Kandida
61 theses under this subject heading
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi yoğun bakım ünitelerinde kandidemi olgularının irdelenmesi
Kandidemi, kan dolaşımı enfeksiyonları içinde tanı ve tedavisinin zor olması ile birlikte yüksek mortalite, morbidite ve artan bakım maliyeti nedeniyle önem taşımaktadır. Kan kültüründe üreyen Candida türünün belirlenmesi ve antifungal duyarlılığın bilinmesi etkin tedavi için önemlidir. Bu tez çalışmasında hastanemiz YBÜ'lerinde kandidemi sıklığının, risk faktörlerinin, tür dağılımının ve antifungal ilaçlara karşı duyarlılık paternlerinin saptanması, kandidemi mortalitesini ve mortalite ile ilişkili risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 1 Ocak 2020 - 1 Mart 2021 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi YBÜ'lerinde takip edilen kandidemi tanısı alan 53 hasta ile kandidemi tanısı almayan 53 hasta dahil edildi. 14 aylık çalışma süresinde kandidemi insidansı 1000 hasta kabulünde 10.57 (%1,05) olarak saptandı. En sık C. albicans %47,2, non-albicans türler içinde en sık C. tropicalis %22,6, C. glabrata %18,9, C.lusitaniae %3,8 oranında izole edildi. C. albicans'ta antifungal direnç saptanmazken non-albicans türlerinde AMB %14,8, kaspofungin %7,4, mikafungin %7,4, flusitozin %3,7, C.glabrata hariç flukonazol ve vorikonazol %11,7 oranında saptanmıştır. Kandidemi olgularında hemodiyaliz, uzun yatış süresi, TPN kullanımı, kandidüri ve mortalite kontrol grubuna göre istatististiksel anlamlı olarak daha fazla görüldü. Kandidemi olgularında COVID-19 %17 oranında belirlendi ve non-albicans kandidemili olgularında C. albicans kandidemili olgularına göre istatistiksel anlamlı daha fazla oranda saptandı. Kandidemi olgularının % 50,2'sinde eş zamanlı bakteriyemi saptandı. Gram (+) bakteriyemi %50,9, Gram (-) bakteriyemi %16,9 oranında saptandı. Kandidemiye atfedilen kaba mortalite oranı %83 olarak belirlendi. İleri yaş ve platelet düşüklüğü mortalite ile ilişkili bulundu. Sonuç olarak kandidemi etkenlerinin tür düzeylerinde tanımlanıp antifungal duyarlık profilinin belirlenmesi, yüksek mortalite ve morbiditeye sahip bu enfeksiyonların etkin tedavisinde doğru antifungal ajan tercihi için önemlidir. Belirlenen antifungal direnç oranları ve etkenlerin tür dağılımlarının değişimi dikkatle incelenmeli ve bunların nedenleri araştırılmalıdır. Her hastanenin kandidemi için epidemiyolojik verileri güncel olmalı, hasta özelliklerine, risk faktörlerine göre uygun tedavi seçiminin yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Kandidemi, Risk faktörleri, Antifungal duyarlılık, İnvaziv Kandidiyazis, Mortalite
Format dehidrogenaz enziminin candida boidinii'den moleküler olarak klonlanması, ekspresyonu ve karakterizasyonu
Modern biyoteknoloji endüstrisinde enzim üretimi önemli bir yer tutmaktadır. Klasik yöntemlerle bitkisel ve hayvansal kaynaklardan enzim eldesinin ekonomik olmaması, kalite ve miktar standardizasyonunun yakalanmasının zor olması gibi faktörler mikrobiyal kaynaklara olan eğilimi artırmıştır. Rekombinant DNA teknolojisinin gelişmesi ve mikroorganizmalarda kolaylıkla manipüle edilmesi ile birlikte rekombinant enzimlerin endüstriyel pazarının büyüyerek 2016 yılında 4.61 milyar dolara çıktığı açıklanmıştır ve 2017-2022 öngörü raporlarına göre %5.8'lik yıllık bileşik büyüme oranı ile 6.3 milyar dolara ulaşması beklenmektedir. NAD+-bağımlı format dehidrogenaz (FDH, EC 1.2.1.2), format iyonlarını CO2'ye yükseltgeyerek NAD+ molekülünü NADH'a indirgeyen bir enzimdir. Enzimatik indirgemenin önemli olduğu reaksiyonlarda NAD(H) ve NADP(H) gibi pahalı kofaktörlere ihtiyaç vardır. Ekonomik alternatifler sunmak amacıyla kofaktörlerin geri dönüştürüldüğü metotlar dizayn edilmiştir. Bu metotlarda; kofaktör geri dönüşümünde hiçbir yan ürün biriktirmeyen, ana reaksiyonun substratına karşı inert olan böylelikle istenmeyen izomerler oluşturmayan, termodinamik denge olarak uygun olan, geniş pH aralığında çalışabilen, ucuz substratlara gereksinim duyan FDH enzimi sahip olduğu bu avantajlı özellikleri ile en çok tercih edilen enzimlerden biridir. Özellikle farmasötikler için önemli olan optikçe aktif bileşiklerin üretiminde ve rutin biyokimya laboratuvarlarında tanılama testlerinde kullanımından dolayı FDH enziminin sentetik üretimi son yıllarda önem kazanmıştır. Yapılan çalışmalar, çeşitli metilotrof maya ve bakterilerden FDH enziminin rekombinant olarak üretilebildiğini göstermiştir. Bu çalışmada, Candida boidinii (C. boidinii) mayası ATCC 18810 suşunda FDH enzimini kodlayan gen bölgesinin rekombinant tekniklerle Escherichia coli (E. coli) bakterilerine klonlanması, gen ürünü olan proteinin eksprese edilmesi ve karakterizasyonunun gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak C. boidinii mayasının genomik DNA'sı izole edilmiş, tasarlanan primerler ile polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) gerçekleştirilerek hedef FDH gen bölgesi çoğaltılmış ve beklenen 1104 bp'lik bant görülmüştür. Çoğaltılan gen TA klonlama metodu ile pTZR57R/T vektörüne klonlanmış, elde edilen rekombinant vektör pTZR57R/T+FDH ile E. coli One Shot® Mach1™-T1R hücreleri transforme edilmiştir. Transformasyon gerçekleştikten sonra rekombinant vektör NdeI ve BamHI restriksiyon enzimleri ile kesilmiş ve hedef gen bölgesi ekspresyon vektörü olarak kullanılan pET-14b vektörü ile birleştirilerek E. coli One Shot® Mach1™-T1R hücrelerine aktarılmıştır. Transformasyonun başarısı koloni PCR, restriksiyon enzim kesimi ve dizi analizleri ile onaylanmıştır. Sonrasında elde edilen rekombinant pET-14b/FDH vektörü ile ekspresyon hücresi olarak kullanılan E. coli One Shot® BL21 (DE3) hücrelerinin transformasyonu gerçekleştirilmiştir. FDH enziminin üretimi için gen ekspresyonu IPTG ile indüklenmiş, Ni-NTA afinite kolon kromatografisi ile hücredeki diğer proteinlerden ayrıştırılarak saf bir şekilde eldesi sağlanmıştır. Hedef proteinin varlığını görmek için SDS-PAGE ve Western blot analizleri yapılmış ve beklenen 41 kDa'luk bant görülmüştür. Son olarak FDH enziminin ideal koşullardaki aktivitesini bulmak için testler yapılmış, enzimatik reaksiyon ürününün 340 nm'deki absorbans değerlerine bakılarak değerlendirme yapılmıştır. Karakterizasyon çalışmalarının sonucunda; pH 8.0 Tris tampon çözeltisinde, 40 mM format substrat konsantrasyonunda, 60°C'a kadar olan sıcaklıklarda enzimin aktif olarak çalıştığı belirlenmiştir. Farmasötik endüstrisinde ve rutin biyokimya laboratuvarlarında sıklıkla kullanılan bu enzim ülkemizde yurtdışı kaynaklardan temin edilmekte ve pahalıya mâl olmaktadır. Bu çalışma, NAD+-bağımlı FDH enziminin yerli olarak üretilmesi ve endüstriyel sahada büyük ölçekte üretime geçilmesi için veri sağlaması açısından önemlidir.
