Islamic law

618 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Farklı mezhebin kavliyle amel (İntikal): Abdülazîz el-Buhârî'nin konuya yaklaşımının analizi

İslam hukukunda mukallid-müctehid ilişkisi hicrî ilk üç asırda her bir meselede farklı müctehidin görüşüyle amel etmek anlamındaki taklîd-i mutlak iken mezheplerin teşekkülünün tamamlanıp sistematik bir kisveye bürünmesi ile bir mezhebe bağlanma anlamına gelen taklîd-i şahsî halini almıştır. Günümüzde ise kısmî de olsa taklid-i mutlaka rucû edilerek mukallidin mezhebine muhalefetinin yaygın hale geldiği görülmektedir. Mukallidin gerek bilinçli gerekse bilinçsizce mezhebine muhalefet etmesi kendisine birçok kolaylık sağlasa da bu durum mezhebiyle olan ilişkilerinde birtakım çıkmazlara yol açmış ve fakihler arasında görüş farklılıklarına neden olmuştur. Tezimiz, farklı mezhebin kavliyle amel edilebilir mi sorusundan yola çıkarak birbirleriyle karıştırılan kavramları, intikale olumlu veya olumsuz cevaz veren âlimlerin görüşlerini, intikalin ortaya çıkardığı problemleri ve Abdülazîz el-Buhârî'nin meseleye yaklaşımını ele almaktadır.

Abdülaziz el-BuhariAmelMezhepler+4
Ahmet Tan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

TOKİ konut edindirme uygulamalarının İslam hukuku açısından meşruiyeti sorunu

İnsanlığın en önemli ihtiyaçlarından birisi kuşkusuz barınmadır. Özellikle son yüzyılda, meydana gelen sosyal ve ekonomik gelişmelerin neticesinde hızlanan şehirleşmenin de etkisiyle bu ihtiyaç ciddi bir şekilde hissedilmiştir. Bu ihtiyacın fertlere bakan yönü olduğu gibi toplumsal yönü de bulunmaktadır. Zira barınmanın, çözüm bulunması gereken önemli bir toplumsal sorun olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Ülkemizde toplumsal konut ihtiyacının çözümüne yönelik Toplu Konut İdaresi (TOKİ), kanunla kendisine verilen görev çerçevesinde pek çok çalışma yapmaktadır. Çalışmamızın ana konusu, konut üretiminde TOKİ tarafından en çok uygulanan yöntem olan yoksul, alt, dar ve orta gelirli vatandaşlara yönelik geçmiş altı ayda gerçekleşen, enflasyon veya memur maaş artış oranında fiyat güncellemesi esasıyla yapılan konut edindirme uygulamalarıdır. Üç bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde, konut ihtiyacı hakkında genel bir değerlendirme yapılarak TOKİ'nin bu konudaki rolü ve yaptığı katkı tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, yapılan satış sözleşmelerinin, konutun inşa edilip edilmemesine bağlı olarak farklı hüküm doğuracağı hususu dikkate alınarak sözleşme şartları, fiyat belirsizliği, değer kaybının izalesi ve vade farkı konuları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise TOKİ sözleşmelerinin, istisnâ' akdi, finansal kiralama sözleşmesi ve mortgage kredisi gibi akit türleriyle kıyaslaması yapılmıştır. Çalışmamızda TOKİ konut edindirme sözleşmelerinin İslam hukukundaki satım akdi, finansal kiralama sözleşmesi ve istisnâ' akdiyle benzer yönlerinin bulunduğu, bulunla beraber mortgage uygulaması gibi bir kredi işlemi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, TOKİ, Konut Edindirme, Satım Sözleşmesi, İstisnâ' Akdi, Finansal Kiralama, Mortgage.

FıkıhHukuki İslamiyye KamusuSosyal konut politikası+5
Mehmet Akkuş
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam hukuk düşüncesi açısından eşcinsellik

Geçmişte eşcinsel davranış sergileyen kişiden bağımsız olarak hemcinsler arası cinsel ilişkiyi ifade eden eşcinsellik kavramı, günümüze gelindiğinde eşcinsel bireyin duygu, düşünce ve davranışlarını da kapsayan daha geniş bir kavramsal içerik kazanmıştır. Bu bağlamda çalışmamızın amacı eşcinsellikle ilgili kavram kargaşasını açıklığa kavuşturmak, eşcinsellik algısını dönüşüm kodlarıyla birlikte tahlil ederek İslam hukuku açısından eşcinsellik kavramını değerlendirme noktasında daha isabetli sonuçlara varmaktır. Tezde eşcinsellik meselesini sadece eşcinsel ilişkiyle ve eşcinsel ilişkiye yönelik cezâî hükümerle sınırlandırmaksızın eşcinselliği psikolojik, davranışsal ve sosyal yönleriyle de ele alarak konuyu daha geniş bir perspektiften değerlendirmek hedeflenmiştir. Böylelikle meseleye daha kapsamlı ve daha gerçekçi çözümler sunmak mümkün olacaktır. Araştırmamızda öncelikle, günümüzde türetilen kavramsal içeriğiyle eşcinsellik tanımlanarak bu kavramın İslam hukukunda karşılık bulan anlamı ortaya konmuştur. Modern dönemde psikoloji ve sosyoloji alanındaki bazı bilim çevreleri tarafından bir problem olarak ortaya konulan, eşcinselliğin insan doğasına aykırı olup olmadığı meselesine ya da insanın normali midir sorusuna İslam hukuku perspektifinden çözüm aranmıştır. Bu bağlamda eşcinselliğin fıtratla ilişkisi incelenmiş ve İslam hukuku açısından eşcinselliğin, bazı psikolojik ve sosyolojik faktörlerin etkisiyle insanın yaşamında sonradan meydana gelen ve insan fıtratına aykırı olan bir durum olduğu tespitine varılmıştır. Fıtratı değiştirmek yönüyle eşcinselliğin hükmü beyan edilmiştir. Hemcins cinsel birliktelikler, zina suçu gibi aileyi ve nesli olumsuz etkileyen toplumsal bir suç olarak İslam ceza hukuku kapsamında değerlendirilmiştir. Eşcinsel ilişki konusunda fakihlerin ortaya koydukları cezâî hükümler, delilleri ve fakihlerin yorumlarıyla birlikte ele alınarak bu hususta isabetli hükme varılması konusunda katkı sağlanmıştır. Bunun dışında eşcinsellik, eğilim, tavır ve davranış olarak da İslam hukukunun alanına girmektedir. Bu hususta da İslam hukukunda, toplumu ve aileyi koruma refleksiyle eşcinsel duyguların tavır ve davranış olarak ortaya konmasını kısıtlayıcı bazı tedbirler ortaya konmuştur. Çalışmamızda daha önce çalışılmadığını düşündüğümüz bu alana katkı sunmak amaçlanmıştır.

