Kilo verme
61 theses under this subject heading
Erişkinlerin demir eksikliği anemisi bilgi düzeyi ve demir takviyesine yönelik tutumları, nicel bir araştırma
DEA (demir eksikliği anemisi) prevalansı yüksek olmasına rağmen iştah açması ve kilo aldırma gibi sebeplerden dolayı bireylerin demir takviyelerini kullanmama durumu tedavide etkileyicidir. Tanımlayıcı bu araştırmada amaç DEA hakkında erişkinlerin bilgi düzeyleri ve demir takviyelerine karşı tutumlarının belirlenmesidir. Veri toplama aracı olarak kullanılan anket üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyodemografik sorular, ikinci bölümde DEA bilgi düzey soruları ve üçüncü bölümde demir takviyelerine karşı tutum soruları yer almaktadır. Kadınların erkeklerden, sağlık personellerinin diğer meslek gruplarından daha fazla bilgiye sahip olduğu; yaĢ ile bilgi düzeyinin pozitif ilişkili olduğu görülmüştür. Toplamda %41.1‟i DEA teşhisi alan katılımcıların %38‟inin çok az, %39.7‟sinin hiç demir ilacı kullanmadığı tespit edilmiştir. Kişilerin %21.9‟u demir takviyesi ile asla kilo verilemediği, %34‟ü bu takviyelerin biraz iştah açtığı ve %9.4‟ü çok fazla iştah açtığı düşüncesinde olduklarını belirtmiştir. Bireylerde demir takviyelerinin kilo vermede engel olmadığı ve kaybedilen iştahın demir alımı ile normale döndüğü bilinmektedir. Sonuç olarak yetişkinlerin anemi hakkında bilgi düzeylerinin ve düzenli takviye kullanımının artırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Anemi, demir eksiliği anemisi, demir takviyesi, iştah, kilo verme, obezite.
Keçiboynuzu (Ceratonia siliqua L.) meyve ve tohumunun kilo kontrolünde öğün yerine geçen gıda olarak kullanımı ve fonksiyonel etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada antioksidan, antidiyare, antihiperlipidemi ve antidiyabetik aktiviteleri yönünden zengin değerlere sahip meyvelerden biri olan Ceratonia siliqua L. bitkisinin yaprak, meyve ve çekirdek kısımları değerlendirildi. Çalışma kapsamında elde edilen verilerle Ceratonia siliqua L. bitkisinin tıbbi özelliğinin aydınlatılmasına katkı sağlanması amaçlandı. Ceratonia siliqua L. total fenolik madde miktarının belirlenmesinde Folin-Ciocalteu metodu kullanıldı. Ceratonia siliqua L. kuru meyvesinin içerdiği fenolik madde miktarı % 1,21 ile % 23,40 arasında, kuru yaprağında % 47,48 belirlendi. Total flavonoit miktarının belirlenmesinde ise alüminyum klorür kolorimetrik yöntemi tercih edildi. Ceratonia siliqua L. kuru meyvesinin % 0,01 ile % 4,96 arasında, kuru yaprağında % 3,79 flavonoit içerdiği tespit edildi. Tanen miktarı belirlemek için Avrupa Farmakopesi metodu kullanıldı. Çekirdeklerde % 0,73; tüm meyvede % 0,44 oranında tanen tespit edildi. Ceratonia siliqua L. meyve, çekirdeksiz meyve ve çekirdeklerinin farklı çözücülerde tespit edilen fenolik ve saponin miktarı bitkinin çekirdeklerinin çekirdeksiz meyveye kıyasla yaklaşık 10-20 kat arasında değişen sonuçlar elde edilmiştir. Bitkinin besin değerleri analizi sonucunda çekirdeğin çekirdeksiz meyve oranla daha yüksek besin değerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda Türkiye'de özellikle Akdeniz ve Ege Bölgesi'nde yabani olarak yetişen, son yıllarda beslenmedeki önemi artan Ceratonia siliqua L. bitkisinin, çekirdeğindeğinin değerlendirilmesi ve piyasadaki ürün çeşitliliğinin arttırılması yönünde tavsiyeler verildi.
Kilo vermeye yardımcı bazı baharatlar üzerinde anatomik, morfolojik ve organoleptik incelemeler
Baharatlar değişik amaçlarla tarih boyunca kullanılmıştır. Farmakoloji, yemekler ve kozmetik ürünleri gibi birçok alanda tercih edilmektedir. Sağlığa olumlu etkilerinden dolayı yemeklere de sıklıkla ilave edilirler. Yapılan çalışmalar sonucunda çörek otu, tarçın, zencefil, kırmızı biber, kara biber, kişniş, zerdeçal, biberiye, kakule ve kimyonun kilo vermeye yardımcı olduğu görülmüştür. Bu baharatların tüketimi sonucunda vücut kütle indeksini azaltarak obezite ve şişmanlığı engellediği gözlenmiştir. Yapılan bu tez çalışmasında 5 tane aktar ve baharatçıdan satın alınan 10 farklı baharatın anatomik, morfolojik ve organoleptik özellikleri incelenmiştir. Organoleptik özellikler arasında tat, koku ve renk belirleyici olarak kullanılmıştır. Baharatların morfolojik özellikleri ve içeriğindeki yabancı maddeler stereo mikroskop yardımıyla tespit edilmiş ve fotoğraflanmıştır. Anatomik özelliklerini incelemek için Sartur ve Kloralhidrat reaktifleri kullanılmış, ışık mikroskobu yardımıyla anatomik çalışmalar fotoğraflanmıştır. Elde ettiğimiz sonuçlar bilimsel tanımlamalarla karşılaştırılıp değerlendirilmiştir. Çörek otunun tadı aromatik, kalem tadında ve keskin; rengi gri-siyah; kokusu karakteristik ve keskindir. Çörek otunun tohumları 2–3 mm boyunda, 1,5-2 mm genişlikte ve 1 mm kalınlıktadır. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara ve taş parçalarına rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Tarçının tadı karakteristik ve biraz tatlı; rengi farklı tonlarda açık kahverengi; kokusu karakteristik, aromatik ve hoş kokuludur. Yabancı madde kontrolleri sonucunda ip ve başka bitkiye ait parçalara rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Zencefilin tadı keskin ve aromatik; rengi değişik sarı tonlarında; kokusu karakteristik ve aromatiktir. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara ve ipe rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri kloralhidrat kullanılarak incelenmiştir. Kırmızı biberin tadı kendine has, karakteristik ve acımsı; rengi farklı kırmızı tonlarında; kokusu kendine has ve keskindir. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara, küçük odun parçaları, tüy ve ipe rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Kara biberin tadı keskin ve acımsı; rengi kahverengiden siyaha dönük; kokusu kendine özgü, yakıcı ve keskindir. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara, küçük odun parçasına ve tüye rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Kişnişin tadı kendine has, aromatik ve karakteristik; rengi farklı kahverengi tonlarında; kokusu keskin ve kendine özgüdür. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara ve tüye rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Zerdeçalın tadı sıcak aromatik ve acıdır; rengi farklı sarı tonlarında; kokusu aromatiktir. Yabancı madde kontrolleri 19 sonucunda ip, tüy, başka bitkiye ait parçalar ve odun parçasına rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri kloralhidrat kullanılarak incelenmiştir. Biberiyenin tadı keskin aromatik, kafurlu ve acıdır; rengi farklı tonlarda yeşil; kokusu kuvvetli aromatiktir. Biberiye 1-4 cm uzunluğunda ve 2-4 mm genişliğindedir. Yabancı madde kontrolleri sonucunda küçük odun parçalarına, sümüklü böcek kabuğu ve başka bitkiye ait parçalara rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri kloralhidrat kullanılarak incelenmiştir. Kakulenin tadı aromatik, keskin ve hafif acı; rengi farklı kahverengi-yeşil tonlarında; kokusu aromatiktir. Tane kakulenin boyutları neredeyse birbirleriyle aynıdır. Yabancı madde kontrolleri sonucunda herhangi bir yabancı maddeye rastlanılmamıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Kimyonun tadı sıcak, acımsı, aromatik ve nahoş; rengi farklı kahverengi tonlarında; kokusu tuhaf, güçlü ve ağırdır. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara ve ipe rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Anatomik, morfolojik ve organoleptik özellikler bilimsel tanımlamalarla karşılaştırılmıştır. Anatomik özellikler bilimsel tanımlamalara uygundur ancak baharatların organoleptik ve morfolojik özellikleri farklılık göstermekte ve bazıları tanımlamalara uymamaktadır. Obeziteyi engellemek için yapılan tedavilerde sık kullanılan bitki listesinde çalışmamızda bulunan 5 baharat (kırmızı biber, kişniş, kimyon, çörek otu ve biberiye) yer almaktadır. Aynı zamanda obezite tedavisinde kullanılan egzotik bitkiler listesinde çalışmamızda bulunan 3 baharat (tarçın, zerdeçal ve zencefil) yer almaktadır. İncelediğimiz literatür çalışmalarının sonucunda bu baharatlara ek olarak kakule ve kara biberinde kilo vermeye yardımcı olduğu görülmüş ve çalışmamıza dahil edilmiştir. Çalışmamızdaki baharatları seçerken bu araştırmalar göz önünde bulundurulmuştur. Sonuç olarak denetim mekanizmaları eksik olarak ve güvenilir olmayan alanlardan temin edilen baharatların güvenilirliği tartışma konusudur ve çalışmamız buna ışık tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Anatomik, baharat, morfolojik, organoleptik, zayıflama
Kilolu ve obez kadınlarda grup görüşmelerinin vücut ağırlığına, iyilik haline ve sağlık denetim odağına etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, grup görüşmelerinin; kilolu ve obez kadınlarda kilo verme, iyilik hali ve sağlık denetim odağına etkilerini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya, dahil edilme kriterlerine uyan 60 gönüllüyle başlandı. Katılımcılara Çok Boyutlu Sağlık Denetim Odağı ve Short Form-36 ölçekleri uygulandı. Kan değişkenleri, dinlenim metabolizma hızı, egzersiz stres testi ve arteriograf ölçümleri yapıldı. Beslenme ve egzersiz programları düzenlendi. Altı ayda sekiz grup görüşmesini tamamlayan 30 katılımcıya ölçekler, kan analizleri, egzersiz stres testi ve dinlenim metabolizma ölçümleri tekrarlandı. Bulgular: Katılımcıların çalışmanın başındaki ortalama ağırlıkları, çalışmanın sonunda anlamlı olarak %8,2 azaldı (sırasıyla; 84,7±13,8 kg, 77,8±14,1 kg, p<0,001). Ortalama beden kitle indeksi, bel-kalça çevresi ve bel/boy oranlarında anlamlı düşüş saptandı (p<0,001). HDL kolesterol değeri anlamlı olarak yükselirken, WBC, TSH, fT4, Hgb, Plt, AST, ALT, sistolik ve diyastolik kan basıncı ve nabızda anlamlı düşüş saptandı. Çalışmayı tamamlayan katılımcıların çalışmanın sonunda; fiziksel fonksiyon, beden ağrısı, genel sağlık, canlılık, emosyonel rol ve mental sağlık alt ölçeklerinde anlamlı iyileşme gözlendi (sırasıyla; p=0,011, p=0,005, p=0,006, p=0,048, p=0,023, p=0,041). Fiziksel komponent (p=0,002) ve mental komponent (p=0,044) özet ölçeklerinin ikisinde de anlamlı iyileşme bulundu. Katılımcıların Sağlık Denetim Odağı puanlarında anlamlı değişim olmadı. Grup görüşmeleri süresince bir hasta için harcanan zaman, bireysel görüşme için harcanandan 2,5-2,8 kat daha az bulundu. Sonuç: Çalışmadan elde edilen sonuçlar, kilolu ve obez kadınlarda grup görüşmesi ile anlamlı kilo kaybı ve yaşam kalitesi iyileşmesi sağlanabileceğini göstermiştir ve bu sonuçlar hekimlerin kilolu ve obez hastalarında grup görüşmelerini kullanmalarını motive edebilir.