Candida boidinii kaynaklı NaD+ bağımlı format dehidrogenaz enziminin üretilmesi, enzim aktivitesinin ve termal stabilitesinin artırılması
Farklı endüstrilerde geniş bir kullanım alanına sahip olan enzimler, hastalıkların tanısında kullanılan biyokimyasal analizler için de önemlidir. Format (formik asit) tek karbonlu endojen bir metabolit olup, insan serumunda ve idrarında belirli seviyelerde bulunur. Format düzeylerinin insan serumu ve idrarında özellikle metanol intoksikasyonu, vitamin B eksiklikleri, astım, çeşitli psikiyatrik bozukluklar ve farklı patolojik durumlara bağlı olarak arttığı gösterilmiştir. Format Dehidrojenaz (FDH), format için mutlak özgüllük gösteren ve ortamda bulunan formattan elektronları NAD+'ye transfer eden bir enzimdir. Reaksiyonun sonunda oluşan NADH + H miktarı, reaksiyona giren formatın miktarı ile doğru orantılıdır. Tez projesi ile amacımız, NAD+ bağımlı FDH enzimininin rekombinant DNA teknolojisi ile üretilmesi, enzim aktivitesinin ve termal stabilitesinin artırılmasıdır. Çalışmamızda, Candida boidinii (Cbo) FDH proteinini kodlayan 1095 baz çift geni, bir şablon olarak kullanılarak Polimez Zincir Reaksiyonu (PZR) ile çoğaltıldı. Ürün pET-23b (+) ifade vektörüne klonlandıktan sonra ekspresyon için Escherichia coli (E.coli) BL21 (DE3) hücrelerine transfer edildi. Üretilen CboFDH enziminin saflaştırılması için afinite His-Trap kolonu kullanıldı. Enzim aktivitesi ölçümleri 340 nm'de NADH miktarının fotometrik ölçümü ile gerçekleştirildi. Moleküller arası etkileşimler üzerinde yapılan mutasyonların etkisini tahmin etmek için, Gaussian 09 yazılımına mevcut kristal yapı (PDB: 5DN9) tanıtıldı ve mutasyon yapılacak bölgeler tahmin edildi. Daha sonra, enzim aktivitesini ve termal stabilitesini artırmaya yönelik olarak Val120Thr, Phe285Thr, Gln287Glu, His311Gln ve Phe285Thr/His311Gln mutasyonları gerçekleştirildi. Mutasyonla aminoasitleri değiştirilmiş enzimin yapısı geometrik optimizasyon ile kendi ortamında gerçek forma en yakın şekilde modellendi. Sonuçlar Pymol paket yazılımı ile görselleştirilerek tartışıldı. Hem yabanıl tip hem de mutant FDH'ler için kinetik ve termostabilite çalışmaları yapıldı. Çalışmada ayrıca, yabanıl tip FDH ve mutant FDH suşlarının enzim aktivitesi üzerinde farklı metal iyonlarının ve organik çözücülerin etkisi araştırıldı. Yabanıl tip ve mutant enzimlerin ikincil yapıları ve termal stabilite çalışmaları dairesel dikroizm (CD) spektroskopisi ile incelendi. Çalışma sonucunda rekombinant DNA teknolojisi ile üretilen yabanıl tip CboFDH için uygun pH 7.4, optimum sıcaklık ise 40 °C bulunurken; mutant enzimler için optimum pH ve sıcaklıklar, Phe285ThrFDH için pH 7,sıcaklık 40 °C , Val120ThrFDH için pH 7, sıcaklık 40 °C , Gln287GluFDH için pH 7, sıcaklık 60 °C , His311GlnFDH için pH 7, sıcaklık 65 °C ve Phe285Thr/His311GlnFDH için pH 8, sıcaklık 65 °C olarak bulundu. CD cihazı ile α-heliks ikincil yapıları belirlenen yabanıl tip ve mutant enzimlerin termal denatürasyon (Tm) sıcaklıkları yabanıl tip CboFDH için 64 °C , Gln287GluFDH için 70 °C, His311GlnFDH için 77 °C ve Phe285Thr/His311GlnFDH için 73 °C olarak saptandı. Enzim kinetiği çalışmaları ile yabanıl tip CboFDH için format için KM değeri 2 mM, Kcat değeri 9.2 x 102 S-1, NAD için KM değeri 1.5 mM, Kcat değeri 2.62 x 104 S-1; Phe285ThrFDH için format için KM değeri 0.97 mM ve Kcat değeri 6.23 x 103 S-1,NAD için KM değeri 2.3 mM ve Kcat değeri 4.59 x 103 S-1; Val120ThrFDH için format için KM değeri 1.3 mM ve Kcat değeri 6.23 x 103 S-1, NAD için KM değeri 7.9 mM ve Kcat değeri 1.04 x 104 S-1; Gln287GluFDH için format için KM değeri 1.65 mM ve Kcat değeri 4.42 x 103 S-1, NAD için KM değeri 3.3 mM ve Kcat değeri 9.51 x 103 S-1; His311GlnFDH için format için KM değeri 1.5 mM ve Kcat değeri 3.28 x 103 S-1, NAD için KM değeri 1.6 mM, Kcat değeri 8.2 x 103 S-1; Phe285Thr/His311GlnFDH için format için KM değeri 1.4 mM ve Kcat değeri 6.95 x 103 S-1, NAD için KM değeri 7 mM, Kcat değeri 1.21 x 104 S-1olarak hesaplandı. Farklı konsantrasyonlardaki 11 farklı metalin enzim aktivitesine etkisi sonuçlarında yabanıl tip CboFDH ve mutant FDH'ler için CuCl2 harici tüm metallerin aktiviteyi %80'e kadar artırdığı gözlenirken; CuCl2'ün artan konsantrasyonlarda %77'ye kadar enzim aktivitesini düşürdüğü bulundu. Farklı konsantrasyonlardaki 5 farklı organik çözücünün enzim aktivitesine etkisi sonuçlarında ise yabanıl tip CboFDH ve tüm mutant FDH'lerde aseton, etanol, metanol ve propanolün enzim aktivitesini %20-%31 aralığında artırdığı ancak kloroformun artan konsantrasyonlarda enzim aktivitesini %97'ye kadar düşürdüğü bulundu. Bu çalışma, bazı patolojik durumlardaki seviyeleri önemli bir belirteç olan formata mutlak spesifik ayrıca endüstriyel kullanım alanları geniş NAD+-bağımlı FDH enziminin yerli ve büyük ölçekte üretilebilmesinde veri sağlaması açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Candida boidinii, Format Dehidrogenaz, Format, Protein Mühendisliği, Rekombinant DNA Teknolojisi, Termal Stabilite
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde izlenen kandidemi olgularının epidemiyolojik, klinik ve antifungal duyarlılık yönünden incelenmesi
Amaç: Kan dolaşım enfeksiyonları içinde Candida türlerine bağlı nozokomiyal enfeksiyonlar, giderek artan bir öneme sahiptir. Kan kültürlerinden izole edilen etkenler içinde dördüncü sırada yer almaktadır. Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yıllar içinde kandidemi olgularının ve etkenlerinin özelliklerindeki değişikliklerin irdelenmesi amaçlanmıştır.Materyal-Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 1 Ağustos 2003-31 Aralık 2007 tarihleri arasında kandidemi tanısı ile izlenen olgular epidemiyolojik, klinik ve mikrobiyolojik özellikleri açısından retrospektif olarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Kandidemi tanısı alan 116 hastanın 88'i (% 75,8) yoğun bakımda, 28'i (% 24,2) servislerde izlenmiştir. Hastaların yaş ortalaması 48,4±19 olup 67 (% 57,7)'si erkek, 49 (% 42,3)'u kadın olarak saptanmıştır. Kandidemi gelişmesinde en sık görülen risk faktörleri sırası ile geniş spektrumlu antibiyotik kullanımı (% 99,2 ), idrar kateteri (% 88,3) ve santral venöz kateter (% 65,0) varlığı olarak saptanmıştır. Yüzyirmi kandidemi atağında en sık izole edilen Candida türü C. albicans olup (% 38,6), bunu C. parapsilosis (% 28,3), C. tropicalis (% 10,8) ve C. glabrata (% 5,0) izlemiştir. % 18,3 olguda da diğer Candida türleri izole edilmiştir. Antifungal duyarlılık sonuçları hastanemizde hala flukonazolün güvenle kullanılabileceğini göstermektedir. Flukonazol direnç oranı C. albicans için % 2,2, albicans dışı türler için % 11,4 olarak belirlenmişken itrakonazol direnci C. albicans'ta % 7,5, albicans dışı türler için % 10,3 gibi yüksek oranda saptanmıştır. Türlerin yıllara göre dağılımında ve direnç eğilimde farklılık belirlenmemiştir (p=0,952). Amfoterisin B'ye hiçbir türün dirençli olmadığı saptanmıştır.Takip edilen hastaların 67'si (% 57,7) exitus olmuştur. Mortalite ile Candida türleri ve ilaç direnci arasında ilişki saptanmamıştır.Sonuç: Çalışmamızda Candida ile gelişen kan dolaşımı enfeksiyonlarında albicans dışı türlerin yıllar içinde artış göstermemekle birlikte yüksek oranda olduğu saptanmıştır. Bu türlerin antifungal ilaçlara direnci göz önüne alınarak, bu enfeksiyonlarda etkenin tür düzeyinde tayini ve antifungal duyarlılık testleri ortaya konulmuştur.
