Weight loss
81 theses under this subject heading
Armut meyvelerinin soğukta muhafazasına modifiye atmosfer paketleme, aloe vera kaplama ve putresin uygulamalarının etkisi
Araştırma, armut meyvelerinde Aloe vera (AV) jel kaplama, putresin ve modifiye atmosfer paketleme (MAP) uygulamalarının soğukta muhafaza süresince ağırlık kaybı oranı, çürüme oranı, meyve renk tayini, meyve eti sertliği, toplam asitlik miktarı (TA), pH, suda çözülebilir kuru madde miktarı (SÇKM), toplam fenolik içeriği, toplam antioksidan kapasitesi, organik asit içeriği, bireysel fenolik içeriği gibi meyve kalite özellikleri üzerine olan etkilerini belirlemek amacı ile yürütülmüştür. Bu amaçla; kontrol, %66 A. vera, MAP, A. vera+MAP, Putresin, Putresin+MAP olmak üzere altı farklı uygulama belirlenmiştir. Meyveler 1°C ve %90±5 oransal nem içeriğinde 120 gün süre ile muhafaza edilmiştir. Kalite analiz ve ölçümleri, muhafazanın 30, 60, 90 ve 120. günlerinde yapılmıştır. MAP, MAP+Aloe vera jel uygulamaları, Putresin ve Putresin+MAP uygulamaları ile meyve eti sertliğindeki kayıplar daha az olmuştur. MAP, MAP+A. Vera, Putresin ve PUT+A.vera uygulamalarının ağırlık kayıplarının ve çürüme oranının önemli derecede azalttığı görülmüştür. Tüm uygulamalarda meyve renk özelliklerinin (a*,b*,L*) muhafaza edildiği tespit edilmiştir. MAP, AV ve putresin uygulaması ile meyvede SÇKM de artış ve TA oranlarında azalma daha düşük dolayısıyla meyvede olgunlaşma geciktirilmiştir. Bununla birlikte depolama süresince bireysel fenoliklerin ve organik asitlerin içeriğinde meydana gelen değişiklikler MAP, AV ve putresin uygulanmış meyvelerde daha düşük oldu. Çalışma sonucunda, Ankara armudu meyvelerinin soğukta muhafaza süresince MAP, Aloe vera, putresin, MAP+Aloe vera ve MAP+Putresin uygulamalarının muhafaza süresince olgunluğu geciktirme ve kalitenin korunmasında etkin olarak kullanılabileceği kanısına varılmıştır.
Özel Fatih Hastanesi'ne müracaat eden 18-65 yaş arası obez kadınlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ağırlık kaybı üzerine etkisi
Başakıl E., Özel Fatih Hastanesi'ne Müracaat Eden 18-65 Yaş Arası Obez Kadınlarda Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışlarının Ağırlık Kaybına Etkisi, İstanbul, 2018. Bu çalışmada Özel Fatih Hastanesi'ne başvuran 18-65 yaş arası obez kadınlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ağırlık kaybı üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma, Ocak-Mayıs 2018 tarihleri arasında 80 obez kadın bireyin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların, demografik özellikleri, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim sıklıklarını saptamak amacıyla soruşturma yöntemi kullanılarak anket (EK 1) uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri Biolelektrik İmpedans Analizi (BİA) ile saptanmıştır. Fiziksel aktivite düzeylerini belirleyebilmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ-UFAA) kısa formu kullanılmıştır. 52 sorudan oluşan Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ II) bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını belirleme amacıyla uygulanmıştır. Araştırmanın istatistiksel verileri için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 24.0 kullanılmıştır. Çalışma sonucunda bireylerin SYBDÖ II puanlarına bakıldığında toplam ölçek puan ortalaması 131,6±21,2; SYBDÖ II alt ölçek ortalamaları ise beslenme 20,7±7,8; kendini gerçekleştirme 22,5±8,0; sağlık sorumluluğu 26,0±7,6; egzersiz 17,0±4,7; kişilerarası destek 23,5±8,7 ve stres yönetimi 21,9±6,7 olarak saptanmıştır. Bireylerin ağırlık ve BKI değişimleri, vücut yağ kütlesi farkı, bel çevresi ve bel/kalça oranı ortalama farkları ile SYBDÖ II puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır (P<0,05). Fiziksel aktivite düzeyleri ile SYBDÖ II arasında pozitif yönde anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Buna göre aktif olan katılımcıların SYBDÖ II puanlarının diğerlerine nazaran daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada da görüldüğü gibi tıbbi beslenme tedavisine başlanmadan önce bireylere beslenme ve sağlıklı yaşam ilkeleri eğitimi verilmeli, sağlıklı olma halinin sürdürülebilmesi hususunda dengeli ve düzenli beslenmenin oynadığı rol açıkça gösterilmelidir. Anahtar Kelimeler: sağlıklı yaşam biçimi davranışları, beslenme, obezite, ağırlık kaybı
Online diyet yapan ve diyetisyen takibinde diyet yapan bireylerin diyete uyumları ve ağırlık kayıplarının karşılaştırılması
Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve hayatın her alanında internetin kullanılmaya başlanılması ile birlikte insanlarda online diyet talebi oluşmuş, zamandan tasarruf, yiyecek ve içeceklerinin kalori hesaplamalarının kolay olması nedeni ile bu alan giderek popülarite kazanmıştır. Geleneksel şekillerde yüz yüze görüşülen hastalarda göze çarpan problemlerin bir çoğu, online olarak diyet alan kişilerde de gözlenmiş, uzun yıllardır problem olan ve giderek farkındalığın arttığı yeme tutum ve davranış bozuklukları bu kişilerde de dikkat çekici oranlara ulaşmıştır. Bu araştırmanın amacı; Nisan-Mayıs 2017 tarihleri arasında yüz yüze veya online diyetisyen kontrolü altında eğitim verilerek diyet yapan 18-65 yaş grubunun da ki erkek (n:28) ve kadın (n:73) toplam 101 bireyin diyete uyumları ve ağırlık kayıplarını karşılaştırmak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmaya online diyet yapan bireylerin %69,8‟inin kadın, %30,2‟sinin erkek olduğu; yüz yüze diyet yapan bireylerin %74,1‟inin kadın, %25,9‟ünün de erkek olduğu belirlenmiştir (p>0,05).Online diyet yapan bireylerin %60,5‟inin, yüz yüze diyet yapan bireylerin ise %65,5‟inin öğün atladığı belirlenmiştir (p>0,05). Online diyet yapan bireylerin %41,9‟u normal, %37,2‟sinin hafif şişman, %20,0‟unun şişman olduğu saptanmıştır. Yüz yüze diyet yapan bireylerin ise %31‟i normal, %34,5‟i hafif şişman ve şişman olduğu saptanmıştır (p>0,05).Online diyet grubundaki bireylerin kaybettikleri ağırlık ortalamasının 6,82 kg, yüz yüze diyet grubundaki bireylerin kaybettiği ağırlık ortalamasının ise 5,90 kg olduğu saptanmıştır (p>0,05). Gruplar arasındaki ağırlık kaybı ve kaybedilen ağırlığı koruma bakımından farlılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak bireylerin sağlıklı beslenmeyi öğrenmek amacıyla doğru bilgiye ulaşmaları adına internet aracılığı ile de diyetisyen yardımı almansının faydalı olacağı görüşüne varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Diyet, Obezite, Onlıne diyet.
