Kimlik

519 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Bağımsızlık sonrası Kazakistan'da göç ve Oralmanlar

Sovyet yönetiminin baskıcı politikaları nedeniyle kendi topraklarından göç eden Kazaklar, 1991 yılında Kazakistan'ın bağımsızlığının ilan etmesinden sonra vatanlarına geri dönmeye başlamıştır. Bu göç bugüne kadar devlet desteğiyle devam etmiştir. Oralmanlara uygulanan devlet destekli göç politikasını ve bu politikaya uygun olarak geliştirilen "Nurlu Göç" (2 Aralık 2008 tarihinde kabul edilen göç programı) programıyla Oralmanların ülkeye olan dönüşlerini inceleyen bu çalışmanın temel hipotezi, Kazakistan'ın göç politikasının temelini oluşturan Nurlu Göç programının birincil amaçlarına uygun yapılmadığını ortaya çıkarmaktır. Çalışmanın hipotezini doğrulamak amacıyla Oralmanların topluma uyumu konusunda devletin ne tür politikalar uyguladığı ve uygulanan politikaların sonuç verip vermediği sorularına cevap aranacaktır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Oralman kimliği ile kimliğe en çok vurgu yapan inşacı uluslararası ilişkiler teorisi arasında pratik bir bağlantı kurulacaktır. İkinci bölümde Oralmanların anavatanına dönme tarihi ve süreçleri Sovyetler Birliği ve Bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti dönemleri ele alınarak anlatılacaktır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Kazakistan'ın göç politikası ve Nurlu Göç programı detaylıca ele alınacaktır. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde ise Oralmanların Kazakistan'daki genel durumları, barınma ve istihdam koşulları, nerelerde yaşadıkları, eğitim olanakları ve sosyo-ekonomik durumları detaylıca incelenecektir. Çalışmada ilk elden bilgilerin toplanabilmesi için saha araştırması yapılarak Kazakistan'a gidilmiş ve çeşitli bölgedeki Oralmanlar ile mülakatlar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kazakistan, Göç Politikası, "Nurlu Göç" Programı, Kimlik, Oralman.

BağımsızlıkGöçlerKazakistan+2
Fatıma Abdıl-sattar
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de vatandaşlığın dönüşümü ve politik mücadelenin işlevi

Vatandaşlık modern dünyanın vazgeçilmez bir olgusu olarak karşımıza çıkarken değişen ve genişleyen hak ve talepler çerçevesinde farklı anlamlara bürünmüş sürekli bir gelişim içerisinde olmuştur. Bu çalışma gerçekle mesafe içindeki vatandaşlık statüsünün siyasal değeri ve siyasal sorunların çözümündeki önemi açısından politik mücadelenin işlevini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Vatandaşlık konusu bölgesel, , dinsel ve kültürel pratikler çerçevesinde ele alınacaktır. Bu çerçevede Türkiye'de vatandaşlık statüsü ile siyasal sorunlar arasındaki ilişkinin tarihsel süreçteki değişimi ortaya çıkarılacaktır. Buna göre eşit vatandaşlığın gerçekle mesafe içindeki yeri, erozyona uğradığı alanlar incelenerek, ekonomik ve toplumsal eşitlikle arasındaki mesafe ortaya konacaktır. Ayrıca vatandaşlık pratiği çerçevesinde İspanya, ABD ve Almanya örneklerine bakılacak ve Türkiye'de vatandaşlığın oluşumu ve dönüşümü açısından karşılaştırma yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Vatandaşlık, Vatandaş, Yurttaşlık, Kimlik, Ulus-devlet

KimlikMilli kimlikSiyasal sorunlar+3
Neslihan Işık
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Almanya'da yaşayan üçüncü nesil Türk kökenli bireylerde kimlik algısı

Bir aidiyet sorunu olan kimlik, içinde bulunduğu toplumsal ve kültürel ilişkilerin ve ayrıca geçmişten günümüze ortaya çıkan tarihsel durum ve süreçlerin tamamından etkilenerek kendini inşa eder. Bu bağlamda önemli kültürel ve toplumsal sonuçları olan göç süreçlerinin kimliğin inşasında oynadığı büyük rol, yadsınamaz bir gerçektir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yükselişe geçen uluslararası göç de hem göç alan hem de veren ülkeler için kayda değer toplumsal ve kültürel sonuçlar doğurmuş; bunun yanı sıra kimlik tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmanın amacı; 1961 yılından itibaren Almanya'ya yönelik Türk işçi göçü hareketinin öngörülmeyen bir sonucu olarak bugün Almanya'da yaşayan, eğitim gören ve bu toplumun bir parçası olan Türk kökenli üçüncü nesil bireylerin sahip olduğu kimlik algısını araştırmaktır. Kimlik inşasında ön koşul, her zaman bir "öteki"ne duyulan ihtiyaçtır. Hiçbir kimlik aidiyeti, kendisinden farklılıklarının bulunduğu ve aynı zamanda asgari düzeyde benzerliklerde buluştuğu bir Öteki olmadan var olamaz. Dolayısıyla, Almanya'da yaşayan Türk kökenli bireylerin kendi kimliklerini inşa etmesinde de Öteki önemli bir yer taşımıştır. Ancak günümüzde üçüncü neslin, kendileri için Öteki olan Alman kimliğini, bu ülkeye ilk göçü gerçekleştiren akrabalarının aksine, kendilerinden tamamen farklı bir noktada konumlandırmadığı; kimliklerini inşa sürecinde Alman kimliğine de yer verdikleri gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk işçi göçü, uluslararası göç, ulusötecilik, transnasyonalizm, kimlik.

AlmanyaDış TürklerKimlik+7
Aslıhan Yurdakul
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmen gençlerde kültürel dönüşüm üzerine sosyolojik bir analiz: İnegöl Huzur Mahallesi örneği

