Gelir dağılımı politikaları
60 theses under this subject heading
Gelir eşitsizliği ve ekonomik büyüme ilişkisi
Bu çalışmanın temel amacı gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerinde bir etkisinin olup olmadığını tespit etmektir. Teorik çalışmalarda gelir eşitsizliği ve ekonomik büyüme arasında negatif ya da pozitif ilişki olabileceği veya herhangi anlamlı bir ilişkinin bulunmadığı ileri sürülürken; ampirik çalışmalarda da teorik literatürle uyumlu olacak şekilde oldukça farklı sonuçların elde edildiği görülmektedir. Buna bağlı olarak bu çalışmada da gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi farklı gelir seviyelerinde bulunan ülkeler temel alınarak araştırılmaktadır. Eşitsizliğin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini daha net bir şekilde ortaya koymak için 154 ülkeye ait 1980-2014 dönemini kapsayan veri seti ile düşük ve düşük-orta gelirli ile üst orta gelirli ve yüksek gelirli ülkeler için tahminler yapılmaktadır. Gelir eşitsizliğinde yaşanan değişimin ekonomik büyümeyi nasıl etkilediğine dair yapılan bu tahminlerde temel Solow büyüme modeli (1956) ve bu modele beşeri sermayenin de dahil edildiği Mankiw, Romer ve Weil (1992) modeli diğer bir ifadeyle genişletilmiş Solow büyüme modeli kullanılmaktadır. Çalışmanın genel bulguları, gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin ülkelerin gelir seviyelerine göre değişebileceğini göstermektedir. Düşük ve düşük-orta gelirli ülkelerde gelir eşitsizliğindeki artış ekonomik büyümeyi arttırırken üst-orta gelirli ve yüksek gelirli ülkelerde ise ekonomik büyümeyi azalttığını destekleyen kanıtlar elde edilmektedir. Anahtar Sözcükler: Gelir Eşitsizliği, Ekonomik Büyüme, Solow Büyüme Modeli, Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gelir eşitsizliğinin panel veri analizi
Gelir dağılımı ve gelir eşitsizliği konusu özellikle son yıllarda üzerinde çok durulan ve tartışılan konulardan biridir. Bu tezde öncelikle gelir dağılımı teorileri üzerinde durulmakta ve bu teoriler iktisadi okullar bağlamında açıklanmaya çalışılmaktadır. Ülkelerin gelir eşitsizliği trendleri incelendiğinde, gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasında gelir eşitsizliğinde yakınsama konusu gündeme gelmektedir. Ampirik analizde, gelir eşitsizliğinde yakınsama konusu üzerinde durulmakta ve son ekonometrik yöntemlerle hipotez test edilmektedir. Ekonomik teoriler ışığında yönlenen ampirik analiz kısmı da tezde savunulan hipotezi desteklemektedir. Ulaşılan sonuçlar ile birlikte, gelişmekte olan ekonomiler ve gelişmiş ekonomiler arasında gelir eşitsizliğinde yakınsama doğrulanmaktadır. İncelenen dönem için ampirik sonuçlar eşliğinde ülkelere özgü sonuçlara da yer verilmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Gelir Dağılımı, Gelir Eşitsizliği, Yakınsama Hipotezi
Gelir dağılımının iyileştirilmesinde mikrokredilere kaynak oluşturabilecek finansal araçlar
Bilgi ve teknolojideki ilerlemeler ile birlikte enformasyon iletimindeki artış dünya gelir düzeyinde artış kaydedilmesini olanaklı kılmış ve geneli itibari ile refah seviyesine katkıda bulunmuştur. Ancak toplam gelirde elde edilen artış adaletli bir dağıtımın sağlanamaması nedeni ile zengin ? yoksul ayrımında gittikçe derinleşen bir uçurumun oluşmasına da engel olamamıştır.Bu çalışma, özünde dünya refah seviyesindeki artışın devamlılığını gelir dağılımındaki adaletsizliği azaltarak sağlama olanağını konu edinmektedir. Bu sebeple yoksul kesimler için geliştirilen mikrokredilerin sermaye piyasalarının bir konusu haline getirilebilineceği düşünülmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde konu ile ilgili genel tanım ve kavramlara yer verilmektedir. İkinci bölümde mikrofinansman sektörünün gelişimine zemin hazırlayan etkenlere değinilmektedir. Son kısımda ise mikrofinans sektöründe finansman temininde finansal araçlardan yararlanılmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Gelir, Gelir Dağılımı, Gelir Eşitsizliği, Yoksulluk, Kalkınma, Büyüme, Mikrokredi, Mikrofinans, Yatırım, Refah
Gelir dağılımı tasarruf ilişkisi: Türkiye'de hanehalkı tasarruflarının belirleyicileri
Hanehalkı gelir bölüşümünden pay alanlar içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple hanehalkı toplumdaki özel harcama, yatırım ve tasarruf kalemlerinde de belirleyici bir rol üstlenmektedir. Hanehalkının elde ettiği gelirin türü ve bu geliri ne şekilde kullandığı milli gelirin oluşumu için son derece önemlidir. Tez çalışmamız, hanehalkı tasarruflarının belirleyicilerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Türkiye İstatistik Kurumu'ndan sağlanan "Hanehalkı Bütçe Anketleri" kullanılarak 2002-2013 yılları arasındaki dönemi incelenmektedir. Anket verileri çoklu doğrusal regresyon ve lojistik regresyon modelleri ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, hanehalkı gelir türlerinden olan ücret-prim geliri, faiz ve kira geliri, emekli maaşı ve diğer maaşlar, hanehalkı tasarruflarını pozitif yönde etkilemektedir. Ayrıca, ikamet edilen konutun mülkiyeti, ikinci ev sahipliği, on bin liranın üzerinde yıllık kullanılabilir gelire sahip olmak, eğitim seviyesi gibi değişkenler de hanehalkı tasarrufları üzerinde olumlu etkiye sahiptir. Buna karşılık hane büyüklüğü, otomobil sahipliği, geçici veya dönemlik istihdam, kırsal alanda yaşamak ise hanehalkı tasarruflarını olumsuz yönde etkileyen değişkenler olarak sıralanabilir. Anahtar Kelimeler: Hanehalkı, Gelir, Tasarruf, Gelir Dağılımı, Çoklu Doğrusal Regresyon, Lojistik Regresyon.
