Meme

Bu konu başlığı altında 110 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meme cerrahisi ile axiller lenf nodu diseksiyonu geçirecek olan hastalara verilen hasta eğitiminin lenf ödemi önlemeye etkisi

Meme Cerrahisi İle Axiller Lenf Nodu Diseksiyonu Geçirecek Olan Hastalara Verilen Hasta Eğitiminin Lenf Ödemi Önlemeye Etkisi SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Cerrahi Hastalıklar Hemşireliği, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018 Bu araştırma, mastektomi ameliyatı ve lenf diseksiyonu olan hastalara verilen planlı tasarlanmış eğitimin deney ve kontrol grubunda lenfödem, lenfanjit gibi bulguları değerlendirmek, bunlara karşı koruyu önlemler alınmasını değerlendirmek amacıyla SANKO Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Kliniğinde yapıldı. Toplam 61 hastaya ulaşıldı. Deney grubunu 31, kontrol grubunu 30 hasta oluşturdu. Gruplar benzer dağılım gösterdi (p>0.05). Deney grubuna ameliyat öncesi eğitim, bir eğitim kitapçığı ile yaklaşık 40 dakika anlatılarak, göstererek verildi, kontrol grubuna ise bu eğitim kitapçığı taburculuktan 10 gün sonra verildi. Tüm hastaların lenfödeme yönelik bilgi ve tutumları, lenfödem ve lenfannjite yönelik bulguları ameliyattan 3 gün sonra ve 10 gün sonra değerlendirildi. Elde edilen veriler sayı yüzde ve ki kare tesi ile değerlendirildi. Deney ve kontrol grubu arasında lenf bezlerinin alınmasına bağlı lenfödem- lenfanjit bilgisi ve bunlardan korunma davranışı arasında anlamlı istatistiksel fark vardı (p>0.05). Deney grubu bu konuda daha bilgili idi ve tutum geliştirmişti. Ameliyattan 10 gün sonra taburculuk sonrası kontrolü yapılan hastaların lenfödeme yönelik bulgularına bakıldığında, hastaların ellerinde hafif düzeyde ödem, hasassiyet, ağrı, sertlik hissi, gerginlik hissi, yanma hissi, kızarıklık kontrol grubunda daha fazla görülürken, ameliyat öncesi meme hemşiresinden eğitim alan deney grubunda yer alan hastalarda, bu bulgular daha az görülmekteydi. Sonuç olarak; planlı, tasarlanmış, görsel-işitsel ve demostrasyon ile yaparak öğrenmeyi sağlayan hasta eğitimleri, lenfödem-lenfanjiti önlemede etkili olabilir.

CerrahiHasta eğitimiLenf nod eksizyonu+4
Fikret Yılmaz
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mastektomi sonrası radyoterapi uygulanan sol meme kanserli hastalarda alan içinde alan (FIF), volümetrik ayarlı ark terapi (VMAT) ve yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) yöntemlerinin değerlendirilmesi

Mastektomi uygulanmış sol meme maling tümörlü 20 hastada; Alan içinde Alan (FİF), Yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) ve volümetrik ayarlı ark terapi (VMAT) tekniği kullanılmıştır. Meme dokusu ve risk altındaki organların almış olduğu dozlar, doz hacim histogramı (DVH) yardımı ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 20 hastaya ait bilgisayarlı tomografi görüntüleri tek bir radyasyon onkoloğu tarafından konturlandı. Her hasta için 3 farklı teknik ile yapılan tedavi planında 6 MV enerji kullanıldı. Doz dağılımı olarak 50Gy/25 Fr tercih edildi. Mastektomi sonrası görüntülenen mevcut doku, CTV, kalp, ipslateral akciğer, kontrolateral akciğer ve kontrolateral meme konturlanmıştır. Planlamalar Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kiniğinde Varian cihazına bağlı radyoterapi network sistemi olan Eclipse 13.7 kullanılarak hazırlanmıştır. Alan içinde alan (FİF) yönteminde eş merkez ve demet açıları kullanılarak yüksek doz alan bölgeleri düşürmek amacı ile ek alt alanlar eklendi. Yoğunluk ayarlı radyoterapi planlama tekniğinde (IMRT) ise aynı eş merkez noktası ilk-son açılar alan içinde alan (FIF) yöntemindeki plana sadık kalınarak hazırlandı. Volümetrik ayarlı ark terapide (VMAT) yarım ark tekniği uygulandı. Hedef hacim PTV için Dort, Dmax, Dmean, CI değerleri ve kritik organlar için (kalp, ip-akciğer, karşı akciğer ve karşı meme Dort, Dmax, (%) (V5, V10, V20, V25 ve V30) dozları incelendi. Araştırma bulgularına göre PTV Dmax değeri en yüksek IMRT'de (56,65) bulunmuştur (p=0,042). Kalp için Dmax en düşük IMRT'de tespit edilmiştir (p=0,001). Akciğer Dmax en düşük IMRT'de (45,48) bulunmuştur (p<0,001). Sol akciğer için Dmax en düşük IMRT 'de (45,529 tespit edilmiştir (p<0,001). Supra, aksilla, sağ akciğer ve karşı memede dozlar arasında istatistiksel anlamlı fark görülmemiştir. Akciğerde V5 en düşük VMAT 'de, V20, V25, V30 ise IMRT 'de anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p<0,01). Kalp dozları V20, V25 ve V30 değerleri IMRT'de tekniğikullanıldığında anlamlı olarak değişiklilik göstermiştir (p<0,001). Bu araştırma sonucunda 20 hasta planında elde edilen istatistiksel anlamlı bulgular ışığında, hedef dokudaki istenilen doz dağılımı ve akciğer, kalp kritik organlarını yüksek doz radyoterapiden korumak açısından IMRT tekniğinin daha olumlu etkileri olduğu önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, FIF, IMRT, VMAT

Doz-cevap ilişkisi-radyasyonMastektomiMeme+6
Nurgül Gülmez
İstanbul Aydın University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sıçan modelinde periprostetik meme kapsülünü azaltmak için profilaktik zafirlukast, montelukast ve kromolin sodyum tedavisi uygulanması