Zayıflama diyeti alan metabolik sendrom hastalarında biyokimyasal ve antropometrik değişkenler ile CD36 düzeyi arasındaki ilişki
Bu çalışma zayıflama diyetine başlayan, yeni tanılı 80 metabolik sendromlu (MetS) hasta üzerinde, zayıflama diyetinin biyokimyasal ve antropometrik değişkenler ile CD36 düzeyine etkisini değerlendirmek amacı ile planlanmıştır. Çalışma, Ordu Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Dahiliye Polikliniğine başvuran yeni tanı MetS'li yaş ortalaması 44,27±10,80 yıl olan 49'u kadın, 16'sı erkek toplam 65 birey ile tamamlanmıştır. Çalışmaya katılan bireylere çalışma başında enerji ve besin öğesi gereksinimleri ve yaşam tarzlarına uygun, 8 haftada en az %5 ağırlık kaybedecekleri bir tıbbi beslenme tedavisi (TBT) verilmiş ve düzenli aralıklarla hastalar takip edilmiştir. Diyet tedavisi öncesi bireylerin genel özellikleri ve beslenme alışkanlıklarına yönelik bilgiler araştırmacı tarafından yüz yüze alınmış; diyet tedavisi öncesi ve 8. haftanın sonunda bireylerin 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ve antropometrik ölçümleri araştırmacı tarafından yapılmış, biyokimyasal ölçümleri hasta dosyasından kaydedilmiş, kan basıncı ölçümleri hekim tarafından yapılmış ve CD36 düzeylerinin belirlenmesi için bir tüp açlık kanı alınıp analiz edilinceye dek -80°C'de saklanmıştır. Çalışma sonunda MetS'li 32 kişi verilen TBT'yi sıkı bir şekilde uygulayarak kadınlar (n=23) -8,85 ± 2,45, erkekler (n=9) -12,34 ± 3,86 kg ağırlık kaybetmiş ve TBT'ye uymayanlara (n=33) kıyasla açlık kan glukoz, LDL, VLDL, total kolesterol, trigliserit, CRP, insülin, Homa-IR, AST, ALT düzeylerinde ve sistolik kan basıncında azalmalar gözlenmiştir (p<0,05). CD36 düzeyleri ile diyetteki yağdan gelen enerji yüzdesinde zayıf düzeyde negatif yönde bir ilişki saptanmıştır (r=-0,358, p<0,05). CD36 düzeyleri ile açlık kan glukozu (r=0,390, p<0,05) arasında zayıf düzeyde; CD36 ile ALT (r=0,402, p<0,05) ve CRP (r=-0,455, p<0,05) arasında ise orta düzeyde pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). CD36 düzeyleri ile vücut ağırlığı, BKİ, kalça çevresi, bel/kalça oranı, vücut yağ kütlesi ve yüzdesi arasında negatif yönlü; yağsız vücut kütlesi ve yüzdesi ile pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Öte yandan çalışma sonunda gruplar arasında CD36 düzeyi açısından bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak; CD36'nın MetS için önemli bir parametre olduğu ancak ağırlık kaybının CD36 düzeylerini etkilemediği söylenebilir.
Vücut ağırlığını azaltmaya yönelik uzaktan beslenme tedavisine uyumun farklı besin tüketim günlüğü yöntemleri ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, pre-obez ve obez yetişkin bireylerde vücut ağırlığını azaltmaya yönelik uzaktan beslenme tedavisinde besin tüketimlerini ve fiziksel aktivitelerini kağıt günlüğe ve mobil uygulamaya kaydettiklerindeki diyete uyumları ve fiziksel aktivite seviyeleri üzerindeki etkisini değerlendirmek ve kağıt günlük ile mobil uygulamanın kullanılabilirliğini karşılaştırmaktır. Çalışmaya 19-65 yaş arası, BKİ'si 25,0-39,9 kg/m2 arası olan 39 birey katılmıştır (nE=8, nK=31). Bireyler toplamda 4 kez değerlendirilmiştir. İlk değerlendirmede (0. Hafta) bireylere anket uygulanmış ve uygun zayıflama diyeti hazırlanarak bir hafta süreyle bir kayıt tutmadan diyete uyum sağlamaları istenmiştir. İkinci değerlendirmede (1. hafta) bireylerden iki gün besin tüketim kaydı araştırmacı tarafından alınmıştır. Rastgele olacak şekilde üç hafta süreyle bazı bireylerden kağıt günlük, bazı bireylerden mobil uygulama kullanarak besin tüketimlerini ve fiziksel aktivite kayıtlarını kaydetmeleri istenmiştir. Üçüncü değerlendirmede (4. hafta), kağıt günlük kullanan bireylerden mobil uygulama, mobil uygulama kullanan bireylerden kağıt günlük kullanmaları istenerek günlük yöntemi değiştirilmiştir. Dördüncü değerlendirmede (7. hafta), kağıt günlük ve mobil uygulama kullanımının uygulanabilirliği değerlendirilmiştir. Ayrıca bireylerin antropometrik ölçümlerinin değerlendirilebilmesi için ilk değerlendirmede bireylere online eğitim verilmiştir ve her değerlendirmede bireyler antropometrik ölçümlerini almıştır. Çalışma sonunda bireylerin kağıt günlük ve mobil uygulama kullandıkları dönemdeki ağırlık, BKİ, bel ve kalça çevresi, bel/kalça oranı ölçümleri değişiminde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Enerji ve besin ögelerinden yalnızca A vitamini (p=0,040), riboflavin (p=0,042), B12 vitamini (p=0,037) ve sodyum (p=0,001) alımlarında anlamlı fark bulunmuştur. Ayrıca bireylerin bu dönemlerdeki aktivite sıklıkları (p=0,003) ve süreleri (p=0,001) arasında da anlamlı fark bulunmuştur. Bireylerin vücut ağırlığını azaltmaya yönelik uzaktan beslenme tedavisine uyumu mobil uygulama kullandıkları dönemde kağıt günlüğe göre daha fazla olduğu görülmüştür. Bireylerin kağıt günlük ve mobil uygulama kullandıkları dönemdeki enerji ve besin ögeleri alımları, fiziksel aktivite sıklık ve süreleri, ağırlık ve BKİ değişimleri arasında korelasyon gözlenmiştir. Bireyler çoğunlukla mobil uygulama kullanımını kolay (%79,5), zaman alıcı değil (%64,1), ulaşılabilir (%61,5), diyete uyum sağlamaya yardımcı (%66,6) olarak değerlendirmiştir. Sonuç olarak diyete uyumu takip etmek için mobil uygulamalar kağıt günlüğe alternatif olabilir. Ancak kağıt günlük ve mobil uygulamaların diyete uyumdaki ve fiziksel aktivite durumlarındaki etkilerinin doğrulanabilmesi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Ağırlık kaybı programına ek olarak verilen krill ve balık yağının obezite ile ilişkili paramatrelere etkisi
Önemli bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilen obezitenin, tedavisinin temelini tıbbi beslenme tedavisi oluşturmakta ve farklı biyoaktif bileşiklerin tedavide etkinliği araştırılmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda balık yağı ve krill yağı gibi kaynaklarla alınan omega 3 çoklu doymamış yağ asitlerinin (n-3 PUFA) obeziteyle ilişkili göstergeler üzerine olumlu etkileri olabileceği önerilmiş, ancak farklı n-3 PUFA kaynaklarının etkinlikleri tam olarak açıklanamamıştır. Bu çalışma, ağırlık kaybı programına ek olarak verilen krill ve balık yağının obeziteyle ilişkili parametrelere olan etkisini belirlemek ve etkinliklerini karşılaştırmak amacıyla planlanmıştır. Randomize kontrollü klinik çalışma olarak planlanan bu çalışma, 1 Ocak 2018 - 1 Ocak 2019 tarihleri arasında Özel IMC Hastanesi (Mersin) Dahiliye Polikliniği'ne başvuran 19-45 yaş arası ve beden kütle indeksi (BKİ) ≥27 ile <35 kg/m2 olan kadın bireyler (n=45) üzerinde yürütülmüştür. Bireyler üç gruba randomize edilerek sekiz hafta boyunca ağırlık kaybı programına ek olarak birinci gruba (krill yağı grubu) 1,4 g krill yağı (204 mg EPA+120 mg DHA/gün), ikinci gruba (balık yağı grubu) 1,0 g balık yağı (180 mg EPA+120 mg DHA/gün) verilmiş; üçüncü gruba (kontrol grubu) ise herhangi bir besin ögesi desteği yapılmamıştır. Bireylerin beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla, ağırlık kaybı programı öncesi ve sekiz hafta sonunda üç günlük besin tüketim kaydı; sekiz haftalık ağırlık kaybı programı süresince ise haftada bir kez 24-saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı alınmıştır. Bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri çalışmanın başında ve sonunda üç günlük fiziksel aktivite kaydı ile değerlendirilmiştir. Bireylerin antropometrik