Eş cinsellikİslam hukuku
Meral Sabun
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam ceza hukukunda suçta manevî unsur

Suçta manevî unsur, suç teşkil eden fiille fâil arasındaki zihinsel ve psikolojik bağı ifade etmektedir. Bu unsur, suçun oluşmasında aranan genel unsurlardan birisini teşkil etmekte ve fâilin cezaî sorumluluğunun meydana gelmesinde esas alınmaktadır. Suçun manevî unsuru, fâilin içsel yapısından kaynaklı olarak değişik şekillerde tezahür etmektedir. Bu durum da farklı türlerde suçların ortaya çıkmasına ve fâilin bu suçlardan dolayı cezaî sorumluluğunun derecelendirilmesinde göz önünde bulundurulmaktadır. Diğer ceza hukuku sistemlerinde olduğu gibi İslâm ceza hukukunda da suçun oluşumunda ve cezaî sorumluluğun belirlenmesinde suçta manevî unsurun varlığının tespiti önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasında, İslâm ceza hukukunda suçta manevî unsur başlığı altında, suçta manevî unsurun mahiyetinin açıklanması ve sınırlarının belirlenmesi üzerinde durulmuştur. Bunun için İslâm ceza hukukunda suçun manevî unsurunun analizi yapılarak incelenmeye çalışılmıştır. Bu konuda mukayese imkânı sağlanabilmesi için de zaman zaman Türk, Alman ve İngiliz ceza hukuku sistemlerine değinilmiştir. Bu tez çalışması, önsöz, giriş ve iki bölümden teşekkül etmektedir. Önsözde tezin konusu ve önemi; giriş bölümünde tezin gâyesi, sınırları ve tez çalışmasında izlenen usûl anlatılmıştır. Birinci bölümde, suç ve ceza hakkında genel bilgiler verilmiştir. Suç ve ceza kavramlarının başlığı altında suç kavramı ve suçun manevî unsuru dışındaki unsurları, ceza kavramı ve çeşitlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde, İslâm ceza hukukunda suçta manevî unsurun niteliği ve kapsamı başlığı altında, suçta manevî unsur kavramı ve suçta manevî unsurun mahiyeti ile suçta manevî unsuru oluşturan öğeler üzerinde durulmuştur. Bölümler içerisinde işlenen konuyla ilgili bölüm sonlarında değerlendirme yapılmıştır. Sonuç olarak ise, belirtilen bölümlerin umûmî bir değerlendirmesi yapılarak ulaşılan sonuçlar belirtilmiştir.

İslam hukuku
Sait Ramazan Tiyek
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İslam ve Türk hukukunda rüşvet suçu

İslam hukukunda rüşvet suçu ta'zir cezası gerektiren suçlar kapsamında değerlendirilmektedir. Rüşvet kavramının net bir biçimde değerlendirilebilmesi için terim anlamlarının zaman içinde geçirdiği anlam farklılıklarını gözetmek gerekmektedir. Rüşvet kavramı erken dönemde elde edilmesi gereken mutlak menfaat olarak algılanmıştır. Daha sonraki dönemlerde kapsamı daralan bu kavram, kanunda suç olarak tanımlanmıştır. Suç olarak kategorize edilen rüşvet artık en geniş biçimde mutlak olarak elde edilen menfaat tanımını, haksız olarak elde edilen kazanca bırakmıştır. Rüşvet kavramının suç olarak nitelendirilmesinin akabinde doğal olarak kanuni, maddi, manevi ve hukuka aykırılık unsuru olarak dörde ayrılan suçun unsurları incelenmiştir. Suç olarak tanımlanan bir fiilin dış dünyada tezahürü suçun özel görünüş biçimleri bölümlerinde ele alınır. Söz konusu çalışmamızda teşebbüs, iştirak ve içtima olarak tasnif edilen suçun özel görünüş biçimlerini karşılaştırmalı biçimde inceledik. Bir fiilin suç kapsamında değerlendirilmesi için bünyesinde yapılmasına veya yapılmamasına dair mutlak bir emir barındırması ve bir müeyyide ile destekleniyor olması gerekmektedir. Kaynak bakımından müeyyideden bahsedebilmek için bir kanun koyucunun tespiti gerekmektedir. Söz konusu kanun koyucunun vaz' ettiği hükümlerin ulaşıldığı kaynaklar bizi hükmün dayanak noktasına götürmektedir. Biz de bu çalışmada rüşvet suçunun karşılaştırmalı hukuk bağlamında -İslam hukuku ve Türk hukuku- hukuki dayanaklarını incelemeyi uygun gördük. Rüşvet suçu ile alakalı araştırmalar mevcuttur. Ancak biz bu çalışmayı yaparken iki hukuk disiplini bağlamında söz konusu suçun detaylı bir mukayesesine rastlamadık. Zaman zaman rüşvet suçunu tek bir hukuk disiplini bağlamında inceleyen araştırmacıların diğer hukuk disiplinlerine atıflarına rastlasak da detaylı bir biçimde mukayesesine rastlamadık. Biz de söz konusu rüşvet suçunu detaylı bir biçimde her konu başlığı altında mukayese etmeye gayret ettik.

