Kök kanalı irrigantları
54 theses under this subject heading
Kök kanal tedavisinde kullanılan farklı sonik irrigasyon aktivasyon tekniklerinin, kullanılan patların dentinal tübül penetrasyonu üzerine etkilerinin lazer taramalı konfokal mikroskop ile değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Kök kanal tedavisinde mekanik preparasyon ile ulaşılabilen alan kısıtlı olduğunda dolayı kök kanal sisteminde dezenfeksiyonu sağlayabilmek amacıyla irrigasyon önemli bir yer tutmaktadır. İrrigasyon solüsyonlarının kök kanal sistemine daha etkin taşınabilmesi amacıyla farklı uygulamalar araştırılmaktadır, ancak bu araştırılan tekniklerin mekanizmaları ve etkileri henüz tam olarak açıklanmamıştır. Bu çalışmanın amacı üç farklı irrigasyon tekniğinin; irrigasyon solüsyonu ve kök kanal dolgusunda kullanılan iki farklı patın dentin tübüllerine penetrasyon yüzde ve derinlikleri üzerine etkisinin kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: 36 adet tek köklü, tek kanallı mandibular premolar insan dişi kullanılan irrigasyon tekniğine göre üçe ayrılmıştır: geleneksel irrigasyon yöntemi, EDDY ve EndoAktivatör grupları. Bu gruplara rastgele dağıtılan 12'şer diş dolumda kullanılacak kanal patına göre 2 alt gruba bölünmüştür: AH Plus ve TotalFill BC alt grupları. Kök kanal dolgusunun ardından sırasıyla apikal, orta ve koronal üçlüleri temsilen apeksten 2, 5 ve 8 mm uzaklıklardan 1 mm'lik kesitler alınmıştır. Kök kanal patlarının dentinal tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliği konfokal lazer tarama mikroskop (CLSM) kullanılarak ölçülmüştür. Bulgular: Hem irrigasyon solüsyonu hem de kök kanal patlarının penetrasyon yüzdeleri apikalden koronale doğru sayısal artış göstermektedir. İrrigasyon solüsyonu penetrasyon yüzdeleri incelendiğinde apikal üçlüde ED grubu değerleri Gİ değerlerinden anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,05). Orta ve koronal üçlü değerlerinde ED ve EA gruplarının her ikisi de Gİ'den anlamlı derecede yüksek değerler göstermiştir (p<0,05). Kullanılan kök kanal patlarının penetrasyon yüzdeleri kıyaslandığında apikal ve koronal kesit değerlerinde Gİ, ED ve EA gruplarında AH Plus ve TotalFill BC patlarının penetrasyon yüzdeleri açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Orta üçlünün değerlerinde; tüm gruplarda pat penetrasyon yüzdeleri açısından anlamlı farklılık gözlenmiş olup grupların hepsinde TotalFill BC patının penetrasyon yüzdesi AH plus grubunun değerlerinden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Apikal üçlüde hem AH Plus hem de TotalFill BC patlarının penetrasyon yüzdelerinde ED grubunun ortalaması diğer gruplardan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Orta üçlüdeki penetrasyon yüzdelerinde; AH Plus ve TotalFill BC alt gruplarında; ED ve EA gruplarının değerlerinin Gİ değerlerine oranla anlamlı derecede yüksek olduğu gözlemlenmiştir (p<0,05). Koronal kesitlerdeki penetrasyon değeri yüzdelerinde AH Plus ve TotalFill BC alt gruplarında Gİ, ED ve EA grupları arasında anlamlı düzeyde fark bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızın bulguları irrigasyon aktivasyon tekniklerinin kullanımının irrigasyon solüsyonu ve kök kanal patlarının dentinal tübüllere penetrasyon değerlerini artırdığını ortaya koymuştur.
Kök kanal tedavisinin yenilenmesinde kullanılan farklı irrigasyon solüsyonlarının antimikrobiyal etkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu in vivo çalışma,kök kanal tedavisinin yenilenmesi kararı verilmiş kök kanallarında farklı irrigasyon solüsyonları kullanımının ve bu solüsyonların aktivasyonunun kök kanalı içerisindeki mikrobiyal değişime etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma için kök kanal tedavili apikal periodontitisli tek köklü ve tek kanallı mandibular premolar dişlere sahip kırk hasta seçilmiştir. Kök kanal tedavisinin yenilenmesi esnasında kullanılan final irrigasyon rejimlerine göre hastalar bir bilgisayar yazılımı ile 4 gruba ayrılmıştır: Grup I: % 17 EDTA+ % 2.5 NaOCl, Grup 2: % 2.5 NaOCl/ % 9 HEBP (Medcem, Viyana, Avusturya), Grup 3: % 17 EDTA + % 2.5 NaOCl + EA, Grup 4: % 2.5 NaOCl / % 9 HEBP + EA. Bakteriyolojik örnekler kök kanalından ilk randevuda kemomekanik preparasyondan önce (S1) ve final irrigasyondan sonra (S2) alınmış olup, ikinci randevuda kanal içi medikamentin çıkarılmasından sonra (S3) ve final irrigasyondan sonra (S4) alınmıştır. Alınan numunelerde mikrobiyolojik kültür yöntemi ile toplam bakteri sayıları ölçülmüştür. Kültür yöntemi verilerinden istatistiksel analizlerde gruplar arasındaki farklılıklar Kruskal Wallis testi, grup içi karşılaştırmalar Friedman testi ve gruplar arası ikili karşılaştırmalarda bakteri sayılarının yüzdelik azalım düzeyleri Mann Whitney U testi kullanılarak ölçülmüştür. Sonuçlar p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Grup içi karşılaştırmalarda, tüm gruplarda S1 ve S2 numunelerindeki bakteri sayılarındaki azalma miktarı istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). S1-S2 numunelerindeki bakteri azalma miktarlarının gruplar arası karşılaştırmalarında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir (p> 0.05). Grup içi karşılaştırmalarda S2-S3 numunelerindeki bakteri sayıları arasında Grup II ve Grup IV'te istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmazken ( p> 0.05), Grup I ve Grup III'te anlamlı düzeyde farklılık görülmüştür ( p< 0.05). Grup içi karşılaştırmalarda tüm gruplarda S3-S4 numuneleri arasındaki bakteri sayısı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmıştır (p <0.05). Gruplar arası kantitatif karşılaştırmada S3-S4 numuneleri arasındaki bakteri sayılarının yüzdelik azalmaları arasında istatistiksel olarak önemli bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p> 0.05). Sonuç:. Apikal periodontitise sahip kök kanallarının dezenfekte edilmesinde kullanılan tüm irrigasyon solüsyonları kanal içi mikrobiyal yükün azaltılmasında etkili bulunmuştur. İrrigasyon solüsyonları, konvansiyonel şırınga irrigasyonu ve EA ile yapılan sonik aktivasyon ana kök kanalında bakteri sayısının azaltılmasında benzer etki göstermiştir. Anahtar Kelimeler: EA, HEBP, Konvansiyonel şırınga irrigasyonu, Retreatment.