ölçümleri sekiz hafta boyunca her hafta alınmıştır. Bireylerden çalışmanın başında ve sonunda alınan açlık kan örneklerinde serum glukoz, insülin, total kolesterol, düşük dansiteli lipoprotein kolesterol (LDL-K), yüksek dansiteli lipoprotein kolesterol (HDL-K), HDL dışı kolesterol (non-HDL-K), trigliserit (TG), yüksek duyarlıklı C-reaktif protein (hsCRP), tümör nekröz faktör-α (TNF-α), interlökin-6 (IL-6), total antioksidan sistem (TAS), total oksidan sistem (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ) düzeyleri analiz edilmiştir. Ayrıca Homeostatik Model Değerlendirmesi (HOMA-IR) hesaplanmış ve kan basınçları ölçülmüştür. Bireylerin ağırlık kaybı programı başlangıcı ile dördüncü hafta ve sekizinci hafta sonundaki antropometrik ölçümlerinde oluşan değişimler açısından üç grup arasında anlamlı bir fark olmadığı (her biri için p>0,05); sadece bel çevresi (krill:-11,0 cm, balık yağı: -7,0 cm, kontrol: -8,0 cm), bel/kalça oranı (krill: -0,05, balık yağı: -0,03, kontrol: -0,03) ve bel/boy oranında (krill: -0,07, balık: -0,04, kontrol: -0,05) azalma yönündeki değişimlerin krill grubunda anlamlı düzeyde farklı olduğu bulunmuştur (her biri için p<0,05). Bireylerin ağırlık kaybı programı öncesi ve sonrasında ölçülen tüm biyokimyasal bulguları ve kan basıncı ölçüm ortalamaları her üç grupta da benzer bulunmuştur (her biri için p>0,05). Müdahale sonrasında biyokimyasal parametreler ve kan basınçlarında görülen değişimlerden sadece hsCRP ve TNF-α'da görülen azalma yönündeki değişimler krill yağı grubunda anlamlı düzeyde farklı bulunmuştur (her biri için p<0,05). Bu bulgular krill yağının, balık yağına kıyasla inflamasyona ve abdominal yağlanmaya olumlu etkileri olabileceğini göstermekle birlikte, krill ve balık yağının anti-obezite etkilerini tam olarak desteklememektedir. Bu doğrultuda obez bireylerde ideal krill ve balık yağı dozlarının belirlenerek, obezite ve obezite ile ilişkili parametrelere olan etkilerini her iki cinsiyette de inceleyen daha büyük örneklemli randomize kontrollü insan çalışmalarına ihtiyaç vardır.
Farklı sıkletlerde yarışan güreşçilerde kilo düşme yöntemleri ve etkilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, farklı sıkletlerde bulunan güreşçilerin kilo düşmede tercih ettikleri kilo düşme yöntemleri ve etkilerinin belirlenmesidir. Araştırmanın evrenini, Türkiye'de bulunan ve Türkiye Güreş Federasyon'unda minikler, yıldızlar, gençler, büyükler kategorilerinin birinde kayıtlı olup lisanslı güreşçi olarak müsabakalara katılan güreşçiler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise, bu güreşçiler arasından basit seçkisiz yöntem ile seçilen 787 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Bu kapsamda araştırmada verilerin elde edilmesinde kişisel bilgi formu ve Sporcu Kilo Düşme Yöntemleri ve Etkileri ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde istatistik programlarından yararlanılmıştır. Araştırmada minikler, yıldızlar ve gençler kategorilerinde ve bu kategorilerin hafif sıklet ve orta sıklet gruplarında yer alan güreşçilerin bilgi kaynağı olarak antrenörü tercih ettikleri, bu nedenle antrenörlerin güreşçilerin kilo düşmeye yönlendirilmesinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada hafif sıklet, orta sıklet ve ağır sıklet güreşçilerin çoğunluğunun diyet programları ile kilo düşme ve sıvı kaybederek kilo düşme etkinliklerini uyguladıkları tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler ile hafif sıklet, orta sıklet ve ağır sıklet güreşçilerin kilo düşme yöntemleri ve etkileri alt boyutları arasındaki ilişki incelenmiştir. Buna göre hafif sıklet güreşçilerde diyet ile psikolojik etki arasında pozitif yönde, orta düzeyde (r=,480; p<,05); sıvı kaybı ile fizyolojik etki arasında pozitif yönde, orta düzeyde (r=,423; p<,05) anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Orta sıklet güreşçilerde ise diyet ile fizyolojik etki arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde (r=,155; p<,05); diyet ile psikolojik etki arasında pozitif yönde, orta düzeyde (r=,358; p<,05) sıvı kaybı ile psikolojik etki arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde (r=,305; p<,05) anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ağır sıklet güreşçilerin kilo düşme yöntemleri ve etkileri incelendiğinde; diyet ile fizyolojik etki arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde (r=,142; p<,05); diyet ile psikolojik etki arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde (r=,213; p<,05); sıvı kaybı ile fizyolojik etki arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde (r=,222; p<,05); sıvı kaybı ile psikolojik boyut arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde (r=,217; p<,05) anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Fazla kilolu ve obez bireylerde direnç egzersizi ve diyetin vücut kompozisyonu ile sağlığa etkisi
Bu araştırmanın amacı, fazla kilolu ve obez bireylerde diyet ve diyete ek olarak direnç egzersizi programlarının vücut kompozisyonu ve kan parametreleri üzerine etkilerinin retrospektif olarak karşılaştırmaktır. Özel bir spor stüdyosuna devam eden 18-65 yaş arası toplam 260 kadın ve erkeğin dosyası araştırmaya dahil edilme kriterleri çerçevesinde taranmıştır. Çalışmaya, 12 hafta boyunca sadece diyet programı (n=47; 22 kadın, 25 erkek) ve diyet programına ek olarak haftada 2 veya 3 gün orta şiddette direnç egzersizi programına katılan (n=55; 28 kadın, 27 erkek), beden kütle indeksi ≥25 kg/m2 olan, sağlık problemi olmayan, fazla kilolu ve obez bireylerin verileri dahil edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, grup içi karşılaştırmalarda Wilcoxon testi kullanılmıştır. Her iki cinsiyette de 3 aylık diyet ve diyet+egzersiz uygulamaları yağsız vücut ağırlığı dahil tüm vücut kompozisyonu değişkenlerinde, glikoz metabolizması göstergelerinde, HDL dışındaki tüm lipit profili göstergelerinde ve karaciğer enzimlerinde anlamlı azalmaya yol açmıştır (p<0,05). Diyet+egzersiz uygulayan kadınlarda, vücut ağırlığı, beden kütle indeksi ve yağsız vücut kütlesi, sadece diyet uygulayan kadınlara göre daha fazla azalmıştır (p<0,05). Erkeklerde diyet ve diyet+egzersiz uygulamalarının vücut kompozisyonuna etkileri benzerdir (p>0,05). Diyet ve diyet+egzersiz uygulamalarının her ikisi de kadın ve erkeklerde, açlık kan şekeri, HbA1c ve HOMA-IR değerlerini azaltmış (p<0,05), ancak iki uygulamanın etkileri benzer bulunmuştur (p>0,05). Her iki program da total kolesterol, trigliserit ve LDL düzeylerini kadın ve erkeklerde azaltmış (p<0,05), ancak etki düzeyleri benzer bulunmuş (p>0,05). Bu bulgu, direnç egzersizinin TG, LDL ve total kolesterol düzeylerindeki düşüşe ek bir katkısı olmadığını göstermiştir. HDL kolesterol düzeyleri; diyet+egzersiz grubunda artarken (p<0,00), sadece diyet yapan katılımcılarda düşme eğilimi göstermiştir (kadınlarda p<0,05, erkeklerde p>0,05). Üç aylık diyet ve diyet+egzersiz uygulamalarının her ikisi de karaciğer fonksiyon testi göstergelerinin tamamında azalmaya yol açmıştır (p<0,05). Diyete ek olarak uygulanan egzersizin AST, ALT ve GGT üzerinde herhangi bir ekstra değişikliğe yol açmadığı saptanmıştır (p>0,05). Bu çalışmanın bulguları; fazla kilolu ve obez bireylerde diyetin vücut kompozisyonu ve genel sağlık üzerinde pozitif etkisi olduğunu, diyete ek olarak uygulanan orta şiddette direnç egzersizinin ise ilave bir etkisinin olmadığını göstermiştir.
