Kronik hastalık

Bu konu başlığı altında 212 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezine başvuran kronik hastalığı olan bireylerde akılcı ilaç kullanımının yaşam kalitesi üzerine etkisi

Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran kronik hastalığı olan bireyleri dahil ettiğimiz bu çalışmada akılcı ilaç kullanımının yaşam kalitesi ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Kronik hastalığı olan ve düzenli ilaç kullanan 423 birey çalışmamıza katılmıştır. Veriler 51 soruluk anket formu ile elde edilmiştir. Anket formu sosyodemografik ve ilaç kullanımıyla ilgili bilgiler, 21 sorudan oluşan Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği ve 12 sorudan oluşan Short Form-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden oluşmuştur. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U, Kolmogorov Smirnov, Shapiro-Wilk, Kruskal-Wallis, Pearson, Spearman testleri kullanılmıştır. Analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların 222'si kadın, 201'i erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 59,12±14,01olarak saptanmıştır. Katılımcıların akılcı ilaç kullanımı puan ortalaması 34,77±5,23'tir. Katılımcıların %61'i akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi açısından yeterlidir. Birtakım değişkenlerin akılcı ilaç kullanımı, yaşam kalitesinin fiziksel ve mental alt boyutlarını etkilediği saptanmıştır. Üriner sistem hastalığı olan bireylerin akılcı ilaç kullanım puanlarının anlamlı derecede düşük olduğunu saptandı. Diyabet, dislipidemi, kardiyovasküler, gastrointestinal ve kas-iskelet hastalıklarının Short Form-12 fiziksel bileşen özet puanlarını anlamlı derecede düşürdüğü saptandı. Kronik hastalıklar ve mental bileşen özet puanları arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Akılcı ilaç kullanımı ve Short Form-12 fiziksel bileşen özet puanları arasında pozitif yönlü ilişki tespit edildi. Çalışmamızda akılcı ilaç kullanımı ve yaşam kalitesini etkileyen bazı etkenler saptanmış ve akılcı ilaç kullanımı düzeyleri ile fiziksel yaşam kalitesi arasında pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyinin artırılması ile bireylerin yaşam kaliteleri artabilir. Anahtar kelimeler: kronik hastalıklar, ilaç kullanımını değerlendirme, yaşam kalitesi

Akılcı ilaç kullanımıKronik hastalıkYaşam kalitesi
Begüm Milon
Trakya University
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyabetik bireylerde bakım gereksinimlerinin yaşam kalitesi ve kronik hastalık bakımına etkisi

Bu çalışmayla; diyabetik bireylerde bakım gereksinimlerinin yaşam kalitesi ve kronik hastalık bakımına etkisinin incelenmesi amaçlandı. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'nde Ocak- Haziran 2017 tarihleri arasında tip 2 diyabet tanısıyla takip edilen hastalar arasından, çalışmaya katılmaya gönüllü olanlar araştırmanın örneklemini (n=150) oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım ve Bakım Yönetimi Değerlendirme Formu", "Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği (EQ-5D-5L)" ve "Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği-Hasta Formu (PACIC)" kullanıldı. Formlar araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile dolduruldu. Verilerin değerlendirilmesinde Oneway Anova test ve Tukey HDS test, bağımsız iki grup t testi, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan diyabetlilerin kronik hastalık yönetiminin iyi olduğu, PACIC skoru toplam puan ortalamasının 3,78±0,79 ve EQ-5D-5L genel sağlık skoru ortalama puanının ise 0,84±0,17 değeriyle kusursuz sağlığa yakın olduğu saptandı. Diyabetlilerin EQ-5D-5L indeks puanları ile PACIC skoru karar verme desteği ve amaç belirleme/rehberlik alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki, beden kitle indeksi ve HbA1c değerleri ile EQ-5D-5L genel sağlık skoru arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptandı. Diyabetlilerin şu anki diyabet tedavi uyumu ile EQ-5D-5L genel sağlık skoru ve PACIC skoru toplam puanı arasında anlamlı ilişki olduğu saptandı. Diyabetlilerin diyabet eğitimi alma durumuna göre PACIC skoru karar verme desteği ve amaç belirleme/rehberlik alt boyut puanları bakımından anlamlı fark olduğu görüldü. Araştırma sonucunda, diyabetlilerin kronik hastalık bakım yönetiminde; genel tedaviye uyumu için sağlık eğitimi ve danışmanlık programları planlanması önerilebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hasta bakımı+3
Şenay Zuhur
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar ile ağız ve diş hastalıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar sadece gelişmiş ülkeler değil gelişmekte olan ülkeler de dahil olmak üzere tüm dünyada ölüm nedenleri arasında başı çekmektedir. Bunların nedenlerinin çok faktörlü oluşu nedeniyle, sıklığı azaltmak için önlenebilir nedenleri belirlemenin önemli olduğu vurgulanmalıdır. Burada en sık ölüm nedenleri arasında yer alan 3 hastalık grubu, 1. Kardiyovasküler Hastalıklar, 2. Diabetes Mellitus ve 3. Kanserler incelenecektir. Bulaşıcı olmayan hastalıklar ölüm nedenleri arasında önemli bir yer kaplamaktadır. Literatürde bu hastalıkların ortaya çıkışında ya da engellenmesinde etkili olabilecek nedenler arasında ağız, diş sağlığı hizmetleri bulunmaktadır. Tez'in birincil amacı bulaşıcı olmayan hastalıklar ile dişeti hastalıkları ve diş çürüğü arasındaki ilişki olup olmadığını araştıran literatürü inceleyerek, ağız sağlığı hizmetlerinin bu hastalıkların önlenmesi ve ortaya çıkışının geciktirilmesindeki önemini vurgulayarak sağlık yöneticilerinin ağız sağlığına yönelik koruyucu ve tedavi edici uygulamaların önemine dikkatini çekmektir. Kardiyovasküler sistemde meydana gelen hastalıklarda oral patojen bakterilere rastalanılması sonucu; kötü ağız hijyeni eksik diş, periodontal hastalıklar arasında ilişki üzerinde durulmuştur. Çalışmalar, glisemik kontrol yokluğunun diş çürüğünün oluşması ve ilerlemesi üzerinde büyük bir etkisi olduğunu, diş çürüğü riskini ve çürüğün şiddetini artırdığını göstermektedir. Kanseri tedavi etmek amacıyla verilen radyoterapi ve kemoterapi özellikle baş boyun kanserlerinde, oral dokular travmaya karşı daha duyarlı olmaları sebebiyle hasara yol açabilir. Ağız hastalıkları dünya çapında önemli bir halk sağlığı yükü olmaya devam etmesi nedeniyle ağız sağlığını, küresel risk gündemine ortak risk faktörü yaklaşımıyla entegre etmek büyük önem taşımaktadır. Kardiyovasküler hastalık, diyabet, kanserler ile diş çürüğü ve periodontal durum arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar daha geniş populasyonlarda ve uzun süreli olarak yapılmalıdır.

Ağız sağlığıDiş sağlığı araştırmalarıDiş çürükleri+3
Emel Ayaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran hipertansiyon hastalarının sosyodemografik özelliklerinin ilaç tedavisi ve kronik hastalık uyumuna etkisi