2000-2021 yılları arasında Türkiye'de maliye politikası ve gelir dağılımı üzerindeki etkisi
Ekonomide üretilen değerlerin ve toplumsal gelirin eşitlikçi, adil bir şekilde bölüşümü bütün ekonomilerde temel hedeflerden birisidir. Ancak ekonomideki üretim faktörlerinin üretilen toplam gelirden aynı oranda yararlanmadığı ve zaman içerisinde gelir dağılımının bozulduğu görülmektedir. Toplumdaki gelir dağılımı bozulmasının önüne geçmek ve eşitsizliği ortadan kaldırmak için hükümetler piyasanın işleyişine müdahale etmek ve başta maliye politikası araçları olmak üzere çeşitli araçlarla gelir dağılımı eşitsizliğini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Liberal iktisadi görüşe göre piyasa kendi dengesi içerisinde ekonomik, büyüme, işsizlik, gelir dağılımı gibi temel problemleri çözmektedir. Ancak tarihsel tecrübe devletin müdahalesinin zorunluğu olduğu durumların olduğunu göstermektedir. Devletin ekonomideki etkinlik yöntemlerinden birisi olan maliye politikası araçları olarak kamu harcamaları, vergi politikaları, bütçe harcamaları, borçlanma olmak üzere dört ana grupta ele alınmaktadır. Hükümetler bu araçlarla ekonominin işleyişine müdahale ederek toplum katmanlarının geliri adil bir şekilde bölüşmesini sağlamaya çalışmaktadır. Türkiye, gelir dağılımı adaletsizliğinin sürekli gündemde olduğu ülkelerden birisidir. Türkiye'de son 20 yılda uygulanan maliye politikası uygulamalarına bakıldığı zaman başta dezavantajlı toplum kesimleri olmak üzere toplumsal gelirden düşük pay alanlara maliye politikası araçları ile gelir aktarımı yapılmaya çalışıldığı görülmektedir. Türkiye'de 2001-2022 döneminde uygulanan maliye politikalarının sonuçlarına bakıldığı zaman özellikle bütçe alt kalemlerinden birisi olan transferler yoluyla alt gelir gruplarına önemli düzeyde gelir aktarımının olduğu görülmektedir. Fakat son 20 yılın uygulanan ekonomi ve maliye politikaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu politikalardan alt gelir gruplarından ziyade üst gelir gruplarının kazançlı çıktığı görülmektedir. Gelir dağılımındaki eşitliğin en önemli göstergelerinden birisi olan Gini Katsayısının 2000'li yıllara göre daha kötü seviyelere gelmiş olması ve % 20'lik gelir dilimlerinin aldığı paylar içerisinde üst gelir gruplarının payının daha da artmış olması bunun açık bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Anahtar Kelimeler: Maliye politikaları, kamu harcamaları, gini katsayısı, lorenz eğrisi.
Dünyada ve Türkiye'de gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksullukla mücadele politikaları
Son yıllarda, kalkınma sürecinde gündem maddeleri dâhilinde ele alınan gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluk iktisat biliminin önemli konuları arasındadır. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaygın küreselleşme ile refah artışının yaşandığı en zengin dönem olarak ifade edilen dünyada, gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluk, hem az gelişmiş hem de gelişmiş ülkelerde en önemli sorunlarıdır. Birçok insan dünya ölçeğinde yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşamını sürdürmektedir. Bununla birlikte Dünyada ve Türkiye'de, gelir dağılımı eşitsizliği ve yaygınlaşan yoksulluğun görünümünü incelenmeye başlanmıştır. Tüm dünya gelir dağılımındaki açığı ve yoksulluğu azaltmaya karşı ciddi önlemler almaya yönelmiştir. Bu nedenle, süregelen zamanda dünyada çeşitli uluslararası kuruluşlar tarafından gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluk üzerine daha fazla incelemeler yapılmıştır. Bu incelemelerin başında ülkelerin insani gelişim endeksleri, gelir eşitsizlikleri ve yoksulluk sınırları yer almıştır. Bu çalışmada, dünyada gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksullukla mücadele politikaları ile Türkiye'de yoksulluğunun önlenebilirliği açısından gelir dağılımı eşitsizliğine yönelik mücadele politikaları değerlendirilecektir. Dünyada ve Türkiye'de gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluğa yönelik hazırlanan politikaların yetersiz kaldığı ve ilerlemeleri geciktirdiği görülmüştür. Bu nedenle politikaların yeniden gözden geçirilmesi gerekmekte ve istikrarlı, kararlı politikaların uygulanmasının gerekliliği kaçınılmaz olarak görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gelir Dağılımı Eşitsizliği, Yoksulluk, Mücadele Politikaları, Dünya, Türkiye.