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi yoğun bakım ünitelerinde gelişen kandidemilerin değerlendirilmesi
Kandidemi, tanı ve tedavisi zor olan, yüksek morbidite ve mortaliteyle seyreden bir klinik durumdur. Kan kültüründe üreyen kandida türünün belirlenmesi, tedavide kullanılacak olan antifungal ajanın belirlenmesinde önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında hastanemiz yoğun bakım ünitelerinde kandidemi sıklığının, etken kandida türlerinin dağılımının ve antifungal duyarlılıklarının belirlenmesi, kandidemi gelişiminde etkili risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 1 Ekim 2014-30 Eylül 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi YBÜ' lerinde takip edilen ve kandidemi tanısı alan 97 hasta ile kandidemi tanısı almayan 100 hasta dahil edildi. Bir yıllık çalışma süresinde kandidemi insidansı onbinde 27.3 (%0.27) olarak saptandı. En sık kandida izolasyonu İç Hastalıkları YBÜ'de (%62.9) saptandı. En sık C.albicans %48.5 (47) izole edilirken, non-albicans türler içinde en çok C.tropicalis %13.4 (13), ikinci sıklıkta C.glabrata %10.3 (10) ve C. parapsilosis %10.3 (10) görüldü. Kandidemi gelişiminde, altta yatan hastalıklardan hematolojik malignite bulunması, son üç ayda antifungal kullanımı, steroid/immünsupresif kullanımı, dren bulunması ve parenteral beslenme gibi risk faktörleri çok-değişkenli logistik regresyon analizinde tekrar değerlendirildi ve dren varlığının kandidemi riskini 14.13 kat, parenteral beslenmenin 6.62 kat ve son üç ayda antifungal kullanımının 7.37 kat arttırdığı saptandı. C.albicans' ta flukonazol ve vorikonazol duyarlılığı % 6,4 iken flukonazol ve vorikonazol direnci % 93,6 olarak belirlendi ve Amfoterisin B ve kaspofungin direnci saptanmadı. Kandidemi grubunda 97 hastadan 74'ü (%76,3) izlem sırasında kaybedildi. Sonuç olarak çalışmamızda, kandidemi türleri arasında en sık C. albicans izole edilmiştir. Azol direncinin oldukça yüksek oranda görülmesinin hastanemizde azol grubu antifungallerin sık kullanımına bağlı olabileceği düşünülmüştür. Bu durum, erken antifungal tedavinin mortalite ve morbidite üzerine olumlu etkisi bilindiğinden, her hastanenin kendi hasta özelliklerine, risk faktörlerine ve surveyans sonuçlarına göre tedavinin yönlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Antifungal duyarlılık, Kandidemi, Risk faktörleri
Kan kültüründen izole edilen candida türü mayaların repetetive-PCR ile klonal dağılımlarının belirlenmesi
Yoğun bakım üniteleri (YBÜ) hastane enfeksiyonlarının en sık rastlandığı hastane birimleri olup, son yıllarda maya enfeksiyonlarında da artış gözlenmektedir. Maya enfeksiyonlarının çoğunun endojen kökenli olduğu bilinmekle birlikte çapraz bulaşın da olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışma, YBÜ'sinde yatmakta olan hastaların kan kültürü örneklerden izole edilmiş Candida izolatlarının DNA parmak izi analizi ile benzerliklerinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Mayıs-Aralık 2014 tarihinde, YBÜ'sinde yatmakta olan hastaların kan kültürü örneklerinden izole edilen Candida izolatları çalışmaya alındı. Kan kültürü örnekleri Bactec (BD, USA) sisteminde değerlendirildi. Üreme olan kan kültürü şişelerinden önerilen prosedüre uygun olarak subkültürler yapıldı. Tanımlama, konvansiyonel yöntemler ve Phoenix (BD, USA) kullanılarak yapıldı. Candida olarak saptanan mikroorganizmaların Diversilab (Biomerieux, Fransa) cihazı ile rep-PCR ile DNA parmak izi analizi yapıldı. Çalışma kapsamında 44 farklı hastadan soyutlanmış izolatta DNA parmak izi araştırması yapıldı. Bununla birlikte 40 izolatta sonuç alındı. Çalışmada değerlendirilen 40 izolatın, 21'i (% 52.5) C. albicans, 12'si (% 30) C. parapisilosis, 7'si (% 17.5) C. tropicalis, idi. DNA parmak izi analizi sonrasında 9 C. parapisilosis izolatının aynı klon olduğu saptandı. Ayrıca C. albicans izolatları arasında 3 farklı benzerlik (her birinde iki izolat bulunan) saptandı. Kandidemide mikroorganizmanın kaynağının sıklıkla endojen olduğu bilinmekle birlikte, izolatların bazılarının identik saptanması kandida için ekzojen kaynaklar olabileceğini düşündürmüştür. YBÜ gibi birçok risk faktörü taşıyan hastaların yattığı alanlarda enfeksiyon kontrol önlemlerinin doğru uygulanmasınınen önemli yaklaşım olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kandidemi, Yoğun bakım ünitesi, rep-PCR
Vaginal örneklerden izole edilen candida'ların tiplendirilmesi ve broth mikrodilüsyon yöntemi ile antifungal duyarlılıklarının belirlenmesi
Candida türleri, dünya çapında görülen ikinci en yaygın vulvovajinit etkenidir. Klinik tablo,kalın veya çok ince olabilen beyaz renkli akıntı ve kaşıntı şikayetlerini içermektedir. Enfeksiyon, vulvovajinal mukozada, ayrıca perianal bölgede, kızarıklık ile ilişkilendirilmiştir. Bu çalışmada, vajinal örneklerden izole edilen Candida'ların identifikasyonu ve antifungal direnç durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine Aralık 2014-Temmuz 2015 tarihleri arasında vajinal kaşıntı, akıntı gibi şikayetler ile başvuran 481 hastadan mantar etkeni araştırmak amacıyla alınan vajinal örnek kültüründe saptanan 100 (%20.8) Candida suşu değerlendirmeye alınmıştır. İzole edilen Candida'ların identifikasyonu klasik yöntemler yanında, kromojenik agar ve otomatize identifikasyon yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Kökenlerin amfoterisin B, itrakonazol, flukonazol, ketokonazol vorikonazol ve kaspofungin duyarlılıkları, Clinical and Laboratory Standards Institute (CLSI) M27-A3, M27-S3 ve M27-S4 dökümanlarındaki referans broth mikrodilüsyon yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Vulvovajinal kandidiyazis (VVC) olduğu belirlenen 100 kadından 21'i (%21) 18-25 yaşları arasında, 40'ı (%40) 26-40 yaşları arasında ve 39'u (%39) 41 ve üzeri yaşta idi. Hastaların 42'sinin (%42) tekrarlayan mantar enfeksiyonu, 58'inin (%58) akut mantar enfeksiyonu olduğu belirlenmiştir. Hastalarımızın 13'ü (%13) Diyabetes Mellitus tanısı almış hastalardı. Hastaların vajinal örneklerinden izole edilen 100 Candida suşunun 47'si (%47) Candida albicans, 43'ü (%43) C.glabrata, 5'i (%5) C.kefyr, 2'si (%2) C.krusei, 2'si (%2) C.tropicalis, 1'i (%1) C.guilliermondii olarak identifiye edilmiştir. Çalışmamızda, antifungal ilaçların MİK aralıkları amfoterisin B için 0.25-1 µg/mL itrakonazol için 0.03-16 µg/mL arasında, flukonazol için 0.125-64 µg/mL arasında, ketokonazol için 0.03-16 µg/mL arasında, vorikonazol için 0.03-16 µg/mL arasında, kaspofungin için 0.015-2 µg/mL arasında saptanmıştır. İzole edilen Candida suşlarının 13'ü (%13) kaspofungine, 12'si (%12) flukonazole, 42'si (%42) itrakonazole dirençli olarak tespit edilmiştir. C.glabrata dışındaki Candida'ların 14'ü (% 24.6) vorikonazole dirençli bulunurken, amfoterisin B'ye dirençli suş tespit edilmemiştir. MİK değeri ≥16 µg/mL olan suşlar dirençli kabul edilerek, izole edilen Candida'ların 3'ü (%3) ketokonazole dirençli bulunmuştur. Çalışmamızda VVC'de C. albicans'dan sonra en sık saptanan etken C. glabrata olarak tespit edilmiştir. Tedavide sistemik olarak kullanılabilen azol grubu ilaçlara karşı saptanan direnç oranları ve kaspofungin direnci dikkat çekici boyutlardadır.
Yoğun bakım hastalarının idrar kültürlerinden izole edilen candida türlerinin dağılımı ve antifungal duyarlılıklarının belirlenmesi
Candida`lar insanların normal florasının bir üyesi olup, doğada yaygın olarak bulunurlar. İdrarda Candida türlerinin varlığı kandidüri olarak adlandırılır. Bu durum klinik örneklerin kontaminasyonu, alt üriner sistem kolonizasyonu veya alt ya da üst üriner sistemin invaziv enfeksiyonunun göstergesi olabilir. Çalışmamızda yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların idrar kültürlerinden izole edilen Candida'ların identifikasyonu ve antifungallere duyarlılık durumlarının belirlenmesi amaçlandı. Bu çalışma Kasım 2016-Haziran 2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Anasteziyoloji ve Reanimasyon ve İç Hastalıkları Yoğun Bakım ünite'lerinde yatan hastaların idrar kültürlerinden izole edilen 100 Candida suşu (≥ 104 CFU/mL) değerlendirmeye alındı. Candida suşlarının identifikasyonu klasik yöntemler yanında, otomatize identifikasyon yöntemi kullanılarak yapıldı. Tanımlanan Candida suşlarının antifungal duyarlılıkları, Clinical and Laboratory Standards Institute (CLSI) M27-S3 ve M27-S4 dökümanlarındaki referans broth mikrodilüsyon yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada C.parapsilosis ATCC 22019 ve C.kruseiATCC 6258 kontrol suşları kullanılmıştır. İdrar kültürlerinde Candida izole edilen hastaların %60'ı kadın %40'ı erkek, yaş ortalaması 68.02±17.48'idi. Hastaların idrar örneklerinden izole edilen 100 Candida suşunun %54'ü Candida albicans, %34'ü C.glabrata, %7'si C.tropicalis, %2'si C.kefyr, %2'si C.lusitaniae, %1'i C.parapsilosis olarak identifiye edildi. Çalışmamızda, antifungal ilaçların MİK aralıkları kaspofungin için 0.015-0.5 µg/mL, flukonazol için 0.125-64 µg/mL, itrakonazol için 0.03-16 µg/mL, vorikonazol için 0.03-16 µg/mL arasında saptandı. Candida suşlarının, %1'i kaspofungine dirençli, %40'ı flukonazole dirençli; %69'u itrakonazole dirençli, C.glabrata dışındaki Candida'ların %54.5'i vorikonazole dirençli olarak tespit edildi. Amfoterisin B ve flusitozine dirençli Candida türü tespit edilmedi. Sonuç olarak idrar kültürlerinden izole edilen Candida türlerinde profilaksi ve tedavide en sık kullanılan azol grubundaki antifungallere yüksek oranda direnç saptanmıştır.
