Bone screws
80 theses under this subject heading
Myelomeningosel skolyozunda posterior enstrümantasyon ve füzyon: ardışık iki ve daha fazla lamina defekti olan eğriliklerde posterior enstrümantasyon ve füzyon cerrahisi sonuçlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı yaygın lamina defekti olan myelomeningosel (MMS) skolyozunda, pedikül vidası-rod sistemleri (PVRS) kullanılarak posterior yaklaşımla yapılan enstrümantasyon ve füzyon tedavisinin sonuçlarını sunmaktır. Çalışmaya iki veya daha fazla posterior lamina defekti olan ve cerrahi sonrası en az 2 yıl takip edilen 20 MMS hastası dahil edildi. Kifotik deformitesi olan hastalar dışlandı. On hastada torasik seviyede MMS saptandı. Cerrahi sonrası ortalama takip süresi 52±29 aydı. Lamina defekti olan omurga seviye sayısı ortalama 4.7±2.2 idi. Ortalama kan kaybı ve cerrahi süre sırasıyla 1558±933 ml ve 351±47 dakikaydı. Ana eğriliğin pre-op ve post-op Cobb açıları sırasıyla 86°±26° ve 43°±27° idi. Ana eğriliğin korreksiyon oranı %54±21 tespit edildi. Psödoartroz, enfeksiyon ve implant ilişkili komplikasyon oranları sırasıyla %10, %25 ve %50 olarak tespit edildi. Clavien-Dindo sınıflandırmasına göre hastaların %15'inde 1. derece , %20'sinde 2. , %55'inde 3. ve %10'unda 4. derece komplikasyon görüldü. Torasik seviyede MMS'si olan hastalarda enfeksiyon oranı anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). Lamina defekti 3'den fazla olan, torasik seviyede MMS'si olan, ambulatuar olmayan ve pelvik enstrümantasyon yapılan hastalarda 3. derece komplikasyon oranı daha yüksek olsa da istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Posterior lamina defekti olan MMS skolyozunda posterior enstrümantasyon ve füzyon etkin ve güvenilir bir tedavi yöntemidir. Psödoartroz oranı düşüktür. İmplant ilişkili komplikasyon oranları yüksek olsa da, komplikasyonların birçoğu basit cerrahi müdahalelerle tedavi edilebilir. Anahtar kelimeler: Myelomeningosel, skolyoz, posterior enstrümantasyon ve füzyon, pedikül vidası-rod sistemleri, lamina defekti.
Sınıf III maloklüzyonların tedavisinde mandibulada uygulanan extra alveoler mini vida destekli distalizasyonun dentoalveoler etkilerinin incelenmesi
Amaç: Çalışmamızda, sınıf III maloklüzyona sahip, büyüme ve gelişim dönemi sonlanmış ya da sonlanmak üzere olan bireylerde, alt dental arkın distalizasyonu için köklere paralel konumda yerleştirilen mini vidalardan uygulanan kuvvetlerin, alt dental ark üzerindeki etkilerinin ve alt çene keser dişlerini çevreleyen alveoler kemik dokusundaki değişikliklerin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) ve lateral sefalometrik filmler üzerinde incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran ve Angle sınıf III maloklüzyona sahip 22 birey (15 kız, 7 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamız tek gruptan oluşmakta olup, tüm bireylere Empower 2 (American Orthodontics, Kaliforniya, ABD) kendinden bağlanan braketler ve sırasıyla 0,014 HANT, 0,016 HANT, 0,016x0,025 HANT, 0,019x0,025 HANT, 0,019x0,025 paslanmaz çelik teller uygulanmıştır. Mini vidalar 0,019x0,025 paslanmaz çelik tele geçilen seans uygulanmış ve distalizasyon kuvveti termoset özellikli elastomerik zincirler yardımıyla aktiflenmiştir. Distalizasyon kuvvetinin başlatıldığı (T0) ve sonlandırıldığı seansta (T1) lateral sefalometrik filmler ve KIBT görüntüleri alınmıştır. Lateral sefalometrik görüntüler üzerinde sert ve yumuşak doku analizleri Dolphin Imaging Software Version 11.95.08.50 (Dolphin Imaging, Kaliforniya, ABD) programı kullanılarak yapılmıştır. Alınan KIBT kayıtları CS 3D Imaging (Carestream Dental LLC, Atalanta, USA) programı kullanılarak görüntülenmiştir. Bu görüntüler Adobe Photoshop CC 2019 20.0.6 (Adobe Inc., California, USA) programına aktarılarak ölçümler yapılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken normallik kontrolü Shaphiro-Wilk testi kullanılarak yapılmıştır. Normal dağılım sağlandığında bağımsız örneklem t-testi yapılmıştır. Bulgular: Sefalometrik film üzerinde yapılan iskeletsel analiz ölçümlerinde, T0 ve T1 dönemleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunan tek değer Witts değeridir (3,34, p<0,05). Yapılan dişsel ölçümlerde, IMPA (10,72°, p<0,05), L1-NB açısı (10,41°, p<0,05), L1-NB mesafesi (3,10, p<0,05), Md1-MdOP (6,41°, p<0,05), Md1-Sn (3,75°, p<0,05) değerlerinin, T0 ve T1 dönemlerinde oluşan farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ayrıca tedavi sonunda palatal düzlem-oklüzal düzlem açısı 3,54° azalmış, mandibuler düzlem-oklüzal düzlem açısı 2,78° artmış olup bu iki değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Yumuşak doku analizlerinde ise Li-E değeri 2,27 mm ve Li-S değeri 2,03 mm azalmış olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Alt çene sağ ve sol kanin dişlerinin mezial yüzeyleri arasından alınan KIBT verilerinde yapılan ölçümlere göre, T0 ve T1 dönemleri arasında, alt çene kanin dişlerinin mezial yüzeyleri arasında kalan bölgenin, 31 numaralı dişin mine-sement sınırının 3 mm altından alınan kesite göre horizontal düzlemde kapladığı alan 4,1±5,19 mm2 azalmış olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). 31, 32, 41, 42 numaralı dişlerin her birinin labial ve lingual yüzlerindeki alveoler kretin en tepe noktasından alınan kesitte hesaplanan alveoler kemik ile kök yüzey temas uzunluğu incelendiğinde, 42 numaralı dişin lingual yüzeyi hariç tüm yüzeylerde alveoler kemik ile kök yüzeyi temas uzunluğu anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Sonuç: Alt dental arkın total distalizasyonunun dentoalveoler etkilerinin incelendiği bu çalışmada, tedavi sonunda alt kesici dişlerin eğimleri azalmış, alt oklüzal düzlem saat yönünün tersine rotasyona uğramıştır. Uygulanan mekanik alt kesici dişleri çevreleyen alveoler kemik desteğinin azalmasını engellemekte yetersiz bulunmuştur. Konu ile ilgili daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Tibia plato kırıklarında kırık hattı oryantasyonunun değerlendirilmesi ve tedavi sonuçları ile ilişkisi