Türk ceza hukukuİslam hukuku
Muhammet Said Akkoç
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukuk ve İslam hukuku perspektifinden mahremiyet hakkı: Karşılaştırmalı bir çalışma

Mahremiyet hakkı genel anlamıyla: Bireylerin, başkalarıyla kendi hayatıyla ilgili paylaşımlarının ne ölçüde olacağını belirleme hakkına sahip olmasını ifade eder. Günümüzde en sık ihlal edilen haklardan biri, kuşkusuz mahremiyet hakkıdır. Bireyin fiziksel, dijital ve sosyal sınırlarını korumasının güvencesi olan bu hak, teknolojik gelişmelerin hız kazandığı, gözetimin sıradanlaştığı ve bilginin ekonomik değere dönüştüğü bir çağda giderek daha fazla ihlal edilmektedir. Mahremiyet, devletlerin, şirketlerin, medyanın ve diğer bireylerin meraklı bakışları altında giderek daralan bir alana sıkışmış durumdadır. Mahremiyet bir hak olmanın yanında, bireylerin toplumsal yaşam içinde ihtiyaç duydukları bir kavramsal alanı da kapsamaktadır. Bu nedenle mahremiyetin ihlali, bireysel hakların kısıtlanmasının yanında toplumsal bir soruna da yol açmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, mahremiyet kavramının kelime kökeni ve bir hak olarak dönüşümüne değinilmiş, tarihsel süreç içinde mahremiyet hakkının gelişimi irdelenmiştir. İkinci bölümde, uluslararası evrensel ve bölgesel düzenlemeler ile İslam hukuku kaynaklarında mahremiyet hakkının yeri incelenmiştir. Son bölümde ise, mahremiyet hakkının beden, konut ve bilgi gibi alt kategorilerde nasıl ihlal edildiği, yargı ve denetim mekanizmalarının kararlarından örneklerle ele alınmıştır. Çalışmada, her bölüm kendi içinde karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Böylece uluslararası hukuk ve İslam hukukunda güncel bir mesele olarak mahremiyet hakkının değeri ve yeri bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmıştır.

Karşılaştırmalı hukukUluslararası hukukİslam hukuku
Eşfanur Aydın
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İslam hukukuna göre halifenin azli meselesi

Hz. Peygamberin vefatından sonra İslâm devletinin başkanlığını ifade etmek için hilâfet- imâmet gibi isimler kullanılmıştır. Hilâfetten maksat şeriatin tatbiki ve adaletin sağlanmasıdır. Devlet başkanlığı görevini üstlenen ve yürüten kimse için ise halife, halifetü Resulillah, emirü'l- mü'minin vesaire ünvanlar kullanılagelmiştir. Bu görevi üstlenecek kimsede bir takım vasıfların bulunması gerekmektedir. Bu vasıflardan bazıları; Müslüman ve akıl – bâliğ olmak, İslam ahkâmını uygulamaya ve devlet işlerini yapmaya muktedir olmak, âdil olmaktır. Halife, ehlü'l hal ve'l-akd tarafından seçilmesinin ardından bir takım mesuliyet ve görevleriüzerine almış bulunmaktadır. İslâm âlimleri nasslar ışığında bu görevlerin bazılarını zikretmiş, halifenin ilk ve en önemli görevinin âdil olmak ve halkı İslâm ahkâmına göre yönetmek olduğunu ifade etmişlerdir. Halife kendisinde bulunması gereken vasıflara sahip olduğu ve görevlerini hakkıyla yerine getirdiği müddetçe kendisine itaat edilmesi gereklidir. Ancak görevlerini yerine getirmeyip, halka zulmetmeye ve adâlet çizgisinden ayrılmaya başlarsa azli söz konusu olmaktadır. İslam âlimleri azil konusunu tartışmışlar hangi hususların azle sebep olduğu hususunda görüşlerini belirtmişlerdir. Azle sebep olan hususlar arasında üzerinde ittifak edilenlerden bazıları; âdil olmayıp halka zulmetmek, halifelik görevini hakkıyla yapmaya engel olacak bedenî noksanlıkların ortaya çıkması, İslâm dininden çıkmak, namazı ve ona daveti terk etmektir. Azli gerektiren hususlar arasında halifenin adâlet vasfını kaybetmesi hususu uzun uzadıya tartışılmış, bu durumun azil sebebi olup- olmadığı İslâm âlimleri arasında ihtilafa yol açmıştır. Anahtar kelimeler: İslam Hukuku, Hilâfet, halife, azil, devlet başkanı

AzilDevlet başkanıHalifeler+2
Kamil Cangül
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İslam hukukunda alışverişte vekâlet