Yoğun bakım ünitesinde takip edilen kandidemi riski yüksek hastalarda candida pcr ve kan kültürünün karşılaştırılması
Amaç: Yoğun bakım ünitesinde invaziv fungal enfeksiyonların % 70-90'ından kandida türleri sorumludur. Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Yoğun Bakım ve Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ünitesi'nde takip edilen kandidemi riski yüksek hastalarda kan kültürü ile tam kandan çalışılan Candida PCR testinin sonuçları karşılaştırıldı. Kandidemi şüpheli hastalarda hızlı bir tanı yöntemi olan Candida PCR testinin pratikte kullanılabilirliğinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda belirlediğimiz kriterlere göre kandidemi riski yüksek olan 90 hasta prospektif olarak değerlendirildi. Hastalardan idrar, perine, aksilla, trakeal aspirat kültürü ve 2 set kan kültürü alındı. Ayrıca bir EDTA'lı tüpe kan alındı. ˗40°C'de daha sonra Candida PCR çalışılması amacıyla saklandı. Candida multiplex PCR'da ITS1, ITS2, ITS2D, CA3, CA4 primerleri kullanılarak, Candida real-time PCR'da ise türe spesifik primerler kullanılarak tür ayrımı yapıldı. Bulgular: Hastaların 41'i (% 45,5) kadın, 49'u (% 55,5) erkek, toplam yaş ortalaması 58,1(±18,4)'di. Kan kültüründe kandida üremesi olan hasta sayısı 3 (% 3,3)'tü. Çalışmaya alınan hastaların 17'sinde (% 18,9) Candida multiplex PCR ve Candida real-time PCR pozitifti. Kan kültürü ve PCR testlerinde bulunan kandida türleri birbiriyle uyumluydu. PCR ile istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla pozitiflik elde edildi (p=0,006). Candida PCR pozitifliği olan hastalar ile PCR negatif hastalar arasındaki kandida skoru farkı istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p=0,015). Hastaların 57'si (% 63,3) öldü. Sonuç: Kandidemide tedavide gecikme, artan mortalite ile doğrudan ilişkilidir. Çalışmamızda PCR ile kandidemi olgularının tespit edilme olasılığının daha fazla olduğunu bulduk. Bu veri ışığında özellikle kandidemi riski yüksek olan hastalarda moleküler yöntemlerin de tanıda kullanılmasının uygun olacağı görülmektedir. Anahtar kelimeler: Kandida, Kandidemi, PCR
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde izlenen kandidemi vakalarında risk faktörleri, kandida tür dağılımı ve antifungal duyarlılığın yıllar içindeki değişiminin değerlendirilmesi
Amaç: Kandida tüm dünyada hastane kökenli kan dolaşımı enfeksiyonlarından en sık izole edilen mantar türü olup, önemli morbidite ve mortalite sebebidir. Günümüzde sağlık hizmetlerinin artması ile ilişkili olarak kandidemi sıklığı da artış göstermektedir. Kan kültüründe etken izole edilemeden çoğu hastanın kaybedilmesi, kandidemi mortalitesinin % 30-40 oranlarında yüksek olması nedeniyle bu hastalara preemptif tedavinin olabildiğince hızlı ve doğru antifungal ajan seçimi yapılarak başlanmasını gerektirmektedir. Bu da çeşitli risk faktörlerinin, tespit edilen etken mikroorganizma dağılımının ve antifungal direnç oranlarının analiz ihtiyacını doğurmaktadır. Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ocak 2008-Aralık 2018 tarihleri arasında servis ve yoğun bakım ünitelerinde kandidemi tanısı ile takipli erişkin hastaların epidemiyolojik özellikleri, risk faktörleri, kandida tür dağılımı ve antifungal duyarlılık paterni değişimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal-Metot: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ocak 2008-Aralık 2018 tarihleri arasında servis ve yoğun bakım ünitelerinde kandidemi tanısı ile takipli, 18 yaş üstü erişkin hastalar dahil edildi. Hastane Enfeksiyon Kontrol Komitesi (HEKK) sürveyans verilerinden kan kültüründe kandida türleri üremesi olan hastaların bilgileri kayıt edildi. Altta yatan hastalıklar (böbrek yetmezliği, diabetes mellitus, kalp yetmezliği, solid organ nakli, akut batın, pankreas hastalıkları, GİS kanama, malign solid tümör, hematojen malignensi vs.), risk faktörleri (ameliyat dreni, ERCP, hemodiyaliz, santral venöz katater, TPN (total parenteral nutrisyon) nefrostomi, nötropeni, mekanik ventilasyon vs.), etken kandida türü, HEKK "Hasta İzlem Formu"ndan ve antifungal duyarlılık paterni mikrobiyoloji laboratuar kayıtlarından retrospektif incelendi. Bulgu: Çalışmaya dört yüz elli beş hasta dahil edildi, hastaların % 56,3'ü (n: 256) erkek, % 43,7'si (n: 199) kadın olup, yaş aralığı 18-92, yaş ortalamaları 52,22±16,70 (Med: 55, Min: 18, Maks: 92) idi. Altmış beş yaş ve üzeri yaş grubu, hastaların % 26,3'ünü (n: 109) oluşturuyordu. Kan kültüründen izole edilen en sık kandida türleri sıklık sıralamasına göre; % 37,6 C. parapsilosis, % 31,6 C. albicans ve % 14,1 C. tropicalis idi. Altmış beş yaş ve üzeri grupla, daha genç yaş grubu arasında kandida tür dağılımı arasında farklılık izlenmedi. Çalışma süresinde erişkin hastalarda kandidemi insidansı 10.000 başvuruda 11,6 saptandı. Otuz günlük atfedilen mortalite oranı % 36,7 idi. C.albicans izole edilen hastaların % 45,8'i (n: 66), NAC izole edilen hastaların % 32,5'i (n: 101) exitus ile sonuçlandı. C. albicans izole edilen hastaların, NAC türlerine kıyasla mortalitesi istatistiksel açıdan anlamlı oranda yüksek saptandı. Kan kültüründe etkenin saptandığı gün itibari ile ortalama ölüm süresi 10,66±8,15 gün (Med:9 Min: 1 Maks: 30) olarak tespit edildi. Tek değişkenli analiz ile risk faktörlerinden antibiyoterapi kullanımı (% 97), hemodiyaliz (% 14,4), karaciğer yetmezliği (% 5,4), kolostomi varlığı (% 10,2), KOAH dışı kronik akciğer hastalığı (% 9), mekanik ventilasyon (% 40,7) ve yanık (% 1,2) mortalite ilişkili iken, çoklu regresyon analizinde bağımsız olarak yeterli birer risk faktörü olmadıkları gözlendi. Çalışmada 455 kandida izolatının 11 yıllık antifungal direnç oranları flukonazol için % 6, vorikonazol için % 2,3, amfoterisin B için % 1,8 idi. Ekinokandin duyarlılık testleri Ağustos 2012 tarihi itibari ile çalışılmaya başlanmış olup bu tarih itibari ile izolatlarda kaspofungin direnç oranı % 1,4, mikafungin direnç oranı % 3 izlendi. C. albicans ve NAC türleri arasında amphotericin B ve kaspofungin direnç oranlarında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmazken, NAC türlerinde flukonazol (p=0,001), flusitozin (p=0,021), mikafungin (p=0,006) ve vorikonazol (p=0,032) direncinin, C. albicans'lardan yüksek oranlarda görülmesi istatistiki olarak anlamlıydı (p<0,05). Sonuç: Kandidemi mortalitesi yüksek, hızlı seyirli, tanı ve tedavisi zor bir enfeksiyon hastalığıdır. Geç ve etkisiz tedavi, mortalitenin en önemli nedenlerindendir. Ülkeler arasında, aynı ülkede farklı yıllar arasında ya da farklı hastanelerde insidansı, etken spektrumu, antifungal duyarlılık profilleri değişiklik göstermektedir. Bu durum hastanelerde mantar infeksiyonlarının iyi yönetilmesi için sürveyans çalışmalarının belirli aralıklarla yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Anahtar sözcükler: Kandida tür dağılımı, risk faktörleri, antifungal duyarlılık
Gebelerde candida vajinitinin epidemiyolojisi
Giriş: Her dört kadından üçünün hayatları boyunca en az bir kez maruz kaldığı Candida vajinitinin (CV) en önemli risk faktörlerinden birisi de gebeliktir. Sunulan bu çalışmada hastanemize başvuran gebelerde CV'nin prevalansının, trimesterlere göre dağılımının, en sık görülen mantar türlerinin belirlenmesi ve tanı yöntemlerinin karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Nisan 2021–Haziran 2021 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran rastgele seçilmiş 250 gebeden alınan posterior forniks sürüntü örneği, 2ml Sabouraud glikoz broth içerisinde aynı gün mikrobiyoloji laboratuvarına ulaştırıldı. Örnekler; direk mikroskop değerlendirmesi, Gram boyama, mantar kültürleri (CHROMAgar Candida [CAC] ve Sabouraud glikoz agar [SGA]) ile değerlendirildi. İzole edilen maya mantarları germ-tüp testi, mısır unlu-tween 80 agarda yapısal özelliklerinin değerlendirilmesi, CAC'da üreme özellikleri ve MALDI-TOF MS yöntemi ile identifiye edildi. Aynı zamanda, CAC besiyerinin identifikasyon performansı, MALDI-TOF MS yöntemi referans alınarak değerlendirildi. Bulgular: Hastanemize başvuran gebelerde mantar vajinitlerinin prevalansı %43.2 idi. Mantar vajinitli 108 olgunun 22'si (%20.4) rekürren vajinit tarif etti ve %82.4'ü ikinci ve üçüncü trimesterda idi (p > .05). SGA ve CAC besiyerleri arasında izolasyon performansı yönünden fark bulunmadı. En çok izole edilen mantar türü C. albicans (%49.6) olup diğer türler ise C. glabrata (%35.3), C. krusei (%7.5), C. kefyr (%3.4), C. tropicalis (%1.7), S. cerevisiae (%1.7) ve C. dubliniensis (%0.8) idi. Germ-tüp testinin C. albicans için duyarlılık ve özgüllüğü, sırası ile, %88.1 ve %98.3 idi.10 olguda (%9.3) polifungal popülasyon belirlendi. Polifungal popülasyonlar arasında en sık görülen C. albicans + C. glabrata (%60) birlikteliği idi. CAC besiyerinin doğru tanı değerleri C. albicans, C. glabrata ve C. krusei için, sırası ile, %99.1, %97.5 ve %99.2 bulundu. Sonuç: Gebe popülasyonunda CV önemli bir halk sağlığı sorunu olarak ortada durmaktadır. Son yıllarda mantar vajinitlerinin, özellikle albicans-dışı Candida vajinitlerinin prevalansındaki artış endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Kromojenik besiyerlerinin tek plakta izolasyon ve identifikasyon sağlaması ve polifungal popülasyonu tanıma olanağı mantar vajinitlerinin hızlı ve doğru tanısında kolaylık sağlar. Gebelerde CV, doğru ve tam tedavi edilmediğinde koryoamniyonit ve takiben erken doğum gibi gebelik komplikasyonlarına sebep olabileceğinden gerek hasta ve gerekse hekimlerin bu konuda eğitilmesi ve bilinçlenmesi gerekir.
