Kulak hastalıkları

131 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Normal işiten ve koklear implantlı bireylerin konuşmalarındaki bürünsel özelliklerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Bu araştırmanın amacı normal işiten ve koklear implantlı bireylerin konuşmalarındaki bürünsel özelliklerin karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla öğrencilerin odak oluşturmada kullandıkları süre, f0, şiddet parametreleri karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Araştırmaya 8 koklear implant kullanan ve 6 normal işiten üniversite öğrencisi katılmıştır. Araştırma sonucunda dar odak olan sözcüklerin ortalama süresinin ve şiddetinin odak olmayan eşine göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Dar odak olan sözcüklerin f0 standart sapmasının ve f0 ranjının odak olmayan sözcüklere göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Koklear implantlı öğrencilerin, sözcük üretimlerinde f0 standart sapmanın ve f0 ranjının normal işitenlere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Koklear implant kullanan öğrencilerin sözcük üretim süresinin normal işitenlere kıyasla daha uzun olduğu bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları koklear implant kullanan katılımcıların dar odak üretiminde süre parametresini başlıca parametre olarak kullandıklarını göstermektedir. Bir diğer göze çarpan bulgu da koklear implantlı öğrencilerin f0 standart sapmasının ve f0 ranjının normal işitenlere göre yüksek olmasıdır. Anahtar Sözcükler: Koklear implant, bürünsel, dar odak

Akustik impedans testleriKoklea hastalıklarıKoklear implantlar+4
Duygu Büyükköse
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda ardışık koklear implant uygulamasının ilk koklear implant uygulanan kulaktaki en rahat duyma seviyesi, impedans ve elektriksel uyarımlı birleşik aksiyon potansiyeli ölçüm sonuçlarına etkisinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, ardışık bilateral koklear implantlı çocuklarda ikinci koklear implant uygulamasının ilk koklear implantın impedans, en rahat duyma seviyesi ve elektriksel uyarımlı birleşik aksiyon potansiyeli ölçüm sonuçlarına etkisini tespit etmektir. Bu çalışma 12 kız (%40) ve 18 erkek (%60) olmak üzere toplam 30 çocuk ile yapılmıştır. Çocukların yaşları 15 ay ile 144 ay arasında değişmektedir. Çalışmaya en az 3 ay süre ile ilk koklear implant kullanım sonrası karşı kulağına koklear implant uygulanan çocuklar alınmıştır. Tüm çocukların ikinci koklear implantları açık ve kapalı iken impedans, ECAP ve M seviyeleri değerlendirilmiştir. Kİ2 cerrahi öncesi Kİ1 den alınan impedans, ECAP ve M bulgularına göre ikinci koklear implant kapalı iken birinci koklear implantın impedans, ECAP ve M seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık mevcut değildir (p>0.05). İkinci koklear implant aktive edildiğinde ise birinci implantın impedans ölçümlerinde sadece 1. ayda, ECAP ve M seviyelerinde ise 1. ay, 3. ay ve 6. ayda kapalı konumdaki ölçümleri ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Ardışık koklear implant uygulamasında ikinci koklear implant kapalı olduğunda Kİ2 ameliyatı öncesindeki değerleri ile karşılaştırıldığında birinci koklear implantın impedans, ECAP ve M seviyelerinde herhangi bir değişiklik olmamaktadır. Fakat ikinci koklear implantın aktive edilmesi ile birinci koklear implantta impedans, ECAP ve M seviyelerinde değişiklikler olmaktadır. İkinci koklear implant aktive edildikten sonra hem birinci koklear implantın hem de ikinci koklear implatın impedans değerleri, ECAP, M seviyeleri ve dinamik ranjın kontrol edilmesi hastanın işitsel performansı açısından gereklidir.

Akustik impedans testleriKoklea hastalıklarıKoklear implantlar+2
İlyas Özdemir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koklear implantta erken fittingin uygulanabilirliğinin araştırılması ve klasik fitting yöntemi ile karşılaştırılması

Bu çalışmada ileri derecede sensörinöral işitme kaybı nedeniyle Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda koklear implantasyon yapılan 70 hasta değerlendirildi. Hastalar iki gruba ayrılarak, çalışma grubunda ameliyattan sonraki 1. günde ses işlemcisi aktive edildi ve fitting yapıldı. Kontrol grubuna ise klasik olarak ameliyattan 4 hafta sonra fitting yapıldı. Çalışmada erken fittingin güvenilirliği ve uygulanabilirliği araştırıldı ve kontrol grubuyla elektrofizyolojik yönden karşılaştırılması hedeflendi. Çalışmada her iki grupta ses işlemcisinin aktive edilmesinden sonraki en sık yan etkiler ağrı, kızarıklık ve ödem gibi minör yan etkiler olup istatiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. Elektriksel empedansın karşılaştırılmasında erken fitting grubunda 1. günve 7. günölçülen değerler kontrol fitting grubunun ilk ölçümü olan 1. aydaki değere göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü. (p<0,005) 1. aydan sonra yapılan ölçümlerde erken fitting grubunun empedans değerleri de yükselerek kontrol grubuna yaklaştı ve istatiksel olarak anlamlı fark kalmadı. Her iki grupta da empedans değeri 1. ayda en yüksek seviyede olup 1. aydan sonra daha stabil bir seyir izlemeye başladı. MCL seviyeleri erken fitting grubunda ilk ölçümde daha düşük olup istatiksel olarak anlamlı farklılık vardı. Daha sonraki ölçümlerde MCL seviyeleri de kontrol grubuna yakın seyretti ve istatiksel olarak anlamlı fark yoktu. Bu bulgular koklear implantasyondan sonra erken fittingin güvenilir ve uygulanabilir bir modalite olduğunu ve tedavi prosedürünün maliyetini azaltabileceğini düşündürdü. Ayrıca erken fittingin uzun süreli takiplerde elektrofizyolojik testler üzerine anlamlı derecede etkisinin olmadığı gözlendi

Cerrahi-kulak-burun-boğazFittingKoklea hastalıkları+4
Ahmet Cansu
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konjenital işitme kayıplarında genetik tarama

Bu çalışma nonsendromik kalıtsal işitme kaybı olan hastalarda işitme kaybına en sık neden olan Cx26 ve Cx30 proteinlerini kodlayan genlerde genetik mutasyon olup olmadığını saptamak amacıyla yapılmıştır.Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda teşhis edilip Halil Avcı İşitme Engelliler Merkezi'nde eğitim alan konjenital, nonsendromik bilateral çok ileri derecede sensörinöral işitme kaybı olan 65 hasta seçildi.Çalışmaya dahil edilen hastalardan 37'sinin (%56,9) anne ve babası arasında akraba evliliği, 27'sinde ( %41,5) ise ailede işitme kaybı bulunan birey olduğu saptandı.Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilen laboratuar çalışmasında mutasyonların değerlendirmesinde Pronto ® Konnexin kiti kullanılarak ELİSA prosedürü ile genotiplendirme yapıldı.Çalışma sonucunda toplam 65 hastada yapılan genetik taramada 11 hastada( %16,9) Cx26 geninde en sık rastlanan mutasyon olan 35 delG mutasyonu saptandı. Saptanan mutasyonların 9 tanesinin homozigot (%13,8), 2 tanesinin heterozigot (%3,07) mutasyonlar olduğu tespit edildi.Çalışmamızda Cx26 geninde görülebilen bir diğer mutasyon olan 167delT ve Cx30 geninde en sık görülen mutasyon olan del(GJB6-D13S1830) mutasyonuna rastlanmadı.Sonuç olarak konjenital nonsendromik işitme kayıplarında en sık görülen mutasyonun Cx26 geninde görülen 35delG mutasyonu olduğu saptanmıştır. Bu çalışma Çukurova Bölgesi'ne ait mutasyon oranlarını göstermektedir. İşitme kayıplı ailelerde yapılacak genetik değerlendirme ile gelecek nesillere işitme kaybının aktarılma riski konusunda genetik danışmanlık yapılması mümkün olacak, işitme kayıplı bireylerin erken saptanması ile daha başarılı tedavi şansı doğacaktır.Anahtar sözcükler: Konjenital işitme kaybı, konneksin 26, 35 delG

GenetikKulak hastalıklarıMalformasyonlar+4
Pelin Arıcı
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik süpüratif otitis medialı hastalarda kolesteatomun görüntülenmesinde ekoplanar difüzyon ağırlıklı magnetik rezonansın yeri