Farklı irrigasyon tekniklerinin smear tabakası, debris, kalsiyum hidroksit uzaklaştırması ve kök kanal dolgusunun sökümüne etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı irrigasyon tekniklerinin smear tabakasının ve debrisin uzaklaştırılmasına, kalsiyum hidroksitin uzaklaştırılmasına, kök kanal dolgusunun söküm işlemlerine etkisini değerlendirmektir.70 adet maksiler santral diş rastgele 7 gruba ayrıldı ve apikal çapı 50 olacak şekilde enstrumante edildi. Enstrumantasyon işlemleri sırasında 7 farklı irrigasyon tekniği kullanıldı. Her eğe değişiminde kanallar 2 ml NaOCl ile irrige edildi. Smear tabakası %17'lik EDTA ile 1 dakika kullanımı ve sonrasında 10 ml % 5,25'lik NaOCl yıkama ile uzaklaştırıldı. Kullanılan irrigasyon teknikleri sırasıyla; RinsEndo (Grup 1, Duerr-Dental, Bittigheim-Bissingen, Almanya), EndoVac (Grup 2, Discus Dental, Culver City, Kanada), Canal Cleanmax (Grup 3, Maximum Dental, NJ, ABD), MM 1500 sonik sistem (Grup 4, Micro Mega, Prodonta, Geneva, İsviçre) , CanalBrush (Grup 5 ,Roeko, Langenau, Almanya), NaviTip FX (Grup 6, Ultradent, South Jordan, UT) and manuel-dinamik irrigasyon (Grup 7). Köklere bukko-lingual olarak longitudinal bir çentik açıldı ve ikiye kırıldı. Her iki yarıda SEM ile fotoğraflandı. Kalan smear tabakası ve debris miktarları 5lik skorlama sistemi kullanılarak incelendi. İstatisitksel analiz Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanılarak yapıldı. Sonuç olarak; tüm irrigasyon teknikleri smear tabakasının ve debrisin uzaklaştırılmasında koronal ve orta üçlüde apikal üçlüye göre daha etkili bulundu. Apikal üçlüde MM 1500 debris uzaklaştırılmasında en etkili teknik olarak bulundu. Smear tabakasının uzaklaştırılmasında ise tüm tekniklerde benzer sonuçlar elde edildi.74 adet mandibular premoların kök kanalı enstrumante edildi ve 72 tanesi kalsiyum dihroksit patıyla dolduruldu. 2 diş pozitif kontrol olarak kalsiyum hidroksit patıyla, 2 diş ise patsız negatif kontrol olarak bırakıldı. Dişler 7 gruba ayrıldı. Kalsiyum hidroksit patı farklı irrigasyon teknikleri ile yıkandı. (RinsEndo, EndoVac , Canal Cleanmax, MM 1500 sonik sistem, CanalBrush, NaviTip FX ve konvansiyonel (kontrol) irrigasyon) Her grupta 10 ml %1'lik NaOCl ve 5 ml serum fizyolojik kullanıldı. Köklere bukko-lingual olarak longitudinal bir çentik açıldı ve ikiye kırıldı. Her iki yarıda stereo-mikroskop ile fotoğraflandı. Kalan kalsiyum hidroksit miktarı İmage J görüntüleme program kullanılarak toplam kanal alanının yüzdesi olarak hesaplandı. İstatistiksel analiz için Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testi kullanıldı. Pat artıkları tüm gruplarda gözlemlendi. MM 1500 grubu ile CanalBrush grubu (p>0.05) hariç diğer gruplarla (p<0.05) arasında istatistiksel farklılık gözlemlendi. Sonuç olarak; MM 1500 sonik system kalsiyum hidroksit patını kök kanalından en etkili irrigasyon tekniğidir.70 adet maksiller santral dişin kökleri apikal çapı 50 olacak şekilde hedstrom eğeler ile genişletildi ve kök kanalları guta-perka ve AH Plus kanal patı ile dolduruldu. Kök kanal dolgusu R-Endo ve el eğeleri kullanılarak söküldü. Sökme işlemleri en son 50 nolu hedstrom eğe kullanılarak bitirildi. Her eğe değişiminde 2 ml % 1 lik NaOCl kullanıldı. Kullanılan irrigasyon teknikleri sırasıyla; RinsEndo (Grup1) EndoVac (Grup 2) , Canal Cleanmax (Grup 3), MM 1500 sonik sistem (Grup 4), CanalBrush (Grup 5), NaviTip FX (Grup 6), and konvansiyonel irrigasyondur (Grup 7). Köklere longitudunal olarak bukko-lingual yönde çentik açıldı ve iki parçaya ayrıldı. Köklerin her iki yarıda stereo-mikroskop ile fotoğraflandı. Kalan kanal dolgu materyali miktarı Image J görüntüleme programı ile total kanal alanının alanın yüzdesi olarak hesaplandı. Tüm gruplarda kök kanal dolgu materyali artıkları görüldü. En düşük değerler Canal Brush grubunda, en yüksek değerler ise EndoVac grubunda gözlemlenmiş olmasına rağmen gruplar arasında herhangi bir istatistiksel fark yoktur. Kök kanal dolgusunun söküm işlemlerinde farklı irrigasyon tekniklerinin herhangi bir etkisi yoktur, asıl etkili olan enstrumantasyondur.
Farklı üretim işlemleri kullanılarak üretilmiş yeni nesil nikel-titanyum döner eğe sistemlerinin şekillendirme yeteneklerinin ve döngüsel yorgunluk dirençlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Son yıllarda, nikel-titanyum alaşımların farklı ısısal işlemlere tabi tutulmasıyla elde edilen M-teli, R-faz tel ve CM-telleri, yeni nesil döner eğelerin kullanıma girmesine imkân sağlamıştır. Bu eğelerin klinik performansları halen araştırılmaktadır. Bu in-vitro araştırmanın amacı; M-teli (Reciproc, ProtaperNext, ProfileVortex), R-Faz tel (K3XF, Twisted File Adaptif) ve CM-telinden (Hyflex) üretilmiş altı farklı döner eğe sisteminin şekillendirme yeteneklerinin ve döngüsel yorgunluk dirençlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmanın ilk bölümünü oluşturan şekillendirme yeteneği değerlendirilmesinde, 45° eğimli ve L-şekilli kanala sahip 90 adet akrilik blok kullanıldı. Bloklar altı eşit gruba ayrıldı (n=15). Yapay kanalların şekillendirme öncesi görüntüleri stereomikroskop kullanılarak kaydedildi. Şekillendirme sonrası görüntüler şekillendirme öncesi görüntüler ile bir bilgisayar programı kullanılarak çakıştırıldı. Çakıştırılmış görüntüler üzerinde bir bilgisayar programı kullanılarak ölçümler yapıldı. Çalışmanın döngüsel yorgunluk değerlendirilmesi kısmında, özel olarak hazırlanmış 60° eğime ve 3 mm eğim yarıçapına sahip paslanmaz çelik kanallar kullanıldı. Her grupta 15 adet yeni eğenin statik döngüsel yorgunluk dirençleri test edildi. Verilerin istatistiksel analizi tek yönlü varyans analizi ve post-hoc LSD testleri kullanılarak değerlendirildi. Reciproc sistem apikal bölgede en fazla madde kaldıran ve en fazla transportasyon oluşturan grup oldu (p<0.001). Diğer grupların apikal transportasyon miktarları benzerdi (p>0.05). TFa sistemi apikalde, Hyflex ise orta ve koronal üçlüde en az madde kaldıran gruplar oldu. Preparasyon zamanı açısından ez hızlı preparasyon Reciproc, en yavaş preparasyon ise ProfileVortex ile gerçekleşti (p<0.05). Preparasyonlar sırasında herhangi bir eğe kırılmasına rastlanmadı. Reciproc ve Hyflex grupları diğer bütün gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla döngüsel yorgunluk direnci gösterdi (p<0.001).
Sonik olarak aktive edilmiş irrigasyon solusyonunun postoperatif ağrı üzerine etkileri
Pulpa dokusunun nekrotik ve vital kalıntılarının, debrisin, mikroorganizma ve ürünlerinin ortadan kaldırılması için mekanik enstrumantasyon ve irrigasyon yapılmaktadır. Apikal bölgeye debris veya solusyonun taşma riski, postoperative ağrıya, şişliğe, ciddi doku hasarlarına yol açacağından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, iki farklı irrigasyon metodunun kullanımı sonrası oluşan postoperatif ağrıyı kıyaslamak ve değerlendirmektir. Bu çalışmada toplamda 90 diş bulunmaktadır. Çalışmaya dahil olan dişler, seçilen kartlar aracılığıyla 2 tedavi grubuna ayrıldı. (kontrol ve Vibringe). Nikel-titanyum döner enstrumanları kullanılarak crown-down preperasyon tekniği uygulandı. Enstrumantasyon işlemi sırasında kök kanalları, 3ml %2'lik NaOCl ile yıkandı. Final yıkaması için 3ml'lik NaOCl ve 3ml'lik steril tuzlu su dakikada 4.6 ml olacak şekilde kullanıldı ve iğne çalışma boyundan 2mm kısa olacak şekilde ayarlandı. Kontrol grubunda irrigasyon, konvensiyonel yöntemle uygulandı ve Vibringe grubunda sonik olarak aktive edilen Vibringe cihazıyla irrigasyon sağlandı. İrrigasyon işleminin tamamlanmasının ardından tüm kanallar guta-perka ve kök kanal patıyla dolduruldu. Endodontik tedaviden 6,12,24 ve 72 saat sonraki ağrıyı ve kullanılan analjeziği değerlendirmek için bütün hastalara birer sözel tarif skalası verildi. İstatistiksel analizde, gruplar arasındaki kategorisel değişkenleri karşılaştırmak için Ki Kare testi kullanıldı. Tüm zaman periyotlarında Vibringe sisteminde ağrı şiddeti kontrol grubundan önemli oranda daha yüksekti.
Er,CR:YSGG lazer ve naocl kullanılarak yapılan kanal içi dezenfeksiyon sonrası postoperatif ağrının değerlendirilmesi: randomize kontrollü klinik çalışma
Amaç: Bu randomize, kontrollü klinik çalışmada kök kanal tedavisi sırasında kanal içi dezenfeksiyon yöntemi olarak NaOCl ve Er, Cr:YSGG lazer kullanımının tedavi sonrası ağrı ile ilişkisini incelemektir. Yöntem ve Metot: Tek köklü ve asemptomatik nekroze olmuş dişlere sahip yüz yetmiş hasta, iki deney grubuna rastgele ayrıldı. Kök kanal preparasyonu Reciproc (VDW, Münih, Almanya) ile tamamlandı. Kanal içi dezenfeksiyon işleminde iki farklı tedavi protokolü kullanılmıştır. İlk grupta NaOCl hem kök kanal tedavisi sırasında hem de dezenfeksiyon amacıyla kullanıldı. İkinci grupta ise %0.9'luk NaCl çözeltisi kök kanal işlemleri sırasında Er, Cr:YSGG lazer ise kök kanal dezenfeksiyonu amacıyla kullanıldı. Tüm dişler Adseal (Meta Biomed Co., Kore) kanal dolgu patı ve guta perka kullanarak lateral kompaksiyon yöntemi ile tek seansta dolduruldu. Tedavi sonrası ağrı 0-6,6-12,12-24 ve 24 ila 72 saatler arasında bir sözel değerlendirme ölçeği kullanılarak kaydedildi. Bulgular: Gruplar arasında 0-6, 6-12, 24 ve 72. saat zaman dilimleri arasında anlamlı bir farklılık yoktur ( P > 0.05 ). Fakat, 12-24. saatler arasında NaOCl ile dezenfeksiyon yapılan grupta daha fazla post operatif ağrı görüldü ( P < 0.05 ). Ağrı kesici kullanımı açısından gruplar arasında tüm zaman dilimlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Sonuçlar: Kök kanallarının NaOCl ve Er,Cr:YSGG lazer kullanilarak dezenfeksiyonunu takiben görülen ağrı ve ağrı kesici kullanımı benzer bulunmuştur. NaOCl ile kök kanalları dezenfeksiyonu sonrası 12-24 saat arasında post operatif rahatsızlıkta artış görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Er,Cr;YSGG lazer, NaOCl, kök kanal tedavisi, postoperatif ağrı.