Gelişim çağındaki taekwondocuların kilo ve boy kategorilerine göre organize edilen yarışmalardaki BMI ve başarı performanslarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, 10 farklı sıklette kilo kategorilerine göre dizayn edilen 2019 Dünya Taekwondo Şampiyonası ve 2019 Avrupa Taekwondo Başkanlık Kupası ile 10 farklı sıklette boy kategorilerine göre dizayn edilen 2020 Türkiye Uluslararası Taekwondo Açık Turnuvasındaki kız ve erkek müsabık taekvadocuların BMI ve turnuvalardaki başarılı olma durumlarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, kilo kategorilerine göre gerçekleştirilen 2019 Dünya Taekwondo Şampiyonası ve 2019 Avrupa Taekwondo Başkanlık Kupası ile boy kategorilerine göre dizayn edilen 2020 Türkiye Uluslararası Taekwondo Açık Turnuvasında müsabakalara katılan 12-14 yaş aralığındaki kız ve erkek müsabık taekwondoculardan oluşmuştur. Müsabakalardan bir gün önce taekwondocuların boy ve kilo ölçümleri yapılmış ve BMI değerleri hesaplanmıştır. 2019 Dünya Taekwondo Şampiyonası ve 2019 Avrupa Taekwondo Başkanlık Kupasında kızlar; -29, -33, -37, -41, -44, -47, -51, -55, -59 ve +59 kg; erkekler ise -33, -37, -41, -45, -49, -53, -57, -61, -65 ve +65 kg sıkletlerinde müsabakalara katılmışlardır. 2020 Türkiye Uluslararası Taekwondo Açık Turnuvasında ise sıkletler, her bir kilo kategorilerine göre hesaplanan sağlıklı BMI değerlerine denk gelen boy kategori aralıkları gözönüne alınarak oluşturulmuştur. Buna göre kızlar; 144, 148, 152, 156, 160, 164, 168, 172, 176 ve +176 cm sıkletlerinde erkekler ise 148, 152, 156, 160, 164, 168, 172, 176, 180 ve +180 cm sıkletlerinde müsabakalarda yer almışlardır. Bulgular: X nolu kategorideki erkeklerde boy sıkletinin kilo sıkletine göre daha başarılı olduğu saptanmıştır (p<0,05). I, IX ve X nolu kategorideki erkeklerin boy sıkletinde (p<0,05); III, IV, V, VI ve VII nolu kategorilerdeki erkeklerin ise kilo sıkletinde BMI normalliğinin daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Kızlarda ise I, II, III, IX ve X nolu kategorilerde boy sıkletinde (p<0,05); VI ve VII nolu kategorilerde ise kilo sıkletlerinde BMI normalliğinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuçlar: Kilo ve boy kategorilerine göre dizayn edilen turnuvalarda taekwondocuların başarılı olma durumları arasında bir fark yokken BMI normalliği açısından ağır ve hafif sıkletlerde boy kategorisinin daha sağlıklı olduğu tespit edilmiştir. Resmi turnuvaların boy kategorilerine göre organize edilebileceği ortaya konmuştur.
Vücut ağırlık kaybı programı uygulanan aşırı kilolu ve obez kadınlarda badem tüketiminin antropometrik ölçümler ile bazı kan parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi
Obezite vücutta yağ miktarının aşırı artması ile karakterize önemli bir halk sağlığı sorunu olup birçok kronik hastalık için temel risk etmenidir. Bu çalışmanın amacı beden kütle indeksi (BKİ) ≥25 kg/m2 olan fazla kilolu ve obez yetişkin kadınlara uygulanan dengeli hipokalorik, 30 g/gün badem eklenmiş (müdahale, BED grubu) ve eklenmemiş (kontrol, BsizD grubu) diyet programının antropometrik ölçümler ile bazı kan parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesidir. Çalışma 3 ay süreli randomize kontrollü bir çalışmadır. Gaziantep ilinde Kilometre Diyet Danışmanlığı Merkezi'ne başvuran yaş grubu 25-50 yıl olan hafif şişman (BKİ: 25,0-29,9 kg/m2) ve şişman (BKİ:≥30 kg/m2) toplam 32 kadın üzerinde yürütülmüştür. Bireyler gelişigüzel iki gruba (16 müdahale; 16 kontrol) ayrılmış, bireylere kişiselleştirilmiş hipokalorik diyet planlanmış ve bir grubun diyetine enerji içeriği dikkate alınarak 30 g/gün badem ara öğünde eklenmiştir. Bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, besinlerin tüketim sıklığı ve fiziksel aktivite düzeyleri soru kağıdı ile belirlenmiştir. Çalışmanın başlangıcında, 1., 2., ve 3. aylarda birbirini izleyen 3 gün süre ile (bir günü hafta sonu) 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Çalışmanın başlangıcında, 1., 2., ve 3. aylarda bireylerin antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu-başlangıçta, vücut ağırlığı, bel, kalça ve boyun çevresi) yapılmış ve Biyoelektrik İmpedans Analiz (BİA) cihazı ile vücut bileşimi belirlenmiş, BKİ, bel/kalça çevresi oranı (BKO), bel çevresi/boy uzunluğu (BBO) oranı hesaplanmıştır. Hekim kontrollü olarak rutinde (başlangıçta ve 3. ayda) biyokimyasal ve hematolojik parametrelere (açlık kan şekeri, insulin düzeyi, HbA1c, HOMA-IR, total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserit, serum demir, hemoglobin, TSH, CRP vd.) bakılmıştır. Başlangıçta kontrol ile müdahale gruplarının antropometrik ölçümleri arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Müdahale ve kontrol grubu kadınların başlangıç ve 1., 2., 3. aylarda vücut ağırlığı, BKI, bel ve kalça çevresi, BBO, vücut yağ yüzdesi, vücut yağ kütlesi ölçümleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p=0,001). Kontrol grubunda başlangıç ve 3. ay ölçümleri arasında HbA1c ve LDL-kolesterol açısından anlamlı fark oluşmazken (p>0.05), müdahale grubunda anlamlı fark olduğu (p<0,05) görülmüştür. İnsülin, HDL-kolesterol, trigliserit değerlerinde ve insülin direncinde (HOMA-IR) başlangıç ve 3. ay ölçümleri incelendiğinde her iki grupta da anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Dengeli hipokalorik diyetin müdahale ve kontrol grubunda vücut ağırlık kaybında, antropometrik ölçümler ile kan parametrelerinde önemli düşmeye neden olduğu ancak badem eklenen grubun daha iyi gelişme sağladığı görülmüştür. Zayıflama diyetlerine ara öğünde badem eklenmesi sağlıklı bir seçenek olarak önerilebilinir.