Bu çalışma, Doğu ve Güneydoğu'nun kırsal bölgelerinden 1990'lı yıllarda göç ederek, Bursa'nın İnegöl ilçesinde Huzur mahallesine yerleşen Kürt göçmenlerin kültürel dönüşümlerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Kürt göçmenlerin ve çocuklarının deneyimledikleri kimlik oluşum süreçleri, kent yaşamına uyumları, toplumsal cinsiyet, geleneksel ve dinsel davranış örüntüleri ve sosyal bütünleşme boyutlarındaki deneyimlerine referansla göçün mekan kaynaklı meydana getirdiği kültürel dönüşümleri ele alacaktır. Kürt göçmenlerin ikinci kuşak gençlerinin yaşadığı kültürel dönüşümler çalışmanın odak noktasını oluşturmaktır. Çalışma sonucunda, ikinci kuşak gençlerin deneyimledikleri kültürel dönüşüme bakıldığında, bu konuda gençlerin tahmin edilenden çok daha güçlü bir rol üstlendikleri gözlenmiştir. Huzur mahallesinde ikamet eden ikinci kuşak gençlerin kendi davranışlarını şekillendirirken, çoğu durumda ebeveynlerinin bilinçli olarak kaçındığı kentin popüler kültürünü örnek aldıkları görülmektedir. Diğer taraftan, ikinci kuşak gençlerin kendi anadillerine hakim olmamaları, tam anlamıyla Türkçeye hakim olmayan ebeveynleri ile aralarındaki iletişimi zorlaştırmaktadır. Bu durum birinci ve ikinci kuşak arasındaki duygusal bağların zayıflamasına ve dolayısıyla zaman zaman evde bir yabancılaşmaya neden olabilmektedir. Ayrıca, ikinci kuşak genç kadın ve erkeklerin geleneksel ilişkilere yönelik tutumlarında bazı durumlarda farklılıklar göze çarpmaktadır. Kadının toplum içindeki geleneksel konumu ikinci kuşak kadınlar tarafından daha fazla eleştirilmektedir. Bunun yanında, çalışmada ikinci kuşak erkeklerin kendi ebeveynleri ile ikinci kuşak kadınlardan daha fazla çatıştıkları gözlenmiştir. Bu çalışma, ikinci kuşak gençlerin her ne kadar ebeveynlerinin bazı kültürel kodlarını ve habituslarını taşıyor olsalar da, karşılaştıkları kent ortamı ve kültürüne uyumları açısından "geçiş kuşağı" özellikleri göstermekte olduklarını öne sürmektedir. Alan araştırmasının verilerine dayanan bu çalışmanın örneklemi, Bursa'nın İnegöl İlçesinin Huzur mahallesinde adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden yararlanarak rastgele seçilmiş Doğu ve Güneydoğu'dan göç eden birinci kuşak göçmenler ve onların çocukları olan ikinci kuşaktan oluşan 300 kişidir. Yüz yüze uygulanmış olan anket formu, birinci kuşak göçmenlerin ve ikinci kuşak gençlerin kültürel normlarını ve geleneksel değerlerini şekillendiren temel öğelere, kültürel davranış kalıplarına ve siyasal ilgilerine odaklanan sorulardan oluşmuştur. Ayrıca, birinci kuşak göçmenler ve ikinci kuşak gençlerin içinde yaşadıkları kente uyum süreçlerindeki kültürel ve sosyal koşulların ayrıntılı bilgisine ulaşmak için bu gruplardan seçilmiş 30 kişi ile derinlemesine mülakat ve odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göçmen Kürtler, Gençlik, Kimlik Oluşumu, Aidiyet, Kültürel Dönüşüm, Kent, Bursa

Ait oluş sorunuGençlerGöçmenler+6
Deniz Aşkın
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal paylaşım ağlarında gençlerin sosyalleşme ve kimlik inşası süreçleri: Facebook örneği

Bu çalışmanın amacı, Eskişehir'de yaşayan 15-24 yaşları arasındaki gençlerin Facebook kullanım pratiklerini ortaya koymak; ağ üzerindeki sosyalleşme biçimlerini ve kimlik inşası süreçlerini incelemektir. Karma desenin benimsendiği bu araştırmada, nicel ve nitel veri toplama teknikleri birlikte kullanılmıştır. Böylece, 2013 yılının Ağustos ve Ekim ayları arasında, 402 genç ile anket çalışması yapılmıştır. Ayrıca 6'sı yüz yüze ve 3'ü çevrimiçi olmak üzere toplam 9 genç ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve 8'inin izinleri alınarak Facebook profilleri incelenmiştir. Nicel veriler, Spss programında frekansları alınarak, Ki-kare, Mann Whitney-U testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılarak çözümlenmiştir. Bulgular, bildiğimiz anlamdaki sosyalleşme pratiklerinin dönüşmesinde, küçülen yeni medya araçlarının önemli rol oynadığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, Facebook kullanımına ilişkin belli pratiklerin cinsiyete ve yaşa göre farklılaştığı bulgulanmıştır. Örneğin, Facebook'u yeni insanlarla tanışma aracı olarak gören erkek kullanıcılar kadın kullanıcılardan, 15-19 yaşları arasındaki kullanıcılar ise 20-24 yaşları arasındaki kullanıcılardan fazladır. İlişki durumu, e-posta, tel numarası ve adres bilgileri gibi daha özel bilgiler erkeklerde ve alt yaş grubunda daha fazla paylaşılmakta; Facebook'taki arkadaş sayısı ise, yine alt yaş grubundaki kullanıcılar için önemli bir kimlik göstergesi olarak ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla, Facebook'taki kimlik inşası ve sosyalleşme süreçlerinde, toplumsal cinsiyete ve yaşa ilişkin farklılıkların belirleyici olduğu söylenebilir. Ayrıca Facebook'ta paylaşılan beğeni alanları da, bireyin kültürel sermayesi ve sosyo-demografik özelliklerine ilişkin önemli işaretler vermektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Paylaşım Ağları, Facebook, Sosyalleşme, Kimlik İnşası.

FacebookGençlerKimlik+3
Tuba Sütlüoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Çanakkale Fevzipaşa Mahallesi'nde Roman kimliğinin oluşumu üzerine bir saha çalışması

'Öteki' ile temasın kaçınılmaz hale geldiği ve ulusal sınırların zorlanmaya başladığı günümüz toplumlarında, kimlik oluşumunun kurgusal arka planının gözler önüne serilme sürecinin hız kazandığı görülmektedir. Kimlik tartışmalarının kendisine bu denli yoğun yer edinebildiği bir süreçte, Çingene/Roman topluluklarının yaşam koşullarının gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Çingene/Roman topluluklarının kendilerini hala çeşitli hak talepleri ile ortaya koymaktan büyük oranda geride duruyor olmasıysa, onların içinden geldiği tarihsel süreci ve bağlamsal yaşam koşullarını dikkate almanın önem ve gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu minvalde, bu araştırmanın, mevcut soru işaretlerine kimlik oluşumu bağlamında bazı yanıtlar sunabilmesi umulmaktadır. Genel olarak Çingene/Roman topluluklarının kimlik oluşumunu konu edinen bu araştırmanın mekânsal çerçevesini Çanakkale'de Roman Mahallesi olarak tanınmakta olan Fevzipaşa Mahallesi oluşturmaktadır. Katılımlı gözlem yönteminin eşlik ettiği alan araştırması neticesinde, mahalle sakinleri içerisinden, amaçlı örneklem yoluyla seçilmiş 54 katılımcıyla görüşülmüş ve grubun kimlik oluşumunu anlamaya dönük birinci elden nitel veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Bu araştırmada elde edilen bulgular, mahalle halkının gerek sosyal gerekse ekonomik anlamda dışlanma deneyimleriyle mücadele etmeye devam ettiğini ortaya koymaktadır. Kendisine yöneltilen damga biçimlerini kendi bağlamsal yaşam koşullarının gerektirdiği stratejileri benimseyerek aşma gayretindeki mahallelinin, bir nevi 'mikro kimlik' örneği olarak, 'Fevzipaşalılık' vurgusunu kimlik oluşumunun merkezi bir noktasında konumlandırdığı ve kendisini diğer Çingene/Roman gruplarından bu mekansal kimlik hattı üzerinden ayırma eğiliminde olduğu görülmüştür. Bu araştırma, söz konusu sınırların onları diğerlerinden ne oranda ayırdığı ve hangi konularda kader ortaklığına mahkum ettiğini anlama amacıyla; özelde mahalle içi dinamikler, mekana kazandırılan anlam, öteki ile ilişki, genelde ise medya, eğitim ve istihdam olanakları gibi noktalara odaklanmaktadır. Tüm bu ilişkiler; birey, yapı ve alan arasında süregelen dinamik ve diyalektik ilişkiyi gözden kaçırmamanın en uygun yollarından biri olarak görülen Bourdieu sosyolojisi perspektifinden ve özellikle habitus kavramı çerçevesinde ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çingene/Roman, Kimlik, Etnisite, Sosyal Dışlanma, Habitus