Telefon uygulaması destekli beslenme eğitiminin ağırlık kaybına etkisi
İnternet bazlı uygulamalar ulaşılabilirlik ve geniş erişim imkanı sebebiyle ağırlık kaybı programlarında bireyler için potansiyel destekleyicilerdir. Bu uygulamalarla bireylerin yaşam tarzı değişikliği hedef alınmaktadır. Bu tez çalışması; telefon uygulaması destekli beslenme eğitiminin standart eğitime göre ağırlık kaybına etkisini değerlendirmeyi amaçlayan randomize kontrollü bir çalışmadır. Telefon uygulamasının kişilerin diyete uyumunu ve motivasyonu artıracağı varsayılmıştır. Kişilerin antropometrik ölçümleri ile beslenme özellikleri, Vücut Ağırlığı Öz Yeterlilik Yaşam Tarzı (WEL test), Yaşam Kalitesi Ölçeği SF-36, Rosenberg Benlik Saygısı, Obezlere Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (OÖYKÖ), Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II (SYBDÖ) ve Sağlıklı Yeme İndeksi (SYİ) puan düzeylerindeki değişimler ara değişkenler olarak sorgulanmıştır. Mart-Eylül 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Endokrin ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'nde diyetisyene başvurarak rutin beslenme eğitimi alan, BKİ'si 25 ve üzeri olan, 18-64 yaş arası 79 birey çalışmaya alınmıştır. İlk görüşmede tüm bireyler veri toplama formu doldurulmuş ve araştırmacı tarafından tüm bireylerin antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Tüm bireyler poliklinik diyetisyeni tarafından toplu olarak klasik beslenme eğitimi aldıktan sonra kişisel zayıflama diyetleri yazılmıştır. Sonrasında ise kontrol grubuna sadece 3 ay sonrası için kontrol randevusu verilmiştir. Olgu grubuna ise araştırmacı tarafından çalışma için tasarlanmış Motive isimli telefon uygulaması üzerinden 3 ay boyunca metin, görsel ve videolar ile eğitim verilmiş ve ilk görüşmeden 3 ay sonrasına kontrol randevusu verilmiştir. İlk testte olgu grubuna 39, kontrol grubuna ile 40 kişi alınmıştır. Olgu grubundan 20, kontrol grubundan ise 18 kişi son teste kadar çalışmayı tamamlamıştır. Bu nedenle çözümleme 38 kişi üzerinden yapılmıştır. Olgu grubunun ağırlık, BKİ ve beden yağ oranı ortalaması sırasıyla 91.4±18.0 kg, 33.8±6.0 kg/m2, % 39.5±5.2 iken son testte sırasıyla 88.5±17.1 kg, 32.8±5.8 kg/m2, % 39.3±6.0'ya düşmüştür (sırasıyla p=0.001, 0.001, 0.489). Kontrol grubunun ağırlık, BKİ ve beden yağ oranı ortalaması sırasıyla 89.4±24.7 kg, 33.3±5.0 kg/m2, % 39.1±4.6 iken son testte 86.4±16.9 kg, 32.2±4.7 kg/m2, % 38.7±4.9'a düşmüştür (sırasıyla p= 0.006, 0.006, 0.556). Olgu grubunun bel ve boyun çevresi sırasıyla 108.2±15.1, 37.3±3.5 cm iken son testte sırasıyla 106.1±15.1 cm, 36.4±3.3 cm'e düşmüştür (sırasıyla p=0.029, 0.001). Kontrol grubunun ise bel ve boyun çevresi sırasıyla 108.3±12.7, 38.3±4.1 cm iken son testte 105.5±12.4 cm, 37.5±4.3 cm'e düşmüştür (sırasıyla p=0.060, 0.028). Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği sonucuna göre sadece olgu grubunda benlik saygısında anlamlı artış saptanmıştır (p=0.035). SYBDÖ ana ölçeği ve SYBDÖ alt ölçeklerinden beslenme puanı ve stres yönetimi puanı, SYİ ve Yaşam Kalitesi SF-36 alt ölçeğinin ruh sağlığı puanında ilk teste göre sadece olgu grubunda anlamlı bir artış saptanmıştır (sırasıyla p=0.021, 0.001, 0.036, 0.007, 0.048). OÖYKÖ ve WEL testte her 2 grupta da anlamlı bir fark saptanamamıştır (p>0.050). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre hafif şişman ve şişman bireylerde telefon uygulaması destekli beslenme eğitiminin antropometrik ölçüm, benlik saygısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, yaşam kalitesi ve sağlıklı yeme alışkanlıklarında olumlu gelişmeler sağlayabileceği düşünülmektedir.
İnfertil kadınlara değişim aşamaları modeli ile yapılan bireysel danışmanlık girişiminin kilo yönetimine etkisi
Amaç: İnfertil kadınlarda Değişim Aşaması Modeli ile yapılan bireysel danışmanlık girişiminin kilo yönetimine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Danışmanlık ve İzlem Aşaması olmak üzere iki aşamadan oluşan çalışmanın evreni, 01.01.2018-01.01.2019 tarihleri arasında İzmir Tepecik Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'ne tedavi amacıyla başvuran 600 kadın oluşturmuştur. Kliniğe 04.01.2019-22.03.2019 tarihleri arasında başvuran 146 infertil kadın belirlenmiştir. Çalışma girişim grubu 51, kontrol grubu 53 olmak üzere araştırma dahil edilme kriterlerine uygun ve çalışmaya katılmaya gönüllü 104 infertil kadın tamamlanmıştır. Girişim grubuna değişim modeli aşamaları modeline dayalı bireysel danışmanlık program uygulanmış, kontrol grubuna rutin izlem yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizi SPSS 22.0 paket programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Girişim grubu infertil kadınların ön izleme göre son izlem antropometrik değerlerinde azalma göstermiş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Çalışmada girişim grubu infertil kadınların ön izleme kıyasla son izlemde günlük süt grubu, sebze ve meyve grubu tüketiminde artış olmuş, et grubu, şeker grubu, yağ grubu, tahıl grubu ve ekmek grubu tüketiminde ve günlük kalori azalma olmuş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Çalışmadaki girişim grubundaki infertil kadınların ön izlem yürüme fiziksel aktivite puanı, orta şiddetli fiziksel aktivite puanı ve toplam fiziksel aktivite puanı son izlemde belirgin düzeyde artış göstermiş, ön izlem oturma süresi ise son izlemde anlamlı olarak azalmıştır (p=0.000). Girişim ve kontrol grubu infertil kadınların fiziksel aktivite ve beslenme davranışları ön izlem değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamışken (p>0.05), ara izlem ve son izlemde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.000). Sonuç: Kilo yönetimine ilişkin Değişim Aşamaları Modeline dayalı verilen bireysel danışmanlık girişimi infertil kadınlarda fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarında sağlıklı davranış değişimine sebep olmuş; antropometrik ölçümlerin olumlu değişimleri, düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı, sağlıklı ve yeterli beslenme davranışları kazandırmıştır.