Arteryal kan basıncının tekrarlayan ölçümlerle 140/90 mmHg üstünde olmasına hipertansiyon denir. Hipertansiyon kan basıncının devamlı yüksek seyretmesiyle kendini gösteren sistemik bir hastalık olup, çeşitli komplikasyonlara sebep olması ve toplumda sık görülmesi sebebiyle önemli bir sağlık sorunudur. Hipertansiyon olgularının tamamının %80-90'ı mekanizması kesin olarak belirlenememiş olan primer (esansiyel) hipertansiyondur. Geriye kalan %10-20'lik kısmı ise altta yatan ek bir hastalığa bağlı olarak meydana gelen sekonder hipertansiyondur. Hipertansiyon tedavisine başlama kriterleri sistolik ve diyastolik kan basıncı seviyeleri ve total KV risk seviyesine göre belirlenir. Hipertansiyonu kontrol altına alabilmek için ilaç tedavisi kadar yaşam tarzı değişiklikleri dediğimiz non-farmakolojik tedavide önemlidir. Bunların yanında diyabet, dislipidemi, abdominal obezite ve sigara gibi değiştirilebilir risk faktörleri de tespit edilmelidir. Hipertansiyonun kronik bir hastalık olması nedeniyle hastaların hipertansiyonla birlikte yaşamayı öğrenmeleri gerekmektedir. Bu nedenle hastaların hipertansiyona uyum sağlarken hangi alanda zorlandıklarını belirlemek önemlidir. Hipertansiyon tedavisindeki başarıyı arttırabilmek amacıyla doğru ilaç tedavisinin seçilmesi kadar, bu tedaviye hastaların ne kadar uyum gösterdiği tespit edilmelidir. Birinci basamakta hastaların almakta oldukları tedavilerin etkinliğini arttırmak amacıyla hastaların ilaç tedavisi uyumları ve kronik hastalıklara uyumları açısından hızlı bir değerlendirme yapılması mümkündür. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniğine Nisan 2021-Temmuz 2021 tarihleri arasında başvuran 106 hipertansiyon hastasının sosyodemografik özelliklerinin ilaç tedavisi ve kronik hastalıklara uyumunu değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışmamızda hastalarımızın %63,2'si ilaç tedavisine düşük uyum göstermekteydi. İlaç tedavisine yüksek uyum gösteren hastaların hipertansiyona fiziksel, sosyal ve psikolojik uyumlarının da anlamlı derecede yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.Literatüre baktığımızda uyuma etki eden birçok neden tanımlanmıştır. Ancak sonuçlar çelişkidir. Benzer çalışmaların birinci basamakta ve daha çok katılımcı ile yapılabilmesi hastaların tedaviye uyumunu ve yaşam kalitesini arttırabilmek adına önemlidir.

Aile hekimliğiHipertansiyonKan basıncı+6
Nuri Irğa
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hastanemizde takip edilen kronik hepatit B hastalarında yapılan karaciğer biyopsilerinde bakılmış olan fibrozis ve histolojik aktivite indeksi sonuçlarının, kan tetkiklerinde bakılmış olan non-invaziv inflamasyon belirteçleri ile retrospektif olarak karşılaştırılması

Hepatit B virüsü bir DNA virüsüdür ve Hepadnaviridae ailesinde yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre 2019 yılında 296 milyon kişi kronik hepatit B tanılıdır ve kronik HBV enfeksiyonu 820000 insanın ölümünden sorumludur. Bu enfeksiyonda karaciğer hasarı düzeyinin tespiti için günümüzde altın standart yöntem halen karaciğer biyopsisidir. Karaciğer biyopsisi en başta invaziv bir süreç olması, öznel değerlendirme sürecine sahip olması, eğitimli personel ile hastane yatışı gerektirmesi ve mali yük barındırması sebepleriyle alternatif bir yöntem arayışını gerekli kılmaktadır. Ek olarak biyopsinin ciddi komplikasyonları da olabilmektedir. Bu nedenlerle karaciğer fibrozisi ve histolojik aktivitesi değerlendirmesi için pratik, hızlı ve görece ucuz yöntemler araştırılmaktadır. Çalışmamızda, invaziv olmayan hemogram tetkikinden elde edilen NLO, PLO ve MPV inflamasyon parametrelerinin, kronik inflamatuar bir süreç olduğu iyi bilinen kronik HBV enfeksiyonunda karaciğer biyopsisi sonuçlarını öngörmede etkinliği araştırılmıştır. Bu amaçla hastanemizde kronik hepatit B enfeksiyonu ile takip edilen ve karaciğer biyopsisi yapılan 119 hastanın verileri retrospektif olarak analiz edilmiştir. Çalışmamız sonuçlarına göre düşük ve yüksek histolojik aktivite gruplarında yaş, NLO ve MPV benzer saptanırken "yüksek HAİ" grubunda "düşük HAİ" grubuna göre viral yük daha yüksek, PLO ortalaması daha düşük bulunmuştur (sırasıyla p değerleri = 0,219; 0,125; 0,135; <0,001; 0,009). Düşük ve yüksek fibrozis gruplarında ise viral yük, NLO ve MPV benzer saptanırken, yüksek fibrozis grubunda düşük fibrozis grubuna göre yaş daha yüksek, PLO ortalaması daha düşük bulunmuştur (sırasıyla p değerleri =0,105; 0,153; 0,209; 0,015; 0,001). Sonuç olarak PLO değeri, karaciğer biyopsisinin histolojik aktivite ve daha güçlü olmak üzere fibrozis parametreleri ile ters yönlü ilişki göstermektedir ve biyopsinin bu sonuçlarını öngörmede umut vaat etmektedir.

BiyopsiFibrozHastalık şiddeti indeksi+7
Selçuk Burak Dönmez
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik hastalığı olan bireylerde akılcı ilaç kullanımının sağlık anksiyetesi ve siberkondri ile ilişkisi

Bu çalışmada kronik hastalığı olan ve olmayan bireylerde akılcı ilaç kullanımı, sağlık anksiyetesi ve siberkondri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amaçlandı. Araştırma Kasım 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Günübirlik Tedavi Servisine başvuran 18-65 yaş aralığında 100 kronik hastalığa sahip birey ve 105 kronik hastalığı olmayan birey ile yürütüldü. Veriler Hasta Bilgi Formu, Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Siberkondri Ciddiyet Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme ile toplandı. Kronik hastalığı olanların Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği puan ortalaması 37,42±4,63; Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puan ortalaması 20,92±9,97; Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puan ortalaması 79,13±23,32 idi. Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği puan ortalaması 37,28±3,66; Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puan ortalaması 15,83±5,86; Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puan ortalaması 82,33±20,90 idi. Her iki grupta da Akılcı İlaç Kullanım düzeyleri yeterli idi. Kronik hastalığı olanların Sağlık Anksiyetesi düzeyi daha yüksekti (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların Siberkondri 'Aşırılık' ve Siberkondri 'Doktora Güvensizlik' düzeyi daha yüksekti (p<0.05). Kronik hastalığı olanların medeni duruma göre Siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında; çalışma durumuna göre Siberkondri 'Aşırı Kaygı' ve 'Aşırılık' düzeyleri arasında; eğitim durumuna göre Siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Kronik hastalığı olanların ilaç kullanım sürelerine göre Siberkondri 'Doktora Güvensizlik' düzeyleri arasında; sağlık kurumu/hekime başvuru sıklığına göre 'Sağlık Anksiyetesi düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların eğitim durumuna göre 'Akılcı İlaç Kullanım düzeyleri, Siberkondri düzeyleri ve siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında fark vardı. (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların sağlık kurumu/hekime başvuru sıklığına göre 'Akılcı İlaç Kullanımı düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Her iki grupta da Sağlık Anksiyetesi ile Siberkondri düzeyleri arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı ile Sağlık Anksiyetesi düzeyleri arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulundu. Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı ile Siberkondri 'İçini Rahatlatma' düzeyleri arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulundu (p<0.05).

Akılcı ilaç kullanımıAnksiyeteKronik hastalık+4
Ahmet Kalmaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Baş ağrısı ile başvuran çocukların radyolojik ve laboratuvar bulgularının retrospektif değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Pediatrik hasta grubunda, ruhsal ve fiziksel sağlığı olumsuz etkilemesi, eğitim ve öğretimi aksatması gibi nedenleriyle baş ağrısıyla ilgili çalışmalar tüm dünyada sürdürülmektedir. Okul çağı çocuklarının %7'sinde, adolesanların ise %15'inde baş ağrısı yakınması bulunmaktadır.(1) Bu çalışmada; çocukluk çağı baş ağrılarında nörogörüntüleme yöntemlerinin ve laboratuvar çalışmalarının klinik öneminin saptanması amaçlanmıştır. Literatüre katkı sağlaması yönünden, bu çalışmayla çocukluk çağı baş ağrılarında hangi durumlarda nörogörüntüleme ve laboratuvar tetkiklerine başvurulacağına dair fikir vermesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda Ekim 2020- Nisan 2023 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Tıp Fakültesi Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıklar Anabilim Dalı Çocuk Nöroloji polikliniğine baş ağrısı yakınmasıyla başvuran 0-18 yaş arası çocuk ve adolesanlar değerlendirmeye alındı. Çalışmamızda baş ağrısı yakınmasıyla Çocuk Nöroloji polikliniğine başvurmuş çocukların hastanemizde kan tetkikleri alınmış veya başvurudan önceki 3 ay önce dış merkezde kan tetkikleri yapılmış olup e-nabız sisteminde sonuçlarına erişilebilenlerin verileri toplandı. Bulgular: Çalışma Ekim 2020- Mart 2023 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi'nde %58,3'ü (n=116) kız, %41,7'si (n=83) erkek toplam 199 olguyla yapılmıştır. Migren tipi baş ağrısı olan vakalarda da diğer tiplere göre D vitamini düzeyi düşük saptanmakla beraber istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Çalışmamızda ortalama vitamin B12 seviyeleri normal sınırlar içerisinde yer aldığı görülmüştür. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta migren tanısı alan hastaların diğer baş ağrısı ile başvuran hastalara göre ortalama vitamin B12 düzeylerinin düşük olmasıdır. Bizim çalışmamızda da hastaların üçte birinde serum ferritin değerleri 20mg/dl'nin altında yani çok düşük, yaklaşık %80'inde ise 50mg/dl'nin altında yani düşük olarak saptanmıştır. Olguların %96,5'ine (n=192) nöro görüntülenme yapılmıştır. Olguların %6,3'ünün (n=12) beyin MRG sonucunun patolojik, %93,8'inin (n=180) normal olduğu gözlenmiştir. Sonuçlar: D vitamini ve B12 vitamini eksiklikleri kronik baş ağrısı olan vakalarda sıklıkla gözlenmektedir ve mutlaka düzeltilmesi gereklidir. Nörolojik muayenesi normal saptanmış kronik baş ağrısı saptanan bir çocukta beyin manyetik rezonans görüntüleme tetkiki tanı koymada ek bir fayda sağlamamaktadır.