DışlanmışlıkEtnik kimlikHabitus+6
Elif Gezgin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

2000 sonrası Türk sinemasında tarihi filmlerde milli kimliğin yeniden inşası

Kimlik, sürekli olarak hareket halinde olan ve biz/onlar karşıtlığı içerisinde bir öteki yaratılarak oluşturulan bir yapıyı ifade etmektedir. Milli kimlik de aynı şekilde bir kez oluşturulup bırakılan bir yapı olmayıp sürekli olarak yeniden inşa edilmektedir. Gündelik yaşam içerisinde hayatın tüm alanını kapsayan kitle iletişim araçları "kimlik hatırlatıcıları" olarak işlev görmektedirler. Bu özelliğinden dolayı kitle iletişim araçları ve özelde sinema milli kimliğin sürekli olarak üretiminde ve yeniden üretiminde etkin bir role sahiptirler. Kültürel alan hegemonik bir mücadele alanını ifade ettiğinden milliyetçilik olgusu da kültürel alanda kendisini bir mücadele içerisinde bulmaktadır. Tarihin yeniden inşa edildiği ve bu inşada bugünün egemen temsillerinin etkili olduğu popüler kültür ürünlerinden olan tarihi filmlerde de bu mücadele yaşanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, 2000 sonrası Türk sinemasında tarihi filmlerde milli kimliğin ne şekilde yeniden inşa edildiğini ortaya koymaktır. Araştırma amacını ortaya koymak için betimleyici analiz yöntemi kullanılmış ve durum saptama çalışması yapılmıştır. Çalışma evrenini, 2000 sonrası Türk sinemasında yapılmış olan tarihi filmler oluşturmaktadır. Örneklemi ise amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen 120, Fetih 1453, Çanakkale 1915, Taş Mektep ve Çanakkale Yolun Sonu olmak üzere beş film oluşturmaktadır. Örneklem olarak belirlenen filmler, "biz/onlar tanımlamaları ve özellikleri", "biz/onları belirginleştiren simge ve semboller", "kahramanlık ve zaferlerle biz/onların kuruluşu", "değerlerle biz/onların kuruluşu" ve "milli kimliğin inşasında kullanılan simge ve semboller" olmak üzere beş kategoride betimsel analizle değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kimlik, Milli Kimlik, Tarihi Film, Türk Sineması, 2000 Sonrası.

KimlikMilli kimlikSinema+2
Murat Şahin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Ergenlerin internet ve problemli internet kullanım davranışlarının bazı psiko-sosyal özellikler açısından incelenmesi

Bu araştırma, ergenlerin internet kullanım davranışlarını ortaya koymayı ve problemli internet kullanım davranışının bazı psiko-sosyal özellikler ile ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu temel amaç kapsamında, ergenlerin internet kullanım davranışları, internette kimlik denemeleri yapma durumları, sosyal paylaşım sitesi (Facebook) kullanımları, internet kullanımının yaşamlarına etkisine yönelik algılamaları betimlenmekte ve ergenlerin psikolojik ihtiyaçları, kimlik statüleri, heyecan arama ve yaşam doyumu düzeylerinin problemli internet kullanım düzeylerinin önemli bir yordayıcısı olup olmadığı ortaya konmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu, Eskişehir il merkezindeki devlet liselerinde öğrenim gören 2729 öğrenciden oluşmuştur. Araştırmanın verilerini toplamak için Problemli İnternet Kullanım Ölçeği-Ergen, Temel İhtiyaçlar Ölçeği, Benlik Kimliği Statüleri Ölçeği, Arnett Heyecan Arama Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Kişisel Bilgi Anketi kullanılmıştır. Verilerin analizi ise betimsel istatistikler ve hiyerarşik regresyon analizi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulguları ergenlerin önemli bir kısmının internete en çok evdeki bilgisayardan bağlandıklarını, en çok akşam bağlandıklarını, çoğunlukla haftada ortalama 1-5 saat arasında internet kullandıklarını göstermiştir ve internet uygulamalarının kullanımı açısından ise en çok sırasıyla genel bilgi arama, oyun ve chat için kullanımın olduğu ve interneti en çok eğlenceli zaman geçirmek için kullandıkları bulunmuştur. Ergenlerin internette başka biri gibi davranarak kimlik denemeleri yapma sıklıkları açısından ise asla kimlik denemesi yapmayanların oranı % 32,50, bazen yapanların oranı % 66,40 ve sık sık yapanların oranı ise % 1,10'dır. İnternette çoğunlukla yapılan kimlik deneme biçimi ise hayali biri gibi davranma olarak belirlenmiştir. Ayrıca, ergenler çoğunlukla insanları daha kolay tanımak için ve daha kolay konuşmak için internette kimlik denemeleri yaptıklarını ifade etmişlerdir. Yine, ergenlerin % 90,70'inin Facebook kullanıcısı olduğu ve Facebook kullanmalarının temel nedeni olarak ilk sırada "sohbet etmek" olduğu ortaya çıkmıştır. Ergenlerin internetin yaşamlarına etkisine yönelik algılamalarına ilişkin ise ergenlerin % 50'si internetin arkadaşlarıyla ilişkilerini, % 33'ü günlük rutinlerini tamamen olumlu etkilediğini belirtmişlerdir. Ergenlerden % 28'i internetin sağlığını, % 27'si öğretmenlerle ilişkisini, % 26'sı okul performansını ve aile ilişkisini tamamen olumlu etkilediğini belirtmiştir. Araştırmada, regresyon analizi sonuçları dağınık, kararsız ve başarılı kimlik statülerinin, güç ve sevme/sevilme psikolojik ihtiyaçlarının, heyecan arama ve yaşam doyumu niteliklerinin problemli internet kullanımında önemli yordayıcılar olduğu ve bu değişkenlerin birlikte toplam varyansın % 20'sini açıkladığı ortaya çıkmıştır. Araştırmada kız ergenlerin problemli internet kullanımının yordayıcıları; sevme/sevilme ve güç ihtiyaçları, başarılı, kararsız ve dağınık kimlik statüleri ve heyecan arama olarak belirlenmiştir. Bu değişkenler birlikte toplam varyansın % 17'sini açıklamıştır. Erkek ergenlerin problemli internet kullanımının yordayıcıları ise sevme/sevilme ve güç ihtiyaçları, başarılı ve dağınık kimlik statüleri, heyecan arama ve yaşam doyumudur. Bu değişkenlerin birlikte toplam varyansın % 16'sını açıkladığı ortaya çıkmıştır. Kızlar ve erkekler ayrı ayrı incelendiğinde hemen hemen aynı yordayıcıların önemli olduğu görülmüştür. Sadece kızlarda yaşam doyumu, erkeklerde kararsız kimlik statüsü problemli internet kullanımının önemli yordayıcısı değildir. Anahtar Sözcükler: Problemli internet kullanımı, internet bağımlılığı, psikolojik ihtiyaç, kimlik statüsü, heyecan arama, yaşam doyumu, ergen