Bu çalışmanın temel amacı frontal (koronal) plan aksına göre koronal plana en yakın kırık hattının değerlendirilmesi, açı temelinde gruplandırılan olguların Schatzker, AO, 3-kolon sınıflaması ile ilişkisinin incelenmesi, koronal plan aksına en yakın kırık hattının tespit düzeyinin tedavi sonuçlarıyla ilişkisinin analiz edilmesi olarak belirlenmiştir. Ocak 2007'den beri tibia plato kırığı tanısıyla kliniğimizde cerrahi tedavi görmüş olan 18-80 yaş aralığında, yeterli ve uygun nitelikli direkt grafi ve bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülemesi olan 48 hasta değerlendirildi. Altı aydan daha kısa süreli takibi yapılan, tibia plato kırığı tanısı alıp konservatif tedavi ile takibi yapılan, ilk başvuruda açık tibia plato kırığı tanısı alıp definitif (kalıcı) tedavide tespit amacıyla eksternal fiksatör veya İlizarov yöntemi kullanılan hastalar çalışmaya alınmadı. Hastaların demografik verileri, Schatzker, AO ve 3-kolon sınıflamaları, tomografide koronal plan aksına en yakın kırık hattının koronal plan aksıyla yaptığı açı, kırık hattını geçen vida, yiv sayısı ve vida uzunluğu, eklemde çökme miktarı, slope açısı, kaynama durumu, angulasyon açısı, kırık oryantasyonuna göre tespit uygunluğu, klinik ve radyolojik skorlar incelendi. Çalışmamızda yaşları 18-72 arasında değişen (ortalama=43.8±13.7) 11'i (%22.9) kadın, 37'si (%77.1) erkek idi. Hastaların 31'inin (%39.5) trafik kazası, 13'ünün (%27.1) yüksekten düşme, 3'ünün (%6.2) düşme, bir (%2.1) kişinin darp olduğu görüldü. Vakalarda belirlenen kırıkların 31'i (%64.6) sağ, 17'si (%35.4) sol tibiadaydı. Kırıkların 46'sı (%95.8) kapalı iken 2'si (%4.2) açıktı. Ameliyat sonrasında vakaların 22'sinde (%45.8) herhangi bir komplikasyon gelişmemişken 26'sında (%54.2) en az bir komplikasyon meydana gelmiştir. En sık görülen komplikasyon plak-vida irritasyonuydu. Hastaların KSKS skorlarına bakıldığında 25'i (%52.0) mükemmel, 12'si (%25.0) iyi olarak belirlendi. KSFS skorlarının 29'u (%60.4) mükemmel, 11'i (%22.9) iyiydi. Rasmussen skorlarının ise 19'u (%39.6) iyi, 13'ü (%27.1) mükemmeldi. 6 3 gözlemci tarafından kırıklar Schatzker, AO, 3-kolon ve açı temelli gruplama sistemi ile kategorize edildi. Çalışmada gözlemciler arası korelasyon incelendi ve istatistiksel olarak anlamlı bir uyum olduğu belirlendi. Koronal plana en yakın kırık hattı BT transvers kesitlerinde 3 gözlemci tarafından belirlendi ve ölçüldü. Buna göre olgular 3 gruba ayrıldı. Grup 1(0-30 derece) grup 2 (30-60 derece) grup 3 ise (60-90 derece) olarak kategorize edildi. Grup 1 ve grup 2 olarak sınıflandırılan olguların ağır tip kırıklarla grup 3 kırıkların ise hafif tip kırıklarla birlikte seyrettiği görülmüştür. Ayrıca grup 1 ve grup 2 kırıkların klinik ve radyolojik sonuçlarının kötü olduğu saptanmıştır. Tomografi ile koronal kırık hattını geçen vida, yiv sayısı ve vida uzunluğu ölçüldü. Vakaların kırık hattını geçen vida sayısı 3.4±1.5 (0-6), yiv sayısı 43.3±23.3 (0-82), vida uzunluğu 12.4±6.3 (0-27) olarak belirlendi. Koronal kırık hattını geçen vida, yiv sayısı ve vida uzunluğu arttıkça klinik ve radyolojik sonuçların daha iyi olduğu görüldü. Sonuç olarak koronal plan kırıklarının kompleks kırıklarda daha sık görüldüğü, çoğunlukla posteromedial yerleşimlidir. Bu kırıkların tespiti daha zordur. Bu kırıkların varlığı ve koronal plana yaklaşmaları klinik ve radyolojik sonuçları negatif yönde etkiler. Koronal plandaki kırık hatlarını geçen yiv, vida sayısı ve vida uzunluğu arttıkça klinik ve radyolojik sonuçlar pozitif yönde etkilenir. Koronal plana en yakın kırık hattının frontal (koronal) plan aksıyla yaptığı açı temelli gruplandırma sistemi cerrahların kırık oryantasyonuna katkı sağlayacağını düşünüyoruz
Maksilla ve mandibulada bukkal ve palatal bölgede mini vida yapılan alanlardaki yapışık dişeti kalınlığının farklı yaş ve cinsiyet ile ı̇lişkisi
Amaç: Ortodontik tedavilerde ankraj kontrolü için sıklıkla mini vidalar kullanılmaktadır. Mini vida başarısını etkileyen önemli faktörlerden birisi diş eti kalınlığıdır. Diş eti kalınlığı bireyler arasında ve ağız içindeki farklı bölgelerde yaş ve cinsiyete göre değişkenlik göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; sıklıkla mini vida uygulanan bölgelerdeki diş eti kalınlığının yaş, cinsiyet ve bölgelere göre değişimini incelemek, uygulanacak mini vidanın boyutunun seçilmesine rehberlik etmektir. Materyal-Method: Çalışmamızda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na muayene için başvuran 224 hastada transgingival sondalama yöntemi ile diş eti kalınlığı ölçümleri yapılmıştır. 14-20 ve 21-27 yaş aralığında olmak üzere 56 kadın ve 56 erkek çalışmaya dahil edilmiştir. Ölçümler her bireyde mandibula bukkal bölge ve maksilla bukkal bölge interdental alanda mukogingival birleşim noktasından, maksilla palatinal bölgede gingival tepeden 4 mm ve 8 mm mesafede interdental alandan yapılmıştır. Bulgular: Cinsiyetler arası karşılaştırmalarda maksilla bukkal bölgede diş eti kalınlığı erkeklerde kadınlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha kalın bulunmuştur (p<0.005). Yaşa göre karşılaştırmalarda maksilla bukkal ve palatinal bölgede diş eti kalınlığı küçük yaş grubu bireylerde büyük yaş grubu bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha incedir (p<0.05). Bölgeler arası karşılaştırmalarda dişeti kalınlığı mandibula bukkalde en kalın molar bölgede, maksilla bukkalde en kalın keser bölgede, maksilla palatinal 4 mm mesafede en kalın premolar bölgede, maksilla palatinal 8 mm mesafede en kalın molar bölgede bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre mini vida uygulanan farklı bölgelerde yaş ve cinsiyete bağlı olarak diş eti kalınlığı değişiklik göstermektedir. Klinik uygulamalarda mini vida boyutunun seçiminde değişen diş eti kalınlığı dikkate alınmalıdır.
Üç farklı ağız içi molar distalizasyon yönteminin sonlu elemanlar metoduyla incelenmesi
Giriş ve amaç: Bu çalışmanın amacı, üç farklı molar distalizasyonu yönteminde ortaya çıkan stres değerlerinin ve dişlerde meydana gelen yer değiştirme miktarlarının sonlu elemanlar analizi (SEA) ile incelenmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışmada, palatinal bölgeden uygulanan konvansiyonel Pendulum aygıtı, palatinal bölgeden uygulanan mini vida destekli AMDA aygıtı ve bukkal kemiğe uygulanan mini vida ile üç farklı molar distalizasyon senaryosu oluşturulmuştur. Molar dişlere uygulanan distalizasyon kuvvetleri sonucu oluşan stresler ve yer değiştirme değerleri SEA ile incelenmiştir. Bulgular: Her üç senaryoda meydana gelen stres değerlerinin fizyolojik sınırlar içerisinde olduğu ve distalizasyon için uygun olduğu görülmüştür. Tüm senaryolarda birinci molar dişlerde meydana gelen en yüksek Von Mises değerleri kuvvetin uygulandığı bölgede ölçülmüştür. Birinci ve ikinci senaryoda birinci molar dişlerde meydana gelen en yüksek Von Mises değerlerinin palatinal tüberküllerde, üçüncü senaryoda bukkal tüberküllerde olduğu ve tüm senaryolarda en düşük Von Mises değerlerinin bukkal kök uçlarında olduğu görülmüştür. Sonuç: Pendulum ve AMDA ile yapılan distalizasyonda birinci molarlarda distobukkal rotasyon, bukkal mini vida ile yapılan distalizasyonda meziobukkal rotasyon görülmüştür. AMDA ile yapılan distalizasyonda diğer senaryolara göre birinci molarların daha paralel hareket ettiği gözlenmiştir. Bukkal mini vida ile yapılan distalizasyonda diğer senaryolara göre daha fazla molar ekstrüzyonu gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Molar distalizasyonu, Sonlu elemanlar analizi, Pendulum, AMDA, Bukkal mini vida.