Kandida türlerine bağlı üriner sistem infeksiyonlarında risk faktörleri ve antifungal duyarlılık araştırılması
Günümüzde altta yatan hastalıklara ve ağır cerrahi girişimlere bağlı olarak hastanede yatış süresinin uzaması, hastanelerde özellikle yoğun bakım ünitelerinde uzun süreli ve çoğul antibiyotik kullanımlarının artması, bağışıklık baskılayıcı tedaviler, santral venöz kateter, total parenteral beslenme, üriner kateter kullanımlarının artması gibi nedenlere bağlı olarak üriner sistem mantar infeksiyonları önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu çalışmada Ocak 2012 ile Mart 2013 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi?nde yatarak tedavi alan 18 yaş üstü hastalar çalışmaya dahil edildi. İdrar kültürlerinde üreyen kandida türlerinin antifungal duyarlılıkları E-test yöntemiyle incelendi. Yaşları 18-88 arasında değişen (ortalama: 60.21 ± 17.57) 56?sı kadın ve 44?ü erkek çalışma grubunu oluşturdu. Hastaların yatışından itibaren kandidüri gelişmesine kadar geçen süre ortalama 23,9 gün bulunmuştur. Çalışmaya alınan hastaların %65?i yoğun bakım ünitelerinde takip edilirken, %35?i yoğun bakım dışı kliniklerde takip edilmiştir. Hastalarda saptanan risk faktörleri arasında ilk üç sırayı antibiyotik kullanımı (%99), eşlik eden en az bir kronik hastalık olması (%94) ve üriner kateter bulunması (%90) olarak saptandı. Diğer risk faktörleri ise total parenteral beslenme (%45), santral venöz kateter (%39), mekanik ventilasyon (%38), üriner sistem anomalisi (%34), diyabetes mellitus (%33), malinite (%32), cerrahi (%27), kronik böbrek yetmezliği (%23), hemodiyaliz (%14), immünsupresif tedavi (%12), steroid kullanımı (%10), travma öyküsü (%9) ve nefrostomi (%6) olarak bulundu. Araştırmaya katılan hastaların %58?i mortalite ile sonuçlandı. Yoğun bakımda yatma, santral venöz kateter, total parenteral beslenme, mekanik ventilasyon, hipotermi, taşikardi, hipotansiyon, genel durumda kötüleşme ve kandidemi birlikteliği ile mortalite arasında anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p<0.05 Fisher?in kesin ?2 testi). Yapılan çok değişkenli istatistiksel analizlerde bağımsız risk faktörü saptanmadı. Hastaların 46?sında C. albicans, 54?ünde ise non-albicans kandida türleri üredi. Bu türlerin mortalite ile ilişkisi değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Amfoterisin B, kaspofungin ve vorikonazol direncine her iki grupta da rastlanmamıştır. C. albicans kökenlerinde flukonazol direnci saptanmamış, kökenlerin % 4.3?ü doza bağlı duyarlı bulunmuştur. Non-albicanstürleri için ise flukonazol kökenlerin %20,3?ünde doza bağlı duyarlı, %5,6?ında dirençliydi. İtrakonazol direnci değerlendirildiğinde ise C. albicans kökenlerinin % 17.4?sında doza bağlı duyarlılık, %6.5?inde direnç saptandı. Non-albicans türler içinse itrakonazol %13 doza bağlı duyarlı, %26 dirençli bulundu. Sonuç olarak risk faktörleri bulunan, uzun süre antibiyotik kullanan hastalarda infeksiyon kanıtları oluştuğunda kandida türlerine bağlı infeksiyonlar da düşünülmeli ve buna yönelik tanı ve tedavi uygulamaları başlatılmalıdır. Anahtar kelimeler: üriner sistem infeksiyonu, risk faktörü, kandida, antifungal duyarlılık, E-test
Kandan izole edilen kandida türleri ve antifungal duyarlılıkları
Bu çalışmada, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesinde ,çeşitli servislerden gönderilen kan kültürleride maya soyutlanan örneklerin; maya mantarlarının tür tayinleri ve antifungal duyarlılık testlerinin yapılması amaçlandı. Bu amaçla hastanemizde kan kültürü alınıp bakterioloji laboratuvarına gönderilen ve kandidemi saptanan materyalden izole edilen maya mantarları incelemeye alındı. Çalışmaya alınan örneklerden soyutlanan maya mantarları; germ tüp testi, mısır unu tween 80 ve ıntegral system yeasts plus ticari (Liofilchem Diag, İtalya) sistemi kullanıldı. Maya mantarlarının antifungal duyarlılıkları amfoterisin B, vorikonazol, ketakonazole, kaspofugin, flukonazol ve itrakonazol için sistemi E-test yöntemi kullanılarak yapıldı. Çalışılan Kandida türleri içinde en sık izole edilen tür C. tropicalis olup Non-albicans suşlar daha fazla oranda bulundu. Tür düzeyinde tiplendirilen suşlar içinde C. tropicalis 53 (%62,4), C. albicans 23 (%27), C. glabrata 6 (%7), C. parapsilosis 1 (%1,2), C.guilliermondii 1 (%1,2) ve C.krusei 1 (%1,2) olarak bulundu.Üreyen etkenler içinde C. albicans 23 (%27) ve non-albicans 62 (%73) olarak saptandı. Çalışmamızda, antifungal duyarlılık testlerinde sadece kaspofungin direnci görülmezken, 85 suşun sadece bir tanesinde (%1,8) Amfoterisin B direnci saptandı. Flukonazole 28 suşta (%32,9), itrakonazole 22 suşta (%25,9), ketakonazole 15 suşta (%17,6), vorikonazole ise 9 suşta (%10,6) direnç saptandı. Bu çalışmada; nonalbicans Kandida türlerinin sıklığının giderek artması ve antifungal ajanlara karşı gittikçe artan direnç oranları nedeniyle, tedavi planlamasında duyarlılık testlerinin önemi bir kez daha vurgulandı. Bu sonuçların hastanemiz klinisyenlerine ampirik tedavi düzenlemelerinde yardımcı olabiliceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Kandida, Kan kültürü, identifikasyon, Antifungal duyarlılık
Diyabetik hastalarda glans penisin mantar florası ve balanit/ balanopostit etkenlerinin araştırılması
Amaç: Dünya genelinde prevalansı giderek artan diyabetik populasyonunun glans penis örneklerinin incelenmesi ve bu olgularda hem flora hem de mantar balaniti varlığının ortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Diabetes mellitus (DM) tanısı ile izlenen 151 hasta ile DM tanısı olmayan 50 kişilik kontrol grubundan imprint yöntemiyle alınan glans penis örnekleri modifiye Dixon agar (MDA) ve CHROMagar™ Malassezia (CAM) (Paris, Fransa) besiyerlerine inoküle edildi. Örnekler 32°C'de bir hafta süre ile inkübe edildi. Bulgular: Hastaların yaş dağılımı kontrol ve diyabet gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermedi (p=0.759). Yine gruplar arasında medeni duruma göre farklılık bulunmadı (p>0.999). Açlık kan şekeri (AKŞ), HbA1c, insülin, HOMA-IR ve BUN diyabet grubunda daha yüksek düzeylerde dağılmakta idi (sırası ile, p<0.001, p<0.001, p<0.001, p<0.001 ve p=0.032). Gruplar arasında kreatinin değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu (p=0.633). Çalışmaya alınan hastalarda MDA veya CAM da üremeleri incelendiğinde diyabet grubunda 93 (%62), kontrol grubunda 36 (%72) hastada Malassezia veya Candida üredi ve istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p=0.18). Yine besiyerleri, MDA ve CAM, üremeleri yönünden karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görüldü (p= 0.65/0.54). Çalışmaya alınan hastaların hiçbirinde balanit izlenmedi. Sonuç: Candida ve Malassezia'ların normal penis florasında yüksek oranda bulunması diyabet gibi enfeksiyona yatkın kişilerde balanite daha yüksek oranlarda neden olabileceği düşüncesini güçlendirmektedir.