Kapsül kontraktürü meme implantına karşı aşırı fibrozis cevabıyla oluşan patolojik bir durumdur. Mast hücresi proinflamatuar mediatörleri ile fibrozisi uyaran anahtar hücrelerden biridir. Bu proinflamatuar mediatörler sadece lökotrien, heparin, renin ve histamin ile sınırlı değildir. Henüz uygun profilaksi şeması tanımlanmamış olsa da mast hücresinden salınan proinflamatuar maddeleri durdurmak kapsül kontraktürü profilaksisinin temelini oluşturur. Mast hücresi membran stabilizatörü olan kromolin sodyumun, lökotrien reseptör antagonistlerden histopatolojik olarak kapsül kontraktürünü daha etkili önleyeceği hipotez edildi. Bu hipotezin kanıtlanması amaçlanarak çalışma sıçan modeli olarak tasarlandı. Her grup rastgele 6 sıçan içerecek şekilde planlanarak 5 grup oluşturuldu. Kontrol grubuna enjeksiyon uygulanmadı. Sıçanlara, %0.9'luk serum fizyolojik ve kromolin sodyum, montelukast, zafirlukast düzenli olarak intraperitoneal enjekte edildi. 4. haftanın sonunda her sıçanın sırt bölgesine iliak kemik hizasında 2 cm insizyon yapılarak, panniculus carnosus altına düzgün yüzeyli yuvarlak implantlar yerleştirildi. Sıçanlara 16 hafta takip sonrası ötenazi yapıldı. Histopatolojik olarak akut inflamasyon, ortalama inflamasyon şiddeti skoru, sinoviyal metaplazi, ortalama dev hücre reaksiyonu odak sayısı, ortalama mast hücre sayısı ve ortalama kapsül kalınlığı incelendi. Ortalama mast hücre sayısı, ortalama kapsül kalınlığı, ortalama inflamasyon şiddeti skoru en düşük kromolin sodyum grubunda saptandı. Hücresel sinoviyal metaplazi bulunan sıçan sayısı en fazla kromolin sodyum grubundaydı. Kromolin sodyumun, mast hücresinden salınan proinflamatuar mediatörleri durdurduğu için, kapsül kontraktürü profilaksisinde %0.9 serum fizyolojik, montelukast, ve zafirlukasttan daha etkili olduğu görüldü.

KontraktürKromolin sodyumMast hücreleri+5
Fethiye Damla Menkü Özdemir
Hacettepe University
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Meme dolgunluğu (Angorjman) gelişen annelerde lahana uygulamasının etkisi

Amaç: Çalışmada angorjman gelişen annede lahana uygulamasının ağrıya, meme dokusundaki rahatlamaya, pompayla sağılan süt miktarına ve annenin kaygı düzeyi ile lahana uygulamasından memnuniyetine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma Eylül 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği yatan ve her iki memesinde angorjman gelişen 18 anne ile yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında "Anne Tanıtım Formu" ve Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Annenin bir memesine iki saat lahana uygulanmıştır. Diğer memeye herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Sonra her iki meme de aynı anda, aynı vakum ve hız ayarında elektronik süt sağma pompasıyla sağılmıştır. Bu sağma işleminden sonra annenin iki memesi için ağrı, rahatlama, memnuniyet düzeyi, sağılan sütün miktarı ve kaygı düzeyi tekrar değerlendirilmiştir. Bulgular: Annelerin yaş ortalaması 29.78±6.44 yıl olarak bulunmuştur. Annelerin %88.9'u isteyerek gebe kalmıştır. Annelerin %61.1'inin ilk doğumu olduğu, %38.9'unun iki ve daha çok doğum yaptığı belirlenmiştir. Annelerin %38.9'u vajinal doğum, %61.1'i sezaryen doğum yapmıştır. Bebeklerin %61.1'i 37 haftanın üstünde doğmuştur. Annelerin doğum sonrası iki ile 15. günleri arasında angorjman sorununun başladığı saptanmıştır. Annelerin yaşadıkları angorjmanın emzirme ya da sağma işlemlerini etkileme durumları incelendiğinde; %27.8'inin az, %27.8'inin orta ve %44.4'ünün çok etkilendiği belirlenmiştir. Annelerin ağrı şiddeti ortalaması lahana uygulanmayan memede 6.50±1.98, lahana uygulanan memede 3.56±2.12 olup; lahana uygulanan memedeki ağrı şiddeti, lahana uygulanmayan memeden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0.001, p<0.01). Annelerin rahatlama düzeyi ortalaması lahana uygulanmayan memede 4.33±1.24, lahana uygulanan memede 7.38±1.95 olup; lahana uygulanan memedeki rahatlama düzeyi, lahana uygulanmayan memeden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0.001, p<0.01). Annelerin memnuniyet düzeyi ortalaması lahana uygulanmayan memede 4.72±1.71, lahana uygulanan memede 7.94±2.10 olup; lahana uygulanan memedeki memnuniyet düzeyi, lahana uygulanmayan memeden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0.001, p<0.01). Annelerin sağılan süt miktarı ortalaması lahana uygulanmayan memede 30.06±29.24 ml, lahana uygulanan memede 46.44±34.99 ml olup; lahana uygulanan memedeki sağılan süt miktarı, lahana uygulanmayan memeden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0.001, p<0.01). Annelerin durumluk kaygı ölçeği puan ortalaması lahana uygulaması öncesi 44.00±12.09, uygulama sonrası 34.33±8.76 puan olup; uygulama öncesine göre uygulama sonrası durumluk kaygı ölçeği puanlarındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.001, p<0.01). Sonuç: Araştırma verilerinden elde edilen bulgulara göre angorjman gelişen annelerin lahana uygulanan memedeki ağrı şiddetlerinin ve durumluk kaygı ölçeği puanlarının lahana uygulanmayan memeden daha düşük olduğu, rahatlama ve memnuniyet düzeyleri ile süt miktarının ise önemli derecede yükseldiği bulunmuştur. Angorjman sorunu yaşayan annelere lahana uygulaması tavsiye edilebilir ve sağlık çalışanlarına bu uygulama konusunda eğitim verilebilir. Araştırmacılar da daha büyük örneklem gruplarıyla ve farklı çalışma tasarımlarıyla bu konuyu çalışabilirler. Anahtar Kelimeler: Lahana; meme; laktasyon; ağrı

AnnelerAğrıLahana+3
Endam Çetinkaya
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin meme ve testis kanserine yönelik sağlık inançlarının belirlenmesi

