazıları sonucunda, Byzantion'un özellikle Hellenistik Dönem'e tarihlenen bölümüyle ilgili önemli bilgiler elde edilmiştir. Bu çalışma, antik dönemde, Karadeniz, Ege ve Akdeniz deniz ticaretinde, çok önemli bir role sahip olan Byzantion'un, Hellenistik Dönemde, Karadeniz Bölgesi'ndeki iki önemli kent ile olan ticari ilişkilerini, amphora mühürleri aracılığıyla kanıtlayan ilk çalışmadır. Anahtar Kelimeler: Byzantion, Hellenistik Dönem, Deniz Ticareti, Ticari Amphora Mühürleri, Marmaray Kurtarma Kazıları.
Kanlıtaş Höyük 2015-2018 yılları arasında ele geçen kalkolitik dönem bezemeli çanak çömleği
Yukarı Porsuk Vadisi içinde yer alan Kanlıtaş Höyük, Erken Kalkolitik Döneme tarihlenen, vadi içinde yer alan kaya üstü bir yerleşmedir. Tez çalışmamız kapsamında 2015-2018 yılları arasında çalışılan alanlarda ele geçen bir grup bezemeli çanak çömlek teknik ve tipolojik olarak incelenmiştir. Höyük'te ilk yapılan çalışmalarda bezemeli çanak çömlekler hem yüzeyden hem de, yerleşmenin en derin yeri olan sondajlardan geldiği saptanmıştır. Ele geçen bezemeli malzemenin, birimler arasında birbirini takip ettiği görülürken boya bezeme türü en erken tabakalarda ele geçmemiştir. Böylelikle kardeş yerleşim olan Orman Fidanlığı I-IV. tabakalar arasında azalan boya bezemeli grubun Kanlıtaş yerleşmesinde farklı bir yol çizdiği görülmüştür. Tez kapsamında ele alınan malzemenin çok büyük bir kısmı profil vermeyen parçalardan oluşmaktadır. Açık kaplar içinde yer alan derin kaselerin ve kapalı formlar olan çömleklerin üzerinde baskı, kazıma, boya, kakma ve kabartma gibi kapların üzerinde görülen dekoratif unsurlarının varlığı, bunları yaparken kullandığı aletler ve yapım teknikleri kendi kültür bölgesi içinde oldukça tutarlı olduğunu gösterirken, bunun yanında yerleşim güney ve kuzey kültürleriyle aralarında olan organik ilişkiyide ortaya koymuştur.
Aigai'deki (Aiolis) endüstriyel üretime ait taş donanımlar
Bu çalışma, Aigai (Aiolis) antik kentinde 2004 yılından itibaren yürütülen kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarında ele geçen endüstriyel üretim donanımlarıyla ilgilidir. Taş donanımlar ile sınırlı tutulan konu kapsamında, kentin akropolisini ağırlayan tepe ve eteklerindeki aşağı kent ile kuzeyindeki ovalık alanlarda yer alan buluntular incelenmiştir. Antik Çağ'daki endüstriyel üretim faaliyetlerinin arkeolojik kanıtları olarak değerlendirilen buluntular fotoğraf, çizim ve lokalizasyon bilgileri ile belgelenmiştir. Analojik karşılaştırmalar sayesinde donanımların işlevlerine yönelik tutarlı dayanak noktaları oluşturulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, Aigai'deki kazı çalışmalarından elde edilen veriler aracılığıyla, buluntu grupları içerisindeki diyakronik gelişim süreçleri takip edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda, değerlendirilen donanımların Antik Çağ'daki zeytinyağı, şarap ve un üretiminde kullanıldığı saptanmıştır. Her bir endüstriyel üretim kolunun çeşitli aşamalarına ait donanımlar tespit edilmiştir. Zeytinyağı üretimine ait kırma, pres ve ayrıştırma donanımları tanımlanmıştır. Bunlar arasında trapetum, mola olearia, basit manivela pres, bocurgatlı manivela pres ve vidalı manivela pres gibi üretim donanımları veya yapılanmaları bulunmaktadır. Değerlendirme esnasında, pres yapılanmalarına ait arkeolojik kanıtların şarap üretimiyle de ilişkili olabileceği her zaman göz önünde tutulmuştur. Un üretimiyle ilişkili taş donanımlar arasındaki ezgi taşı, Olynthos değirmeni, rotatif el değirmeni ve Delos değirmeni (parçalı değirmen) gibi farklı dönemleri ve teknolojileri temsil eden birçok örnek, çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Diğer donanım grubu pila ve mortarium olarak tanımlanan farklı tiplerdeki mortarlardan oluşturmaktadır. Son grup ise yüksek ayaklı teknelerden oluşmaktadır. Son iki gruptaki donanımlar çeşitli kullanım alanlarına sahiptir. Bu yüzden, söz konusu donanımları sadece bir fonksiyonla tanımlanmak mümkün değildir.