Ağız yıkama çözeltisindeki candida türlerinin belirlenmesi için multiplex PCR tanı kitlerinin geliştirilmesi
AMAÇ: Sağlıklı insanların ağız florasında maya mantarları da dahil olmak üzere birçok mikroorganizma denge ve uyum içerisinde bulunur. Bu denge halinin bozulması maya mantarlarının kolonizasyonuna veya ağız içi kandidoza sebep olabilir. Ağız boşluğunda sık görülen beş Candida türü (Candida albicans, Candida tropicalis, Candida krusei, Candida parapsilosis ve Candida dubliniensis) bilinmektedir. Candida türlerinin doğru belirlenmesi antifungal tedavi ve epidemiyolojik yönden çok önemlidir. Sunulan çalışmada, tıbbi önemi olan Candida türlerinin belirlenmesi ve tanımlanması için polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) temeline dayalı yeni bir Real-time PCR yönteminin geliştirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinden yaşları 19–36 arasında olan 200 öğrenci bu çalışmaya katıldı. Gönüllü öğrencilerin her biri 15 ml distile su ile ağzını çalkaladı, örnekler 3000 rpm de 10 dakika santrifüj edildi. Çökelti 200 µL steril distile su içinde karıştırılarak CHROMAgar Candida besiyerine inoküle edildi. Genomik DNA izolasyonu Fungal Mini prep kiti ile yapıldı. İzolatların identifikasyonunda CHROMAgar Candida besiyeri, MALDI-TOF MS ve RT-PCR yöntemleri kullanıldı. Gen amplifikasyonu için iki çift spesifik primer kullanıldı. Analiz 7 farklı Candida referans suşunun ITS-2 dizileri üzerinden gerçekleştirildi. Sunulan çalışmada, Candida türlerini belirlemek için real-time polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ve erime sıcaklığı analizi (MCA) ile çalışan yeni bir RT PCR-MCA yöntemi geliştirildi. BULGULAR: Toplam 52 (%26) klinik örnekten 71 maya izole edildi. Bu 71 maya mantarından 64'ü (%90.1) Candida spp. olup izole edilen türler, sıklığa göre, 22 C. albicans (%34.4), 16 C. parapsilosis (%25), 9 C. dubliniensis (%14.1), 6 C. lusitaniae (%9.4), 5 C. kefyr (%7.8), 2 C. lambica ve 4 (%6.9) diğer Candida türleri [1 C. krusei, 1 C. tropicalis, 1 C. inconspicua ve 1 C. pararugosa] idi. Toplam 64 Candida izolatına ilişkin MALDI-TOF MS verileri CAC ve iki ayrı RT-PCR sonuçları ile karşılaştırıldı. CAC besiyerinde 1 C. tropicalis kökeni yeşil koloni oluşturdu ve yanlış olarak C. albicans olarak identifiye edildi. RT-PCR yöntemi ile çalışmada izole edilen altı Candida türü MCA yöntemi ile tanımlandı, ancak iki tür, C. albicans ve C. kefyr, Tm sıcaklığına göre birbirinden ayırt edilemedi. Ayrıca, MALDI-TOF MS ile C. lambica olarak belirlenen iki izolat RT-PCR ile amplifiye edilemedi. TARTIŞMA: Candida türlerinin geleneksel yöntemler ile belirlenmesi ve birbirinden ayırt edilmesi 2–3 gün sürebilmektedir. Candida türlerinin bir gün içerisinde real-time PCR'ı takiben erime sıcaklığı (MCA) analizi basit, ucuz ve çabuk bir yöntemdir. Ancak, bu çalışmada Candida türlerinin kesin tanısı için yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Candida, chromogenic agar, identifikasyon, MALDI-TOF MS, PCR, Real-time PCR
Deneysel hayvan modelinde candida tropicalis peritonitinin tedavisinde kaspofungin ve amfoterisin b etkinliğin karşılaştırılması
Son 30 yıldır kandida türlerine bağlı invaziv fungal enfeksiyonlarda diğer sağlık bakımı ile ilişkili enfeksiyonlarda da olduğu gibi belirgin artış gözlenmektedir. Bu epidemiyolojik gelişmede cerrahi girişim sayısı, santral venöz kateter ve geniş spektrumlu antibiyotik kullanımındaki artışın da önemli rolü vardır. Fungal peritonitler daha nadir olmakla beraber ciddi bir intraabdominal enfeksiyondur. Özellikle cerrahi yoğun bakımlarda ve hemodiyaliz hastalarında daha sık gözlenen fungal peritonitlerde birçok merkezde en sık tespit edilen etken Candida albicans'tır (C. albicans); fakat son yıllarda invaziv işlem sayısındaki artış ve sağlık bakımı ile ilşkili enfeksiyonların artması nedeni ile Candida tropicalis (C.tropicalis), Candida glabrata, Candida parapsilosis ve Candida krusei gibi albikans dışı kandida türlerinin de görülme sıklığında artış mevcuttur. Lipozomal amfoterisin B ve kaspofungin azol direnci olan/olmayan ve C. albicans ve albikans dışı suşlara bağlı invaziv kandida enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılmaktadır. Bu çalışmada C.tropicalis'e bağlı deneysel peritonit modeli oluşturulmuştur. Toplam 56 farenin 8 gruba ayrılması sonrasında enfekte doz kontrol grupları hariç diğer farelere intraperitoneal yolla uygulanmış; ve tedavisinde lipozomal amfoterisin B ve kaspofunginin üç farklı dozu uygulanmıştır. SDA'ya doku(dalak) ve peritondan yapılan ekimlerde C.tropicalis üreme miktarı ve sağkalım değerlendirilmiştir. Sonuç olarak deneysel C.tropicalis peritoniti modelinde, sağaltımda kullanılan lipozomal amfoterisin B ile kaspofunginin etkinliği arasında literatür verileri ile uyumlu olarak istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Fakat non-albikan kandida türlerinin neden olduğu invaziv kandida enfeksiyonları ile ilgili daha geniş serili deneysel ve klinik çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır
Çeşitli klinik örneklerden izole edilen Candida türlerindeki virülans faktörlerinin araştırılması ve antifungal duyarlılıklarının değerlendirilmesi
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma Hastanesi'nin değişik kliniklerinden Mikrobiyoloji laboratuarına gönderilen çeşitli klinik örneklerden izole edilen 200 Candida suşu değerlendirmeye alınarak, virülans faktörleri ve antifungal duyarlılıkları araştırıldı.Candida suşlarının tür düzeyinde tanımlanması için germ tüp testi, mısırunu-Twen 80 besiyerinde mikroskobik görünüm, Candida ID 2 agarda koloni renginin incelenmesi gibi klasik yöntemler ile birlikte API ID 32C (bioMerieux, Fransa) identifikasyon kiti kullanıldı.Candida kökenlerinin proteinaz üretiminin incelenmesi için sığır serum albumin agar, fosfolipaz üretimi için yumurta sarılı agar, esteraz üretimi için Tween 80 agar ve slime üretimi için modifiye tüp aderans yöntemi kullanıldı. Kökenlerin amfoterisin B, flukonazol, vorikonazol ve kaspofungine duyarlılıkları, CLSI (Clinical and Laboratory Standards Institute)'ın M27-A3 dokümanındaki referans buyyon mikrodilüsyon yöntemi kullanılarak araştırıldı ve her bir ilaç için MİK aralıkları, MİK50 ve MİK90 değerleri belirlendi.İzole edilen 200 Candida suşunun 106'sı (%53) C.albicans, 49'u (%24.5) C.parapsilosis, 15'i (%7.5) C.tropicalis, 9'u (%4.5) C.krusei, 8'i (%4) C.kefyr, 4'ü (%2) C.glabrata, 4'ü (%2) C.famata, 3'ü (%1.5) C.lusitaniae, 2'si (%1) C.guilliermondii olarak identifiye edildi.Candida albicans suşlarının %79.2'si, albicans dışı Candida suşlarının %20.2'si proteinaz olumlu, C.albicans suşlarının %95.3'ü, albicans dışı Candida suşlarının %1.1'i fosfolipaz olumlu, C.albicans suşlarının %96.2'si, albicans dışı Candida suşlarının %34'ü esteraz olumlu idi. C.albicans suşlarının proteinaz, fosfolipaz ve esteraz aktiviteleri, albicans dışı Candida'lara göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). Bununla birlikte, C.albicans suşlarının %9.4'ü, albicans dışı Candida suşlarının %51.1'i slime olumlu bulundu. Albicans dışı Candida'ların slime aktivitesi, C.albicans suşlarına göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05).Antifungal ilaçların MİK aralıkları amfoterisin B için 0.03-1 ?g/mL, flukonazol için 0.125-?64 ?g/mL, vorikonazol için 0.03-16 ?g/mL, kaspofungin için 0.015-0.25 ?g/mL idi. Candida suşlarının tümü amfoterisin B ve kaspofungine duyarlı idi. İzolatların 33'ü (%16.5) flukonazole dirençli, 12'si doza bağlı duyarlı bulundu. Sekiz (%4) izolat vorikonazole dirençli iken, 4 (%2) izolat doza bağlı duyarlı idi.Virülans faktörleri ile antifungal direnç arasındaki ilişki incelendiğinde, albicans dışı Candida suşlarında, esteraz aktivitesi ile vorikonazol direnci arasında ve slime aktivitesi ile flukonazol direnci arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05).
