Neoplasm metastasis

179 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kraniyal görüntüleme bulguları normal akciğer karsinomlu olgularda erken dönem ve 3 ay sonrası kraniyal manyetik rezonans spektroskopi bulguları

Çalışmamızda, kontrol grubu olgularla konvansiyonel manyetik rezonansgörüntülemeyle (MRG) kraniyal metastaz saptanmayan akciğer kanserli olgularda ilktanı ve 3 ay sonrası dönemlerde manyetik rezonans spektroskopi (MRS) ile kraniyaldeğişikliklerin olup olmadığının saptanması amaçlandı.Çalışmamızda Eylül 2010- Haziran 2011 tarihleri arasında İnönü ÜniversitesiGöğüs Hastalıkları Anabilim Dalında akciger kanseri tanısı alan 41 hasta (39 erkek, 2kadın) yer aldı. Çalışma süresince, 41 hastanın 6'sı ex, 6'sı da ilk değerlendirme sonrasıtakip tetkiklerine gelmediğinden toplam 29 hasta ile çalışma tamamlandı. Yaşortalaması 65.7 ± 9.4 (44-80) dü. Çalışmamızda 29'u erkek, 3'ü kadın 32 sağlıklıbireyden oluşan kontrol grubu mevcuttu. Kontrol grubunun yaş ortalaması 62.9 ± 8 (42-80)di. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalında, MRS öncesinderutin konvansiyonel MRG kesitleri alındı (Gyroscan Intera Master, Philips, Best,Hollanda). Aksiyel planda T1A (TR 450 msn, TE: 10 msn), aksiyel T2A (TR 4366 msn,TE: 120 msn), koronal FLAIR (TR 6000 msn, TE:110 msn, TI: 2000), sagital T2A (TR4366 msn, TE:120 msn) görüntüler elde edildi. Konvansiyonel MRG ile kraniyalmetastaz saptanmayan hastaların ilk tanı ve 3 ay sonrası normal görünümlü solpariyetooksipital ve sol serebellar beyaz cevherden PRESS (TR2000/TE136msn) ve 128ortalama ile tek voksel ROI (17x 17 x 17 mm) yerleştirilerek MRS ile elde edilen Nasetil aspartat (NAA)/ Kreatin (Cr), NAA/ Kolin (Cho) ve Cho/Cr oranları kontrolgrubu ile karşılaştırıldı.Kontrol grubu ile akciğer kanserli hastaların ilk tanı anında serebellum için yapılanMRS degerlerinde NAA/Cr için p degeri 0.70, NAA/Cho için p=0.14, Cho/Cr için p=0.03 pariyetooksipitalde NAA/Cr için p=0.68, NAA/Cho için p=0.28, Cho/Cr içinp=0.09 bulundu. Kontrol ve akciğer kanserli hastaların 3 ay sonraki MRSdeğerlendirilmesinde, serebellumda NAA/Cr için p=0.3, NAA/Cho için p=0.87, Cho/Criçin p=0.09, pariyetooksipitalde NAA/Cr için p=0.12, NAA/Cho için p=0.71, Cho/Criçin p=0.6'dir. İstatiksel olarak anlamlı farklılık, ilk tanı ile kontrol grubu serebellarbölge Cho/Cr değerinde saptanmıştır. Hasta grubu içerisinde ilk tanı ve 3 ay sonrasıserebellumda NAA/Cr için p=0.43, NAA/Cho için p=0.07, Cho/Cr için p=0.57,pariyetooksipitalde NAA/Cr için p=0.15, NAA/Cho için p=0.39, Cho/Cr için p =0.31olup hiçbirinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır.Akciğer kanseri tanılı ve standard kraniyal MRG ile metastatik tutulumsaptanmayan olgularda, ilk tanı ve 3 ay sonrasında yapılan MRS ile elde edilenNAA/Cr, NAA/Cho ve Cho/Cr oranlarının istatistiksel olarak anlamlılık göstermemesi,her ne kadar NAA/Cr oranı kontrol grubundan 3 aylık dönem verilerine doğru rakamsalazalma ve Cho/Cr oranları ilk tanı ve 3 aylık dönemde rakamsal artış gösterse de,nöronal hasarın ve hücre zarı metabolizmasında etkilenimin olmadığını göstermektedir.

Akciğer neoplazmlarıKafa ve boyun neoplazmlarıKarsinoma+6
Adil Doğan
İnönü University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanseri alt-gruplarında monosit/makrofaj/alveolar makrofaj arası etkileşimlerin metastaz ve immün modülasyon üzerine etkileri

Meme kanseri kadın kanserleri arasında birinci sırada yer almaktadır. İlk olarak akciğere olmakla beraber, kemik, karaciğer ve beyin metastazı görülür. Kanser kök hücresi/kanser başlatıcı hücrelerin metastazdan sorumlu olduğu ve primer meme tümöründe bulunan kanser kök hücresi popülasyon ve yüzdesinin bu yayılımda sorumlu olduğu ileri sürülmektedir. Kanser kök hücresi ve immün modülasyon/kaçış ile ilgili birçok çalışma litaratürde bulunmakla beraber, monosit/makrofaj/doku yerleşik makrofajları ve kanser kök hücresi arasındaki ilişki henüz bilinmemektedir. Ayrıca, akciğer doku yerleşik makrofajları ile ilgili yapılacak çalışmalarda bu hücreler için bir hücre hattı mevcut değildir. İlgili tez kapsamında, monositik bir hücre hattı olan THP-1'den, spontan seçilim ile alveolar makrofaj benzeri bir hücre hattı (Al-Maq/D6P30-DAİSY5) oluşturulmuştur. Bu hücre hattı CD206, CD163, CD169, CD11b, CD11c, CD14, HLA-DR, CD16 ve CD68 belirteçleri kapsamında karakterize edilmiştir. İlgili hücre hattı seçilirken farklı yüzey ve ekstrasellüler matris bileşenleri kullanılarak, farklılaşmayı en çok destekleyen koşul ile devam edilmiştir. Oluşturulan alveolar makrofaj benzeri hücre hattı meme kanseri hücre hatları ile ko-kültüre edilerek CD44/CD24 belirteç düzeylerindeki değişim araştırılmıştır. Kullanılan meme kanseri hücre hatlarından MDA-MB-468 ve T47D hücrelerinin ''karışık tip'' kanser kök hücresi alt-klonlarını bulundurduğu ve en çok bu hücrelerin alveolar makrofaj karakterini desteklediği görülmüştür. BT474 hücrelerinin CD14+ monositik alt-grupları arttırırken, CD169 belirtecini en az uyaran hücre hattı olduğu belirlendi. Tüm bu sonuçlar neticesinde, kanser kök hücresi alt-tiplerinin farklı monosit/makrofaj ve doku yerleşik makrofaj alt-grubunu destekleyebileceği belirlendi. Bu veriler ışığında ileri mekanistik çalışmalar planlanarak mekanizmanın aydınlarılması hedeflenmektedir.

Akciğer neoplazmlarıMakrofajlarMeme hastalıkları+6
Onur Etgü
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İskelet osteosarkomu tanısı alan hastaların klinikopatolojik özelliklerin retrospektif değerlendirilmesi

Osteosarkomlar, mezenkimal kaynaklı hücrelerden, kemikten veya nadiren yumuşak dokudan köken alırlar. Kemiğin en sık görülen primer kemik malignitesi olan osteosarkom, osteoid ve/veya matürleşmemiş kemik üreten hücrelerin varlığı ile tanımlanır. Tedavi edilmediğinde, lokal ve sıklıkla metastatik hastalık progresyonu ile hastalar için ölümcül sonuçlar ortaya çıkarır. Tanı anında metastazları olmayanlar için, büyük kanser merkezlerinde 5 yıllık sağ kalım %20 idi. Ciddi mortalite oranı ile seyreden kemik tömörüdür. Çalışmaya aldığımız hastalarımızın 14'ü(%29,80) kadın ve 33'ü (%70,20) erkektir. Tanı hastalarımızın medyan yaşı 41 yıl idi. Hastalar ECOG evrelemesine göre değerlendirildiğinde ise en sık, %70,20'sinin evresi, 0'dır. Hastaların en sık semptomu %63,80' ile ağrıdır. AJCC evrelemesine göre değerlendirildiğinde ise en sık görülen evre %29,80'i 4A, histolojik tipe göre incelendiğinde ise hastaların %85,10'u non-osteoblastiktir. Yerleşim yerine göre değerlendirildiğinde ise hastaların %61,70'inde ise ekstremite olarak saptanmıştır. Tümör boyutuna göre incelendiğinde ise hastaların %67,40' ında ise >10 cm olduğu saptanmıştır. Yaş gruplarının ve cinsiyetin erkek/kadın oranı 2:35 olup genel sağ kalım üzerine etkisi bulunmamıştır. Tanı anında evre 4A olan hastaların genel sağkalım üzerine etkisine bakıldığında mortalite riskinin 8.23 kat daha fazla olduğu saptanmıştır. AJCC evreleme sistemine göre 2A olarak sınıflanan hastaların medyan sağkalım süresi 68,44 ay, 2B evresindekilerin 38,36 ay, 4A evresindeki hastaların 12,59 ay ve 4B evresindeki hastaların ise 41, 03 ay olduğu saptanmıştır. 4B evresinde ki hastaların da yine 4A evresindeki hastalara göre genel sağkalım sürelerinin daha yüksek (41,03 ay & 12,59 ay; p=0,007) olduğu saptanmıştır. Tanı anında akciğer metastazı olan hastaların akciğer dışı metastaz olanlara göre genel sağkalımının daha düşük olduğu saptanmıştır. Osteosarkom histolojik alt tiplerinin osteobastik ve non ve osteblastik tipleri arasında genel sağkalım üzerine anlamlı farklılığını saptanmamıştır. Hastaların aldıkları tedavi rejimlerinde neo-adjuvan ve adjuvan tedavi modaliteleri arasında genel sağ kalım üzerine iki tedavinin de birbirine üstünlüğünü saptanmamıştır. Tedavi modaliteri arasında non metastatik ve metastatik hastalarda en sık sisplatin +doxorubicin rejiminin verildiği ve bunların neo adjuvan kt sin de %41,20 sinde febril nötropeni geliştiği adjuvan kt de ise %43.5 febril nötropeni geliştiğini saptanmıştır.