Süt dişi kök kanallarında tek eğeli döner alet sistemlerinin preparasyon etkinliklerinin ve çalışma sürelerinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, alt süt ikinci molar dişlerin meziobukkal köklerinde, kök kanal şekillendirilmesinde kullanılan nikel titanyum alet sistemleri ile yapılan preparasyon ve irrigasyon sırasında apikal foramenden taşırılan debris miktarlarının, çalışma sürelerinin ve taramalı elektron mikroskobu kullanarak temizleme etkinliklerinin in vitro olarak karşılaştırılmasıdır. Rezorbe olmamış 80 adet alt süt azı dişte; WaveOne, Reciproc, One Shape ve Kedo-S eğeleri ile kök kanal şekillendirmesi yapıldı. Taşan debris miktarı 10-5 hassasiyetinde hassas tartı ile ölçüldü. Temizleme etkinliğinin değerlendirilmesi için 8 adet süt kanin diş kullanılmıştır. Uzunlamasına ikiye bölünen örneklerdeki temizleme etkinliği, SEM aracılığıyla alınan fotoğrafların skorlanması ile değerlendirilmiştir. Ayrıca genişletme ve irigasyon için geçen süre hesaplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; Kruskal-Wallis, Mann Whitney-U testleri F testi ve t testi kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edildi. Apikalden taşan debris miktarları karşılaştırıldığında WaveOne, Reciproc, OneShape ve Kedo-S eğeler arasındaki faklılık istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur ( p>0,05). Kök kanalı bir bütün olarak incelendiğinde elde edilen bulgulara göre OneShape, WaveOne Reciproc ve Kedo-S arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Kedo-S ile yapılan genişletme süresi istatiksel olarak anlamlı ölçüde Reciproc eğelerden daha az bulundu (P < 0.05). Tüm eğe sistemlerinde apikalden belli miktarda debris taştığı görüldü. Devamlı rotasyonel hareket yapan sistemler süt dişlerinde tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Süt dişi kök kanal tedavisi, debris extrüzyonu, Reciproc, çalışma zamanı
Kök kanal tedavisinde son irrigasyon ajanı olarak kullanılan MTAD solüsyonunun periapikal lezyonlu dişlerde tedavi başarısına etkisi: Randomize kontrollü klinik çalışma
Bu çalışmanın amacı; periapikal lezyonlu dişlerde, MTAD yıkama solüsyonunun geleneksel yıkama prosedürlerini takiben yapılan son yıkamada kullanılmasının apikal periodontitisin iyileşmesindeki etkisini radyografik ve klinik muayene ile gözlemlemektir. Tek köklü periapikal lezyonlu 100 dişe sahip 100 hasta her biri 10'arlı randomize bir blok tasarımı kullanılarak 2 gruba ayrılmıştır. Kök kanalları Reciproc Blue (VDW, Munich) döner sistem eğeler ile şekillendirilmiş ve kanal şekillendirilmesi sırasında yandan delikli enjektörler (NaviTips, 30 gauge; Ultradent Products, Inc., South Jordan, UT, ABD) kullanılarak 5 ml 2.5% NaOCl ile irrigasyon yapılmıştır. Son yıkama bir grupta 5 ml 2.5% NaOCl (n=50) ile diğer grupta 5 ml MTAD (n=50) ile yapılmıştır. Tüm kanallar 5 ml serum fizyolojik ile yıkandıktan sonra AH Plus kanal patı ve guta perkalarla soğuk lateral kondenzasyon yöntemi ile doldurulmuştur. Üç hasta tedavi sonrası hamilelik, sistemik hastalık ve medikament kullanımı gibi sebeplerden izlemden çıkarılmıştır. Doksan yedi hasta 24 ay sonra radyografik ve klinik muayene için geri çağırılmıştır. Yirmi beş hasta kontrol randevularına gelmediğinden çalışma dışı bırakılmıştır. Tedavi öncesi ve sonrası PAI skorları karşılaştırılmıştır ve dişler 'sağlıklı' (PAI ≤ 2) veya 'başarısız' (PAI ≥ 3) olarak değerlendirilmiştir. Grupların tedavi öncesi ve 24. ay takip radyografları arasındaki farkları karşılaştırmak için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Her bir grup için başlangıçtan takip sonuna kadar PAI skorlarındaki değişiklik Wilcoxon testi ile değerlendirilmiştir. Tedaviden 24 ay sonra 72 hasta değerlendirilmiştir. Yetmiş iki dişin 65'inde PAI skorunda istatistiksel açıdan anlamlı bir düşüş görülmüştür. MTAD grubunda 37 dişin 33'ünde (% 89.2); NaOCl grubunda ise 35 dişin 32'sinde (% 91.4) radyolusensi azalmış veya kaybolmuştur. MTAD grubunda 4 dişin PAI skorunda değişiklik görülmemiştir. Başlangıç ve 24. ay sonrası PAI skorlarının değişiminde iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (p= .551). MTAD solüsyonunun son yıkamada kullanılması kanal içi dezenfeksiyonda fayda sağlamakla beraber, iyileşme üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir.
Kök kanallarında tek eğe sisteminin farklı irrigasyon solüsyonları varlığında çekilmiş dişlerde kullanımı sonrası döngüsel yorgunluk direncinin karşılaştırılması
Nikel-titanyum döner eğeler kök kanal tedavisi sırasında en yaygın kullanılan sistemlerdir. Ni-Ti sistemler daha hızlı ve daha kolay tedavi sürelerine ve kök kanal sisteminin daha kapsamlı bir şekilde irrigasyonuna olanak sağlar. Ni-Ti sistemlerinin en büyük dezavantajı kullanım sırasında çeşitli sebeplerle meydana gelen kırıklardır. Bu çalışmanın amacı, Reciproc Blue (RB, VDW, Münih, Almanya) Ni-Ti tek eğe sistemlerinin çekilmiş alt molar dişlerde farklı irrigasyon solüsyonları varlığında kullanımları sonrası döngüsel yorgunluk dirençlerini ve kırık parça uzunluklarını karşılaştırmaktır. Toplam 120 adet çekilmiş alt birinci veya ikinci mandibular molar diş seçildi. Dişler irrigasyon solüsyonuna bağlı olarak rastgele iki gruba ayrıldı (diş, n= 60) ve kök kanalları RB tek eğe sistemleri ile şekillendirildi. Her eğe grubu kullanım sayısı ve kullanılan solüsyona göre iki alt gruptan oluşmaktadır: birinci kullanım grubu (eğe n= 15, diş n= 15)(NaOCl-1 ve EDTA-1) ve üçüncü kullanım grubu (eğe n= 15, diş n= 45)(NaOCl-3 ve EDTA-3). Kontrol grubunda eğeler hiç kullanılmadan döngüsel yorgunluk testine tabi tutuldu (eğe, n= 10). Eğelerin döngüsel yorgunluk direnci oluk yöntemi ile değerlendirildi. Veriler tek yönlü varyans analizi, Kruskal Wallis testi ve Tukey testi ile değerlendirilmiştir. Kontrol ve NaOCl-1 grubu arasında döngü sayıları ve kırılma süreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken(p >0.05), kontrol grubuyla NaOCl-3,EDTA-1 ve EDTA-3 grupları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). NaOCl-1 ve NaOCl-3 grupları arasında döngüsel yorgunluk açısından düşüş olsa da bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. NaOCl ve EDTA gruplarının kendi içlerindeki ikili karşılaştırmalar değerlendirildiğinde birinci kullanıma göre üçüncü kullanımdaki döngü sayısı ve kırılma sürelerinin düşüşü istatistiksel olarak anlamlı değildir. Kırık parça uzunluğu değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç olarak farklı irrigasyon solüsyonları kullanımının eğelerin döngüsel yorgunluğunu, kırılma zamanını ve kırık fragman uzunluğunu etkilemediği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: döngüsel yorgunluk, nikel titanyum tek eğe sistemleri, resiprokasyon, EDTA, NaOCl
Farklı apeks bulucu sistemlerin farklı irrigasyon solüsyonları varlığında kök perforasyonlarını belirlemedeki doğruluğunun değerlendirilmesi
Geçmişten günümüze elektronik apeks bulucular (EAB) ile ilgili en çok çalışma yapılan konulardan bir tanesi; elektro iletkenlerin EAB'lerin doğruluğuna olan etkisinin araştırılmasıdır. Modern EAB üreticileri, bu yeni cihazların elektro iletkenlerden olumsuz etkilenmediklerini iddia etseler de bu konu tam olarak kesinlik kazanmamıştır. Bu çalışmada 3 farklı modern EAB (Root ZX mini, Raypex 6, Apex ID) kullanıldı; elektro iletken irrigasyon solüsyonların (%5'lik NaOCl, %0,9'luk Sodyum Klorür (NaCl) çözeltisi ve %17'lik EDTA) varlığında ve kuru kanal koşullarındaki doğruluk oranları değerlendirildi. Çalışmada kullanılmak üzere 64 adet insan maksiller 1. molar dişin meziobukkal kökü seçildi ve rezorbsiyona uğramış, kırık ve açık apeksli kökler çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmada 25-35 derece eğime sahip olan kökler kullanıldı ve bu eğim oranlarına sahip olmayan kökler de çalışma dışı bırakıldı. Kök kanal içerikleri boşaltılıp kanallar sırasıyla 25 ve 40 numaralı Reciproc (VDW, Münih, Almanya) döner alet eğeleri ile genişletildikten sonra kökler 40 numara boyterlok kullanılarak lateral yüzeylerinden perfore edildi. Perforasyon noktasına kadar olan gerçek uzunlukların ve elektronik uzunlukların belirlenmesi X4 büyütme (Carl Zeiss Gmbh., Jena, Almanya) altında görsel olarak yapıldı. İstatistiksel analizler sonucunda gerçek uzunluklar ile elektronik ölçümler arasında 0,05 düzeyinde anlamlılık dereceleri bulunan gruplar belirtildi. Kuru kanal koşullarında ve Serum Fizyolojik (SF) ile yıkanan kanallarda, Root ZX cihazı ile yapılan elektronik ölçümlerle gerçek uzunluklar arasında 0,05 düzeyinde anlamlılık dereceleri bulundu. Yine %5'lik NaOCl, %0,9'luk Sodyum Klorür (NaCl) çözeltisi (SF) ve %17'lik EDTA ile yıkanan kanallarda, Raypex 6 ve Apex ID cihazı ile yapılan elektronik ölçümlerle gerçek uzunluklar arasında 0,05 düzeyinde anlamlılık dereceleri bulundu.