Aigai (Aiolis) kuzey kapısı
Kent kapıları bir kentin savunma hattının hem en büyük zaafı hem de en vazgeçilmez öğesi olmuştur. Aigai Antik Kenti'nin ana kapılarından biri olan Kuzey Kapısı da tez çalışması kapsamında ele alınarak kent planlamasındaki konumu, mimarisi ve tarihlemesi üzerine incelenmiştir. Bu kapsamda savunma sistemi içerisinde kapıların konumlandırılmaları, tipolojik ve biçimsel farklılıkları, Kuzey Kapısı'nın analojik değerlendirmesi ekseninde benzer kent kapılarının varlığı araştırılmıştır. Tüm veriler sonucunda kapının kullanım evreleri, tarihlemesi ve planlaması ile stilistik özellikleri ortaya çıkarılmıştır.
Antandros yamaç ev mozaik altı sondaj buluntuları
MS Geç 3.yy ile MS Erken 4.yy arasına tarihlenen Antandros Roma Villası'nda, 2004-2006 yıllarında gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları sırasında evin portiko ve apodyteriumunun mozaik tabanları altından malzemeler ele geçmiştir. Evin önceki evrelerine dair fikir sahibi olmak ve kuruluş evresini seramiklerle yeniden değerlendirebilmek adına, elde edilen buluntuların tez kapsamında çalışılmasına karar verilmiştir. Aynı yıllar içerisinde Roma Villası'nın, 15 No'lu Mekan ve fırın olarak kullanılan 14 No'lu Mekan (Erken dönem praefurniumu) içerisinde, evin ikinci kullanım evresine ait olan tabanlar açığa çıkarılmıştır. Evin ikinci kullanım evresinin başlangıcını saptayabilmek adına bu tabanların bir bölümü kaldırılmış ve altından ele geçen malzemeler yine tezin içerisinde değerlendirme altına alınmıştır. Söz konusu dört mekanın taban altından ele geçen 887 adet malzemeden 153 adeti tez kapsamı içerisine dahil edilmiştir. Geri kalanları, istatiksel verilerde kullanılmıştır. Buluntular ilk olarak bezeme ekollerine göre, bezemesiz parçalar ise formlarına göre gruplara ayrılıp değerlendirmeye alınmıştır. Bezeme ekollerine göre ayrılan seramikler içinde bir adet ele geçen Doğu Yunan seramiği, gri seramiklerle beraber en erken buluntu grubunu oluşturmaktadır. Bunun dışında, Kırmızı Figürlü Seramik, Basit Firnisli Seramik, Batı Yamacı Seramiği, Kalıp Yapımı Kaseler de önce bezeme stiline göre gruplandırılmış, sonrasında formlarına göre ayrılarak değerlendirilmiştir. Bezemesi bulunmayan, İnce Cidarlı Seramikler (Thin Walled Ware), pişirme kapları, gri seramikler, servis kapları, amphoralar ve sikkeler söz konusu diğer buluntu gruplarını oluşturur. Portiko ve apodyterium altından ele geçen malzemeler değerlendirildiğinde, en erken örnekler, MÖ Geç 8.yy'a aittir. En geç örnekler ise, Yamaç Ev'in kuruluş evresini destekler nitelikte MS 3.yy'ı göstermektedir. Diğer yandan 14 No'lu Mekan içerisinde, taban altından ele geçen sikke, alandaki ikinci kullanım evresini MS 356-361 yıllarından sonrasına taşımaktadır.