Kas-iskelet hastalıklarıKemik neoplazmlarıNeoplazm metastazları+3
Abdullah Özdemir
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Papiller tiroid kanseri boyun metastazını saptamada FDG PET etkinliğinin değerlendirilmesi

Son yıllarda popülaritesinin artmasıyla birlikte FDG PET çeşitli malign hastalıklarda tanısal yöntem olarak sıklıkla başvurulan bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizim çalışmamızda papiller tiroid kanseri tanılı vakalarda boyun lenf nodu metastazlarını saptamada FDG PET etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Bu retrospektif çalışmamızda Ocak 2012-Mayıs 2021 yılları arasında kliniğimize başvuran, tiroid bezinde papiller kanser tanısı histopatolojik olarak doğrulanmış olan ve boyun lenf nodlarına yönelik cerrahi girişim yapılmış 68 hasta dahil edildi. Hastalarımızın operasyon öncesinde çekilen FDG PET görüntülemeleri ve raporları incelendi. Histopatolojik tanı ile FDG PET görüntülemeleri ve raporları eşleştirildi. Çalışmamıza dahil edilen 68 hastanın 56'sı histopatolojik olarak papiller kanser tanısı almış olup 12 hastanın histopatolojisi negatif olarak raporlanmıştır. Histopatolojisi pozitif olan 56 hastanın 49'unda FDG PET tutulumu mevcut olup, negatif gruptaki 12 hastanın 3'ünde tutulum gözlenmemiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre servikal metastazları saptamada FDG PET'in sensitivitesi %87.5 ve spesifitesi %25 olup boyun metastazının saptanmasında diğer tetkiklerle birlikte önemli bir yol göstericidir.

BoyunNeoplazm metastazlarıPozitron emisyon tomografi+2
Ali Emre Al
Gaziantep University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Cyberknıfe radyocerrahi sisteminde beyin metastazlarının tedavi planlamasında ırıs, sabit kolimatör ve çok yapraklı kolimatörler ile elde edilen planların dozimetrik olarak karşılaştırılması

Bu çalışmada, CyberKnife radyocerrahi sisteminde meme kanseri tanılı 10 beyin metastazlı olgunun planlama sistemi kullanılarak sanal tedavi planları üç farklı kolimatör (Sabit Kolimatör, IRIS ve MLC) için dozimetrik karşılaştırma ve değerlendirme yapıldı. Çalışmanın amacı meme kanseri tanılı beyin metastazlı olguların tedavi planlama sisteminde farklı yöntemlerle yapılan sanal tedavi planlarını dozimetrik olarak değerlendirilmesidir. Bu amaçla Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda tedaviye alınmış meme kanseri tanılı beyin metastazlı 10 olguya ait arşiv bilgileri retrospektif olarak elde edildi ve planlama sisteminde sanal tedavi planları yapıldı. Yapılan planlarda reçete edilen doz 3 fraksiyonda 18 Gy ve izodoz eğrisi % 80'de tanımlandı. Çalışmanın tamamlanmasıyla elde edilen tedavi planların hedef hacim dozları, kritik organ dozları, homojenite, konformalite, gradiyent indeksi, monitör unit (MU), NOD ve tedavi süre verileri karşılaştırıldı. Elde edilen planlar için izodozun hedef hacimin %95'ini sarmasına ve kritik organların korunmasına dikkat edildi. Oluşturulan planlardaki dose volüme histogram (DVH)'lar ile doz dağılımları elde edildi. Çalışmada elde edilen verilerle statistical package for the social sciences (SPSS) programında üçlü karşılaştırmada Repeated Mesure Anova ve Friedman testleri kullanılarak istatistiksel analiz yapıldı. PTV (Dmax, Dmin, D2), Beyin-PTV (V8, V10, V12), sol göz, sol-sağ hipokampüs, beyin sapı, optik kiazma, hipofiz bezi, sol lakrimal, sol ve sağ kohlea, HI ve GI değerleri birbirlerine yakın değerler elde edilmiş ve anlamlı fark saptanmamıştır. Sol-sağ lens, sağ göz, sol optik sinir ve CI için IRIS kolimatör, sağ optik sinir, sağ lakrimal ve nCI için FIXED kolimatör, MU, NOD ve tedavi süresi için ise MLC'de iyi olduğu görülmüş ve anlamlı fark saptanmıştır.

Beyin hastalıklarıKolimatör sistemleriMeme hastalıkları+6
Mehmet Tosun
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

CDK4/6 reseptör inhibitör tedavisi alan hormon reseptör pozitif metastatik meme kanseri hastalarda tedavi yanıtını değerlendirmede 18F-FDG PET/BT suvmax değerlerinin rolü

Metastatik meme kanseri çok kötü prognozlu bir hastalıktır. Yıllardır hormonoterapi ile tedavi edilir ancak CDK 4/6 inhibitörlerinin verdiği umut sonuçlarından dolayı hormonoterapi ile kombine edilmesi son yıllarda metastatik meme kanserinin tedavisinde yerini almıştır. CDK 4/6 inhibitörlerinin yanıtını değerlendirmek için standart bir yaklaşım bulunmamakla birlikte PET BT ile değerlendirilmesi mümkün olabilir. Çalışmamızda CDK 4/6 inhibitörleri uygulanan hormon pozitif metastatik meme kanseri hastalarında PET BT SUVmax değeri ile tedavi yanıtını ölçmeye amaçladık. Çalışmamız 94 hasta (93 kadın, 1 erkek) üzerine tek merkezli retrospektif olarak tasarlandı. Hastaların tanı yaşı ortalamasını 55,03 olarak saptandı. Hastaların genel sağkalım süresi (GSS) 169 ay, 5 yıllık ortalama genel sağkalım %77,4, 10 yıllık genel sağkalım %60,9 olarak saptandı. Çalışmamızda en çok kullanılan kombinasyon Ribosiklib + Letrozol (%45,7) olarak saptandı. CDK 4/6 inhibitörlerine bağlı yan etki profiline bakıldığında nötropeni en yaygın yan etki olarak saptandı (hastaların %35,5'inde). İkinci ve üçüncü sırada halsizlik ve bulantı yer aldığı saptandı (sırayla %25,8 , %19,4). CDK 4/6 inhibitörleri başlanmadan önce en yüksek SUVmax değerinin ortalaması (primer kitle+ metastaz) 11,20 olarak saptandı. Tedavi başladıktan sonra en yüksek SUVmax değerinin ortalaması 7,32'ye düştüğü saptandı (p=0,001). SUVmax değerlerinde ciddi düşüşü olan (AUC: 0,769, p=0,001, cut off 3,35 olarak hesaplanmıştır) vakaların progresyonsuz sağkalım süresinin (28,92 ay), SUVmax değerlerinde düşüşü olmayanlara göre (14,47) daha fazla olduğu saptandı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası en yüksek SUVmax değer farkının Clinical Benefit Rate (CBR), Objective Response Rate (ORR) ile anlamlı ilişkisi saptandı (p= 0,001). Metastatik meme kanseri tedavisinde hormonoterapi yanına CDK 4/6 inhibitörlerinin kullanımını hastalığın progresyonunu önleyebileceğinden önermekteyiz.

Meme hastalıklarıMeme neoplazmlarıNeoplazm metastazları+4
Rahime Dilara Özbek
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kemoterapi ve kastrasyona dirençli metastatik prostat kanseri hastalarında 177Lu-PSMA-617 radyoligand tedavisine yanıtın öngörülmesinde tüm vücut 68GA-PSMA-11 PET/BT parametrelerinin kullanımı: Ek merkezli, retrospektif çalışma

Amaç: 177Lu-PSMA-617 radyoligand terapisi almış, kastrasyona ve kemoterapiye dirençli prostat kanseri hastalarında 68Ga-PSMA-11 PET/BT'nin, moleküler yanıt veya progresyonla ilişkili prediktif değerini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Nisan 2019–Ağustos 2023 tarihleri arasında, retrospektif olarak analiz edilen 48 hastanın; demografik-klinik verileri, laboratuvar tetkikleri, tedavi öyküleri ile tedavi öncesi ve sonrasında yapılan 68Ga-PSMA-11 PET/BT görüntüleri, moleküler yanıt ve progresyonla ilişkileri bakımından analiz edilmiştir. Tedavi öncesinde yapılan görüntülemenin, eşik SUV değerlerine göre METAVOL programıyla tüm vücut segmentasyonu yapılmıştır. Total tümör yükü ve lokasyon ağırlıklı metastaz yükü, ölçülen parametrelere göre belirlenmiş ve prediktif değerleri analiz edilmiştir. Analizler SPSS 22.0 programıyla gerçekleştirilmiş olup anlamlılık seviyesi için p<0,05 seçilmiştir. Bulgular: Moleküler yanıt ve moleküler progresyona göre yapılan binominal sınıflamada hastaların %58,3'ü (n=28) yanıtlı iken %41,7'si (n=20) yanıtsız olup %29,2'si (n=14) progrese iken %70,8'i ise non-progrese olarak izlenmiştir. Prostat kanseri tanı süresinin 12 ayın üzerinde olması (OR= 0,235, p= 0,049), parotis SUVmax (OR= 1,099, p= 0,047) ve SUVmean (OR= 1,137, p= 0,047) değerleri ile en yüksek miM1 evresi (OR= 0,241, p= 0,046) moleküler yanıt ile ilişkili bulunmuştur. Moleküler progresyonun ise lenf nodu metastazı varlığı (OR= 0,144, p= 0,006), sadece kemik metastazı varlığı (OR= 4,333, p= 0,030), ln/metTL-PSMA oranı (OR= 0,070, p= 0,042), k/metTL-PSMA oranı (OR= 13,085, p= 0,040) ve kemik / lenf nodu metastazı dağılımının TL-PSMA parametresine göre lenf nodu lehine baskınlık göstermesi (OR= 0,385, p= 0,044) ile anlamlı olarak ilişkili olduğu ortaya onulmuştur. Sonuç: Hastalığın temel yayılım karakteristiklerinin, PSMA ekspresyon dağılımının ve lokasyon ağırlıklı metastaz yükünün moleküler yanıt ve progresyonun ön görülmesinde potansiyel kullanımı ortaya konulmuştur. Anahtar sözcükler: 177Lu-PSMA, PET/BT, RECIP 1.0, PSMA-TV, TL-PSMA

Lutesyum-177Neoplazm metastazlarıNeoplazmlar+6
Yusuf Burak Çayırlı
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akciğer metastazlarında primer tümör kaynağının yapay zeka algoritmaları ile değerlendirilmesi