Neoliberal politikalar ışığında gelir dağılımı adaleti ve finansal krizler: Seçilmiş ülkeler üzerine bir inceleme
Adil gelir dağılımı hedefi, son yıllarda birçok ülke için öncelikli strateji planı hedefleri arasında gösterilmeye başlamıştır. İktisat biliminde bölüşüm teorileri kapsamında incelenen adil gelir dağılımı hedefi, tarih boyunca küresel iktisadi sisteme hükmeden tüm iktisadi görüşlerce incelenmiştir. Günümüz hâkim iktisadi görüşlerinden biri olarak kabul edilen Neoliberalizm de artan gelir eşitsizliği sorununun çözümü olarak iktisadi küreselleşme ve iktisadi liberalizasyon uygulamalarından oluşan iki temel politika önerisinde bulunmaktadır. Buna karşın, iktisadi küreselleşme politikalarının gelir eşitsizliğinin azaltılması hedefindeki başarısı, iktisat literatüründe hala önemli bir tartışma konusudur. Üstelik gelir eşitsizliğini azaltmak amacıyla uygulanan liberalizasyon politikalarının, finansal krizlerin ortaya çıkışında anahtar bir role sahip olduğu yönünde güncel tartışmalar da başlamıştır. Bu tartışmalara dayalı olarak çalışmanın temel amacı, Neoliberal iktisadi görüşün, gelir eşitsizliği sorununa karşı çözüm olarak sunduğu iktisadi küreselleşme ve iktisadi liberalizasyon politikalarının gelir dağılımı üzerindeki etkilerinin ve finansal krizlerdeki rolünün incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada öncelikle gelir eşitsizliğini etkilediği kabul edilen temel faktörler dikkate alınarak iktisadi küreselleşmenin gelir eşitsizliği üzerindeki etkileri, gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerden oluşan 70 ülkelik bir panel ve 1991-2013 dönemi için incelenmiştir. Bunu yaparken ülkeler arasındaki bağımlılığı göz ardı etmemek amacıyla yatay kesit bağımlılığını dikkate alan ikinci nesil panel veri yöntemlerinden faydalanılmıştır. Daha sonra, artan gelir eşitsizliği sorununa karşı uygulanan finansal deregülasyon politikalarının finansal krizlerdeki rolünü incelemek amacıyla ikinci bir ampirik model oluşturulmuş ve modelde 10 gelişmiş ülke örneği ele alınmıştır. Bu modelde, literatür ile uyumlu bir biçimde kredi genişlemesi, finansal krizlerin göstergesi olarak kullanılmış ve gelir eşitsizliğinin kredi genişlemesi üzerindeki etkileri, kredi genişlemesini etkilediği kabul edilen temel faktörler göz ardı edilmeden incelenmiştir. Gözlemlenen her ülke için ayrı ayrı sonuç almak amacıyla değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerinin zaman serisi yöntemleri ile incelendiği bu model kapsamında, gelir eşitsizliği ile kredi genişlemesi arasındaki ilişki ayrıca zamanla değişen nedensellik testi aracılığıyla da araştırılmıştır. İktisadi küreselleşmenin gelir eşitsizliği üzerindeki etkilerinin incelendiği birinci model için elde edilen bulgular küresel ölçekte incelendiğinde, ekonomik büyümenin ve iktisadi küreselleşmenin gelir eşitsizliğini arttırdığı; beşeri sermaye birikiminin ise gelir eşitsizliğini azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. İkinci model kapsamında incelenen ve gelir eşitsizliği sorununa karşı uygulanan finansal deregülasyon politikalarının finansal krizlerin ortaya çıkışında anahtar bir role sahip olduğu yönündeki hipotezin, Anglo-Sakson refah devleti modeline bağlı ülkeler için geçerli olduğu buna karşın İskandinav modeline ve Kıta Avrupası modeline bağlı ülkeler için geçerli olmadığı görülmüştür.
İstikrar politikalarının gelir dağılımı üzerine etkileri: Seçilmiş ülke örnekleri üzerine bir analiz
Bu çalışma ekonomik kriz kavramından hareketle, farklı iktisadi okul görüşlerine dayalı olarak kriz ortamında uygulanabilecek ekonomi politika seçeneklerini tartışmaktadır. Çalışma, kriz ortamındaki ekonomik politika seçeneklerinin ülke gelir dağılımına olan etkilerinin ölçümlenme yöntemleri ile bu yöntemlerin birbirlerine olan üstünlüklerini ilgili literatür bağlamında açıklamaktadır. Analiz vergilemenin, kamu harcamalarının, iç ve dış borçlanmanın, enflasyonun ve uygulanan dış ticaret rejiminin gelir dağılımı üzerine olan etkisini ve etki derinliğini uluslararası örneklerle okuyucuya sunmaktadır. Tüm bu açıklamalar, son dönemde iktisat kuramının ekonomik krizlerle mücadelede, salt geçmiş dönem ekonomik büyüme oranına kavuşma algılamasının günümüz ekonomik ve sosyal sorunlarına çözüm olmadığı motivasyonu ile yapılmıştır. Tez çalışmamızın uygulama bölümünde hangi iktisadi okula dayalı olarak geliştirilirse geliştirilsin gelir artışı sağlayan ortamların gelir dağılımı ve işsizlik üzerindeki etkilerini panel analizi kapsamında ele almaktadır. Anahtar Kelimeler: İstikrar politikaları, gelir dağılımı, işsizlik
Ekonomik büyüme ile gelir dağılımı ilişkisinin ekonometrik analizi
Çalışmanın amacı ekonomik büyüme ile gelir dağılımı ilişkisinin Granger nedensellik analizi ile tahmin edilmesidir. Çalışmanın birinci bölümünde çalışmanın konusu ve yöntemi açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ekonomik büyüme, gelir dağılımı ile ilgili kavramlar ve Dünya'da ve Türkiye'de ekonomik büyüme ve gelir dağılımı ilişkisi açıklanmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde konu ile ilgili literatür özeti yer almıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde ekonometrik yöntem ve teorik açıklamalar yer alırken, beşinci bölümde ise ekonometrik uygulama yer almıştır. Ekonomik büyüme ile gelir dağılımı ilişkisi, üst gelir grubu, üst orta gelir grubu ve alt orta gelir grubuna seçilmiş bazı ülkeler için 1979-2015 dönemi için yıllık veriler kullanılarak analiz edilmiştir. Granger nedensellik analizi sonuçlarına göre, her ülke grubu içinde bazı ülkelerde değişkenler arasında tek yönlü nedensellik bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara göre bazı ülkeler için değişkenler arasında tek yönlü Granger nedensellik ve ülkelerin korelasyon matrislerine göre ise değişkenler arasında bazı ülkeler için pozitif bazı ülkeler için de negatif bir ilişki bulunmuştur.
Türkiye'de gelir dağılımının yapısı ve yoksullukla mücadele yöntemleri (1980- 2017 dönemi)
Gelir eşitsizliği ve yoksulluk, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çözüm bekleyen önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Türkiye'de gelir dağılımı konusu, her zaman gündemde olan ve tartışma konusu yapılan bir alan olmuştur. Bir ülkede gelirin dağılımı, o ülkenin gelişmişlik düzeyi, toplumun sosyal ve idari yapısı hakkında bir fikir verebilmektedir. Sosyal devletin önemli görevlerinin başında gelirin adil dağılımını sağlanması gelmektedir. Yoksulluk olgusu insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. En genel ifadeyle yoksulluk, insanların ihtiyaçlarını karşılama konusundaki yetersiz kalmalarıdır. Bu yetersizlik aslında kişinin yetersizliğinden değil küresel kaynakların adil dağılmamasından kaynaklanmaktadır. Diğer bir ifade ile gelir dağılımının eşitsizliğinden kaynaklanmaktadır. Yoksulluk temelde bireylerin değil ülkenin hatta bunun da üzerinde küresel bir sorundur. Bu nedenle devletler kamusal kaynaklarla ya da sivil toplum örgütleriyle yoksulluğun giderilmesine ilişkin politikalar ve uygulamalar geliştirmektedirler. Bu çalışmada Türkiye'de gelir dağılımının yapısı ve yoksullukla mücadele yöntemleri 1980-2017 yılları arasında ele alınmıştır. Çalışma sonucunda yeterli olmamakla birlikte ülkemizde yoksullukla mücadele için farklı politika ve uygulamaların yapıldığı görülmektedir. Araştırma sonucunda mikrokredi desteklerinin kapsamının, miktarının ve geri ödeme sürelerinin genişletilmesi, bölgeler arası gelir dağılımı adaletsizliklerinin giderilmesine yönelik politika ve uygulamalara ağırlık verilmesi düşünülmektedir.