Anterior pelvik yaklaşım kullanılan hastalarda posterior asetabulum duvar kırığının quadrilateral yüzeyden vida ile fiksasyonu
Bu çalışmanın amacı sadece anterior pelvik (Modifiye Stoppa) yaklaşımın kullanılıp posterior duvar kırığı quadrilateral yüzeyden fikse edilmiş kompleks asetabulum kırıkları olan hastaların klinik ve radyolojik sonuçlarını incelemek ve tekniğin avantajları ve dezanvantajlarını belirlemektir. Çalışmaya Ocak 2014 ile Mart 2019 arasında opere edilmiş, en az 1 yıl süreyle takibi olan hastalar dahil edildi. Hastaların görüntülemeleri incelenerek Judet-Letournel sınıflamasına göre sınıflandırıldı. Ameliyat öncesi ve sonrası posterior duvar deplasmanları ölçülerek Matta redüksiyon kriterlerine göre değerlendirildi. Klinik skorlama sistemlerinden Merle D'Aubigné ve Postel ve Harris kalça skoru kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen lag vidası uygulanmış 12 hasta ve hem anterior hem posterior yaklaşımla opere edilip posterior duvarı plak-vida ile tespit edilmiş 14 hastanın sonuçları karşılaştırıldı. Kırıklar Judet-letournel'e göre %46,1 çift kolon, %23 transvers ve posterior duvar, %19,2 T tipi, %11,5 anterior kolon ve posterior hemitransvers kırıklardı. Ameliyat sonrası ölçümlerde Matta redüksiyon kriterlerine göre lag vidası grubunda %83,3 hastada mükemmel-iyi, plak grubunda %85,7 mükemmel-iyi olarak hesaplandı. Klinik ve fonksiyonel sonuçlarda Merle D'Aubigné ve Postel skorlarına göre sırasıyla lag vidası grubunda %83,3 hasta mükemmel-iyi, plak grubunda %78,5 hastada mükemmel-iyi olarak bulundu. Harris kalça skoruna göre lag vidası grubunda %74,9 mükemmel-iyi, plak grubunda %71,4 mükemmel-iyi olarak bulundu. Ameliyat sürelerinde ortanca değer lag vidası ve plak grubunda sırasıyla 107,5 dk (90-225) ve 127,5 dk (100-160) olarak saptandı. Kanama miktarı ortanca değeri yine lag vidası ve plak grubunda sırasıyla 425 mL (250-2300) ve 680 mL (400-1300) olarak ölçüldü. Redüksiyon kalitesi ve klinik sonuçların karşılaştırılmasında istatistiksel olarak fark bulunmazken plak grubunda operasyon süresi ve kanama miktarı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Yapılan bu çalışma uygun hastalarda posterior yaklaşıma gerek kalmadan anterior pelvik yaklaşım uygulanan hastalarda quadrilateral yüzeyden posterior duvar fiksasyonunun uygulanabilir ve avantajlı bir yöntem olduğunu göstermektedir.
The comparison of the effects of newly designed miniscrew supported class III corrector (msciiic) and conventional facemask in class III growing patients
The aim of this study was to evaluate and compare the effects of newly designed miniscrew supported Class III corrector (msCIIIc) and conventional facemask in growing Class III patients with maxillary deficiency. Two treatment groups and one control group were assigned in this study. First group 7 males and two females with mean age 11.86 ± 0.95 were treated with msCIIIc. Second group 5 males and 7 females mean age 11.09 ± 0.78 years were treated were treated by facemask with rapid maxillary expansion. Third untreated control group 5 males and 7 females mean age 11.00 ± 0.83 years. The facemask was applied for 16 hour/day with force 500 g. Directed 30° downward forward to the occlusal plane. Lateral cephalometric radiograph were taken before T1 and after the appliance were removed. Both treated groups showed significant improvement in SNA, ANB, Wits, maxillary depth. Point A was moved 2.44 mm in facemask groupand 3.57 mm in msCIIIc group. Mandibular growth was restrained in both treated groups. Counterclockwise rotation of the occlusal plane and maxillary incisor proclination in both treated groups. There was no significant effect in mandibular incisor inclination in both treatment protocol. Significant amount of skeletal maxillary advancement were achieved with Both facemask/RME and msCIIIc. Both treatment modalities cause maxillary incisor proclination and did not change mandibular incisor angulation. msCIIIc can be an alternative treatment protocol particularly in patients in mixed dintition and those with oligodontia and patients who refuse to use facemask.
Sagittal split ramus osteotomisinde rezorbe olabilen vidaların ters-l ve üst sınıra sıralı fiksasyonlarının stabilitelerinin biyomekanik olarak karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı hazırlanan sagital split ramus osteotomi modellerinde, ters-L düzeni ve üst sınıra 3 vida yerleştirilen rezorbe olabilen vidaların sağladığı biyomekanik dayanımı değerlendirmektir. Sagittal split ramus osteotomisinde rijit fiksasyon için üç vida uygulamalarının iki vida uygulananlara göre biyomekanik olarak daha dayanıklı oldukları literatürlerde bildirilmiştir. Bu amaçla çalışmamızda vidaların sayısı kadar yerleştirildikleri pozisyonlarında biyomekanik dayanıma etkisi olup olmadığının değerlendirilmesi hedeflendi. Çalısmamızda dıs yuzeyi kortikal iç yuzeyi spongioz kemigi taklit edecek sekilde uretilmis, bilateral sagittal split osteotomisi hazır olarak uretilen 20 adet poliuretan modeller kullanıldı (Synbone®, Malans, İsviçre). Osteotomi yapılmış olan modellerde vida yerlerinin standardizasyonu için, kret tepesi, osteotomi hatları ve birbirleri arasındaki mesafeler kumpas ile ölçülerek işaretlendi. Modellere deneysel olarak uygulanacak kuvvetler için kullanılacak çelik aparatın standardizasyonu için angulus mandibulanın en uç noktası işaretlendi. Çalışma, 20 adet poliüretan çene ile yapılmıştır. Çalışma 2 grup altında incelenmiş olup üst sınıra 3 adet bikortikal vida yerleştirilen "Grup 1", ters-L düzeninde vida yerleştirilen ise "Grup 2" olarak adlandırılmıştır. On hemi-mandibulaya, 2.0 mm çaplı, 15 mm uzunlukta üçer rezorbe vida (LactoSorb®,Walter Lorenz Surgical,Jacksonville,FL,USA) ters-L şeklinde, diğer 10 modele ise 2.0 mm çaplı 15 mm uzunlukta üçer rezorbe olabilen vida (LactoSorb®,Walter Lorenz Surgical,Jacksonville,FL,USA) üst sınıra yerleştirerek fiksasyon saglandı. Yapılacak biyomekanik test için kurulan deney duzenegi, modelin fikse edilerek test cihazına baglanmasını saglayacak bir fiksasyon aygıtı, basma testi uygulayabilen bir servohidrolik test cihazı ve bu cihazın baglı oldugu bir bilgisayardan olusmaktaydı. Örnek çenelerle kavranmıs ve ön yuklemeye tabi tutulmustur. Sıkıstırma testi, 2 mm / dak, 5 mm / dak ve 10 mm / dak'lık test hızı ile gerçekleştirildi.Tüm hemimandibulalar önceden hazırlamış olan fiksasyon aygıtına test edilmek üzere sırayla yerleştirildi. Hazırlanan deney düzeneği, servohidrolik test cihazına rijit olarak bağlanan bir kaide ve bunun üzerinde boyutsal olarak standart yerleştirmeye imkan sağlayan iki vertikal parçadan oluşmaktaydı. Distal vertikal parça proksimal fragmanının, anteriorvertikal parça ise, hemi-mandibulaların distal fragmanının fiksasyonunda kullanıldı. Distal vertikal parça üzerindeki vida sayesinde proksimal fragmanların stabilizasyonu sağlandı. Anterior vertikal parça üzerindeki çelik parçaya hemi-mandibulanın anterior keser dişleri oturtulararak stabilizasyonu sağlandı. Tüm hemi-mandibulalar deney düzeneğine proksimal segmentteki rotasyon merkezinden geçen dikey doğru ile osteotomi hattının vertikal bileşeni arasındaki mesafe eşit olacak şekilde yerleştirildi. İtme kuvveti uygulamak üzere çelik itici parça angulus mandibulanın en uç köşesine uyumlandırılarak servohidrolik test cihazının hareketli parçasına bağlandı. Deney işlemi sırasında her hemi-mandibulaya sistemdeki boşluğun alınması ve mümkün olduğu kadar standart ölçüm başlangıcı yapılabilmesi için 10 Nt'luk ön yükleme yapıldı. Daha sonra yük 10 Nt'da tutulup, yerdeğiştirme miktarı sıfırlanarak deneye başlandı. Bu işlemin ardından distal ve proksimal fragmanlar birbirinden ayrılana kadar sürekli doğrusal kuvvet uygulandı. Olusan deplasman verileri servohidrolik test cihazı için özel olarak hazırlanmıs bir yazılımla (testXpert II, Zwick Roell, Almanya) belirlenen kuvvet aralıklarında olusan yerdegistirme degerlerini de ölçmeye imkan verecek sekilde dijital olarak kaydedildi. Grup 2'ye uygulanan maksimum kuvvet ortalamaları, Grup 1'den istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Gruplar arasında maksimum itme kuvveti sonucu ulaşılan mesafe ölçümleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Grup 2'ye 2 mm ilerleme için uygulanan kuvvet ortalaması, Grup 1'den daha yüksek olmakla birlikte, bu farklılık anlamlılığa yakın ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Grup 2'ye 4mm ilerleme, 6 mm ilerleme, 8 mm ilerleme ve 10 mm ilerleme için uygulanan maksimum kuvvet ortalamaları, Grup 1'den istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Grup 1'de; maksimum uygulanan itme kuvveti ve maksimum itme kuvveti sonucu ulaşılan mesafe arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0.05). Grup 2'de maksimum uygulanan itme kuvveti ve maksimum itme kuvveti sonucu ulaşılan mesafe arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0.05). Bilateral sagittal split osteotomisi uygulandıktan sonra rezorbe olabilen vidalarla yapılan rijit fiksasyonda yerleştirilme pozisyonlarının önemli olduğu ve üst sınıra sıralı olarak 3 bikortikal rezorbe olabilen vida yerleştirilmesine göre ters-L düzeneğinde vidaların yerleştirilmesinin gelen çiğneme kuvvetlerinde daha fazla mekanik stabilite sağlayacağını düşünmekteyiz.