Amaç: Kolesteatomlu kronik otit şüphesiyle operasyona giden hastalarda, preoperatif kolesteatomun görüntülenmesinde Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansın değerini araştırdık.Materyal ve Metod: Nisan 2009 ile Eylül 2010 tarihleri arasında primer kazanılmış kolesteatomlu kronik otitis media şüphesiyle opere edilen toplam 58 hasta çalışmaya dahil edildi. . Hastaların 34'ü erkek, 24'ü bayandı. Yaş aralığı 9 ile 67 arasında olup, ortalama yaş 22'ydi. Bütün hastalardan patolojik tanı için doku örneği alındı. Bütün hastalara preoperatif 2 ile 14 gün arasında Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonans ile birlikte T2 ağırlıklı konvansiyonel magnetik rezonans çekildi. Bütün Magnetik Rezonans görüntüleri baş-boyun radyolojisinde deneyimli tek bir radyolog tarafından değerlendirildi. T2 ağırlıklı görüntülerde lezyonun lokalizasyonun tariflendiği yerde, Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansda aynı lokalizasyonda beyin dokusu ile karşılaştırıldığında yüksek yoğunluklu sinyal tutulumu varsa radyolojik olarak kolesteatom diye değerlendirildi. Operasyon bulguları ve patoloji sonuçları ile Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonans bulguları karşılaştırıldı.Bulgular: Operasyonda hastaların 37'sinde kolesteatom saptandı. Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansda hastaların 50'sine doğru tanı konuldu. Bunların 31'i doğru pozitif, 19'u doğru negatif tanıydı. Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansda yanlış negatif tanı konulan 6 hastanın 2'sinde kuru içi boş retraksiyon cepleri vardı. 3 hastada kolesteatom boyutu 5mm'den küçüktü. 1 hastada yanlış negatiflik kafa tabanındaki hava-kemik artefaktına bağlandı. Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansda 2 hastaya yanlış pozitif tanı konuldu. Yanlış pozitiflik 1 hastada hareket artefaktına bağlandı. Diğer hastada ise operasyonda yaygın timpanoskleroz vardı. Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansın sensivitesi, spesifitesi, pozitif prediktif ve negatif prediktif değeri sırasıyla %83, %90, %93 ve%76 bulundu.Sonuç: Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonans özellikle 5mm'nin üzerindeki kolesteatomların görüntülenmesinde yüksek sensitivite ve spesifitesiyle, değerli bir görüntüleme yöntemidir.Anahtar Kelimeler:Kronik Otitis Media, Kolesteatom, Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonans

Difüzyon manyetik rezonans görüntülemeKolestatomaKulak hastalıkları+2
Ali Evlice
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koklear implant uygulanan pediatrik hastalarda yaşam kalitesi

ÖZET Koklear İmplant Uygulanan Pediatrik Hastalarda Yaşam Kalitesi Amaç: Bu çalışmada ?ailesel bakış perspektifi? anketi uygulanarak koklear implantlı hastalaların ailelerinin memnuniyetleri ve bu memnuniyeti etkileyen değişkenlerin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mart 2002 ile Kasım 2012 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı?nda koklear implant operasyonu uygulanan bilateral prelingual total sensorinöral işitme kayıplı 161 hasta dahil edildi. Hastaların ailelerine 58 sorudan oluşan ailesel bakış perspektifi anketi uygulandı. Anket 11 ayrı alt ölçeğe ayrıldı. Her ölçekte ailelerin memnuniyetleri araştırıldı. Ayrıca hastaların devam ettiği okul, yaş ve implantasyon kullanım süresi değişkenlerinin bu alt ölçeklerle ilişkisi değerlendirildi. Bulgular: Koklear implant uygulanan çocukların yaş grupları açısından 62 çocuk 2-5 yaş arasında (%38.5), 99 u (%61.5) ise 6-11 yaş ve üstü idi. İmplantasyon süreleri olarak 127?si (% 78.89) 18 aydan uzun süredir implantlı, 34?ü (%21.11) daha kısa süredir implantlı idi.Çocukların 70 i okula gitmiyor (%43.5), 13 ü anaokuluna (%8.1), 63?ü ilkokula (%39.1), 15?i de liseye (%9.3) devam ediyordu.. Ailelerin 144?ünün (%89.5) implantasyondan memnun oldukları görüldü. Değişken parametrelere bağlı alt ölçek araştırmasında okula gidenlerin okula gitmeyenlere oranla kendilerine daha fazla güvendikleri, 18 aydan uzun süredir implantlılarda kendine güven, kendini iyi hissetme, sosyal ilişki konularında 18 aydan kısa süredir implantlılara göre daha iyi oldukları, 6-11 yaş grubunun 2-5 yaş grubuna oranla kendilerine daha çok güvendikleri ve sosyal ilişkilerde daha iyi oldukları görüldü. Sonuç: Koklear implantasyonun yaşam kalitesi üzerine pozitif etkisi olmakla beraber hastaların ailelerinde operasyon öncesinde ve sonrasında da endişeler bulunmaktadır. Hasta ve hasta yakınlarının endişelerinin azaltılması için bu konu ile ilgili olarak daha ayrıntılı bilgilendirilmesi gerekebilir. Hastaların implant kullanım süreleri ve yaşları arttıkça memnuniyetlerinin arttığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Koklear implantasyon, bilateral sensorinöral işitme kaybı,yaşam kalitesi, yaşam kalitesi ölçeği

KokleaKoklear implantlarKulak+6
Meysem Yorgun
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konjenital sensörinöral işitme kaybı olan hastalarda preoperatif temporal kemik bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme bulguları

Amaç: Bu çalışmada konjenital sensörinöral işitme kaybı olan hastalarda koklear implantasyon cerrahisi öncesi temporal kemik bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme bulguları ile iç kulak malformasyonlarını saptamak ve sınıflamak ve koklear implant için kontrendikasyonları belirlemek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Ocak 2011 ile Aralık 2013 tarihleri arasında Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında konjenital sensörinöral işitme kaybı tespit edilen ve koklear implant planlanan 167'si erkek, 133'ü kız toplam 300 hasta dahil edildi. Tüm hastaların 4 dedektörlü bilgisayarlı tomografi ile temporal kemik ve 1,5 tesla manyetik rezonans görüntüleme ile temporal kemik ve serebral görüntüleri alındı. Bulgular: Toplam 600 kulak çalışmaya alındı ve 136'sında (% 20,3) iç kulak malformasyonu tesbit edildi. 2 kulakta (% 1,4) Michel deformitesi, 1 kulakta (% 0,7) ortak kavite deformitesi, 5 kulakta (% 3,6) incomplet partition tip-I, 6 kulakta (% 4,4) incomplet partition tip-II, 2 kulakta (% 1,4) koklear hipoplazi ve 2 kulakta (% 1,4) koklear otoskleroz izlendi. Toplam 21 kulakta (% 15,4) koklear sinir aplazisi/hipoplazisi, 42 kulakta (% 30,9) internal akustik kanal dilatasyonu, 5 kulakta (% 3,6) internal akustik kanal aplazisi ve 1 kulakta (% 0,73), internal akustik kanal hipoplazisi tespit edildi. Lateral semisirküler kanal-vestibül displazisi ile uyumlu bulgular 8 kulakta (% 5,9) izlenirken, 10 kulakta (% 7,3) posterior semisirküler kanal, 10 kulakta (% 7,3) lateral semisirküler kanal ve 8 kulakta (% 5,9) süperior semisirküler kanal aplazik/hipoplazik görünümdeydi. Ayrıca 16 kulakta (% 11,7) geniş vestibüler akuadukt izlendi. 600 kulağın toplam 21'inde (% 3,5) yüksek yerkeşimli juguler bulb varyasyonu izlenmiş olup bu olgular iç kulak anomalisi grubuna dahil edilmemiştir. Sonuç: Çalışmamızın sonucu olarak konjenital sensörinöral işitme kaybı olan ve koklear implantasyon planlanan hastalarda temporal kemik bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme bulguları iç kulak anomalilerinin saptanması ve sınıflandırılmasında, kontrendike durumların belirlenmesinde çok önemli olduğu kadar cerrahi esnasında gelişebilecek bir takım sorunların belirlenmesi ve cerrahın bu konuda operasyon öncesinde uyarılması açısından da son derece önemlidir. Bu nedenle implantasyon planlanan tüm hastaların bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülerinin bu konuda deneyimli bir radyolog tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