Sterilizasyon prosedürlerinin ve farklı irrigasyon solüsyonlarının nikel titanyum eğelerinin yüzey pürüzlülüğüne etkisi: Bir atomik kuvvet mikroskobu çalışması
Bu çalışmanın amacı farklı irrigasyon solüsyonlarının ve otoklav sterilizasyonun ProTaper Next (PTX) ve Reciproc Blue eğelerinin yüzey özelliklerine olan etkisinin incelenmesidir. Çalışmamızda PTX ve Reciproc Blue eğelerinden 30'ar adet olmak üzere toplam 60 adet eğe kullanılmıştır. PTX ve Reciproc Blue eğeleri beş alt gruba ayrılmıştır ve her grupta 6'şar adet eğe kullanılmıştır (n=6). Kontrol grubundaki eğelere hiçbir işlem uygulanmamıştır. Diğer gruplardaki eğeler sırasıyla 5 dakika boyunca %5,25'lik sodyum hipoklorit, %18'lik Etidronik asit ve BioAkt irrigasyon solüsyonları içerisinde bekletilmiştir. Son grup olarak eğeler paketlendikten sonra otoklavda 134° C'de 20 dakika süren sterilizasyon işlemi 5 kez uygulanmıştır. Her gruptaki eğelerin apikal 5 mm'lik kısımları karbon separe ile kesilerek incelenmek için hazırlanmıştır. Hazırlanan numunelerin yüzey özelliklerinin incelenmesi için atomik kuvvet mikroskobunda (AFM) 5μmX5μm alanda her bir örnekte 5 farklı noktada tapping (non-kontakt) mod için uygun olan silikon nitrit uçlar kullanılarak tarama yapılmıştır. Üç boyutlu görüntü analizleri ile tarama alanındaki en derin ve en yüksek bölgenin farkını ortaya koyan Depth analizi ve sayısal karşılaştırma için yüzey pürüzlülüğünü ifade eden RMS verileri elde edilmiştir. Tüm verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Ver. 22.0 istatistik programı ile gerçekleştirildi. Nicel değişkenlerin normal dağılıma uygunluk varsayımı Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler ortalama ± standart sapma ile sunulmuştur. İkiden fazla bağımsız grup arasında nicel ölçümlerin karşılaştırılması için tek yönlü ANOVA ve sonrasında ikili karşılaştırmalar için Post-hoc LSD testi kullanılmıştır. Anlamlılık seviyesi p˂0,05 olarak belirlendi. Kontrol grubundaki PTX ve Reciproc Blue eğelerinin ikisinde de üretim aşamasında yüzey pürüzlülüğü gözlemlenmiştir. Hem PTX hem de Reciproc Blue eğelerinin kontrol grubu ile karşılaştırıldığında NaOCl içerisinde bekletilmiş olan hem PTX hem de Reciproc Blue eğelerinin RMS ve DEPTH değerleri istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmıştır (P˂0,005). BioAkt içerisinde bekletilen Ni-Ti eğelerinin ikisinde de RMS ve DEPTH değerleri artmıştır (P˂0,005). Etidronik asit PTX ve Reciproc Blue eğelerinin ikisinde de RMS ve DEPTH değerlerini kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde artırmıştır (P˂0,005). PTX ve Reciproc Blue eğelerine uygulanan sterilizasyon işlemi kontrol grubuna göre RMS ve DEPTH değerlerini arttırmıştır (P˂0,005). PTX ve Reciproc Blue eğelerinin yüzey pürüzlülüğünü en çok artıran grup Etidronik asit ve sterilizasyon grubudur. RMS ve DEPTH değerleri en düşük olan grup Reciproc Blue eğesinin kontrol grubuna aitti. RMS ve DEPTH değerleri en yüksek olan grup PTX eğesinin sterilizasyon grubuna aitti. Sonuç olarak irrigasyon işlemleri ve tekrarlanan sterilizasyon işlemleri eğe yüzeylerinde pürüzlülüğü artırmaktadır. Klinisyenler Ni-Ti eğelerde beklenmedik kırıklarla karşılaşmamak için eğelerde deforme edici etkileri göz önünde bulundurmalıdır. Anahtar Kelimeler: Reciproc Blue, ProTaper Next, Yüzey Analizi, Atomik kuvvet Mkikroskobu, RMS, DEPTH
Tekrarlayan kök kanal tedavilerinde kök kanal dolgusunun uzaklaştırılmasında kullanılan farklı nikel-titanyum eğelerin yüzeylerinde meydana gelen değişikliklerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı tekrarlayan tedavilerde kullanılan döner nikel titanyum eğelerin üç ve beşinci kullanım sonrası yüzey değişikliklerinin incelenmesidir. Ayrıca %2'lik sodyum hipokloritin, kloroform solüsyonunun ve sterilizasyon işlemlerinin tekrarlayan tedavilerde kullanılan döner nikel titanyum eğelerin yüzeylerine etkisi incelenmiştir.Bu çalışma için Protaper retreatment eğeleri, R-endo eğeleri ve Mtwo retreatment eğeleri kullanılmıştır. Üst çene birinci büyük azı dişlerine ait palatinal kökler guta perka ve Ah 26 ile dolduruldu ve iki ay sonra bu eğe sistemleri ile retreatment işlemleri uygulandı.Kullanılmamış, üç ve beş kez kullanılmış, NaOCl ve kloroform solüsyonunda bekletilmiş ve sterilizasyon işlemleri görmüş NiTi döner eğelerin yüzey değişiklikleri atomik kuvvet mikroskou ve tarama elektron mikroskobu ile incelendi. RMS ve Depth değerleri ve üç boyutlu görüntüler elde edildi. SEM incelemesi ile eğelerin çeşitli büyütmelerde görüntüleri ve EDX ile eğe yüzeyinin kimyasal kompozisyonu hakkında veriler elde edildi.RMS ve Depth değerleri tüm üç eğe sisteminde de üç ve beş kullanım sonrasında anlamlı bozulmalar olduğunu gösterdi. Üç ve beş kullanım sonrasında SEM incelemelerinde çatlaklar, hasarlar ve spiral yapıda bozulmalar görüldü. Ek olarak, Mtwo 15 eğesi beşinci kullanımdan sonra bozuldu.AFM verileri 2%NaOCl solüsyonunun NiTi döner eğeleri üzerinde anlamlı yüzey bozuklukları oluştuğunu göstermiştir. AFM ve SEM verileri kloroform solüsyonu ve sterilizasyon işlemlerinin yüzey anlamlı bozukluklarına yol açmadığını göstermiştir.EDX verileri, bütün çalışma grupları için, meydana gelen bozulmaların fiziksel olduğunu, eğelerin yüzeylerinde herhangi kimyasal bir bozulmaya rastlanmadığını göstermiştir.Sonuç olarak; Protaper retreatment, R-endo ve Mtwo retreatment eğelerinde kullanıma bağlı olarak yüzey bozuklukları görülmüştür. Klinisyenler, retreatment işlemlerinde özellikle üçüncü kullanımdan sonra kırılma riskini göz önünde bulundurmalıdırlar.Anahtar kelimeler: Nikel- titanyum, Tekrarlayan kök kanal tedavisi, Atomik kuvvet mikroskobu, Tarama elektron mikroskobu, Sodyum hipoklorit, Kloroform, Sterilizasyon.