AğrıBaş ağrısıKronik hastalık+6
Umut Mazlum
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hastalıkla güçlenme perspektifinden bireylerin hastalık kimliği deneyimleri

Hastalık kimliği, "bir rahatsızlığın kişinin kimliğine entegre edilme derecesi" olarak tanımlanır. Hastalık kimliğinin, "yutulma, reddetme, kabullenme ve zenginleşme" olmak üzere dört boyutu bulunmaktadır. Yutulma ve reddetme boyutunu sergileyen bireylerin tedaviye uyum düzeyleri ve sosyal uyumları düşük olmaktadır. Kabullenme ve zenginleşme boyutlarını yansıtan bireyler ise hastalıklarını kimliklerinin bir parçası olarak görmekte, hastalıklarıyla elde ettikleri güce odaklanmaktadır. Bu boyutlarda yer alan bireyler tedaviye uyum sergilemekte, stres düzeyleri azalmakta ve hastalıkları olumlu seyretmektedir. Bu durum hastalıkla güçlenme olarak değerlendirilmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, hastalık kimliği süreçlerini analiz etmek, özellikle bireylerin reddetme ve yutulma aşamalarından kabullenme ve zenginleşme aşamalarına geçişlerini anlamak ve bu geçişi sağlayacak bir model oluşturmaktır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi ve fenomenoloji deseninden yararlanılmıştır. Örneklemin belirlenmesinde; amaçlı örnekleme, ölçüt örnekleme ve kartopu örnekleme teknikleri kullanılmıştır. Araştırmaya 6 kanser, 2 Tip 1 diyabet, 2 görme engelli, 2 MS, 2 cilt hastalığı, 1 kalp hastası, 1 panik atak, 1 SMA Tip 2, 1 diyaliz, 1 lupus, 1 MD hastası katılım göstermiştir. Araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizi kapsamında betimsel analiz ve tematik analiz yöntemleri kullanılmış, Maxqda 2020 programından yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda, hastalıkla güçlenmenin hastalık kimliğinin oluşumuyla başladığı, hayatta var olma çabası, anlam arayışı ve hastalığı aşma arzusundan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Hastanın özellikleri, hastalığın normalleştirilmesi, hastalık-rol dengesinin sağlanması ve hastalığa yönelik bilinçli farkındalığın güçlenmeyi kolaylaştırdığı, hasta ve toplumun hastalığa yönelik olumsuz tutumları, tıbbi ve dışsal olumsuzlukların ise hastalıkla güçlenmeyi kısıtladığı görülmüştür. Hastalıkla güçlenmenin belirleyicilerinin, hastalığın önceliğini kaybetmesi, tedaviye yönelik olumlu yaklaşım sergileme, rol model olma ve hastalıkla çeşitli kazanımlar sağlama olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: hastalıkla güçlenme, kronik hastalık, hastalık, kimlik, nitel araştırma

Kronik hastalıkSosyal kimlikTıp sosyolojisi
Ramazan Rüçhan Kaya
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan hastalarda öz-yeterlilik ile yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olan hastalarda öz yeterlilik ile yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi, amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Bu çalışmanın evrenini Mardin Devlet Hastanesi ve Kızıltepe Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Servisinde Mart 2018-Ağustos 2018 tarihleri arasında KOAH tanısı ile tedavi olan hastalar, örneklemini ise kabul edilme kriterlerine uygun 127 hasta oluşturmuştur. Veriler hasta tanıtım formu, Yaşam Doyum Ölçeği (YDÖ), Genel öz yeterlilik Ölçeği (GÖYÖ) ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %62, 2 si erkek ve yaş ortalamasının 66. 04±13. 44olduğu belirlenmiştir. Hastaların yaşam doyumu ile öz yeterlilikleri arasında pozitif yönlü, orta düzeyde bir ilişki olduğu istatistiksel açıdan önemli olduğu saptandı (p<0.05). Araştırmaya katılan hastaların yaşları ile genel öz yeterlilik puanları arasında istatistiksel olarak önemli negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu bulundu (p<0.05, r:-0.27). Araştırmaya katılan hastaların yaşları ile yaşam doyumu puanları arasında istatistiksel olarak önemli negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğu bulundu (p<0.05, r:-0.18). Sigara kullanmayanların Genel öz yeterlilik puanları daha yüksek bulundu (p<0, 05). Ancak hastaların sigara içme durumu ile yaşam doyumu arasında önemli bir ilişki saptanmamıştır. (p>0,05). KOAH'lı hastaların öz yeterlilik ve yaşam doyumlarının saptanarak, uygun hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması, hastaların öz yeterlilik ve yaşam doyumlarını düşüren sebeplerin belirlenerek bu sebeplere yönelik hemşirelik girişimlerinin uygulanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: KOAH; Öz yeterlilik; Yaşam doyumu.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifKronik hastalık+2
Ömer Tanrıverdi
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik hastalığı olan çocukların okul gereksinimleri: Fenomenolojik bir çalışma

Bu araştırmanın amacı, kronik hastalığı olan okul çağı çocuklarının eğitim yaşamlarına ilişkin gereksinimlerini öğrencilerin ve okul psikolojik danışmanlarının perspektifinden incelemektir. Nitel araştırma deseniyle gerçekleştirilen araştırmanın çalışma grubu, dokuz tip1 diyabet, sekiz astım, sekiz alerji ve iki epilepsi hastalıklarına sahip 8-14 yaşları aralığında toplam 27 öğrenci ile 6 okul psikolojik danışmanı ve 3 rehber öğretmenden oluşmaktadır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan görüşme formu ile yürütülen yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla elde edilmiştir. Yorumlayıcı fenomenolojik analiz yöntemi ile analiz edilen öğrenci bulgularında, okulda hastalık yönetimi noktasında destekleyici ilişkilere ve açık iletişime ihtiyaç duydukları, çeşitli sebeplerle devamsızlık yaşayabildikleri, okulda tedaviye yönelik uygun ortama ihtiyaç duydukları, hastalığa ilişkin kabul veya inkar gibi duygusal etkiler konusunda farklılaştıkları, öğrencilerin normal hissetmeye ihtiyaç duyarken özel gereksinimlerinin görmezden gelinmemesini talep ettikleri, zorbalık deneyimleyen öğrencilerin varlığı, bakımlarını çoğunlukla anneleri üstlenirken ailelerine karşı duydukları suçluluk ve minnet duyguları dikkat çekici bulgular arasında yer almaktadır. Ayrıca öğrencilerin bir kısmının rehberlik ve psikolojik danışma servisine hiç başvurmadığı ve başvuranların görüşmelerinde hastalığın önemli bir yer tutmadığı tespit edilmiştir. Okul psikolojik danışmanlarından/rehber öğretmenlerden alınan görüşlerin içerik analizi sonucunda ise kronik hastalığa sahip öğrencilerin bilgisine çoğunlukla veliden eriştikleri, akademik başarıyı desteklemek amacıyla destek eğitim imkanlarını önerdikleri, öğrencilere etkili destek sunabilmek adına iş birliğine ihtiyaç duydukları, hastalıklar özelinde önlem planlarının okullarında yer almadığı, bu öğrencilerle rutin görüşmeler yapmadıklarını, yapılan görüşmeler esnasında ise normalleştirme odağıyla daha hassas yaklaştıkları ve son olarak aldıkları eğitimlerin kronik hastalıklar konusunda iyileştirilmesi gerektiği bulgularına erişilmiştir. Sonuçlardan hareketle okullarda kronik hastalığı olan öğrencilerin farkındalığına ve iş birliğinin artırılmasına yönelik öneriler sunulmuştur.