Akciğerler metastatik lezyonların en sık görüldüğü yerlerden biri olup akciğer dışı malignitelerin %20-54'ünde görülmektedir. Akciğer metastazlarında tanı genellikle BT ile mümkün olup karakteristik olarak bilateral alt zon periferik ağırlıklı yerleşim gösteren multipl nodüler solid lezyonlar şeklinde görülmektedir. Akciğer metastazı ile seyreden malignitelerin ayrımında kaviteleşme, kalsifikasyon, hemoraji, ödem ve difüz miliyer patern gibi belirleyici özellikler faydalı olabilmektedir. Ancak olguların çoğunda BT görüntüleri üzerinden primer malignitenin kaynağına yönelik bir ayrım yapmak mümkün olmamaktadır. Yapay zeka ile görüntü işleme metotlarının yaygınlaşması son yıllarda radyoloji ve diğer bazı tıp branşlarında yeni gelişmelerin habercisi olmuştur. Radyoloji görüntülerinden şekil, kontur yada pikseller arası dansite ilişkileri gibi bilgiler elde etmemizi sağlayan radyomik görüntü özelliklerinin çıkarılması ile bu özelliklerin bir görüntüleme biyobelirteci gibi kullanılarak tanıda, hastalık evrelemesinde, tedavi yanıtının ve hastalık prognozunun belirlenmesi gibi işlevlerde kullanılması mümkün olmuştur. Çalışmamızda Toraks BT görüntülerinde akciğer metastazı saptanan olguların radyomik görüntüleme özellikleri ve farklı yapay zeka algoritmaları kullanılarak primer tümör kaynağını saptamadaki başarısını ölçmeyi amaçladık. Retrospektif olarak Ocak 2014-Aralık 2020 tarihleri arasında Toraks BT'sinde akciğer metastazı saptanan 165 olgu ve 482 metastatik lezyon çalışmaya dahil edildi. Olgular primer tümörlerin histopatolojik tanılarına göre kolorektal kanser, böbrek hücreli kanser, mesane kanseri, meme kanseri, pankreas kanseri, prostat kanseri ve sarkomatöz kanserler olarak 7 alt gruba ayrıldı. Toshiba Aquilion 64-dedektör (Toshiba Medical Systems, Otawara, Japonya) ve Siemens Somatom Definition Flash 128-dedektör (Siemens Healthcare, Erlangen, Almanya) BT cihazlarında intravenöz kontrast madde verilmesini takiben elde edilen görüntüler 3D Slicer (http://www.slicer.org, versiyon 4.11) adlı ücretsiz yazılım ve "Segmentation Wizard" adlı yarı-otomatik segmentasyon modülü kullanılarak işaretlendi. Ön işleme metodu olarak tümör olarak işaretlenmiş alanların gri piksel değeri 0-255 aralığına sabitlenmek suretiyle normalizasyon uygulandı. Daha sonra açık kaynak kodlu ve ücretsiz Python kütüphaneleri kullanılarak 34 adet birinci derece ve Haar benzeri özellik çıkarıldı. Eldeki verilerin %30'u model başarısını test etmek amacıyla ayrıldı. K-en yakın komşu (KNN), destek vektör makinesi (SVM), rastgele orman (RF) ve gradyan artırma (GB) modelleri eğitilerek en iyi sonuç veren modeller belirlendi. Model performansını değerlendirmek amacıyla doğruluk, kesinlik, duyarlılık ve F1 skoru kullanıldı. Test verileri üzerinde en fazla doğruluk oranı KNN modelinde pankreas ve prostat kanseri grubunda (sırasıyla 0.93 ve 0.92), SVM modelinde prostat, pankreas ve sarkomatöz kanserler grubunda (sırasıyla 0.93, 0.90 ve 0.90), GB modelinde pankreas ve sarkomatöz kanserler grubunda (0.94 ve 0.94), RF modelinde ise prostat ve pankreas kanseri grubunda (sırasıyla 0.93 ve 0.90) elde edildi. F1 skoru olarak değerlendirildiğinde en iyi ayrım KNN, SVM ve RF modellerinde sırasıyla 0.62, 0.66 ve 0.50 ile meme kanseri grubunda elde edildi. GB modelinde en yüksek F1 skoru 0.77 ile sarkomatöz kanserler grubunda elde edildi. Meme kanseri grubunda ise F1 skoru 0.74 olarak izlendi. Genel olarak bakıldığında 4 model arasından F1 skoru olarak en iyi değer meme ve sarkomatöz kanserler grubunda GB ve SVM modeli ile elde edildi. Radyomik görüntü özellikleri ve yapay zeka modelleri, akciğer metastazlarının alt tiplerinin belirlenmesinde girişimsel olmayan bir tanı aracı olarak potansiyel değere sahip olabilir. Bunun için özellikle geniş ve bağımsız veri setleri üzerinde ve standardize yöntemler kullanılarak elde edilecek sonuçlara dayanan çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Yapay zeka, BT, akciğer metastazı, radyomik.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıAlgoritmalar+5
Abdusselim Adil Peker
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fare beyin metastazı modelinde optimal stereotaktik radyocerrahi yönteminin belirlenmesi ve immünolojik etkilerinin araştırılması

Kanser hastalarında morbidite ve mortalitenin hala en önemli nedeni olan beyin metastazlarında, tümör hücrelerinin immün supresif özellikleri ve geliştirdikleri direnç mekanizmaları nedeniyle bu tümörlerin lokal kontrol başarı oranları düşmektedir. Stereotaktik radyocerrahinin beyin metastazlarında ve primer beyin tümörlerinde, immün yanıtı ve tümör mikroçevresini düzenlemede etkili olduğu artık bilinen bir gerçektir ancak hipofraksiyone radyocerrahinin beyin metastazlarında immün sistem üzerine etkisi üzerine yeterli bilgi yoktur. Ayrıca, farklı kanser türlerinde tedaviye direnç oluşumunda rolleri kanıtlanan ısı şok proteinleri ve Hippo yolağının, beyin metastazlarında radyasyon ile ilişkisini ve farklı radyocerrahi doz ve fraksiyonasyonlarının bu moleküller üzerine etkisini araştıran çalışmalar kısıtlıdır. Bu amaçla B16F10 fare melanoma hücre serisi ile C57BL/6J farelerde beyin metastazı modeli oluşturduk. Fareleri kontrol ve Gamma Knife ile farklı doz ve fraksiyonlarda (15Gy, 3x7Gy, 5x5Gy) tedavi edilmek üzere dört gruba ayırdık. Her grupta sağkalım sürelerini ölçtük. Ölüm sonrası sakrifiye edilen beyinden sağlam ve tümörlü dokular ayrıldıktan sonra tümörlü dokulardan immünohistokimya ile radyasyona direnç ile ilişkisini ve farklı radyocerrahi tedavi şemalarının bu moleküller üzerine etkisini değerlendirmek için HSP90 ve YAP1 düzeylerini ölçtük. ELISA ile tümörlü ve sağlıklı beyin dokularında immün yanıtı değerlendirmek için CCL4 ve IL-17A seviyelerini analiz ettik. Toplanan tüm verileri istatiksel açıdan karşılaştırdık. 15 Gy dozunda Gamma Knife tedavisi uygulanan grupta en fazla olmak üzere tedavi alan gruplar ile kontrol grubu arasında sağkalımda anlamlı fark saptadık. İmmünohistokimyasal analizde HSP90 ve YAP1 düzeyleri için gruplar arasında; ELISA ile de, CCL4 ve IL-17A düzeyleri için gruplar arasında ve her grupta sağlıklı beyin dokusu ve tümör dokusu arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark tespit etmedik. Stereotaktik radyocerrahinin immün yanıt üzerine etkinliği kanıtlanmış olsa da, özellikle beyin metastazlarındaki radyasyona direnç mekanizmalarının üstesinden gelmek için, radyocerrahinin etkin ve güvenilir doz ve fraksiyonasyonlarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda çalışmamızın, ileriki çalışmalara yol gösterici olacağını umuyoruz.

Beyin neoplazmlarıDoz-cevap ilişkisi-radyasyonEnzime bağlı immünosorbent testi+6
Güven Gönen
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanserli hastalarda kemik iliği mikrometastazlarının flovsitometri yöntemiyle belirlenmesi ve diğer prognostik parametrelerle ilişkisi

Amaç: Meme kanserli hastalarda gizli metastatik hücrelerin araştırılması oldukça önemlidir, çünkü tümör hücrelerinin erken yayılımı uzak organlarda relapsın ve kanserden ölümün önemli nedenlerinden biridir. Meme kanserinde kemik iliği mikrometastazlarının immünositokimyasal yöntemle bulunmasının, prognostik bir marker olduğu rapor edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, kemik iliğindeki mikroskobik depozitlerin belirlenmesi ve sayılması için, objektif bir metot olarak flovsitometrinin potansiyel avantajlarını değerlendirmek ve meme kanserli hastalarda mikrometastazların prevalansı ve niceliğini belirlemektir. Bu çalışmada meme kanserli hastalarda kemik iliğindeki mikrometastazlar ile prognostik parametreler (yaş, menopozal durum, tümör büyüklüğü ve lenf nodu tutulumu) ve immünohistokimyasal belirleyiciler ve intraduktal komponent (DCİS) arasındaki ilişki araştırıldıGereç ve Yöntem: Evre I-IV meme kanserli 52 ve epitelyal kanseri olmayan 16 hastadan üst iliak çıkıntıdan kemik iliği aspirasyonu yapıldı. Tüm hastalarda akciğer grafisi, karın ultrasonografisi ve tüm vücut kemik taraması ile uzak organ metastaz varlığı araştırıldı. Epitelyal hücreler, anti-sitokeratin monoklonal antikor ve hem propidyum iyodit hem de CD45 ile çift boyanarak bulundu. Hücreler (105 hücre) flovsitometri ile analiz edildiBulgular: Onaltı kontrol hastasının ikisinde (yüzde 12,5), 52 meme kanserli hastanın 11'inde (yüzde 21) kemik iliğinde sitokeratin-18 pozitif hücreler bulundu. Kemik iliğinde gizli metastatik hücrelerin varlığı lenf nodu metastazı varlığı veya yokluğu, tümör boyutu, evre, menopozal durum, hormon reseptör durumu, histolojik grade, c-erb-B2 ekspresyonu, tümör alt-tipi, lenfovasküler invazyon, DCİS komponenti ve cinsiyet ile ilgisizdi. Hastaların yaş ortalaması 49,1 (en az 27, en çok 82) idi. Kırk-dört hastada histolojik olarak tanı konmuş invaziv duktal karsinom mevcuttu. Yirmi-sekiz hasta premenopozal ve 22 hasta postmenopozal idi. Yirmi-bir hastada tümör çapı 2 cm.den küçük iken, 24 hastada 2-5 cm aralığında ve 6 hastada da 5 cm.den büyüktü. Yirmi-iki hastada koltuk altında lenf nodu metastazı saptanmazken, 9 hastada 1-4 arası, 12 hastada 4-9 arası ve 11 hastada 9'un üzerinde lenf nodu metastazı saptandı. ER 40 hastada ve PR 35 hastada pozitifti. C-erb-B2 ekspresyonu 38 hastada pozitifti. Dört hastada grade 1, 22 hastada grade 2 ve geri kalan 26 hastada da grade 3 tümör saptandı. DCİS 25 hastada bulundu. Pozitif CK-4 ekspresyonu bir hastada, EpCAM ekspresyonu 3 hastada görüldü. Kemik iliği mikrometastazları ile yaş, kemik, kemik iliği, akciğer ve karaciğer metastazları arasında anlamlı ilişki vardıSonuç: Sonuç olarak meme kanserli hastalarda kemik iliği mikrometastazları yaş ve kemik, kemik iliği, akciğer ve karaciğer metastazları ile ilişkilidir.