Effects of adipose-derived mesenchymal stem cells on bone formation and stability of orthodontic mini screw implants.
The aim of this randomized controlled experimental animal study was to evaluate the differences between the stability of Stem cell (SC)- treated orthodontic mini screw Implants (MSIs); with or without Boron versus non-Stem cell treated groups under different force levels and to assess the bone formation around those mini implants. 15 New Zealand white adult male rabbits were randomly divided into three groups as; stem cell, stem cells+boron and control. 77 titanium customized orthodontic miniscrews (Osmed Dental, Istanbul, Turkey) with a length of 6 mm and a diameter of 1.4 mm were implanted in each proximal tibia and different force levels (0, 150, and 300 cN) were applied to each group. In a 21-day retention period, the implant stability was assessed by resonance frequency analysis (RFA) and Implant Stability Quotient (ISQ) values were measured by Osstell device (Integration Diagnostics AB, Göteborg, Sweden). At the end of the study MSIs were evaluated 3 dimensionally with micro Computed Tomography (µCT); (SkyScan 1172; Bruker Cooperation, Kontich, Belgium). Descriptive statistics were performed for the statistical analysis. Since the data were not normally distributed, non-parametric tests were used. All baseline values and sub-group differences were compared by Kruskal-Wallis test. The data revealed that primary stability of all miniscrews was similar in all groups under 0 cN (p = 0.135), 150 cN (p = 0.779), and 300 cN (p = 0.498) force levels at the start of the experimental procedure. At the end of the study no statistically significant changes were determined in ISQ values of any force groups, under 0 cN (p = 0.057), 150 cN (p = 0.893), and 300 cN (p = 0.972) force levels. µCT findings suggest that Bone Volume to Tissue Volume (p = 0.053), Bone Surface to Bone Volume (p = 0.061), Trabecular thickness (p = 0.061), Trabecular number (p = 0.099), Trabecular separation (p = 0.159), closed porosity (p = 0.097) and open porosity (p = 0.098) value changes were not statistically significant in 3 main groups. Key Words: Stem Cells, Mini Screw Implants, Bone Formation, Mini Screw Stability, Boron
Farklı açılarla uygulanmış konik tek tip yivli ve çift tip yivli ortodontik mini implantların primer stabilitelerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, in vitro ortamda, farklı açılar ile yerleştirilmiş konik çift tip yivli minividalar ile tek tip yivli minividaların primer stabilitelerini, değerlendirmektir.Çalışmamızda 30 adet, 1,6 mm çapında, 8,0 mm uzunluğunda tek tip yivli, yine aynı boyutlarda 30 adet çift tip yivli olmak üzere toplam 60 adet `'Self-drilling'' özelliğine sahip minivida kullanılmıştır. Uygulama, sığır kalça kemiğinden elde edilen kemik bloklar üzerinde yapılmıştır. Yiv tasarımı ve uygulama açısına göre minividalar 4 farklı grupa dağıtılmıştır. Birinci grupta 15 adet tek tip yivli minivida kemik yüzeyine 90° açıyla, ikinci grupta 15 adet tek tip yivli minivida kemik yüzeyine 60° açıyla, üçüncü grupta 15 adet çift tip yivli minivida kemik yüzeyine 90° açıyla, dördüncü grupta 15 adet çift tip yivli minivida kemik yüzeyine 60° açıyla uygulanmıştır. Tüm minividaların implant stabilite katsayı (ISK) değerleri rezonans frekans analizi (RFA) kullanılarak ölçülmüş ve istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.Gruplar karşılaştırıldığında, tek tip yivli minividaların 90° ve 60° açıyla uygulanmaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). 90°açıyla uygulandığında çift tip yivli minividaların ISK ölçümlerinin yine açıyla uygulanan tek tip yivli minividalara ve 60° açıyla uygulanan tek ve çift yivli minividalara oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,01). 60°'lik uygulamada ise çift tip yivli minividaların, farklı açılarda uygulanan tek tip yivli minivida grupları ile aynı stabilite değerlerini gösterdiği saptanmıştır.Sonuç olarak, kortikal kemik içerisinde bağlanmaya katılan yiv sayısının artmasıyla, çift tip yivli minividalar dik açıyla uygulandıklarında tek tip yivli minividalara göre daha yüksek stabilite göstermektedir. Bununla birlikte uygulama açısının 90°'den 60°'ye değişmesi çift yivli minividaların primer stabilitelerinde azalmaya neden olmaktadır.
Farklı yoğunluktaki kemiklerde mini-implant ring aparatının minivida stabilitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, kortikal kemik yoğunluğunun minivida stabilitesine olan etkisini değerlendirmek ve mini implant ring (MİR) aparatının farklı yoğunluktaki kemiklerde minivida stabilitesi üzerine olan etkinliğini incelemektir. Bu amaçla çalışmada, 108 adet 1,6 mm çapında, 8 mm uzunluğunda konik minivida, 54 adet MİR aparatı ve farklı kortikal kemik yoğunluğundaki yapay kemikler kullanılmıştır. Kontrol gruplarını 20, 30 ve 40 pcf kortikal kemik yoğunluğuna sahip yapay kemiklere uygulanmış minividalar, test gruplarını ise yine 20, 30 ve 40 pcf yoğunluğuna sahip yapay kemiklere MİR ile uygulanmış minividalar oluşturmaktadır. Grupların maksimum uygulama torkları (MUT), kuvvet dirençleri (KD) ve maksimum çıkarma torkları (MÇT) ölçülmüştür. Veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Farklı kortikal kemik yoğunluklarında ölçülen MUT, KD ve MÇT değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Tüm kortikal kemik yoğunluklarında MİR grubunun, MUT, KD ve MÇT değerleri, kontrol grubunun MUT, KD ve MÇT değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak, yapay kortikal kemik yoğunluğunun artması minividaların stabilitesini arttırmaktadır. Benzer şekilde MİR?le beraber uygulanan minividaların başlangıç stabiliteleri kortikal kemik yoğunlukları arttıkça artmaktadır. MİR aparatı uygulaması ankraj değerlerini olumlu yönde değiştirmektedir. Anahtar kelimeler: Minivida, Mini implant ring (MİR) aparatı, kortikal kemik yoğunluğu, primer stabilite.
Maksillofasiyal cerrahide kullanılan rezorbe olabilen cerrahi plak ve vida sistemlerinin biyomekanik özellikleri
Maksillofasiyal cerrahide kullanılan metal plak ve vida sistemlerinin dezavantajları dolayısıyla çıkartılması gerekliliği bilinmektedir. Bu gereklilikle beraber ikinci bir cerrahi girişime gerek kalmadan uygulandığı alandan rezorbe olarak uzaklaşan materyallerin araştırılmasına başlanmıştır. Bu derlemede altın standart olarak bilinen titanyum plak ve vida sistemleri ile rezorbe olabilen plak ve vida sistemlerinin biyomekanik özelliklerinin karşılaştırıldığı araştırmalar derlenmiştir.