Kronik hastalıkOkul çağı dönemiYorumlayıcı fenomenolojik analiz
Ayşe Dilara Sal
Hacettepe University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sürekli ilaç kullanan bireylerin akılcı ilaç kullanımına birinci basamakta verilen bireysel eğitimin etkisi: Müdahale çalışması

Akılcı olmayan ilaç kullanımı ülkemizde ve dünyada ciddi bir sorundur. Toplumun bu konudaki bilgi ve farkındalığını artırarak akılcı ilaç kullanımını (AİK) teşvik edecek eğitim müdahalelerine ihtiyaç vardır. Bu çalışma, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim Aile Hekimliği Birimi'nde, sürekli ilaç kullanan 45-74 yaş arası bireylerde AİK eğitiminin etkisini değerlendirmek amacıyla 1 Mart 2023-16 Nisan 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Non-randomize eşleştirilmiş kontrollü bir müdahale araştırması olan çalışmada veriler, araştırma ve kontrol kollarından sosyodemografik bilgiler ve Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği'ni (AİKÖ) içeren anket formlarıyla toplanmış; araştırma kolundaki katılımcılara başvuruda birebir "Akılcı İlaç Kullanımı Bireysel Eğitim Sunumu" yapılmış ve "Akılcı İlaç Kullanımı Hasta Broşürü" verilmiştir. Eğitim müdahalesinin AİK üzerindeki etkisi, eğitimden üç ay sonra AİKÖ ile değerlendirilmiştir. Son görüşmede kontrol kolundaki bireylere de "eşitlik ilkesi" doğrultusunda hasta broşürü verilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılarak IBM SPSS Statistics for Windows, Version 23.0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Sonuçlar %95 güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırma kolundan 179, kontrol kolundan 186 olmak üzere 365 kişi çalışmayı tamamlamıştır. Kollar arasında cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi, hanedeki kişi sayısı ve sürekli kullanılan ilaç sayısı bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Araştırma ve kontrol kollarının AİKÖ ön test ve son test puanları karşılaştırıldığında, araştırma kolunda eğitim müdahalesi sonrası AİKÖ puanlarında anlamlı bir artış olduğu, kollar arasında ise araştırma kolunun son test puanlarının kontrol koluna göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır (sırasıyla p<0,001, p=0,001). Multinominal lojistik regresyon analizine göre, eğitim müdahalesi sonrası araştırma kolunda yer alan katılımcıların AİK düzeyi kontrol koluna göre 2,3 kat fazla artmıştır (p=0,012). Cinsiyet, yaş grubu, eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi, hanedeki kişi sayısı ve polifarmasi durumunun AİK düzey değişimi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi saptanmamıştır. Sonuç olarak, çalışmanın bulguları eğitim müdahalesinin katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve polifarmasi durumundan bağımsız olarak AİK üzerinde pozitif bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bütüncül, kapsamlı yaklaşım çerçevesinde çalışmamızda birinci basamak şartlarında uyguladığımız müdahalenin olumlu sonuçlarıyla beraber akılcı olmayan ilaç kullanımını önleyebilecek bir müdahale türü olduğu düşünülmektedir.

Aile hekimliğiHasta uyumuKronik hastalık+1
Gülşah Onur
Hacettepe University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kronik hastalığı olan bireylerin oruçla ilgili görüş ve deneyimleri: Kalitatif çalışma

Oruç günde 17- 18 saate kadar uzayan açlık durumu olduğu için kronik hastalıkların yönetilmesini ciddi olarak etkileyen bir durumdur ve ülkemizde özellikle Ramazan ayında toplumun büyük kısmı oruç tutmakta olup ek hastalık durumlarına göre oruç öncesinde veya esnasında ilaç ve diyet ayarlaması yapmamaktadır. Oruç tutmayı planlayan diyabetli hastalar Ramazan'dan 4-8 hafta önce durum değerlendirmesi için doktora başvurmalı ve bu hastalara risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Ramazan'da, kalori ve sıvı alımı dengesinin sağlanmasının yanı sıra ortaya çıkabilecek olası komplikasyonlar konusunda hasta eğitimine çok önem verilmelidir. Hekimin hastasının mevcut tıbbi koşulları içinde oruç tutmasına yönelik gerekli tıbbi bilgi ve donanıma sahip olması; hastasına tıbbi danışmanlık yapabilmesi ve yeterli aydınlatma görevini yerine getirebilmesi için gereklidir. Bu konuda yapılan çalışmalar genellikle diyabetik hastalar üzerine yoğunlaşmış ve önemi nispetine göre az sayıdadır. Aile hekimliğinin bu hastalıkların takip ve tedavisinde önem bir yeri vardır. Ancak Ramazan orucu tutmak isteyen kronik hastalıklı bireyleri doğru şekilde yönlendirmek ve onların takibini yapmak için yeterli bilimsel veri mevcut değildir. Bu nedenle hastaların taleplerine yeterli cevap verilememekte hatta oruç döneminde hastalıkları progrese olabilmektedir. Bu çalışma ile kronik hastalığı olan bireylerin Ramazan orucu tutma ve hastalıkları konusunda nelerin farkında oldukları ve hekimlerden beklentilerinin neler olduğu incelenerek literatüre katkı sağlanması amaçlandı. Anahtar Kelimeler: oruç, kronik hastalık, aile hekimliği, hasta eğitimi, kalitatif çalışma

OruçRamazan ayıKronik hastalık+4
Merve Durmuş
Hacettepe University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükü ve ruhsal iyilik hallerine ilişkin nicel bir araştırma

Bu araştırma, kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere evde bakım uygulaması kapsamında bakım veren aile üyeleri ile aynı hanede yaşayan yetişkin aile üyelerinin bakım yüklerini ve ruhsal iyilik hallerini ortaya çıkarmak ve araştırmaya katılan bireylerin bakım yükünün ruhsal iyilik hallerine etkisini saptamak amacını taşımaktadır. Nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen bu araştırmada, tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Evde bakım uygulamasından yararlanan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 313 bakım veren aile üyesi ve aynı hanede yaşayan 129 yetişkin aile üyesi olmak üzere toplam 442 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği ve PERMA İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS V27 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere evde bakım uygulaması kapsamında bakım veren aile üyelerinin bakım yükünün, şiddetli yük kapsamında olduğunu, ruhsal iyilik halleri açısından ise ölçek puan ortalamalarının düşük düzeyde olduğunu söylemek mümkündür. Araştırma sonuçlarında hem evde bakım uygulaması kapsamında bakım verenlerin hem de yetişkin aile üyesi katılımcıların bakım yükünün, ruhsal iyilik hallerini negatif yönde etkilediği belirlenmiştir. Bu kapsamda katılımcıların bakım yükü arttıkça ruhsal iyilik hallerinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular, kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükünü azaltılıp ve ruhsal iyilik hallerinin artırılmasına yönelik sosyal hizmet müdahaleleri ve sosyal politikalarının ortaya konulması ihtiyacını ön plana çıkarmıştır. Bu bağlamda öncelikle ruh sağlığı alanında kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükünün azaltılması amacıyla ruhsal hastalık tanısı almış birey sayısı ile orantılı olarak Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinin artırılması, bakım veren bireylerin ruhsal sağlık takibinin yapılması, bir sosyal politika uygulaması olan evde bakımın, bireylere insan hakları temelinde sunulması öneriler arasında yer almaktadır. Anahtar Sözcükler Kronik ruhsal hastalık, bakım, bakım yükü, ruhsal iyilik hali, sosyal hizmet

Bakım verme yüküKronik hastalıkKronik ruhsal hastalıklar+4
Bilgehan Ergün
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocukluk çağı pankreatı̇t hastalarının tanı, tedavı̇ ve klı̇nı̇k ı̇zlem sonuçları