Gaziantep Nizip İlçesinde yaşayan obez ve insülin direnci olan kadınlarda ağırlık kaybının insülin direncine etkisi
AYATA, B. Gaziantep Nizip İlçesinde Yaşayan Obez ve İnsülin Direnci Olan Kadınlarda Ağırlık Kaybının İnsülin Direncine Etkisi. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep,2018 İnsülin direnci, insülinin kandaki seviyesinin normal veya normalin üzerinde olmasına karşın, kas, yağ dokusu ve karaciğerde insüline karşı duyarlılığın azalması ve kan glikoz düzeyinin yükselmesidir. İnsülin direnci, metabolik bozukluklara yol açarak birçok organ sistemini etkiler. İnsülin direncine yol açan en önemli faktör obezitedir. Bu çalışmanın amacı, ağırlık kaybına bağlı olarak HOMA-IR değerindeki değişikliği değerlendirmektedir. Çalışma; Nizip Devlet Hastanesi'nde insülin direnci teşhisi konan, beden kütle indeksi 25kg/m² ve üzerinde olan, gelişigüzel örneklem yöntemiyle seçilen 25 kadın üzerinde yapılmıştır. Kadınların sosyo demografik özellikleri, beden kütle indeksleri, beslenme alışkanlıkları ve HOMA-IR değerleri incelenmiştir. Sekiz hafta boyunca beslenme tedavisi uygulanmış, kaybedilen ağırlık ile insülin ve kan glikoz düzeylerindeki değişiklikler irdelenmiştir. Araştırma kapsamına alınan kadınların başlangıç vücut ağırlığı 92,9±14,9 kg iken, 8 hafta sonundaki vücut ağırlığı 86,1±13,5 kg'dır. HOMA-IR değerlerine bakıldığında ise; başlangıç HOMA-IR değeri 4,42±2,10 mg\dl iken, 8 hafta sonundaki HOMA-IR değerinin 2,83±1,21 mg/dl'ye düştüğü görülmüştür. Ağırlık azalmasıyla insülin direncindeki azalma istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). İnsülin direncinin azalması için ağırlık denetimi etkilidir. Anahtar Kelimeler: Ağırlık Kaybı, HOMA-IR, Obezite, İnsülin Direnci, Beden Kütle İndeksi.
Bariatrik cerrahi uygulanmış hastaların ameliyat sonrası altı ay ve üzeri sürede vücut ağırlığı kaybının, besin tüketim durumunun ve bazı biyokimyasal bulgularının belirlenmesi
Obezite ve obeziteye bağlı metabolik bozukluklar yüksek morbidite ve mortalite ile ilintilidir.Bariatrik cerrahi (BC) morbid obezlerdevücut ağırlığı kaybı ile komorbiditenin iyileştirilmesinde etkin bir yöntemdir.Bu çalışmanın amacı bariatrik cerrahi ameliyatı geçirmiş hastaların ameliyattan sonra 6 ay ve üzeri sürede vücut ağırlığı kaybı, besin tüketim durumu, beslenme alışkanlıkları ve bazı biyokimyasal bulguların değişimlerininsaptanmasıdır. Çalışma Gaziantep İlinde bir özel hastanede 30 hastada (14 erkek, 16 kadın) yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, besinlerin tüketim sıklığı ve fiziksel aktivite düzeyleri, 24-saatlik besin tüketim durumları belirlenmiştir. Laparoskopik sleeve gastrektomi (LSG) öncesi ve sonrası bazı antropometrik ölçümler, hekim kontrollü olarak rutinde yapılan biyokimyasal ve hematolojikanalizler (açlık kan şekeri, insulin düzeyi, HbA1c, total kolesterol, düşük (LDL) ve yüksek dansiteli(HDL) kolesterol, serum demiri, hemoglobin, alanin aminotransferaz (ALT), B12) değerlendirilmiştir. Bireylerin %56,7'si 30-44 ve %26,6'sı 45 ve üzeri yaş grubundadır.LSG öncesi bireylerin%52,9'unda tip 2 diyabet,%23,5'inde karaciğer yağlanması, %5,9'unda hipertansiyon belirlenmiştir.Ameliyat sonrası bireylerin %73,3'ünün hastalıklarında düzelme görülmüştür,%53,3'ü besin desteği (%82,4'i protein hidrozialtı,%17,6 multivitamin mineral) kullanmaktadır.Ortalama günlük enerji alımı erkeklerde 728,2±250,8 ve kadınlarda 828,8±257,1 kkal'dir. Enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranı erkeklerde %32,9±12,6, %24,2±8,1 ve%42,9±12,2,kadınlarda%32,9±9,7, %22,4±7,2 ve %44,6±8,8'dir.Vücut ağırlığı ve BKİ değerleri LSG öncesi ve sonrası erkeklerde 139,9±29,8 ve 98,3±17,8 kg (ortalama kayıp: %29,7; p<0,05), 42,9±8,5 kg/m2 ve 30,7±5,8 kg/m2 (p<0,05), kadınlarda 109,3±15,4 ve 71,8±12,8 kg (ortalama kayıp: %34,3; p<0,05), 41,0±5,3 ve 27,0±4,9 kg/m2 (p<0,05) bulunmuştur.Tüm antropometrik ölçümlerde istatistiksel anlamlılık göstermeyen düşmeler gözlenmiştir.Erkeklerde ALT (p=0,007, p<0,05), kadınlarda insülin (p=0,005, p<0,05), total kolesterol (p=0,016, p<0,05), LDL-K (p=0,004, p<0,05), ALT (p=0,004, p<0,05) düzeylerinde anlamlı düşmeler belirlenmiştir. LSG uzun dönemde vücut ağırlığında önemli kayba ve antropometrik ölçümlerde, biyokimyasal parametrelerde ve morbiditede azalmaya neden olmaktadır.
Ağırlık kaybı için özel bir kliniğe başvuran hastaların, yeme farkındalıkları ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı ağırlık kaybı için özel bir kliniğe başvuran hastaların, yeme farkındalıkları ile ilişkili faktörlerin belirlenmesidir. Araştırma Hatay İli Dörtyol İlçesi'nde Diyetisyen Fatma Kenanoğlu Beslenme ve Diyet Danışma Merkezine Aralık 2021-Haziran 2022 tarihleri aralığında başvuran kronik hastalığı olmayan 162 (59 erkek 103 kadın) bireyle yürütülmüştür. Soru kâğıdı ile bireylerin genel bilgileri, demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, 24 saatlik fiziksel aktivite durumları, Yeme Farkındalığı Ölçeği-30 (MEQ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), 24 saatlik besin tüketim kaydı değerlendirilmiştir. Katılımcıların yeme farkındalıkları ile beden kütle indeki (BKİ), BDÖ toplam puanı ve enerji alımı, uyku süresi arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0,000r=-0,481-orta kuvvetli, p=0,000, r=-0,667-yüksek kuvvetli, p=0,000, r=-0,476-orta kuvvetli, p=0,007, r=0,213-zayıf). BDÖ puanları ile vücut yağ oranı, enerji alımı ve uyku süresi arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0,000, r=0,468-orta kuvvetli, p=0,000, r=0,578-orta kuvvetli, p=0,011, r=0,200-zayıf). BDÖ toplam puanı fiziksel aktivite arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0,000, r=0,402-orta kuvvetli). MEQ toplam puanı ve fiziksel aktivite arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0,000, r=0,376-zayıf). Bu çalışma yeme farkındalığının BKİ, alınan enerji, depresyon düzeyi, uyku süresi ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Yeme farkındalığını etkileyen etmenlerin daha net anlaşılabilmesi için daha geniş popülasyonlarda daha çok çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Yeme farkındalığı, obezite, farkındalık, depresyon
Obezite polikliniğine başvuran hastaların değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada obezite polikliniğe başvuran hastaların biyokimyasal özelliklerinin, eşlik eden hastalık ve kullandıkları ilaçların yaş, cinsiyet ve VKİ ile ilişkisini inceledik. Hastaların poliklinik takipleri süresince kilo değişim durumunu ve tedavi başarısını tespit etmeyi amaçladık. Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Obezite Polikliniği'ne Ocak 2018-Aralık 2018 tarihleri arasında başvuran hastalar dahil edildi. Hastaların sosyodemografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, poliklinik başvuru sayıları ve laboratuvar sonuçları dosyalardan taranarak veriler elde edildi. Hastalar vücut kitle indeksi değerlerine göre 4 gruba ayrıldı. Hastaların ilk kontrol ve son kontrolleri arasındaki kilo değişim yüzdeleri hesaplandı ve %5 ve üzeri kilo kaybı olanlar başarılı kabul edildi. Hastaların kilo verme başarısı ve etkileyen faktörler incelendi. Bulgular: Çalışmaya %85,7 (n= 498) kadın, %14,3 (n=83) erkek olan ve çalışma kriterlerine uyan 581 hasta dahil edildi. Cinsiyet dışında yaş grupları, medeni durum, eğitim düzeyi, çocuk sayısı ve mesleklere göre VKİ grupları arasında anlamlı düzeyde fark vardı (her biri için p<0,001). 