ErgenlerKimlikKimlik statüleri+7
Ayşen Balkaya Çetin
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Orhan Pamuk'un romanlarında Batı imgesi

Bu araştırma Orhan Pamuk'un romanlarındaki Batı imgesini tahlil eder. Özellikle bu çalışma, Türk kimliğinin Batı dünyası tarafından nasıl etkilendiğini irdeler. Türk kimliği sorunu Pamuk'un romanlarında ele alınan başlıca temalardan biridir. Pamuk, ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları'ndan itibaren Doğuyla Batı arasında salınan bir dünyaya ait olan karakterlerin kimlik krizini derinlemesine incelemiştir. Günümüzde Türkiye Doğulu ve Batılı kültürlerin arasında bir köprü olarak görünür. Pamuk da eserlerinde ustaca Batılı ve Doğulu edebiyat geleneklerini birbirine karıştırır. Buna rağmen, karakterlerinin açmazları daha karmaşık bir gerçeği gösterir: Bireylerin, bu iki farklı dünyadan gelen gerilimler arasında bir denge bulmakta sorun yaşadıkları görülür. Antropolojinin kuramlarını ve edebiyat eleştirisini birleştiren bir disiplinler arası yaklaşım kullanarak, bu çalışma, Pamuk'un romanlarında, hangi düşünce, değer ve kavramların Batı dünyası ile bağdaştırıldığını belirlemeyi hedefler.

BatıEdebiyat antropolojisiKimlik+6
Elıan Saıa
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medyadakı kültürel kimliklerin dönüşümü odaklı "blogger anne" kimliklerinin incelenmesi

Bu araştırmanın konusu, sosyal medyadaki kültürel dönüşüm odaklı 'blogger anne' kimliklerinin incelenmesidir. Bu konu çerçevesinde anne kimliği ile blog ortamında bulunan ve kendini 'blogger anne' olarak tanımlayan 8 kullanıcıyla derinlemesine görüşme yapılmıştır. Görüşmeler betimsel analiz yöntemi ile incelenmiştir. Görüşmenin yanı sıra 27 blog sitesinin her birinin son 7 paylaşımı içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, katılımcıların blog ortamında annelik kimliklerini nasıl sundukları ve kültürel anlamda annelik kimliğindeki dönüşümler ortaya konulmuştur. Bunun sonucunda sosyal medya aracılığı ile geleneksel annelik kimliğinde çözülmeler olduğu ancak toplumun geleneksel kültürel alt yapısının anne kimliği üzerinde etkisinin devam ettiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Kültür, kimlik, kültürel kimlikler, kadın kimliği, anne kimliği,toplumsal cinsiyet, sosyal medya, blog

AnnelikAnnelik temsilleriBlog+5
Gözde Yardım
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Haruki Murakami'nin Sahilde Kafka ve Mine Söğüt'ün Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey eserlerinde kimlik bunalımı ve anlam arayışı

Yirmi birinci yüzyıla ait Türk ve Japon edebiyatından seçilmiş iki eserde görülen toplumsal sorunlara duyarlılık, yaşanan kimlik bunalımı, dayatılan toplumsal kuralların yüksek sesle dile getirilişi ve insanın nasıl bir bunalıma sürüklendiği edebiyatta yansımalarını bulmuştur. Kapitalist toplum yapısı Doğu-Batı fark etmeksizin tüm toplumlarda insanı kaosa ve bu kaosun yarattığı hoşnutsuzluk, belirsizlik ve bu belirsizliğin getirdiği kimliksizleşmeye sürüklemektedir. Bu nedenle, bu çalışmada farklı kültürlerden Haruki Murakami'nin Sahilde Kafka ve Mine Söğüt'ün Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey adlı eserlerde eleştirilen postmodern toplum düzeninin söz konusu eserlere nasıl yansıtıldığı ve anlatı sonunda roman karakterlerinin bireysel mücadelelerinde ne ölçüde başarılı oldukları üzerine karşılaştırmalı bir çalışma yapmak hedeflenmiştir. Çalışma, Haruki Murakami'nin Sahilde Kafka ve Mine Söğüt'ün Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey adlı eserlerindeki kimlik sorununun incelenmesiyle sınırlandırılmıştır. Çalışmanın esas amacı, inceleme konusu eserlerde yazarların ortak konuyu nasıl işlediklerinin izlerini sürmektir. Bu bağlamda farklı disiplinlerden de yararlanılması nedeniyle yöntem olarak çoğulcu inceleme yöntemi kullanılmış, söz konusu eserler sosyolojik ve psikanalitik eleştiri kuramları merkeze konularak incelenmeye çalışılmıştır. Felsefi ve sosyolojik bakış açısıyla postmodern toplumda yabancılaşma nedir, nasıl gerçekleşir ve bireylerin bunalıma sürüklenmelerinin nedenleri nelerdir sorularına yanıt aranmıştır. Sonuç bölümünde ise söz konusu eserler arasında çalışma konusu bağlamında saptanmış ortak, benzer ve farklı noktalara vurgu yapılarak eserlerin karşılaştırılmasına ilişkin genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Haruki Murakami, Mine Söğüt, Postmodern, Yabancılaşma, Kimlik Bunalımı

Karşılaştırmalı edebiyatKimlikKimlik inşası+7
Seda İşcan
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kafkasya'da ve diasporada Çerkes kimliği algısı