KokleaKoklea hastalıklarıKoklear implantlar+5
Nermin Dağkıran
Çukurova University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı mastoidektomi ameliyatı yapılan hastaların operasyon öncesi ve sonrasındaki kemik yolu iletim cevaplarının değerlendirilmesi

Çalışmamızda mastoidektomi ameliyatlarında kullanılan tur cihazlarının kemik yolu iletim cevaplarına etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmamıza 2012 Temmuz-2014 Eylül Yılları arasında kliniğimizde kronik otitismedia tanısı nedeniyle mastoidektomi operasyonu yapılan hastalar dahil edildi. Retrospektif olarak hangi hastaya ne tip mastoidektomi ameliyatı yapıldığı incelendi. Hastaların yaş, cinsiyet, ameliyat olan kulak yönü, preoperatif odyolojik tetkikleri, mastoidektomi tipi, postoperatif odyolojik tetkik değerleri incelenerek istatiksel analizi yapıldı. Operasyon öncesi kemik yolu iletim cevapları ile radikal mastoidektomi, canal wall down (CWD) ve canal wall up (CWU) mastoidektomileri sonrası kemik yolu iletim cevapları karşılaştırıldı. Çalışmamıza dahil edilen toplam 45 hastanın (27 kadın, 18 erkek) ortalama yaşının 32,8 olduğu (median 31), 23 hastanın sol, 22 hastanın sağ kulaktan ameliyat olduğu belirlendi. Radikal mastoidektomi, CWD ve CWU mastoidektomi ameliyatı olan hastalarda kullanılan tur cihazının kemik yolu iletim cevaplarında etkisini görmek için preoperatif ve postoperatif dönemde 6. aydaki sonuçları konuşma frekansları olan 0,5 – 1 ve 2 kHz frekanslarıyla 4 kHz frekansındaki değerler incelendi. Preoperatif ve postoperatif 6. ayda saptanan değerlerin değişimleri istatiksel olarak anlamlı bulunmadı. Sonuç olarak; mastoidektomi ameliyatı sırasında kullanılan tur motoru ile oluşan vibrasyon etkisinin ve tur motoru ile oluşan gürültünün çalışmaya alınan mastoidektomi ameliyat tiplerinde anlamlı bir değişikliğe yol açmadığı, ayrıca yaş, cinsiyet ve ameliyat olan kulak yönü gibi demografik özelliklerin de etkisinin olmadığı bulunmuştur.

Cerrahi-kulak-burun-boğazKulak hastalıklarıKulak kemikçikleri+2
Funda Kıroğlu Ağar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İç kulak anomalisi olan koklear implant kullanıcılarında koklear implant sonuçları

Amaç: Bu çalışma, bilateral total işitme kaybı nedeniyle koklear implantasyon uygulanan iç kulak anomalili hastaların operasyon bulguları, operasyon sonrası takipleri ve işitsel performanslarını analiz etmek amacıyla yapıldı. Gereç ve yöntem: Materyal Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda koklear implantasyon operasyonu uygulanan, konjenital işitme kayıplı, radyolojik olarak görüntüleme yöntemlerinde iç kulak anomalisi saptanan 55 hasta değerlendirildi. Hastaların 2 si ortak kavite, 6'sı inkomplet partisyon tip I, 2'si koklear hipoplazi, 12'si inkomplet partisyon tip II, 26'sı geniş vestibüler akuadukt, 7'si semisirküler kanal aplazisi olan hastalardı. Hastaların intraoperatif bulguları, postoperatif komplikasyonları ve işitsel algı performansları değerlendirildi. Ayrıca bu kriterlere uyan, operasyon sonrası en az 12 ay eğitimine devam eden 30 hastanın işitsel performansları analiz edildi. Bu hastalar koklear anomalisi olan (grup I) ve vestibüler anomalisi olan (grup II) hastalar olarak 2 gruba ayrıldı. Anomalisi olmayan kontrol grubu (grup III) ile kıyaslandı. Performansların değerlendirilmesinde dinlemenin gelişim profili ve anlamlı işitsel deneyim skalası testleri kullanıldı. Bulgular: İç kulak anomalisi olan hastaların işitsel algı testleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, hastaların dinlemenin gelişim profili testinde, grup I hastalarının işitsel performanslarının, grup II ve grup III' e göre ilk ayarlama, 1.ay, 3.ay, 6.aylarda istatistiksel olarak anlamlı olmasa da (p>0.05) daha yavaş seyirli olduğu, 12. ve 18. aylarda istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük olduğu (p<0.05) ve grup II ve grup III hastalarını 24. Ay içerisinde yakaladığı görüldü. Grup II ve grup III hastaların ise LIP test performanslarında anlamlı bir farklılık olmadığı gözlendi (p>0.05). Hastaların anlamlı işitsel deneyim skalası test performanslarında, her 3 grubun da performans gelişim eğrilerinin sürekli yükselen tipte olduğu görüldü. Grup II ve grup III performansının anlamlı bir farklılık göstermediği görüldü. Grup I de ise, 3.ay, 6.ay, 12.ay, 18.ayda istatistiksel olarak anlamlı olmasa da daha yavaş seyirli olduğu (p>0.05), 24.ay ve 36.ay da ise istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha düşük olduğu görüldü (p <0.05). Çalışmaya dahil edilen hastaların 3'ünde kokleostomi esnasında yüksek basınçlı perilenf sızıntısı (gusher) gözlendi. Bu hastaların hepsi inkomplet partisyon tip I anomalisi olan hastalardı. Inkomplet partisyon tip II anomalisi olan hastaların %50'sinde düşük basınçlı perilenf sızıntısı (oozing) gözlendi. Geniş vestibüler akuaduktu olan hastaların hiçbirinde gusher gözlenmezken, %39'unda oozing gözlendi. 55 hastanın 4' ünde (%7) fasiyal sinir anomalisi gözlendi. Bu hastaların 2'si ortak kavite anomalisi, 2'si IP-I anomalisi olan hastalardı. Çalışmaya dahil edilen 55 hastanın 6'sında (%11) operasyon sonrası menenjit gözlendi (ortak kavite anomalisi olan 1 hasta, inkomplet partisyon tip I anomalisi olan 2 hasta, inkomplet partisyon tip II anomalisi olan 2 hasta, semisirküler kanal aplazisi olan 1 hasta). Hastaların hiçbirinde operasyon öncesi menenjit öyküsü yoktu. Sonuç: İç kulak anomalisi olan hastalarda koklear implantasyonun işitsel sonuçları, iç kulak anomalisi olmayan koklear implantlı hastaları geç de olsa yakalayabilmektedir. Ancak iç kulak anomalisi olmayan koklear implantasyon olgularına göre fasiyal sinir anomalilerinin ve menenjit riskinin daha yüksek olduğu bilinmelidir. Bu konuda hasta yakınları iyi bilgilendirilmeli, preoperatif dönemde görüntüleme yöntemleri detaylı incelenmeli, menenjit gibi postoperatif dönemde hayati bir komplikasyonu engellemek için rinore takibi daha yakından yapılmalıdır.