Vulvovajinal infeksiyonlarda tanı yöntemlerinin karşılaştırılması ve predispozan faktörleri incelenmesi
Çalısmamızın amacı vulvovajinal infeksiyonların tanısında kullanılanyöntemleri karsılastırarak, infeksiyon prevalansını ve predispozan faktörlerinetkilerini belirlemektir. Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine vajinal akıntısikayetiyle basvuran 250 hasta ile akıntı sikayeti olmayan 50 hastanın vajinalörneklerinde pH, KOH bakılmıs olup, direkt bakı, Gram ve giemsa boyama, kültüryapılmıstır. Predispozan faktörlerin etkilerinin incelenmesi amacı ile hastalarınkisisel bilgileri, eğitim durumları, hijyenik durumları, doğum kontrol durumları veyakınmaları ile ilgili bilgileri içeren anket formu yüz yüze görüsülerekdoldurulmustur.Vulvovajinal infeksiyonlar üreme çağındaki kadınlarda daha sık saptanmıstır.Hastaların eğitim, çalısma ve medeni durumlarının, bazı hijyen özelliklerinin,haftalık cinsel iliski sayılarının infeksiyon etkeni varlığını değistirmediğibelirlenmistir. Kontrasepsiyon yöntemlerinin genel olarak vajinal infeksiyonlar içinrisk faktörü olabileceği düsünülmüstür. Çalısmamızda 106 hastada (% 35.3) G.vaginalis, 85 hastada (% 28.3) T. vaginalis, 84 hastada ( % 28) Candida türleri tespitedilmistir. G. vaginalis için Gram boyama yöntemi referans test olarak alındığındadirekt bakının duyarlılığı % 72.6, T. vaginalis için direkt bakı yöntemi referans testolarak alındığında Gram boyamanın duyarlılığı % 95.2; giemsa boyamanınduyarlılığı % 68.2, Candida türleri için kültür yöntemi referans test olarakalındığında direkt bakının duyarlılığı % 42.8; Gram boyamanın duyarlılığı % 60.7olarak belirlenmistir. Kültür ile 185 (% 61.6) potansiyel patojen saptanmıstır. Üreyenmikroorganizmalar % 30.2 C. albicans, % 30.2 G. vaginalis, % 15.6 E. coli, % 8.64non albicans candida, % 1 S. aureus, % 1 enterokok ve % 0.5 grup B streptokokolarak tespit edilmistir.Sonuç olarak, klinik belirtilerin güvenilir diagnostik parametreler olmadığı velaboratuar arastırmasının vajinal infeksiyonların doğru tanısı için gerekli olduğudüsünülmüs olup, etkenleri arastırmaya yönelik hiçbir testin tek basına yeterliolmadığı sonucuna varılmıstır.Anahtar Sözcükler: G. vaginalis, T. vaginalis, Candida türleri, kültür, KOH, pH
Fungal enfeksiyonlarda dendritik hücrelerden ifadelenen toll-lıke ve kemokin reseptörlerinin rolü
Bağışıklık sistemi baskılanmış hastaların her geçen gün artış göstermesi, geniş spektrumlu antibiyotiklerin daha yaygın kullanımı, organ nakillerinin çok daha sık yapılması gibi nedenler bu tür hastalarda Candida enfeksiyonlarının gelişiminde artışa neden olmaktadır.Candida enfeksiyonlarına karşı immün cevapta nötrofil, makrofaj ve DH' ler ile bu hücrelerin aktive ettiği Th1 hücreler rol oynamaktadır. Bu nedenle, mayalara karşı doğal ve kazanılmış immünite birlikte görev alır. Doğal bağışıklık, kandidoza karşı koruyucu mekanizmadır. Nötrofiller ile monosit ve türevlerinin fonksiyonel bozuklukları sistemik kandidoz ile ilişkilidir. Doğal bağışıklığın elemanları, mayanın fagosite edilmesi, öldürülmesi ya da T hücrelere sunumu ile görevlidir. Kazanılmış bağışıklık, doğal savunmadan daha sonra gelişen ikinci ve daha önemli olan koruyucu mekanizmadır. Doğal bağışıklık aşıldığı takdirde kazanılmış bağışıklık vücudu korumak üzere devreye girer. Candida enfeksiyonlarından korunmada sorumlu immün mekanizmalar hem hücresel hem de sıvısal cevabı içerir. Candida' ya karşı hücresel ve sıvısal bağışıklık gelişir fakat hücresel bağışıklığın rolü daha fazladır.Bu çalışmada, Candida türleri ile uyarılan dendritik hücre kültürlerinde PCR ve ELISA yöntemleriyle Toll-like ve kemokin reseptörlerinin ifadelenmesi ve sekresyonu araştırılarak, Candida enfeksiyonlarında bu reseptörlerin rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır.Çalışmamızdaki enfeksiyon modeli, invitro olarak C. albicans ve C. krusei ile uyarılan dendritik hücre kültürü ile oluşturulmuştur. Ayrıca maya içermeyen ve sadece maya içeren kuyucuklar da kontrol grubu olarak138belirlenmiştir. İnkübasyon sürelerinin ardından hücreler ve üst sıvılardaki TLR ve kemokin düzeyleri incelenmiştir.Çalışmamızın sonuçlarına göre, kontrol grupları ile kıyaslandığında Candida türleri DH' lerden yüksek oranda TLR2, TLR4, TLR6 ifadelenmesi ve sekresyonuna neden olmaktadır. Kemokin reseptörleri değerlendirildiğinde, enfeksiyonla birlikte CCR5 ve CXCR4 üretimi artarken, CX3CR1 üretiminde değişiklik oluşmadığı görülmüştür. Ayrıca, C. albicans, C. krusei' ye oranla TLR sekresyonunda daha belirgin artışa neden olurken, C. krusei daha etkin kemokin artışına neden olmuştur.Sonuç olarak, Candida enfeksiyonu sırasında ilk olarak antijen sunucu hücrelerden dendritik hücrelerin görev aldığı, maya ile etkileşim sonucunda çeşitli reseptörleri aktive ederek immün sistem cevabını yönlendirdiği sonucuna varılmıştır.
Klinik örneklerden izole edilen candida suşlarının planktonik ve biyofilm formlarında, melatoninin antifungal duyarlılığa etkisi
Son yıllarda, biyofilm varlığında antifungallere dirençli Candida türlerinin izolasyonunda belirgin biçimde artış olması, bu enfeksiyonların tedavisi için alternatif ajanların geliştirilmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu çalışmada, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarına gönderilen klinik örneklerden izole edilen Candida suşlarının planktonik ve biyofilm formlarında, melatoninin antifungal duyarlılığa etkisi araştırıldı. Suşların identifikasyonu germ tüp testi, Mısır unu-Tween 80 agarda morfolojik değerlendirme ve otomatize sistem ile yapıldı. Modifiye mikroplak yöntemi ile biyofilm formasyonu araştırıldı. Biyofilm oluşumu gözlenen suşlarda antifungal duyarlılığını belirlemek için planktonik formda sıvı mikrodilüsyon yöntemi ile MİK, biyofilm formunda Calgary biyofilm yöntemi ile MBEK değerleri saptandı. Duyarlılık testleri melatonin varlığında tekrarlandı. Çalışmaya dahil edilen 350 adet suşun % 64,8'i C. albicans, % 15,7'si C. glabrata, % 8,6'sı C. tropicalis, % 5,4'ü C. parapsilosis, % 5,5'i diğer türler (C. kefyr, C. guilliermondii, C. dubliniensis, C. krusei, C. lusitaniae) olarak saptandı. Suşların % 9,7'sinde biyofilm oluşumu gözlendi; tür düzeyinde incelendiğinde C. albicans'ta biyofilm oluşumu % 2,6, Non-albicans Candida türlerinde ise % 22,7 olarak belirlendi. Planktonik formda antifungal duyarlılığı araştırılan bütün suşlar, amfoterisin B MİK değeri ≤0,25 μg/ml olduğu için duyarlı olarak değerlendirilirken; C. tropicalis suşlarından biri flukonazole karşı doza bağımlı duyarlı, bir C. albicans suşu da vorikonazole karşı doza bağımlı duyarlı ve kaspofungine dirençli, birer adet C. tropicalis ve C. kefyr suşu ise kaspofungine karşı dirençli olarak tespit edildi. Biyofilm formunda antifungal duyarlılığı araştırılan bütün suşlar, amfoterisin B MBEK değeri ≥16 μg/ml olduğu için dirençli olarak değerlendirilirken; flukonazole suşların üçü doza bağımlı duyarlı (C. albicans, C. parapsilosis, C. guilliermondii), diğerleri dirençli; vorikonazole sadece C. guilliermondii duyarlı, diğerleri dirençli; kaspofungine ise tüm suşlar dirençli olarak saptanmıştır. Antifungallerle melatonin kombine edilerek tekrar edilen antifungal duyarlılık testleri sonucu hem MİK hem de MBEK değerlerinde düşüş gözlendi. Ancak planktonik formda dirençli veya doza bağımlı duyarlı olan suşlar duyarlı hale gelirken, biyofilm formunda MBEK değerinde düşüş olsa da suşların direnç profilinde değişiklik gözlenmedi. Sonuç olarak antifungal ajanlarla kombine edilmesi sonucu MİK ve MBEK değerlerinde görülen düşüş, melatoninin Candida enfeksiyonlarının tedavisinde yeni bir alternatif olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Antifungal duyarlılık, biyofilm, Candida, melatonin.
Çeşitli klinik örneklerden izole edilen candida türlerinin antifungal duyarlılıklarının disk difüzyon yöntemiyle araştırılması
Son yıllarda Candida türlerine bağlı infeksiyonların sıklığının giderek artması ve ampirik antifungal kullanımının yaygınlaşması, dirençli Candida suşlarının ortaya çıkmasına ve direnç oranlarının artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle uygun ve etkin antifungal tedavinin seçiminde in vitro antifungal duyarlılık testlerine gereksinim artmaktadır. Bu çalışmada, Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarına gelen çeşitli klinik örneklerden soyutlanan Candida suşları tiplendirilerek antifungal ajanlara karşı duyarlılıkları araştırıldı. Suşların, tiplendirilmesi koloni morfolojisi, germ tüp testi ve Mısır unu-tween 80 agarda üreme özellikleri değerlendirilerek yapıldı. Suşların antifungal duyarlılıklarını belirlemede ise disk difüzyon yöntemi kullanıldı. Zon çapları ölçümünde CLSI kriterleri baz alındı. Çalışmaya dahil edilen 156 Candida suşunun 89'u (% 57.1) C. albicans, 48'i (% 30.8) C. glabrata, 11'i (% 7.1) C. tropicalis, 2'si (% 1.5) C. lusitaniae, 2'si (% 1.3) C. kefyr, 2'si (% 1.3) C. parapsilosis ve 2'si (% 1.3) C. guilliermondii olarak saptanmıştır. Suşların antifungal duyarlılıkları incelendiğinde en fazla direnç saptanan antifungal; itrakonazol (% 64.1); en fazla duyarlılık saptanan antifungaller sırasıyla; kaspofungin (% 98.7), vorikonazol (% 94.2), flukonazol (% 85.3); en fazla doza bağlı duyarlılık saptanan antifungaller ise sırasıyla itrakonazol (% 34.6) ve posakanozol (% 11.5) olarak saptanmıştır. Şuşlar tür düzeyinde incelendiğinde ise en fazla direnç görülen türler C. albicans ve C. glabrata olarak bulunmuştur. Amfoterisin B ve flusitozin için belirlenen ortalama zon çapları sırasıyla 15.29 (±3) mm, 17.06 (±9.8) mm olarak ölçülmüştür. Sonuç olarak, Candida türlerinin uygun tedavisi için etkenlerin tür tanımlaması ve Candida türlerinde; özellikle C. albicans ve C. glabrata izolatlarında antifungal duyarlılık testlerinin yapılmasının gerekli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Maya mantarları, Candida, antifungal duyarlılık, disk difüzyon.