Akım sitometrisiKemik iliğiMeme hastalıkları+5
Mustafa Salih Akın
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş boyun epidermoid karsinomlarında selektif boyun diseksiyonunun yeri

Amaç: Bu çalışma baş boyun epidermoid karsinomlu hastalarda selektif boyundiseksiyonun kanser evrelemesine katkısı ve onkolojik olarak yeterliliğini araştırmakamacıyla yapıldı.Materyal ve Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB AnabilimDalı'nda Ocak 1993 ve Eylül 2008 tarihleri arasında, baş boyun epidermoid karsinomluhastalara yapılan selektif boyun diseksiyonları retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya24 ay ve daha uzun takip süresi olan ve selektif boyun diseksiyonu yapılan toplam 315hasta alındı. Yetmişaltı hastaya bilateral selektif boyun diseksiyonu uygulandığı içintoplamda 391 boyun diseksiyonu spesmeni incelendi.Bulgular: Birinci grupta; klinik olarak N0 tespit edilen 223 hastaya yapılanselektif boyun diseksiyonları incelendiğinde, larinks epidermoid karsinomu tanılıhastaların 25'inde (%16,1) okült metastaz saptandı. Supraglottik larinks karsinomlu birhastanın takibinde (%4) boyunda nüksle karşılaşıldı. Oral kavite karsinomlu hastalarınboyun diseksiyonu spesmenlerinden yirmisinde (%30,7) epidermoid karsinommetastazına rastlandı. Okült metastazı olan üç hastanın (%15) boyunlarında nüksgözlendi. İkinci grupta; kontralateral selektif boyun diseksiyonu yapılan 82 hastaincelendiğinde, 69 larinks karsinomlu hastanın otuzikisinde (%46,3), 11 oral kavitekarsinomlu hastanın dördünde (%36.3) metastaz saptandı. Takiplerinde nüks görülmedi.Üçüncü grupta; on klinik N1 larinks epidermoid karsinomlu hastaya selektif boyundiseksiyonu yapıldı. Bu hastaların 8'inde histopatolojik olarak metastaz gösterilirken2'sinde metastaz görülmedi. Takiplerinde nüks görülmedi.Sonuç: Çalışmamızda baş boyun kanserli hastalarda boyuna okült metastazlarısaptamada ve klinik N0 ve seçilmiş klinik N1 boyunlarda selektif boyun diseksiyonuyapılmasının evrelemenin daha doğru yapılmasını sağladığı görüldü. Selektif boyundiseksiyonu sonrası düşük oranda bölgesel nüks gözlenmesi ve radikal boyundiseksiyonu sonrası görülen nüks oranlarına benzer nüks oranları görülmesiuygulamanın onkolojik olarak da yeterli ve etkin olduğunu gösterdi.Anahtar sözcükler: Baş boyun epidermoid karsinomları, selektif boyun diseksiyonu,lenfatik metastaz

CerrahiCerrahi-kulak-burun-boğazKafa ve boyun neoplazmları+4
Kemal Tüzün
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tiroid kanserleri ile e-kaderin ß-katenin arasındaki ilişki ve e-kaderin ß-katenin düzeyi ile metastaz ilişkisi

Amaç: Tiroid kanserleri tüm kanser olgularının yaklaşık %1 kadarını oluşturmasına karşın endokrin sistemde en fazla görülen kanserdir. Çalışmamızda 100 tiroid kanseri olgusu değerlendirildi. Bunlardan 33'ü papiller kanser, 42'i papiller kanser foliküler varyant, 20'i foliküler karsinom, 5'i az diferansiye tümörlü hastalardı. Foliküler kanserli olan hastaları minimal invaziv ve yaygın invaziv olarak ayrıldı. Foliküler kanserlerden 12 minimal invaziv, 8 hasta yaygın invazivdi. Tüm olgular PCR ve immünohistokimyasal metodlar kullanılarak incelendi. PCR da ß-katenin mutasyonu olup olmadığı araştırıldı.Materyal ve Metod: İmmünuhistokimyasal incelemede tüm preparatlar E kadherin ve ?? -katenin boyaları ile boyandı. Az diferansiye tümörler incelenirken aynı preparatın iyi diferansiye alanların da güçlü boyanma gözlenirken, kötü diferansiye alanlarda hiç boyanma gözlemlenmemiştir.Bulgular: ? -katenin (CTNNB1) gen mutasyonu tüm olguların 44 (% 44,0) tanesinde pozitif bulunmuştur. Kanser çeşidi ile PCR'da bulunan mutasyonu arsında bir korelasyon saptanmamıştır. Boyun diseksiyonu yapılmış olan hastaların 4 (% 40,0)'nüde ? -katenin (CTNNB1) gen mutasyonu pozitif olup, yapılmayan hastaların 40 (% 44,4)'ında pozitiftir. Bunlar arasında anlamlı bir fark tespit edilememiştirİyi diferansiye tümörlerden kötü diferansiye tümörlere doğru gidildikçe E-kaderin ekspresyonunun azaldığı gözlenmiştir. E-kaderin ve ß-katenin kompleksinde gelişen dengesizlik iyi diferansiye tümörlerin az diferansiye tümörlere dönüşümünde rol oynamakta ve aynı zamanda bölgesel lenf nodu metastazı gelişimine katkıda bulunmaktadır.(p=0,0001)Sonuç: E-kaderin/ ß katenin kompleksini spesifik olarak hedefleyen antikanser ajanlar geliştirilmektedir ve bu ajanlar az diferansiye tiroid kanseri tedavisi için de araştırılmalıdır. Böylelikle ölümcül malignitesi olan hastalar için bir tedavi umudu olabilir.Anahtar Kelimeler: E-kaderin, ß katenin, Tiroid Kanseri, CTNNB1 gen mutasyonu

Beta kateninCadherinlerMutasyon+4
Şahin Fahrettin Gündoğdu
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı'nda PET/BT'de saptanan primer ve metastatik lenfoma, akciğer ve meme kanserlerinin lateralitesi ve F18-FDG aktivitesi ile ilişkisi

Amaç: İnsan vücudunun internal anatomisi belirgin asimetri göstermektedir. Bu açıdan ortaya çıkan malignensilerde de vücutta izlenen bu asimetriyle ilişkili olarak benzer lateralite eğilimleri görülebilir. Bu çalışmada, PET/BT ile görüntülenmiş lenfoma, akciğer kanseri ve meme kanseri olguları retrospektif olarak incelenmiş ve primer tümör ve metastazlarının lateraliteye göre dağılımları belirlenerek, SUVmax değerleri üzerinden lateralite ile metabolizma arasındaki ilişkinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu şekilde söz konusu tümörlerin lateralite eğilimleri sadece anatomik olarak değil metabolik olarak da değerlendirilmiştir.Gereç ve Yöntemler: 75 lenfoma, 71 akciğer ve 38 meme kanseri olmak üzere toplam 184 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Ayrıca PET/BT görüntüleri tekrar incelenerek primer tümör ve lezyonlarının SUVmax değerleri kaydedildi.Bulgular: Çalışmada akciğer kanserinde primer tümör ve lezyonlarının sağ tarafta, lenfomada ise lezyonların sol tarafta yerleşme eğiliminde oldukları gözlemlenmiştir. Lezyonların SUVmax değerleri lateraliteye göre incelendiğinde ise meme kanserinde sol tarafta ölçülen SUVmax değerlerinin sağ tarafta ölçülenlerden daha yüksek oldukları saptanmıştır (p = 0,01).Sonuç: Meme kanseri için sol tarafta ölçülen SUVmax değerlerinin yüksek bulunması, tümör yerleşimiyle SUVmax değerleri arasındaki muhtemel ilişkinin göstergesi olarak sayılabilir. Dolayısıyla, daha geniş hasta serileriyle yeni çalışmaların yapılması, kanserdeki asimetrik metabolik eğilimlerle prognoz arasındaki ilişkinin gösterilmesi açısından önemli olacaktır.Anahtar Kelimeler: Lateralite, Akciğer kanseri, Meme kanseri, Lenfoma, , F18-FDG-PET, SUVmax

Akciğer neoplazmlarıLateraliteLenfoma+3
Evren Tümkaya
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glial beyin tümörlerinde ve lenfoma dışı metastazlarda otofaji ile ilişkili miRNA'ların serum ve doku değerlerinin karşılaştırılması