Kalsiyum hidroksit `in kök kanallarından uzaklaştırılma etkinliğinin farklı metodlarla incelenip karşılaştırılması
Kalsiyum Hidroksit `in, üstün antimikrobiyal özellikleri olmasına rağmen, kök kanalından tamamen uzaklaştırılamadığında tamamlanmış endodontik tedavilerde apikal sızıntılara neden olduğu bilinmektedir.Kök kanalından uzaklaştırılamayan Ca(OH)2 , bitmiş kanal dolgusunda apikal sızıntı yaratabilmekte, rezin esaslı kanal dolgu sistemlerinde, dentin tübüllerine penetre olarak, rezin bağlayıcı ajanın dentine adezyonunu engellemektedir.Bu çalışmanın amacı, endodontide seanslar arası pansuman materyali olarak kullanılan Ca(OH)2 `in farklı irrigasyon solüsyonları ve ajitasyon metodları ile kök kanalından uzaklaştırılmasının, direkt gözlemleme ve yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflama metodları ile incelenip karşılaştırılmasıdır.208 adet çekilmiş maksiller ve mandibular kanin insan dişi, 2 ana ve 13 alt grup olmak üzere toplam 26 gruba ayrıldı. Ana gruplar smear tabakasının uzaklaştırıldığı A ve uzaklaştırılmadığı B grupları olarak, alt gruplar ise irrigasyon materyali açısından: distile su,NaOCl, ısıtılmış NaOCl, NaOCl + EDTA yı, mekanik ajitasyon yöntemi açısından: şırınga irrigasyonu, canal brush ve PUI ` u içerecek şekilde oluşturuldu.Örnekler rotary eğe sistemleri ile biyomekanik preperasyonları yapıldıktan sonra, boylamasına ikiye ayrıldı. Kök kanalında yapay olarak oluk oluşturuldu ve kök kanalına Ca(OH)2 gönderildi. Dişler 37 C `de 1 hafta süre ile bekletildi. Kök yarıları özel olarak hazırlanmış mufla sistemi yardımı ile birleştirilip Ca(OH)2 uzaklaştırma yöntemleri uygulandı. Sonuçlar oluk skorlama ve dijital fotoğraflama yöntemleri ile elde edilip veriler değerlendirildi.Ana gruplar arasında (A ? B) smear tabakanın uzaklaştırılıp uzaklaştırılmaması açısından istatistik olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05).Ca(OH)2 ' in en iyi uzaklaştırıldığı gruplar sırasıyla PUI, kanal fırçası ve şırınga gruplarıdır. PUI grupları arasında ise PUI NaOCl EDTA grubu Ca(OH)2 `in en iyi uzaklaştırıldığı grup olarak bulgulandı.Kök kanallarından Ca(OH)2 uzaklaştırılmasında PUI birinci olarak tercih edilmesi gereken yöntemdir. İrrigasyon materyali olarak NaOCl ve EDTA `nın kullanılması Ca(OH)2 uzaklaştırma etkinliğini arttırabilmektedir.
Üçlü antibiyotik ve n-asetilsistein solüsyonlarının kök kanallarının kemomekanik preparasyonuna etkisinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi'nde Ocak 2014 ve Ocak 2016 yılları arasında yatan hastaların endotrakeal aspirat (ETA) örneklerinden izole edilen şüpheli patojenler ve antibiyotik dirençlerinin irdelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya cinsiyet ayrımı olmaksızın yaşları 1 ay – 18 yaş arasında, yoğun bakım ünitesinde en az 48 saat izlenen ve ETA kültüründe üreme saptanan 100 hasta retrospektif olarak alındı. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların %66'sı kız ve %29'u 31-40 aylık idi. Hastaların ETA örneklerinin %54'ünde Pseudomonas aeruginosa, %16'sında Acinetobacter baumannii, %8'inde Staphylococcus aureus, %7'sinde Serratia marcescens ve %7'sinde Klebsiella pneumonia üredi. Pseudomonas aeruginosa üremesi olan hastalarda en dirençli antibiyotikler sırası ile Klindamisin, Seftriakson ve Sefotaksim idi. Acinetobacter baumannii üremesi olan hastalarda Kolistin dışındaki tüm antibiyotiklere direnç vardı. Staphylococcus aureus üremesi olan hastalarda en fazla direnç gösteren antibiyotik Penicilin G idi. Serratia marcescens üremesi olan hastalarda en fazla direnç gösteren antibiyotikler Penicilin G, Klindamisin ve Kolistin idi. Klebsiella pneumonia üremesi olan hastalarda en fazla direnç gösteren antibiyotikler Sulperazon, Sefotaksim, Seftazidim ve Penicilin G idi. Sahip olduğu mikroorganizma tipine göre en fazla ölüm %50 oranla Staphylococcus aureus idi. Hastalarda sıkça görülen Pseudomonas aeruginosa mikroorganizma tipinde yaşama oranı %77,8'dir. Acinetobacter baumannii üreyen çocuk hastaların %81,2'sinin hayatta olduğu saptandı. Çalışmada pseudomonas üremesi olan hastalarda en çok tercih edilen antibiyotikler sırası ile amikasin, meropenem, seftazidim ve Kolistin idi. Acinetobacter üremesi olan hastalarda en çok tercih edilen antibiyotikler sırası ile kolistin ve piperasilin tazobaktam idi. Tedavi sonrasında alınan ETA kültürlerinde hastaların %81'inde üreme olmadı. Sonuç: Tedavi ve korunma alanlarındaki ilerlemelere rağmen hastane enfeksiyonları önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Her hastane kendi mikrobiyolojik florasını ve direnç paternini bilerek, erken ve doğru tedavi ile mortaliteyi azaltabilir. Doğru ampirik tedavi yaklaşımı için mikrobiyolojik veriler çok önemlidir. Böylelikle yoğun antibiyotik kullanımı ve bunu takiben gelişebilecek yüksek direnç oranları da kontrol altına alınabilecektir. Anahtar Kelimeler: Antibiyotik; direnç; duyarlılık; hastane enfeksiyonu; trakeal aspirat
Başarısız kök kanal tedavilerinde dezenfeksiyon amacıyla kullanılan üç farklı yöntemin mikrobiyolojik açıdan değerlendirilmesi
Bu çalışma, başarısız kök kanal tedavisi olgularında, geleneksel kimyasal yıkayıcılarla, lazerin ve bunların kombine kullanımının kök kanalındaki mikroorganizmaları yok etmedeki etkinliklerinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı.Genel sağlık durumu iyi, en az 4 yıllık kanal tedavisine sahip, apikal radyolüsensi bulunan, kanal dolgusu apikal daralımdan en fazla 4 mm kısa olan 43 olgu klinik çalışma için seçildi. Kanal içi dezenfeksiyon olarak sodyum hipoklorit + EDTA (Grup 1), Nd:YAG lazer (Grup 2) ve Nd:YAG lazer + sodyum hipoklorit + EDTA (Grup 3) uygulandı. Kanallar 50 numaraya kadar genişletildi. Kanal dolgusu çıkarıldıktan, kanal genişletmesi yapıldıktan, dezenfeksiyon yöntemlerinden biri uygulandıktan ve kanal içi ilaç pansumanı yapıldıktan sonra kanal içinden kağıt konlarla kültür örnekleri alındı (sırasıyla S1, S2, S3, S4). Kanal içinden alınan bu örnekler geleneksel kültür yöntemi ve biyokimyasal ve enzimatik yöntemlerle tiplendirildi ve sayıları belirlendi.Tekrarlayan kanal tedavisi sırasında olguların % 55,8'inde Corynebacterium spp, % 39,5'inde Bacillus spp, % 25,5'inde Enterococcus faecalis, % 25,5'inde Streptococcus mutans ve % 25.5'inde tanımlanamamış oral streptokoklar belirlendi. Üç dezenfeksiyon yönteminde de anlamlı derecede bakteri azalması görüldü (t-testi; p<0.05). sodyum hipoklorit + EDTA uygulamasının (Grup 1) ve Nd:YAG lazer + sodyum hipoklorit + EDTA kombinasyonunun (Grup 3) daha etkili dezenfeksiyon yöntemleri olduğu fakat aradaki farkın istatistiksel olarak anlam taşımadığı belirlendi (Kruskal-Wallis testi; p>0,05). Lazer uygulamasının olasılıkla kök kanalı dentin duvarında yaptığı etkiden dolayı, pansuman maddesi olarak yerleştirilen kalsiyum hidroksitin antibakteriyel etkinliğini bir miktar azalttığı tespit edildi. Yalnızca sodyum hipokloritin uygulanıp ardından kalsiyum hidroksit pansumanın yapıldığı Grup 1'de en yüksek mikroorganizma azalması olduğu fakat diğer gruplarla aradaki farkın istatistiksel açıdan bir farklılık göstermediği belirlendi. (Kruskal-Wallis testi; p>0.05)
Kalsiyum silikat esaslı kök kanal patı kullanılarak tedavi edilen dişlerin kök kanal tedavisi yenilenmesi işleminde farklı final irrigasyon aktivasyon sistemlerinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, kök kanal tedavisi yenilenmesi işleminin ardından kullanılan Sİİ, PUİ, XPFR, EDDY, PIPS, SWEEPS final irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin etkinliğini konfokal lazer taramalı mikroskop (KLTM) analizi ile karşılaştırmaktır. Mevcut çalışmaya tek kök ve tek kanala sahip 90 diş dahil edildi. ProTaper Next X3 (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) ile son preparasyonu gerçekleştirilen kök kanalları %0,1 Sodyum Fluorescein (Sigma Aldrich, Steinheim, Almanya) ile işaretlenen TotalFill BC Sealer HiFlow (FKG Dentaire, La Chaux-de-Fonds, İsviçre) kök kanal patı kullanılarak tek kon tekniğine uygun olarak obture edildi. Tüm kanalların kök kanal tedavisi yenilenmesi işlemi ProTaper Universal Retreatment (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) eğeleri ile gerçekleştirildi. Kök kanal tedavisi yenilenmesi işleminin tamamlanmasının ardından final irrigasyon aktivasyon işlemlerine göre kökler rastgele 6 gruba ayrıldı (n=15); Sİİ, EDDY, PUİ, XPFR, PIPS ve SWEEPS. Tüm gruplarda aktivasyon işlemi 3 aktivasyon (1 ml irrigasyon solüsyonu / 30 sn aktivasyon) döngüsü şeklinde gerçekleştirildi. Final irrigasyon aktivasyon işleminin ardından tüm kök kanalları Rodamin B (Sigma Aldrich, Steinheim, Almanya) ile işaretlenen TotalFill BC Sealer HiFlow (FKG) kök kanal patı ile tek kon tekniğine uygun olarak yeniden obture edildi. Kök kanal patının tamamen sertleşmesi için tüm örnekler obturasyon işleminin ardından 14 gün boyunca 37 °C'de bekletildi. Her kökten apikal, orta ve koronalden olmak üzere 3 adet 1 ± 0,1 mm kalınlığında kesitler elde edildi. Elde edilen kesitler KLTM altında ikili floresan modunda görüntülendi. Elde edilen görüntüler üzerinde Image J software (LOCI, University of Wisconsin, ABD) kullanılarak dentin tübül penetrasyon derinliği ve alanı hesaplandı. Elde edilen veriler Two-Way Anova ve Post-Hoc Tukey testleriyle, p<0,05 anlamlılık seviyesinde SPSS yazılımı ile istatistiksel olarak analiz edildi. Mevcut çalışmanın sonucunda test edilen tüm final irrigasyon aktivasyon sistemlerinde kök kanal patının dentin tübüllerindeki penetrasyon derinliği ve penetrasyon alanı koronal kesitte apikal kesite kıyasla daha yüksek bulundu (p<0,05). Kök kanal patının dentin tübüllerine olan maksimum penetrasyon derinliği ve alanı koronal kesitte PIPS ve SWEEPS'te, orta kesitte EDDY ve SWEEPS'te, apikal kesitte ise SWEEPS'te Sİİ'ye kıyasla daha yüksek bulundu (p<0,05). Penetrasyon derinliği oranı tüm kesitlerde SWEEPS ve EDDY'de Sİİ'ye kıyasla, penetrasyon alanı oranı ise apikal ve orta kesitte SWEEPS'te Sİİ'ye kıyasla daha yüksek bulundu (p<0,05). Mevcut çalışmanın sınırlamaları dahilinde test edilen final irrigasyon aktivasyon sistemlerinden hiçbiri rezidüel kök kanal dolgu materyalini tamamen uzaklaştıramamıştır. Test edilen tüm parametrelerde yeni bir irrigasyon aktivasyon prosedürü olan SWEEPS rezidüel kök kanal dolgu materyalini Sİİ'ye kıyasla daha fazla uzaklaştırdı ve yeniden obturasyonda daha yüksek kök kanal patı penetrasyonu elde edildi (p<0,05). Anahtar kelimeler: Kök kanal tedavisi yenilenmesi, Final irrigasyon aktivasyon, XP Finisher R, PIPS, SWEEPS