AMAÇ: Tanımlayıcı tipte hazırlanan bu araştırma, üniversite öğrencilerinin meme ve testis kanserine yönelik sağlık inançlarının belirlemek için yapılmıştır. YÖNTEM: Araştırma 1 Ekim- 30 Kasım 2018 tarihleri arasında, Ege Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü hazırlık sınıfında öğrenim gören, sadece lisans derecesindeki hazırlık sınıflarında öğrenim gören 2500 öğrenci araştırmanın evrenini, 350 öğrenci ise örneklemi oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan 20 soruluk birey tanılama formu, Champion'un meme kanseri ve taramalarına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği ve Champion'un testis kanseri taramalarına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde SPSS 20 paket programı kullanılmış, sonuçlar değerlendirilirken yüzde, ortalama, spearmans rho testi ve ki-kare testi uygulanmıştır. BULGULAR: Araştırmadaki kadın öğrencilerin yaş ortalaması, 18.71±1.52, erkek öğrencilerin yaş ortalaması ise; 19.39±1.84 olarak bulunmuştur. Kadın öğrencilerin %9.5'i meme kanseri hakkında önceden eğitim aldığını, %90.5'i önceden eğitim almadığını %67.0'si önceden KKMM'yi duyduğunu, %33.0'ü ise önceden KKMM'yi duymadığını, %8.5'i düzenli olarak KKMM yaptığını, %91.5'i ise yapmadığını, %58.5'i KMM'yi daha önceden duyduklarını, %41.5'i ise daha önceden duymadıklarını, %3.5'i klinik meme muayenesi yaptırdığını, öğrencilerin %90.0'ı erken tanı yöntemlerini duyduklarını, %10.0'u erken tanı yöntemlerini duymadıklarını belirtmişlerdir. Erkek öğrencilerin %8.8'i testis kanseri hakkında önceden eğitim aldığını, %91.2'si önceden eğitim almadığını, %23.5'i önceden KKTM'yi duyduklarını, %76.5'i ise önceden KKTM'yi duymadıklarını, %2.9'u düzenli olarak KKTM yaptığını, %97.1'i ise düzenli olarak KTMM yapmadığını, %34.7'si daha önceden KTM duyduklarını, %65.3'ü ise daha önceden duymadığını, sadece %1.2'si klinik testis muayenesi yaptırdığını, %66.5'i erken tanı yöntemlerini duyduklarını belirtirken, %33.5'i erken tanı yöntemlerini duymadıklarını belirtmişlerdir. Kadın öğrencilerde korelasyon analizi yapıldığında; SİM'e göre duyarlılık ve önemseme/ ciddiyet, sağlık motivasyonu ve KKMM yararları, mamografi yararları ve KKMM yararları, KKMM engelleri ve mamografi engelleri ölçek alt boyutları arasında yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır. Erkek öğrencilerde, SİM'e göre duyarlılık, KKTM yararları ve KKTM engelleri alt boyutlarında yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır. Kadın ve erkek öğrencilerde, ailede kanser tanısı olan kişi olma durumu, meme/testis kanseri hakkında önceden eğitim alma durumu duyarlılığı etkilemektedir. SONUÇLAR: Üniversite öğrencilerinin büyük bir kısmının, meme ve testis kanseri ve KKMM/KKTM hakkında bilgi sahibi olmadıkları ve ayrıca, düzenli olarak KKMM/KKTM uygulamadıkları belirlenmiştir. Yapılan çalışmanın sonucuna göre; ileriki çalışmalarda üniversite öğrencilerinde meme/testis kanseri ve KKMM/KKTM hakkında bilgi düzeyini arttırma amaçlı sağlık eğitimleri planlanması ve uygulanması önerilir.

Kendi kendine muayeneMemeMeme hastalıkları+6
Şükran Olgun
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meme kanserinde PKİ-402'nin PI3K/AKT/mtor yolağı ve radyo duyarlılık üzerindeki etkilerinin araştırılması

Meme kanseri kompleks kanser türü olup, dünya üzerinde kadınlarda görülme sıklığına göre birinci, kansere bağlı ölümler arasında ikinci sıradadır. Meme kanseri klinik özelliklerine, eksprese edilen tümör markerlarına ve histolojik tipine göre alt tiplere ayrılan heterojen bir hastalıktır. Duktal ve lobular karsinomalar en yaygın histolojik tiplerini oluşturmaktadır. Her alt tipin farklı prognozu ve tedaviye yanıtı vardır. Meme kanserinin oluşumunda birçok risk faktörü tanımlanmıştır. Mutasyonlar meme kanseri oluşumunda önemli rol oynamaktadır. PI3K/Akt/mTOR yolağının mutasyonlara bağlı anormal aktivasyonu meme kanserinde sık gözlenmektedir. Bu yolağın inhibisyonunun meme kanseri gelişimini önlemeye yardımcı olduğu yapılan çalışmalarda bildirilmiştir. Meme kanserlerinin tedavisinde cerrahi müdahale, kemoterapi ve radyoterapi uygulamaları sonucu başarı elde edilmekle birlikte genellikle tedavilere karşı direnç gelişimi ya da nüks görülmektedir. Kök hücreler terapi direnci ve nüksten sorumlu olan, kanser kitlesini yeniden oluşturma potansiyeline sahip hücrelerdir. Bu nedenle güncel araştırmalar tümör kitlesini oluşturan hücrelerin yanısıra kanser kök hücrelerinin de elimine edilmesini sağlayacak mekanizmaların aydınlatılmasına odaklanmıştır. Bu doğrultuda tez kapsamında, PI3K/Akt/mTOR inhibitörü PKI-402'nin farklı meme kanseri alt tiplerindeki ve meme kanseri kök hücrelerindeki sitotoksik, apoptotik etkinliği normal hücrelerle kıyaslanarak araştırılmıştır. Bu amaçla Sitoksisite, Apoptoz, -H2AX deneyi, Klonojenik sağkalım deneyi ve Fosforilasyon deneyi gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar sonucunda, 48.saatte MCF-7 hücre hattında 109 nM, MDA-MB-231 hücre hattında 2.44 µM, BCSC hücre hattı için 5.941 µM ve MCF-10A hücre hattı için 142 nM IC50 dozuyla bu hücreler için PKI-402 sitotoksik bulunmuştur. İleri deneylere bu dozlarla devam edilmiş ve bu IC50 dozunun radyasyonla kombine edildiğinde MCF-7, BCSC ve MCF-10A hücre hatlarında apoptozu indüklediği, MDA-MB-231 hücre hattında apoptotik etki göstermediği bulunmuştur. -H2AX deneyi sonucunda ise MCF-7, MDA-MB -231 hücre hatlarında kontrole kıyasta ve gruplar arasında (İyonize radyasyon (IR) ve PKI-402+ İyonize radyasyon (IR)) anlamlı çift kırık yüzdesi gözlemlenmiştir. MCF-10A ve BCSC hücre hatlarındaki çift kırık yüzdesi ise anlamlı olarak değerlendirilmemiştir. Uygulamalardan sonraki sağ kalım kapasitesi klonojenik analizle değerlendirilmiştir. MCF-7 ve BCSC hücre hatlarında sağkalım yüzdesinde IR ve PKI-402+IR grupları arasında ve kontrole kıyasta anlamlı bir değişim gözlemlenmiştir. Fosforilasyon deneyi sonucunda, MCF-7, MDA-MB-231 ve BCSC hücre hatlarında PI3K/Akt/mTOR yolağının baskılanmasının göstergesi olan önemli 16 proteinden bazılarının baskılandığı gözlemlenirken, normal meme epiteli hücre hattı MCF-10A'da sadece 4E-BP1 (Thr37/46) fosforillenmesinin baskılandığı gözlemlenmiştir. Tüm bu sonuçlara dayanarak, PKI-402'nin Radyasyona duyarlılığı arttırdığını düşünmekle birlikte, ileri deneylerde bunun teyit edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Meme Kanseri, PI3K/Akt/mTOR yolağı, PKI-402, Radyo Duyarlılık