Pankreas hastalıklarının fizyopatogenezinin anlaşılması, tanısal yöntemler konusunda kaydedilen gelişmeler ve hekimlerin artmış farkındalığına bağlı son yıllarda pankreatit tanısı alan hasta sayısı giderek artmaktadır. Akut pankreatit (AP) vakaları genellikle komplikasyon gelişmeden düzelirken, bazı AP vakalarında tekrarlayan pankreatit atakları (akut rekürren pankreatit-ARP) görülüp, kronik pankreatit (KP) gelişimine neden olabilmektedir. Bu çalışmada 01.01.2016 ile 01.09.2018 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji-Hepatoloji ve Beslenme, Çocuk Cerrahisi, Çocuk Acil Polikliniği'ne başvuran ya da Genel Pediatri Servisi'nde takip edilen AP, ARP, KP tanılı hastaların retrospektif olarak demografik, etiyolojik, klinik ve laboratuvar özelliklerinin, klinik izlem sonuçlarının ve prognozunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya pankreatit tanısı alan 33'ü (%63,5) kız, 19'u (%36,5) erkek 52 hasta dahil edilmiştir. Hastaların %44,3'ü AP, %38,4'ü ARP, %17,3'ü KP'dir. Hastaların tanı yaşları 1-17 yıl (ort. 9,1±4,9 yıl) arasında değişmektedir. Pankreatit türüne göre etiyolojik nedenler gruplandırılmıştır. AP'li hastalarda %30 sıklıkta ilaç kullanımı pankreatit atağından sorumlu bulunmuştur. ARP'li hastalarda en sık neden pankreatikobiliyer sistem anomalisi (pankreatik divisum, pankreatikobiliyer birleşim anomalisi) (%45), KP'nin en sık nedeni genetik mutasyonlar (%44) olarak saptanmıştır. Hastaların en sık başvuru şikayeleri karın ağrısı (%94) ve bulantı/kusma (%67) olarak saptanmıştır. Yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde 1-5 yaş grubunda bulantı/kusma, ishal ve ateş şikayeti 6-17 yaş grubu ile karşılaştırıldığında artmış sıklıkta görülürken, istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0,05). Tanı anındaki laboratuvar bulgularına bakıldığında ortalama serum amilaz değeri 656±663,2 U/L (136-2953 U/L), serum pankreatik amilaz değeri 524,2±559,8 U/L (83-2764 U/L), serum lipaz değeri 1182±1447,3 U/L (83-4932 U/L) olarak saptanmıştır. Ortalama C-reaktif protein (CRP) değeri 3,24 ± 6,64 mg/dL olup, 33 (% 63,5) hastada yüksek saptanmıştır. CRP yüksekliği olan hastaların hastanede kalış sürelerinin CRP değeri normal olan hastalara göre daha uzun olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,01). Komplikasyon gelişen hastaların CRP değerleri komplikasyon gelişmeyenlere göre daha yüksek olup, istatistiksel anlamlı saptanmamıştır (p>0,05). Genetik tetkikler değerlendirildiğinde 10 (%20) hastaya genetik mutasyon analizi yapılıp KP'li dört hastada KFTR mutasyonu, ARP'li bir hastada SPINK-1 mutasyonu saptandığı görülmüştür. Radyolojik tetkikler değerlendirildiğinde hastaların %94'ünün ultrasonografi (US), %36,5'inin bilgisayarlı tomografi (BT), %82,6'sının manyetik rezonans kolanjiyopankreatografi (MRKP), %30,7'sinin endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi (ERKP) ile tetkik edildiği görülmüştür. MRKP ve ERKP yapılma sıklığı ARP'li hastalarda AP'li hastalara göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Pankreatit atağı sırasında en sık kullanılan ağrı kesici parasetamol olup, opioid kullanım sıklığı tüm hastalarda %9,6 olarak saptanmıştır. Antibiyotik verilme sıklığına bakıldığında tüm hastaların %61,5'inin tekli ya da çoklu, %42'sinin çoklu antibiyotik tedavi aldığı görülmüştür. En sık kullanılan antibiyotikler sulperazon (%62), amikasin (%51,4), ornidazol (%28,8) olarak saptanmıştır. Pankreatit atağı sırasında verilen idame mayi miktarına bakıldığında hastaların %54'üne 2000 cc/m2/gün ve üzeri hacimde mayi verildiği görülmüştür. 1500 cc/m2/gün mayi alanlar ve 2000 cc/m2/gün ve üzeri mayi alan hastalar hastanede kalış, amilaz ve lipaz değerinin normal seviyeye gelme süreleri ile komplikasyon gelişme riski açısından karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Enteral nutrisyon (EN) verilmeyen izlem süresi tüm hastalar için ortalama yedi gün (1-30 gün) olarak bulunmuştur. EN'ye 72. saatten sonra başlanan hastaların hastanede kalış süresi EN 72. saatten önce başlanan hastalara göre anlamlı olarak daha uzun bulunmuştur (p=0,01). Pankreatit hastaları her yaş grubunda tanı almakta ve başvuru şikayetleri yaş grubuna göre değişiklik gösterebilmektedir. Başvuru anında bakılan laboratuvar bulguları ve radyolojik görüntülemeler pankreatit ayırıcı tanısında ve hastalığın prognozu konusunda ipucu vermektedir. ARP ve KP hastalarının hastalık yükü nedeniyle akut dönemde tanı konulması ve rekürren atakların önlenmesi önem taşımaktadır. Hastaların tedavisi konusunda standart yaklaşım oluşturulması prognozu iyileştirici etkide bulunacaktır.

EtyolojiKronik hastalıkNüks+7
Emine Özlem Bostancı
Hacettepe University
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lomber disk protrüzyonu olan hastalarda fizik tedavi modaliteleri uygulamaları ve kinezyolojik bantlamanın ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Lomber Disk Protrüzyonu tedavisindeki güncel yaklaşım seçenekleri hastanın günlük yaşam fonksiyonlarının iyileştirilmesini hedeflemektedir. Tedavisinde birçok fiziksel tıp yönteminin kullanıldığı Lomber Disk Protrüzyonunda fizik tedavi modaliteleri ve son dönemlerde kinezyolojik bantlama yöntemleri de popülerlik kazanmıştır. Bu amaçla fizik tedavi modaliteleri ve birçok farklı kinezyolojik bantlama yöntemi mevcuttur. Bu çalışma Lomber Disk Protrüzyonu olan Hastalarda fizik tedavi modaliteleri uygulamaları ve kinezyolojik bantlamanın ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya 40 hasta dahil edildi. Hastalar çalışma kriterlerine göre iki gruba ayrılarak randomize edildi. İlk gruptaki 20 hastaya sadece fizik tedavi modaliteleri (sıcak ve soğuk uygulama, ultrason, tens) diğer gruptaki 20 hastaya ise alan düzeltme tekniği yöntemi ile kinezyolojik bantlama uygulandı. Hastaların demografik özellikleri alındı. Ağrı şiddetleri Vizüel Ağrı Skalası ve Oswestry Ağrı Skalası ile değerlendirildi. Hastalar tedaviye başlamadan önce değerlendirildi. Toplam iki hafta boyunca hastalar tedaviye alındı. Birinci gruptaki hastalara fizik tedavi modaliteleri 2 hafta boyunca, haftada 5 seans, her seansta 45 dakika süreyle uygulandı. İkinci gruptaki hastalara 2 hafta boyunca toplamda 3 defa kinezyolojik bant uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrası yapılan değerlendirilmede birinci grupta istatistiksel olarak anlamlı düzelme görüldü. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre fizik tedavi modalitelerinin Lomber Disk Protrüzyonu olan hastalarda ağrıyı kinezyolojik bantlama uygulamasına göre daha çok azalttığı ancak bu konuda daha ileri çalışmalara gereksinim olduğu düşünüldü.