Üç farklı rehber delik uygulama yönteminin minividanın stabilitesi üzerine etkisinin karşılaştırılması
çalışmamızın amacı, in-vitro ortamda Er:YAG lazer ile rehber delik oluşturma yönteminin, frez ile rehber delik oluşturma (pre-drilling) yöntemi ve rehber delik oluşturulmadan minivida yerleştirme (self-drilling) yöntemlerinin minivida stabilitesine etkisini karşılaştırmaktır.Çalışmadaki bütün minividalar, laboratuvar ortamında sığır kalça kemiğinden elde edilen örneklere uygulanmıştır. Sığır kemiği örneklerinin kortikal kemik kalınlıklarının belirlenebilmesi için BT (Bilgisayarlı Tomografi) görüntüleri elde edilmiştir. Kortikal kemik kalınlıkları self-drilling grup için 1,78±0,22; pre-drilling grup için 1,78±0,19 ve lazer grubu için de 1,79±0,2 olacak şekilde belirlenmiş, her grup homojen olacak şekilde 3 gruba ayrılmıştır. Çalışmada her bir grup 24 minividadan oluşacak şekilde; 72 adet 1,6 mm çapında 8 mm uzunluğunda konik (Trimed, Ankara, Türkiye) self-drilling minivida kullanılmıştır. İlk grupta kemik yüzeyine dik 30 rpm hız ile fizyodispenser aleti kullanılarak 3 mm derinliğinde 1,3 mm çapında frez ile rehber delik oluşturulmuştur. İkinci grupta Syneron LITETOUCHTM Er:YAG lazer (Syneron Dental Lasers Industrial Zone, Elite, İsrail) lazer cihazı kullanılarak kemik yüzeyine 90° açı ile spot boyutu 1,3 mm, kemik yüzeyinden mesafesi 2 mm, atım enerjisi 300 mJ, gücü 3,6 Watt, uygulama süresi 20 saniye ve frekansı 12 Hz olan düzenekle hava su spreyi ile 40-50 ml/saniye yıkama altında rehber delik oluşturulmuştur. Son grubumuzda ise rehber delik oluşturulmadan minividalar 90° açı ile kemik yüzeyine yerleştirilmiş ve bu grup kontrol grubumuzu oluşturmuştur. Tork ölçümü testi yapılabilmesi için minivida son uygulanma mesafesinden 2 mm daha az sıkılmıştır. Bu mesafenin 1 mm'si tork ölçer tornavida kullanılarak sıkılmış ve maksimum yerleştirme torku kaydedilmiştir. Tork ölçer tornavidanın ters yönde 1mm çevrilmesi ile çıkarma torku değerleri kaydedilmiştir.Çalışmanın sonucunda elde edilen bulgular değerlendirildiğinde; self-drilling, pre-drilling ve lazer gruplarında maksimum yerleştirme torku ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir. Self-drilling grubunun (17,76±1,5) maksimum yerleştirme torku ortalamaları, pre-drilling (10,49±1,36) ve lazer (9,29±1,3) gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Pre-drilling (10,49±1,36) grubunun maksimum yerleştirme torku ortalamaları ise lazer (9,29±1,3) grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Çıkarma torku ortalamaları incelendiğinde, self-drilling (16,95±1,52), pre-drilling (10,2±1,19) ve lazer (9,8±1,09) gruplarının maksimum çıkarma torku ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir. Self-drilling (16,95±1,52) grubunun çıkarma torku ortalamaları pre-drilling (10,2±1,19) ve lazer (9,8±1,09) gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş; pre-drilling ve lazer gruplarının çıkarma torku ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir.Çalışmamızın ana sonucu lazer ile rehber delik uygulama yönteminin, pre-drilling ve self-drilling yöntemleri ile minividanın stabilitesi açısından karşılaştırıldığında, lazer grubunun maksimum yerleştirme torku değerlerinin self-drilling ve pre-drilling gruplarının maksimum yerleştirme torku değerlerinden anlamlı derecede düşük olması ve çıkarma torku değerlerinin ise self-drilling grubundan az ve pre-drilling grubu ile benzer sonuçlar vermesidir.
Yeni geliştirilen mini implant ring aparatının farklı yönlerdeki kuvvetler karşısında minivida stabilitesi ve kuvvet direncine olan etkisi
Bu çalışmanın amacı, in-vitro ortamda farklı iki açıda yerleştirilen normal minividalar ile boyun kısmına mini implant ring (MİR) aparatı uygulanmış olan minividaların, farklıyönlerdeki kuvvetler karşısında başlangıç stabilitelerini analiz etmek ve karşılaştırmaktır.Bu amaçla çalışmada, 80 adet 1,6 mm çapında 8 mm uzunluğundakonik TM (Trimed, Ankara, Türkiye) minivida ve 40 adet MİR aparatı kullanılmıştır. Çalışmadaki bütün minividalar ve MİR aparatları laboratuvar ortamında sığır kalça kemiğinden elde edilen örneklere uygulanmıştır. Uygulama öncesi sığır kalça kemiği örneklerinin kortikal kemik kalınlıklarının (KKK) belirlenmesi amacıyla bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri elde edilmiştir. Elde edilen KKK verileri doğrultusunda, 1 mm ile 1,5 mm arasında değişen değerlerde kortikal kemik kalınlığı olan kemik örnekleri, minividaların örneklere homojen dağılımı gerçekleşecek şekilde istatistiksel olarak gruplandırılmıştır.Çalışmada minividalar dört ayrı grup halinde kliniğimizde geliştirdiğimiz açılı minivida yerleştirme aparatı ile kemik yüzeylerine yerleştirilmiştir. Minividalar iki farklı yerleştirme açısında (70° ve 90°) kemik yüzeylerineuygulanmış, iki grupta bulunan minividalara MİR aparatı uygulanmıştır. Çalışmadaki birinci grup 30 adet 70°'lik açı ile yerleştirilmiş normal minividalar, ikinci grup 30 adet 70°'lik açı ile yerleştirilmiş MİR'li minividalar, üçüncü grup 10 adet 90°'lik açı ile yerleştirilmiş normal minividalar ve dördüncü grup ise 10 adet 90°'lik açı ile yerleştirilmiş MİR'li minividalardan oluşmaktadır.Çalışmadaki bütün minividaların, yerleştirme sırasında tork ölçer tornavida (Checkline TSD 50, USA) ile maksimum yerleştirme torku (MYT) değerleri ölçülmüştür. Daha sonra Instron test cihazı ile 70°'lik açı ile yerleştirilmiş olan minividalara 3 farklı yönde, 90°'lik açı ile yerleştirilmiş olanminividalara tek yönde minivida başı 0,6 mm yer değiştirene kadar kuvvet uygulanmış, minividaların gösterdikleri kuvvet direnç değerleri ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Kuvvet direnci (KD) testi gerçekleştirilen minividalar, tork ölçer tornavida ile maksimum çıkarma torku (MÇT) değerleri ölçülerek kemikten çıkarılmıştır.Bulgular istatistiksel olarak değerlendirildiğinde, 70°'lik yerleştirme açısı ile yerleştirilen minividaların MYT, KD ve MÇT değerleri 90°'lik yerleştirme açısı ile yerleştirilen minividaların MYT, KD ve MÇT değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). MİR'liminividaların MYT, KD ve MÇT değerleri, MİR uygulanmamış olan normal minividaların MYT, KD ve MÇT değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). 70°'lik açı ile yerleştirilmiş olan normalminividaların KD değerleri, lateral yöndeki kuvvetler karşısında anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). 70°'lik açı ile yerleştirilmiş olan MİR'li minividaların KD değerleri, minivida uzun ekseninin kuvvetin etki çizgisi ile aynı yönde olduğu 70° MİR'li geniş açı grubunda diğer gruplara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0,05).Sonuç olarak, 70°'lik yerleştirme açısı ve MİR aparatı minividaların başlangıç stabilitelerini anlamlı derecede arttırmış ve kuvvet uygulama yönleri ile ilgili olarak normal ve MİR'li minivida gruplarında farklı sonuçlar gözlenmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, minividaların 70°'lik açı ile kemik yüzeyine yerleştirilmesi ve özellikle kortikal kemik kalınlığının düşük olduğu bölgelerde MİR aparatının uygulanması tavsiye edilmektedir.Anahtar kelimeler: Minivida, mini implant ring (MİR) aparatı,yerleştirme açısı, başlangıç stabilitesi.