Amaç: Merkezi sinir sistemi tümörleri hem çocuk hem de erişkin hastalarda görülür ve bu tümörlerin birçoğu sakatlık ve ölüme neden olur. Hastaların tanısı ve izlemi için yeni hedefleri belirlemek gayreti ile güncel çalışmalar moleküler alana odaklanmıştır. Bu çalışmamızda otofaji ile ilişkili miRNA düzeylerine serum ve dokuda bakarak serum miRNA değerlerinin biyomarkır olarak kullanılıp kullanılamayacağını araştırdık. Yöntem: Çalışmaya kliniğimizde ameliyat edilen ve patoloji örneğinin sonucu glial tümör veya lenfoma dışı metastaz olarak raporlanan 27 hasta dahil edilmiştir. Otofaji ile ilişkili miRNA'ların serum ve doku düzeyleri karşılaştırılmıştır ve saptanan değerler arasındaki korelasyon student t testi kullanılarak kontrol edilmiştir. Bulgular: Vakaların histopatolojik incelemesinde 14 glioblastom, 3 oligodendrogliom, 2 anaplastik astrositom, 2 karsinom metastazı, 2 pilositik astrositom, 1 anaplastik ependimom, 1 anaplastik oligodendrogliom, 1 diffüz astrositom ve 1 ependimom gözlendi. Serum Ct değerleri istatistiksel olarak doku Ct değerlerinden yüksek saptandı (p<0,001). Diğer taraftan çalıştığımız miRNA alt tiplerinden sadece beşinin serum ve doku düzeyleri arasında korelasyon saptadık. Ek olarak 12 miRNA alt tipinden beşini bazı serum örneklerinde Ct değeri tespit edemedik. Sonuç: Her ne kadar literatürde serum miRNA seviyeleri ile doku miRNA seviyeleri arasında korelasyon görülse de biz bu çalışmada herhangi bir mantıklı korelasyona rastlamadık. Çalışmamızdaki hasta sayımızın düşüklüğü litaratür ile olan bu uyumsuzluğu açıklayabilir. Dolayısı ile bu çalışmanın sonuçlarına bakarak miRNA'ların beyin tümörleri için biyomarkır olamayacağını söylemek için erken olduğuna inanıyoruz. Anahtar Kelimeler: Glial tümör, miRNA, biyomarkır, otofaji

Beyin neoplazmlarıBiyobelirteçlerBiyobelirteçler-tümör+5
Mert Nazik
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer epitelyal ve metastatik over tümörlerinde SATB2 ekspresyonunun değerlendirilmesi

Over kanseri 2. en sık görülen jinekolojik kanserdir. Kansere bağlı ölümlerde dünya genelinde yedinci sıradadır. Primer ve metastatik over tümörlerinde ayırıcı tanı, bazı olgularda sorun olabilmektedir. SATB2 (The special AT-rich sequence-binding protein 2) büyüme ve gelişme için önemli matriks ilişkili bir proteindir. SATB2, 2003'te keşfedildiğinden beri bu proteinin rolünü araştıran çalışmalarda hızlı bir artış izlenmektedir. Çalışmalar SATB2' nin kolorektal karsinomlar için sensitif ve son derece spesifik bir belirteç olduğunu göstermiştir. Buna dayanarak, kolorektal kökenli metastatik over tümörlerinde, kullanışlı bir immunohistokimyasal belirteç olduğu düşünülmektedir. SATB2 ekspresyonu, ayrıca akciğer, meme, pankreas, renal, laringeal, özefagial ve kemik kanserlerinde de bildirilmiştir. Bu çalışmada, primer epitelyal ve metastatik over tümörlerinde SATB2 ekspresyonunun varlığını ve histolojik alt tipler arasındaki önemini belirlemeyi amaçladık. Çalışmaya dahil edilen olgular, 2004-2017'de Gaziantep Üniversitesinde, Patoloji Bölümü arşivinden elde edildi. Çalışma grubunu, 148 adet primer epitelyal over tümörü ve 29 adet metastatik over tümörü oluşturdu. İmmunohistokimyasal olarak SATB2 antikoru, otomatik immunohistokimya boyama cihazı (Ventana Ultra Auto-Stainer) ile çalışıldı. Tümör hücrelerinin %1'inden fazlasında, nükleer SATB2 ekspresyonu pozitif kabul edildi. Normal kolon dokusu pozitif kontrol olarak kullanıldı. Müsinöz karsinomların %54.5'i, endometrioid karsinomların %51.7'si, yüksek dereceli seröz karsinomların %18.2'si, borderline müsinöz tümörlerin %17.9'u, borderline seröz tümörlerin %6.7'si ve metastatik overyan tümörlerin %51.7'si SATB2 ile pozitif ekspresyon gösterdi. SATB2 ekspresyonu varlığı primer epitelyal over tümörleri için spesifiklik göstermedi. Kolon, meme, üst gastrointestinal sistem ve apendiks kaynaklı metastatik over karsinomları, değişen oranlarda SATB2 ekspresyonu gösterdi. Kolon karsinomlarının tamamında, literatür ile uyumlu olarak SATB2 ile ekspresyon saptandı. Metastatik grupta, SATB2 ekspresyonu gösteren az sayıdaki olgu, kökeni hakkında istatiksel analiz için kesin bir sonuca imkan vermedi. Çalışmamız, SATB2 ekspresyonunu, metastatik overyan karsinomlara ek olarak, primer epitelyal over tümörlerinde de değerlendiren ilk çalışmadır. Primer ve metastatik over tümörlerinde farklı oranlarda SATB2 ekspresyonunu tespit ettik. Alt gruplarda, SATB2 spesifikliğini göstermek için, geniç ölçekli daha ileri çalışmalar gereklidir. Anahtar Kelimeler: metastatik, over tümörü, primer, SATB2

BiyobelirteçlerBiyobelirteçler-tümörGen ifadesi+4
Esra Öz
Gaziantep University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Beyin metastazlı hastalarda tüm beyin ışınlamasında volumetrik ayarlı ark terapi ve alan içinde alan radyoterapi planlama teknikleri kullanılarak lens dozlarının dozimetrik karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, beyin metastazlı hastalarda tüm beyin ışınlamasında volumetrik ayarlı ark terapi (VMAT) ve alan içinde alan (FIF) radyoterapi planlama teknikleri kullanılarak lens dozlarının dozimetrik karşılaştırılmasıdır. Beyin metastaz tanılı 20 hastanın tomografi görüntüleri üzerinde tüm beyin, lensler, optik sinirler, orbitalar konturlanmıştır. Hedef hacimpalyatif amaçlı, 6 MV foton enerjisi kullanılarak fraksiyon dozu 3 Gray (Gy) vetoplam doz 30Gy olacak şekilde ışınlanmıştır. Palyasyon amaçlı tüm beyin radyoterapisinde, öncelik hastanın yaşam kalitesini artırmak olduğundanlens dozları büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle, planlamalar yapılırken lensler mümkün olduğunca korunmaya çalışılmıştır. Tedavi planlama sisteminden(TPS) elde edilen tüm beyin, lensler ve diğer kritik organların doz değerleri, konformalite indeksi (CI), homojenite indeksi (HI) ve monitör birimi (MU) değerleri dozimetrik ve istatistiksel olarak incelenmiştir. Tüm beyin dokusunun aldığı minimum, ortalama ve maksimum dozların ortalamaları istatistiksel olarak incelendiğinde p değerleri sırasıyla 0.003, 0.024 ve 0.003 bulunmuş ve FIF tekniğinin daha üstün olduğu görülmüştür. Sağ ve sol lensin aldığı maksimum dozların ortalamaları iki teknik açısından istatistiksel olarak incelendiğinde ise p değeri 0.001 bulunmuş ve FIF tekniğiyle lenslerin daha iyi korunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Her iki planlama tekniği klinik açıdan uygulanabilirdir. Ancak, bizim çalışmamız da gösterdi ki hastanın yaşam kalitesini etkileyen lens gibi kritik hacimler söz konusu olduğunda, FIF tekniğinin tüm beyin radyoterapi tedavisinde daha iyi sonuçlar verdiği görülmüştür.

Beyin neoplazmlarıDoz-cevap ilişkisi-radyasyonHomojenlik+6
Sinan Duman
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Epigenetik bir baskılayıcı olan RNF2 genini hedefleyen miRNA' ların belirlenmesi ve metastaz ve invazyona etkisinin araştırılması

Meme kanseri kadınlar arasında en sık görülen ve yüksek mortaliteye sahip bir kanser türüdür. Histopatolojik çeşitliliğinin yanı sıra karmaşık moleküler alt yapısı nedeniyle meme kanserinde tedavi hedefleri için moleküler çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. RNF2, polycomb baskılayıcı kompleks içerisinde yer alan bağlandığı proteini ubikitinleyerek baskılayan bir proteindir. Embriyonik ve yetişkin evrede önemli rol oynayan RNF2' nin, bir çok metastatik kanser türünde ifadesinin artması ile beraber tümör baskılayıcı genleri susturması RNF2' ye onkojenik bir rol kazanmıştır. Bu çalışmada meme kanseri hücre hatlarında RNF2 gen ifade düzeyindeki değişimler ve bu genin miR-17-5p, miR-20a-5p ve miR-106b-5p tarafından baskılanıp baskılanmadığı analiz edilmiştir. Ayrıca bu miRNA' ların transfekte edilmesi ile metastaz ve invazyon üzerine etkisi incelenmiştir. Bunun için MCF-7, MDA-MB-231, SK-BR-3 ve ZR-75-1 meme kanseri hücre hatlarında miRNA transfeksiyonu öncesi ve sonrasında RNF2 gen ifade düzeyleri RT-PCR; protein ifade düzeyleri ise western blot ile analiz edilmiştir. Metastaz ve invazyon üzerine etkisi ise yara iyileşme ve boyden chamber yöntemleri kullanılarak saptanmıştır. RNF2' nin, MDA-MB-231 ve SK-BR-3 hücre hatlarında sırasıyla 4,1 ve 7,1 kat ifadesinin arttığı tespit edildi (sırasıyla p=0,048 ve 0,045). miR-17-5p ve miR-20a-5p miRNA transfeksiyonu sonrasında MDA-MB-231 hücre hattında RNF2 gen ifade düzeyinde anlamlı bir azalış saptandı (sırasıyla 3,5 ve 7,3 kat) (sırasıyla p= 0,045 ve 0,039). Protein düzeyinde ise MDA-MB-231 hücre hattında her üç miRNA' nın da RNF2 proteinini azalttığı saptandı. Ayrıca miR-17-5p ve miR-20a-5p metastaz ve invazyonu baskılarken miR-106b-5p' nin baskılamadığı saptandı. Sonuç olarak, metastatik yeteneği fazla olan meme kanseri hücrelerinde RNF2' nin ifadesi artmıştır. miR-17-5p ve miR-20a-5p, RNF2 aracılığı ile metastaz ve invazyonu baskılamaktadır. RNF2 meme kanseri için prognostik bir belirteç olmaya aday bir gen olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, metastaz, miRNA, polycomb, RNF2.