Bel ağrısıFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+4
Sümeyye Akbaş
İstanbul Arel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Phosmet'in toksik etkilerinin araştırılması

Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer kelimelerinin baş harfleri ile kullanılan KBRN terimi söz konusu maddelerin kasten veya kazayla kullanılmasıyla meydana gelen, çevre ve insan için zararlı ve tehlikeli durumları belirtmek için kullanılmaktadır. Pestisitler, özellikle bitki zararlılarının, yabani otların veya bitki hastalıklarının kontrolü için tasarlanmış heterojen bir kimyasal grubu oluşturmakta ve KBRN ajanı olarak kullanılabilme potansiyeli taşımaktadır. Bundan dolayı pestisitlerin olası olumsuz etkilerinin belirlenmesi ileride doğabilecek kimyasal tehlikeler karşısında alınabilecek önlemlerin ortaya konması noktasında önem arz etmektedir. Bu kapsamda yapılan araştırmanın amacı yaygın kullanıma sahip bir pestisit olan Phosmet'in olası toksik etkilerini model bir organizma olan Daphnia magna üzerindeki akut ve kronik toksisite deneyleri ile tespit etmektir. Araştırmada hayatta kalma deneyleri 6 kuyucuklu plakalarda 7 farklı konstrasyonda (0,01; 0,1; 1,10; 25; 50; 100 μM) 3 tekrarlı olacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre 24 saatlik maruziyet sonunda 25 uM ve üstü phosmet konsantrasyonlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde mortalite tespit edilmiştir. Bununla birlikte, 48 saatlik maruziyette 1 ve 10 uM phosmet konsantrasyonlarında anlamlı seviyede mortalite olduğu bulunmuş ve 50 ve 100 uM phosmet konsantrasyonlarında tüm canlılar ölmüştür. Diğer taraftan kronik toksisite deneyleri yaşam süresi ve üreme olmak üzere iki kademeli olarak gerçekleştirilmiş olup deneylerde organizmalar 0,01 ve 0,1 μM Phosmet konsantrasyonlarına maruz bırakılmıştır. Yaşam süresi deneyleri bütün canlılar ölünceye kadar devam ettirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, Phosmet'in Daphnia magna'ların yaşam sürelerine olumsuz bir etkisinin olmadığı belirlenmiş, üreme deneylerinde 0,1 μM Phosmet konsantrasyonun kontrol grubuna kıyasla daha çok yavru verdiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Phosmet'in Daphnia magna üzerinde konsantrasyona bağlı olarak olumsuz etkilerinin olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, güvenlik ve toksisite seviyelerini belirlemek için Phosmet'in daha ileri analizlerinin yapılması, çevredeki kullanımının ve seviyelerinin dikkatle izlenmesi gerekmektedir.

Akut hastalıkDaphnia magnaKBRN+2
Mustafa Ataş
İskenderun Technical University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Multipl skleroz hastalarına evde bakım veren aile bireylerinin bakım yükü ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişki

Kronik hastalıklar fizyolojik olarak geri dönüşümsüz değişikliklere yol açan, yaşamın uzun bir dönemini kapsayan sürekli tıbbi bakım gerektiren hastalıklardır. Bireyin hayatına beklenmedik bir anda giren hastalık olgusu, kendisinden beklenen kişisel, sosyal rol ve fonksiyonlarını yerine getirmesini engellemekte ve neticede birtakım psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Hastalığın kronik halde seyri ise hasta ve yakınları için bu sorunları uzun dönemli ve karmaşık bir hale getirip yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Hasta yaşamının tüm süreçlerinde yaşam kalitesinde olumsuzluklara ve güçlüklere yol açan, hem hastanın hem de bakım vericinin yaşam kalitesinde önemli ölçüde düşüşe neden olan tıp literatüründe yer alan hastalıklardan biri de Multipl Skleroz (MS) hastalığıdır. Dolayısıyla bu çalışma araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel tipte olup multıpl skleroz hastalarına evde bakım veren aile bireylerinin bakım yükleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, bir üniversite hastanesinin nöroloji kliniğine kayıtlı 158 hasta yakını birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Bakım Vereni Tanıtıcı Bilgi Formu (Ek-1), Bakım Verme Yükü Ölçeği (Burden İnterview) (Ek-2), Bakım Vericilerin Yaşam Kalitesi Ölçeği–(Ek-3) nin kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi Statistical Package For Social Science (SPSS) programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızda, bakım vericilerin Bakım Verme Yükü Ölçeği puan ortalaması 57.89 ± 15.33 olarak tespit edilmiştir. Bakım vericilerin eğitim durumuna, çocuk sahibi olma durumuna, hastaya olan yakınlık derecesine, hasta ile aynı evde yaşama durumuna, toplam bakım verme süresine, tedavi sürecinde sağlığının etkilenme durumuna, sorumlulukları etkileme durumuna, evlilik ilişkilerinde sorun yaşama durumuna göre, aile ilişkisinde sorun yaşama durumuna göre bakım verme yükü ölçeği puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmamızda Bakım Vericilerin Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden elde edilen bulgulara göre yaşam kalitesi ölçeği puan ortalamasına bakıldığında, puan ortalamasının en yüksek olduğu madde yük alt boyutunda olmuştur (26.00 ± 9.75). Ayrıca Bakım Verme Yükü Ölçeği ile Bakım Vericinin Yaşam Kalitesi ölçeği arasında negatif yönde orta güzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir.

AileBakım verenlerBakım verme yükü+4
Kemal Atan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapi uygulamasının ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkisi

Amaç: Bu araştırmada kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapi uygulamasının ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma İstanbul İli Bakırköy ilçesi İncirli semtinde bulunan Özel EKA-FİT Merkezinde gerçekleştirildi. Çalışmaya kronik boyun ağrısı tanısı konulmuş 40 hasta dahil edildi. Hatalar tek grup olarak değerlendirildi. Çalışmada Hasta Değerlendirme Formu, Normal eklem hareketi (NEH), Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi, VAS, Boyun Özürlülük Sorgulama Anketi ve WHOQOL-BREF yaşam kalitesi anketi kullanıldı. Bulgular: Araştırmada katılımcıların % 55'i 31-40 yaş ve % 45'i ise 41-50 yaş aralığında olduğu, % 67,5'i kadın ve % 32,5'i erkek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %70'inde kronik hastalık varlığı bulunmadı. Kronik boyun ağrısı olan bireylerin BBA skalası ve VAS skalası değerlendirilmesinde Tedavi öncesi ve sonrası VAS ağrı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandığı (p≤0,05), yaşam kalitesi ölçeğinin alt boyutu puan ortalamalarının Tedavi öncesi ve sonrasında puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farkın olduğu, (p≤0,05), Manuel terapi tedavisi sonrasında boyun ağrılı hastalarda özürlülük puanlarında azalma olduğu ve tedavi öncesi, tedavi sonrasında puan ortalamları arasındaki istatistiksel farkın olduğu (p≤0,05), Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapi sonucunda fleksiyon, ekstansiyon, sağ rotasyon, sol rotasyon, sağ lateral fleksiyon ve sol lateral fleksiyon açılarında hem pasif hem de aktif tarafta artış bulunduğu ve tedavi öncesi, tedavi sonrasında puan ortalamaları arasındaki istatistiksel farkın olduğu saptanmıştır (p≤0,05). Sonuç: Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapinin yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkisinin olduğu saptandı. Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapinin fonksiyonel durum üzerinde etkisi saptandı. Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapinin ağrı düzeylerini azaltması ve fonksiyonel durumu iyileştirdiğinden dolayı hastaların yaşam kalitesini arttırdığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kronik boyun ağrısı, Manuel terapi, ağrı, yaşam kalitesi

AğrıBoyunBoyun ağrısı+7
Oğuzhan Çarkçı
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabetes mellitus veya hipertansiyonu olan yetişkin bireylerde sağlık okuryazarlığı, endişe ve anksiyete arasındaki ilişkinin incelenmesi ve kronik hastalığı olmayan bireylerle karşılaştırılması