Klorheksidin jelin farklı implant sistemlerinde abutment vidası üzerine etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
mplant tedavisi gelişen teknolojisi sayesınde tek diş eksikliklerinde, pariyel ve total dişsizlik vakalarında sıklıkla ve başarı ile kullanılan vazgeçilmez bir tedavi seçeneğidir. İmplant tedavisi tüm bu avantajlarına rağmen mekanik ve biyolojik komplikasyonlarınedeniyle klinisyenleri sıkıntıya sokan durumlar oluşturmaktadır. Bu mekanik ve biyolojik komplikasyonlar içersinde en sık karşılaşılan komplikasyonlar vida gevşemesi ve kronik peri-implanitistir. Bu çalışmanın amacı implant abutment birleşimine lubrikant bir ajan olan klorheksidin jel uygulamasının abutment vidalarının geri sökülme tork değerleri üzerine biyolojik açıdan olduğu gibi mekanik bir katkısının da olup olmadığı incelemektir. Toplamda 24 adet yeni implant, abutment ve vidaları(Astra, Zimmer, Straumann Bone Level, Straumann Standart Plus) akrilik rezin içine gömüldükten sonra kuru ve klorheksidin uygulanacak iki gruba ayrıldı. Klorheksidin grubunda implant abutment vidasının arasındaki yivlere klorheksidin jel uygulanırken, kuru grupta herhangi bir ajan uygulanmayarak tüm abutmentlar dijital tork ölçer aleti ile firmaların önerdiği tork değerlerinde sıkılıp 5 dakika bekletildikten sonra söküldü. Bu işlem her implant için 15 kez tekrarlandı. Deneyin ikinci kısmında ise her iki grup termosiklus uygulamasından sonra elde edilen geri sökülme tork değerleri kaydedildi. Elde edilen tüm veriler student t test ve oneway anova testi ile istatistiksel olarak değerlendirildi (p<0.05). Strauman Bone Level implantları kuru ve klorheksidin uygulanmış haliyle başlangıç tork değerlerine göre en az kayıp ile geri sökülen implant olmuşlardır (2.66Ncm ve 3.91Ncm sırasıyla), Astra implantları ise kuru ve klorheksidinli ortamda en çok kayıp ile geri sökülen implant olmuştur (4.01Ncm ve 6.23Ncm sırasıyla). Sonuç olarak kuru ve klorheksidinli ortamda tekrarlayan sıkılma ve sökülme işlemini takiben başlangıç tork değerlerinde her zaman kayıp görülmüştür. Antimikrobiyal bir ajan olarak kullanılan klorheksidin jelin geri söküm tork değerlerini düşürdüğü, termosiklus uygulamasının ise herhangi bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Dental implant, Klorheksidin, Geri söküm torku iii
Farklı sutur ossifikasyon derecesine sahip hastalarda, mini-vida destekli hızlı üst çene genişletmesinin; yüz, kafa tabanı ve temporomandibular eklem bölgesindeki etkilerinin 3 boyutlu sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, farklı sutural ossifikasyon derecelerinde, mini-vida destekli hızlı üst çene genişletmesinin (MDHÜÇG) yüz, kafa tabanı ve eklem bölgesindeki stres ve yer değiştirme miktarlarının sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda farklı sutural ossifikasyon derecelerine sahip modellere MDHÜÇG yapılmıştır. Modellerimiz; Tip A: Tüm suturlardaki ossifikasyon tamamlanmamış bir model, Tip B: Tüm suturlardaki ossifikasyon kısmen tamamlanmış bir model, Tip C: Tüm suturlardaki ossifikasyon tamamlanmış bir model, Tip D: Midpalatal sutur ossifikasyonu kısmen tamamlanmış, çevresel sutur ossifikasyonu tamamlanmış bir model. Maksillaya transversal yönde 100 Newton kuvvet uygulanmış ve ortaya çıkan gerilme ve yer değiştirme miktarları değerlendirilmiştir. Analiz için Algor Fempro (ALGOR, Inc. 150 Beta Drive Pittsburgh, PA 15238-2932 USA) yazılımından yararlanılmıştır. Bulgular: Modellerdeki en yüksek stresler mini vidaların çevresinden sonra midpalatal suturda görüldü. Maksillanın çevresel suturlarında Tip D'nin Tip B den daha çok stres aldığı görülmüştür. Tip C ile Tip D grubunda ise oluşan stresler arasında çok büyük bir farklılık bulunmamıştır. Foramen ovaledeki en büyük stres Tip C ve Tip D grubunda görülmüştür. SOS'daki en büyük stresler ise Tip A ve Tip B grubunda görülmüştür. Midpalatal sutur transversal eksende, posteriorda anteriora oranla daha çok açılma gerçekleşmiştir. Kondil yukarı ve öne doğru hareket ettiği ve mandibulanın anterior rotasyon yaptığı görülmüştür. Sonuç: MDHÜÇG dik yön büyümesine sahip maksiller darlık gösteren hastalar için kullanılabilir. MDHÜÇG'nin farklı gelişim dönemlerinde kullanılmasında herhangi bir sakınca görülmemektedir. Ossifikasyon derecesi arttıkça kafa tabanında görülen stresler artmış olarak bulunsa da bu streslerin ihmal edilebilir düzeyde olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: mini-vida, hızlı üst çene genişletmesi, sutur ossifikasyon, sonlu elemanlar analizi
Spinal enstrumantasyon cerrahisinde 3D BT navigasyon sistemi ve serbest el tekniği ile yerleştirilen pedikül vidalarının pozisyonlarının retrospektif olarak karşılaştırılması
Amaç: Spinal cerrahi günümüzde giderek artan bir sıklıkta uygulanmaktadır. Omurga deformiteleri, spinal stenoz ve omurga kırıklarında pedikül vidalarıyla enstrumantasyon yaygın kullanılan bir yöntemdir. Bu enstrumantasyon uygulamasının, medulla spinalis, sinir kökleri, büyük damar ve iç organların yakın komşulukları nedeniyle uygun şekilde yapılması önem taşımaktadır. Pedikül vida uygulaması serbest el tekniği, floroskopi eşliğinde, 3D-BT navigasyon rehberliğinde ya da robotik sistemler kontrolünde yapılabilir. Çalışmamızda amaç kurumumuzda serbest el tekniği ve 3D-BT navigasyon rehberliğinde yerleştirilmiş pedikül vidalarının pozisyonlarını uygunluk açısından retrospektif olarak karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 2016-2018 yıllarında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde kifoz ve skolyoz tanıları olan posterior yaklaşımla spinal enstrumantasyon uygulanmış hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Vida pozisyonları Gertzbein and Robins sınıflamasına göre hem transvers hem de anterior penetrasyon açısından değerlendiridi (A:0 mm penetrasyon, B:<2mm,C:<4mm, D:<6mm, E:<6mm). Bulgular: Aynı cerrah tarafından opere edilmiş, toplam 73 hasta çalışmaya dahil edildi. Serbest el tekniği ile 40 hastaya 962 adet, 3D-BT navigasyon eşliğinde 33 hastaya 702 adet vida yerleştirilmiş olduğu gözlendi. Sonuç: 3D-BT navigasyon rehberliğinde yerleştirilmiş olan vidaların transvers penetrasyon açısından ( A: 629 (%89,6); B: 39 (%5,6); C:14 (%2); D:11(%1,6); E:9 (%1,3)), serbest el tekniği ile yerleştirilmiş olan vidalara (A:736 (%76,5); B:116 (%12,1); C:59 (%6,1); D:39 (%4,1); E: 12 (%1,2)) kıyasla, istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha iyi pozisyonda yerleştirilmiş olduğu görüldü. Anterior penetrasyon açısından da yine 3D-BT Navigasyon grubunda daha başarılı sonuçlar gözlendi. Ayrıca her iki grupta da lomber vertebralardaki vidaların torakal vertebralardakilere göre daha iyi pozisyonda yerleştirilmiş olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: 3D-BT, Navigasyon, Serbest el, Pedikül vidası, Enstrumantasyon
Nöromonitör kullanılarak enstrumante edilen omurga pedikül vida pozisyonlarının radyolojik olarak değerlendirilmesi
Bu çalışma enstürmantasyonda intraoperatif nörofizyolojik nöromonitörizasyon kullanılan hastalarda pedikül vida pozisyonlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya Nisan 2011-Mayıs 2014 tarihleri arasında başvuran ve kliniğimizde opere edilen hastalar dahil edildi. Değerlendirilen 58 hastadan biri nöromonitör uyarısı olmaksızın postoperatif yeni nörolojik defisit gelişimi nedeni ile çalışma dışı bırakıldı. Çalışmadaki 57 hastanın 31'i (%54.4) erkek, 26'sı (%45.6) kadındı. Hastaların 21'i deformite, 31'i malignensi, 5'i osteoporoza bağlı çökme kırığı nedeni ile opere edildi. Hastaların tamamına total intravenöz anestezi uygulandı. Hastalara toplam 1167 pedikül vidası kullanıldı. Torakal bölgeye 817, lomber bölgeye 335 vida kullanıldı, toplam 66 tanesinde medial duvar penetrasyonu izlendi. Torakal bölgede 41, lomber bölgede 25 penetrasyon tespit edildi. En sık penetrasyon izlenen seviyeler %13,8 ile T12 ve L1'di. Torakal bölgeye kullanılan vidaların %5'inde, lomber bölgeye kullanılan vidaların %7'sinde penetrasyon izlendi. Torakal ve lomber bölgede penetrasyon açısından anlamlı fark bulundu (p=0,009). Nöromonitörizasyon güvenirliliği %98.3 olarak belirlendi. Vida penetrasyonu ile hastalık grupları arasında anlamlı fark bulunamadı (p=0,332). Penetrasyon ile kullanılan vida sayısı arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,009). Hastalarımızda vida sayısı ile operasyon süresi arasında pozitif yönde zayıf bir korelasyon gözlendi (r=0.293 , p=0.027). Hastalarımızda vida sayısı ile kan kaybı arasında pozitif yönde orta düzeyde bir korelasyon gözlendi(r=0.499, p=0.001). Sonuç olarak, çalışmamızda nöromonitörizasyon vida penetrasyonunu tam olarak engellememekle birlikte yeni nörolojik defisit gelişimini önlemede hasta güvenliğini arttırıcı bir yöntem olarak değerlendirildi.