Fosfoinositid 3-kinazMammalian target of rapamycinMeme+6
Roya Gasımlı
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Meme cerrahisi uygulanan kadınlara mobil uygulama ile verilen eğitimin destekleyici bakım gereksinimleri ve yaşam kalitesine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Meme kanseri kadınlarda en yaygın görülen, yaşam kalitesini etkileyen ve yaşam kaybı ile sonuçlanabilen toplumsal bir sorundur. Bu araştırma, mobil uygulama ile verilen eğitimin, meme koruyucu cerrahi (MKC) uygulanan kadınların destekleyici bakım gereksinimleri ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Paralel grup (1:1) randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen bu çalışmanın verileri, 1 Haziran 2022- 1 Ekim 2022 tarihleri arasında toplandı. Örnek büyüklüğünü 84 MKC uygulanan meme kanserli kadının oluşturduğu çalışma, veri toplama sürecinde ayrılan katılımcılar nedeni ile 81 (41 deney-40 kontrol) hasta ile tamamlandı. Deney grubuna çalışmaya katıldıkları 1 hafta içinde mobil uygulama aracılığı ile destekleyici bakım gereksinimlerine yönelik eğitim, kontrol grubuna ise standart eğitim uygulandı. Çalışmaya katılmayı kabul eden tüm katılımcılardan başlangıçta 4. ve 8. haftalarda "Kişisel Bilgi Formu, Destekleyici Bakım Gereksinimler Ölçeği Kısa Form (DBGÖ-KF) ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-BREF) ile veriler toplandı. Çalışma sonunda deney grubundan mobil uygulama aracılığıyla verilen eğitime ilişkin geri bildirim alındı. Verilerin analizinde Fisher's Exact Test ve Ki Kare, Student's t Test, Mann-Whitney U, tekrarlı testler için Mauchly, Sphericity Assumed, Huynh-Feldt, Greenhouse Geisser testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 kabul edildi. Çalışmanın gerçekleştirildiği hastaneden kurum izni, etik kurul izni ve hastaların bilgilendirilmiş onamları alındı. Bu çalışma Clinical Trials veri tabanına NCT04914780 numarası ile kayıt edildi. Kadınların çalışma öncesi ilk ölçümleri DBGÖ puanları deney (85,37±23,58) ve kontrol (83,13±23,03) gruplarında benzerken, ikinci ve üçüncü ölçümlerinde farklı idi. Deney grubunda T2 ve T3 ölçümlerinde (54,34±27,28; 58,78±16,51) anlamlı fark oluşturacak şekilde bakım gereksinimleri azaldı. Kontrol grubunda ise bakım gereksinimlerindeki değişim (74,03±16,05; 81,88±15,81) anlamlı değildi. Yaşam kalitesi puanları incelendiğinde; ilk ölçümlerinde deney ve kontrol grubu (44,82±17,22; 45,94±12,14) arasında fark yoktu (p>0,05). İkinci ve üçüncü ölçümlerinde deney grubunun yaşam kalitesi (72,26±14,12; 71,04±8,12) anlamlı şekilde artarken, kontrol grubunda (42,50±14,38; 45,63±8,28) anlamlı bir değişim saptanmadı. Tüm ölçüm zamanlarında kadınların destekleyici bakım gereksinimleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişki incelendiğinde; negatif yönlü, ilişkinin gücü orta ve güçlüydü (rho=0,219-0,768 aralığında). Deney grubunun mobil uygulama ile ilgili geri bildirimleri genel olarak olumluydu. Bu çalışma sonucunda MKC uygulanan kadınlara mobil uygulama ile verilen eğitim sonucunda hastaların destekleyici bakım gereksinimlerinin azaldığı, yaşam kalitelerinin yükseldiği saptandı. Mobil sağlık hizmetleri, hastalara fiziksel, psikolojik, sosyal olarak etkileşimli ve pratik destek sağlamak için klinikte ve diğer bakım ortamlarında hemşirelik bakımında yararlı bir araç olabilir.

CerrahiHasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrası+7
Hatice Balcı
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aselüler matriks, nanofiber polilaktik asit ve aselüler matriks içeren nanofiber polilaktik asitin silikonlarda kapsül kontraktürü üzerine etkisi ve bu etkilerin karşılaştırılması

GİRİŞ: Estetik meme büyütme ve implant bazlı meme rekonstrüksiyonunun gün geçtikçe yaygınlaşması bu operasyonların getirdiği komplikasyonları yönetme zorunluluğunu da beraberinde getirmiştir. İmplant etrafında oluşan kapsül yapısının patolojik bir şekilde kontrakte olması ağrı, şekil bozukluğu ile kendini gösterebilir ve tekrar operasyon endikasyonu yaratabilir. Kapsül kontraktürünün azaltmak için biyolojik meshler yaygın olarak kullanılmaktadır. AMAÇ: Giderek yaygınlaşan biyolojik mesh kullanımında dermal komponentli aselüler matrikslerin maliyeti fazla olduğu için dermal komponentten üretilmeyen aselüler matriksler maliyet etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Biz de çalışmamızda koyun mide submukozasından üretilen aselüler dermal matriks olan Endoformun etkinliğini çalışmak bu etkinliği sentetik mesh olan polilaktik asit (PLA) ile karşılaştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Her grupta 7 rat olacak şekilde 4 grup 28 rat üzerinde çalışma yapıldı. Ratların dorsal bölgelerine kas altı silikonlar yerleştirildi. 1. grupta sadece silikon, 2. grupta PLA ile sarılı silikon, 3. grupta aselüler matriks ile sarılı silikon ve 4. Grupta ise aselüler matriks yüklü PLA ile sarılı silikon kullanıldı. Operasyon sonrası ratlar 8 hafta boyunca eşit ve optimal şartlar altında takip edildikten sonra tekrar operasyona alınıp cilt, kapsül ve silikon enblok şekilde eksize edilerek histopatolojik incelemeye gönderildi. BULGULAR: Grup 2'de Grup 1'e göre istatistiksel olarak daha yüksek oranda orta-belirgin derece fibrozis olduğu belirlendi (p=0,015). Grup 1 ve Grup 3 arasında inflamasyon, granülasyon dokusu, anjiogenez, fibrozis ve yabancı cisim reaksiyonu sonuçlarının dağılımında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark belirlenmedi (p>0,05). Grup 2'de Grup 3'e göre granülasyon dokusu daha yüksek oranda tespit edildi (p=0,029). Grup 2'de Grup 3'e göre istatistiki olarak anlamlı düzeyde daha yüksek oranda orta-belirgin derece fibrozis, orta-belirgin derece yabancı cisim reaksiyonu olduğu belirlendi (p=0,005). Grup 1 ratlarda kapsül kalınlığının Grup 3 ve Grup 4 ratlardaki sonuçlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu belirlendi (p=0,006). Grup 3 ratlarda kapsül kalınlığının Grup 4 ratlardaki sonuçlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu belirlendi (p=0,042). SONUÇ: PLA'nın fibrozisi arttırdığı, aselüler matriksin kapsül kalınlığını arttırdığı ve PLA'nın aselüler matrikse göre fibrozis, granülasyon dokusu ve yabancı cisim reaksiyonunu arttırdığını gördük. Aselüler matriksin, yara iyileşmesine anjiogenezi arttırarak inflamasyon oranını ve granülasyon dokusunu düşürerek etkili olabileceğini fakat yabancı cisim reaksiyonunu ve fibrozisi azaltmadığı için kapsül üzerine etkili olmadığı kanaatindeyiz.

Aselüler matriksCerrahi-plastikKapsüller+7
Pınar Öztürk
Necmettin Erbakan University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meme cerrahisi hastalarında ameliyat öncesi uygulanan nonfarmokolojik yöntemlerin ameliyat öncesi anksiyete üzerine etkisi

Bu araştırma, nonfarmakolojik yöntemlerin meme cerrahisi hastalarının ameliyat öncesi anksiyetelerine etkisini araştıran çalışmaların sistematik derleme ve meta analiz yöntemi ile incelenmesi amaçlandı. Ekim 2023 tarihine kadar yayınlanan çalışmaları belirlemek için sekiz elektronik veri tabanı (OpenAIRE, MEDLINE, CINAHL Complete, Complementary Index, Academic Search Ultimate, Pub med, Science Citation Index Expanded, Social Sciences Citation Index) tarandı. Tarama sonucunda altı randomize kontrollü araştırma analize dahil edildi. Dahil edilen makaleler, iki bağımsız değerlendirici tarafından incelenmiş olup, çalışmaların metodolojik kalitesi Cochrane yanlılık riski aracı (RoB 2) ile çalışmaların metodolojik yanlılık riskini değerlendirdi ve sonra yazarlar arasında fikir birliği sağlandı. Cochrane Handbook of Systematic Reviews of Interventions tavsiyesinde girişim ve kontrol grubu ağrı ölçüm ortalamaları, standart sapma değerleri ve örneklem sayıları etki büyüklüğünü tablolamak ve hesaplamak için Comprehensive Meta-Analysis (CMA) software version 3 programına girildi. Daha sonra, birleştirilebilir istatistiksel sürekli verilerle ortak etkileri tahmin eden çalışmalar ile meta-analizler yapıldı. Dahil edilen çalışmalar arasındaki heterojenliği değerlendirmek için Ki-kare istatistiği ve I2 istatistiği kullanıldı. Bu meta-analizden elde edilen sonuçlar, meme cerrahisi öncesi anksiyete yönetiminde nonfarmakolojik yöntemlerin orta düzeyde, aroma terapinin ise düşük düzeyde etkili olduğunu gösterdi. Nonfarmakolojik yöntemler, ameliyat öncesi kaygıyı azaltmada etkili bir tamamlayıcı tedavi olabilir. Anahtar Kelimeler: Kanser, Meme Cerrahisi, Nonfarmokolojik, Anksiyete

AnksiyeteCerrahiMeme+3
Serap Kahveci
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

HER2 pozitif metastatik meme kanserinde PTEN, p27 ve PI3K ekspresyonunun prediktif ve prognostik önemi