18-29 yaş grubunda preobez bireylerin oranı diğer gruplara göre anlamlı daha yüksekti. Evlilerde preobez bireylerin oranı diğer gruplara göre anlamlı daha düşükken bekarlarda anlamlı daha yüksekti. Eğitim düzeyine göre ilkokul mezunlarında morbid obez grup, üniversite mezunlarında ise preobez grup diğer gruplara göre anlamlı yüksekti. Preobez gruptaki bireylerin çocuk sayısı diğer VKİ grupları içinde en düşüktü (her biri p<0,05). Kadınlarda TSH ve HDL medyan değeri erkeklerden anlamlı daha yüksekti. Erkeklerde ise hemoglobin, demir, Ferritin, trigliserit medyan değeri kadınlardan anlamlı olarak daha yüksek bulundu (her biri p<0,05). Çalışmamızda obezite derecesinin artmasıyla olguların açlık plazma glukozu, insülin, insülin direnci, trigliserit düzeylerinde anlamlı artış olduğu görüldü (her biri için p<0,001). Çalışmamızda kilo verme yüzdesi ortalama %5,6, en düşük %-8,8 en yüksek %31,2 idi. Kilo kaybı %5 ve üzeri olan başarılı grup hasta oranı %50,6 iken erkeklerde kilo verme başarı oranı (%65,1), kadınlardakinden (%48,2) anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05) Cinsiyet dışında yaş grubu, meslek ve VKİ gruplarına göre kilo verme başarı durumu oranları arasında anlamlı düzeyde fark yoktu (her biri p>0,05). Poliklinik takip sayısı arttıkça kilo verme yüzdesi de artmaktaydı (p<0,001). Sonuç: Çalışma sonuçlarımıza göre Obezite Polikliniğimize başvuran hastaların %50,6'ı yaşam tarzı değişikliği, diyet ve egzersiz önerileri ile takipleri süresince en az %5 ve üzeri kilo vermiştir. Kilo verme oranı poliklinik takip sayısı arttıkça artmıştır. Obezitenin tedavisinin başarılı olmasında düzenli kontroller önemli bir etkendir. Birinci basamağın görevlerinden olan koruyucu hekimlik adına normal kilolu bireylere obezite ve sağlıklı yaşam ile ilgili danışmanlık hizmeti verilerek kilo almalarının önüne geçilmeli, preobez ve obez kişilerin takibinde ise danışmanlık hizmeti verilmeli, gerektiğinde medikal tedavi desteği verilerek kilonun azaltılması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: obezite, VKİ, kilo verme yüzdesi, takip
Obezite polikliniğine başvuran hastalarda başvuru sayısı ve sıklığının kilo verme başarısına etkisinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Obezite, küresel çapta giderek artış gösteren bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Aşırı kilolu veya obez bireylerde sağlık durumunu olumsuz etkileyen birçok hastalığın riskini artırdığı bilinmektedir. Bu nedenle, obeziteyle mücadele etmek ve sağlıklı kilo kaybını teşvik etmek önemli bir halk sağlığı önceliği haline gelmiştir. Obezite yönetimine ilişkin tedavi yaklaşımlarının etkinliği ve başarısı, başvuru sayısı ve sıklığının da dikkate alınması gereken önemli faktörler arasındadır. Literatürde obezite hastalarında başvuru sayısı, başvuru sıklığı ile ilgili yapılan çalışma sayısının nispeten daha az olduğu, vizit sayısı ve hasta takibinin önemli olduğu vurgulanmıştır. Bu çalışmanın amacı obezite polikliniğine başvuran fazla kilolu obez hastalarda başvuru sayısı ve sıklığının kilo verme başarısına etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Bu retrospektif gözlemsel çalışmaya Düzce Üniversitesi Aile Hekimliği Obezite Polikliniğine 01.01.2018-31.12.2022 tarihleri arasında kilo verme isteğiyle başvuran, en az 2 vizite gelen, 18 yaş üstü fazla kilolu (VKİ≥25) ve obez (VKİ≥30) hastalar dahil edilmiştir. VKİ'yi etkileyecek derecede hastalıklara (kronik kalp hastalığı, kronik böbrek hastalığı vb. gibi) sahip olanlar, psikiyatrik yeme bozukluğu tanısı almış olan hastalar, gebe olanlar ve sadece bir defa başvurusu olan hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. Hastaların takiplerindeki ilk, son ve en düşük kiloları, bu değerlere ulaşılması için geçen süreler, takiplerde bakılan kan lipit değerleri, HOMA-IR ve Tanita (vücut kompozisyonları) verileri incelendi. Retrospektif olarak toplanan bu veriler analiz edilip kilo verme başarısı ile hastaların takip süreci boyunca vizit sayısı ve sıklığı arasındaki ilişki değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 1531 obez ve fazla kilolu hasta dahil edildi. Katılımcıların %84,20'si (n=1306) kadın, %15,80'i (n=245) erkekti. Yaş ortalamaları 39,28±12,6, ilk VKİ ortalaması 35,74±6,66, en düşük VKİ ortalaması 33,87±6,41, son VKİ ortalaması 34,61±6,41, en yüksek kilo ortalaması 94,59±18,14, en düşük kilo ortalaması 88,35±17,31, son kilo ortalaması 90,26±17,82, en fazla verilen kilo ortalaması 4,86±5,43 olarak bulundu. Hastaların obezite ile ilişkili hastalıklarına bakıldığında %17,92 (n=278) ile en sık hipertansiyon görüldü. Takiplerde %16,26 hastanın hiç kilo veremediği (n=249), %43,31 hastanın %0-5 arasında kilo verdiği(n=663), %25,41 hastanın %5-10 arasında kilo verdiği (n=389), %9,34 hastanın %10-15 arasında kilo verdiği (n=143), %5,68 hastanın %15 den fazla kilo verdiği (n=87) tespit edildi. Toplam vizit sayısı ve yıllık vizit sayısı değerleri kilo verme başarısı açısından anlamlı parametreler olarak bulundu (p<0,001). İstatiksel olarak anlamlılık gösteren kesim noktaları ise toplam vizit sayısı için 5,5 (duyarlılık=%55 özgüllük=%82, AUC=0,757) ve yıllık vizit sayısı için 1,46 (duyarlılık=%72 özgüllük=%59, AUC=0,721) olarak bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada, obezite tedavisinde sık başvurunun ve yoğun bireysel danışmanlığın kilo verme başarısını artırabileceği ve kaybedilen kiloların uzun süre korunmasına yardımcı olabileceği sonucuna varılmıştır. Bireylerin kilo verme hedeflerine ulaşması ve kilo kontrolünü uzun süre sürdürebilmesi için bireysel danışmanlık ve motivasyonel desteğin önemi vurgulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Obezite, beden kitle indeksi, kilo verme, vizit sayısı, başvuru sıklığı
Düzce üniversitesi obezite merkezinden hizmet alan hastaların değerlendirilmesi
Amaç: Ülkemizde obez hastaların sağlıklı yaşam tarzı kapsamında kilo kontrolünü hedefleyen obezite merkezleri kurulmuştur. Bu merkezlerde, multidisipliner bir yaklaşımla obezite tedavi edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, obezite programlarına düzenli katılan ve katılmayan hastaların tedavi sonuçlarını ve merkezin etkinliğini değerlendirmektir. Gereç-Yöntem: Araştırma, retrospektif, tanımlayıcı ve kesitsel bir tasarıma sahiptir. Etik kurul izni alınmış ve hastaların dosyalarından elde edilen verilerle yaş, cinsiyet, boy, kilo, VKİ, Biyoelektriksel empedans analizi (BİA) verileri, kan tetkikleri, merkeze devamlılık durumları ve kronik hastalık bilgileri incelenmiştir. Hastaların aldıkları eğitimlere devamlılığı ve kilo verme başarıları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Kilo vermedeki başarı durumu, vücut yağ yüzdesindeki değişim, VKİ ve kan tetkiklerindeki değişimin verilen eğitimlere devam durumu ile belirgin bir ilişkisi olup olmadığı incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamıza % 85,4 (n=105) kadın ve %14,6 (n=18) erkek toplam 123 hasta alındı. Çalışmamızda cinsiyet ve kilo verme başarısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p:0,869). Eğitimlere düzenli devam eden hastaların kilo verme başarısının, eğitimlere devam etmeyenlere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görüldü (p<0,001). VKİ'nin eğitimlere düzenli devam eden hastalarda etmeyenlere göre anlamlı düzeyde azaldığı çalışmamızda elde ettiğimiz bulgularından biridir (<0,001). VKİ'deki azalmanın, eğitimlere devam eden hastalar arasında trigliserit, LDL ve HbA1c gibi metabolik parametrelerde olumlu değişikliklerle ilişkilendirilmiştir ancak bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildi. BİA sonuçlarına göre, eğitimlere düzenli devam eden hastalarda vücut yağ oranının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı ve bunun da kilo verme başarısı ile ilişkili olduğu görülmüştür (p<0,001). Hipertansiyon, diyabet, hiperlipidemi gibi eşlik eden kronik hastalıkların varlığının obezite tedavisi ve kilo verme üzerindeki etkileri de raporlanmış olup anlamlı fark bulunamamıştır. Sonuç: Çalışma sonuçlarımıza göre obezite merkezine başvuran hastalardan eğitimlere düzenli devam edenlerin kilo verme başarısının etmeyenlere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmamızın sonuçları, obezite tedavisinde düzenli takip ve kontrollerin kritik önemini tekrar işaret etmektedir. Tedavinin başarıya ulaşması ve sonuçlarının iyileştirilmesi için hastaların düzenli bir şekilde değerlendirilmesi ve grup içi eğitimlerle motive bir şekilde tutulması gerektiğini belirtmektedir.