Çalışmaya mevzu edilen vekâlet konusu geçmişte olduğu gibi günümüzde de Müslümanlar açısından önemini korumaya devam etmektedir. Fıkıhçılar, bu konudaki nassları ve İslam'ın genel prensiplerini göz önünde bulundurarak değişik yaklaşımlar sergilemişlerdir. İslam hukukunda bu değişik yaklaşımlarının tespit edilmesi ve Fukahanın bu meseleyi ele alış tarzının belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu doğrultuda "İslam Hukukunda Alışverişte Vekâlet" konusu ilmi bir disiplin içerisinde ele alınıp incelenecektir. Bu çalışma: Giriş, üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin amacı, önemi, konusu, tezin yöntemi, sınırları ve kaynaklarına değindik. Birinci bölümde İslam hukukunda alışveriş ana başlığı altında İslam hukukunda akit, alışveriş, alışverişin rükünleri, alışverişin meşruiyeti, alışverişin şartları, alışverişin çeşitleri başlıklar halinde incelendi. İkinci bölümde İslam hukukunda vekâlet başlığı altında genel olarak vekâletin; sözlük, terim, anlamı verildi ve sonrasında mezheplere göre tanımı yapılarak vekâletin mahiyeti ve hukuki dayanağı olan kitap, sünnet, icmaya dayanan meşruiyeti ve hukuku ile ilgi mezhep görüşleri ele alındı. Ardından vekâletin; hükmü, rükünleri, şartları, konusuyla ilgili şartları, çeşitleri, ücret karşılığı vekâlet ve vekâletin sona erme halleri üzerinde duruldu. Üçüncü bölümde ise İslam hukukunda alışverişte vekâlet, vekâlet vermede cehalet, satın almada vekâlet, satın alma hususunda müvekkil ile vekilin tasarrufları, vekâlet veren ile vekil arasındaki ihtilafları, satın almada vekillerin birden çok olması ve satış yapmada vekâlet bahisleri incelendi. Sonuç kısmında ise çalışmanın genel bir değerlendirmesi yapıldı. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, Vekâlet, Müvekkil, Akit, Alışveriş

AlışverişVekaletVekil+2
Abdul Wahed Gul
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessAR

Ali el-Gari, verification and analysis of his work named "Tashii Alfukaha le Teshnii Sufaha"

Al-Munla Ali Al-Qari died in 1014 AH. He excelled, in many sciences such as fiqh, hadith, readings, tafsir, aqidah, tasawwuf, history and language, He began his education in his city of Herat, then moved to Mecca and settled there, and because of his mastery in the science of readings, he was called the Qari, and he has authored many books, and most of these books have reached us. And this treatise that we have before us by Imam Ali Al-Qari, called "Tashee Al-Fuqaha letashnee Al-Sufaha" in which he dealt with the jurisprudential differences between the sects,In it he responded to a book by Imam al- Juwayni, which he started by saying that this book was a fabrication of the fabricators of the Rawafid and the Kharijites, The author, deliberately responded to the sayings of al-Juwayni, which he attributed to the school of thought.

Mutıa Hasan
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Abdullah bin Abbas ve fıkhi görüşleri

Araştırmamızda, fıkıh alanında önemli bir yere sahip olan ve ilim geleneğinde öncü bir rolü bulunan Abdullah bin Abbas'ın ictihad anlayışı özelinde durulmuştur. Abdullah bin Abbas'ın Tercüman'ül-Kur'ân olarak meşhur olması ve bu yönüne vurgu yapılması kendisi hakkında tefsir alanında çok sayıda çalışmaların yapılmasına sebep olmuştur. Fakat her ne kadar tefsir ve hadis alanında meşhur olsa da bu eşsiz sahabi kendi döneminde "Abâdile" olarak bilinen dört fakih sahabe arasında anılmaktaydı. Ayrıca O, dönemin halifeleri tarafından hac emiri olarak seçilmesi ve Hz. Ömer zamanında hadlerin uygulanması için görevlendirilmesi yanında ibadet, muâmelât ve ukubât alanında ortaya koyduğu içtihatlarıyla fıkıh alanında ne kadar önemli ilmi bir şahsiyet olduğunu ortaya koymaktadır. Biz de bu çerçevede Abdullah bin Abbas (r.a) ve Fıkhi Görüşleri adlı tez çalışmamızı yaparak Abdullah bin Abbas'ın ictihad anlayışını, kendine has görüşlerini ve cumhurdan ayrıldığı ve ittifak ettiği bazı konuları ortaya koyarak bu fakih sahabinin fıkıh alanındaki otoritesine bir nebze de olsa değinmeye çalışacağız. Ele aldığımız konularda İbni Abbas'ın görüşlerine yer verilecektir. Konuların genişliği tezin çok uzun olmasına neden olacağından bir konu ele alındığında bilhassa İbni Abbas'ın görüşleri ortaya konularak gerekli yerlerde diğer görüşlerle karşılaştırmalı bir biçimde ihtilaf edilen noktalar ve ittifak edilen hususlar ortaya konulmaya çalışılacaktır.

Abdullah bin AbbasSahabeİslam hukuku+1
Muhammed Kaya
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanunuyla mukayeseli olarak İslam ceza hukukunda öldürme suçları ve cezaları

Bu çalışma ile öncelikle İslam ceza hukukunda öldürme suçları ve cezaları anlatılmış, Türk ceza hukuku ile benzer ve farklı yönleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca her iki hukuk sisteminde suçlara ne şekilde cezalar verildiğine ilişkin örnek kararlar eklenmiştir. Bununla birlikte, önemine binaen kasten öldürme suçunun cezası olarak kısas cezası ayrı bir başlık altında detaylı olarak ele alınmıştır. Tezin yazılması ile amaçlanan, her iki hukuk sisteminin mukayeseli olarak gösterilmesidir. Altı yüz yıldan beri hüküm süren Osmanlı Devletinde İslam ceza hukukunun uygulanmasının da etkisiyle İslam ceza hukukunda öldürme suçları ve cezaları hep merak konusu olmuştur. Çalışmada görüleceği üzere her iki hukuk sisteminin birçok ortak yönü olduğu kadar farklı yönleri de bulunmaktadır. Ancak her iki sistemde de cezanın belirlenmesinde failin kastı önem taşımaktadır. Çalışma ile dört mezhep imamının görüşleri temel alınmış, farklılıklar var olduğunda gösterilmeye çalışılmıştır.