KokleaKoklea hastalıklarıKoklear implantlar+6
Elvan Onan
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolestatomlu hastalarda cerrahi sonuçlarımız

ÖZET Kolestatomlu Hastalarda Cerrahi Sonuçlarımız Amaç: Kolesteatomlu kronik otitis medialı hastalarda uygulanan primer cerrahi sonrası rezidivizm oranlarını tespit etmek, kolesteatom yerleşimini, operasyon sırasında tespit edilen patolojik bulguları ve ek olarak uygulanan cerrahi işlemleri istatistiksel olarak göstermektir. Materyal ve Metod: Ocak 2000 ile Ocak 2010 tarihleri arasında kolesteatomlu kronik otitis media şüphesiyle opere edilen hastaların dosyaları ve ameliyat notları restrospektif olarak taranarak yapıldı. Üç yüz kırk beş hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 151'i kadın, 194'ü erkekti. Hastaların yaş aralığı 3 ile 70 yaş arasında olup, ortalaması 26'ydı. Tüm hastalara, Kanal Wall Down, Kanal Wall Up ve Radikal mastoidektomi olmak üzere üç farklı cerrahi teknik uygulandı. Operasyon sırasında kolesteatom yerleşimi, kemikçik sistem durumu, mastoid obliterasyon yapılıp yapılmadığı, fasiyal kanalın durumu, semisirküler kanal defekti, tegmen defekti olup olmadığı, timpanoplasti ve işitme rekonstrüksiyonu yapılıp yapılmadığı not edildi. Postoperatif takip süresi 12 ile 150 ay aralığında olup, ortalama 36 aydı. Takiplerde rezidivistik hastalık şüphesi olan 61 hastaya revizyon cerrahi uygulandı. Revizyon cerrahisinde kolestatomun saptandığı bölge, kemikçiklerin durumu not edildi. hastaların demografik özellikleri (cinsiyet, yaş), takip süreleri, uygulanan cerrahi yöntemde rezidivizm oranları, ilk ameliyattaki kolesteatom lokalizasyonu ile revizyon cerrahideki kolesteatom lokalizasyonu karşılaştırıldı. Bulgular: Kolesteatomlu kronik otitis media nedeni ile 345 hastaya cerrahi operasyon yapıldı, Bunların % 27,2'si CWU mastoidektomi, % 23,5'u CWD mastoidektomi, % 49'u ise radikal mastoidektomiydi. Hastaların % 43,8 kadın, % 56,2 erkekti. Genel olarak kolesteatom yerleşimi hastaların % 60,9'unda mastoid kavitede, %59,4'ünde attik ve epimpaniumda, % 56,2'sinde orta kulakta, % 12,8'inde sadece sinüs timpani ve fasiyal reseste tespit edildi. Hastalar ortalama 36 ay takip edildi. Takipler sırasında hastaların % 17,68'ine rezidivizm nedeniyle revizyon mastoidektomi operasyonu yapıldı. CWU mastoidektomi sonrası rezidivizm oranı % 62,3, CWD mastoidektomi sonrası rezidivizm oranı % 9,8, radikal mastoidektomi sonrası rezidivizm oranı % 27,9 olarak tespit edilmiştir. Sonuç: Kolesteatom nedeniyle opere edilen hastalarda seçilecek cerrahi yöntem rezidivistik hastalık oluşmasında önemli bir parametredir. Özellikle açık teknik cerrahilerde rezidivistik hastalık oluşma riski kapalı teknik cerrahiye göre önemli oranda düşük izlenmektedir. Anahtar kelimeler: kolesteatom, rezidivistik hastalık, kemikçik erozyonu, Kanal Wall down, kanal Wall up, radikal mastoidektomi

AnatomiCerrahi-kulak-burun-boğazKemik hastalıkları+6
Hüseyin Keskin
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koklear implant cerrahisinde reimplantasyon neden ve sonuçlarımız

Amaç: Bu çalışma reimplantasyon cerrahisi yapılan hastaların reimplantasyon yapılma nedenlerini, reimplantasyon cerrahisi sırasındaki cerrahi bulguları ve reimplantasyon cerrahisi sonrası işitsel performansları analiz etmek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda reimplantasyon cerrahisi yapılan 39 hasta çalışmaya .Reimplantasyon cerrahisi nedenlerine göre sınıflandırıldı. Reimplant cerrahisi nedenleri etkileyebilecek durumlar ve ilk koklear implant ve reimplantasyon cerrahisi arasındaki zaman ve reimplantasyon esnasındaki cerrahi bulgular ve reimplantasyon cerrahisi sonrası işitsel performanslar incelendi. Bulgular: İlk koklear implant cerrahisi bizim kliniğimizde yapılan 1051 hastanın 34 'üne (%3,1) reimplantasyon cerrahisi yapıldı. Ek olarak ilk koklear implant cerrahileri başka kliniklerde yapılan 5 hasta da çalışmaya dahil edildi. Reimplant cerrahisi kliniğimizde deneyimli hekimler tarafından yapıldı. Reimplantasyon cerrahisi için gereken ortalama zaman 4,1 (0-13) yıl idi. Kliniğimizde reimplantasyon cerrahisi yapılan 39 hastanın reimplantasyon nedenleri incelendiğinde ; 23 hastaya ''hard failure'' (%58,9), 8 hastaya ''soft failure'' (%20,5), 4 (%10,3) hastaya flep enfeksiyonu, 1 (%2,6) hastaya kolestatoma, 3 (%7,7) hastaya yanlış yerleştirme-yerinden çıkma nedeniyle koklear reimplantasyon yapılmıştır. Reimplantasyon cerrahisi yapılan 39 hastanın 10'unun reimplantasyon cerrahisinde kokleostomi ve elektrot etrafında ossifiye dokular saptanarak 4 hastanın kokleostomi loju genişletilmesine rağmen tüm elektrotlar başarı ile ilerletildi. Hastaların ilk koklear implant sonrası takiplerinde en yüksek açık uçlu iki heceli kelime testi skorlarından; ortalama fonem 37,53 ( 0-50), ortalama kelime ise 6,86 (0-10) olarak bulundu. Bu hastaların ilk koklear implant sonrası takiplerinde en yüksek Cap skorları ortalaması 5,14 (0-7) olarak bulundu. Hastaların reimplantasyon sonrası takiplerinde en yüksek açık uçlu iki heceli kelime testi skorları değerlendirildiğinde; ortalama fonem 43,76 (0-50) ,ortalama kelime 8,24 (0-10) olarak saptandı. Bu hastaların reimplantasyon sonrası takiplerinde en yüksek Cap skorları ortalaması ise 6,3 (1-7) olarak bulundu. Sonuç: Reimplantasyon cerrahisinin en sık nedeni cihaz hatası ilişkili nedenler olup bu durumun özellikle prelingual dönemdeki çocuklarda erken dönemde tespit edilmesi gerekir. Reimplantasyon cerrahisi ilk koklear implantasyon cerrahisine nazaran zorluklar içermesine rağmen deneyimli hekimlerce yapılması gereken güvenli bir cerrahidir. Reimplantasyon cerrahisi sonrası zayıf işitsel performans gösteren hastaların sıklıkla eşlik eden nöropsikiyatrik rahatsızlıkları olup bu rahatsızlıklar reimplantasyon cerrahisi sonrası sonuçları olumsuz etkilemektedir. Reimplantasyon cerrahisi sonrası hastaların işitsel performanslarında azalma gözlenmedi. Anahtar Kellimeler: Reimplantasyon cerrahisi, koklear implant cihaz hataları, işitsel performans

Cerrahi-kulak-burun-boğazKokleaKoklea hastalıkları+5
Poyraz Şahin
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koklear implant cerrahisinde reimplantasyon nedenleri

Amaç: Bu çalışma koklear implant cerrahisi sonrası reimplantasyon cerrahisi geçiren hastalarda bunun nedenlerini,hastaların sosyokültürel düzeyinin ve kullanılan cerrahi yöntemin reimplantasyon ile olan ilişkisini incelemek amacıyla yapıldı Gereç ve Yöntem:Bu çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında koklear implant cerrahisi sonrası reimplantasyon ihtiyacı olan 62 hasta ile yine Gaziantep Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Kliniğinde koklear implant cerrahisi uygulanmış olup ama reimplantasyon ihtiyacı olmayan 62 hasta kontrol grubu olarak dahil edildi.Hasta verileri ve dosyaları retrospektif olarak incelendi.Uygulanmış cerrahis yöntemler gözden geçirildi..Hasta yakınlarına soru-cevap tarzında anket yöntemi ile sosyokültürel düzeyle ilişkili verilere ulaşıldı. Bulgular: Bu çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda opere edilmiş 1487 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Kliniğimizde 66 hastaya(%4.43) reimplantasyon cerrahisi uygulandı.Kontrol grubu ve reimplantasyon cerrahisi yapılan tüm hastaların annelerinin eğitim durumu,babalarının eğitim durumu incelendi.Ayrıca tüm hastaların gelir düzeyi ve yaşam alanı değerlendirildi.Reimplantasyon cerrahisi yapılan hastaların 58 tanesi (%93.4) Oblik açı ile yerleştirme yöntemi dediğimiz cerrahi teknikle opere edilmişti. 4 tanesi (%6.6) düz açı ile yerleştirme yöntemi dediğimiz cerrahi teknik ile opere edilmişti. Aynı marka ve model cihazlar göz önüne alındığında 994 hastaya oblik açı ile yerleştirme yöntemi dediğimiz cerrahi teknik ile operasyon yapılmış ve 58 inde (%5.8) reimplantasyon ihtiyacı olmuş.188 hastaya ise düz açıyla yerleştirme yöntemi ile operasyon yapılmış ve 4 ünde (%2.1) de reimplantasyon ihtiyacı olmuş. teknik değişikliğinden önceki reimplantasyon oranımız %5.8 iken yeni teknik ile bu oran %2.1 olarak tespit edilmiş. Sonuç:Düz açıyla yerleştirme yöntemi dediğimiz teknik ile reimplantasyon oranının önemli ölçüde azaldığı görüldü.Sosyoekonomik düzey yükseldikçe daha az oranda reimplantasyon ihtiyacı olduğu anlaşıldı. Anahtar Kelimeler: Reimplantasyon cerrahisi,düz açı ile yerleştirme yöntemi,ebeveyn eğitim durumu,yaşam alanı,gelir düzeyi