Çocukluk yaş grubunda tonsillektomi ameliyatı sonrası hastaların boy-kilo değişimi üzerine tonsillerin kütle ve boyutunun etkisi
Tonsillektomi ameliyatı, kulak burun boğaz kliniklerinde özellikle çocukluk çağında en sık yapılan cerrahilerdendir. Her ne kadar sık yapılan bir cerrahi olsa da cerrahi planlanan çocuklarda ve ailelerde yaygın anksiyeteye yol açmaktadır. Bu sebeple ameliyatın gerekliliği, riskleri, olumlu ve olumsuz yönleri hastaya ve hasta yakınlarına iyi bir şekilde anlatılmalıdır. Ameliyat sonrası beklentilerden biri de çocuğun gelişiminde artış olmasıdır. Literatürde daha önce yapılan birçok çalışmada da bu gelişimi destekleyen sonuçlar yer almaktadır. Bu çalışmada diğer çalışmalardan farklı olarak sadece tonsillektomi yapılmıştır. Ameliyat sonrası beklenen gelişime tonsil büyüklüğü gibi hastaya bağlı diğer değişkenlerin etkisi değerlendirilmiştir. Düzce Tıp Fakültesi Hastanesi, Kulak Burun Boğaz Kliniği'nde Aralık 2015- Haziran 2016 tarihleri arasında tonsiller hipertrofi ve rekürren kronik tonsillit nedeni ile opere edilen toplam 45 hasta çalışmaya alındı. Tüm hastaların anamnez ve bulguları kaydedildikten sonra, ameliyat öncesi boy ve kiloları kaydedildi. Ameliyat sırasında çıkarılan tonsillerin ağırlığı ve hacmi ölçüldü. Postoperatif 6. ayda hastalar kontrole çağrılarak tekrar boy ve kiloları ölçülerek kaydedildi. Hastaların boy ve kilo gelişimleri persentil artışına göre hesaplandı. Hastaya bağlı, yaş, cinsiyet, endikasyon, tonsiller grade, tonsil hacmi, tonsil ağırlığı gibi değişkenler gruplandırılarak boy ve kilo gelişimine etkisi kıyaslandı.
Fen bilgisi öğretmen adaylarının bitkilerde kuru kütle artışı ve insanlarda kiloların vücuttan atım yolları ile ilgili düşünceleri
Bu çalışmanın amacı, Fen Bilgisi öğretmen adaylarının, i) bitkilerde meydana gelen kuru kütle artışı, ii) insanlarda meydana gelen kilo kaybı, iii) kiloların insan vücudunu terk etme yolları, hakkındaki düşüncelerini araştırmaktır. Çalışma sırasında, Fen Bilgisi öğretmen adaylarının yukarıda bahsedilen kavramlar ve durumlar hakkındaki bilgileri ve kavram yanılgıları belirlenmiştir.Çalışmada, içerik analizi (bir nitel araştırma yöntemi olarak) kullanılmış ve veri analizinde Nvivo 9 yazılımından faydalanılmıştır. Çalışmaya, Türkiye?deki iki büyük devlet üniversitesinde 2012 Bahar dönemindeki altmış üç son sınıf Fen bilgisi öğretmen adayı katılmıştır. Çalışmada, veri toplama aracı olarak iki aşamalı tanılayıcı test kullanılmıştır. Ayrıca, yarı yapılandırılmış, görüşmeler katılımcılar arasından rastgele seçilen beş kişi ile yürütülmüş, ses bandı haline getirilmiştir.Elde edilen bulgular, katılımcıların fotosentez ve hücresel solunum süreci hakkında birçok kavram yanılgısına sahip olduklarını ve bu olguları açıklamak için bilimsel yöntemden çok informal düşünme eğiliminde olduklarını göstermektedir. Sonuçlar ve çıkarımları detaylı şekilde tartışılmıştır. Ancak, fotosentez ve solunum/hücresel solunum temel kavramları, Türkiye?de uygulanan fen müfredatında orta okul düzeyinden itibaren öğretilmeye başlansada, mezun olduklarında öğretmen olmak ve bu kavramları öğretmeleri istenen üniversite öğrencileri tarafından hala temel anlayış eksikliğine sahiplik düzeyindedir. Bu bağlamda, çalışma anlayışları tanılamada müfredat geliştiriciler ve biyoloji öğretmenleri için bir turnusol kağıdı vazifesi yapmakta ve fotosentez ve hücresel solunum öğrenimi ve öğretimini geliştirmeye yönelik olarak yol göstermektedir. Anahtar Kelimeler: kavram yanılgıları, bitkide kuru kütle artışı, kilo kaybı, insanda kilo kaybı, insanda kütle azalımı, kavramsal öğrenme, fen kavramları, fotosentez, hücresel solunum
Bariatrik cerrahiye bağlı hızlı kilo kaybı nedeniyle yapılan vücut şekillendirme ameliyatlarının değerlendirilmesi
Obezite, vücutta anormal miktarda fazla yağ dokunun depolanmasıdır. Dünya sağlık örgütüne göre obezitenin temel sebebi, alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki dengesizliktir. Obezite, organ sistemleri ve psikososyal durum üzerindeki olumsuz etkileriyle birçok sağlık problemine neden olmaktadır. Obezitenin tedavi seçeneklerinden biri olan bariatrik cerrahi sonrası kişilerde aşırı kilo kaybına bağlı ciltte sarkmalar ve bu sarkmalara bağlı vücut şekillendirme ameliyatı (VŞA) ihtiyacı oluşmaktadır. Çalışmamızda bariatrik cerrahi sonrası hastaların beden memnuniyetleri üzerindeki değişimlerini, hızlı kilo kaybına bağlı deri sarkmaları nedeniyle vücut şekillendirme ameliyatına ihtiyaç duyan hastalar ile vücut şekillendirme ameliyatına ihtiyaç duymayan hastaların özelliklerini karşılaştırmayı, Vücut Kitle İndeksi (VKİ) 40 kg/m2 altında olanlar ile 40 kg/m2 ve üstünde olanlar arasında farklılık olup olmadığını ve VŞA yapılan hastaların sağlık sistemi üzerinde oluşturduğu yükü tespit etmeyi amaçladık. Bu çalışmada, bariatrik cerrahi için kliniğimize başvuran 541 hastanın ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası birinci yılda antropometrik ölçümleri ile segmental vücut analizi yapıldı ve Çok Boyutlu Beden Benlik İlişkileri Anketi (ÇBBBİA) uygulandı. Ameliyat sonrası birinci yılda masif dersi sarkması ve VŞA isteği değerlendirildi. ÇBBBİA skorlarının, bariatrik cerrahi sonrası beden ölçümlerdeki değişimlerden etkilendiği görülmüştür. Bariatrik cerrahi sonrası birinci yıl kontrolünde hastaların büyük kısmı (%90,62) vücudunun en az bir yerinde sarkma olduğunu beyan etmiş ve sarkma olduğunu beyan eden hastaların %79,31'i VŞA istediğini belirtmiştir. ÇBBBİA skorlarının VŞA isteği üzerinde etkili olduğu gözlenmiştir. VKİ'si 40 kg/m2 ve üstü olan hastalarda sarkma ve VŞA isteği, 40 kg/m2 altında olan hastalardan daha fazla idi. Bu grupta tahmini VŞA maliyeti de daha yüksek bulundu. Sonuç olarak bariatrik cerrahi için genel kabul görmüş VKİ kriterinin maliyet-etkinliği ile ilişkili çalışmalar yapılırken VŞA maliyetleri göz önünde bulundurulmalıdır.
Elazığ kent merkezinde erişkin kadınların kilo sorunu ve zayıflama davranışlarının irdelenmesi
Şişmanlık Türkiye'de ve Dünya'da prevalansı giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma, Elazığ kent merkezinde yaşayan erişkin kadınların kilo sorunu, zayıflama davranışlarının irdelenmesi ve bu davranışları etkileyecek faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışma, araştırma kapsamına alınan erişkin kadınların (322 kişi) 315'ine ulaşılarak yapılmıştır. Kadınlara; sosyo-demografik özellikler, kilo sorunu ve zayıflama davranışını irdelemeye yönelik soruları içeren anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Boy ve kilo ölçümleri araştırmacı tarafından yapılmıştır. Veriler istatistik paket programı SPSS 22.0'a kaydedilerek, hata kontrolleri, tablolar ve istatistik analizlerde bu program kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalaması 41.0±13.8'dir (min:19, max:73 yaş). Kadınların ortalama kiloları 67.33±12.60 kg, boyları 163.57±6.44 cm ve BKİ'leri 26.96±3.74'tür. 45-59 yaş BKİ ortalamasının en yüksek olduğu gruptur. Fazla kilolu ve şişman olanların oranı %54.6'dır. Kadınların %56.8'i hayatının herhangi bir döneminde zayıflama yöntemi kullandığını bildirmiştir. En çok kullanılan yöntemin daha az yeme/kalori hesabı (%46.9) olduğu, %65.4'ünün kullandığı yöntemi bıraktıktan sonra kilo aldığı saptanmıştır. 45-59 yaş grubu kadınlarda, sosyo-ekonomik düzeyini kötü algılayanlarda, düzenli beslenmeyenlerde kilo sorunu yaşama daha fazla görülürken; 30-44 yaş arası kadınlarda, evli olanlarda, çalışanlarda, aylık gelir düzeyi yüksek olanlarda, kilo sorunu yaşayanlarda zayıflama yöntemi kullanma durumu anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak kadınlarda kilo sorununun varlığı ve kadınların yarıdan fazlasının zayıflama davranışında bulunduğu, ancak profesyonel yardım almak yerine yanlış zayıflama yöntemlerinin denenebildiği görülmüştür. Erişkin kadınlarda kilo sorunun önlenmesi, sağlıklı ve etkin zayıflama davranışlarının geliştirilmesine yönelik düzenlemeler yapılmalıdır. Kilo sorunu ve zayıflama davranışları ile ilişkili risk faktörleri değerlendirilerek koruyucu ve tedavi edici hizmetler uygulanmalıdır.