CezaCinayetDiyet+7
Erhan Obut
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanunuyla mukayeseli olarak İslam hukukunda suç ve suçun unsurları

İnsanların yaşamını devam ettirebilmesi için temel gereksinimleri bulunmaktadır. Güvenlik ihtiyacı da bu gereksinimlerin içerisinde yer almaktadır. Tarih boyunca insanlar güvenliklerini korumak için çeşitli önlemler almıştır. Zamanın ilerlemesi ve teknolojinin gelişmesi ile suçlara karşı alınan güvenlik önlemleri de farklılıklar göstermiştir. Ayrıca coğrafya ve kültürlere göre suç sayılabilecek ögelerde farklılık göstermektedir. Bu yüzden suça karşı alınan önlemlerde farklı olabilmektedir. İslam hukukunun temelini Kur'an-ı Kerim ve Sünnet oluşturmaktadır. İslam hukukunda Müslümanlar, Kur'an-ı Kerim'i bildiği için işledikleri suçların farkındadır. Hemen her Müslüman birey suç ve suç unsurları hakkında temel seviyede bir bilgiye sahiptir. Bir suç işlenirken, bunun sorumluluğunu ve sonuçlarına katlanmayı göze almaktadır. İslam Hukuku'na göre suç ve suç unsurları İslamiyet'e göre belirlenmiştir. Suç faktörleri Allah'ın günah kıldığı, dünyevi hareket ve eylemlere denilmektedir. Türk Ceza Kanunu ile mukayese edildiğinde İslam Hukuku'nda suç ve suçun unsurları konusunda birçok noktada benzerliklerin bulunduğu, bazı noktalarda ise farklılıkların olduğu görülmektedir Bu çalışmada kavramsal ögelerle birlikte İslam hukuku ve Türk Ceza Kanunu mukayeseli olarak, araştırmalar doğrultusunda açıklanmaya çalışılmıştır.

CezaKarşılaştırmalı hukukSuç+3
Cüneyt Demirci
Siirt University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nizâmiye Medreseleri'nin İslâm hukuk ilmine katkıları (Bağdat Nizâmiye Medresesi örneği)

Bu tez, Selçuklu Devleti döneminde eğitim ve kültür hayatına yön veren eğitim ve öğretimin kurumsallaşmasında mihenk taşı olarak kabul edilen Nizâmiye Medreseleri'ni ve özelde Bağdat Nizâmiye Medresesi'ndeki fıkıh eğitimini kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Nizâmiye Medreseleri, yalnızca Selçuklu Devleti'nin değil İslâm medeniyetinin eğitim anlayışı üzerinde derin izler bırakmış, bilhassa fıkıh ilmine sunduğu katkılarla önemli bir yer edinmiştir. Şâfiî mezhebinin temel usûl, fürûʻ cedel ve hilâfiyat konularına dair eserler, İslâm kültür mirasının önemli birikimlerinden biri olan Bağdat Nizâmiye Medresesi'nde şekillenmiş; söz konusu disiplinler bu medresenin müderrisleri ve öğrencileri tarafından etkili bir şekilde geliştirilmiştir. Bağdat Medresesi Şâfiî mezhebi temelli bir eğitim-öğretim kurumu olsa da bu kurumda diğer mezheplere müntesip talebelere de yer verilmiştir. Nitekim Hanbelî ve Mâlikî mezheplerinin de önde gelen fakihlerinin bazıları Bağdat Nizâmiye Medresesi'nde yetişmiştir. Bu medresenin öğretim sistemi, söz konusu mezheplerin temel eserlerinin ortaya çıkmasında da dolaylı olarak etkili olmuştur. Osmanlı Devleti'nin son dönemine kadar eğitim kurumları hem yapısal hem de ilmî metodoloji açısından büyük ölçüde Bağdat Nizâmiye Medresesi'nin eğitim anlayışını ve müfredatını takip etmiş, bu geleneği sürdürerek dönemin fıkıh, usûl ve ilişkili alanlardaki ilmî üretimini şekillendiren temel referans noktası olmuştur. Bu tez, Bağdat Nizâmiye Medresesi'nin eğitim-öğretim süreçlerini, bu süreçlerde uygulanan metodolojileri ve medresenin İslam kültür ve medeniyeti ile İslam hukuk ilmine yaptığı katkıları kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Sonuç olarak bu tez, tarihsel bir perspektifle bu katkıların hem teorik hem de pratik yansımalarını analiz etmeyi hedeflemektedir.

İslam hukukuİslam hukukçuları
Esra Oruk Nas
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

XVII. yüzyıl'da Osmanlı Devleti'nde rüşvet

Rüşvet, birlikte yaşamanın zorunlu bir sonucu olarak doğan devlet sistemi ve bu sisteme geçen toplumlarda var olmuş en eski suçlardan birisidir. Ekonomik şartlar ne olursa olsun rüşvet her daim varlığını sürdürmüştür. Rüşvet her ne kadar eski bir suç olsa da bir o kadar geleneği içinde barındırır. İnsanlık tarihinin bir parçası olarak rüşvetin Osmanlı Devleti'nin alt ve üst kademelerin de birçok örneğinin mevcudiyeti şaşırtıcı değildir. İşte burada rüşvet Osmanlı tarihinin konusu olarak ele alınmaya çalışılacaktır. 16. yüzyıl sonu ve 17. yüzyıla ait nasihatnamelerde rüşvetin Osmanlı düzenini tehdit eden hususlar arasında ilk sırada sayılması sebebiyle zaman dilimi bu dönem ile sınırlandırılacaktır. Ancak bunu sadece kronolojik bir sıralama ile vermek yerine mümkün olduğunca çok yönlü bir okuma ile sorgulamayı amaçlıyoruz.