Eski Smyrna'da konut mimarisi ve gelişimi
Günümüzde İzmir'in Bayraklı ilçesinde yer alan Eski Smyrna antik kenti Tunç Çağı'ndan Klasik dönem sonuna kadar yerleşim gören bir kenttir. Eski Smyrna'nın Konut Mimarisi ve Gelişimi adlı çalışma da, Eski Smyrna'nın Tunç Çağından Klasik dönem sonuna kadar geçen süreç içerisinde konut mimarisinin gelişimi ve Ege Dünyasındaki antik kentler ile plan, yapı tekniği ve fonksiyon açısından karşılaştırmalar yapılarak konutlar incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Eski Smyrna'nın Tunç Çağı'ndan Klasik dönem sonuna kadar konut mimarisine ışık tutabilmek ve Ege Dünyası içerisindeki yeri ve diğer antik kentler ile karşılaştırmasını yapabilmektir. Bu amaçlar doğrultusunda yapılan çalışma Eski Smyrna Konut Mimarisi ile ilgili yapılan kazı çalışmaları ile bilimsel yayınlar ve güncel veriler neticesinde yeni ortaya çıkarılan öneri ve görüşleri tarafsız bir bakış açısıyla ele almaktadır. Kentin konut mimarisi incelendiğinde Oval Ev ve Çifte Megaron gibi döneme öncelik yapmış örneklerin mevcut olmasının dışında genel hatlarıyla tüm dönemler incelendiğinde dönemlerin genel özellikleri ve diğer antik kentlerin mimarisi ile uyum göstermektedir. Deniz Kavimleri göçü ile birlikte Ege Havzasının iki yakası arasında kültürel etkileşim kaçınılmaz olmuştur. Bu durumun sivil mimariye de yansıdığını net bir şekilde görmekteyiz. Eski Smyrna kent planına bakıldığında Hippodamik bir kent planı görülmemektedir fakat Kuzey-güney doğrultulu bir Ana Cadde ve o caddeye dik gelen sokaklar sistemi olduğunu net bir şekilde görmekteyiz bununla birlikte konutlarında belli bir sistemde parsellere ayrılarak inşa edildiği düşünülmektedir
Klazomenai ağaçlı yol nekropolisi
On iki İon kentinden biri olan Klazomenai, bugünkü adıyla İzmir'in bir ilçesi olan Urla'nın 20 pafta, 66 ada, 65 parselinde kayıtlı taşınmazda, İzmir Müze Müdürlüğü'nde görevli bir grup arkeolog tarafından iklim şartları sebebiyle 3 aşamada gerçekleştirilen sondaj ve sonrasındaki kurtarma kazıları sonucunda açığa çıkarılan bir nekropolis alanıdır. Sondaj kazılarında ele geçen ilgili buluntuları Klazomenai Ağaçlı Yol Nekropolisi başlığı altında eldeki tez çalışması kapsamında değerlendirilmiştir. Üçüncü derece arkeolojik sit sınırı içinde bulunan, 5423 m2'lik parselde arazinin topografyasına uygun olacak şekilde 3 x 4 m ölçülerinde toplamda 67 adet sondaj çukuru açılmıştır. Açılan sondaj çukurlarından bazıları buluntu durumlarına göre genişletilerek birleştirilmiş bazen de derinleştirilmiştir. Sondajlarda yaklaşık olarak 2 m. derinlikten itibaren ortaya çıkan birkaç mezara kısaca değinecek olursam; içinde bulunan pişmiş toprak kotylenin tarihlendirmesinden yola çıkarak şimdiye kadar Klazomenai nekropolis alanlarında bulunan erken gömülerden biri olarak