Ege üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı sigara bırakma polikliniği'nde davranış değişikliğine yönelik uygulama ile kilo kontrolü
Giriş ve Amaç: Sigara bırakma sonrası ağırlık artışı olabilmektedir ve ağırlık artışı sigara bırakma tedavisinin terkedilmesine yol açabilmektedir. Önemli bir halk sağlığı sorunu olan ağırlık artışının önlenmesi için sigarayı bırakan bireylere destek olunmasında yarar vardır. Davranış değişikliği tedavisi ile yapılan müdahaleler bireylerde daha etkili ve kalıcı olmaktadır. Araştırmanın birincil amacı sigarayı bırakmaya başlamış bireylerde diyetisyen tarafından uygulanan bilişsel davranışçı tekniklerin kilo kontrolüne etkisi olup olmadığını belirlemektir. İkincil amacı ise bireylerde kilo değişimi olmasa bile kilo alımı konusunda riskli davranışlarının değişim gösterip göstermediğini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Önce-sonra karşılaştırmalı girişimsel tipte bir çalışmadır. Çalışma grubunu Kasım, Aralık 2017 ve Ocak 2018 aylarında Ege Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Sigara Bırakma Polikliniği'ne başvurup araştırma döneminden 1 ay önce sigarayı bırakmaya başlamış olan 18-65 yaş arası bireyler oluşturmaktadır. Etki büyüklüğü 0,5, hata payı %5 ve çalışmanın gücü 0,8 alınarak toplam örnek büyüklüğü 34 olarak hesaplandı. Araştırma 29 bireyle tamamlandı. Etik kuruldan onay alındı. Verilerin toplanmasında hem ilk görüşme hem izlem görüşmesinde araştırmacının hazırladığı anket ve Beslenmeyle İlgili Bilişsel Kalıpları Değerlendirme Formu, Riskli Davranışlar Ölçeği (RDÖ), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ), Küresel Fiziksel Aktivite Anketi (GPAQ) kullanıldı. Sigara Bırakma Polikliniği Değerlendirme Formundan da yararlanıldı. Girişim olarak araştırmacı ilk görüşmede davranış değişikliği danışmanlığı ve değerlendirme içeren ortalama 40 dk süren yüz yüze bireysel görüşme yaptı. Çalışmanın birincil etkinlik değişkenleri; ağırlık değişimi, beden kütle indeksi değişimidir. İkincil etkinlik değişkenleri; bel çevresi değişimi, kalça çevresi değişimi, 8 sorudan oluşan Riskli Davranışlar Ölçeği skorları ve değişimi, 33 soru içeren Hollanda Yeme Davranışı Anketi skorları ve değişimi, 10 sorudan oluşan Beslenmeyle İlgili Bilişsel Kalıpları Değerlendirme Formu skorları ve değişimidir. Veri analizinde bağımsız gruplarda ki kare testi, bağımlı gruplarda Mc Nemar testi kullanıldı. Bağımlı gruplarda ortalamalar Wilcoxon eşleştirilmiş iki örnek testiyle karşılaştırıldı. İki bağımsız ortalama arasındaki farkın karşılaştırılması için Mann-Whitney U testi kullanıldı. Önemlilik düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Araştırma grubunun 13 kadın, 16 erkek bulunmaktadır. İlk diyetisyen görüşmesindeki ağırlık, ilk sigara bırakma başvurusundaki ağırlığa göre yaklaşık 6 haftada ortalama 2,26 kg artmıştır (p<0,001). Kontrol görüşmesi; katılımcıların yirmi dördü ile yüz yüze, beş kişiyle telefon görüşmesi şeklinde gerçekleştirildi. Kontrol görüşmesindeki ağırlık, ilk diyetisyen görüşmesindeki ağırlığa göre 4,6 haftada ortalama -0,90±1,57 kg azaldı. (p=0,004). İlk görüşmedeki BKİ (27,45±4,48) ile kontrol görüşmesindeki BKİ (27,14±4,35) arasında anlamlı azalma saptandı (p=0,003). İlk görüşmede ve kontrol görüşmesindeki; bel çevresi (94,83±15,11 - 93,00±14,48), kalça çevresi (104,14±7,70 ve 102,66±7,38), RDÖ puanı (21,69±6,70 ve 15,62±5,68), DEBQ tüm bölümlerinde (kısıtlayıcı yeme, duygusal yeme ve dışsal yeme) (101,97±26,06 ve 128,83±23,16), GPAQ puanı (1824,41±4662,98 ve 3501,66±5303,83), sedanter süre (423,10±241,12 ve 366,21±172,22) arasında olumlu yönde anlamlı değişim saptandı. Sonuç: Davranış değişikliğine yönelik bireysel eğitimle birlikte sigara bırakma sonrası artan ağırlık, bel ve kalça çevresi, BKİ'nin anlamlı olarak azaldığı görüldü. Beslenme konusunda riskli davranışlara yönelim azaldı. Kısıtlayıcı, duygusal ve dışsal yeme davranışları düzeldi. Sonuçlar beslenmeyle ilgili davranışları etkileyen bilişsel hataların azaldığını göstermektedir. Fiziksel aktivitede artış oldu. Sedanter olarak geçirilen süre azaldı. Yapılan müdahalenin etkili bulunmasıyla beraber polikliniğe başvuran birinci ayını dolduran bireylere davranış değişikliğine yönelik ağırlık kontrolü eğitimi yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Sigarayı bırakma; davranışsal eğitimler ve etkinlikler; diyet; vücut ağırlığı değişimleri; Beden Kütle İndeksi
İnternet tabanlı Türkçe obezite davranışçı tedavi programı geliştirilmesi ve test edilmesi: Bir randomize kontrollü çalışma
GİRİŞ: Obezite tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sıklığı giderek artan bir halk sağlığı sorunudur. Kalp hastalıkları, diyabet ve hipertansiyon gibi farklı hastalıklara yol açarak sağlık harcamalarını önemli miktarda artıran obezitenin tedavisinde toplum genelinde kullanılabilecek etkili ve ucuz yöntemler geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, geniş toplum kesimlerinde kullanılabilecek Türkçe bir obezite davranışçı tedavi internet programı geliştirilmesi ve geliştirilen programın kısa dönemdeki etkinliğinin test edilmesidir. VARSAYIMLAR: Obezitenin bilişsel davranışçı tedavisi temel alınarak hazırlanacak olan internet eğitim programı katılımcıların en az yarısı tarafından tamamlanacaktır. Bu program, kilo vermede hastalara haftalık bilgilendirici elektronik posta gönderilmesine göre daha etkili olacaktır. İnternet tabanlı programı kullanma sıklığıyla kilo kaybı arasında korelasyon bulunacaktır. YÖNTEM: Çalışmaya katılmak için başvuruda bulunan ve katılma kriterlerini karşılayan 101 kişi, bilgisayar ortamında yapılan randomizasyonla program grubu ve elektronik posta grubuna ayrılmışlardır. Program grubundaki katılımcılardan, 8 hafta boyunca geliştirilen internet davranışçı tedavi programını kullanmaları istenmiş; elektronik posta grubundaki katılımcılara 8 hafta boyunca sağlıklı yaşam ve kilo vermeyle ilgili bilgilendirici elektronik postalar gönderilmiştir. Çalışmanın birincil çıktısı 8 hafta sonunda vücut ağırlığında görülen değişimdir. Tedavi amacına yönelik analiz için çalışmayı tamamlamayan katılımcıların başlangıç verileri ileriye taşınmıştır. İstatistiksel analizler ki kare testi, bağımsız gruplarda t testi, ANCOVA ve sperman korelasyon testleri ile yapılmıştır. BULGULAR: Randomizasyon sonucunda 51 kişi program grubunda, 50 kişi elektronik posta grubunda yer almıştır. Program grubundaki katılımcıların %78,4'ü çalışmayı tamamlamış, 8 haftalık eğitim programındaki tüm videoları izleyenlerin oranı yalnızca %25,4 olmuştur. Tedavi amacına yönelik analiz sonucunda program grubundaki katılımcıların vücut ağırlıklarındaki değişim 8 hafta sonunda ortalama -2,28 (± 2,11) olurken, elektronik posta grubundaki katılımcılardaki değişim ortalama -0,74 (± 1,578) olmuştur (p=0,001). Program grubunda izlenen eğitim videosu sayısı ve yeme günlüğüne yapılan giriş sayısı ile verilen kilo arasında belirgin korelasyon saptanmıştır. (her iki analiz için p=0.001) SONUÇ: Çalışmamızda hazırlanan internet programını kullanan katılımcılar, 8 haftalık izlem sonunda bilgilendirici elektronik posta alan katılımcılara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla kilo vermiştir. Bu sonuç programın çok kısa dönemdeki minimal etkinliğini yansıtıyor olsa da obezite tedavisinde düşük maliyetli bir alternatif geliştirilmesine yönelik yeni çalışmalar için cesaret vericidir.