Elit grekoromen güreşçilerde müsabaka süresince oluşan kilo kaybı ve laktik asit ilişkisi
Bu çalışma, elit grekoromen güreşçilerde müsabaka boyunca oluşan kilo kaybı ve laktik asit ilişkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Türkiye Güreş Federasyonu'nun 2011 yılı faaliyet programında yer alan ve 27-30/04/2011 tarihleri arasında Rusya'nın Rostov kentinde gerçekleştirilen Uluslararası Prix Samurgashev Turnuvası öncesindeki son hazırlık kampı olan Şampiyonlar Turnuvası Hazırlık Kampında gerçekleştirilmiştir. Çalışma, toplam 24 elit grekoromen güreşçinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan güreşçilerin yaş ortalaması 18,61 ± 1,01 yıl boy uzunluğu ortalaması ise 173 ± 8,79 cm'dir. Araştırmaya katılanlar kendi sıkletlerindeki sporcularla bir kez müsabaka tipi antrenman yapmışlardır. Araştırmada toplam 12 müsabaka değerlendirmeye alınmıştır. Deneklerin; boy, vücut kompozisyonu, kalp atım sayıları, vücut ağırlığı, sıvı kaybı ve laktat düzeyleri ölçülmüştür. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 17 paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistiksel yöntemler, paired samples t testi, ilişkileri incelemek için korelasyon analizi kullanılmış ve anlamlılık p<0,05 düzeyinde sınanmıştır. Müsabaka süresince oluşan kilo kaybı ve laktik asit ilişkisi kendi arasında değerlendirildiğinde; vücut ağırlığı, kalp atım sayısı (HR) ve laktat değerlerinde müsabaka öncesi ve diğer ölçümler arasında anlamlı fark (p<0,05) bulunmuştur. Kilo kaybı ile laktik asit ilişkisi arasında, müsabaka öncesi ve diğer ölçümler arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark yoktur. (p>0,05) Sonuç olarak; müsabaka süresince güreşçilerde meydana gelen kilo kaybı ile yorgunluk parametrelerinden birisi olan laktat arasında bir ilişki yoktur. Bu nedenle müsabaka boyunca oluşan kilo kaybı, kanda biriken laktat konsantrasyonu ile ilişkilendirilemez. Anahtar kelimeler : güreş, greko-romen, laktat, kilo kaybı.
Elit güreşçilerde kısa süreli vücut ağırlığı kaybının turnuva şartlarında anaerobik performans ve reaksiyon zamanı üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı elit güreşçilerde kısa süreli vücut ağırlığı kaybının turnuva şartlarında anaerobik performans ve reaksiyon zamanı üzerine etkisini incelemektir. Bu çalışmaya daha önce müsabakalar için kilo kaybetmiş deneyimli 10 erkek güreşçi katılmıştır. Katılımcılar rastgele çapraz deney desenine göre bir hafta ara ile hem kontrol hem de deney uygulamasında yer almıştır. Tüm ölçümler kilo kaybı öncesi bazal degerler, kilo kaybı sonrası müsabakanın 1. günü 3 ölçüm ve müsabakanın 2. günü ise 2 ölçüm olarak alınmıştır. Sporcuların 48 saat içerisinde vücut ağırlıklarının % 5'ini, 72 saat içerisinde de vücut ağırlıklarının % 5'i üzerinden 1 kg tolerans uygulanarak kilo kaybetmeleri sağlanmıştır. Bu periyotta katılımcılara vücut kompozisyonu ölçümü, Wingate anaerobik performans testi (WAnT), dikey sıçrama (DS) ve görsel ve işitsel reaksiyon testleri uygulanmıştır. Verilerin analizi için tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analiz testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizlere göre kısa süreli vücut ağırlığı kaybına bağlı olarak vücut kompozisyonunda; toplam vücut sıvısı (TVS), kas kütle (KK) ve yağ harici kütlede (YHK) anlamlı (p<0,05) düşüş meydana geldiği tespit edilmiştir. Bunun aksine vücut yağ yüzdesi ve yağ kütlede ise istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Kilo kaybının performans üzerine etkilerinde ise görsel ve işitsel reaksiyon zamanında, dikey sıçrama (DS) performansında, maksimum anaerobik güç (MAG) ve maksimum anaerobik kapasite (MAK) de anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir. Ancak, yorgunluk indeksinde (Yİ) anlamlı (p<0,05) artış olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, bu çalışmada 48 saat içerisinde % 5'lik vücut ağırlığı kaybının vücut kompozisyonunda anlamlı değişiklere neden olduğu bu değişimimde yorgunluk indeksini olumsuz yönde etkilediği ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Güreşçi, hızlı kilo kaybı, anaerobik güç, anaerobik kapasite
Yetişkin bireylerde farklı diyet uygulamalarının ağırlık kaybı ve vücut kompozisyonuna etkisi
Bu çalışma, hafif şişman ve obez bireylerde serbest gün uygulamasının ağırlık kaybı, vücut kompozisyonu ve antropometrik ölçümler üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Ankara ilinde özel bir beslenme danışmanlığına başvuran 18-65 yaş arası hafif şişman/obez 20 kadın ve 11 erkek birey ile gerçekleştirilmiştir. Gebe veya emziklilik döneminde olan, ağırlık kaybına engel olacak herhangi bir hastalığı bulunan, psikiyatrik hastalığı olan ve kalp pili bulunduran bireyler çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışma grubundaki 16 bireyden, 4 haftalık diyet süresince diyetisyenleri tarafından belirlenen bir günde, herhangi bir kısıtlama olmadan diyete tek günlük ara vermeleri istenmiştir ve bu gün serbest gün olarak adlandırılmıştır. Kontrol grubunu oluşturan 15 bireyden ise haftanın 7 günü boyunca diyetlerine aralıksız devam etmeleri beklenmiştir. Her iki grupta, erkekler için 1700-2500 kkal, kadınlar için 1300-2200 kkal arasında, makro besin ögesi içeriği %45-60 karbonhidrat, %10-20 protein, %20-35 yağ olan bir zayıflama diyeti uygulanmıştır. Çalışma grubundan, her bir haftanın 3. diyet gününde ve her bir haftanın sonundaki serbest günde 24 saatlik hatırlatma tekniği ile besin tüketim kaydı alınırken, kontrol grubunda ise her hafta 3. diyet gününde 24 saatlik hatırlatma tekniği ile besin tüketim kaydı alınmıştır. Vücut kompozisyonu ve bel/kalça çevresi ölçümleri, çalışmanın ilk ve son görüşmesinde araştırmacı tarafından kaydedilmiştir. Çalışma grubundaki bireylerin, %56.3'ü kadın iken, %43.7'si ise erkektir. Kontrol grubundaki bireylerin ise %73.3'ü kadın, %26.7'si erkektir. Çalışma grubundaki kadınların ağırlıklarının başlangıç (74.7±8.57 kg) ve son (73.5±8.39 kg) değerleri arasında anlamlı bir farklılık gözlenmiştir (p<0.05). Beden kütle indeksi (BKİ), bel çevresi (cm) ve kalça çevresi (cm) karşılaştırıldığında ise kadınlar için çalışma grubunda anlamlı bir azalma gerçekleşmiştir (p<0.05). Çalışma grubundaki erkekler için ise sadece BKİ (kg/m^2) ve bel çevresinde (cm) anlamlı bir azalma saptanmıştır (p<0.05). Kontrol grubundaki kadınlarda ise ağırlık, BKİ (kg/m^2), bel çevresi (cm), kalça çevresi (cm) ve vücut yağ kütlesi (kg) değerlerinde anlamlı bir azalma saptanmıştır (p<0.05). Hem kadınlar hem de erkekler için çalışma ve kontrol grupları arasında bir karşılaştırma yapıldığında ise ağırlık (kg), BKİ (kg/m^2), bel çevresi (cm), kalça çevresi (cm), bel/kalça oranı, vücut yağ kütlesi (kg), vücut yağ yüzdesi (%), yağsız doku kütlesi (kg), kas kütlesi (kg), toplam vücut suyu (L) parametrelerinin herhangi birinde başlangıçtaki ve sondaki değerlerde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak; uygulanan 2 farklı diyet protokolünün birbirine benzer vücut kompozisyonu değişikliği yarattığı görülmüştür. Geleneksel enerji kısıtlı diyet özellikle kadınlarda, bel ve kalça çevresi adına anlamlı farklılık yaratırken, serbest gün modelinde de kadınlarda bel ve kalça çevresi ölçümlerinde anlamlı farklılık saptanmıştır. Bu nedenle serbest gün modeli, geleneksel enerji kısıtlı diyete benzer etkiler gösterdiğinden ağırlık kaybı ve yönetimi sürecinde alternatif bir model olarak görülebilir.