Türkiye'de dolaysız vergilerle gelir dağılımı arasındaki ilişki: Gelir vergisi örneği
Devletlerin gelir dağılımında adaleti sağlaması aşamasında hangi politikaları kullanacakları ve vergi mimarisinde oluşturulacak yapının bu verilecek olan karardaki önemi oldukça yüksektir. Gelişmekte olan ülkelerin mevcut sosyal yapıları içerisinde adaletten uzak gelir yapıları en önemli sorunlarından bir tanesidir. Bu adaletsiz yapıyı düzeltmek, mevcut durumdaki çarpıklıkları en aza indirmek ve sosyal adaleti sağlamak devletlerin vatandaşlarına sunacakları en önemli kamu hizmetlerinden başında gelmektedir. Vatandaşlar adil bir şekilde yaşamlarına devam ettiklerini düşünmeleri sosyal patlama riskini azaltacak ve verginin tabana yayılarak direnç görmeden tahsil edilmesini sağlayacaktır. Çalışmanın ilk bölümünde vergilemeyle ilgili temel kavramlara yönelik açıklamalara yer verilmiştir. Gelir dağılımının ölçüm yöntemleri ve çeşitleri üzerinde durulacaktır. Çalışmanın konusu gereği vergilendirme türleri içerisinde gelir vergisi özelinde gelir vergisinin yapısının ve düzenlemelerinin ayrıntılı çeşitlerinden söz edilmiştir ve gelir dağılımını etkileyen faktörler ile bağlantıları açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde amacına uygun şekilde Türkiye özelinde 2000 ve 2017 dönemleri arasında toplam vergi gelirleri içerisinde dolaysız vergilerin ve gelir vergisinin önemini gösteren ekonomik göstergeler irdelenerek yıllar kendi içerisinde kıyaslanmıştır. Ardından seçilmiş ülke örnekleri kapsamında ülkelerin gelir vergisi tahsilat yöntemleri ve politikaları birbirleri ile kıyaslanarak ne gibi etkilere sebep olduğu ortaya çıkarılmıştır. Son olarak 2000 ve 2017 yılları analizleri ve seçilmiş ülke örneklerinin kıyaslanmasından hareketle gelir dağılımında adaletin sağlanması noktasında dolaysız vergilerden gelir vergisinin nasıl şekillendirilmesi gerektiği ve vergi mimarisi içerisinde yerinin nasıl oluşturulması gerektiği hususlarına yer verilmiştir.
21. yüzyılda gelir eşitsizliği, yoksulluk ve ekonomik büyüme ilişkisi: Farklı gelir gruplarındaki ülkeler üzerine ampirik bir analiz
Bu çalışmada iktisat literatürü için geçmişten günümüze kadar oldukça önemli olan gelir eşitsizliği, yoksulluk ve ekonomik büyüme ilişkileri teorik ve ampirik olarak geniş bir perspektifle ele alınmıştır. Literatüre bakıldığında, konuyla ilgili birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen kesin bir fikir birliğine varılamadığı görülmektedir. Konuyla ilgili temel problem, 21. Yüzyılda gelişmiş ülkelerde bile yoksulluğun ve gelir eşitsizliğinin her geçen gün giderek artmasıdır. Bu tez çalışmasının yapılmasının nedeni, bu önemli sorunun analizi ve çözüm yolları konusunda literatürde görülen görüş ayrılıklarının azaltılmasına bir katkıda bulunma arzusudur. Bu konunun seçilmesi; gelişmiş, gelişmekte ve gelişmemiş ülkelerin yoksulluk, gelir eşitsizliği ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkilerini teorik ve ampirik geniş bir analizinin yapılması açısından oldukça önemlidir. Bu araştırmada yapılacak ampirik analizlerin sonuçlarına göre özellikle gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerde yüksek düzeyde görülen gelir eşitsizliği ve yoksulluğun azaltılmasına yönelik çeşitli politika önerilerinin ortaya konulması hedeflenmiştir.Çalışmada yapılan ampirik analiz, 2000-2018 dönemine ait veriler baz alınarak panel veri yöntemiyle yapılmış olup, Dünya Bankası'nın Atlas Metodu kullanılarak gelişmiş, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler şeklinde belirlenen üç ülke grubu için ve üç farklı modelle yapılmıştır. Bu modellerde bağımlı değişken olarak gelir eşitsizliği Gini katsayısıyla, yoksulluk kafa sayısı endeksiyle, ekonomik büyüme de kişi başı milli gelirle temsil edilmiştir. Arthur Okun'un sefalet endeksi, insani gelişme endeksi ve demokrasi endeksi ise bağımsız değişkenler olarak seçilmiştir. Panel veri analizinde yatay kesit bağımlılık testi ve bunun sonucunda gerekli işlemler yapıldıktan sonra, verilere panel regresyon testi uygulanmıştır. Bu testler, gelir gruplarına ve modellere göre değişkenlerin etkisinin birbirinden farklı olduğunu göstermiştir. Daha sonra, modellerde yer alan bağımlı ve bağımsız değişkenler arasında kısa ve uzun dönemli ilişkilerin olup olmadığını tespit etmek için Durbin-Hausman eş bütünleşme testi yapılmış, değişkenler arasında kısa dönemli ilişkiler bulunmazken, bunların uzun dönemde ilişkili oldukları görülmüştür. Son olarak, değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerini göstermek amacıyla Dumitrescu-Hurlin nedensellik testi yapılmış ve aralarında tek ve çift yönlü nedensellikler olduğu tespit edilmiştir. Bu tez çalışması, genel olarak, 21. Yüzyılın küreselleşen Dünyasında gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler yanında gelişmiş ülkelerde de gelir eşitsizliği ve yoksulluk sorununun derinleştiği ortaya çıkmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerde kişi başına milli gelirin arttırılması, hukuka bağlılığın ve demokrasinin güçlendirilmesi, insani gelişme endeksini yükseltici reformlar ve iyileştirmelerin yapılması, sefalet endeksi bileşenlerinde yer alan işsizliğin ve enflasyonun düşürülmesi gibi tedbirlerle yoksulluk ve gelir eşitsizliğinin azaltılabileceği sonucuna varılmıştır. Gelişmiş ülkelerde; kişi başına milli gelir ve insani gelişme endeksinin gelir eşitsizliklerini azalttığı, enflasyon ve işsizlikte görülen artışların ise gelir eşitsizliğini ve yoksulluğu olumsuz bir şekilde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Gelişmiş ülkelerde Gini katsayısında ve sefalet endeksinde görülen artışlar kişi başına milli geliri azaltırken, insani gelişme endeksinin yükselmesinin kişi başı milli geliri arttırdığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerde kişi başına milli gelir artışlarının gelir eşitsizliği ve yoksulluğun azaltılmasında önemli bir faktör olduğu sonucuna da ulaşılmıştır. Bu tez çalışmasının analiz sonuçlarının literatürdeki diğer çalışmalarla uyumlu olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar ışığında, gelişmiş, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler için zenginlerden daha çok fakirlerden daha az alınan kademeli bir vergi sistemi, negatif gelir vergisi politikası, transfer ödemeleri ve sosyal yardım politikaları, enflasyonla mücadele ve istihdamı arttıcı kamu politikaları, tarım ve toprak reformu, bireylerin beşeri sermayelerini arttırıcı eğitim harcamalarına verilen desteğin arttırılması, çağa uygun modern bir hukuk sistemi, yolsuzlukla mücadele politikaları ve robot vergisi gibi gelir eşitsizliği ve yoksulluğu azaltıcı, iktisadi büyümeyi arttırıcı birçok ekonomik, sosyal, politik ve kurumsal politika önerilerinde bulunulmuştur.
Genel olarak adalet teorileri ve Türkiye'de gelir dağılımı (1980'den günümüze)
Adalet, ilk insandan son insana kadar beraber yaşamada gerekli olan önemli bir ilkedir. Bu nedenle John Rawls adaleti tüm diğer değerlerin üzerinde görmüş, diğer değerlerin bir Arşimet Noktası olarak adalet ilkesiyle değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Gerçekten adalet ilkesi hemen her düşünür ve filozofun ilgisini çekmiş ve bu konuda teori geliştirmelerine neden olmuştur. Bu konuda düşünürler genelde iki kampa ayrılmış, bir kısmı adaleti "faydacı" bir yaklaşımla ele alarak kişinin çıkarını ve başarısını güvence altına alan yapıların adaletli yapılar olduğunu ileri sürerek adaleti "çıkar" ve "fayda"yla bağlantılı kılarken diğer kısmı adaletin 'tarafsızlık' cephesine vurgu yaparak adaleti ahlaki bir çerçeveye oturtup çıkar ve başarıdan bağımsızlaştırmaya çalışmıştır. Öte yandan adaletle ilgili tartışmalar bir taraftan adaletin kaynağının ne olduğu (İlahi mi, doğal mı, insani mi, prosedürel mi) konusunda yoğunlaşırken, diğer taraftan o ilkelerin gerçek hayata nasıl uygulanacağı konusuna yoğunlaşmıştır. Adalet tartışmalarında doğal olarak en yakıcı ve hararetli tartışmalar ülkede üretilen sosyal hasılanın sınıf, bölge ve bireyler arasında nasıl dağıtılacağı sorunu üzerinde olmaktadır. Buna genelde kısaca gelir dağılımı sorunu adı verilmektedir. Bu çalışmada, ilk olarak geçmişten günümüze "adalet nedir?" sorusu etrafında düşünce geliştiren filozoflarından "Platon"dan başlayıp çağımızın en önemli adalet teorisini geliştiren Amerikalı düşünür "John Rawls"a kadar geniş bir düşünürler silsilesini inceleyeceğiz. İzleyen bölümlerde ise 1980 sonrasında Türkiye'deki gelir dağılımını çeşitli başlıklar altında ampirik verilere dayanarak ele alacak ve gelişmeleri "adalet" kavramı çerçevesinde değerlendirmeye çalışacağız.
Türkiye'deki gelir dağılımı eşitsizliğinin Türkiye'nin büyüme oranlarına etkisi
Gelir dağılımı, bir ülkede belirli bir dönemde meydana getirilen milli gelirin o ülkede yaşayan kişiler ya da üretimde görev alan üretim faktörleri arasındaki dağılımını ifade etmektedir. Gelir dağılımında adaletin sağlanması ve eşitsizliğin önlenmeye çalışılması uzun yıllardır Türkiye'de üzerinde durulan bir sorundur. Çünkü gelişmekte olan ülkelerdeki gelir dağılımındaki dengesizlik sosyal ve ekonomik sorunların kaynağını oluşturmaktadır. Bu çalışma iktisat politikasının temel amaçlarından biri olan adil gelir dağılımı konusuna dikkat çekmek ve Türkiye'de gelir dağılımı eşitsizliğinin büyüme oranları üzerine etkisi olup olmadığını göstermek amacıyla hazırlanmıştır. Bu perspektifle çalışmanın birinci bölümünde gelir dağılımının kavramsal ve kuramsal çerçevesi incelenerek, ikinci bölümünde Türkiye'de gelir dağılımı türleri, 1980- 2013 yılları arasında ölçülen verilere ve Türkiye'nin dünya ülkeleri arasındaki durumuna yer verilmiştir. Üçüncü bölümünde ise 1980-2013 dönemi için Türkiye' de gelir dağılımı eşitsizliğinin büyüme ile arasındaki ilişkinin yönünü ve büyüklüğünü ortaya koyabilmek için ekonometrik uygulama yapılmıştır.
Gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksullukla mücadelede iktisat politikaları: Seçilmiş OECD ülkelerinde ekonometrik bir analiz
Gelir dağılımı eşitsizliği ve beraberinde getirdiği yoksulluk tüm dünyanın karşılaştığı en büyük sorunlardandır. Gelir dağılımının sadece ekonomik olarak bir gösterge olmaması aynı zamanda ülkelerin refah düzeylerini arttırma amaçları için öncü olması gelir dağılımını ve yoksulluk kavramını önemli kılmaktadır. Bu sebeple gelir dağılımını ve beraberinde getirdiği yoksulluğa etki eden faktörlerin incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluğun boyutları incelenip bu sorunlara karşı mücadele politikaları değerlendirilecektir. Bu politikalar kapsamında dolaysız vergiler ve transfer harcamaları üzerinde durulup ekonometrik analizler yapılmıştır. Türkiye'nin de içinde bulunduğu 22 OECD ülkesinden oluşan 2008-2017 yılları arasındaki veri seti kullanılmıştır. Gelir dağılımı adaletsizliği ile dolaysız vergiler ve transfer harcamaları arasındaki ilişki panel veri yöntemiyle ekonometrik olarak analiz edilmiştir. Gelir dağılımının bir ölçütü olduğu Gini katsayısı bağımlı değişken, toplam vergiler içerisindeki dolaysız vergilerin yüzdelik payları, sübvansiyon ve diğer transfer harcamalarından oluşan transfer harcamalarının toplam kamu harcamaları içindeki yüzdelik payları bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre Gini katsayısı ile dolaysız vergiler arasında herhangi bir nedensellik ilişkisi bulunmamaktadır. Dolaysız vergilerden transfer harcamalarına doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi görülmektedir. Ayrıca Gini katsayısından transfer harcamalarına doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi görülmektedir.
Küreselleşmenin gelir dağılımı eşitsizliğine ve yoksulluğa etkisi
Küreselleşme kavramı günümüzde oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. 1980'li yıllardan sonra küreselleşme olgusu ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel alanlarda hem gelişmiş hem de gelişmekte olan tüm ülkeleri önemli düzeyde etkilenmiştir. Küreselleşmenin etkisi ile ilgili olarak en çok tartışılan alanların başında gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluk gelmektedir. Kimilerine göre küreselleşme gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluğu azaltırken kimilerine göre ise gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluğu arttıran bir süreçtir. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Küreselleşme sürecinin dünya ülkelerindeki gelir dağılımı adaletsizliği ve yoksulluğa etkisini ortaya koymaktır. Bu amaca ulaşmak için öncelikle çalışmanın ana temaları olan küreselleşme, yoksulluk, gelir dağılımı adaletsizliği konuları irdelenmiş daha sonra küresel ölçekte yoksulluk ve gelir eşitsizliğinin genel görünümü ele alınmıştır. Çalışmanın uygulama kısmında ise 151 dünya ülkesi ile ilgili istatistiksel analizlere yer verilmiştir. Bu analizler sonucunda genel anlamda küreselleşme düzeyi arttıkça ülkelerdeki yoksulluk ve gelir dağılımı eşitsizliğinin azaldığı, beşerî kalkınma düzeyinin arttığı tespit edilmiştir.
Kalkınma ve gelir eşitsizliğinin Türkiye'nin sosyal refah üzerine etkisi
Kalkınma ve gelirin adil dağıtımı, iktisat bilimi açısından gerçekleştirilmeye çalışılan en temel iki amaçtır. Toplum bireyleri geçmişten günümüze gelirlerini arttırmaya çalışmakta ve toplam gelirden maksimum payı alabilmek için çabalamaktadır. Ülkelerin kalkınmışlık seviyeleri, milli gelire ve milli gelirin artış hızına doğrudan etki etmektedir. Ekonomik büyüme gerçekleşirken toplumun her alanında refah artışı gözlemlenmez. Nitekim kalkınmanın gerçekleştiği bir toplumda refah artışından ülke vatandaşlarının hepsi yararlanmaktadır. Gelir adaletsizliği 21. yüzyılda pek çok ülkenin sorunu haline gelmiştir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplum huzuruna da yakından ilgilendiren bir kavramdır. Türkiye'nin kalkınmasında ve gelir eşitliğinin sağlanmasında üretim ne kadar yoğun olursa toplumun çalışabilir nüfusunun istidam edebilmesi ve gelir elde etmesi, gelir adaletsizliğini aza indirirken ülkenin refahına da katkı sağlayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk çağlarından günümüze kadar gelir adaletsizliği varlığını sürdüren bir problem olmuştur. Kalkınma sorunu üretim artışı olarak görülmüştür. Bu sebeple kalkınma ve gelir adaletsizliği sorunu birlikte dikkate alınmamıştır. Türkiye'de gelir dağılımı ile ilgili yapılan ilk çalışma 1963 yılındadır. Ancak, gelir dağılımı adaletsizliğinin kalkınmanın önünde bir engel teşkil ettiği fark edilememiştir. Çalışma literatür taraması şeklinde olup, veriler birbirleriyle ilişkilendirilerek yorum yapılmıştır.
Refah devleti bağlamında eğitim ve sağlık harcamalarının gelir dağılımına etkisi: 1980 sonrası Türkiye ve seçilmiş OECD ülkeleri karşılaştırmalı analizi
Refah devleti, sağlık hizmetlerine erişilebilirliğin arttırılması, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi, gelir dağılımında adaletin hedeflenmesi ve yoksullukla mücadele de dâhil olmak üzere birçok alanda görev üstlenmiştir. Bu alanlarda yapılan harcamalar ise refah harcaması olarak adlandırılmaktadır. Refah harcamaları, kişisel faydanın yanında toplumsal fayda da sağlamakta oldukları için, bu harcamaların arttırılması aynı zamanda ülkelerin sosyo-ekonomik gelişimini de hızlandırmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, refah devleti çerçevesinde Türkiye'de sağlık ve eğitim harcamalarının gelir dağılımına etkisini belirlemek ve değerlendirmek, bunun sonucunda seçilmiş OECD ülkeleri ile karşılaştırarak analiz yapmaktır. Çalışmada ayrıca, refah devleti politikaları temel alınarak seçilmiş OECD ülkelerinde ve Türkiye'de 1980 sonrası dönem için gelir dağılımı analizi yapılmıştır. Bu analiz çerçevesinde eğitim ve sağlık harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla ve merkezi yönetim bütçesi içerisindeki payları gibi çeşitli temel göstergeler esas alınarak yıllar içindeki gelişimi tablolar ve grafikler bazında ele alınmıştır. Nitekim, OECD'ye üye olan Türkiye dâhil toplam 20 ülkenin eğitim ve sağlık alanlarındaki hizmet göstergeleri ve harcamaları karşılaştırılmış ve çalışma sonucunda Türkiye için gelir dağılımındaki olumlu gelişme ile paralel olarak ilgili yıllarda sağlık ve eğitim hizmetleri için yapılan harcamaların niceliksel çerçevede olumlu, niteliksel açıdan ise göreli olarak olumlu olduğu sonucuna varılmıştır.