Günümüzde Çerkes nüfusunun büyük bir bölümü yaşanan savaşlar ve sürgünler neticesinde, yaklaşık iki yüz yıldır anavatanları Kuzey Kafkasya'dan farklı coğrafyalarda diasporik bir halk olarak yaşamaktadır. Diasporada farklı siyasi yönetimler altında yaşayan Çerkeslerin kimlik algıları da bulundukları ülkelere ve zamana göre değişebilmektedir. Özellikle en çok Çerkes nüfusunun yaşadığı Türkiye'de, diğer Kafkas halklarıyla iç içe yaşamaları Çerkes kimliği algısında önemli farklılıklar göstermesine neden olmuştur. Buna ek olarak Cumhuriyet sonrası ulus kimlik inşası süreci de uzun bir dönem etnik kimliklerin ifadesini olanaksız kılmıştır. Küreselleşmenin etkisiyle iletişimin ve ulaşımın yaygınlaşması farklı coğrafyalarda yaşayan Çerkesleri bir araya getirmiş ve 2000'li yıllardan sonra Çerkes kimliği konusunda farklı tartışmaları gün yüzüne çıkarmıştır. Yaşanan "Çerkes kimdir?" tartışmaları Kafkas sivil toplum örgütlerinin gündemine de girmiş, dernek ve vakıfların ayrışmasına ve isim değişikliğine kadar gitmiştir. Tezimizde Osmanlı Devleti'nden günümüze Çerkes kimliğinde yaşanan değişiklikler ele alınmış ve günümüzle karşılaştırılmıştır. Ayrıca Çerkeslerin anavatanı olan Kuzey Kafkasya'da ki Çerkes kimliği ile diasporada algılanan Çerkes kimliği karşılaştırılmıştır. Kafkasya'da ve diasporada yaşayan Kafkas toplumunda Çerkes kimliği algısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu konular araştırılırken nitel araştırma tekniklerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılmış, ayrıca yazılı basın, sivil toplum örgütleri ve sosyal medya hesapları üzerinden inceleme yapılarak tarihsel süreçte ki Çerkes kimliği algısı tespit edilmeye çalışılmış, Çerkes diasporasının en güncel tartışması olan "Çerkes Kimdir?" tartışmalarına cevaplar aranmıştır. Çerkes nüfusunun büyük bir bölümü Türkiye'de yaşadığı için çalışma alanımızın büyük bir bölümü Türkiye'yi kapsamasına karşın Kafkasya ve değişik ülkelerde yaşayan Kafkas kökenli insanlar da çalışma kapsamına alınmıştır. Yapılan araştırmaların sonucunda kimlik algısının kesin çizgilerle çizilmiş bir tarifi olmadığı, zamana, kişiye, siyasi yönetimlere, sosyolojik olaylara göre farklılık gösterebildiği tespit edilmiştir. Tarihi açıdan Çerkeslerin etnik olarak kim olduğu net olsa da, kimlik algısına göre kişiler kendilerini farklı kimliklerde görebilmektedir. Anahtar Kavramlar: Çerkes, diaspora, kimlik, Kafkasya

DiasporaKafkasyaKimlik+2
Mehmet Bingöl
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Entegrasyon ve ötekileşme bağlamında ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerinde kimlik ve din: Hessen (LDK) örneği

Son yüzyılın ikinci yarısından sonra sanayileşmenin artması ve İkinci Dünya Savaşı'nın etkisi ile birlikte ortaya çıkan çalışan insan gücü eksikliğini gidermek isteyen ülkeler; diğer ülkelerden işçi alımına gitmiş, Türkiye'den de Almanya'ya işçi göçü böylelikle başlamıştır. Almanya'ya yalnız gelen Türk işçileri, aile birleşimi sonrası misafir işçi kimliğinden sıyrılarak kendi kültür ve değerleri ile yaşayan bir toplum kimliği oluşturdular. Bu durum, Türk ailelerini öteki olarak bulunmanın yanında dini, etnik ve ailevi kimliklere olan aidiyetleri korumanın zor olduğu bir ortama alışmak zorunda bırakmıştır. Türkler; ailevi bağların güçlü, dini hayatın da etkin yaşandığı bir ortamdan yabancı, hâkim kültür içerisine gelerek bir kimlik ve kültür karmaşası yaşadılar. Bundan dolayı da uyum ve ötekileşme gibi sorunsallar ile karşılaştılar. Din ve aile gibi kurumların kimlikleri bütünleştirici ve inşa edici etkisi sayesinde bu problemleri aşmaya çalışmışlardır. Bu çalışmanın konusu, Almanya'da yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerinin kimlik ve din algılarını entegrasyon ve ötekileşme bağlamında araştırmaktır. Bu nedenle Almanya'nın Hessen eyaletine bağlı Lahn Dill Kreis bölgesinde yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerini kapsayan bu çalışma nitel araştırma yöntemine uygun olarak ''fenomenoloji'' deseni üzerinden yürütülmüştür. Bu nedenle ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu'' yaklaşımı üzerinden, 56 kişi ile mülakatlar gerçekleştirilerek çalışmanın verileri elde edilmiştir. Türk ailelerin her iki kuşağı da etnik, dini ve ailevi kimliklerini genel anlamda korumuşlardır. Ailevi bağların korunmaya çalışılması, Türkiye ile iletişimin bir sebep ile devam etmesi ve kimliklerin özgürce yansıtıldığı cami gibi mekânlara olan ilgi, gelecek açısından umut verici gözükmektedir. Ancak Türklerin uyum için özverili olmasına rağmen gördükleri etnik ve dini ayrımcılığın; dini yaşamlarını, kimlik algılarını ve Almanya'ya olan uyum süreçlerini olumsuz etkilemiştir.

AileAlmanyaBütünleşme+7
Muhammed Özdemir
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de siyasal İslamcılık, kimlik siyaseti ve muhafazakar demokrasinin toplumsal temelleri: AKP Hükümeti ve kimlik politikalarının değerlendirilmesi

Kimlik, yirminci yüzyılın son çeyreğinden beri sıklıkla tartışılan önemli konulardan biridir. Kimliğin diğer alanlardan ziyade siyasal alanda görünürlüğünü arttırması, kimlik siyaseti denilen bir olguyu ortaya çıkarmış. Böylelikle sınıf siyasetine dayanan bir siyasal anlayıştan kimlik siyasetine dayanan bir siyaset anlayışına geçilmiştir. Türkiye'de kimlik siyasetinin ciddi bir sorun olarak algılanması 1980'li yıllara denk gelmiş ve bu olgu, dinsel bağlamda ortaya çıkan "İslamcı kimlik siyaseti" başlığı altında siyasal tartışma alanını kimlikler alanına hapsetmiştir. Kimlik siyasetinde, "farklılık" üzerine yapılan vurgu, kimlik siyaseti olgusunun daha da pekişmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra dini kimliği ön plana çıkaran İslamcı siyaset, toplumsal ve siyasal bütünleşmeyi de zorlamaya başlamıştır.Osmanlı Devleti ile başlayan dinsel kimlik siyaseti, Milli Görüş Hareketi ve sonrasında, her ne kadar 28 Şubat süreciyle (1997) kesintiye uğrasa da, AKP'nin 2002'de elde etmiş olduğu oy oranıyla farklı boyutlara ulaşmıştır. Kendisini "muhafazakar demokrat" olarak ilan eden AKP, dinsel sembolizmi açıktan, kabaca kullanmaktan kaçınmış ve kendisini demokrat sıfatı ile ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmada, 1980 sonrası Türkiye'de daha da belirginlik kazanan kimlik siyaseti ve Siyasal İslam meselelerinin toplumsal temellerini tartışmak ve Siyasal İslam'ın git gide azaldığı yönündeki düşüncelere karşı olarak aslında Siyasal İslam'daki artışını ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bunu yaparken de 2002'den bu yana kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlayarak diğer İslamcı partilerden farklılığını öne süren AK Parti'nin siyasal arenada nerede durduğu ve seçmenleri tarafından nasıl algılanıp değerlendirildiği ve ayrıca günümüzde gelinen nokta da ortaya konmaya çalışılacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Siyasal İslam, Kimlik siyaseti, Muhafazakar demokrasi, farklılık, AKP.