Tip 2 diyabetli bireylerin vücut ağırlığı kayıplarının serum sirtüin 1 konsantrasyonları üzerine etkisi
Bu çalışma, tip 2 diyabet veya insülin direnci tanısı olup endokrin polikliniğine başvuran hastaların kısa dönemdeki vücut ağırlığı kayıpları ile serum Sirtüin 1 protein konsantrasyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, Mart-Haziran 2022 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Endokrinoloji Polikliniği'ne kontrol amaçlı başvuran, daha önce veya ilk kez tip 2 diyabet/insülin direnci tanısı almış, 20-64 yaş arası 11 bireyle yürütülmüştür. Bireylerin sosyodemografik özellikleri ve genel bilgileri, çalışma için oluşturulmuş özel anket formu ile değerlendirilmiştir. Katılımcılardan antropometrik ölçümler ve kan örneği alınmış; biyokimyasal parametreleri değerlendirilmiştir. Biyoelektrik İmpedans Analiz cihazı (Tanita BC 601 Basic) ile vücut yağ yüzdesi, kas kütlesi, kemik kütlesi, su yüzdesi, viseral yağ derecesi ve metabolizma yaşı ölçümleri alınmıştır. Anket formunda yer alan sorular ve doktor muayenesi sonrası her bir katılımcı ile gerçekleştirilen yüz yüze beslenme danışmanlığı aracılığıyla, katılımcılardan anamnez alınmış ve genel beslenme alışkanlıklarına dair beyana dayalı bilgiler edinilmiştir. Bireylerin antropometrik özellikleri cinsiyete göre; biyokimyasal bulguları ise tip 2 diyabet veya insülin direnci hastalık tanılarına göre değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 54.5 ± 6.86 yıl olarak bulunmuştur. Katılımcıların %63.6'sı (n=7) kadın ve %36.4'ü (n=4) erkektir. Katılımcıların %54.5'inin (n=6) tip 2 diyabet, %45.5'inin (n=5) insülin direnci tanısı bulunmaktadır. Biyokimyasal bulgularından HbA1c ortalamaları tip 2 diyabet tanılı bireylerde, insülin direnci tanılı bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha yüksek bulunmuştur (t=-2.855; p<0.05). Bireylerin LDL Kolesterol değerleri ile başlangıç sirtüin 1 düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü korelasyon olduğu tespit edilmiştir (s=-0.820; p<0.01). Katılımcı bireylerin cinsiyetlerine göre antropometrik ölçüm başlangıç ve çalışma sonu değerlerinin karşılaştırılması incelendiğinde, her iki cinsiyet için de istatistiksel olarak anlamlı ölçüde fark bulunmamıştır (p>0.05). Katılımcıların cinsiyetlerine göre başlangıç ve çalışma sonu BKİ gruplaması ve antropometrik ölçüm fark ortalamaları incelendiğinde, kadın cinsiyet grubunda negatif yönlü bir ağırlık değişimi, erkek cinsiyet grubunda ise pozitif yönlü bir ağırlık değişimi saptanmıştır.. Serum sirtüin 1 bulgularına dair incelemeler değerlendirildiğinde, cinsiyetler arasında ve tip 2 diyebet/insülin direnci hastalık tanıları arasında başlangıç ve çalışma sonu verilerine dair herhangi bir anlamlılık saptanmamıştır (p>0.05).
Fazla kilolu ve obez yetişkin kadınlarda ağırlık kaybının aşırı besin isteği üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışma, fazla kilolu ve obez yetişkin kadınlarda ağırlık kaybı öncesi ve sonrası dönemde antropometrik ölçümler ile duygu durum değişikliklerinin beslenme ve aşırı besin isteği üzerindeki etkisini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Çalışma, Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu kararı alındıktan sonraki 3 ay içerisinde Aris İstanbul Güzellik ve Bakım Merkezi' ne başvuran 25 fazla kilolu veya obez yetişkin kadın ile yürütülmüştür. Bireylerin ilk görüşmede; sosyo-demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, diyetsel değişiklikleri, gece yeme alışkanlıkları, uyku düzenleri, antropometrik ölçümleri, vücut bileşimleri gibi bilgileri alınmış ve bazı besinlere ne kadar yeme isteği duydukları hakkında bilgi alabilmek için Görsel Analog Skalası (Visual Analogue Scale-VAS) uygulanmıştır. Ayrıca bireylerin üç günlük besin tüketim kaydı alınmış, fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (kısa form) (IPAQ), Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİS) ölçeği uygulanmıştır. Bireyin yaşına, cinsiyetine, fiziksel aktivite durumuna, yaşam biçimine ve fizyolojik durumuna göre alacağı enerjinin %55-60'ı karbonhidrat, %12-15'i protein, %25-30'u yağ olacak şekilde sağlıklı beslenme programı düzenlenmiş, diyet tedavisi öncesi ve sonrası ağırlık kaybının, aşırı besin isteği üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla %10 ağırlık kaybı sonrası bu ölçekler tekrarlanmıştır. Çalışmaya katılan kadın bireylerin (n=25) yaş ortalaması 30.4±9.52 yıldır. Bireylerin ağırlık kaybı öncesi ve sonrası ABİS skorları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin ağırlık kaybı sonrası, öncesine göre; çikolata ve çikolatalı ürünler, kremalı pasta ve pastane ürünleri, cips, gazlı içecekler, fast-food yiyecekler, patates kızartması, makarna-pilav, hamur işleri, çekirdek, dondurma ve meyveye karşı aşırı istek duyma durumlarının azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin ağırlık kaybı sonrası, öncesine göre enerji (kkal/gün), karbonhidrat (TE%), toplam yağ (TE %) ortalamaları azalırken; protein (TE%) ortalaması artmıştır. Enerji, protein (TE%) ve toplam yağ (TE %) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin ağırlık kaybı öncesi ve sonrası; A vitamini, E vitamini, niasin, folat, C vitamini, çinko ve bakır alım ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmiştir (p<0.05). Bireylerin ağırlık kaybı öncesi vücut ağırlığı ortalama 86.23±16.45 kg iken, ağırlık kaybı sonrası ortalaması 76.16±14.62 kg olarak gözlenmiştir. Bireylerin ağırlık kaybı öncesi BKİ ortalaması 31.88±5.51 kg/m2 iken, ağırlık kaybı sonrası ortalaması 28.41±4.82 kg/m2 olarak belirlenmiştir. Ağırlık kaybı öncesi ABİS skoru ile enerji arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Ağrılık kaybı öncesi enerjinin proteinden gelen oranı ile ABİS skoru arasında negatif yönlü önemli bir ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Ağırlık kaybı sonrası ABİS skoru ile enerjinin yağdan ve doymuş yağ asidinden gelen oranı ile arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Ağırlık kaybı sonrası ABİS skoru ile posa (g) ile arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Ağırlık kaybı sonrası ABİS skoru ile folat ve demir arasında negatif yönlü önemli bir ilişki belirlenirken (p<0.05); ağırlık kaybı öncesi ve sonrası ABİS skoru ile diğer vitamin ve mineraller arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05). Bireylerin boy uzunluğu, vücut ağırlığı, BKİ, vücut yağı yüzdesi, kas dokusu, yağ dokusu, vücut suyu, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı, bel/boy oranı ile ABİS skoru (önce) ve ABİS skoru (sonra) arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir (p>0.05). Obez bireylerin tıbbi beslenme tedavisi planlanırken; geçmiş beslenme alışkanlıkları, daha önce diyet tedavisi uygulayıp uygulamadığı, ailesinde şişman birey bulunup bulunmadığı, çalışma koşulları ve uyku düzeni sorgulanmalı; besin ögesi yetersizlikleri, bazı besinlere aşırı istek duyma gibi durumları dikkate alınmalıdır. Sonuç olarak obez bireylerde ağırlık kaybı ile bireylerin yaşam kalitesinde, antropometrik ölçümlerinde ve aşırı besin isteği skorlarında düzelme belirlenmiştir.