tarihlendirebileceğimiz, MÖ 7. yüzyılın başlarına tarihlenen pişmiş toprak banyo teknesi biçimli mezar ve Orta Evre Klazomenai Lahitleri Erken Albertinum Grubuna tarihlenen 2 adet pişmiş toprak lahit mezar oldukça dikkat çekicidir. Ayrıca yine aynı parselde bulunan 1 adet pişmiş toprak lahit başucu pervaz parçası da Geç Evre Klazomenai lahdi olarak tarihlendirilmektedir. Arkaik döneme tarihlenen taştan yapılmış yekpare kapaklı mezar ve bir tanesinin içinden bronz bir Klazomenai sikkesi ele geçen Helenistik döneme tarihlenen urne kapları tezimin mezar yapıları açısından önem taşımaktadır. Toynak şeklinde yapılmış 4 adet bronz obje, 1 çift cam obje ve üzerinde Grekçe yazı bulunan 1 adet astragalos kemiği ele geçen mezar hediyeleri arasında farklı bir konumdadır. Nekropolis alanında bazı mezarların etrafında yer alan çevirme duvarı temelleri, ayrıca farklı yön ve derinliklerde yer yer izlenen Osmanlı dönemine(?) tarihleyebileceğimiz pişmiş toprak künk sıraları da tespit edilmiştir. Kazı çalışması tamamlanmamış olan parselde, daha sonraki yıllarda devam niteliğinde yapılacak kazı çalışmalarının burada sunulan mevcut verilerin daha detaylı bir şekilde değerlendirilmesi ve yeni buluntular ışığında Klazomenai'de mevcut mezar geleneklerine yeni bakış açıları ve yorumlar kazandırılması bakımından önemli olacağı kanaatindeyim.
Phokaia Maltepe Tümülüsü erken Hellenistik dönem seramiği
Phokaia antik kenti kazı ve araştırmaları çerçevesinde Maltepe Tümülüsü'nde 1992 ve 1994 yıllarında gerçekleştirilen kazılarda önemli sayıda erken Hellenistik döneme tarihlenen boyalı seramik ele geçmiştir. Kentin atölyelerine ait üretimler olduğu düşünülen söz konusu boyalı seramikler Batı Yamacı Seramikleri ve Basit Firnisli Seramiklerden oluşmaktadır. Söz konusu seramikler üzerinde yapılan tipolojik analizler, başta Pergamon, Ephesos ve Sardes olmak üzere, Hellenistik dönemin diğer Küçük Asya kentlerindeki yaygın form repertuarı ile yakın benzerlikler sergilemektedir. Bununla birlikte, Atina Agorası, Korinth ve Yunan adaları olmak üzere, Karadeniz ve İtalya'ya kadar bu benzerlikler takip edilmektedir. Küçük Asya tipi kantharoslar, yarı küresel kaseler, kraterler, dışa ve içe dönük ağızlı kaseler, yuvarlatılmış ve düz uzanan ağızlı tabaklar ve balık tabakları en yaygın formlardır. Bu kap formları arasında kantharoslar, yarı küresel kaseler ve kraterler üzerinde Batı Yamacı bezemesi dikkati çeker. Batı Yamacı Tekniği'nde beyaz ve pembemsi renk kullanılarak yapılan kolye motifi, zeytin yaprağı, sarmaşık veya kalp yapraklarından oluşan bezeme dizileri yoğun olarak kullanılan süslemelerdir. Çalışılan seramikler 4. yüzyıl ile 1. yüzyıla kadar bir kronoloji sergiler; ancak, yoğunluk 3. yüzyıldadır. Anahtar Sözcükler: Phokaia, Maltepe Tümülüsü, Boyalı Seramik, Erken Hellenistik Dönem