Obez bireylerde kilo azaltımı için uygulanan diyet, egzersiz ve auriküler vagus sinir uyarımı etkinliğinin karşılaştırılması
Arka plan: Obezite ile mücadelede yaşam tarzı müdahalelerinin ve alternatif tedavilerinin bulunması bu epideminin yaratmış lduğu sağlık sorunlarının önüne geçmede yardımcı olur. Bu çalışma, diyet, egzersiz ve vagus sinir uyarımı yöntemlerinin kısa vade de vücut kompozisyonu, fonksiyonel kapasite ve kan parametrelerine etkilerini araştırdı. Yöntemler: Bu çalışma Evre I, II ve III sınıflandırmasına giren obez bireyler (N:90) de gerçekleştirildi. Diyet, Egzersiz ve Vagus Sinir Uyarım grubundaki bireylerin laboratuvar ölçümleri ve öz değerlendirmeleri karşılaştırıldı. Fonksiyonel kapasitedeki (örn. 6 dakikalık yürüme testi gibi), kas gücündeki (örn. el kavrama gücü testi; beş kez otur-kalk testi gibi), besin seçimi (örn. ABİS gibi) ve yaşam kalitesindeki (örn, SF-36 gibi) değişikliklerin yanı sıra antropometrik karakteristik değişiklikler kaydedildi. Sonuçlar: Kilo verim sürecinde total vücut ağırlığının %4-%10 arasında yaşanacak bir kilo kaybı, vücut kompozisyonunu, glisemiyi, kan lipitlerini, kan basıncını, fonksiyonel aktiviteyi ve yaşam kalitesini iyileştirebilir. Çalışmada incelenen parametreler ve testlere bakıldığında gruplar arası istatistiksel farklılıklar olmasa da her 3 grupta da genel sağlık üzerine pozitif etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Kilo veriminde sayısal nicelikte farklılık olmasına rağmen böyle bir durumun gözlemlenmesi verilen kilonun vücut bileşen oranlarının etkisi olduğu söylenebilir. Sonuç: Kısa dönemde etkinliğini incelemiş olduğumuz 3 alternatif kilo verim yönteminden diyet, egzersiz ve vagus sinir uyarım yöntemlerinin kilo verim sürecinde alternatif olarak kullanımlarının fayda sağlayabileceği yönündedir. Auriküler vagus sinir uyarımı ile nörohormonal mekanizma uyarılarak iştah/besin seçim yönelimi açısından davranış değişikliği oluşturulabilir. Böylece kısa dönemde herhangi bir diyet ya da egzersiz yapmadan kilo verimi sağlanabileceği öngörülebilir. Kısa ve Uzun süreli akademik araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Vagal Terapi, Diyet, Obezite, Egzersiz, Kilo verimi
Bariatrik cerrahi sonrası ağırlık kaybının biyokimyasal parametrelere etkisi
Bariatrik cerrahi, obez bireylerde ağırlık kaybı ile beraber antropometrik ve biyokimyasal parametreler üzerinde umut verici etkiler göstermektedir. Bu çalışma, bariatrik cerrahi sonrası postoperatif ağırlık kaybının biyokimyasal parametrelerdeki değişime etkisi ve bu etkinin operasyon yöntemi ile ilişkisini değerlendirilmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 2017-2020 yılları arasında Liv Hospital Ankara hastanesinde obezite tanısı almış, toplam 40 sleeve gastrektomi ve mini gastrik bypass operasyonu geçiren birey üzerinde retrospektif çalışma olarak yürütülmüştür. Araştırmaya dahil edilen bireylerin, preoperatif dönem 1.ay ve postoperatif dönem 1.3. 6. 12. ay biyokimyasal parametreleri ve antropometrik ölçümleri değerlendirilmeye alınmıştır. Biyokimyasal bulgular için hastanenin kayıtlı rutin verilerinden yararlanılmıştır. Bireylerin sosyo demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, 24 saatlik besin tüketim durumları belirlenmiştir. İstatistatistiksel analizde, bağımsız gruplar t testi ve tkrarlı ANOVA testleri kullanılmış olup p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Hastaların açlık kan şekeri, HbA1C, Total kolesterol, HDL, LDL, trigliserit, B12 vitamini, K, Na, Ca, Fe, ferritin, folik asit, Mg, albumin, total protein sonuçları değerlendirilmiştir. Tüm antropometrik ölçümlerde farklı zamanlarda ölçülen değerlerde anlamlı iyileşmeler görülmüştür. Ameliyat grupları arası tüm antropometrik ölçümlerde istatistiksel anlamlılık göstermeyen düşüşler yaşanmıştır. Açlık kan şekeri, HbA1c, total kolesterol, ferritin düzeylerinde anlamlı düşmeler belirlenmiştir. Hastaların postoperatif dönemdeki beslenme durumları postoperatif 12. ayda bireysel besin tüketim kayıtları ve anket formu ile değerlendirilmiştir. Günlük ortalama enerji, protein, yağ, karbonhidrat, posa, çoklu doymamış yağ asitleri, A vitamini, E vitamini, B1 vitamini, B2 ve B6 vitamini, c vitamini, fosfor, sodyum, potasyum, magnezyum, demir, çinko değerlerinin operasyon grupları içinde istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmamıştır. Bariatrik cerrahi uzun vadede vücut ağırlığında azalmaya; antropometrik ölçümlerde, biyokimyasal parametrelerde ve morbiditede iyileşmeye neden olmaktadır.
Kilo vermeye yardımcı olarak kullanılan bromelain içeren ürünler, bazı bitkisel gıda takviyeleri ve çaylarda sibutramin kaynaklı tağşişatın araştırılması
Dünya çapında büyüyen bitkisel gıda takviyesi pazarı; ürünlerin formülasyonlarında potansiyel olarak zararlı, bildirilmemiş sentetik maddelerin veya benzerlerinin olası varlığı nedeniyle tüketicilerin sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir. Dolayısıyla gıda takviyelerinin güvenliği, zaman zaman yasadışı bazı maddelerin tağşiş edildiği raporlandığı için sorgulanabilir. Bitkisel zayıflama ürünleri, obezite ile mücadelede daha yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmış, ancak bu ürünlerin etkin olmayan regülasyonları, zararlı bazı maddelerin ilave edilerek satılmasına neden olmuş, hatta ölüm dâhil ciddi olumsuz sağlık olaylarına neden olabilecek sibutramin ve türevleri gibi maddelerle tağşiş edildikleri tespit edilmiştir. Üreticilerin bu tür sentetik kimyasalları formülasyonlara dahil etmesinin büyük nedeni etkiyi arttırarak yüksek satış beklentisidir. Bu tez çalışması, sözde 'doğal' kaynaklı veya şüphelenilen bitkisel ürünlerdeki sentetik bileşikleri kesin olarak tanımlamak için basit ama etkili bir yaklaşım olan LC-MS/MS teknolojisi ile analize dayanmaktadır. Kilo vermeye yardımcı olarak satılan 4 adet poşet çay, 6 adet kapsül, 4 adet tablet/efervesan ve 3 adet toz formdaki numuneler % 70'lik metanol ile ekstre edilmiş, daha sonra ekstreler liyofilize edilmiş ve liyofilize ekstreler analiz edilmiştir. Özellikle bromelain içeren zayıflama ürünlerine ilgi arttığı için bunu da içeren preparatlar test edilmek üzere örneklere eklenmiştir. Çalışmada obezite tedavisinde kullanılan sibutramin standart olarak kullanılmıştır. Ön tanımlı bileşiklerin doğrulanması ve miktar tayini, uygun standartların hazırlanmasından sonra LC–MS/MS'de analiz sonuçlarına ulaşılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, Cod 1-17 arası örneklerin içinde Cod 3 ve Cod 11 ile belirlenen numuneler dışında tüm numunelerde sibutramin varlığı tespit edilmiştir. Bu alanda tağşişatın hala devam etmesi nedeniyle denetimlerin ve kontrollerin artırılması kanısına varılmıştır.