Ekonomik büyümenin gelir dağılımı ve işsizlik üzerine eşanlı etkisi: 1987-2016 yılları arasında Türkiye örneği
Ekonomik büyüme ülkelerin durumunu gösteren önemli gösterge olmasının yanında tek başına çok büyük bir anlam ifade etmemektedir. Nitekim beklenen ekonomik büyümenin, işsizliği azaltıcı ve gelir dağılımını düzeltici yönde etki etmesidir. Çalışmada ekonomik büyümenin gelir dağılımı ve işsizlik üzerindeki eşanlı etkisi Türkiye örneğinde 1987-2016 yılları için ARDL sınır testi ile araştırılmıştır. Araştırma bulgularına göre, Türkiye ekonomisindeki büyüme, gelir dağılımı üzerinde herhangi bir etki yaratmamaktadır. İlgili bulguya ulaşılmasının nedeni, veri setinin yetersizliği olabilir. Bunun yanında, ekonomik büyüme işsizlik üzerine kısa dönemde olumlu etki ederken, yani işsiz sayısını azaltıcı yönde etki ederken uzun dönemde bu etki tersine dönmekte ve Türkiye ekonomisindeki büyüme, işsizliği arttırıcı yönde etki etmektedir. Bunun nedeni ise gelişen teknoloji ile birlikte işverenlerin daha çok kalifiye eleman ihtiyacına karşın, piyasada yeteri kadar kalifiye eleman bulunamamasıdır.
Sosyal bütçe anlayışı ve gelir dağılımını sağlamadaki rolü: Türkiye analizi
Sosyal bütçe, sosyal kamusal gelir ve harcamalar ile kişilerin yaşam kalitesini arttırmayı hedefleyen bütçelemedir. Bu bütçelemenin iki yönü bulunmaktadır. Birincisi, sosyal harcama ile sosyal kamusal gelirden meydana gelen bir sosyal muhasebe sistemi olmasıdır. İkincisi; sosyal adalette, sosyal bütünleşmede, işsizlikle mücadelede, adil gelir dağılımının sağlanmasında, yaşam kalitesinin arttırılmasında ve yoksullukla mücadelede kullanılan orta vadeli plan olmasıdır. Sosyal bütçe kapsamında sosyal refah, beşeri sermaye, eğitim, sosyal güvenlik, sosyal sermaye, barınma, sürdürülebilir çevre, sağlık, istihdam, dinlenme, din ve kültür bulunmaktadır. Sosyal bütçenin gelir ve harcama olarak iki yönü bulunmaktadır. Sosyal bütçenin gelir kısmını sosyal kamusal gelir oluşturmaktadır. Sosyal kamusal gelirin toplanmasında; vergi adaleti, kayıtdışı ekonomi, vergi harcamaları etkili olmaktadır. Sosyal harcamalar kapsamında eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve istihdam harcamaları bulunmaktadır. Sosyal bütçenin teorik temeli yaşam kalitesine dayanırken uygulama yönünü sosyal refah devleti meydana getirmektedir. Sosyal bütçe yaklaşımları arasında günümüzde cinsiyete duyarlı bütçeleme, katılımcı bütçeleme ve çocuklara yönelik bütçeleme bulunmaktadır. Gelir dağılımında adalet, üretim faktörlerinin milli gelirden aldığı payların adil olmasını ifade etmektedir. Adil gelir dağılımının sağlanması devletlerin makro ekonomik amaçlarından biridir. Bu amacın gerçekleştirilmesinde en önemli araç sosyal bütçedir. Çalışmanın ilk bölümünde gelir dağılımı kavramı ve teorik çerçevesi, ikinci bölümde sosyal bütçenin teorik, kavramsal ve uygulama yönü üzerinde durulmuştur. Çalışmanın son bölümünde Türkiye'deki sosyal bütçe anlayışının sosyal ve ekonomik gelişimi ile adil gelir dağılımı üzerindeki etkileri seçilmiş ülkelerle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Bütçe, Sosyal Harcama, Gelir Dağılımı, Adil Gelir Dağılımı.
Birleşmiş Milletler Sınaî Kalkınma Örgütü'nün faaliyetleri ve pazarlama evresinde Türkiye'ye yansımaları
Bu tez çalışmamızda, Birleşmiş Milletler'in sınaî kalkınma örgütü olan UNIDO'nun sosyal pazarlama faaliyetleri ele alınmaktadır. İkincil kaynak incelemelerimiz esnasında UNIDO'nun sosyal pazarlama faaliyetleri konusuna yer verilmediğini gördük. Oysa gelişmekte olan ülkelerin ekonomik refah seviyesinin uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla arttırılması, bunun dünya barışına yapacağı katkılar ve bu girişimlerin sosyal pazarlama açısından ele alınması önemli bir konudur.Birleşmiş Milletler Sınaî Kalkınma Örgütü (UNIDO), dünya gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderilmesinde önemli bir fonksiyon icra etmektedir. Bu fonksiyonu esnasında, UNIDO'nun, faaliyetlerini sosyal pazarlama çerçevesinde yürütmesi beklenir. Bu sosyal pazarlama faaliyetleri, başta Afrika ülkeleri olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde yürütülmektedir. UNIDO'nun yoksulluk ve açlıkla mücadelede sosyal pazarlama faaliyetleri bu çalışmada detaylı olarak incelenmektedir.Öte yandan, örgütün, kalkınma için endüstriyel faaliyetlerin devamını temin etmek ve aynı zamanda çevre sağlığını korumak amacıyla sanayi üretiminde kullanılmak üzere alternatif enerji arayışları da programda çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmamızda da Türkiye örneği üzerinde durulmakta ve UNIDO'nun Türkiye'de izlediği stratejiler incelenmektedir.Tezimizin kapsamı, UNIDO'nun açlık, yoksulluk, enerji programı ve çalışmalarının yanı sıra, sosyal pazarlama açısından geliştirilen yeni bir yaklaşıma dayandırılmaktadır. Çalışmamızda UNIDO, örgüt faaliyetlerini icra ederken, sosyal pazarlama konusu da telaki edilmektedir. Sosyal Pazarlama doğası gereği yeni oluşundan örgüt faaliyetleri dâhilinde kamuoyuna anlatılması gerekliliği üzerinde durularak bazı öneriler sunulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Gelir Dağılımı, Ekonomik Kalkınma, Alternatif Enerji Kaynakları, Pazarlama, Sosyal Pazarlama ve UNIDO, Sosyal Pazarlamada 4P.