17. yüzyılOsmanlı DevletiOsmanlı hukuku+3
Kaan Kocaman
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm Hukukunda dâva vekâleti

İslâm borçlar hukukunda önemli ve geniş bir yere sahip olan vekâlet akdinin türlerinden birisi olan dâva vekâleti, dâvanın taraflarından biri olan müvekkilin mahkeme huzurunda temsil edilmek için verdiği vekâlettir. Günümüzde avukatlık adı altında önemli bir yeri olan bu hukuki işlem, çalışmamızda özellikle vekil ve müvekkil arasındaki iç ilişki vurgulanarak incelenmiştir. Dâva vekâleti hakkında literatürde yer alan bilgiler ışığında hem borçlar hem de usul (yargılama) hukuku konusu olan dava vekâletine dair fıkıh âlimlerinin benimsedikleri prensipler anlaşılmaya çalışılmıştır. Tezde, toplumdaki hukuki ve iktisadi ilişkilerin gelişmesine paralel olarak günümüzde ücretli olarak gerçekleştirilen vekâletin bu türüne dair, İslâm hukukunda da benzer imkanların olduğu ortaya konmuştur. Ayrıca, fıkhın erken dönem kaynaklarından başlayıp, Osmanlı'da Tanzimat'ın ilanı ile başlayan hukuki reformlara kadar dâva vekâletinin hukuki gelişimi tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda Osmanlı hukukunda dâva vekâletine ilişkin günümüzdeki avukatlığa geçiş mahiyetinde önemli adımlar atıldığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler : temsil, husûmet, dâva vekâleti, müvekkil, vekili.

AvukatlıkDava ehliyetiDavaya vekalet ehliyeti+7
Elif Çal
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

İslam borçlar hukukunda temel hukuk ilkeleri – (Mebsût örneği)

İslam hukukundaki temel hukuk prensipleri birçok çalışmaya konu olmuştur. Elinizdeki bu çalışmada dağınık halde ele alınan hukuk prensipleri bir araya getirilmiş olup borçlar hukuku için benimsenmiş temel prensiplerin Mebsût özelinde nasıl ele alındığı, hangi kavramlarla ifade edildiği değerlendirilmiştir. Nitekim borçlar hukuku için benimsenmiş temel ilkeler ile Mebsût'ta borçlar hukukunu ele alan bölümlerdeki temel yaklaşımlar benzerlik bakımından birbirleriyle paralellik göstermektedir. Prensip kelimesinin geçmişten günümüze kadar hangi kavramlarla ele alındığına da yer verilen çalışmada, modern hukuktaki borçlar nazariyesi ile kazuistik yöntemin benimsendiği İslam hukukundaki borçlar nazariyesi arasındaki farklılıklar mukayese edilmiştir.

Mebsutİlkeİslam borçlar hukuku+1
Osman Nuri Ünsal
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Nişancızâde'nin Nûru'l- Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (33. fasıl)

On yedinci yüzyıl Osmanlı fakîhi olan Nişancızâde, Şeyh Bedreddin'in yargılama hukukuna dair olan ve uzun yıllar hakimlerin el kitabı olarak kullanılan eseri Câmi'u'l Fusûleyn'i düzenlemek ve ıslah etmek amacıyla Nûru'l-'Ayn fi Islâhi Câmi'u'l Fusûleyn adlı eseri kaleme almıştır. Bu çalışma, Nûru'l-'Ayn'ın "Ahkâmât" faslı (33. fasıl) ile Câmi'u'l Fusûleyn'in "Ahkâmât" faslının (34. fasıl) incelenmesini ve karşılaştırılmasını hedeflemektedir. Nûru'l-'Ayn'da "Ahkâmât" faslı kırk bir adet başlıktan oluşmaktadır. Bu başlıkların bir kısmı Câmi'u'l Fusûleyn'le ortakken, bir kısmı Nişancızâde'nin fasla ilave ettiği başlıklardır. Araştırmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, iki eser arasındaki ortak başlıklar üslup ve telif tarzı bakımından karşılaştırılmış, Nişancızâde'nin nerelerde ve hangi yöntemlerle ıslahta bulunduğu incelenmiştir. İkinci bölümde, Nişancızâde'nin bölüme ilave ettiği başlıklar üslup ve telif tarzı bakımından ele alınmış, bu başlıkların nereden alıntılandığı ve kapsamında bulunan konuların klasik fıkıh kitaplarındaki yeriyle ilgili genel bir çıkarım yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise Nûru'l-'Ayn'ın 33. faslı, aralarında bazı farklar bulunan iki farklı müellif nüshasına dayanılarak tahkik edilmiştir.