Oval kanala sahip ve kalsiyum hidroksit uygulanmış dişlerde farklı irigasyon aktivasyon yöntemlerinin irigasyon solüsyonunun dentin tübüllerine penetrasyonu üzerindeki etkisinin lazer taramalı konfokal mikroskop ile incelenmesi
Bu çalışmanın amacı kalsiyum hidroksit (Ca(OH)2) uygulanmış oval kanal şekline sahip dişlerde standart iğne irrigasyonu (Sİİ), pasif ultrasonik irrigasyon (PUİ), endoaktivatör (EA), XP-Endo Finisher (XPF), foton kaynaklı fotoakustik akım (PIPS) ve şok dalgası ile geliştirilmiş emisyon fotoakustik akım (SWEEPS) sistemleri ile gerçekleştirilen irrigasyon aktivasyonun ardından irrigasyon solüsyonlarının dentin tübüllerine penetrasyonunun lazer taramalı konfokal mikroskop (LTKM) ile değerlendirilmesidir. Mevcut çalışmaya oval ve tek kanala sahip 90 adet mandibular kesici diş dahil edildi. Kök kanalları Resiproc Blue R25 (VDW, Münih, Almanya) döner eğe ile şekillendirildikten sonra tüm kök kanallarına Ca(OH)2 yerleştirilerek 14 gün boyunca 37 ° C'de %100 nemli ortamda inkübe edildi. Ardından final irrigasyon aktivasyon yöntemine göre dişler rastgele 6 gruba ayrıldı (n=15); Sİİ, PUİ, EA, XPF, PIPS ve SWEEPS. Her deney grubunda ilgili aktivasyon yöntemi ile 20 sn irrigasyon ve 20 sn aktivasyon olacak şekilde 3 irrigasyon/aktivasyon döngüsü ile gerçekleştirildi. Ardından tüm kök kanalları floresin sodyum (Sigma AlldrichCo. St Louis, MO, ABD) ile doldurulup 30 saniye boyunca ilgili aktivasyon yöntemi ile aktive edildi. İrrigasyon prosedürünün tamamlanmasının ardından apikalden itibaren 2., 5. ve 8. mm'lerden 1mm ± 0.1 kalınlığında kesitler elde edildi. Kesitler LTKM ile görüntülendi ve elde edilen görüntüler üzerinde İmage J yazılımı kullanılarak maksimum penetrasyon derinliği, maksimum penetrasyon alanı ve penetrasyon yüzdesi hesaplamaları yapıldı. Veriler Two-way Anova ve post-hoc Tukey testleri kullanılarak analiz edildi. İstatistiksel olarak anlamlılık seviyesi %5 olarak belirlendi. Apikal kesitte irrigasyon solüsyonlarının maksimum penetrasyon derinliği ve maksimum penetrasyon alanı açısından test edilen aktivasyon sistemleri arasında fark bulunmadı (p>0.05). İrrigasyon solüsyonlarının penetrasyon yüzdesi apikal kesitte EA ve XPF'e kıyasla PUİ ve PIPS'te daha yüksek bulundu (p<0.05). İrrigasyon solüsyonlarının penetrasyon yüzdesi açısından tüm kesitlerde Sİİ, PUİ, PIPS ve SWEEPS'de arasında fark bulunmadı (p>0.05). EA ve XPF'te ise irrigasyon solüsyonlarının penetrasyon yüzdesi apikal kesite oranla orta ve koronal kesitlerde daha fazla bulundu (p<0.05). Anahtar kelimeler: irrigasyon aktivasyon yöntemleri, LTKM, oval kanal, PIPS, SWEEPS
Aşırı kurvatüre sahip kök kanallarında farklı irrigasyon aktivasyon sistemlerinin apikalden ekstrüze olan irrigasyon solüsyonu miktarına etkisinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, aşırı kurvatüre sahip kök kanallarında Sİİ, PUİ, EDDY, PIPS ve SWEEPS irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin apikalden ekstrüze olan irrigasyon solüsyonu miktarına etkisini kantitatif olarak karşılaştırmaktır. Mevcut çalışmaya 75 adet tek kök ve tek kanala sahip kurvatür derecesi 20-40⁰ arası olan dişler dahil edildi. Kök kanal kurvatürleri bukkolingual ve mesiodistal açıdan alınan radyografiler yardımıyla ImageJ (ImageJ 1.48v; National Institutes of Health, Bethesda, MD, ABD) programı kullanılarak belirlendi. Tüm örneklerin Resiproc Blue R25 eğesi (VDW, Münih, Almanya) ile kök kanalı preparasyonu tamamlandı. Örnekler irrigasyon aktivasyon yöntemlerine göre rastgele 5 gruba ayrıldı (n=15); Sİİ, PUİ, EDDY,PIPS VE SWEEPS. Tüm örneklerde toplam 6 ml % 2,5'lik NaOCl (Wizard) kullanılarak 90 sn boyunca irrigasyon aktivasyon prosedürü uygulandı. Apikalden ekstrüze olan irrigasyon solüsyonu Myers Montgomery yöntemi kullanılarak toplandı. Apikalden ekstrüze irrigasyon solüsyonu miktarına ait veriler Kruskal-Wallis ve Mann Whitney-U testleri kullanılarak istatistiksel olarak P<0.05 anlamlılık düzeyinde analiz edildi. En yüksek ortalama irrigasyon solüsyonu ekstrüzyonu Sİİ ve PUİ grupları ile ilişkilendirilirken, PIPS grubunda diğer gruplara kıyasla daha az irrigasyon solüsyonu ekstrüzyonu gözlemlendi. Ancak test edilen tüm irrigasyon aktivasyon yöntemleri arasında apikalden ekstrüze olan ortalama solüsyon miktarı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (P>0,05). ANAHTAR KELİMELER: İrrigasyon solüsyonu ekstrüzyonu, EDDY, PIPS, SWEEPS
Ultrasonik aktivasyon sistemi ile farklı irrigasyon solüsyonlarının smear tabakası uzaklaştırma etkinliklerinin karşılaştırılması
Kök kanal sisteminin tam olarak dezenfeksiyonunun sağlanması endodontik tedavinin esas amaçlarından biridir. Kök kanal sisteminin şekillendirilmesi sırasında amorf, düzensiz yapıda, organik ve inorganik içerikli smear tabakası olarak isimlendirilen bir katman meydana gelmektedir. Smear tabakası obturasyon materyallerinin kök dentinine bağlanmasını azaltmakla beraber mikroorganizmalar için bir besi ortamı sağlamakta, mikrosızıntıyı artırmakta ve irrigasyon solüsyonlarının dentine etkisini azaltmaktadır. Bu çalışma, son yıkama solüsyonu olarak kullanılan ve ultrasonik ile aktive edilen %17 Etilen Diamin Tetra Asetik Asit (EDTA), %10 Glikolik asit (GA) ve %18 Etidronik asitin (EA) smear tabakasını uzaklaştırma etkinliklerini Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) altında karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem Bu çalışmada ortodontik/periodontal nedenlerle çekilmiş 80 adet insan mandibular premolar diş kullanıldı. Dişler çalışmanın yapılacağı zamana kadar distile su içerisinde oda sıcaklığında bekletildi. Her bir dişin endodontik giriş kavitesi açıldı ve standart kök boyu elde edebilmek amacıyla kronlar mine-sement sınırından itibaren kök boyu 15 mm olacak şekilde elmas frezlerle kesildi. Kalan köklerin çalışma boyu, apikal foramenden #15 no'lu K tipi eğenin ucu göründükten sonra 1 mm kısa olacak biçimde belirlendi. Dişlerin çalışma boyları belirlendikten sonra, endodontik motor yardımıyla resiprokasyon hareketine uygun Reciproc R25 döner alet eğesiyle kanal genişletme işlemleri yapıldı. Örnekler biri kontrol grubu olmak üzere rastgele 4 gruba ayrıldı (n=20). Her grupta pasif ultrasonik aktivasyon (PUI) sistemi ile farklı final irrigasyon solüsyonları kullanıldı. Grup 1: %2,5 NaOCl +%17 EDTA+ PUI, Grup 2: %2,5 NaOCl+%10 GA+ PUI, Grup 3: %2,5 NaOCl+%18 EA+ PUI Grup 4: %2,5 NaOCl+ distile su+ PUI (kontrol grubu) Tüm bu işlemlerden sonra dişler bukkolingual yönde alev uçlu elmas frezlerle ikiye ayrıldı. İşlem esnasında kök kanal boşluğuna temas edilmemesine özen gösterildi. Örneklerden; koronal, orta ve apikal üçlü bölgelerinin merkezi kısımda olacak şekilde x2000 büyütme altında SEM görüntüleri alındı ve smear tabakasının varlığı iki farklı gözlemci tarafından gözlemsel olarak skorlandı. Bulgular Normal dağılıma uygunluk Kolmogorov Smirnov testi ile incelendi. Üç ve üzeri gruplara göre normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis H testi kullanıldı ve çoklu karşılaştırmalar Dunn testi ile incelendi. Önem düzeyi p<0,05 alındı. Gözlemciler arası uyum, Cohen'in kappa istatistikleri kullanılarak hesaplandı. Kappa testi sonuçları, değerlendirmeyi yapan gözlemciler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığını gösterdi (kappa değeri=0.866). EDTA, GA ve EA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Her grubun kendi içerisinde yapılan değerlendirmede EDTA ve GA gruplarında kök kanalının koronal ve orta üçlü bölgelerinde anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05), apikal bölgeye göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). EA grubunda ise sadece koronal üçlü ile apikal üçlü arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Sonuç EDTA, GA ve EA irrigasyon solüsyonlarının smear tabakası uzaklaştırma etkinlikleri arasında anlamlı bir fark yoktu. Kullanılan irrigasyon solüsyonlarının hiçbiri kök kanallarından smear tabakasını tamamen uzaklaştıramadı.