Bu araştırmanın amacı Diyabetes Mellitus (DM) veya Hipertansiyonu (HT) olan hastaların sağlık okuryazarlık düzeylerinin yeterli olup olmadığının belirlenmesi, endişe anksiyete ile ilişkisinin tespiti ve sağlıklı bireylerle karşılaştırılmasının incelenmesidir. Çalışma grubunu, Van İli Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 171'i kadın, 129'u erkek olmak üzere toplam 300 gönüllü birey oluşturmuştur. Araştırma kesitsel tanımlayıcı tipte bir anket çalışmasıdır. Çalışmamıza katılan bireylerin sosyodemografik özelliklerine, endişe ve anksiyete durumlarına ve sağlık okuryazarlık düzeylerine ait bilgileri elde etmek amacıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Endişe ve Anksiyete Ölçeği (EAÖ) ile Yetişkin Sağlık Okuryazarlık Ölçeği (YSOÖ) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Tek Yönlü Varyans Analizi, Ki-kare testi ve Pearson Korelasyon Analizi testleri kullanılmıştır. Çalışmaya dahil edilen bireylerin yaşları 18 ile 87 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 49.24±16.74'tür. Kronik hastalığa sahip bireylerin yaşları 26 ile 87 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 59.18±9.41'tür. Sağlıklı bireylerin yaşları ise 18 ile 51 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 29.34±7.51'dir. Araştırmaya katılan bireylerin EAÖ puanları 0 ile 77 arasında değişmekte olup ortalama puan 41.72±16.38'dir. Kronik hastalığa sahip bireylerin puanları 4 ile 74 arasında değişmekte olup ortalama puan 45.48±13.92 bulunmuştur. DM ve HT grupları arasında EAÖ sonuçları anlamlı farklılık içermemekteydi (p>0.05). Sağlıklı bireylerin EAÖ puanları 0 ile 77 puan arasında değişmekte olup ortalama puan 34.19±18.30'dur. Sağlıklı bireyler kronik hastalıklara sahip bireylerle kıyaslandığında, kronik hastalığa sahip bireylerde EAÖ puanı daha yüksek bulunmuş olup anlamlı farklılık içermekteydi (p<0.05). DM ve HT grupları ayrı ayrı sağlıklı bireylerle kıyaslandığında EAÖ sonuçları DM, HT gruplarında daha yüksek bulunmuş olup anlamlı farklılık içermekteydi (p<0.05). Araştırmamızda, bireylerin endişe anksiyete düzeyleri arasında kadın cinsiyet, eğitim düzeyinin düşük olması, herhangi bir meslek sahibi olmaması, kronik hastalığa sahip olması, düzenli kontrollere gitmeyenler(en az 6 ayda bir) EAÖ sonuçları daha yüksek bulunmuş olup istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p˂0.05). Medeni durumun endişe anksiyete düzeyi açısından anlamlı fark göstermediği tespit edilmiştir (p>0.05). Çalışmamızdaki bireylerin YSOÖ puanları 0 ile 20 arasında değişmekte olup ortalama puan 9.24±5.47'dir. Kronik hastalığa sahip bireylerin puanları 0 ile 20 arasında değişmekte olup ortalama puan 6.40±4.05 bulunmuştur. DM ve HT grupları arasında YSOÖ sonuçları anlamlı farklılık içermemekteydi (p>0.05). Sağlıklı bireylerin YSOÖ puanları 7 ile 20 puan arasında değişmekte olup ortalama puan 14.92±2.91'dir. Sağlıklı bireyler, kronik hastalıklara sahip bireylerle kıyaslandığında YSOÖ sonuçları daha yüksek bulunmuş olup anlamlı farklılık içermekteydi (p<0.05). DM ve HT grupları ayrı ayrı sağlıklı bireylerle kıyaslandığında YSOÖ sonuçları, sağlıklı bireylerde daha yüksek bulunmuş olup anlamlı farklılık içermekteydi (p<0.05). Araştırmamızda, bireylerin kadın cinsiyette olması, evli olması, eğitim düzeyinin düşük olması, herhangi bir meslek sahibi olmaması, kronik hastalığa sahip olması, düzenli hekim kontrolüne gitmemesi(en az 6 ayda bir) ve düzenli ilaç kullanmaması açısından SOY düzeyi düşük bulunmuş olup istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir(p˂0.05). Sosyoekonomik durum, DM veya HT hastası olunması, tedaviyi aksatma nedenleri ile SOY düzeyleri arasında anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Çalışmamıza katılan tüm bireylerin SOY puanları arttıkça EAÖ puanları azalmaktadır. SOY puan ortalamaları ile EAÖ puan ortalamaları arasında anlamlı negatif korelasyon saptanmıştır (r=-0.434, p=0.000). Toplumun geleceğini şekillendirecek kişiler çocuklardır. Bir çocuğun okuryazarlık düzeyinin gelişmesinde ailesinin okuryazarlık seviyesinin etkin rol oynadığı bilinmektedir. Buradaki en önemli görev Aile Hekimleri' ne düşmektedir. Aile hekimi, ailedeki bireylerin okuryazarlık seviyesini yapacağı görüşme ve testlerle tespit etmelidir. Yetersiz okuryazarlık tespit ettiği bireylerde gerekli eğitim ve görüşmeler sonucunda ailenin ve çocuğun SOY seviyesini yeterli seviyeye getirmelidir. Ayrıca toplumda SOY düzeylerini artırabilmek için topluma dayalı projelerin yaygınlaştırılması, bilinçlendirici sunumlar hazırlanması, alışveriş merkezi giriş çıkışlarında, şehir merkezlerinde, hastanelerin yakınlarında ilgi çekici standlar açılması önerilebilir. Hastanelerde özellikle kronik hastaların takip edildiği polikliniklere basit şekillerle anlatılan SOY kitapçıklarının dağıtımı, sağlık bakanlığımızın öncülüğünde kısa, net ve basit bilgilerden oluşan kamu spotlarının yaygınlaştırılması, SOY'un tam olarak belirlenmesi için ülkemizin kültürel yapısına uygun ölçeklerin oluşturulması yararlı olacaktır. Üniversite ve okullarda öğrencilere konuya ilişkin düzenlenecek seminer, konferans ve benzeri bilimsel aktiviteler SOY bilinçlendirilmesi açısından yararlı olacaktır. Ülkemizde son yıllarda artış gösterse bile henüz yeterli seyiyeye ulaşılamağından SOY konusunda güncel çalışmaların yapılması önerilebilir.

AnksiyeteDiabetes mellitusHipertansiyon+3
Muhammed Mustafa Beyoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık sosyolojisi perspektifinden diyabet hastalığı: Van ili örneği

Biyolojik olarak ele alındığında sağlık ve hastalık olgularının genellikle sağlık bilimlerinin inceleme alanı olarak görüldüğü anlaşılabilmektedir. Ancak sağlık ve hastalık olgularının toplumsal sorunlar olarak görülmesi ile birlikte inceleme alanının sağlık bilimlerinin yanı sıra genel anlamda sosyal bilimler, özelde ise sosyoloji alanlarına doğru genişlediği söylenebilir. İnsanlık tarihinin her döneminde, dönemin koşullarına bağlı olarak belirli hastalıklar görülmüştür. Günümüz dünyasının bir sonucu olan kentleşme, toplumsal yapıda gerçekleşen değişimler, toplumsal eşitsizlikler, tüketim kültüründe değişimler gibi faktörler diyabet hastalığının artışında rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, diyabet hastalığının biyolojik yönlerinin değil toplumsal yapıda nasıl bir yerde durduğu, bireylerin gündelik yaşam pratikleri, aile ve sosyal yaşamda bıraktığı etkileri, hasta bireyin yaşadığı zorluklar ve bu hastalıkta yapılan eksikler ile beklentilerin neler olduğudur. Bununla birlikte hastalığın bir kent üzerindeki yansımasının, özellikle Van il merkez ilçelerinde ki dağılımın ortaya konması da çalışmanın amaçları arasında yer almaktadır. Çalışmada hem nitel hem de nicel araştırma yöntemini içeren karma yöntem kullanılmıştır. Nicel veri toplama sürecinde Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 1 Ocak 2024 – 1 Ocak 2025 tarihleri arasında başvuru yapan ve araştırmanın evrenini temsil eden bireyler örneklem grubu olarak kabul edilerek verileri kullanılmıştır. Nitel veri toplama sürecinde ise olasılığa dayalı olmayan amaçlı örneklem tekniği kullanılarak, araştırmanın evrenini temsil eden 25 bireyden örneklem grubu oluşturulmuş ve yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre; düzenli takip, tedavi yönetimi tercihi ve düzenli egzersizde cinsiyeteler arasında değişkenler olduğu; hasta imgesinin eksik, düşük hayat kalitesine sahip, dinç olmayan, imtihan edilen, kısıtlanmış olarak şekillendiği; diyabet hastalığının bireyin aile ve sosyal yaşamı üzerinde etkilerinin olduğu; toplumsal yapıda diyabet hastalığı ile ilgili bilinç düzeyinin eksik olduğu; hastalık yönetiminde alternatif sağlık uygulamalarına yönelim olduğu anlaşılmaktadır.