Polimer yüzeyler üzerine candıda türlerinin tutunmasının incelenmesi
Mikroorganizmalar için adeta bir koruyucu örtü vazifesi gören, canlı veya cansız bir yüzeye ürettikleri organik bir matriks ile yapışarak yaşayan, kalıcı bir tıbbi araç veya katetere sahip olup, immün sistemi baskılanmış olan hastalarda çok ciddi enfeksiyonlara yol açabilen kaygan özellikteki mikroorganizma topluluğu olarak ifade edilen biyofilmler, protezler, lensler, kateterler, stentler, yapay kalp kapakçıkları, kalp pilleri, meme implantları, böbrek taşı, akciğer dokusu gibi canlı ve cansız birçok yüzeyde bulunabilirler. Sebep oldukları ciddi enfeksiyonlarla tedavi masraflarını çok ciddi oranda yükseltebilen bu mikroorganizmaların en çok bilinenlerinden bir tanesi Candida türleri olup insanda ağız, sindirim yolu, vagina mukozası, ve derinin kalıcı mikroflorasının üyesidirler. Malzeme yüzeylerinin mikroorganizmalar ile etkileşiminin incelenmesi mikrobiyal kaynaklı enfeksiyon bazlı hastalıkların önüne geçilebilmesi adına büyük önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasının amacı etilen vinil asetat kopolimeri (EVA-12), polipropilen homopolimeri (PP) ve EVA-PP karışımı polimerik yüzeyler üzerine medikal alanda fırsatçı patojenler olarak da bilinen ve sistemik mantar enfeksiyonlarının başlıca sebebi olan Candida türlerinin adezyonunun incelenmesi ve yüzey özellikleri ile ilişkilendirilmesidir. Candida türlerinin polimerik yüzeylere yapışmasını değerlendirmek için farklı yüzey pürüzlülüğüne sahip polimerik yüzeyler daldırarak kaplama tekniği kullanılarak sentezlenmiştir. Polimerik yüzeylerin yüzey karakterizasyonu optik mikroskop, profilometre, taramalı elektron mikroskobu (SEM), temas açısı ölçümleri ve serbest yüzey enerjisi analizleri ile gerçekleştirilmiştir. Candida türlerinin polimerik yüzeyleri kaplama oranı Image J görüntü analiz programı kullanılarak tespit edilmiştir.
Antifungal ajanların candida türleri ile uyarılmış periferal kan mononükleer hücrelerinden sitokin salınımına etkisi
Geniş spektrumlu antibiyotiklerin daha yaygın kullanımı, organ nakillerinin daha sık yapılması gibi nedenler bağışıklık sistemi baskılanmış hastaların sayısının ve bu tür hastalarda kandidoz varlığının her geçen gün artış göstermesine neden olmaktadır. Candida infeksiyonuna karşı oluşan bağışıklıkta, sitokinler de dahil olmak üzere, pek çok faktör rol oynamaktadır. Antifungal ajanlar immün hücrelerele etkileşime girebilmektedir. Bu çalışmamızda; vorikonazol, kaspofungin ve itrakonazol gibi antifungal ajanların. C.albicans ve C. krusei ile uyarılan insan periferal mononükleer hücrelerinden (MNH) sitokin salınımında oluşturduğu değişikliklerin belirlenmesi amaçlanmıştır.İnsan MNH izolasyonu Ficoll-hypaque density gradient centrifugation yöntemi ile yapıldı. İnsan MNH kültür üst sıvılarında IL-2, IL-6, IL-10, IL-17, IL-22, IL-23, IFN-? ve TGF-ß sitokin düzeyleri ELISA yöntemi kullanılarak belirlendi.Çalışmamızın sonuçlarına göre vorikonazol, itrakonazol ve kaspofungin varlığında IL-2, IL-6, IL-22, IL-23, IFN-? düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı artış, IL-10 ve IL-17 düzeylerinde istatiksel olarak anlamı bir değişiklik gözlenmemiş olup, TGF-ß düzeyinde ise azalma gözlenmiştir.Çalışmamızın sonuçları, Candida türleri ile uyarılmış insan MNH'leri üzerine antifungal ajanların immunomodülatör etkisi olduğunu düşündürmektedir. Antifungal ajanlarla MNH etkileşimi Th1 tip sitokin yanıtı oluşumuna neden olmuştur. İmmün hücrelerden sitokin salınımı da fungal patojenlerin yok edilmesinde önemlidir. Bu nedenle, sitokinler özellikle Candida infeksiyonlarının tedavisinde antifungal ajanlarla beraber kullanılabilecek yeni tedavi yaklaşımı olarak önem taşımaktadır.
Kronik inflamatuar barsak hastalarında ASCA, pANCA ile maya veya kandida kolonizasyonunun araştırılması
İnflamatuvar barsak hastalığı (İBH), gastrointestinal sistemin çeşitli yerlerinde tutulum gösteren, inflamasyonla seyreden kronik bir hastalıktır. İnflamasyonun yerine göre en sık görülen türleri, ülseratif kolit (ÜK) ve Crohn hastalığı (CH)'dır. İBH'nın daha az oranda görülen diğer bir türü ise, indetermine kolit (İK)'tir. İBH'nın doğru teşhisi; özellikle CH ve ÜK'in ayrımı, tedavisi ve prognozu açısından oldukça önemlidir. Bu türlerin ayrımında ve İK'in saptanmasında, Anti-Saccharomyces cereviciae antikor (ASCA) ve perinükleer anti-nötrofilik sitoplazmik antikor (pANCA) serolojik değerleri birlikte kullanılmaktadır. Ayrıca, özellikle CH'nın gelişiminde maya veya kandida kolonizasyonu sık görülmektedir. İnsan gastrointestinal sisteminde, en fazla izole edilen tür Candida albicans (C.albicans)'tır. Bunu Candida tropicalis (C.tropicalis) ve Candida glabrata (C.glabrata) izlemektedir. Bu çalışmada, kronik inflamatuar barsak hastalarında serumda ASCA ve pANCA antikorlarının, dışkıda kandida kolonizasyonunun tespit edilerek korelasyonunun incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda, gastroenteroloji kliniğinde ve polikliniğinde İBH tanısı konan 120 hasta ile aynı yaş aralığında olan 30 sağlıklı kontrol grubunun, serumlarından indirect immunofluorescence assay (IIFA) yöntemi ile ASCA ve pANCA antikorları ve dışkı örneklerinden mikolojik tanı yöntemleri ile kandida kolonizasyonunun varlığı tespit edilerek, kandida türleri belirlendi. Çalışmamızda, ÜK hastalarında %51,9 oranında pANCA pozitifliği, CH'da ise %60 oranında ASCA pozitifliği istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). İBH tanısı konan 120 hastadan alınan dışkı örneklerinin 76(%63,3)'sında, 30 kontrol grubundan alınan dışkı örneklerinin ise 16(%53,3)'sında kandida türleri üremiştir. Ancak, 5 ve üzeri koloni sayıları olan 49 İBH ile kontrol grubunun 9'unun kültürü değerlendirilmeye alınarak maya veya kandida türleri tanımlanmıştır. 49 İBH'dan 24(%20,0)'ünde C.albicans, 7(%5,8)'sinde C.glabrata, 4(%3,3)'ünde Saccharomyces cerevisiae (S.cerevisiae), 4(%3,3)'ünde Candida kefyr (C.kefyr), 3(%2,5)'ünde Candida firmetaria (C.firmetaria), 3(%2,5)'ünde Candida krusei (C.krusei), 3(%2,5)'ünde Candida dubliniensis (C.dubliniensis) ve 1(%0,8)'inde Candida melibiosica (C.melibiosica) tanımlanmıştır. 9 sağlıklı bireyin ise 4(%13,3)'ünde C albicans, 2(%6,7)'sinde C.glabrata, 2(%6,7)'sinde C.krusei ve 1(%3,3)'inde C.kefyr tanımlanmıştır. İBH ve kontrol grubunda, maya veya kandida türleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Her iki grubun da dışkı kültüründe; benzer türler üremiş olup, en çok üreyen tür C.albicans olmuştur. ASCA ve pANCA antikorları ile kandida türleri arasında anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Ancak, ASCA ve pANCA pozitifliklerinde, negatifliklerine oranla daha fazla oranda maya veya kandida kolonizasyonu görülmüştür. Ayrıca, İBH'da ASCA ve pANCA floresan şiddeti ile üreyen maya veya kandida türlerinin koloni sayıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Günümüzde İBH'nda, ÜK ve CH'nın kesin olarak birbirinden ayrımını sağlayacak ve tanı koyduracak test yoktur. Ancak, ASCA ve pANCA serolojik testleri hastalığın ayrımında ve tanısında kullanılabilecek yardımcı testler olabileceği gibi; bu testlerdeki otoantikorlar ile çapraz reaksiyon veren enfeksiyöz ajanların, özellikle de mayaların araştırılması, bu serolojik testlerin özgüllüğünü ve tanıdaki önemini arttırabilir. Anahtar Kelimeler: İBH, Ülseratif Kolit, Crohn, Anti-Saccharomyces cereviciae (ASCA), pANCA, Candida spp.