Dar çaplı implantlarda açılı ve düz titanyum abutment vidalarının farklı dinamik yüklemeler sonucu oluşan tork kaybı ve vida gevşemesinin in-vitro incelenmesi
Bu tez çalışmasında amacımız; dar çaplı implantlar üzerinde, açılı ve düz abutmentların farklı dinamik yükleme siklusları sonrası oluşan tork kaybı ve vida gevşeme değerlerini in-vitro olarak incelemek ve dinamik yükleme öncesi değerler ile karşılaştırmaktır. Yöntem ve Gereç: Çalışmamızda, 40 adet 3,5 mm çaplı 10 mm boyunda implantlar ve üst yapı olarak 20 adet düz, 20 adet 15° açılı titanyum abutmentlar kullanılmıştır. Örnekler, 4 alt gruba ayrılmıştır: 1.grup: Düz abutmentların 3x105 kez dinamik yüklenmesi (Grup: D3), 2.grup: Düz abutmentların 6x105 kez dinamik yüklenmesi (Grup: D6), 3.grup: 15° açılı abutmentların 3x105 kez dinamik yüklemesi (Grup: A3), ve 4.grup: 15° açılı abutmentların 6x105 kez dinamik yüklenmesidir (Grup: A6). Dinamik yükleme siklusu öncesi her abutment vidası 3 kez 30 N.cm tork ile sıkılıp ardından gevşetme işlemine tabi tutulmuştur. Oluşan gevşeme tork değerleri (1. 2. ve 3. GTD) not edilmiştir. Daha sonra örnekler yeni vida ile 30 Ncm tork ile sıkılıp dinamik yükleme işlemlerine tabi tutulmuştur. Dinamik yükleme sikluslarından sonra GTD'ler 4.GTD olarak not edilmiştir. Ayrıca yorulmuş vida son kez sıkma-gevşetme siklusuna tabi tutulmuş ve 5. GTD elde edilmiştir. Sonuç olarak her örnek için toplam 5 adet GTD elde edilmiştir. Bu değerler, gruplar içinde ve gruplar arasında tekrarlayan ölçümlerde ANOVA, iki yönlü ANOVA ve Tukey HSD testleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Dinamik yükleme sikluslarından sonra gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05) (D3: 26,43±0,72, D6: 26,05±0,75, A3:26,40±0,73, A6:26,27±0,80). Tüm gruplarda; 4. GTD; 1. 2. ve 3. GTD'lerden anlamlı olarak düşüktür (p<0.05). Gruplar arası 4. GTD'ler arasında anlamlı bir fark yoktur. 5. GTD'ler için; sadece A6 grubunda 1. 2. ve 3. GTD'lerden anlamlı olarak düşük iken (p<0.05), D3, D6 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p> 0,05). A3 grubunda 5. GTD ile 2. GTD arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Sonuç: Dinamik yükleme GTDyi anlamlı ölçüde azaltmaktadır. Dinamik yükleme öncesi açılı abutmentlar, düz abutmentlara göre daha yüksek başlangıç GTD göstermişlerdir. 5.GTD sonuçlarına göre; D3 ve D6 gruplarında 5.GTD ile 1. 2. ve 3. GTD arasında anlamlı fark yok iken, A6 grubunda 5.GTD ile 1. 2. ve 3. GTD arasında, A3 grubunda 5.GTD ile 2. GTD arasında anlamlı fark vardır. Özellikle açılı abutment kullanımında yorulmuş vidanın yeni vida ile değiştirilmesi daha faydalı olabilir.
Çocuk ön kol kırıklarında cerrahi tedavide kircshner teli ile plak ve vida fiksasyonunun karşılaştırılması
Amaç: Önkol kırıkları çocukluk çağının sık görülen kırıklarındandır. Erişkinlerden farklı olarak kapalı redüksiyon ve alçılama en iyi tedavi yöntemidir. Tedavi amaçları kabul edilebilir miktarda kapalı redüksiyonun sağlanması ve kemiklerin kaynaması sağlanana kadar alignmentin sağlanmasıdır. Eğer kapalı redüksiyon sağlanamassa veya devam ettirilemediği durumlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Kapalı redüksiyonun en önemli başarıları hızlı iyileşme kapasitesi ve çocuk kemiklerinin remodeling kapasitesidir. 10 yaşından genç hastaların ön kol distal kırıklarının rotasyonel ve angüler deformiteleri 10 yaşından büyük olanlardan daha iyi remodelize olur. 14 yaşından büyük hastalarda ise ön kol kırıkları erişkin hastalar gibi tedavi edilmelidir. Cerrahi tedavi seçeneğinde implant seçimi bir başka tartışmalı konudur. K teli ve alçılama, eksternal fiksasyon, çapraz K teli ile fiksasyon, plak ve vida osteosentezi ve intramedüller ostoeosentez cerrahi tedavi seçenekleridir. Çapraz K teli ile fiksasyon distal ön kol kırıkları cerrahi tedavisinde kullanabilir. Kemiklerin ince diyafize sahip olmasından dolayı ön kol gövde kırıklarının tedavisinde uygun değildir. Eksternal fiksasyon ciddi yumuşak doku hasarlarıyla birlikte olan kırıklarda kullanılabilir fakat çocukluk çağında nadiren kullanılır. En popüler cerrahi seçenekler plak vida osteosentezi ve K teli (intramedüller veya çapraz) fiksasyonudur. Yöntem: Bu çalışmada ön kol çift kırığı bulunan ve Mart 2011 ile Mayıs 2015 arası cerrahi tedavi uygulanan 5-16 yaş aralığındaki 48 olgu retrospektif olarak değerlendirildi. K teli ile osteosentez yapılan 30 hasta Grup 1, plak vida ile osteosentez yapılan 18 hasta ise Grup 2 olarak ayrıldı. Her iki grubun kaynama oranları ve komplikasyonlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 12,10 olarak hesaplandı (SD 2,777). Hastaların %95.8'i erkek, % 4,2'si kızdı. Kırıkların % 52,1'i sağ, % 47,9 sol tarafydı. Travma etyolojisinde % 81,2 oran ile düşme ilk sıradaydı. Kırıkların % 89,6'sı kapalı ,% 10,4'ü açık kırıktı. Kırıkların % 54,2 si distal 1/3'lük kısımdaydı. Hastaların ortalama kaynama süresi 8,81 haftaydı. Sonuç: Her iki grupta kaynama ve komplikasyon oranları açısından anlamlı fark saptanamadı. Anahtar Kelimeler: Çocuk Ön Kol Kırıkları, Kaynama, Komplikasyon.