Büyükler serbest stil Türkiye şampiyonasına katılan güreşçilerde kilo düşme profillerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, büyükler serbest stil Türkiye şampiyonasına katılan erkek güreşçilerin kilo düşme profillerinin farklı değişkenler açısından incelenmesidir. Bu çalışmada araştırma grubunu, Büyükler Türkiye Güreş Şampiyonasına katılmış sporcular arasından çalışmamıza gönüllü olarak katılmayı kabul eden ve yaş ortalamaları 23,38±4,26 yıl olan 153 sporcu oluşturmuştur. Araştırmaya başlamadan önce gerekli izinler ve etik kurul onayı alınmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Yarar, Eroğlu, Üzüm ve Polat (2016) tarafından geliştirilen "Sporcu Kilo Düşme Yöntemleri ve Etkileri Ölçeği"nden yararlanılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde SPSS (version 20) paket programı kullanılmıştır. Verilerin yüzde, frekans ve ortalama değerleri belirlenmiş olup, verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla Kolmogorov Smirnov testi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki karşılaştırmalarda parametrik olmayan testlerden Kruskall Wallis testinden ve farklılığı yaratan grubun belirlenmesinde ise post hoc testlerinden Tamhane's T2 testinden yararlanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde ise Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p˂0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan güreşçilerin, boy uzunluğu ortalamaları 175,5±7,03 cm, spor yaşı ortalamaları ise 10,45±3,31 yıl olarak tespit edilirken, güreşçilerin %47,1'ini hafif sıklet, %28,8'ini orta sıklet, %24,2'sini ise ağır sıklet sporcular oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan güreşçilerin %73,9'u kilo düşme konusundaki bilgilerini yeterli bulurken, %15,7'si ise yeterli bulmamaktadır. Araştırmaya katılan güreşçilerin büyük çoğunluğu (%80,4) vücut ağırlığının uygun sınırlar içerisinde olduğunu düşünmektedir. Araştırmaya katılan tüm sıkletlerdeki güreşçilerin çok büyük bir çoğunluğu, müshil, diyet ve idrar söktürücü gibi haplar kullanmayı tercih etmediklerini belirtirlerken, kilo düşme yöntemlerinin tercih edilmesi bakımından diyet alt boyutunda yer alan yağ tüketiminin azaltılmasının (ağır sıklet %54,1; orta sıklet %37,2; hafif sıklet %35,6) en çok tercih edilen cevap olduğu belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, sıkletler arası alt boyutların karşılaştırılmasında sadece diyet alt boyutu içerisinde yer alan "Karbonhidrat tüketimini azaltırım" cevapları arasında anlamlı bir farka rastlanmıştır (p<005). Farklılığı yaratan grubun ise ağır sıklet güreşçiler olduğu, hem hafif sıklet hem de orta sıklet güreşçiler ile ağır sıklet güreşçiler arasında farklılık bulunduğu belirlenmiştir (p<005). Diğer cevaplar arasında ise herhangi bir anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, güreşçilerin kilo düşme stratejisi olarak, genellikle vücuttan yağ kaybı, sıvı kaybı, yiyecek ve karbonhidrat tüketimini azaltma eğilimde olma gibi yeterli ve dengeli beslenme açısından oldukça önemli konular üzerinde yoğunlaştıklarının görülmesinden hareketle, sporcu performansını etkileyen fizyolojik ve psikolojik faktörlerin bu etkenlerden önemli ölçüde etkilendiği düşüncesiyle, performans sporcuları ve antrenörlere kilo düşme yöntemleri ve kilo kontrolü hakkında uzmanlar tarafından seminerler verilmesi, bilgilendirilmesi ve özellikle sıklet sporlarında müsabık performans sporcusu yetiştiren antrenörlerin bu seminerlere katılımlarının zorunlu hale getirilmesinin, sporcuların ulaşmak istedikleri yüksek performans noktasına erişebilmeleri açısından oldukça fayda sağlayacağı söylenebilir.
Tuğla kurutma kinetiğinin deneysel olarak incelenmesi
Mühendislik uygulamalarında akışkanların, ısının ve kütlenin transferi önemli bir yere sahiptir. Kütle transferi için itici kuvvet konsantrasyon farkı olup özellikle suni kurutma tekniğine dayalı uygulamalarda nem kontrolü etkin proses ve kurutucu tasarımı bakımından önemlidir. Günümüzde özellikle gıdaların kurutulması prosesi oldukça güncel çalışma konusu olup artan bir ilgi ile sürdürülmektedir. Kurutma prosesi ürünlerin kullanım kalitelerinin ve raf ömürlerinin artırılması bakımından önemlidir. Buna karşın kurutma prosesleri enerji sarfiyatı bakımından oldukça maliyetli olabilmektedir. Bunun dışında endüstriyel ürünlerin kurutulmasında kurutma prosesi ve kurutucu seçimi özel bir bilgi ve yetenek gerektirmektedir. Toprak sanayi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk çağlardan günümüze kadar toprak ve toprak ürünleri insanlığın temel kaynağını oluşturmaktadır. Günümüzde toprak ürünlerinden tuğla ve kiremit hala geniş ve etkin bir kullanım alanına sahiptir. Çorum sanayinin önemli bir bölümünü Tuğla-Kiremit üreticileri oluşturmaktadır. Toprak yapısı ve toprak kaynakları bakımından Çorum ülkemizde Tuğla-Kiremit üretim potansiyeli olarak ilk sıralarda yer almaktadır. Tuğla üreticilerinin büyük bir bölümü doğal kurutma yöntemlerini tercih etmektedir. Bu durum ürün sarfiyatını ve kalitesini önemli oranda etkilemektedir. Bu bakımdan tuğla üretiminde kurutma süreci üretim maliyeti, üretim süresi ve ürün kalitesi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu çalışmada, Çorum bölgesindeki tuğlanın kuruma davranışını incelemek için kabin tip kurutucu tasarlanarak imal edilmiş ve kurutucu hava hızı, hava sıcaklığı, kabin basıncı ve tuğla yönü gibi farklı bağımsız parametrelerin kuruma kinetiği üzerindeki etkisi incelenmiştir. Kurutucu hava sıcaklığının 62, 76 ve 90 C değerlerinde, kabin içerisinde Reynolds sayısının yaklaşık 21000-34000 aralığında ve tuğla açısının 0, 45 ve 90 derece değerlerinde deneyler gerçekleştirilmiştir. Hem basma hem de çekme şartlarında aynı deneyler tekrarlanmıştır. Böylece vakum basıncının da kuruma kinetiği üzerindeki etkisi belirlenmiştir. Kütledeki değişim 15 dakika aralıklarla ölçülerek kaydedilmiştir. Hem basma hem de çekme durumu için nem içeriğini sağlayan bir matematiksel formül geliştirilmiştir. Deneyler sonucunda, hava sıcaklığının ve hızının yükselmesi ile birlikte kuruma hızının arttığı ve kuruma süresinin azaldığı görülmüştür. Çekme durumunda kurutma süresini basma durumuna göre daha kısa ve tuğlanın akışa paralel (0) yerleştirilmesi durumunda kütle transferi daha hızlı gerçekleştiği belirlenmiştir.
Effects of online vs. face to face nutrition consultancy on body weight management
Obesity is a global health problem in the world and nutritional therapy is one of the effective treatment method for it. In this study, we aimed to determine if online nutrition consultation can be as effective as traditional face to face consultation. Telenutrition can be defined as, the application of telemedicine principles by dietitians with or without other health and solution professionals. The study was conducted in Pırılla Consultancy Center in Karaman-Turkey and over Internet. Consultation periods were 1,2 and 3 months. Patients in both groups (online and face to face) continued to take consultation as it was determined in their first meetings. Drop out rates were very low for both groups; 2 people out of 88 participants. Weight loss success was determined by dropped BMI and waist circumference values, since these two health criteria (BMI, waist circumference ) was used to determine obesity risk and levels of people. When dropped BMI values were compared for two groups for all periods of counseling periods, it was concluded that there was no significant difference between the dropped values. For 1 and 3 months periods, there was no significant difference between online vs. face to face groups (t:0,760; p:0,521 and t:-0,981; p:0,330; p>0,05 respectively). For 2 months there is slightly greater difference in online group (t:2,242; p:0,029; p<0,05). It is very well known that, traditional face to face consultancy applications can help people for weight management. It is believed that, Telemedicine and Telenutrition approaches will be also developed in future and can be used for its advantages by removing the barriers.