Epigenez-genetikGenlerMeme neoplazmları+3
Ceyda Okudu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deri eki tümörü olgularının retrospektif analizi

Giriş ve amaç: Deri tümörleri tüm dünya çapında en yaygın olarak gözlenen tümörlerdir. Deri eki tümörleri (DET), farklı yönlerde diferansiye olan, histolojik özellikleri deri eklerine benzeyen neoplazmlardır. Çoğu benign özellikte olup nadiren de olsa malign karakterde olan deri eki tümörleri de gözlenebilmektedir. Deri tümörlerinin genetik, kimyasal, hormonal, beslenme, viral ve çevresel gibi çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Bir çok deri eki tümörü her yaş aralığında görülebilmektedir ve bazılarının ekstrakutanöz eş değerleri bulunsa da çoğu deriye özgüdür. Bu çalışmanın amacı kliniğimizde tedavi edilen deri eki tümörü bulunan hastaların epidemiyolojik özelliklerinin incelenmesi, hastaların cinsiyet ve yaş açısından değerlendirilmesi, tümörlerin boyut, yerleşim yeri ve histolojik tip açısından değerlendirilmesi, hastalarda tedavide kullanılan operasyon tekniklerinin değerlendirilmesi ve malign deri eki tümörü bulunan olguların reeksizyon, nüks, sentinel lenf nodu biyopsisi, lenf nodu diseksiyonu, mortalite durumları ve mortalite süreleri açısından değerlendirilmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışma Mayıs 2010 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Kliniği'nde tedavi edilen benign ve malign deri eki tümörlü 219 olgu (benign:159, malign:60) üzerinde retrospektif olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nin Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Kliniği'nde yatan hastaların arşiv dosyalarındaki verilerden yararlanılarak oluşturulmuştur. Bulgular: Çalışmamızda 219 olgunun 159'unda (%72,6) benign deri eki tümörü görülürken 60'ında (%27,4) malign deri eki tümörü görülmüştür. Çalışmamızda benign deri eki tümörü bulunan olguların 62'si (%39) kadın hastalardan ve 97'si (%61) erkek hastalardan, malign deri eki tümörü bulunan olguların ise 34'ü (%56,7) kadın hastalardan ve 26'sı (%43,3) erkek hastalardan oluşmuştur. Literatürde yapılan çalışmalarda benign deri eki tümörlerinin malign deri eki tümörlerinden fazla olduğu izlenmiştir (18,85,86). Çalışmamızda yer alan benign deri eki tümörü bulunan olguların yaş ortalaması 45,37±22,68 yıl (min-max: 1-93) olduğu ve malign deri eki tümörü bulunan olguların yaş ortalamasının 72,51±14,13 yıl (min-max: 24-96) olduğu izlenmiştir. Yaş ortalamaları bakımından gruplar arasındaki farkın istatistiki yönden anlamlı olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Benign deri eki tümörlerinde erkek olgularda yaş ortalamasının (46,07±23,21 yıl) kadın olgulardan (44,94±22,01 yıl) yüksek olduğu gözlenmiştir. Malign deri eki tümörlerinde kadın olgularda yaş ortalamasının (75,53±12,4 yıl) erkek olgulardan (68,54±15,42 yıl) yüksek olduğu gözlenmiştir. Deri eki tümörlerinin görülme sıklığı açısından değerlendirdiğimiz olgularımızda benign olguların 40'ında (%25,2) sebase nevüs, 29'unda (%18,2) pilomatriksoma bulunurken, malign olguların 17'sinde (%28,3) porokarsinom, 12'sinde (%20) sebase karsinom bulunduğu saptanmıştır. Benign deri eki tümörlerinde kadın olgularda en sık pilomatriksoma (15 hasta, %9,43) ve hidradenoma (13 hasta, %8,18) türleri izlenirken, erkek olgularda sebase nevüs (30 hasta, %18,87) ve pilomatriksoma (14 hasta, %8,81) türleri izlenmiştir. Malign deri eki tümörlerinde kadın olgularda en sık porokarsinom (10 hasta, %16,67), sebase karsinom (8 hasta, %13,33) ve prolifere trikilemmal tümör (8 hasta, %13,33) türleri izlenirken, erkek olgularda porokarsinom (7 hasta, %11,67) ve trikilemmal karsinom (7 hasta, %11,67) türleri izlenmiştir. Çalışmamızda benign deri eki tümörü olgularının 22'sinin (%16,4) skalpte ve 17'sinin (%12,7) malar bölgede bulunduğu, malign deri eki tümörü olgularının 10'unun (%16,67) göz kapağında ve 9'unun (%15) malar bölgede bulunduğu gözlenmiştir. Literatürde yapılan çalışmalarda deri eki tümörü olgularının en sık baş ve boyun bölgesinde olduğu izlenmiştir (87,92,93). Çalışmamızda yer alan benign lezyonların ortalama boyutunun 1,47±1,41 cm olduğu gözlenirken malign lezyonların ortalama boyutunun ise 3,13±2,58 cm olduğu tespit edilmiştir. Benign lezyonlarda, fibrofolliküloma türünde ortalama boyutun (10 cm) ve keratinöz kist (Trikilemmal tip) türünde ortalama boyutun (2,83±2,82 cm) diğer türlerden yüksek olduğu izlenmiştir ve leyzon türüne göre lezyon boyutları arasındaki farkların istatistiki yönden anlamlı olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Malign lezyonlarda, prolifere trikilemmal tümör türünde ortalama boyutun (4,65±3,15 cm) ve trikoblastik karsinom türünde ortalama boyutun (4,50±3,57 cm) diğer türlerden yüksek olduğu izlenmiştir ve leyzon türüne göre lezyon boyutları arasındaki farkların istatistiki yönden anlamlı olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Benign deri eki tümörüne sahip kadın olgularda lezyonların ortalama boyutunun (1,47±1,51 cm) erkeklerde (1,45±1,34 cm) yüksek olduğu izlenmiştir. Malign deri eki tümörüne sahip kadın olgularda ortalama lezyon boyutunun (3,24±2,69 cm) erkeklerde (3,07±2,55 cm) daha yüksek olduğu izlenmiştir. Çalışmamızda benign deri eki tümörü bulunan olguların 15'ine (%9,43) greft uygulaması, olguların 114'üne (%90,57) primer onarım yapılmıştır. Malign deri eki tümörü bulunan olguların 19'una (%33,93) flep uygulaması, olguların 22'sine (%39,29) greft uygulaması ve olguların 15'ine (%26,79) primer onarım yapılmıştır. Benign olgularda primer onarım en sık sebase nevüs (36 hasta, %22,64) ve pilomatriksoma bulunan hastalara (29 hasta, %18,24) yapılırken greft ile onarım ise en sık sebase nevüs (4 hasta, %2,52) ve hidradenoma bulunan hastalara (4 hasta, %2,52) yapılmıştır. Malign olgularda greft ile onarım en sık porokarsinom (7 hasta, %12,5) ve prolifere trikilemmal tümör (6 hasta, %10,71) bulunan hastalara yapılırken flep ile onarım ise en sık sebase karsinom (5 hasta, %8,93) ve trikoblastik karsinom (5 hasta, %8,93) bulunan hastalara yapılmıştır. Malign hastaların 9'unda (%15) reeksizyon uygulanmıştır ve 8'inde (%13,33) nüks gelişmiştir. Malign hastaların 7'sine (%11,66) sentinel lenf nodu biyopsisi yapılmıştır ve trikoblastik karsinom tanılı bir hastada sonuç pozitif gelmiştir. Malign hastaların 5'ine (%8,33) lenf nodu diseksiyonu yapılmıştır ve porokarsinom tanılı bir hastada sonuç pozitif gelmiştir. Malign grupta radyoterapi verilen iki (%3,33) olgu yer almaktadır ve kemoterapi alan olgu bulunmamaktadır. Bir (%1,66) olguda sistemik metastaz olduğu tespit edilmiştir. Malign deri eki tümörü tanısı almış olguların 26'sında (%43,33) mortalite gelişmiştir. En çok mortalite gelişen olgular porokarsinom (13 hasta, %21,67) ve trikoblastik karsinom (7 hasta, %11,67) bulunan olgular olmuştur. Mortalite gelişen olguların yaş ortalamasının (75,65±15,88 yıl, min:24 max:96 ) yaşayan olgulardan (70,09±12,34 yıl, min:33 max:90) daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Mortalite gelişen olguların lezyon boyutu ortalamasının (3,27±2,77 cm, min:0,5 max:10) yaşayan olgulardan (2,99±2,533 cm, (min:0,3 max:12) daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Olgularda mortalite gelişimine etki eden değişkenler incelendiğinde yaş, lezyon türü ve lezyon boyutunun etkili faktörler olduğu, cinsiyetin mortalite gelişimine etki etmediği saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda deri eki tümörlerinin çoğunun benign olduğu izlenmiştir. Benign lezyonların erkek hastalarda, malign lezyonların kadın hastalarda fazla olduğu izlenmiştir. Malign lezyonlar yaşlı hastalarda , benign lezyonlar ise daha genç hastalarda izlenmiştir. Benign lezyonların bulunduğu olgularda en sık yerleşim yerlerinin skalp ve malar bölge olduğu, malign lezyonların bulunduğu olgularda ise en sık yerleşim yerlerinin göz kapağı ve malar bölge olduğu izlenmiştir. Benign lezyonu bulunan olgularda en sık sebase nevüs ve pilomatriksoma türlerinin olduğu ve malign lezyonu bulunan olgularda en sık porokarsinom ve sebase karsinom türlerinin olduğu izlenmiştir. Benign lezyonların tedavisinde en sık primer onarım yapılırken, malign lezyonların tedavisinde en sık greft ile onarım yapılmıştır. Malign deri eki tümörleri agresif olabilen, nodal tutulum ile uzak metastaz yapabilen ve mortalite ile seyredebilen tümörlerdir. Deri eki tümörlerinde erken tanı ve nüksün önlenmesi açısından hastaların takiplarinin düzenli aralıklarla yapılması önemlidir. İnsanlara deri kanseri belirtileri ve güneşten korunma yöntemleri hakkında bilgi verilmelidir. Anahtar Kelimeler: deri eki tümörü, benign tümör, malign tümör