Ana-baba eğitimiCerrahi-kulak-burun-boğazKoklea hastalıkları+6
Abdulkerim Başaran
Gaziantep University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Subjektif tinnituslu bireylerde kefir tüketiminin tinnitus derecesi üzerine etkisi

Tinnitus kulakta dış kaynaklı veya dahili bir kaynağın yokluğunda ses algısı olarak tanımlanmaktadır. Tinnitusa neden olan birçok risk faktörü vardır, bunların tedavisinde birçok yöntem kullanılmaktadır. Bu risk faktörlerinin önlenmesi ve tedavisinde en önemli faktörlerden birinin beslenme olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada probiyotik mikroorganizma çeşitliliği bakımından zengin olan kefirin düzenli tüketiminin tinnitus üzerindeki etkisini araştırmayı amaçlanmıştır. Çalışma, deneysel dizaynda tasarlanmıştır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Anabilim Dalı (AD) polikliniğinde yürütülmüştür. Araştırmaya 41 hasta dahil edilmiştir. Araştırma homojen deney ve kontrol gruplarıyla yapılmıştır. Çalışma grubundaki hastaların 2 ay boyunca 250 ml/gün kefir tüketmesi istenmiştir. Kontrol grubu kefir tüketmemiştir. Hastaların işitme sistemlerini ve tinnitus derecelerini odyolojik olarak değerlendirmek için çalışma başlangıç ve sonunda odyolojik test bataryası ile birlikte TEA ve VAS ölçekleri uygulanmıştır. Bulgular, IBM SPSS Statics 25.0 paket programıyla değerlendirilmiştir. Hastalardan alınan ölçümlerin gruplar arası farklılığı Independet T test ile analiz edilmiştir. Normal dağılan değişkenlerde T test uygulanırken, normal dağılmayanlarda Mann Whitney U testi ile ortalamalar gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Uygulama başlangıcında ve sonunda yapılan ölçümlerde her iki grup arasında zamana bağlı değişimi, gruplararası etkileşimi değerlendirmek için tekrarlayan ölçümlerde ANOVA yardımıyla analiz edilmiştir. Tüm analizlerin anlamlılık düzeyi 0.05 olarak belirlenmiştir. Çalışma grubunda 2 ay boyunca 250 ml/gün kefir tüketen hastaların tinnitus şiddetleri, TEA ve VAS ölçeklerinde başlangıç ve son ölçümlerin ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır (p<0,05). Kefir tüketmeyen kontrol grubundaki hastalarda başlangıç ve son ölçümlerin ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Tinnitus frekans ölçümlerinde her iki grupta da başlangıç ve son ölçüm değerleri arasında anlamlı farklılık görülmemiştir(p>0,05). Tinnituslu bireylerde 2 ay boyunca 250 ml/gün tüketilen kefirin tinnitus parametreleri üzerinde olumlu etkilerinin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Beslenme, kefir, probiyotik, tedavi, tinnitus

Hastalık şiddeti indeksiKefirKulak hastalıkları+3
Merve Aktaşoğlu
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntratimpanik olarak uygulanan 5-fluorourasil'in ototoksisitesinin deneysel olarak incelenmesi

Amaç: Kolesteatom tedavisinde krem formunun etkili olduğu bilinen 5-Fluorourasil'in solüsyon formunun intratimpanik uygulama ile ototoksisite oluşturup oluşturmadığının histopatolojik olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 11 adet, ortalama 4 aylık ve 300-400 gr ağırlığında, erkek Wistar ratın sağ ve sol kulakları dahil edildi. Kontrol grubu(1. Grup) 4 rata pozitif kontrol olması amacıyla toksisitesi bilinen amikasin, çalışma grubu(2. Grup) 7 adet rata 5-Fluorourasil intratimpanik olarak uygulandı. Her iki grup ratların sağ kulağına ilaç uygulaması yapılıp sol kulağa işlem yapılmadı. Çalışma grubu, birer hafta ara ile tek doz, iki doz ve üç doz 5-Fluorourasil yapılarak 3 'e ayrıldı. Kontrol grubundaki ratlar amikasin uygulamasından 1 hafta sonra, çalışma grubundaki ratlar hedef doz yapıldıktan 1 hafta sonra sakrifiye edilerek kokleaları diseke edildi ve ışık mikroskopisi ve TUNEL yöntemi ile histopatolojik olarak incelendi. Bulgular: Amikasin grubu ve 5-Fluorourasil uygulanan iki grup arasında ışık mikroskopik bakıdaki parametreler değişkenlik göstermekle birlikte apoptoz açısından fark anlamlı bulunmuştur(p<0,05). Stria vaskülaris kalınlığı arasındaki fark iki grup arasında anlamlı sonuçlanmıştır(p<0,05). 5-Fluorourasil grubunun kendi içindeki gruplandırmasında denek sayısı az olmakla birlikte apoptoz açısından anlamlı fark bulunmamıştır(p<0,05). Sonuç: Ratlarda intratimpanik olarak uygulanan 5-Fluorourasil'in hücresel değişikliğe sebep olmakla birlikte apoptoz değerlendirilerek yapılan histopatolojik incelemede ototoksik etkisi saptanmamıştır.

FlüorourasilHayvan deneyleriKolestatoma+4
Meltem Demirdağ Çevikkan
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik otitis medialı hastalarda vestibüler fonksiyonların değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı kronik otitis media ve cerrahisi uygulanan hastalardaki vestibüler sistem tutulumunun incelenmesidir. Bu çalışmaya Kasım 2019 - Aralık 2021 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalında KOM tanısı alıp cerrahi planlanan, yaşları 17-63 arasında toplam 45 hasta(21 erkek 24 kadın) dahil edildi. Hastalar uygulanan cerrahi işleme göre tip 1 timpanoplasti (n:26) ve canal wall up mastoidektomi (n:19) grubu olarak iki alt gruba ayrıldı. Tüm hastalar preoperatif ve postoperatif (1. ay) olmak üzere Video Head İmpulse Test ile değerlendirildi. Hastalar ameliyat öncesi ve sonrası olarak değerlendirildiğinde, patolojik ve sağlam kulaklar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Ayrıca her iki cerrahi grupta ameliyat öncesi ve sonrası VOR kazançlarında istatistiksel olarak bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak KOM hastalarının cerrahi öncesi ve sonrasında VOR kazançları normal sınırlarda elde edildi. KOM'lu hastalarda vestibüler disfonksiyonu net olarak ortaya çıkarabilecek; hasta sayısının arttırıldığı, ilave kantitatif verilerin dahil edildiği ve iki değişken arasında güçlü bir korelasyonu doğrulayan çalışmalara ihtiyaç vardır. Ayrıca KOM tanısı alan hastalarda ameliyat öncesi ve sonrası vestibüler değerlendirmede düşük frekanslı SSK fonksiyonlarının ve otolitik organların değerlendirilebildiği testlerin VHIT ile birlikte kullanılmasının yararlı olabileceğini düşünmekteyiz.