Adalet ve Kalkınma PartisiDemokrasiDin-siyaset ilişkileri+7
Gülşen Ataş
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde kimlik duygusu, dini yönelim ve psikolojik iyi oluş

Bu çalışmada kimlik duygusu ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin dini yönelim bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Adnan Menderes Üniversitesi'nin çeşitli bölümlerinde eğitim gören 488 öğrenci oluşturmuştur. Gerekli etik kurul izni alındıktan sonra Kimlik Duygusu Değerlendirme Aracı (KDDA), Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Müslüman Dini Yönelim ve Müslüman Dindarlık Ölçeklerinin yanı sıra demografik bilgi formu sınıf ortamında öğrenciler tarafından doldurulmuştur. Araştırmada KDDA puanları (kimlik duygusundaki sorunlar) psikolojik iyi oluş, içsel dini yönelim ve dindarlık ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur. Dindarlık ve dini yönelim değişkenleri kontrol edilerek KDDA üzerindeki etkileri incelendiğinde, korelasyon analizi sonucunda çıkan ilişkiler kaybolmuş ve sadece dışsal dini yönelim KDDA ile pozitif yönde ilişki göstermiştir. Yapılan regresyon analizine göre içsel dini yönelim psikolojik iyi oluşu pozitif yönde açıklarken, dindarlık, dışsal dini yönelim ve KDDA negatif yönde açıklamıştır. Daha sonra yapılan moderatör analizine göre, KDDA'da çok yüksek puan alan bireylerin dışsal dini yönelimleri KDDA'nın psikolojik iyi oluş üzerindeki olumsuz etkisini az da olsa hafifletmiştir. Araştırma sonuçları, sınırlılık ve öneriler tartışılmıştır.

DinDini eğilimlerKimlik+4
Ömer Taha Sözer
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

"Ben ve biz" mi, "Biz ve onlar" mı, yoksa "Biz ve daha niceleri" mi?: Farklı mülteci girişimci grupların Suriyeli mülteci girişimcilere bakış açılarını anlamaya yönelik bir araştırma

Çalışmada, Türkiye'de ekonomik anlamda faaliyette bulunan Suriyeli girişimcilere, farklı ülkelerden gelen ve yine İstanbul'un Esenyurt ve Zeytinburnu ilçelerinde ekonomik faaliyette bulunan mülteci girişimcilerin nasıl yaklaştığını anlamaya çalışmak ve bu yaklaşım tarzlarının nedenlerini anlamak amaçlanmıştır. Çalışmada kolayda ve kartopu örnekleme yöntemlerinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda İstanbul Zeytinburnu ve Esenyurt ilçelerinde faaliyette bulunan ve Suriye dışında farklı etnik kökene sahip 10 mülteci girişimciyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın kalitesini artırmak adına geçerlilik ve güvenilirlik taktiklerinden yararlanmak önem arz edeceği için çalışmanın içerik geçerliliğini sağlamak adına zengin bir yazın taramasından faydalanılmıştır. İlaveten, "çeşitlendirme (triangulation)" yönteminden yararlanılmıştır. Çalışmanın bulguları incelendiğinde; katılımcılara farklı kültürlerin bir arada çalışmasına nasıl yaklaştıklarına dair bir soru sorulmuştur ve katılımcıların ekseriyetle bu soruya müspet yanıt verdikleri görülmüştür. Öte yandan, aynı soru Suriyeli girişimciler özelinde sorulduğunda ise katılımcıların daha kararsız bir tavır sergiledikleri, bir önceki soruda görülen yekpare tutumun daha parçalı hale geldiği görülmektedir. Çalışma farklı mülteci gruplarının bir diğer gruba bakış açılarını anlamaya yönelik gerçekleştirdiği çabadan dolayı önceki çalışmalardan farklılaşmaktadır. Çalışmada mülteci girişimcilerin spesifik bir başka mülteci gruba ilişkin genel ve ekonomik bakış açıları da anlaşılmaya çalışılmıştır. Bundan sonraki çalışmalarda, bir arada çalışan farklı mülteci gruplarının temsilcileri bulunarak, bu noktada bazı araştırma soruları üretilebilir.

GirişimcilerGirişimcilikGöçmenler+3
Mert Temur
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kimlik dış politika ilişkisi bağlamında Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye-İsrail ilişkileri

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle uluslararası ilişkilerin uğradığı değişim, kimlik ve kültür gibi sosyal kavramların uluslararası ilişkiler analizlerinde yer edinmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Kimliklerin uluslararası ilişkiler disiplinine dahil oluşunda önemli katkıları bulunan Alexander Wendt, kimliklerin çıkarları belirlediğini öne sürmektedir. Çıkarların da dış politika üzerinde etkileri olduğu düşünüldüğünde kimlikler dış politik analizlerde göz ardı edilmemesi gereken bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye-İsrail ilişkileri de Filistin'de yaşananlardan ötürü kimliklerden etkilenmektedir. İsrail devletinin kuruluşuna giden süreçten günümüze kadar Müslüman ve Yahudi kimlik karşı karşıya gelmiştir. Bu süreç zarfında Filistinli Müslümanların yaşadıkları sıkıntılar, dünyanın pek çok noktasında bulunan Müslüman kimliği taşıyan bireyler açısından Filistin sorununu hassas bir konu haline getirmiştir. Nitekim İsrail devletinin kuruluşunun akabinde de İsrail'e karşı bir ön yargı oluşmasına sebep olmuştur. Halkın aidiyet duygusu hissettiği kimlik kaynaklı bir ön yargıya sahip olması, karar alıcılara baskı yapmalarını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla ulusal menfaatler ve kimlikler arasında sıkışıp kalan Türkiye-İsrail ilişkileri zaman zaman normalleşme dönemlerine girerken zaman zaman da gerileme eğiliminde olmaktadır. İlişkilerin normalleşme dönemine girmesinde, iki ülkenin menfaatlerinin ortak olması ve bu ortak menfaatler durumunun karşılıklı bağımlığı artırması gerçeği etkilidir. Ancak ortak menfaatlerin ortadan kalkması veyahut da alternatif müttefiklerin ortaya çıkması kimliksel sorunları gün yüzüne çıkarmaktadır. Bundan ötürü Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail'in kuruluşuna giden süreçten günümüze değin kriz, yumuşama ve normalleşme olarak adlandırılabilecek bir döngü içerisindedir.