17. yüzyılFıkıhKadı+6
Hümeyra Yorulmaz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

17. yüzyıl Osmanlı hukukunda tesebbüb halinde damân

Osmanlı ulemasından Fudayl Çelebi gibi bazı âlimler tazmin sorumluluğuyla ilgili özel eser kaleme almak suretiyle Hanefi literatürüne önemli katkılarda bulunmuştur. Aynı şekilde şeyhülislamlar da tazminle ilgili verdikleri fetvalarla Hanefi geleneğini sürdürmüşlerdir. Bu çalışmanın birinci bölümünde Osmanlı âlimlerinin eserlerine de atıf yapılarak Hanefilerin genel tazmin sorumluluğu itlâf üzerinde yoğunlaşmak suretiyle ortaya konulduktan sonra ikinci bölümde bu tazmin sorumluluğuyla ilgili olan üç konu ele alınacaktır. Tesebbüb halinde damânla ilgili seçilen bu üç konu, Hanefilerin genel tazmin sorumluluğundan nasıl ve neden ayrıldıklarını ortaya koymaya yöneliktir. Bu üç konudan birincisi olan siâye meselesi, tamamen Hanefilerin tazmin sorumluluğundan ayrılmalarını göstermesi açısından önemlidir. Diğer iki konuda ise tamamen Hanefiler tazmin sorumluluğunu terk etmemiş, sadece bazı meselelerde zaman içerisinde buna aykırı hükümler vermişlerdir. Ayrıca bu çalışmanın amacı, üç meseleyle ilgili 17. yy şeyhülislamlarının verdikleri fetvalarla, Hanefi geleneği ne ölçüde ve nasıl sürdürdükleri ve mezhep içerisinde tartışılan hangi görüşleri esas aldıklarını göstermeye yöneliktir.

17. yüzyılFetvalarHanefiler+7
Burak Ergin
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hicrî ilk üç asırda mekke kâdılarının hadis ilmi ile ilişkileri

Kâbe'nin Mekke'de yer alması ve kutsal kabul edilmesi sebebiyle Mekke İslâm öncesinde ve sonrasında Arap yarımadasında önemli bir konuma sahip olmuştur. Hz. Peygamber'in tebliğinden sonra, Müslümanlar ve müşrikler arasındaki mücadele sonucunda Müslümanlar Mekke'den Medine'ye hicret etmiştir. Fakat Mekke'ye olan ilgi, Kabe'nin orada olması sebebi ile değişmemiştir. Müslümanlar için büyük bir öneme sahip olan Mekke'nin ilmî yapısının önemli bir parçası olan kâdıların hadis ilmiyle ilişkilerini ve bu ilme katkılarını tespit etmek önem arz etmektedir. Bu sebeple Mekke'nin hicrî ilk üç asırda görev yapmış olan kâdıları incelenmiş ve 44 kâdı tespit edilmiştir. Tespit edilen bu kâdıların hadis ilmine olan katkılarını ortaya koyabilmek için hadis ilmiyle ilişkisi olanlar araştırılmış ve 20 kâdıya ulaşılmıştır. Bu kâdılar öncelikle hadis rivâyetindeki güvenilirlikleri bakımından taksim edilmiştir. Sonrasında ise beş zayıf râvi, kâdılık ve hadisçilikleri açısından öne çıkmış olan dört güvenilir râvinin cerh-ta'dil durumları, rivâyetleri, kâdılık ve fıkhî yetkinlikleri detaylı olarak araştırılmıştır. Hadis ilmiyle ilişkisi olan diğer 11 kâdı ise sadece cerh-ta'dil durumları açısından araştırılmıştır. Elde edilen bilgiler kâdıların hadis rivâyetiyle ilişkileri ve kâdılıkları olarak değerlendirmeye tabii tutulmuştur. Son olarak da râvilerin rivâyetleri üzerinden oryantalistlerin kâdıların hadis uydurmalarına dair iddiaları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mekke, Kâdı, Hadis, Fıkıh, İlk Üç Asır

HadisKadıKur'an-ı Kerim+3
Şeyma Nur Baytar
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (7-11. fasıllar)

On yedinci yüzyılda yaşamış bir Osmanlı fakihi olan Nişancızâde, Şeyh Bedreddin'in muamelat ve yargılama hukukuna dair olan ve gayr-i resmi bir kanun olarak uzun yıllar mahkemelerde kullanılan eseri Câmi'u'l Fusûleyn'i ıslah etme amacıyla Nûru'l-'Ayn fi Islâhi Câmi'u'l Fusûleyn'i kaleme almıştır. Bu tez, Nûru'l-'Ayn ile Câmi'u'l Fusûleyn'in 7-11. fasıllarının mukayesesi ile ilk eserin zikredilen fasıllarının tahlilini içermektedir. Yapılan mukayese ve tahlil, esas itibarıyla Nişancızâde'nin tasarruflarının tespitine yöneliktir. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde fasılların muhtevası hakkında bilgi verilmiş, iki eser arasındaki üslup ve telif tarzından kaynaklanan farklılıklar ele alınmıştır. Ayrıca Nişancızâde'nin tercih ve tenkitleri ile Nûru'l-'Ayn'a eklediği ya da dahil etmediği mesele ve görüşlere yer verilmiştir. İkinci bölümde müellif hatlı iki yazma nüsha esas alınarak bu fasıllar tahkik edilmiştir.

Nişancızade Mehmed EfendiNuru'l-Aynİslam hukuku+2
Meryem Yılmaz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-ʻAyn adlı eserinin tahkik ve tahlili (34-39. fasıllar)

On yedinci yüzyılda yaşayan Nişancızâde, on beşinci yüzyıl fakihi Şeyh Bedreddin'in yargılama usûlü ve muamelata dair telif ettiği ve uzun yıllar mahkemelerde başvuru kaynağı olarak kullanılan eseri Câmi'u'l-fusûleyn'i düzenlemek ve ıslah etmek amacıyla Nûru'l-'ayn fi ıslâhi Câmi'u'l-fusûleyn adlı eseri kaleme almıştır. Bu çalışma, Nûru'l-'ayn'ın 34-39. fasıllarının Câmi'u'l-fusûleyn ile incelenmesini ve karşılaştırılmasını amaçlamaktadır. Nûru'l-'ayn'daki 34-39. fasıllar birbirinden farklı altı konuyu kapsamaktadır. Bu fasılların konuları Câmi'u'l-fusûleyn'le ortakken, muhtevaları farklılık arzetmektedir. Araştırmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, iki eserdeki bu fasılların muhtevası üslup ve telif tarzı bakımından karşılaştırılmış, Nişancızâde'nin yaptığı eklemeler ile fasıllardan çıkardığı meseleler ve son olarak kaynaklardan yararlanma üslubu incelenmiştir. Böylece Nişancızâde'nin Câmiʿu'l-fusûleyn'i nasıl ve hangi yöntemlerle ıslah ettiği tespit edilmiştir. İkinci bölümde ise Nûru'l-'ayn'ın 34-39. fasılları, iki farklı müellif nüshasına dayanarak tahkik edilmiştir.