Apokrin bezleriCerrahi-plastikDeri hastalıkları+6
Seçkin İlmaz
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde cerrahi yapılan hastalarda N2 lenf nodu pozitifliğinin sağkalıma etkisi

Amaç: Çalışmamızda, küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı olan ve akciğer rezeksiyonu yapılan hastalar arasından ipsilateral mediastinal metastatik lenf nodu (N2) olanlar belirlenerek, saptanan N2 lenf nodunun yerinin, sayısının, büyüklüğünün, N1 lenf nodu metastazı olmaksızın N2 lenf nodu pozitifliğinin (skip N2) ve N2'ye yaklaşıma göre oluşturulan sürpriz N2 ile olası rezektabl N2 gruplarının sağkalıma etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'na başvuran, preoperatif veya intraoperatif küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tanısı konulan ve akciğer rezeksiyonu uygulanan hastalar retrospektif taranarak içlerinden patolojik N2 (pN2) pozitif olanlar çalışmaya dahil edildi. Çalışmamızda hastaları önce iki gruba ayırdık; preoperatif N2 pozitifliği saptanmayan, intra/postoperatif pN2 gösterilen "sürpriz N2" grubu ile preoperatif patolojik veya klinik N2 (kN2) pozitif olduğu bilinen ve rezektabl olarak değerlendirilen "olası rezektabl N2" grubu. Olası rezektabl N2 grubunu kendi arasında ikiye ayırdık; neoadjuvan kemoterapi (KT) veya kemoradyoterapi (KRT) uygulanan ve tedavi sonrası pN2'lerinde kısmi veya tam regresyon gözlenen "persistan N2" grubu ile neoadjuvan tedavi uygulanmayan, öncelikle cerrahiye alınan "bilinen tek N2" grubu. Klinik veya patolojik N2 pozitif olup neoadjuvan KT veya KRT alan hastalardan cerrahi sonrası N2 lenf nodu tamamen kaybolan, patolojik N2 saptanmayan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Saptanan N2 lenf nodunun yerinin, sayısının, büyüklüğünün, skip N2 durumunun, sürpriz N2, ve olası rezektabl N2 gruplarının (persistan N2 ve bilinen tek N2) sağkalıma etkisi araştılmıştır. Hastalarda; yaş, cinsiyet, tümörün histopatolojik özellikleri, neoadjuvan ve adjuvan tedavi uygulanıp uygulanmaması, kitle yeri, rezeksiyon tipi, insizyon tipi, rezeksiyon sınırları, tümör boyutu ile bunların sağkalıma etkisi analiz edilmiştir. Genel sağkalım sürelerinin incelenmesinde Kaplan-Meier analizi altında Log-Rank testi yapıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi (p) 0.05 olarak alındı. Bulgular: Araştırma kapsamında Ocak 2011 ile Aralık 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'na başvurmuş, KHDAK tanısı preoperatif veya intraoperatif konulmuş, rezeksiyon uygulanmış 953 hasta retrospektif olarak incelendi. Bunlardan, postoperatif patolojik N2 pozitifliği bulunan 99 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların ortalama yaşı 59  9 (37- 82) olarak hesaplandı. Hastaların tümör histolojisi incelendiğinde %51,5'i adenokarsinom, %40,4'ü squamöz hücreli karsinom, %8,1'i ise diğerleri olarak tespit edildi. 8. Tümör-Nod-Metastaz (TNM) sınıflamasında T faktörüne göre; hastaların %2'si T0, %1'i pT1a, %10,1'i pT1b, %14,1'i pT1c, %18,2'si pT2a, %14,1'i pT2b, %24,2'si pT3, %16,2'si pT4 olarak tespit edildi. Hastaların %34,4'ü (n=34) bilinen tek N2, %17,1'i (n=17) persistan N2, %48,5'i (n=48) sürpriz N2 olarak değerlendirildi. N2 pozitifliği; 78 hastada tek istasyon, 21 hastada çok istasyon olarak mevcuttu. Hastaların %40,4'ünde N1 pozitifliği olmadan N2 pozitifliği (skip N2) mevcuttu. Kadın hastalar istatistiksel olarak erkek hastalardan daha iyi prognoza sahiptiler (p:0.025). Adjuvan KT uygulanan hastalar uygulanmayanlara göre istatistiksel olarak daha iyi prognoza sahiptiler (p:0.014). Hastaların genel ve 5 yıllık sağkalımı sırasıyla 38.3 ay  3.9 (30.66- 46.06) ve %24,8 olarak tespit edildi. Sürpriz N2, persistan N2, bilinen tek N2 gruplarının sağkalım kıyaslamasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p: >0.05). Sonuç: Mediasten lenf nodu metastazı olan KHDAK hastalarının tedavisinde cerrahi tedavinin yeri konusunda görüş birliği bulunmamaktadır. Çalışmamızda cerrahi uygulanmış hastalarda "sürpriz N2" ve "olası rezektabl N2" alt gruplarının sağkalıma etkisi istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. Kadınlar erkeklere göre, adjuvan KT uygulananlar uygulanmayanlara göre daha iyi prognoza sahiptiler. N2 alt gruplarının incelenmesi için daha geniş hasta gruplarıyla çalışmaların gerekliliği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, N2, mediastinal lenf nodu, sürpriz N2, skip N2, tek N2, multipl N2.

Akciğer hastalıklarıCerrahi-akciğerKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+5
İsmail Can Karacaoğlu
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolorektal karsinom karaciğer metastazlarında perkütan termal ablasyonun güvenirliliği ve etkinliği

Amaç: Bu çalışmanın amacı kolorektal karsinom karaciğer metastazlarında uygulanan perkütan termal ablasyon tedavisinin güvenirliliğini ve etkinliğini araştırmak idi. Gereç ve Yöntem: Bu tek merkezli retrospektif çalışmaya Haziran 2012 ile Mayıs 2019 tarihleri arasında Kolorektal Karsinom Karaciğer(KRK)metastaz tanısı alan ve hastanemizin tümör konseyi kararı ile termal ablasyon işlemi uygulanan ardışık 51 hasta (67 tümör) dahil edilmiştir. Termal ablasyon sonrası hastalar 1. ay ve sonrasında 3 aylık aralıklar ile takipedilmiştir . Tedaviye yanıt oranları, tedavi sonuçlarına etki edebilecek etkenler, genel sağ kalım süreleri, lokal rekürrens ve komplikasyonlar değerlendirilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada KRK metastazı nedeniyle perkütan termal ablasyon uygulanan toplam 67 metastazı olan 51 hasta (26'sı [% 51] kadın) tedaviye yanıt ve işlem güvenirliği açısından değerlendirilmiştir. Değerlendirmeye alınan hastaların yaşları 26 ile 76 (medyan yaş 54,9) arasında idi. Medyan genel sağ kalım süresi 34 ay (aralık 1-45 ay) idi. Yeni intrahepatik metastaz gelişmesinin genel sağ kalım üzerine etkileri anlamlı bulunmuştur (p = 0,02). Takiplerin 3. ayında işlem uygulanan lezyonların % 86,6 tam yanıt saptanmıştır. Tüm takip süresi boyunca işlem uygulanan tümörlerin % 26,8 lokal rekürrens izlenmiştir. Tümör boyutunun ve ablasyon kenarının işlem başarısına etki ettiği izlenmiştir. İşlem uygulanan hiç bir hastada major veya minor komplikasyon izlenmemiştir. Sonuç: Kolorektal Karsinom Karaciğer metastazlarında uygun hazırlık ve teknikle yapıldığında termal ablasyon işlemi etkin ve güvenilir bir tedavi yöntemidir. Tümör boyutu ve işleme sekonder ablasyon kenarı işlem etkinliğine etki eden nedenlerdir. Anahtar Kelimeler: Kolorektal karsinom karaciğer metastazı, lokorejyonel tedaviler, termal ablasyon, sağ kalım, lokal rekürrens.

AblasyonKaraciğer hastalıklarıKaraciğer neoplazmları+6
Behruz Khalataı
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Derin öğrenme ile histopatolojik olarak tanı konmuş 65 yaş üstü metastatik meme kanseri hastalarında kemoterapi yan etkisini öngörme

Bu çalışmada, Histopatolojik olarak tanı konmuş 65 yaş üstü meme kanseri hastalarının tedavi edilme aşamasında makine öğrenmesi ve derin öğrenme yöntemlerinden faydalanılarak, kemoterapi yan etkilerini önceden tahminlemeye yönelik analiz çalışması yapılması hedeflenmektedir. Yapılan çalışma ile, hastaya kemoterapi verilip verilmemesi konusunda hekimlere fikir verilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Google tarafından geliştirilen ve açık kaynak kodlu bir kütüphane olan TensorFlow kütüphanesi kullanılacak olup bünyesinde birçok derin öğrenme algoritmasını barındıran kütüphane, ptyhon dili kullanılarak geliştirilmiştir. Kütüphane 1000'den fazla yazılımcı tarafından geliştirilmektedir. Derin öğrenme yöntemlerindeki başarı seçilecek veri özellik kümesinin belirlenmesine bağlıdır, bu çalışma için kanserli hastalara uygulanan kemoterapi tedavisinde en çok bakılan özelliklerden ve kemoterapi sonucunda ortaya çıkan yan etkilerden oluşan bir veri kümesi seçilmiştir. Geliştirilen sistem üzerinde öncelikle hastalara ait ilgili bilgiler girilmiş, ardından bu hastalarda kemoterapi tedavisinin sonuçları belirtilmiştir. Bu işlem sonucunda Makine öğrenmesi yöntemleri kullanılarak ilgili veri kümesi öğrenme işlemine tabi tutulmuş, bu işlem sonucunda yeni bir hasta geldiğinde bu hasta için kemoterapi uygulanıp uygulanmayacağı sistem tarafından tahmin edilmeye çalışılmıştır. Bulgular: Derin öğrenme modeli için yeterli veri olduğunda derin öğrenme yaklaşımlarının klinik karar verme süreci ve tedavi yaklaşımlarına başarıyla uygulanabileceği, uygun, doğru ve yeterli veri seti uygulandığında daha başarılı sonuçlar elde edileceği ve başarı oranının %90'lara ulaşacağı görülmüştür. Sonuçlar: Meme kanseri tanısında, derin öğrenme tekniklerinin kullanılması ile teşhis yöntemin doğruluğu ve uygun tedavi yöntemi arttırılabilir. Bu çalışma ile sunulan sonuçların derin öğrenme tekniğin diğer hastalıkların teşhis ve tedavisi için de daha ileri araştırmalara yol açacağı düşünülmektedir.