FilistinKimlikKimlik politikaları+6
Yunus Emre Akbal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği kimlik oluşumuna çözüm olarak Avrupa Birliği anayasası

Kendine özgü yapısı olan Avrupa Birliği, yirminci yüzyılda Avrupa'yı ve tüm dünyayı etkileyen iki dünya savaşının yarattığı felaketlerin bir daha yaşanmaması için düşünülmüş bir Birliktir. Avrupa Birliği zamanla kayda değer bir ilerleme göstererek gerek ulusal gerekse uluslar-üstü alanda etkilidir ve denetim yetkisine sahiptir. Uluslar-üstü güç haline gelen Avrupa Birliği başlangıçta altı kurucu ülkeden oluşurken genişleme süreciyle birlikte artan üye sayısı Birliğin revizyona gitmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu durumda AB'nin kurumsal işleyişinin daha esnek ve şeffaf olmasını ve üye devletlerin Birliğe olan aidiyet duygularının artmasını AB Anayasası gerçekleştirebilecektir. Ancak Avrupa Birliği Anayasası'nın geçerliliği üye devletlerin iradesine dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı AB Anayasası ile AB kimliği arasındaki bağın tartışmaya açılmasıdır. Tarihsel süreç içerisinde edinilen deneyim ve bilgiler AB'nin geleceğini şekillendirmede önemli yer tutar. Bu doğrultuda AB kimlik oluşturma politikalarının tarihsel süreci ve AB Anayasası'nın oluşum sürecinde yaşanılanlar irdelenmektedir. Çalışma konusu olan ?AB kimlik Sorununa Çözüm Olarak AB Anayasası? dört bölümde analiz edilmeye çalışılmıştır. İlk bölümde, genel anlamda kimliğin ne ifade ettiği, nasıl oluştuğu, oluşum sürecinde etken olan unsurlar ile AB ortak kimlik oluşturma ihtiyacının nereden kaynaklandığı açıklanmaya çalışılmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise AB kimliği oluşumunda önemli bir yere sahip olan AB Anayasası ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, sosyoloji ve hukuk bağlamında AB'nin AB kimliği oluşumu üzerindeki siyasi etkisi irdelenmektedir. Dördüncü bölümde ise, AB üye ülkelerin ulusal kimliklerinin ortak kimlik oluşturma çabalarında yarattığı sorunlar değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmenin ardından AB Anayasası'nın Türkiye AB üyelik sürecinde oluşturduğu anayasal sorunlar üzerinde durulmuştur. Çalışma sonuç bölümünde genel bir değerlendirmeyle son bulmuştur.

AnayasaAvrupa BirliğiAvrupa kimliği+2
Özgül Arısoy
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İki askeri darbe arası dönemde Türkiye'nin Ortadoğu politikaları (1960-1980)

Bu araştırmada, Türkiye'nin yaşadığı iki askeri darbe ve bir muhtıra döneminde Ortadoğu ülkelerine yönelik dış politikalarının analizi ve bu politikaların siyasi, ekonomik, kültürel sonuçları ele alınmaktadır. Türkiye-Ortadoğu ilişkilerinin tarihi arka planı da göz önünde bulundurularak bütüncül bir çerçeve oluşturmak temel amaçtır. Bu dönemdeki Türkiye'nin Ortadoğu ülkelerine yönelik politikaları iç politika dış politika etkileşimi çerçevesinde ele alınmıştır. Bu dönemde kamuoyunun Türk dış politikası üzerindeki belirleyiciliği göz önünde bulundurulduğunda Türkiye'nin siyasal kültürünün kökleri incelenmeden ve iç politikadaki gelişmeler ele alınmadan bu dönemdeki Türkiye-Ortadoğu ilişkilerini değerlendirmek gerçekçi olmaktan uzak kalacaktır. Atatürk döneminde reform ve inkılaplar yoluyla stratejik bir değişim geçiren Türk dış politikası, daha sonraki dönemlerde ise taktiksel açıdan farklılık göstermiştir. Türkiye, bazen Ortadoğu'dan uzaklaşmakta bazen de Ortadoğu'ya yakınlaşma içine girmektedir. Yani Türkiye'nin Ortadoğu'ya yönelik politikaları tutarsız ve çelişkili bir görüntü içindedir. Bu durum dönemin şartları karşısında uygulanan taktiklerden kaynaklanmaktadır. Bu duruma yol açan etkenlerden biri de iç politikada meydana gelen gelişmelerdir. Ülkelerin iç politikalarında yaşanan olaylar dış politikayı da ister istemez etkilemektedir. Hatta bazen dış politikanın yönü iç politik gelişmeler doğrultusunda değişebilmektedir.Anahtar Kelimeler: Diplomasi, Dış Politika, Kimlik, Ortadoğu, Siyasal Kültür.

12 Eylül müdahalesi27 Mayıs 1960 ihtilaliAskeri müdahale+7
Ahmet Karaca
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Servet-i Fünun romanlarında batılılaşma analizi ve kimlik tipleri

ÖZET Türk toplumunun yüzünü Batıya dönmesi olarak ifade edilen Batılılaşma yüzyıllardır süren tarihsel bir sürece karşılık gelmektedir. Bu süreç içerisinde Türk Batılılaşması farklı şekiller almış ve farklı açılardan değerlendirilmiştir. Önceleri askeri alandaki eksiklikleri ve geri kalmışlığı gidermek amacıyla Batı taklit edilmiştir. Fakat geçen zaman içerisinde Batının maddi kültürüyle birlikte ideolojisi de Türk Batılılaşmasını çevrelemiştir. Siyasi alana ilaveten eğitimden aileye, modadan insana bakışa kadar bütün diğer sosyo-kültürel alanlarda da Batılılaşmanın etkisi hızla kendisini göstermiştir. Özellikle Tanzimat'tan sonra artan bu hız Servet-i Fünun Dönemi'nde zirveye ulaşmıştır. Servet-i Fünun Batılılaşma açısından ayrı bir dönem olarak ele alınmalıdır. Çünkü bu dönem, Batılı okullarda okumuş, Batı tazında yetişmiş olan bir neslin ortaya çıkışına sahne olmuştur. Dönemin baskıcı ve sansürcü ortamı dolayısıyla Batı değerlerinin açık olarak ifade edilemediği bu dönemde, Batılılaşma ve onun taşıdığı değerler sistemi karşılığını ve ifadesini edebi eserlerde bulmuştur. Bundan dolayı bu dönem yazarlarının eserlerinde toplumsal yapıyı resmetmesi açısından Batılılaşma, ayrı bir yer tutar. Roman kahramanları Batılı gibi giyinip kuşanır, onlar gibi düşünürler. Batı idealize edilmiş bir şekilde anlatılırken yer yer yapılan karşılaştırmalarda Doğu ve Doğulu tipler yerilir ve küçümsenir. Romanlarda Batılı değerlere ve yaşantıya özel bir vurgu yapılır. Danslar, balolar, Batı enstrümanı olarak piyanolar, kızlı-erkekli gezmeler, Batı tarzında konuşmalar vb. ilişkiler öne çıkarılır. Türk tarihinin en etkin ve en uzun süreli toplumsal değişme hareketi olan Batılılaşma sosyal yapıdaki pek çok unsuru ve öğeyi değiştirmiştir. O dönem romanları, aile, eğitim, sosyal yaşantı, moda ve edebiyat gibi konulan ve bu alanlardaki değişimleri kendisine konu edinmiş ve Batılılaşma perspektifiyle ele almıştır. Bu bakımdan Servet-i Fünun dönemi romanlarının incelenmesi, hem o dönem Batılılaşmasına hem de hala devam eden bir süreç olarak bugünün Batılılaşmasına ışık tutması, toplum-edebiyat ilişkisi ve edebiyat sosyolojisi açısından çok önemlidir.