GİRİŞ: PTEN, HER2 aşırı ekspresyonu olan meme kanserinde trastuzumab duyarlılığını etkileyen en önemli düzenleyicidir. PI3K/Akt yolu aktivasyonunun HER2 pozitif metastatik meme kanserinde trastuzumab tedavisine direnç ve kötü prognozla ilişkili olduğuna dair bulgular mevcuttur. Bu çalışmada HER2 pozitif metastatik meme kanserinde PTEN ve PI3K/Akt yolunun diğer komponentlerinden PI3K ve p27 ekspresyonunun prediktif ve prognostik önemi araştırıldı.GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza İstanbul Bilim Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilimdalı' nda takip edilen ve meme dokusu örnekleri Patoloji Anabilimdalı tarafından incelenerek histolojik olarak tanısı konmuş, HER2 pozitif metastatik meme kanseri olan ve birinci basamakta trastuzumab içeren tedavi alan 25 hasta dahil edildi. Hastaların mevcut meme dokusu bloklarında bulunan invaziv tümör, in situ tümör ve çevre normal meme dokusu komponentlerinde IHK yöntemi kullanılarak saptanan PTEN, PI3K ve p27 ekspresyonu ile tümör karakteristikleri, tedavi yanıtı, ilk meme kanseri tanısı tarihinden (OS1), metastatik hastalık tanısı tarihinden (OS2) ve trastuzumab içeren tedavinin başlandığı tarihten itibaren değerlendirilen genel sağkalım, progresyona kadar geçen süre (TTP) ve rekürrense kadar geçen süre (TTR) arasındaki ilişki araştırıldı.BULGULAR: Hastaların %76' sında (n=19) PTEN ekspresyonu negatif ve %80' inde (n=20) p27 ekspresyonu negatif saptandı, 24 hastada (%96) PI3K ekspresyonu pozitif bulundu. İn situ PTEN ile çevre meme dokusu PTEN ekspresyonu arasında pozitif, invaziv PTEN ile çevre meme dokusu PTEN ekspresyonu arasında ise negatif korelasyon tespit edildi (p değerleri sırasıyla 0.036 ve 0.042). İnvaziv tümör komponentindeki PTEN, p27 ve PI3K ekspresyonunun kendi aralarındaki ilişkisi incelendiğinde; PTEN ile p27 arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon bulundu (p=0.036). Trastuzumaba yanıtlı ve yanıtsız hastalar PTEN, p27 ve PI3K ekspresyonu açısından karşılaştırıldığında anlamlı ilişki bulunmadı. Tümör karakteristikleri açısından incelendiğinde PTEN, p27 ve PI3K ekspresyonu ile tümör çapı arasında anlamlı ilişki bulundu (p değerleri sırasıyla 0.009, 0.003 ve <0.001); tümör gradı, lenfatik invazyon, vasküler invazyon, lenf bezi metastazı ve uzak metastaz durumu ile ilişki saptanmadı. OS1 ve TTP, trastuzumab içeren tedaviye yanıtlı hastalarda yanıt vermeyen hastalarla karşılaştırıldığında anlamlı olarak uzundu (p değerleri sırasıyla 0.016 ve 0.006). İnvaziv tümör komponentindeki PTEN, p27 ve PI3K ekspresyonu pozitifliği ve negatifliği arasında trastuzumab yanıtı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. PTEN kaybı olan hastalarda daha kısa OS1, OS2, OS3, TTP ve TTR olduğuna dair bir trend izleniyordu, ancak aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı.. Benzer trend p27 negatif olan hastalarda OS1, OS2, OS3 ve TTR açısından saptandı. PI3K ekspresyonu ve tümör karakteristikleri ile OS, TTP ve TTR arasında ilişki saptanmadı.SONUÇ: Çalışmamızda PTEN kaybı, düşük p27 ekspresyonu ve pozitif PI3K ekspresyonu HER2 meme kanserinde sık görülen bulgular olarak göze çarpmaktadır ve literatürde sporadik meme kanserinde bildirilenden daha yüksek sıklıkta bulunmuştur. Vaka sayımızın az olması çalışmanın sonuçlarının istatistiksel yorumunu güçleştirse de, çalışmamız PTEN ve p27 ekspresyonunun HER2 pozitif metastatik meme kanserinde trastuzumab yanıtını ve kısalmış sağkalımı predikte ettiğini destekler niteliktedir. Sonuçlarımız PI3K/Akt yolunun HER2 pozitif meme kanserinde aktif olduğunu göstermektedir.

Genler-C-Erbb-2Kromozom delesyonuMeme+3
Sadi Kerem Okutur
Demiroğlu Bilim University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Meme koruyucu cerrahi ile beraber sentinel lenf nodülü biyopsisi yapılan hastaların uzun dönem takiplerinin değerlendirilmesi

Giriş: Meme kanseri tanısında artan tarama yöntemleri sayesinde meme kanserini artık erken evrede yakalamak mümkün olmaktadır. Bu nedenle eskiden rutin tedavi yöntemi olarak kullanılan modifiye radikal mastektominin yerine, meme koruyucu cerrahi ile birlikte sentinel lenf nodülü biyopsisi yapılarak, gerekirse aksiller disseksiyon yapılmaktadır. Koltuk altı lenf bezi disseksiyonu, hastalar için morbiditesi oldukça yüksek bir operasyon olmakla birlikte, lenf nodu tutulumu prognoz tayininde en önemli göstergedir. Sentinel lenf nodülü biyopsisi, düşük morbidite ve lenf nodu tutulumu tahmininde yüksek güvenilirlikle günümüzde gereksiz aksiller disseksiyon oranını oldukça azaltmıştır. Ancak yanlış negatiflik oranlarının halen %1 ile %14 arasında olması eksik tedavi olasılığına neden olmaktadır.Materyal Metod: 2002 Ocak-2010 Nisan tarihleri arasında Şişli Florence Nightingale Hastanesine başvuran ve meme koruyucu cerrahi ile birlikte sentinel lenf nodülü tayini yapılan ve İHK sonucu negatif gelen 172 hastada nüks oranları, genel sağkalım, hastalıksız sağkalım, prognoza etkili faktörler ve morbidite oranları tespit edilmiştir.Bulgular: Çalışmaya alınan 172 olgunun ortalama yaşı 53,57±12,45 yıldı. Ortalama tümör çapı 18,80 mm olan olguların %68'i T1, %31,4'ü T2, %0,6'sı T3'tü. Patolojik inceleme sonucunda 135 (%78,5) hastada İDK, 16 (%9,3) hastada İLK, 21 (%12,2) hastada ise diğer tipte meme karsinomları tespit edildi. 29 olgu (%17) grade I; 64 olgu (%37) grade II; 79 olgu (%46) grade III idi. Çıkarılan ortanca lenf nodülü sayısı 2 (1-5) olup, 169 (%98,3) olgunun parafin sonucu negatif, 3 (%1,7) olguda ise izole tümör hücresi olduğu saptandı. Olguların 135'inin (%78,5) östrojen reseptörü pozitif, 37'sinin (%21,5) ise negatifti; progesteron reseptörü ise, 123 olguda (%71,5) pozitif, 49'unda (%28,5) negatif bulundu. Ayrıca tüm seride Cerb-B2 skoru negatif olan 152 (%88,4); pozitif olan 20 (%11,6) olgu tespit edildi. Ortalama 4 yıllık (48 ay) takip süresinde tüm grupta 4 olguda (%2,3) lokal-bölgesel nüks, 7 olguda (%4,1) uzak organ metastazı oluştuğu saptandı. Lokal-bölgesel nüks gelişen 4 olgunun 3'ü lokal (meme), 1'i aksiller alanda görüldü. 172 olgunun 6'sı takip süresinde (%3,5) kaybedilmiş olup, ölüm nedeni 4'ünde (%2,3) meme kanserine, 2'si (%1,2) diğer nedenlere bağlı olarak bulundu. Olguların 3 yıllık ve 5 yıllık genel sağkalım oranları sırasıyla %99,2 ve %96,7, hastalıksız sağkalım oranları sırasıyla %95,7 ve %94 olarak hesaplandı. Çalışma sonucunda tümörün modifiye SBR gradı, memedeki tümör sayısı ve östrojen durumu, hastalıksız sağkalıma etki eden faktörler olarak tespit edildi.Sonuç: SLNB, tecrübeli ellerde, uzun dönem takipte, düşük morbidite ve nüks oranları ile birlikte yüksek hastalıksız ve genel sağkalım imkanları sunmaktadır. Uygun hastalarda aksiller disseksiyona alternatif olarak güvenle uygulanabilir.