Farklı irrigasyon ajanlarının kök dentinindeki erozyona etkisinin süreye bağlı olarak incelenmesi
Amaç Endodontik tedavi ile kök kanal sisteminin organik ve inorganik artıklardan arındırılıp mikroorganizma ve yan ürünlerinin ortadan kaldırılması, preparasyonu ve üç boyutlu olarak sızdırmaz bir biçimde doldurulması amaçlanır. Bu sebeple çeşitli şekillendirme yöntemleri ve farklı irrigasyon ajanları kullanılır. Fakat kompleks yapıdaki kök kanal sisteminden şekillendirmeyle oluşan debris ve doku artıklarının, dentin yüzeyine de zarar vermeden uzaklaştırılması için çoğu zaman birden fazla irrigant gerekmektedir. İrrigasyon ajanı seçiminde aranan ideal özellikleri tek bir solüsyonla sağlamak mümkün değildir. Bundan dolayı da endodontide birçok solüsyon araştırılmış ve kullanıma sunulmuştur. Son irrigasyon solüsyonu olarak inorganik doku çözücü etkisinden dolayı kulanılan şelasyon ajanı Etilendiamintetraasetikasit (EDTA), endodontide uzun yıllardır altın standart olarak gösterilmektedir. Ancak düşük antimikrobiyal etkisi, NaOCl ile kombine kullanımda etkisinin kısıtlanması, 1 dakikadan fazla kullanımda kök dentininde erozyona neden olabilmesi gibi olumsuzluklar da göz önüne alındığında araştırmacılar çalışmalarında uzun yıllardır endodontik tedavide EDTA'ya alternatif bir şelatör arayışına girmişlerdir. Bu çalışma, farklı irrigasyon ajanları kullanılarak dentin yüzeyinde 1 ve 3 dakikalık temas süresine bağlı olarak oluşabilecek erozyon miktarını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem Bu çalışmada ortodontik veya periodontal nedenlerle çekilmiş 70 adet tek kök, tek kanal ve tek apikal foramene sahip insan mandibular premolar dişleri kullanıldı. Dişlerin kuronları, kök boyunu standardize etmek amacı ile mine- sement sınırından itibaren kök ucuna kadar 15 mm olacak şekilde su soğutması altında aeratör yardımıyla kesilerek ayrıldı. Kök kanalları Reciproc R25 eğesi kullanılarak genişletildi. Dişler rastgele seçilerek, son irrigasyon ajanı %17 EDTA, % 18 Etidronik asit (EA) ve % 10 Glikolik asit (GA) olacak şekilde 3 ana gruba (n:20) ve bir kontrol grubuna (n:10) ayrıldı. Bu üç solüsyon da kendi içlerinde iki alt gruba ayrılıp (n:10) 1 ve 3 dakika boyunca sonik aktivasyon cihazı olan VDW EDDY (VDW Gmbh, Münih,Germany) ile aktive edildi. İrrigasyon sonrası distile suda bekletilen örnekler bukkolingual olarak ikiye ayrıldı. Köklerin koronal, orta ve apikal bölgelerinde oluşan erozyon miktarı Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) altında x2000 büyütmede incelendi. Örneklerin değerlendirilmesi üçlü skorlama sistemine göre yapıldı. Bulgular Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's analizinden yararlanıldı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 kullanıldı. Bölgelere ve gruplara göre dentin erozyon skorunun karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi ve çoklu karşılaştırmalar için Dunn testi kullanıldı. Alt gruplara göre dentin erozyon skorunun karşılaştırılmasında Mann-Witney U testi kullanıldı. Tüm deney gruplarında 1 ve 3 dakikalık süreler incelendiğinde; her iki periyotta da EDTA, EA, GA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç Dentin erozyonunun incelendiği bu çalışmada EA, GA ve EDTA'nın irrigasyon ajanı olarak kök kanallarında 1 dk'lık süreyle uygulanmaları yeterlidir. Her üç solüsyon da klinik uygulamalarında birbirlerine alternatif olarak kullanılabilirler.
Kök kanallarında kalsiyum hidroksitin uzaklaştırılmasında fitik asit, sitrik asit ve edta'nın etkinliklerinin karşılaştırılması: Elektron mikroskobu çalışması
Bu çalışmanın amacı bir kanal medikameni olarak kullanılan Ca(OH)2'nin kök kanallarından uzaklaştırılmasında, final irrigasyon ajanı olarak fitik asit, sitrik asit ve EDTA kullanılarak kanaldan uzaklaştırma etkinliğinin taramalı elektron mikroskobunda değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem Çalışmamızda periodontal ya da ortodontik nedenlerle çekilmiş olan 51 adet tek kök ve kanala sahip mandibular premolar diş kullanılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce tüm dişlerin kronları mine-sement birleşim noktasının yakınlarında kesilmiştir ve 14 mm'lik standart bir uzunluk elde edilmiştir. Çalışma uzunluğu belirlendikten sonra kök kanallarının Reciproc R50 (VDW, Münih, Almanya) eğe sistemi ile mekanik preparasyonu yapılmıştır. Mekanik preparasyon süresince 6 ml %5'lik NaOCl ve %17'lik EDTA irrigasyon iğnesi ile uygulandıktan sonra distile su ile tüm kanalların final irrigasyonu yapılmıştır. Üç diş pozitif, üç diş negatif kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Geriye kalan dişler Grup 1: %17'lik EDTA, Grup 2: %20'lik sitrik asit ve Grup 3: %1'lik fitik asit olmak üzere (n=15) rastgele gruplara ayrılmıştır. Kök kanallarını kağıt konlarla kurulandıktan sonra, şırınga tip kalsiyum hidroksit patı kullanılmış, pat koronalden taşana kadar kanala gönderilmiştir. Bütün gruplarda, kanal giriş kavitelerine teflon bant yerleştirildikten sonra kanal giriş kaviteleri 3 mm kalınlığında Cavit G (3M, Seefeld, Almanya) ile kapatılmıştır. Örnekler 1 hafta etüvde bekletilmiştir. Dişlerin geçici dolgusu kaldırıldıktan sonra, ultrasonik aktivasyon (Eighteeth Ultra X-Ultrasonik Aktivatör, Changzhou, Çin) ile şelasyon ajanlarının her biri 5 ml hacimde ve 60 sn süreyle uygulanmıştır. Nötralizasyonu sağlamak amacıyla, dişlerin distile su ile irrigasyonu tamamlanmış ve kağıt konlar ile kurutulmuştur. Dişler taramalı elektron mikroskobunda x2000 büyütme altında koronal, orta ve apikal bölümleri görüntülenmiştir. Elde edilen görüntülerin istatiksel ölçümünde Kruskal Wallis H testinden yararlanılmıştır. İkiden fazla gruplu karşılaştırmalarda anlamlı farklılık bulunması durumunda Post-Hoc testler (Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi) yardımıyla aralarında anlamlı farklılık bulunan gruplar belirlenmiştir. Bulgular Kullanılan şelasyon ajanları grupları ile kalsiyum hidroksit uzaklaştırma etkinliği değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Grup 1(EDTA) ve Grup 2 (Sitrik asit) arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p=0,999;p>0,05). Ancak Grup 1 ile Grup 3 (Fitik asit) ve Grup 2 ile Grup 3 arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Grup 1 ve Grup 2, Grup 3'e göre kök kanallarından kalsiyum hidroksiti daha etkin uzaklaştırmıştır. Kesit seviyelerine göre(koronal, orta, apikal) kök kanallarındaki kalsiyum hidroksit kalıntıları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunamasa da, kesitler arasında en az kalıntı tespit edilen kök kesiti koronal üçlüdür. Sonuç Kullanılan şelasyon ajanlarının hiçbiri kalsiyum hidroksiti kanaldan tamamen uzaklaştıramamıştır. Fitik asitin endodontide kullanımıyla ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. EDTA ve sitrik asit, pasif ultrasonik aktivasyon ile uygun yöntemlerle kullanılırsa, olumlu sonuç vermektedir.