BatılılaşmaEdebiyat sosyolojisiKimlik+6
Mehmet Ateş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Türk Devleti'nin kimliği (1920-1937)

Kimlik kavramı, insanın kendini nasıl algıladıgıyla ilgili, çogu kez tam manasıyla sosyolojik bakımdan açıklanabilen bir kavramdır. Toplumsal bir varlık olarak insanın kimliginin sekillenmesinde, kalıtsal özelliklerden çok, sosyolojik faktörler etkilidir. Tarihsel süreç içinde insan, birçok kimliksel asamalardan geçmistir. Bu kimliksel gelisim kabile ve asiret kimliginden dini cemaat kimligine ve nihayet ulusal kimlige ulasmıstır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı mparatorlugu'ndan cemaat kimligi agır basan, toplumun çesitli bölümlere ayrıldıgı karmasık bir toplum yapısı devralmıstır. Bu miras içinde, henüz ulus kimligine ulasamamıs olan Türk Milletinin, Yeni Türk Devleti'nin devamında benimseyecegi kimlik ve oynayacagı toplumsal rol, en belirleyici unsur olacaktı. Nitekim, Milli Mücadeleyi kazanarak bagımsızlıgını elde eden Türk Milleti, Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliginde, zaman kaybetmeksizin saglam temeller üzerinde insa edilmeliydi. Bu amaç dogrultusunda 1920-1937 yılları arasında büyük bir atılım gerçeklestirerek kısa sürede Yeni Türk Devleti'nin temel degerleri ortaya konmustur. Bu temel degerler Atatürk lke ve nkılaplarıyla belirlenmis, hızlı ve ani sekilde uygulanarak yaygınlastırılmıstır. Türk Milletinin ana vasıfları, kimliksel özellikleri ve izleyecegi yön, Atatürk lke ve nkılaplarında belirmistir.

KimlikKültürModernlik+2
Ali Rıza Gündüz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli göçmenlerin kültürel kimliklerini inşa etme süreci: Gaziantep örneği

21. yüzyıl, araştırmacılar tarafından göçler çağı olarak nitelendirilmektedir. Dünyanın küresel hale gelmesi birçok sosyal olguyu etkilerken, göç olgusunu da etkilemiştir. Bulunduğumuz bu çağda göçler dünyanın dört bir yanına farklı nedenlerle yapılmış ve yapılmaya devem etmektedir. Bu konunun küresel bir anlam kazanması, araştırmacıların bu konuya ilgisini daha da artırmıştır. Göç konusunda literatüre bakıldığında birçok araştırmanın var olduğunu görülmektedir. Göç ve göçmenlik birbirine bağlı ayrılmaz bir ikilidir. Göçmenler ile ilgili önemli bir husus olan kültür ve kimlik, araştırmacıların ilgi odağı olmuştur. Kültürel kimlik göçmenlerin göç ettiği ülkelere kendileriyle birlikte götürdükleri en önemli manevi değerleridir. Göçmenler bu kültürel kimlikleri hedef alanda nasıl korudukları ve kültürel kimliklerine bağlı kalıp kalmadıklarını öğrenmek için bu araştırma yapılmıştır. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesinde öğrenim gören Suriyeli göçmen öğrencilerin kültürel kimliklerini ve yeni bir yerleşim yerinde kültürel yapılarını nasıl devam ettiklerini öğrenmek, araştırmanın amacı olmuştur. Araştırma sahasında nicel ve nitel desenler birlikte kullanılmıştır. Araştırma sonucunda göçmenlerin kültürel kimliklerine bağlı oldukları ve kültürel kimlik güçlerinin yüksek olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Anahtar sözcükler: Göç, Göçmen, Kimlik, Kültür, Kültürel Kimlik

GaziantepGöçlerGöçmenler+7
Çetin Sak
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadın militan kimliği ve psiko-sosyal nedenler

Dünya tarihinin çok eski zamanlarından beri insanlar toplulukları parçalamak için çeşitli eylemlerde bulunmuşlardır. Bu eylemler devlet yapısının ortaya çıkmasıyla beraber otoriteye başkaldırıya dönüşerek çeşitli sebeplerle terör eylemleri ortaya çıkmıştır. İlk terör örgütlerinden bu zamana kadar örgütlerde farklı eylem tipleri görülmüştür. Fransız İhtilali ve Sanayi İnkılabından sonra değişen dünyada terör örgütleri de farklılaşmıştır. Bu farklılaşma yalnızca ideolojik veya eylemsel olarak değil, aynı zamanda militanlarının özellikleri bakımından da gözlenmiştir. Ülkemizde 80'li yıllardan beri faaliyet gösteren PKK'da kadın militanlar incelenmiştir. Özellikle 90'lardan sonra örgütün içindeki kadın varlığı, kadınların üzerine düşen görevler incelenmiştir. Kadınların örgüt içinde faal olarak görev almasının sebepleri ve sonuçları, kadın militan kimliğinin psiko-sosyal nedenleri üzerine bir değerlendirme yapılmıştır.

KadınlarKimlikKimlik algısı+7
Hayriye Nisa Aydemir
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Global modernite ve modernite kavramlarının felsefî yönden değerlendirilmesi

Günümüzde dünya, çağdaş kimlik ve farklılık tartışmalarının ön planda olduğu, ötekinin varlığına yönelik politik bilincin artırılmasına dair felsefelerin ortaya çıktığı çoğulcu bir düzen görünümündedir. Nitekim 20. yy.'da modernitenin hegemonik tavrının doğurduğu savaşlar ve yıkımlar modern otoritenin sorgulanmasını gerektirmiştir. Modernitenin mutlak söylemlerine karşı ortaya çıkan eleştirel söylemler söz konusu mutlak söylemleri sorunsallaştırmıştır. Bununla beraber modernitenin mahiyeti de muğlâklaşmıştır. Bu eleştireler modern tahakkümün dışına çıkabilme ve farklılığa açılabilme imkânı sunmuştur. Fakat farklılık talepleri üzerinden eleştirilen modernite, bu eleştirileri bünyesine katarak farklılıkları da içeren yeni bir düşünme pratiği içinde farklı bir nesnellik pratiği geliştirmiş ve küresel bir hâl almıştır. Bu durumda global modernite modern hegemonyanın dağılışını değil bilakis farklılık söylemleri üzerinden yeniden biçimlenmesini ifade eder.

FarklılıklarKimlikKültürel kimlik+3
Tuğba Ülker
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Related subjects