BiyopsiLenf nodlarıMeme+1
Cengizhan İpek
Demiroğlu Bilim University
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mastektomi ameliyatı sonrası hasta bakım yönetiminde yüksek gerçeklikli simülasyon eğitimi etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinde yüksek gerçeklikli simülatör eğitiminin mastektomi ameliyatı sonrasında öğrenciler üzerindeki kendine güven ve memnuniyet ile hasta bakım yönetimine ait bilgi ve beceri düzeyleri açısından etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma örneklemini Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 4. Sınıf 78 öğrenci oluşturmaktadır. Yüksek gerçeklikli simülatör eğitimi alan hemşirelik öğrencilerinin ön test ve son test bilgi testi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Erişkin standart hasta maketi eğitimi alan hemşirelik öğrencilerinin ön test ve son test bilgi testi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0.05). Bilgi testinde yer alan maddelere verilen yanıtlar deney ve kontrol grupları için tek tek incelenmiş ve yüksek gerçeklikli simülatör eğitimi alan deney grubunun kontrol grubuna göre doğru yanıt verme oranlarının anlamlı ölçüde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırma sonucu elde edilen bulgular ile yüksek gerçeklikli simülatör eğitiminin mastektomi ameliyatı sonrası hasta bakım yönetimi, öğrencilerin kendilerine güven ve memnuniyet düzeyleri açısından erişkin standart hasta maketi eğitimi alanlara göre daha olumlu yönde katkı sunduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik Eğitimi, Mastektomi, Yüksek Gerçeklikli Simülatör, Bakım Yönetimi

BenzetimBenzetim tekniğiCerrahi tedavi+7
Sevgül Demirel
Avrasya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Speed mam color ™ testi 'nin ineklerde önemli mastitis patojenlerinin teşhisinde spesifite ve sensitivitesinin araştırılması

Mastitis, meme bezinin yangısı olarak bilinen, süt inekçiliğinde yaygın olarak gözlenen ve en fazla ekonomik kayba neden olan bir hastalıktır. Hastalık etkenlerinin saha koşullarında hızlı teşhis edilmesi, hastalığa neden olan patojenlerin belirlenerek tedaviye erken başlanmasıyla birlikte tedavi başarı şansı artmakta ve antibiyotiklerin daha etkin kullanımı sağlanmaktadır. Sunulan bu tez çalışmasının amacı Speed Mam ColorTM testinin ineklerde önemli mastitis patojeni olarak bilinen Staphylococcus spp., Streptococcus spp., Streptococcus uberis ve Escherichia coli'nin teşhisinde güvenilirliğinin araştırılmasıdır. Çalışma kapsamında testin tespit limitinin belirlenmesi, spesifite ve sensitivite çalışmalarında kullanılmak üzere anamnezi alınmış sağlıklı sürülerden; en az bir kez doğum yapmış, laktasyonun 5. ve 200. günleri arasında, sağlıklı ve klinik herhangi bir belirti göstermeyen meme loblarından, 15 gün öncesine kadar antibiyotik veya nonsteroidal bir ilaç tedavisi uygulanmamış ineklerden toplanan sütler kullanılmıştır. Referans suşlar kullanılarak kontamine edilen süt örnekleriyle hedef her bir bakteri için 7 farklı dilüsyon hazırlanarak dilüsyon oranlarının kontrolü için test kitine paralel olarak her bir bakteri dilüsyonu mikrobiyolojik kültüre ekilmiş ve inkübasyona bırakılmıştır. İnkübasyon sonunda 10 katlı azalan bakteri üremelerinin gözlenmesi dilüsyonun doğru şekilde yapıldığını göstermiştir. Test kiti ile pozitif sonuç alınan en düşük konsantrasyon kitin deteksiyon limiti olarak belirlenmiştir. Buna göre yapılan testler sonucunda 48 saatin sonunda Speed Mam Color ™ kitine ait tespit limiti sonuçları Staphylococcus spp. için 101 CFU/ml; Streptococcus spp. için 103 CFU /ml; S. uberis için 103 CFU/ml; E. coli için 101 CFU/ml olarak bulundu. Duyarlılık ve özgüllüğün belirlenmesi amacıyla her bir hedef bakterinin referans suşu, kültür yöntemiyle nutrient broth sıvı besi yerinde üretilerek konsantrasyonları McFarland 0.5'e göre ayarlamış ve Speed Mam Color ™ prospektüsünde belirtilen tespit limitinin üzerinde olmak üzere farklı konsantrasyonları (>103) sağlıklı süt içeren 5 tüpte dilüe edilerek elde edilen faklı konsantrasyonlar bu tüplerden 1'er ml alınıp 4 ml sağlıklı süt içeren 25 adet tüpe rastgele dağıtıldı. Bu sayede her hedef için elde edilen 25 kontamine 25 sağlıklı süt numunesi mikrobiyolojik kültür yöntemi ve Speed Mam Color ™ ile test edilmiştir. Speed Mam Color ™ testinin spesifitesi Staphylococcus spp., Streptococcus spp., S.uberis ve E. coli için %100 iken, sensitivite ise Staphylococcus spp. %100, Streptococcus spp., için %92, S.uberis için %92 ve E. coli %96 olarak bulundu. Pozitif prediktif değeri (PPV) değeri Staphylococcus spp., Streptococcus spp., S.uberis ve E. coli için %100 iken, negatif prediktif değeri (NPV) değeri ilgili bakteriler için sırasıyla %100, %93, %93 ve %96; kesinlik (Ac) değeri ise sırasıyla %100, %96, %96 ve %98 olarak hesaplandı. Çalışmanın diğer aşaması olan testin doğrulanmasında, yukarı belirtilen kriterler göz önünde tutularak ineklere CMT uygulanmış ve CMT sonuçlarına göre pozitiflik gösteren 318 süt numunesi toplandı. Speed Mam Color ™ testinin doğrulaması amacıyla toplanan CMT pozitif olan 318 adet subklinik mastitisli süt numunesini karşılaştırmada altın standart yöntem olarak kabul edilen mikrobiyolojik kültür yöntemi kullanılmıştır. Kültür yöntemi ile test edilen sütler, Speed Mam Color ™ testinde analiz edilen bakteri sonuçları karşılaştırıldı. Süt örneğinde 3'ten fazla koloni tespit edilmesi kontaminasyon olarak kabul edilirken; 2-3 koloni tespit edildiğinde miks enfeksiyon olarak olarak tanımlandı. Subklinik mastitisli süt örnekleri yapılan araştırmada hedef bakterilerin 5 farklı farklı kombinasyonu elde edilirken, bazı hedef bakterilerin Speed Mam Color ™ ve mikrobiyolojik kültürde üreme durumları incelediğinde verifikasyon çalışmasının sonucunda Speed Mam Color ™ testinin spesifitesi Staphylococcus spp., S.uberis ve E. coli için %100 iken, Streptococcus spp., için %95, sensitivite ise Staphylococcus spp. %96, Streptococcus spp., için %83, S.uberis ve E. coli için %100 olarak bulundu. PPV değeri Staphylococcus spp., S.uberis ve E. coli için %100 iken, Streptococcus spp. için %94 olarak hesaplandı. NPV değeri ilgili bakteriler için sırasıyla %95, %87, %100 ve %100; Ac değeri ise sırasıyla %98, %90, %100 ve %100 olarak hesaplandı. Sonuç olarak Speed Mam Color ™ testinin saha koşullarında mastitise neden olan önemli mastitis patojenlerini teşhis etmede kullanılabilecek bir test olabileceği düşünüldü.