Baş itme testiKulak hastalıklarıMastoidektomi+6
Sakine Koç
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2008 yılında Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Polikliniğine başvuran olguların retrospektif değerlendirmesi

Amaç:Çalışmamızda, gerek üçüncü basamak sağlık hizmeti sunan gerekse tıp ve uzmanlık eğitimi veren Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Polikliniğine başvuran hastaların medikal ve demografik verilerinin incelenmesi, olguların nitelik ve nicelik yönünden analiz edilmesi ve bu çerçevede saptanan sorunların ve çözüm önerilerinin tartışılması planlanmıştır.Gereç-Yöntem:2008 yılında polikliniğe toplam 18.643 başvuru yapıldığı saptanmıştır. Ancak tanı ve tedavi amacıyla yapılan 15.811 başvuru dışındaki başvurulara (ameliyat öncesi tetkik, sağlık kurulu raporu istemi, diğer disiplinlerden istenen konsültasyonlar, iş başvurusu için gereken işitme testlerini yaptırmak ve adli rapor düzenlenmesi) ait yeterli veri bulunmadığı için bu olgular çalışmadaki hesaplamaların dışında tutulmuştur. Araştırmanın evrenini 01.01.2008 - 31.12.2008 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Polikliniğine sadece ayaktan tanı ve tedavi amacıyla başvuran 15.811 olguya ait verilerin yer aldığı toplam 6930 poliklinik muayene kartının oluşturmasına karar verilmiştir. Çalışma evrenimizi oluşturan 15.811 başvuruya ait toplam 6930 poliklinik muayene kartından 6780 tanesi 2008 yılında, 150 tanesi ise bir önceki yılda düzenlenmiştir.2008 yılında tanı ve tedavi amaçlı başvuru sayısının 15.811 gibi yüksek bir sayı olması ve başvuran kişilere ait ?sıralı bir başvuru listesi?nin bulunmayışı nedeniyle sistematik rastgele örnek seçim yöntemi kullanılarak örnek grubu oluşturulmasına karar verilmiştir. Bu şekilde 6930 poliklinik muayene kartından oluşan çalışma evreninden 1155 olgunun kartları seçilerek örnek grubu oluşturulmuştur.Bulgular:Değerlendirilen olguların %45,4'ü erkek, %54,6'sı kadın idi. Olgularımız yaş dağılımına göre incelendiğinde 18 yaş altı grup % 27,7, 19-50 yaş grubu %46,7, 51-64 yaş grubu %17,4 ve 65 yaş ve üstü grubu ise %8,2 oranında saptanmıştır. Olguların polikliniğimize en sık Ocak (%11,3), Şubat (%11,2) ve Mayıs (%11,4) aylarında başvurduğu belirlenmiştir. Olguların %94,0'ı KBB polikliniğine doğrudan başvurmuştur. Kulak burun boğaz hastalıkları polikliniğine yapılan başvurular organ veya bölge ayrımı yapılmaksızın değerlendirildiğinde en sık yakınmanın %25,1 ile işitme azlığı olduğu, ağız açık uyuma (%15,1) ve horlamanın (%14,2) işitme azlığını takip ettiği gözlenmiştir. Tanılar değerlendirildiğinde ise akut rinosinüzitin %9,4 ile en sık, LFRH (%9,2) ve buşonun (%8,4) ise karşılaşılan diğer en sık tanılar olduğu izlenmiştir. Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi KBB polikliniğinde sunulan sağlık hizmetleri farklı üniversitelerde sunulan poliklinik hizmetleri ile karşılaştırıldığında, çalışma biçimlerinin ve yoğunluklarının benzer olduğu görülmüştür.Sonuç:Celal Bayar Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Polikliniğine başvuran olguların önemli bir çoğunluğunun birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında değerlendirilmeden, doğrudan polikliniğimize başvurduğu belirlenmiştir. Hastalar ayrıntılı değerlendirildiğinde önemli bir kısmının önceki basamaklarda tedavi alabileceği anlaşılmıştır. Bu da poliklinikte hasta yoğunluğuna yol açmaktadır. Ayrıca, kağıda dayalı geleneksel kayıt sisteminin hastalara ait tıbbi bilgilere ulaşmada ve bilimsel çalışmalarda kullanılacak verileri sağlamada yetersiz kaldığı görülmüştür.

Celal Bayar ÜniversitesiHasta takibiHastaneler-üniversite+3
Fatma Tuğba Yeniel
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Erken ve geç dönemde koklear implant uygulanan çocukların genel gelişim profili, sosyal-duygusal uyum becerileri ve alıcı dil becerilerinin incelenmesi

Pediatrik koklear implant (Kİ) uygulamasında, dil gelişimine etki eden en önemli faktörlerden birinin uygulamanın yapıldığı yaş olduğu ve Kİ uygulama yaşının hem bilişsel hem sosyal-duygusal gelişimi de etkilediği bilinmektedir. Bu nedenle geç dönem pediatrik Kİ kullanıcılarının, gelişim performanslarında gecikmeler görülebileceği düşünülmektedir. Bu amaçla çalışmamızda; Kİ kullanıcıları, implantasyon yaşına göre erken (≤24 ay) ve geç (>24 ay) dönem olarak iki gruba ayrılmıştır. Kİ uygulama yaşı ile birlikte işitme kaybı tanısının konulma zamanı, Kİ kullanım süresi ve aldıkları toplam eğitim süresi değişkenlerinin; çocukların gelişim düzeyleri, alıcı dil ve sosyal uyum becerileri üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışmaya; Gaziantep Üniversitesi KBB Anabilim Dalı tarafından Kİ ameliyatı gerçekleştirilen ve odyolojik takibi yapılan 31 çocuk dahil edilmiş olup çocuğa ve ailesine ait bilgilerin yer aldığı Genel Bilgi Formu doldurulduktan sonra veri toplama araçları olarak Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE), Peabody Resim Kelime Testi (PRKT) ve Marmara Sosyal-Duygusal Uyum Ölçeği (MASDU) kullanılmıştır. Çalışma sonucunda iki gruptaki çocukların AGTE, PRKT ve MASDU puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca çocukların AGTE, PRKT ve MASDU puanları ile işitme kaybı tanısının konulma zamanı, Kİ uygulama yaşı, Kİ kullanım süresi ve alınan eğitim süresi ile arasında korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak; işitme kaybı tanısının konulma zamanı, Kİ uygulama yaşı, Kİ kullanım süresi ve alınan eğitim süresi; çocuğun genel gelişim düzeyi, dil becerileri ve sosyal-duygusal uyum düzeyi üzerine anlamlı olarak etki etmektedir. Bu nedenle erken yaşlarda yapılan implant uygulamaları, çocukların gösterdikleri performanslarda daha başarılı olmalarını sağlamaktadır. Anahtar Sözcükler: Dil gelişimi, Gelişim değerlendirmesi, İşitme kaybı, Koklear implant, Sosyal-duygusal uyum

Alıcı dil becerileriDil gelişimiDuygusal uyum+7
Ayten Düz
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ani işitme kayipli hastalarda prognostik faktörler ve tedavi sonuçlarimiz

Ani işitme kaybı (AİK) üç gün içinde veya daha kısa zamanda aniden gelişen, en az üç frekansı tutan, en az 30 dB ve üzerindeki sensörinöral işitme kaybıdır. AİK etiyolojisi için birçok faktör suçlanmıştır ama kesin bir neden bulunamamıştır. Tedavisi ile ilgili ortak uygulanan bir protokol mevcut değildir. Bu çalışmada ani işitme kayıplı olguların tedavi sonuçları ve bu sonuçları etkileyen prognostik faktörler incelenmiştirAİK tanısı ile 1992-2008 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na başvuran 95 olgu 97 kulak çalışmaya dahil edildi. Tüm hastaların ayrıntılı hikayesi alındı. Rutin kulak burun boğaz (KBB) muayenesi ve ayrıntılı laboratuvar incelemeleri yapıldı. Tüm olguların odyolojik değerlendirmeleri yapıldı. Radyolojik olarak kranial magnetik rezonans görüntüleme (MRG) ve bilgisayarlı tomografi (BT) çekildi. Tedavide tüm olgulara 1mg/kg steroid, meglumine diatrizoate (ürografin), diüretik ve vazodilatatör ilaçlar verildi. Bir hafta içinde başvuran olguların tedavilerine asiklovir eklendi. Bu çalışmada olguların hikaye bilgileri, klinik bulguları, işitme kaybının derecesi ve odyolojik konfigürasyonları, olguların tedaviye başlanma süresi, işitme kaybının derecesi, diabet, vertigo, tinnitus ve üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) varlığı ve bu faktörlerin prognoz üzerine olan etkileri incelendiBu çalışmada olguların 57'si erkek 38'i bayan idi. Yaş aralığı 4-70 arasında idi (ortalama 47.71). Yedi (%7.2) olguda hafif, 18 (%18.6) olguda orta, 29 (%29.9) olguda ileri ve 43 (%44.3) olguda çok ileri AİK tespit edildi. Tedaviye başlama süreleri açısından erken tedaviye başlanan olgularda, tedaviye iyi yanıt açısından istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar alındı (p?0.05). AİK'li olgularda işitme kaybı şiddeti ve tedaviye iyi yanıt açısından istatistiksel olarak anlamı sonuç alındı (p?0.05). Diabeti, vertigosu olmayan AİK'li olgularda tedaviye iyi yanıt açısından, diabeti, vertigosu olan AİK'li olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar alındı (p?0.05). Tinnitus, odyolojik konfigürasyon, ÜSYE açısından AİK'li olgularda prognostik bir faktör olarak anlamlı sonuçlar elde edilemedi (p?0.05Tedaviye erken başlayan, diabet ve vertigosu olmayan, hafif ve orta dereceli AİK'li olgularda tedavide daha iyi sonuçlar alındı. Diabet, vertigo, tedaviye başlama süresi ve AİK derecesi; AİK'li olgularda anlamlı prognostik faktörlerdir.ANAHTAR KELİMELER: Ani işitme kaybı, Etiyoloji, Prognostik faktör, Tedavi