Analysis of nutrition related instagram posts from unprofessional profiles
Instagram which is prevalently in use with the rapid growth of technology nowadays, includes a significant number of profiles on nutrition and dietetics. However, most of them are managed by people except from dietetics profession. They disseminate knowledge about nutrition, recipes and diet programs to a wide range of people who can easily track their updates and shares. The motivation of this study stems from the requirement of the investigation of the accuracy of this kind of information considering the importance of human health. As a result of the investigations, it was discovered that such profiles mainly focus on detox and regional fat loose and the information they share contradicts. Thus, the topics of detox and spot reduction have been within the scope of this study. 284 Instagram profiles were analyzed and some frequency analyses were conducted on this data. The findings from the related literature supported to analyze the accuracy of the information obtained from these profiles. The results demonstrated that information disseminated from these pages contradicted with the information on the relevant literature. Moreover, they communicate information without proper references. As a result, this issue constitutes a huge problem for the health of individuals who have diet preferences based on the information from those pages. The findings revealed that information pollution exists in this area which should be regulated with appropriate control and sanctions. In addition to this, more accurate information should be given to individuals by professionals of dietetics and these professionals should be the consultants and provide proper guidance to the people. Keywords: Social Media, Detox, Spot Reduction
Comparison of excess body weight loss and preoperative and postoperative vitamin and mineral status of patients which underwent sleeve gastrectomy operation in a private clinic
The aim of this study is to reveal preoperative micronutrient deficiencies, to investigate micronutrient status of the patients who underwent sleeve gastrectomy (SG) at postoperative 3rd and 12th months, to track micronutrient status of bariatric patients using multivitamin supplementation and to assess the correlation between percentage of excess body weight loss (EBWL%) and micronutrient status of the patients. This study is based on data collected from an obesity surgery clinic's routine follow-up program. 229 participants' preoperative and postoperative datas are evaluated. Pre- and postoperative anthropometric measurements and biochemical evaluation of certain micronutrients (iron, ferritin, vitamin B12, folic acid, total iron binding capacity (TIBC), hemoglobin, zinc, calcium, vitamin D, vitamin A, vitamin B1, biotin and copper). Although all participants supplemented with showed specific multivitamin and mineral twice a day after surgery, postoperative data analyses micronutrient deficiencies. EBWL% is calculated both for postop 3rd and 12th months. And the mean value of EBWL% at both 3rd and 12th months could be classified as successful regarding literature. The major deficiency detected both preoperatively and postoperatively was vitamin D deficiency (preop; 87%, postop 3rd m; 51%, postop 12th m; 51%). Ferritin, folic acid, vitamin B12, copper deficiencies and low serum hemoglobin were significant findings. Prevalence of postop biotin deficiency was unexpectedly high. Postop EBWL% and serum hemoglobin showed negative correlation. Micronutrient deficiencies after SG can be detected even with presence of multivitamin supplementation and monitorization micronutrient levels for detecting such micronutrient deficiency is very an important aspect of postop follow-up procedure.
Effects of weight loss percentage on vitamin and mineral levels in patients undergoing sleeve gastrectomy
The study was conducted as a retrospective clinical research with 41 obese patients underwent Laparoscopic Sleeve Gastrectomy (LSG) at Antalya Lara Anatolian Hospital. Data had been collected for 2 years period (01.01.2016-01.02.2018) were evaluated and 41 people were selected among records. Clinical findings and anthropometric measurements of patients were evaluated in the postoperative 1st month, 3rd month and 6th month and preoperative period. Data includes biochemical values which are vitamin D, vitamin B12, folic acid, sodium, potassium, calcium, zinc, magnesium, phosphorus, iron, uric acid, glucose, hemoglobin A1c (HbA1c), parathyroid hormone (PTH), thyroid-stimulating hormone (TSH), albumin, total cholesterol, high density lipoprotein (HDL), low density lipoprotein (LDL), triglyceride and anthropometric measurements which include weight and height. The aim of this study is to determine the effect of weight loss percentages on some micronutrient levels in the first 6 months while bariatric patients were using multivitamin supplementation. When all data was evaluated, the correlation analysis results indicated that the difference in weight loss percentage in patients was not related to the change in micronutrient values except folic acid. Keywords: obesity, sleeve gastrectomy, micronutrient deficiency, weight loss, nutrition
Herbal support usage among consultants who apply to nutrition and dietetics department of a special hospital in Istanbul to lose weight
According to World Health Organization usage of herbal products is 70-80% of all over the world. In Turkey 32-72% of the population are using herbal products for medical issues. In general, herbal products seem to be natural and harmless. For this reason this study was designed to evaluate knowledge, conscious, preference and usage of consultants among 10 herbal products which are selected and placed in the survey (green tea, cinnamon, turmeric, ginger, white tea, black seed, flaxseed, charry stalk, mate tea, corn silk). Socio-demographic information (age, sex, education, etc.) of the participants were questioned and waist measurements were taken with a tape measure. Of the 133 people who completed the study, 75% were women and 25% were men. The age range of the participants is 22-66. When the waist circumference measurements of the participants were evaluated in terms of men and women, a significant relationship was found between the height of the waist circumference and herbal product usage in both groups (for women p: 0,000≤0,05, for men p: 0,041≤0,05). When the education levels of the participants were compared, no significant relationship was found with the usage of herbal products (p: 0.143> 0.05). The main reasons for the use of herbal supplements by participants are weight loss. It was observed that participants who had difficulty in weight gain more use of herbal supplements. As far as human health is concerned, it is necessary to make people more aware of herbal supports, and to oversee the production, sales and usage of herbal products by the ministries.
Comparison of eating attitudes and behaviors between obese and non-obese female individuals applied to A private clinic
The present study was conducted to examine the effect of weight management on eating attitude behaviors among overweight and non-overweight women who applied to a private clinic. The study was carried out with 200 women who were overweight or not overweight between the ages of 19-64 who applied to a private clinic. The socio-demographic characteristics, health status, and nutritional habits of individuals were applied to the participants by face-to-face interview method, and anthropometric measurements were recorded. Nutritional habits of individuals are determined by the questions in our survey. Eating Attitude Test (EAT-26) consisting of 26 questions was used to determine the risk of eating attitude disorder of individuals. The internal consistency of Eating Attitude Test (EAT-26) of the patients participating in the study was found to be α = 0.848. Anormal eating behavior was observed in %31,5 (n=63) of the cases. Further study on this issue and clarifying the effects of eating disorders on obesity will be beneficial in the treatment and prevention of obesity. Key words: Eating Attitude Test, Eating Attitude Disorder, Anthropometric Measurement
Investigation of the effect of rapid weight loss on anaerobik performance lactic acid and creatin kinase values in wrestler
The aim of this study is to examine the effects of rapid weight loss (HKK) on the competition performance of wrestlers. Elite wrestlers (n=10) over the age of 18 (age x̄: 22.90±5.15 years) competing in the adult category (height x̄: 1.75±78) voluntarily participated in our study. In the study, participants lost 4.3% of their body weight in 5 days. Body fat percentage (BYY), urine density analysis, wingate anaerobic power test, blood lactate and creatin kinase (CK) values were determined, including SDL and KKS, and the results were compared by applying a two-way anova test in repeated measurements. While a decrease was found in the rates of HCC-related VYY (P<0.05), no significant difference was found in urine pH, urine densities (sg), HR and blood CK values (P<0.05). In addition, according to the results of KKO and KKS; Wingate anaerobic power test maximum anaerobic power (MAG), maximum anaerobic capacity (MAC), fatigue index (YI) and Lactate and CK values were not statistically significant (P<0.05). In addition, the results of the main effect of the application were examined; While it was determined that there was a significant difference in MAG values (P<0.04), Lactate values (P<0.00) and IR (%) values (P<0.03), there was no significant difference in MAC values. As a result; It has been determined that HKK does not affect the anaerobic performance of the wrestlers. In addition, when the main effect of the application is examined; While it was seen that the WPS lactate data of the wrestlers were lower than the SDL data, it was determined that the blood CK values of the wrestlers were above the reference values after the application tests. Keywords: Anaerobic power, wrestling, weight loss, creatine kinase, lactic acid