Hafif şişman ve obez kadınlarda farklı öğün sıklığının beslenme durumu üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada 18-45 yaş arası hafif şişman ve obez kadınlarda farklı öğün sıklığının antropometrik ölçümler, vücut kompozisyonu ve uyku kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma Ocak-Mayıs 2020 tarihinde Sivas il merkezinde bulunan özel bir danışmanlık merkezine beslenme ve diyet danışmanlık hizmeti almak amacıyla başvuran yetişkin 50 kadın birey ile yürütülmüştür. Gebe veya emzikli olan, menopoz döneminde olan, metabolizmayı etkileyen ilaçları düzenli olarak kullanan, psikiyatrik bozukluğu ve kronik hastalığı olan kadınlar çalışmaya dahil edilmemiştir. Kadınların gruplara göre dağılımları randomizasyon yöntemi ile belirlenmiştir. Birinci gruba 2 öğün ve ikinci gruba 6 öğün içeren beslenme programı araştırmayı yürütüren diyetisyen tarafından planlanmış ve 4 hafta süre ile uygulanmıştır. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri, genel sağlık bilgileri ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmıştır. Bireylerden 3 günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. Fiziksel aktivite düzeylerini belirleyebilmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi Kısa Formu (IPAQ Short Form) uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, bel çevresi, kalça çevresi, üst orta kol çevresi) alınmış, vücut kompozisyonu analiz edilmiş, uyku kalitesini tanımlamak için "Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Harris Benedict formülü ile bazal metabolik hız belirlenmiş ve bireylerin enerji gereksinmesi hesaplanmıştır. Bireylerin 4 hafta sonra antropometrik ölçümleri, vücut kompozisyon analizleri ve uyku kaliteleri tekrar değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 31.3 ± 7.2 yıl olarak belirlenmiştir. Çalışma başlangıcında kadınların vücut ağırlığı ortalama 83.94 ±12.16 kg'dır. Bireylerin BKİ değerleri ortalaması ise 31.88 ± 4.85 kg/m2 olarak saptanmıştır. Kadınların %64'ü düşük ve %36'sı orta derecede fiziksel aktivite düzeyine sahiptir. Kadınların 23'üne (%46.0) 2 öğün ve 27'sine (%54.0) 6 öğün uygulanmıştır. Hem 2 öğün hem 6 öğün tüketen bireylerde başlangıçta ölçülen vücut yağ kütlesi, yağsız kütle ve sıvı miktarı 4 hafta sonrası ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptanmıştır. Her iki gruptaki bireylerde üst orta kol çevresi ve bel çevresinde anlamlı bir azalma belirlenmiştir (p<0.05). 2 öğün uygulayan bireylerde çalışma öncesinde sonrasına göre bel/kalça oranında anlamlı bir azalma saptanırken, 6 öğün uygulayan bireylerde anlamlı bir fark belirlenmemiştir. Başlangıçta bireylerin %38.0'i iyi uyku kalitesine ve %62.0'si kötü uyku kalitesine sahipken 4 hafta sonrasında bireylerin %46.0'sının iyi uyku kalitesine sahip olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, ağırlık kaybı amaçlayan diyetler planlanırken yaşam tarzına uygun öğün sıklığının göz önünde bulundurulması obezitenin tıbbi beslenme tedavisine katkı sağlayabilir. Ancak literatürdeki çelişkili bulgular nedeni ile öğün sıklığının beslenme durumu üzerindeki etkisini anlamak için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Öğün sıklığı, öğün zamanı, aralıklı beslenme, beslenme durumu, uyku kalitesi
Obezite tedavisi için liraglutid kullanan hastaların değerlendirilmesi
Obezite, gittikçe daha geniş bir popülasyonu etkileyen, pek çok morbiditeyle ilişkili olan, kronik, multifaktöriyel bir hastalıktır. Türkiye'de yapılmış en kapsamlı epidemiyolojik çalışmalardan olan TURDEP-I'e göre 1998 yılında Türkiye'deki obezite prevalansı %22,3 iken, 12 yıl sonra aynı merkezlerde yapılan TURDEP-II çalışmasında bu oran %35'e yükselmiştir. Obezite tedavisinde klinik pratikte ilk seçilen tedavi yöntemi yaşam tarzı değişikliği olsa da özellikle morbid obezlerin bir kısmında yeterli sonuçlar alınamamaktadır. Obezite endikasyonunda kullanılmak üzere ruhsatlandırılmış birkaç ilaçtan biri olan liraglutid 3 mg dozu ile Mayıs 2018 tarihinden itibaren obezite tedavisinde ülkemizde kullanılmaya başlanmıştır ve obezite tedavisinde umut vadeden ilaçlardan biridir. Çalışmamızda, merkezimizdeki obezite endikasyonu ile liraglutid başlanan hastaların verileri derlenmiştir. Retrospektif kohort olarak tasarlanan araştırmanın örneklemini, Başkent Üniversitesi Endokrinoloji Polikliniklerine Mayıs 2018-Temmuz 2020 tarihleri arasında fazla kilo yakınması ile başvuran, VKİ ≥ 27 Kg/m2 olan, liraglutid tedavisi başlanan ve ilacı en az 1 ay kullanan hastalar oluşturdu. Hastaların demografik bilgileri ve tıbbi özgeçmişleri hastane bilgi sisteminden geriye doğru tarandı. Hastaların liraglutid tedavisi başlangıcında ve sonraki vizitlerindeki antopometrik ölçümleri, Biyoelektrik İmpedans Analiz ölçümleri ve laboratuvar parametreleri kaydedildi. Tedavi öncesi ve sonrası veriler karşılaştırıldı. Çalışmaya, ilacı 1 aydan daha fazla kullanan ve düzenli takibi olan 100 hasta alındı. Hastaların ortalama yaşları 46,3±11,5 (18-70 yaş) saptandı. Çalışma grubunun %80'i (80 kişi) kadınlardan oluşmaktaydı. Hastaların ortalama 4,1±2,7 ay (1-15 ay) sürede, ortalama 9,9±6,7 Kg (0,4-34,7 Kg) verdiği ve VKİ'lerinde ortalama 3,65±2,4 Kg/m2 azalma olduğu kaydedildi. Tedavisi kesilmiş hastalar tekrar kontrole çağrılardı ve genel sağlık ve kilo durumuna bakıldı. Tedavi kesildikten sonra ortalama 11,4±6,5 ay (1-26 ay) sürede, ortalama 4,5±4,7 Kg aldığı ve VKİ'lerinde ortalama 1,6±1,7 kg/m2 artış olduğu kaydedildi. Erkeklerin ilacı daha kısa süre kullandığı (4,4 vs. 3,2 ay, p=0,013), ancak VKİ'ndeki azalmanın benzer olduğu (4 vs. 3,6 kg/m2, p=0,436) ve ilaç kesildikten sonra alınan kilonun benzer (1,7 vs. 1,6 kg/m2, p=0,867) olduğu görüldü. Çalışma süresi boyunca hastaların %79'unun %5 ve üstünde kilo verdiği, %42'sinin %10 ve üstünde kilo verdiği, %19'unun %15 ve üstünde kilo verdiği, %6'sının %20 ve üstünde kilo verdiği gösterilmiştir. Bunlardan %5, %10, %15 ve %20 üstü kilo verenler için ROC analizi yapıldığında yalnızca ilaç kullanma süresinin eğri altındaki alanı anlamlı bulunmuştur. Liraglutid tedavisi obezite tedavisinde elimizdeki sınırlı sayıda ilaçtan bir tanesidir ve sonuçlarımız literatürle uyumlu olarak ilacın kilo vermede etkin olduğunu göstermektedir. Kesildikten sonra kilo artışı olsa da ilaç kesildikten sonra yaklaşık 1 yıllık takipte kilo geri alımı, kaybın yarısından az bulunmuştur. Süre, ortalama doz ve tolere edilebilir maksimum ilaç dozu kilo verme etkisini belirleyen en önemli göstergeler gibi durmaktadır. Anahtar kelimeler: Obezite, Liraglutid, Kilo yönetimi, Retrospektif
Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması ve hafif şişman/şişman üniversite öğrencilerine verilen ağırlık yönetimi eğitiminin çeşitli parametreler üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma iki aşamalı olarak planlanmış olup, ilk aşamada Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeği'nin (AYBBÖ) Türkçe uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış, ikinci aşamada ise hafif şişman/şişman üniversite öğrencilerine verilen ağırlık yönetimi eğitiminin çeşitli parametreler üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk aşaması yaş ortalaması 20.6±1.50 yıl olan 392 üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Kırk üç maddeden oluşan AYBBÖ'nün, orijinal ölçekte olduğu gibi beş faktör (boyut) altında toplandığı sonucuna varılmıştır. Her boyuttaki maddelerin faktör yükü 0.40'ın üzerinde ve toplam varyans açıklama yüzdesi %47.3 olarak bulunmuştur. AYBBÖ puanı ile alt boyutlarının korelasyonu incelendiğinde, tüm alt boyutların puanları AYBBÖ toplam puanı ile pozitif korelasyonlu olup istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.0001). AYBBÖ'nin güvenirlik (iç tutarlılık) analizinde toplam ölçek maddeleri arasında orta düzeyde güvenilirlik sağlanmıştır (Cronbach's alfa=0.75). Çalışmanın ikinci aşaması ise yaş ortalaması 21.0±1.27 yıl olan 18 kadın ve 7 erkek olmak üzere toplamda 25 üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Araştırma kapsamında çalışmaya katılan üniversite öğrencilerine Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) 2015 kaynak alınarak hazırlanmış ağırlık yönetimi eğitimi 4 ay boyunca, on beş günde bir kez en az 30 dakikalık olacak şeklinde toplamda 9 kez çevrim içi olarak verilmiştir. Eğitimlerden önce çalışmaya katılan üniversite öğrencilerine çevrim içi yöntemler kullanılarak anket formu, AYBBÖ, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ), besin tüketim sıklık formu ve antropometrik ölçüm formu uygulanmıştır. Eğitimlerin bitişinden 2 hafta sonrasında AYBBÖ, SBİTÖ, besin tüketim sıklık formu ve antropometrik ölçüm formu tekrar uygulanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasına katılan bireylerin eğitim öncesi AYBBÖ puan ortalamaları 23.6±4.95 puan iken, eğitim sonrası 35.6±4.06 puan olarak yükselmiş ve bu değişim anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Eğitim öncesi ve sonrası SBİTÖ gruplarındaki değişim istatistiksel olarak önemli bulunmuş olup, eğitim öncesi orta düzey tutuma sahip olan bireylerin eğitim sonrası yüksek iii ve ideal tutuma sahip oldukları belirlenmiştir (p<0.05). Üniversite öğrencilerinin eğitim öncesi günlük enerji alım ortalamaları 2568.3±692.06 kkal iken, eğitim sonrası 2126.3±530.95 kkal olarak azalmış ve bu değişim istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin günlük enerjilerinin protein ve yağlardan gelen oranı, posa, n-3 yağ asidi, sıvı, A vitamini, B2 vitamini, B6 vitamini, folat, C vitamini, kalsiyum, fosfor, potasyum ve magnezyum alımları anlamlı şekilde yükselmiştir (p<0.05). Bireylerin vücut ağırlığı, BKİ'leri, bel çevreleri ve bel kalça oranları eğitim sonrası anlamlı şekilde azalmıştır (p<0.05). Sonuç olarak verilen ağırlık yönetimi eğitimi üniversite öğrencileri, beslenme bilgi düzeylerini artırmış, besin tüketimlerini ve antropometrik ölçümlerinin olumlu şekilde gelişmesini sağlamıştır.