EtyolojiKulak hastalıklarıPrognoz+2
Yunus Kaplan
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kohlear implant adaylarının implant öncesinde yapılmış olan bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemelerinin değerlendirilmesi

Konvansiyonel işitme cihazlarından yarar göremeyecek kadar ileri düzeyde sensörinöral işitme kaybı olan hastalarda kohlear implant uygulaması ile işitme sağlanabilmektedir. Kohlear implant adaylarında kohlear sinir ve kohlea varlığının gösterilmesi gerektiğinden operasyon öncesinde bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kritik öneme sahiptir. Ayrıca radyolojik değerlendirme ile işitme kaybının etyolojisi ve anatomik varyasyonlar saptanabileceğinden olası komplikasyonlar ve operasyon başarısı da önceden tahmin edilebilir. Bu retrospektif çalışmadaki amacımız, kohlear implant adaylarının ameliyat öncesi çekilen BT ve MRG incelemelerinde dikkat edilmesi gereken noktaları, karşılaşılabilecek patoloji ve varyasyonları, bizim olgularımızda tespit ettiğimiz bulgularla birlikte literatür ışığında tartışmaktır.Çalışmamızda Radyodiagnostik Anabilim Dalımızda BT veya MRG tetkikleri yapılan 100 kohlear implant adayı değerlendirildi. Olguların 44'ünün sadece BT, 56'sının ise hem BT hem MRG incelemesi bulunmaktaydı. BT görüntülerinin değerlendirilmesinde 23 olguya ait 46 kulakta (%23) konjenital, 5 olguya ait 9 kulakta (%4.5) ise akkiz olmak üzere toplamda 54 kulakta (%27.5) kohleovestibüler patoloji saptandı. Kohlear anomalilerin saptanmasında ve sınıflandırılmasında iki modalite arasında fark saptanmadı. Temporal kemiğin detaylı anatomik yapısı, fasiyal sinirin temporal kemikteki seyri ve juguler bulbun konumu ancak BT ile gösterilebildi. Kohlear sinirin direk görüntülenmesi ve santral patolojilerin değerlendirilmesi ise sadece MRG ile mümkün oldu. Ayrıca kohlear obliterasyon MRG ile daha erken dönemde saptanabildi.Sonuç olarak, temporal kemiğin ve iç kulağın görüntülenmesinde her iki modalite birbirinden farklı ancak birbirini tamamlayıcı bilgiler sunmaktadır. Bu nedenle kohlear implant adaylarının preoperatif radyolojik değerlendirilmesinin hem BT hem MRG'yi kapsaması gerektiği düşüncesindeyiz.

Koklear implantlarKulak hastalıklarıMalformasyonlar+6
Melih Akşamoğlu
Gaziantep University
2009
00
Master'sOpen AccessTR

İletim tipi işitme kayıplı hastaların gürültüde konuşmayı anlama becerilerinin değerlendirilmesi

İletim tipi işitme kaybı (İTİK) iç kulağa iletilen sesin dış ya da orta kulakta bir problemden dolayı engellenmesinden kaynaklanmaktadır. İTİK olan bireylerin gürültülü ortamlarda konuşmayı anlama ile ilgili sorunları bulunmaktadır. Rutin olarak kullanılan konuşma testleri gürültüde konuşmayı anlamayı ölçmezler. Bu testler sessiz kabinlerde, tek veya üç heceli kelimeler kullanılarak uygulanmakta ve günlük yaşam koşullarını yansıtmamaktadırlar. Cümle ile yapılan konuşma testleri günlük iletişim koşullarına daha yakın ve kelime testlerinden daha güvenilirdirler. Gürültüde konuşmayı anlama testi HINT fonksiyonel işitmeyi cümle ile konuşmayı anlama testi (KAEc) kullanarak sessiz ve gürültünün olduğu durumlarda ölçmektedir. Çalışmamızın amacı; bilateral İTİK olan yetişkin bireylerin gürültüde konuşmayı anlama becerilerini Türkçe HINT (THINT) ile değerlendirmektir. Bilateral hafif-orta derecede İTİK'lı bireylerden oluşan çalışma grubunda ve normal işiten kontrol grubunda 15 kadın 15 erkek toplam 30 birey bulunmaktadır. Çalışma grubunun yaş ortalaması 30.27±7.5 kontrol grubunun ise 29.97±6.9'dur. Her iki grubunda KAEc'leri sessiz konumda, gürültü önde, gürültü sağda, gürültü solda olarak kulaklıklarla ölçülmüştür. Kontrol grubunun HINT skorları; sessiz durumda 18,90±1.92 dB, gürültü önde - 3.07±0.69 dB SGO, gürültü sağda -11,07±0.91 dB SGO, gürültü solda - 11.37±1.03 dB SGO'dur. Çalışma grubunun HINT skorları; sessiz durumda 50.93±7.44 dB, gürültü önde-0,67±1.09 dB SGO, gürültü sağda -2.57±2.3 Db SGO, gürültü solda -2,97±2.14 dB SGO'dur. Tüm HINT koşullarında her iki grup arasında belirgin farklılıklar bulunmuştur. Sonuç olarak çalışmamız İTİK olan yetişkin bireylerin gürültüde konuşmayı anlamak için normal işiten yetişkinlere göre daha yüksek sinyal gürültü oranına ihtiyaç duyduklarını göstermiştir.Anahtar kelimeler: T-HINT, İletim tipi işitme kaybı, gürültü, orta kulak.

GürültüKulak hastalıklarıOrta kulak+2
Mustafa Seyrek
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ventilasyon tüpü takılan hastalarda erken dönem otore gelişimini önlemede sistemik ya da lokal antibiyotik tedavisinin etkisi

Efüzyonlu otitis media (EOM), akut enfeksiyon semptom ve bulguları olmadan orta kulak boşluğunda sıvı birikimi ile karakterize bir hastalıktır. Çocukluk çağında görülen işitme kayıplarının önemli bir nedenidir. En yaygın ve etkin tedavi seçeneği ventilasyon tüpü (VT) uygulamasıdır. EOM'de VT ile tedavi olmasına rağmen bazı komplikasyoları vardır. En sık komplikasyon postoperatif otoredir. Bu çalışmada postoperatif erken dönem otoreyi önlemede oral ve topikal antibiyotik kullanımının etkileri ve tedavilerin maliyetleri araştırıldı.Çalışmaya Haziran 2010 ile Ekim 2011 tarihleri arasında yaşları 3-16 arasında değişen 60 hastada yapıldı. Postoperataif erken dönem otore gelişimi yönünden 2 hafta takip edildi ve her grup 20 hastadan oluşmaktaydı. Birinci gruptakilere postoperatif dönemde 1 hafta süreyle oral yolla Amoksisilin Klavulanik asit verildi. İkinci gruptakilere postoperatif dönemde 1 hafta süreyle Siprofloksasin kulak damlası verildi. Üçüncü gruptakilere tedavi verilmedi. Tüm hastalara analjezik ve antipiretik olarak parasetamol oral süspansiyon verildi. Postoperataif erken dönem otore oranları sırasıyla %5, %10, %15 olarak bulundu ve gruplar arasında anlamlı farklılık izlenmedi. Toplam otore oranı ise %10 idi. Gruplar maliyet yönünden karşılaştırıldı ve en düşük maliyet 1.26? ile kontrol grubunda izlendi.Sonuç olarak postoperatif erken otoreyi önlemede proflaktik tedavi verilen gruplar ile kontrol grubu arasında anlamlı fark izlenmedi. Tedavi maliyetleride göz önüne alındığında, VT sonrası otoreyi önlemek için proflaktik olarak lokal veya sistemik antibiyotik tedavisi verilmeyip eğer postoperatif herhangi bir dönemde otore gelişirse buna yönelik tedavi planlanabilir.ANAHTAR KELİMELER, Efüzyonlu otitis media, ventilasyon tüpü, otore, ototopikal damla, komplikasyon.