Derin öğrenmeMakine öğrenmesiMeme hastalıkları+7
Hediye Bedük
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tiroid kanserlerinin lob içi yerleşiminin metastatik lenf nodu bölgeleri ile anatomik ilişkisi

Amaç: Tiroid kanserlerinin son 30 yılda insidansı artmaktadır. Tiroid kanserlerinin tedavisinde total tiroidektomi/lobektomi ve lenf nodlarına metastaz varlığında servikal bölgede bulunduğu kompartmana yönelik lenf nodu diseksiyonu uygulanmaktadır. Son yıllarda radikal cerrahi yaklaşımların yerini giderek daha selektif minimal cerrahi yaklaşımlar almaktadır. Cerrahi kapsamın belirlenmesi için literatürde metastatik lenf nodu bölgelerini tümör lokalizasyonlarına göre öngörmeyi amaçlayan çalışmalar mevcuttur. Bizim de bu çalışmada amacımız tümörlerin lob içi lokalizasyonları ile metastatik lenf nodu bölgeleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı'na 2007-2019 yıllarında diferansiye tiroid kanseri tanısı alıp radyoaktif iyot tedavisi için başvuran 2053 hastadan, metastaz riskini araştırmak amacıyla seçilen 304 hasta ve tümör lokalizasyonu ile metastaz odakları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanı anında bölgesel lenf nodu metastazı yapmış 103 hastadan oluşan iki grup oluşturuldu. Tümör lokalizasyonları her iki lobda üst yarı, alt yarı ve istmus olacak şekilde gruplandırılarak belirlendi. Ayrıca 2005-2019 yıllarında medüller tiroid kanseri tanısı alıp PET/BT görüntülemesi için başvuran ve yeterli bilgisine ulaşılabilen 11 hastadan oluşan ayrı bir grup yapıldı. Bu üç grupta hastaların patolojik ve demografik özelliklerinin sayı ve oranları, metastaz ile ilişkili özellikler ve tümör lokalizasyonları ile metastatik lenf nodları arasındaki ilişki IBM SPSS İstatistik Versiyon 20.0 paket programı kullanılarak incelendi. Bulgular: Metastaz riskini araştırdığımız 304 kişilik hasta grubumuzda 246 (% 80,9) kadın ve 58 (% 19,1) erkek olup yaş ortalamaları 45,5 ± 13 bulundu. Papiller tiroid kanseri en sık görülen patolojik tipti. Tiroid dışı yayılım ve lenfovasküler invazyon ile bölgesel lenf nodlarına metastaz arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). Ayrıca sol lobda yerleşim gösteren tümör boyutlarının ortalamasının metastaz yapanlarda yapmayanlara göre daha yüksek olduğu saptandı (1,20 ve 1,90; p=0,013). Lenf nodu metastazı yapmış hastalardan oluşan 2. grubumuzda 69 (% 67) kadın, 34 (% 33) erkek olup yaş ortalamaları 39,5 ± 16 bulundu. Hastaların tamamı papiller tiroid kanseriydi. Sağ lob üst yarıda yerleşmiş tümörler ile sağ Level III (p=0,015) ve lateral lenf nodları (p=0,047) arasında anlamlı ilişki bulundu. Ayrıca multisentrisiteye bakılmaksızın lob bazında tümör lokalizasyonu ile lenf nodu bölgeleri arasındaki ilişki incelendiğinde sağ ve sol lobda yerleşim gösteren tümörlerin her iki lateral bölgede lenf nodu metastazı varlığı ile istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p>0,001). Medüller tiroid kanseri olup yeterli bilgisine ulaşılabilen hasta sayısının çok az olması nedeniyle istatistiksel değerlendirme yapılamamıştır. Sonuç: Hem diferansiye tiroid kanseri hem de medüller tiroid kanserleri için bölgesel lenf nodu metastazı varlığı sık görülen, önemli bir klinik durumdur. Çalışmamızda tümör lokalizasyonları ile her iki level I, V ve VI'daki metastatik lenf nodları arasında belirgin ilişki saptanmamıştır. Bulgularımız cerrahi yaklaşım konusunda daha selektif bir lenf nodu diseksiyonu uygulanma fikrini desteklese de herhangi bir lobda yerleşimli bir tümör için her iki lateral bölgeye metastaz riskinin benzer olduğunu gösterdi. Bu nedenle, tanı sırasında görüntüleme yöntemleri ile bölgesel lenf nodlarının değerlendirilmesinin kritik öneme sahip olduğu sonucuna varıldı.

AnatomiBoyun diseksiyonuLenf nodları+4
Merve Küçüker
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karsinomların kemik metastazlarının biyolojik davranışları ve klinik yönetimi

Amaç: Dünyada karsinomlar ölümün majör sebeplerindendir; kemik metastazları ise artmış mortalite ve morbiditelere sebep olmaktadır. Kemik metastazlarına yönelik birçok tedavi yöntemi mevcuttur. Beklenen sağkalım süresi bu yöntemi belirleyen en önemli faktördür. Daha önceden geliştirilmiş birçok prognostik model mevcuttur. Bu çalışmada kemik metastazlı hastaların sağkalımlarına etki eden faktörleri ve prognostik modellerin klinikte kullanılabilirliğini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: 2011-2021 yılları arasında hastanemize başvuran ve yapılan tetkikler ve patolojik doğrulama sonrasında kemikte karsinom metastazı tanısı ile palyatif veya cerrahi tedavi edilen toplam 247 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, genel sağlık durumları, tanıları, laboratuvar ve görüntüleme verileri, patolojik kırık durumları, uygulanan tedavi yöntemleri ve sağkalım süreleri kaydedildi ve bu verilerin sağkalım süreleri üzerine etkilerinin olup olmadığı değerlendirilmiştir. Geliştirilmiş olan Katagiri, Janssen, Spring, PathFX ve SORG prognostik modelleri uygulandı ve tahmin edilen sağkalım süresi hastalarımızın gerçek sağkalım süreleriyle karşılaştırılarak bu modellerin tahmin performansları değerlendirilmiştir. Bulgular: Yapılan çok değişkenli analiz sonrasında bazı laboratuvar değerleri, vücut kütle indeksleri, hastanın performans durumu, primer tanıları, ekstraspinal ve ekstraskeletal metastaz veya patolojik kırık durumlarının kemik metastazı olan hastaların sağkalım süreleriyle anlamlı ilişkili oldukları gösterilmiştir. Prognostik modellerin tümü klinikte kullanılabilir vasıfta olsa da performansları değişmektedir. Bu bağlamda SORG skorlama sisteminin performans değerleri en yüksek bulunmuştur. Sonuç: İlişkili bulduğumuz prognostik faktörler birkaç değişken hariç genel olarak literatürle paralellik göstermektedir. 1, 3, 6, 12, 18 ve 24 ayda prognostik modeller değerlendirilmiş ve performans verileri verilmiştir. Sonuçlarımızın, tedavi yöntemine karar verirken bu prognostik modellerin seçiminde görüş sağlayacağı düşüncesindeyiz.

KarsinomaKemik hastalıklarıKemik neoplazmları+4
Kaan Ali Dalkır
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağrılı kemik metastazlı prostat kanserli olgularda SM-153 lexidronam tedavisinin etkinliği

Giriş: Ağrılı kemik metastazları prostat kanserinin ileri evrelerinde yaygın olarak görülmektedir. Kemik metastazlarında osteoblastik aktivitenin arttığı alanlarda konsantre olan, beta partikül saçılımı yapan Sm-153 tedavisi sonrası klinik etkinliğini araştırmayı planladık. Materyal-Method: Hormonal tedaviye dirençli, ağrılı kemik metastazı olan prostat kanserli 9 hastaya (ortalama yaş=69±6.26 yıl) tek doz bolus infüzyon şeklinde Sm-153 tedavisi uygulandı (37MBq/kg). Tüm hastaların bir ve/veya birden fazla anatomik lokalizasyonda narkotik analjeziklere dirençli ağrılı kemik metastazları vardı. Tedavi öncesinde metastatik alanlar Tc-99m MDP kemik sintigrafisi ile görüntülendi. Olgular tedaviye uygunluk açısından kemoterapi, radyoterapi öyküleri ve hematolojik toksisite açısından kan sayımları ile değerlendirildi. Çalışmamızda olguların tedavi öncesi ve sonrası ağrı skorları, kemik alkalen fosfataz (ALP), prostat spesifik antijen (PSA) ve hemogram düzeyleri ve tedavi sonrası ortalama yaşam süreleri takip edildi. Bulgular: Hastaların %56'sı (5 hasta) ortalama 30 haftalık gözlem sürecinde terminal dönem hastalık nedeniyle ex oldu. Tüm hastaların tedavi öncesinde Grade 0-1 anemisi, Grade 0 lökositi ve Grade 0 trombositi bulunmaktaydı. Tedavi sonrasında 6. haftada ortalama Grade 1 anemi ile Grade 0, 1 lökosit ve Grade 0 trombosit sonuçları görüldü. Tedavi sonrası 2 hastanın PSA değeri %82 ve %200 oranında azalırken, diğer 7 hastada PSA değerinin %11.2 oranında arttığı görüldü. Hastaların 5' inde değerlendirilen kemik ALP sonuçlarında tedavi öncesi ve sonrası anlamlı değişiklik izlenmedi. Ortalama 31 haftalık (8-56 hafta) gözlem sürecinde olan 4 hastadan 1 hasta ağrısız ve yaşam kalitesi artmış olarak takip edilmeye devam edilirken, diğer üçü terminal dönem hastalık nedeniyle palyatif kemoterapi tedavisi gördü. Tedavi öncesi en çok ağrı hissedilen anatomik lokalizasyonda ağrının şiddeti ortalama %79 ve tedavi sonrası ağrı şiddeti %15 olarak değerlendirildi. Sonuç : Klinik deneyimimize göre ağrılı kemik metastazı olan prostat kanserli hastalarda hematolojik toksisite sınırlarında Sm-153 tedavisi, hastaların ağrı kesiciye olan ihtiyacını azaltmakta ve yoğun ağrı nedeniyle azalan yaşam kalitesini belirgin oranda artırmaktadır.

Antineoplastik ajanlarAğrıKemik neoplazmları+4
Neslihan İncili
Manisa Celal Bayar University
2013
00

Related subjects