Farklı çaptaki irrigasyon iğnelerinin kök kanalı içerisindeki irrigan akışı üzerindeki etkilerinin hesaplamalı akışkanlar dinamiği kullanılarak değerlendirilmesi
Kök kanal tedavisinin amacı, kök kanalı içerisindeki iltihaplı pulpa dokusunun, iltihap ürünlerinin ve mikroorganizmaların elimine edilmesi ve sonrasında kök kanal boşluğunun biyouyumlu bir materyal ile doldurulmasıdır. Tedavinin başarısını etkileyen en önemli faktörlerden biri, kök kanal temizliğinin etkinliğidir. Kök kanalının temizlenmesi mekanik ve kimyasal olarak gerçekleştirilmektedir. Kök kanalının kompleks yapısı nedeniyle mekanik temizlik tek başına yeterli değildir. İrrigasyon, kök kanalının çeşitli kimyasal solüsyonlarla fiziko kimyasal olarak temizlenmesi işlemidir. İrrigasyonun etkinliği kullanılan solüsyonun kök kanalı içerisindeki her noktaya temas etmesine bağlıdır. Araştırmamızda farklı sebeplerden dolayı çekilmiş, çürüğü ve restorasyonu olmayan, insan daimi üst birinci kesici dişi kullanılmıştır. Giriş kavitesi açıldıktan sonra Resiprok (Reciproc) eğe sistemi kullanılarak kök kanalının şekillendirilmesi yapılmıştır. Dişin kök kanal boşluğunun mikro bilgisayarlı tomografi görüntüsü (Mikro-BT) elde edilmiştir. Mikro-BT görüntüsünün bilgisayar ortamında üç boyutlu modellenmesi yapılmıştır. İğne tipi olarak ucu açık açılı iğne kullanılmıştır. Kullanılacak olan irrigasyon iğnelerinin optik mikroskop ve taramalı elektron mikroskop görüntüsü (Scanning Electron Microscope, SEM) alınmıştır. İğnelerin dış ve iç çap boyutları belirlenmiştir. Bu ölçümler kullanılarak iğnelerin bilgisayar ortamında modellenmesi yapılmıştır. Sanal ortamda iğneler kökün apeks noktasından 1 mm ve 3 mm uzaklıkta olacak şekilde yerleştirilmiştir. İrrigan olarak distile su kullanılmıştır. İrrigan sıvısının kök kanalı içerisindeki akış paternini incelemek için ANSYS Fluent v.14 ticari hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) yazılımı kullanılmıştır. İğne boyutuna ve yerleştirme derinliğine bağlı olarak kanal içerisindeki irriganın akış paterni değerlendirilmiştir. Sonuçlar: Her iki iğne boyutu içinde ulaşılan en yüksek hız, iğne lümeninin orta kısmında meydana geldi. İki iğne boyutu arasında apekste oluşan basınç yönünden önemli farklılıklar gözlendi. Her iki iğne boyutu için, iğne apeksten uzağa konumlandırıldıkça apikal basınç değerlerinde azalma meydana geldi. İğnelerin açıklığının baktığı duvarda meydana gelen kayma gerilmesi zıt taraftaki duvarda meydana gelen kayma gerilmesinden daha düşük olarak belirlendi. İğne apeksten daha uzağa konumlandırılınca oluşan maksimum kayma gerilmesi değeri azaldı. Sonuç: Kök kanal irrigasyonunda, iğne yerleştirme derinliğinin irrigan dinamikleri üzerinde önemli bir etkisi vardır. Kullanılan iğne boyutu kanal içerisinde meydana gelen irrigan akışını önemli derecede etkilemektedir. HAD kök kanal irrigasyon davranışlarını incelemek için önemli bir araçtır.
Kök kanallarında kullanılan farklı kanal aletlerinin ve irrigasyon solüsyonlarının smear tabakası üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı üç farklı kök kanalı şekillendirme aleti ve üç farklı irrigasyon solüsyonunun kök kanalının apikal, orta ve koronal bölgesinde smear tabakası üzerine etkisinin incelenmesidir.Kök kanalı şekillendirme aleti olarak el aleti (Hedström eğe), döner alet olarak Protaper ve Mtwo eğe sistemleri kullanılmıştır. İrrigasyon solüsyonu olarak ise % 2,5 NaOCl, % 17 EDTA +%2,5 NaOCl ve % 2,5 NaOCl+BioPure MTAD kullanılmıştır.Çalışmamızda 72 adet üst kesici diş rastgele 9 gruba ayrılmıştır. Grup 1, 2 ve 3 Hedström eğe ile grup 4, 5 ve 6 Protaper eğe sistemi ile Grup 7, 8 ve 9 ise Mtwo eğe sistemi ile şekillendirilmiştir. Tüm gruplarda her eğe değişiminden sonra % 2,5'luk NaOCl kullanılmıştır. Grup 1, 4 ve 7 kontrol grubu olarak belirlenmiş olup, final yıkamada % 2,5 NaOCl kullanılmıştır. Grup 2, 5 ve 8 için final yıkamada % 17 EDTA+% 2,5 NaOCl ve Grup 3, 6 ve 9 için final yıkamada % 2,5 NaOCl+ BioPure MTAD kullanılmıştır.Tüm bu işlemler tamamladıktan sonra dişler, bukko-lingual yönde oluklar açılarak ikiye ayrılmış ve kökün apikalden 2, 6 ve 10 mm seviyelerinde Taramalı Elektron Mikroskobu ile incelenmiştir. Apikal bölgedeki en etkili kombinasyonun Mtwo/MTAD, orta bölgede en etkili kombinasyonun El aleti/EDTA ve Mtwo/EDTA, koronalde ise en etkili kombinasyonun Mtwo/EDTA olduğu bulunmuştur.Sonuç olarak kullanılan aletlerin ve irrigasyon solüsyonlarının kök kanal tedavisinin başarısında oldukça önemli olduğu tespit edilmiştir.
Farklı endodontik irrigasyon yöntemlerinin ve Er, Cr: YSGG lazer sisteminin temizleme etkinliğinin karşılaştırılması
Bu in vitro çalışmanın amacı, farklı endodontik irrigasyon yöntemleri ve Er,Cr:YSGG lazer sistemi kullanımı sonrasında kök kanal duvarlarından debris ve smear tabakası uzaklaştırılmasını SEM kullanarak değerlendirmekti. Ortodontik nedenlerle çekilmiş 60 adet insan kanin dişi kemomekanik preparasyon sonrasında final irrigasyon/ajitasyon protokollerine göre dört farklı deney grubuna ayrıldı (n = 15). Uç kısmı kapalı yan tarafı açık endodontik iğne ile uygulanan geleneksel şırınga irrigasyonu (grup 1), pasif ultrasonik irrigasyon (grup 2), Er,Cr:YSGG lazer sistemle aktive edilen irrigasyon (grup 3) ve apikal negatif basınç irrigasyonu (EndoVac sistem) (grup 4) yöntemlerinden her biri toplam 6 dakika (3 dk aktif irrigasyon ve ilave 3 dk pasif irrigasyon) boyunca final irrigasyonda kullanıldı. İrrigasyon solüsyonu olarak %2.5'lik NaOCl ve %17'lik EDTA kombinasyonu kullanıldı. Kökler uzunlamasına ikiye ayrıldı ve SEM'de x1000 büyütme altında her bir kanal üçlü bölgesindeki debris ve smear tabakasının her biri için ayrı ayrı skorlama yapıldı. Veriler, Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanılarak istatistiksel olarak analiz edildi (? = 0.05). Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre, geleneksel şırınga irrigasyonu ve Er,Cr:YSGG lazer sistem kök kanalları içerisinde diğer iki yönteme göre daha fazla debris bırakmıştır (p < 0.05). Debris uzaklaştırma bakımından PUİ ve EndoVac en etkili yöntemlerdi (p < 0.05). İrrigasyon/ajitasyon protokollerinin hiçbirisi kök kanal duvarlarından smear tabakasını tamamen uzaklaştıramamakla birlikte, EndoVac sistem ve onu takip eden PUİ anlamlı seviyede (p < 0.05) daha etkiliydi. Kök kanal duvarlarının temizlenmesi diğer final irrigasyon yöntemleri ile karşılaştırıldığında EndoVac sistem ve PUİ yönteminde daha başarılı bulundu.Anahtar Sözcükler: Debris, EndoVac, Pasif Ultrasonik İrrigasyon, SEM, Smear Tabakası 2