AntibiyotiklerFarmasötik solüsyonlarKomplikasyonlar+4
Nihal Alkan Daşci
Düzce University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Kemiğe implante edilebilir işitme cihazı uygulamalarının klinik ve odyolojik sonuçlarının araştırılması

Çift taraflı iletim tipi ve/veya mikst tip işitme kaybına sahip hastalar, odyolojik açıdan uygun amplifikasyon yönteminin belirlenmesi ve gerekli fonksiyonel kazancın sağlanabilmesi açısından oldukça zor vakalardır. Bu hastaların konuşmayı ayırt etme fonksiyonları da önemli ölçüde etkilenmektedir. Konvansiyonel işitme cihazlarından yeteri kadar yararlanamayan iletim tipi ve/veya mikst tip işitme kayıplı hastalara kemik iletimine yönelik bir takım amplifikasyon sistemleri uygulanmaktadır.Kemiğe implante edilebilir işitme cihazı (BAHA) iletim tipi ve/veya mikst tip işitme kayıplı hastalara uygulanan en başarılı yöntemlerden biri olarak kabul edilmektedir. Titanyum implantlar kafatası kemiğine implante edilerek, kulak arkası kemik iletim cihazlarına nazaran daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Bu çalışmanın amacı, BAHA uygulamasının klinik ve odyolojik sonuçlarının araştırılmasıdır.Bu çalışma klinik ve odyolojik açıdan BAHA uygulamasına karar verilmiş 16 hastadan oluşmaktadır. Çalışmada, ameliyat öncesinde ve sonrasında hava yolu ve kemik yolu eşiklerinde anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. Serbest sahada cihazsız ve BAHA'lı olarak yapılan odyometrik tetkikler sonucunda ise anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Serbest sahada ve BAHA'lı iken, sessiz ortamda ve S/G oranının 10 dB olduğu ortamda konuşmayı ayırt etme fonksiyonunda da istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmüş olup, BAHA uygulamasının fonksiyonel kazancı olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Aynı zamanda, BAHA uygulaması yapılan hastaların cihaza yönelik memnuniyet düzeyi oranının %93.7 olduğu görülmüştür. Sonuç olarak BAHA'nın iletim ve/veya mikst tip işitme kaybına sahip hastalarda, odyolojik açıdan fonksiyonel kazançlarının ameliyat öncesine göre daha iyi olduğu düşünülmektedir. Ameliyat öncesinde ve sonrasında konuşmayı ayırt etme fonksiyonlarında anlamlı farklılık gözlenmesi nedeniyle BAHA'nın başarılı bir uygulama olduğu düşünülmektedir.

Kulak hastalıklarıProtezler ve implantlarİşitme bozuklukları+2
Cumhur Bilgin
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Postlingual koklear implant hastalarının yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Koklear implant post-lingual işitme kayıplı erişkinlerde ve konjenital işitme kayıplı çocuklarda önemli tedavi seçeneklerinden biridir. Performansı son yıllardaki gelişmelerle birlikte daha da artmıştır. Koklear implantın başarısında odyolojik faktörlerle birlikte psikososyal faktörler de değerlendirilmelidir.Hastanın işitme performansı ile birlikte günlük aktiviteleri, sosyal hayatı ve kendine güveninde oluşan değişiklerde oldukça önemlidir. Hayat kalitesi;kültür ve değer sistemlerine göre bulunduğu pozisyonunu algılama şeklidir. Kişinin amaçları,ilgileri, beklentileri ve standartları bu kavramın içerisindedir.Bireylerin fiziksel durumları,bağımsızlıkları, sosyal ilişkileri ve psikolojik durumları hayat kalitesi anlayışını etkilemektedir1.Bu nedenle çalışmamızda amacımız koklear implantın işitsel katkısı ile beraber cihaz kullanım süresince hastaların öznel fikirlerinden yola çıkarak, hastaların cihazdan memnuniyetlerini, yaşam kalitesini ve psikososyal durumunu araştırmaktır.Kliniğimizde postlingual koklear implant olmuş 30 hastaya,implant kullanmaya başladıktan en az 1 ay sonra,1.ay ila 2.yıl takip süreçlerinde öncelikle demografik bilgilerin oluştuğu bir form doldurularak sonrasında jenerik bir yaşam kalitesi ölçeği olan WOQOLbref yaşam kalitesi kısaltılmış ölçeği,hastaların mevcut anksiyete ve depresyon derecelerini değerlendirmek amacıyla Beck anksiyete ve Beck depresyon ölçekleri,kullanılan koklear implant cihazından algılanan faydayı değerlendirmek için cihaz memnuniyeti envanteri olan IO-IHA uygulanmıştır.Anahtar Kelimeler: Postlingual, Koklear İmplant, Yaşam Kalitesi

KokleaKoklea hastalıklarıKoklear implantlar+3
Başak Beyazıt
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda miringotomi sonrası oluşan miringoskleroz gelişim sürecine omega-3 yağ asitlerinin etkisi

Miringoskleroz timpanik membranın lamina propriasında meydana gelen kollajen yapının hiyalin dejenerasyonu ve kalsifikasyonu sonucu oluşan bir patolojidir. Timpanik membran hasarı sonrasında, efüzyonlu otitis media tedavisinde yapılan miringotomi sonrası ve ventilasyon tüpü uygulamaları sonrasında görülür. Timpanik membran hasarı oluşturularak deneysel miringoskleroz oluşumunu inceleyen pek çok çalışma mevcuttur. Bu çalışmalarda miringoskleroz gelişimi farklı yönleriyle ortaya konmuştur. Miringotomi sonrasında oluşan inflamasyon, artan oksijen konsantrasyonuna bağlı oluşan serbest oksijen radikalleri fibrozis ve kalsifikasyon ile seyreden miringoskleroz gelişimine neden olur. Miringoskleroz gelişimini önlemek için pek çok antioksidan, antiinflamatuar ve antifibrotik ajan ile çalışmalar yapılmıştır. Omega-3 yağ asitlerinin antioksidan, antiinflamatuar ve antifibrotik etkileri yapılan çok sayıda çalışma ile kanıtlanmış olmasına rağmen timpanik membran perforasyonlarının iyileşmesi ya da miringoskleroz gelişimi ile ilgili literatürde çalışmaya rastlanmadı. Çalışmamızda omega-3 yağ asitlerinin miringoskleroz gelişimi üzerine etkileri araştırıldı. Çalışmamızda 24 adet Wistar-Albino rat kullanıldı. Standart miringotomi yapıldıktan sonra ratlar rastgele her grupta 6 rat olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Birinci gruba tedavi verilmedi. İkinci gruba miringotomi sonrası topikal serum fizyolojik, 3. gruba topikal omega-3 ve 4. gruba da orogastrik gavaj yoluyla sistemik omega-3 verilmiştir. On dört günlük iyileşme süresi sonrasında ratlar sakrifiye edildi. Otomikroskopik muayene yapılmasının ardından ratların timpanik membranları histopatolojik inceleme yapılmak üzere çıkartıldı. Histopatolojik olarak timpanik membran kalınlığı ölçüldü, inflamasyon ve miringoskleroz skorlaması yapıldı. Çalışma sonucunda kontrol grubu ile topikal omega-3 uygulanan grup arasında ve kontrol grubu ile oral omega-3 uygulanan grup arasında timpanik membran kalınlıkları açısından anlamlı fark görülse de inflamasyon skoru ve miringoskleroz açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmedi. Omega-3 yağ asitlerinin miringotomi sonrası oluşan mirinoskleroz gelişimini önleyici bir etkisi görülmedi.

AntioksidanlarCerrahi-kulak-burun-boğazKulak hastalıkları+6
Mehmet Memiş
Düzce University
2014
00

Related subjects