Farklı ağız bakım ajanlarının ortodontik mini vida çevresindeki floraya olan etkilerinin in-vivo olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı ağız bakım ajanlarının ortodontik tedavi gören hastalara uygulanan mini vida çevresindeki floraya olan etkilerinin in-vivo olarak incelenmesidir. Sabit ortodontik tedavi gören 55 hastadaki 80 mini vida çalışma için seçilmiş ve mini vidalar rastgele 4 gruba ayrıldı. 1. gruptaki hastalar tarafından 1450 ppm flor içerikli diş macunu (Grup 1), 2. gruptaki hastalar tarafından 1450 ppm flor içerikli diş macunu ve %0,12 klorheksidin içerikli gargara (Grup 2), 3. gruptaki hastalar tarafından 1450 ppm flor içerikli diş macunu ve Listerine gargara (Grup 3), 4. gruptaki hastalar tarafından 1450 ppm flor içerikli diş macunu ve steril su spreyi (Grup 4) 3 haftalık süreyle kullandırıldı. Başlangıçta (T0) ve ağız bakım ajanının kullanıldığı 3 haftalık süre sonunda (T1), paper point yardımıyla biyolojik örnekler toplandı. Ardından tüm örnekler mikrobiyoloji laboratuvarında flora sayımı için kültüre edildi. Hastaların ajan kullanım performansları ve mini vida bölgesindeki periodontal indeks değerleri ölçüldü. Sonuç olarak Grup 2, Grup 3 ve Grup 4'te mini vida etrafındaki toplam mikroorganizma sayısı, Grup 1'e göre daha çok azaldı. Grup 1 haricindeki 3 grubun birbirleriyle olan karşılaştırmasında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Mikroorganizma türünde değerlendirme yapıldığında, T1 zamanında tüm gruplar için, herhangi bir mikroorganizma sayısında istatistiksel olarak anlamlı değişiklik gözlenmedi. Sonuç olarak Grup 2, Grup 3 ve Grup 4'teki ağız bakım ajanları, mini vida etrafındaki hijyeni sağlamak ve florayı azaltmak için kullanılabilir.
Vertebrae cervıcales'in anatomik olarak incelenmesi
Servikal omurgada yapılan cerrahi işlemlerde temel hedef bölge anatomisine zarar vermeden, sinir ve damar yapılarına baskıyı azaltmak ve rijit fiksasyondur. Omurgaya yapılan cerrahi işlem sırasında omurilik hasarının oluşması durumunda yaşam kalitesini bozan ya da ölüme sebep olabilen komplikasyonlar gelişebilir. Güvenli bir cerrahi için vidanın vertebra'ya yerleştirildiği bölge ve vidanın kemiğin içerisine ne kadar gireceğini saptamak için bölge anatomisinin iyi bilinmesi önemlidir. Foramen transversarium'un boyutu ve şekli a. vertebralis'i etkileyerek; baş ağrısı, migren, bayılma atakları gibi durumları ortaya çıkarabilmektedir. Bu çalışmanın amacı servikal vertebra cerrahisinde kullanılmak üzere morfometrik ölçümler yapmak ve servikal vertebra'ların morfolojisini inceleyerek, temel ve klinik bilimlere katkı sağlamaktır. Bu çalışmada deformasyona uğramamış ve ölçüm parametrelerinin belirgin olduğu, cinsiyet ve yaşları bilinmeyen servikal vertebra'lar incelendi. Atlas, axis ve vertebrae cervicales III-VII'de toplam 50 parametre değerlendirildi. Bulgular istatistiksel olarak analiz edildi. Pedikül yüksekliğinin pedikül genişliğinden fazla olduğu tespit edildi. Servikal vertebra cerrahisinde kullanılan vidaların çaplarının büyük olması durumunda pedikül fraktürü sonucu implantın gevşemesi ya da komşu visseral yapılarda yaralanma gelişebilmekte, pedikülün genişliği, yüksekliği ve uzunluğu pedikül vidası yerleştirirken vidanın çapı ve boyunun belirlenmesinde önem arz etmektedir. Bu çalışmada elde edilen bilgilerin beyin cerrahisi, radyoloji ve ortopedi başta olmak üzere temel ve klinik bilimlere katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Transpediküler vida gönderilen spinal vakaların vida pozisyonlarının retrospektif analizi
Amaç: Çalışmamızda 14-81 yaş arası elektif ve acil şartlarda çeşitli tanılarla opere olarak transpediküler vida gönderilen hastaların, vida pozisyonlarının retrospektif incelenerek vida malpozisyonuna bağlı gelişen komplikasyonların azaltılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Retrospektif çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğin de Ocak-2012 ile Eylül-2016 tarihleri arasında spinal stenoz (11 olgu), spondilolistezis (17 olgu), travma (45 olgu), lomber disk hernisi (2 olgu), spinal tümör (18 olgu) ve spinal enfeksiyon (7 olgu) tanısıyla tedavi edilen 100 olgu incelendi. Olgular operasyon sonrası 72 saat içerisinde ön arka, lateral direkt grafi ve bilgisayarlı tomografi ile değerlendirildi. Olguların yaşı, cinsiyeti, her hastaya konan vida sayısı, operasyon sonrası defisitleri, operasyon sonrası komplikasyon olup olmadığı (yara yeri enfeksyonu, dura hasarı ve BOS fistülü, yara iyileşmesinde gecikme sonucu yara debridmanı yapılması), hangi seviyeye kaç adet vida atıldığı, malpoze konumdaki vidaların hangi seviyede olduğu ve bunların ne kadarının revizyon cerrahisine alındığı belirlendi. Elde edilen veriler SPSS 20 For Windows programı ile analiz edildi. Bulgular: Yerleştirilen 692 adet transpediküler vidanın 610 adedi (%88,15) normal olarak değerlendirildi. Vidaların 82 adedi (%11,85) malpoze olarak değerlendirildi ve bunların 5 adedi (%6,10) revizyon yapılarak tekrar yerleştirildi. Anterior perforasyon 4 (%0,66), medial perforasyon 39 (%6,39), lateral perforasyon 38 (%6,23), superior perforasyon 0 (%0) ve inferior perforasyon 1 (%0,16) olarak belirlendi. Mediale malpoze olan 39 adet vidanın 24 adedi (%61,54) torakal seviyede, 15 adedinin (%38,46) lumbosakral seviyede olduğu görüldü. Laterale malpoze olan 38 adet vidanın 35 adedi (%92,11) torakal seviyede, 3 adedinin (%7,89) lumbosakral bölgede olduğu görüldü. Malpozisyone olmuş 82 vidanın % 24,4'ü (20 adet) Grade 1 (0-2 mm), % 53,7'si (44 adet) Grade 2 (2-4 mm), ve % 15,9'u (13 adet) Grade 3 (4mm fazla) olduğu görüldü. Sonuç: Komplikasyonlardan kaçınmak için iyi bir anatomik ve biyomekanik bilgiye sahip olmak gerekir. Cerrahın vida yerleştirmedeki deneyimi doğru vida yerleştirme oranını arttırmaktadır. Operasyon öncesinde BT görüntüleme ile pedikül açıları ve çaplarının ölçülmesi, operasyon esnasında ölçülen açı ve çaplara göre vida yerleştirilmesi, vida malpozisyonlarındaki oranı düşürmekte etkilidir. Anahtar Kelimeler: Transpediküler vida, Malpozisyone vida, Spinal enstrümantasyon
Dört farklı ortodontik mini vidanın yerleştirme torku ve stabilite değerlerinin karşılaştırılması
Bu in-vitro çalışmanın amacı, dört farklı boyutta ve iki farklı yerleştirme açısı ile yerleştirilen mini vidaların, iki farklı yönde uygulanan kuvvetler karşısında, yerleştirme torku değerleri ile kuvvet direnci değerlerini analiz etmek ve stabilitelerini karşılaştırmaktır. Çalışmada dört farklı boyutta (1.6x8, 1.6x10, 2.0x8, 2.0x10), iki farklı yerleştirme açısında (70 ve 90 derece) ve her grupta 20 adet olacak şekilde toplam 160 adet ortodontik mini vida sığır kalça kemiğine yerleştirilmiştir. Tüm mini vidaların yerleştirme sırasında tork ölçer tornavida (Checkline TSD 50, USA) ile maksimum yerleştirme tork değerleri ölçülmüştür. Daha sonra Testometric (M500, 25kN; Testometric, Rochdale, Lancashire, İngiltere ) test cihazı ile mini vida uzun eksenine dik ve 70 derece kuvvet uygulanarak, 1,5 mm yer değiştirene kadar gösterdikleri direnç değerleri ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Gruplar arası maksimum yerleştirme tork değerleri ve kuvvet direnci değerleri ölçülüp karşılaştırılmıştır. Veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Yetmiş derecelik açı ile yerleştirilen mini vidaların maksimum yerleştirme tork ve kuvvet direnci değerleri, 90 derecelik yerleştirme açısı ile yerleştirilen mini vidaların maksimum yerleştirme tork ve kuvvet direnci değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.001). Sonuç olarak mini vidaların çapı, boyu ve yerleştirme açısı maksimum yerleştirme tork ve kuvvet direnci değerleri üzerinde anlamlı etkiye sahiptir. Mini vidaların stabilitesi üzerinde çap ve yerleştirme açısının etkisi boy etkisinden daha fazladır.