Türkiye'de finansal serbestleşme ve fonksiyonel gelir dağılımı
Liberalleşme (serbestleşme) olgusu 1970'li yılların sonunda gelişmiş ülkelerde başlayan, 1980'li yıllarla birlikte gelişmekte olan ülkelere de yayılan ve piyasa ekonomisinin doğal işleyişine bırakılarak, devletin ekonomiye müdahalelerinin en az düzeye indirilmesini savunan bir doktrindir.Türkiye'de de 24 Ocak 1980 Kararları ile birlikte serbestleşme süreci başlamıştır. Bu sürecin bir alt boyutu olarak da finansal serbestleşme gündeme gelmiş ve bu doğrultuda 1980 yılında faiz oranlarının serbest bırakılmasıyla başlayan bu süreç, 1989 yılında alınan 32 Sayılı Kararla sermaye hareketleri üzerindeki tüm kontrollerin kaldırılmasıyla tamamlanmıştır. Bu gelişmeler ekonomide geniş bir alanda ve çok yönlü olarak etkili olmuş, Türkiye küresel finans sistemine büyük ölçüde entegre olurken bunun avantaj ve dezavantajlarını bir arada yaşamıştır.Finansal serbestleşme finans sistemi ve göstergeleri yanında reel ekonomi ve dolaylı olarak da gelir dağılımı üzerinde etkiler yaratmıştır. Ancak bu etkileşimin Türkiye'de araştırmalara yeterince konu edilmediği görülmektedir. Söz konusu eksikliği dikkate alarak hazırladığımız bu çalışmanın amacı, finansal serbestleşmenin Türkiye'de fonksiyonel gelir dağılımı üzerinde meydana getirdiği etkilerin ve etkileme kanallarının ortaya konulmasıdır. Bu çerçevede;Çalışmamızın birinci bölümünde serbestleşme, finansal serbestleşme ve fonksiyonel gelir dağılımı kavramlarının teorik boyutu ele alınmış ayrıca finansal serbestleşme ve fonksiyonel gelir dağılımı arasındaki etkileşim de ortaya konulmuştur.Çalışmamızın ikinci bölümünde, Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar geçen zaman süresinde, Türkiye'de ekonomik anlamda gerçekleştirilen serbestleşme uygulamaları detaylı olarak incelenmiştir.Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise finansal serbestleşmenin fonksiyonel gelir dağılımı üzerindeki etkileri istatistiksel verilerle analiz edilmiştir. Çalışma, üç bölümde yapılan değerlendirmelerin özetlendiği ve politika tercihlerine ilişkin önerilere yer verilen sonuç bölümüyle tamamlanmıştır.
Türkiye'de sosyal güvenlik sisteminde reform ve enformel ekonomi
Türkiye'de 2008 yılında yürürlüğe giren sosyal güvenlik reformu yaşlılık ve hastalık sigortalarını dönüşüme uğratmıştır. Reform Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası'nın gelişmekte olan ülkelere salık verdiği yapısal uyarlanma politikalarının bir gereğidir. Bu politikalar temelde devletin sosyal harcamalarının azaltılmasına ve dayanışma unsurunun zayıflatılması aracılığıyla bireysel sorumluluğun desteklenmesine dayanmaktadır.Türkiye'de işgücünün yaklaşık yarısı enformel ekonomide istihdam edilmektedir. Düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşullarıyla istihdam edilen enformel çalışanlar sosyal güvenlik sisteminden dışlanmaktadırlar. Enformel ekonominin genişleme eğiliminde olduğu Türkiye'de koruma kapsamının genişletilmesi mümkün görünmemektedir. Gerçekten, reform sosyal hakları geriletmekte ve ikincil gelir dağılımının işlevini yitirmesine sebep olmaktadır. Sistemin finansal sürdürülebilirliği bütçeden sosyal harcamalara ayrılan payın azaltılmasına bağlanmakta ve sosyal koruma maliyetleri çalışanlara yüklenmektedir.Çalışma Türkiye'de sosyal güvenlik sisteminde reform ve enformel ekonomi arasındaki ilişkiyi çözümlemeyi amaçlamıştır. Birinci bölümde, sosyal güvenlik ve enformel ekonomi kavramları açıklanmıştır. İkinci bölümde, gelişmekte olan ülkelerde ve özellikle Türkiye'de sosyal güvenlik sisteminde reformun temel gerekçeleri ve uygulama biçimleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, Türkiye'de sosyal güvenlik sisteminde reform ve enformel ekonomi arasındaki ilişki gelirin yaratılması ve dağıtılması bağlamında sorgulanmıştır.Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik, Enformel Ekonomi, Reform, Yapısal Uyarlanma Politikaları, Gelir Dağılımı Adaletsizliği
Ekonomik ve politik faktörlerin uluslararası terörizm üzerine olası etkileri
Bu çalışmada, 1988-2003 yılları arasında 97 ülkede meydana gelen terör olayları ve bu olayların neden olduğu ölümlerin ve yaralanmaların sayısı yıllık olarak Küresel Terör Veritabanı'ndan (GTD) elde edilmiştir. Ekonomik ve politik faktörlerin terör olayları üzerindeki olası etkileri Panel Count Poisson ve Ordered Probit gibi ekonometrik yöntemler kullanılarak araştırılmıştır.Elde edilen ekonometrik test sonuçlarına göre; kişi başına düşen milli gelir, ticaret hacmi, şehirleşme ve eğitim harcamalarının milli gelire oranında meydana gelen artışlar terör olaylarını azaltmaktadır. Bununla beraber işsizlikte meydana gelen artış terör olaylarını artırmaktadır. Farklı bir sonuç olarak askeri harcamalarda meydana gelen artış, ülkede meydana gelen terör olaylarını artırmaktadır.