Kronik hastalıkSağlık sosyolojisiSağlık ve hastalık+3
Oğuzhan Durmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların mevcudiyeti, fiyatı ve satın alınabilirliği: Ankara'da bulunan eczaneler üzerine bir araştırma

İlaçlara adil olarak erişebilmek küresel bir öncelik olarak görülmektedir. 1970'lerden bu yana Dünya Sağlık Örgütü temel ilaçlar kavramını vurgulayarak adil erişimi desteklemektedir. Temel ilaçlar nüfusun çoğunluğunun sağlık ihtiyaçlarını karşılayan ilaçlardır. Gerekli ilaçlara adil erişim olmadan temel sağlık hakkının yerine getirilemeyeceği gerekçesiyle nüfusun öncelikli sağlık ihtiyaçlarını karşılayan ilaçlar olarak görülen, kronik hastalık tedavisinde kullanılan temel ilaçların Ankara'daki eczanelerde mevcudiyet, fiyat ve satın alınabilirliklerini değerlendirmek bu çalışmanın temel amacıdır. Araştırmanın yöntemi, Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Sağlık Eylemi El Kitabı İlaç Fiyatları, Mevcudiyeti, Satın Alınabilirliği ve Fiyat Bileşenlerini Ölçme 2.Baskı'ya (Measuring Medicine Prices, Availability, Affordability and Price Components 2nd Edition) dayanmaktadır. Araştırmanın örneklemini tabakalı sistematik örnekleme yoluyla seçilen Ankara'da bulunan 334 eczane oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü 21. Temel İlaç Listesi'nden yararlanılarak kalp ve damar hastalıkları, diyabet, kronik solunum yolu hastalıkları ve palyatif bakımda kullanılan 24 temel ilaç araştırma kapsamına alınmıştır. Veriler yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Üç aşamalı mevcudiyet, fiyat ve satın alınabilirlik kavramları IBM SPSS Statistics 22 ve Microsoft Excel programları kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada 15 ilacın DSÖ tarafından belirlenen %80 mevcudiyet hedefini karşıladığı ancak 9 ilacın karşılamadığı saptanmıştır. Genellikle, orijinal ilaçlar jenerik ilaçlardan daha fazla mevcuttur. En fazla kalp ve damar hastalıkları ilaçları mevcut olup, sırasıyla palyatif kanser bakımı ilaçları, kronik solunum yolu ilaçları ve diyabet ilaçları gelmektedir. İlaçların %79'unun fiyatı, uluslararası referans fiyatlardan daha fazladır. Orijinal ilaçların medyan fiyat oranı, jenerik ilaçlardan yüksek ya da eşit bulunmuştur. Jenerik ilaçların, orijinal ilaçlara göre satın alınabilirlik açısından daha avantajlı olduğu bulunmuştur. Glibenclamide, Budesonide, Gliclazide ve Diazepam hem düşük düzeyde mevcuttur hem de ulusal fiyatları uluslararası referans fiyatlardan daha yüksektir. Bu araştırma, Türkiye'de temel ilaçların mevcudiyeti, fiyatı ve satın alınabilirliği konusunda Dünya Sağlık Örgütü/Uluslararası Sağlık Eylemi metodolojisini kullanan ilk araştırmadır. Sonuçlar, uygun fiyatlı ilaçlara erişimi iyileştirmek için öncelikli eylem alanlarını vurgulamaktadır.

AnkaraEczanelerEndokrin sistem hastalıkları+6
Gökçen Özler
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik hastalığı olan yakınlarına bakım verenlerin depresyon, kaygı, tükenmişlik belirtilerinde ve yas düzeylerinde sosyal destek ve psikolojik dayanıklılığın düzenleyici rolü

Bu çalışmanın temel amacı kronik hastalığı olan yakınlarına bakım verenlerin yaşadığı depresyon, kaygı ve tükenmişlik belirtilerini ve yas düzeylerini yordayan faktörleri ve öznel bakım veren yükü ve bakım verme sonuçları (depresif belirtiler, kaygı belirtileri, tükenmişlik, yas) arasında sosyal destek ve psikolojik dayanıklılığın düzenleyici rolünü incelemektir. Araştırmanın ilk aşamasında Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği-Bakım Veren Formu'nun Türkiye'deki geçerlik ve güvenirlik çalışması yürütülmüştür. Ana çalışmanın örneklemini Türkiye'de yaşayan ve kronik hastalığı olan bir yakınına bakım veren 18-65 yaş arası 318 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara araştırmanın amacı doğrultusunda, Sosyodemografik Bilgi ve Bakım Verme Formu, Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği-Bakım Veren Formu, Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS 22.0 programı kullanılmış ve Hayes'in (2018) PROCESS eklentisinden yararlanılmıştır. Elde edilen verileri değerlendirmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi, Spearman Sıralama Korelasyon Katsayısı Analizi, Tek Yönlü Çok Değişkenli Varyans Analizi (MANOVA), Hiyerarşik Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi ve Basit Düzenleyici Değişken Analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, öznel bakım veren yükünün tüm bakım verme sonuçları için anlamlı bir yordayıcı olmasının yanı sıra öznel bakım veren yükü ve bakım verme sonuçlarının hem çeşitli demografik değişkenler hem de hastalık ve bakım verme sürecine ilişkin değişkenlerle ilişkili olduğu saptanmıştır. Öznel bakım veren yükü ile tükenmişlik arasında sosyal desteğin düzenleyici rolü olduğu; öznel bakım veren yükü ile depresif belirti ve yas düzeyi arasında ise psikolojik dayanıklılığın düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular alanyazın ışığında tartışılmıştır. Son olarak araştırmanın klinik doğurguları ve sınırlılıkları değerlendirilmiş ve gelecekte yapılacak araştırmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Bakım Veren Yükü, Tükenmişlik, Yas, Depresyon, Kaygı, Sosyal Destek, Psikolojik Dayanıklılık

Bakım verenlerBakım verme yüküDepresyon+7
Gizem Önal
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Reminiscence functions and their relation to post-traumatic cognitions and well-being in young adults with chronic diseases

This study aimed to show that reminiscence functions are an important factor for the post-traumatic growth and psychological well-being in young adults with chronic illnesses. Though, there is various researches investigating the effect of reminiscence functions on psychological well-being, surprisingly there is no research investigating the effect of reminiscence functions on post-traumatic growth in sample who are young adults with chronic illnesses. The present research had two studies. In the Study I, Reminiscence Functions Scale (RFS) (Webster, 1993) was adapted. 420 participants who are 18-39 years of age completed RFS, Beck Anxiety Inventory (BAI), Beck Hopelessness Scale (BHS), Ruminative Thought Style Questionnaire (RTSQ), and Life Satisfaction Scale (LSS) for adaptation process. The confirmatory factor analysis results present a factorial structure comprising seven factors which are reflective, death preparation, intimacy maintenance, boredom reduction, bitterness revival, teach/inform, and conversation and adequate reliability scores (from 0.83 to 0.91). In the study II, 65 young adults who are 18-25 years of age with chronic illness completed RFS, Hospital Anxiety-Depression Scale (HADS), and Post-Traumatic Growth Inventory (PTGI). The results showed that reflective function has significant effect on post-traumatic growth, death preparation and teach/inform have significant effect on anxiety, and teach/inform and intimacy maintenance have significant effect on depression. The current study provides a rich base of information for ways to further enhance the therapeutic power of reminiscence-based intervention for young adult patients who have chronic illness.

AnxietyReminiscence functionsDepression+6
Sena Kalaycı Çelik
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

A comparison of psychological well-being of children with chronic illnesses and their healthy peers through children's drawings

Psychological well-being of children with chronic illnesses is affected by illness process. Therefore, it is believed that a systematic attempt examining the psychological difficulties with multiple respondents and age-appropriate methods is important. The current thesis aimed to compare psychological well-being of children with chronic illnesses and their healthy peers through their drawings and parental reports. The participants consisted of 49 children with chronic illnesses, 66 healthy children (6-12 years) and their parents. Parents filled Demographic Information Form and Strengths and Difficulties Questionnaire (SDQ) while children were drawing Human Figure Drawings (HFD), Family Drawings and a picture of where they would like to be at that moment. According to the results of ANOVA and Chi-Square analyses; children with chronic illnesses had significantly higher numbers of emotional indicators on HFD than healthy children, parents of children with chronic illnesses reported significantly higher Emotional Symptoms scores on SDQ than parents of healthy children, and drawings of where they would like to be at that time reflected different wishes of chronically ill and healthy children. In addition; results indicated that boys had significantly higher numbers of emotional indicators on HFD than girls regardless of health status, and also chronically ill boys had higher numbers of emotional indicators on HFD and emotional tone scores of Family Drawings than healthy boys. These results showed that chronically ill children, especially boys, had higher risks for emotional difficulties so their psychological well-being should be improved besides their physical well-being. Keywords: Children, Chronic Illnesses, Hospitalization, Drawings, Psychological Well-Being

Chronic diseasePsychological well beingPictures+2
Işıl Çukurova
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2021
00

İlgili konular