17. yüzyılNişancızade Mehmed EfendiNuru'l-Ayn+4
Süheyla Akçay Biçen
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (12- 19.fasıllar)

Nişancızâde, on yedinci yüzyılda yaşamış bir Osmanlı fakihidir. O, Nûru'l-'Ayn fi Islahî Câmi'u'l-Fusûleyn adlı bir eser kaleme almış ve bu eserde Şeyh Bedreddin'e ait olan Câmiû'l-Fusûleyn'e yönelik iyileştirici çalışmalar gerçekleştirmiştir. Nişancızâde bu eserinde Şeyh Bedreddin'in muâmelât ve yargılama hukukunda uzun yıllar kullanılan Câmi'û'l-Fusûleyn adlı eserini düzenlemiş, ilave başlıklar koymuş, bazı başlıkları çıkarmış, yer yer de Şeyh Bedreddin'i eleştirip alternatif fetvalar nakletmiştir. Biz de yaptığımız çalışmada Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eseri yazma sebebi olan iyileştirici çalışmaları ön plana aldık. Osmanlı döneminde kâdılık, müderrislik hatta kazaskerlik yapan çok yönlü bir alimin kendi döneminde kâdılar tarafından kullanılan eserinin ilim dünyasına kazandırılmasını hedefledik. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk kısmında Nûru'l-'Ayn'ın 12-19. Fasılları ile Câmi'û'l-Fusûleyn'ın 12-19. Fasılları arasını üslup ve telif tarzı yönüyle karşılaştırdık. Bu bölümde özellikle Nişancızâde'nin Şeyh Bedreddin'den farklı bir metot izlediği tasarruflarına odaklandık. İkinci bölümde tahkik çalışması gerçekleştirdik. Bu bölümde müellif hatlı Topkapı Sarayı nüshası ile Âşır Efendi nüshasını temel aldık.

17. yüzyılKadıMuamelat+7
Esra Karadeniz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (25-31. fasıllar)

Şeyh Bedreddin tarafından kaleme alınan ve uzun yıllar kâdıların el kitabı olarak kullandığı yargılama usulü alanındaki önemli örneklerinden Câmi'u'l-Fusûleyn'i, Şeyh Bedreddin'den yaklaşık iki yüzyıl sonra yaşamış Nişancızâde ıslah etmek amacıyla düzenleyerek Nûru'l-'Ayn fi Islâhi Câmi'i'l-Fusûleyn adlı eseri telif etmiştir. Bu çalışma Nûru'l-'Ayn'ın 25 ve 31. fasıllarıyla Câmi'u'l-Fusûleyn'in 26 ve 32. fasılları arasının karşılaştırılmasını ve incelenmesini amaçlanmıştır. Bu fasılların içerdiği başlıklar ve konular genellikle aynı olup Nişancızâde gerekli gördüğü yerlerde değişiklikler yapmıştır. Araştırmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde iki eser arasında muhteva mukayeyesi yapılmıştır. Muhteva mukayeyesinde önce iki eser arasındaki ortak olan konuların neler içerdiği fasıllara göre kısaca anlatılmış ardından üslup ve telif tarzından kaynaklanan farklılıklarla konu bakımından farklılıklara değinilmiştir. Bu farklılıklarda Nişancızâde'nin nerelerde hangi yöntemlerle tasarrufta bulunduğu ve bu tasarruflarıyla nasıl bir ıslah çalışması yaptığı incelenmiştir. İkinci bölümde ise Nûru'l-'Ayn' ın 25-31. fasılları, aralarında bazı farkların bulunduğu iki farklı müellif nüshası baz alınarak tahkik edilmiştir.

17. yüzyılKadıNişancızade Mehmed Efendi+3
Fatma Sena Yasan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (20-24. fasıllar)

Nûru'l-'Ayn fi Islâhi Câmi'i'l-Fusûleyn eseri, Nişancızâde tarafından, Şeyh Bedredin'in Mecdüdddin el-Usrûşenî'nin (ö. 632/1235) el-Fusûl ile İmâdüddin el-Merğinânî'nin Fusûlü'l-ihkâm fî usûli'l-ahkâm adlı eserlerini bir araya getirerek telif etmiş olduğu, yargılama hukuna dair eseri olan Câmi'u'l-Fusûleyn'i ıslah etmek amacıyla yazılmıştır. Çalışmamız, Nûru'l-'Ayn'ın 20 ve 24. fasılları ile Câmi'u'l-Fusûleyn'in 20 ve 25. fasıllarının karşılaştırılmasını ve incelenmesini amaçlamakta olup iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm, iki eser arasında fasılların muhtevası, üslup telif tarzı, lafız-nakil tercihleri bakımından yapılan karşılaştırmayı ve Nişancızâde'nin eser üzerinde ıslah amacıyla yapmış olduğu tasarrufların incelenmesini içermektedir. İkinci bölüm ise, fasılların Nûru'l-'Ayn'ın iki farklı müellif nüshası üzerinden tahkikini içermektedir.

17. yüzyılNişancızade Mehmed EfendiNuru'l-Ayn+2
Esra Nur Şağban
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

Related subjects