BakterilerMastitMeme+4
Tuğba Oğuz
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Breast dose measurement BY TLD technique in patients with thorax CT acquisition history and comparison of these dose measurement with computer based analyses

In this study, breast doses have been measured using the TLD Technique in totally sixty women patient who Thorax CT Acquisition using Siemens Somatom Definition Flash model with two tubes in Ankara Ataturk Training and Research Hospital, Department of Radiology.This measurment results have been compared to breast doses which calculated according to ICRP 103 software that uses Monte Carlo simulation technique, using the parameters that delivered by CT systems.Breast doses that measured in Thorax CT Acquisition and values that obtained using Monte Carlo simulation have been compared. The purposes of this study are researching ability of using software in reports of dose and researching the change dose that patient expose with weight or age. In given protocols,measure has been via CTDI is made of PMMA material with ion chamber and this results of the measurement have been compared to measurment values that given by system.Also in the same parameters calculation has been made via ImPACT software that uses Monte Carlo simulation. According to results of TLD and ImPACT software, average values of breast dose respectively are 8.53 mGy ve 6.32 mGy in women who Thorax CT acquisition. The significant difference is identified statistically between breast dose that measured via TLD and the values of breast dose that calculated via ImPACT software. According to this,it was observed the values of breat dose that measured via TLD are significant higher level (25%) than the values that obtains via ImPACT.

WomenBreastMonte Carlo Method+5
Esra Demirci Elmalı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mamografi çekimi yapılan hastalarda cranio caudal çekim protokolüne göre konvansiyonel ve dijital mamografide yüzey dozunun karşılaştırılması

Dijital mamografi cihazında 230 ve konvansiyonel mamografi cihazında 180 hastada meme üst ve iç yüzeyinden çekim alınmıştır. Konvansiyonel mamografide 50 hastadaki çekimde bunlara ilaveten meme dış ve alt yüzeyinden çekimleri eklenerek dört farklı noktadan ölçüm alınmıştır. Bunun için TLD-100 dozimetre kullanılarak dozimetrik yöntemle ölçümler yapılmıştır. Toplam 460 hastada elde edilen sonuçlar karşılaştırıldığında dijital mamografi ile yapılan çekimlerde konvansiyonel mamografiye göre meme üst ve iç yüzeyinden alınan dozların bu çalışmada daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çalışmada aynı zamanda meme ultrasonu sırasında tespit edilen meme dansitesi değerleri, hastanın meme ölçüleri, ölçüm sırasında kullanılan kVp, mAs değerleri de çalışmaya eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Konvansiyonel Mamografi, Dijital Mamografi, yüzey dozu, TLD- 100 dozimetre

Doz-cevap ilişkisi-radyasyonMamografiMeme+5
Yasemin Kavas
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meme cerrahisi uygulanan hastalarda eğitim gereksinimlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma, meme cerrahisi uygulanan hastalarda eğitim gereksinimlerinin değerlendirilmesi amacı ile gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntemler: Araştırma verileri, 15.06.2018-15.08.2018 tarihleri arasında Avrupa Yakasındaki iki özel hastanede meme cerrahisi uygulanan 67 hasta ile görüşülerek tanımlayıcı tipte yapıldı. Kurum izni ve etik kurul onayı alındıktan sonra araştırmacı tarafından hazırlanan ''Hasta Bilgi Formu'' ve ''Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği'' ile veriler toplanıp istatistiksel olarak analiz yapılarak değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 45,04 ± 8,039 olup, %79,1'i evli, %32,8'inin ise yüksekokul veya üniversite mezunu olduğu, %82,1'inin gelirinin giderine denk olduğu saptandı. Hastaların %35,8'inin ailesinde meme hastalığı öyküsü olduğu, meme hastalığı tanısı aldıktan sonra %97'sinin cerrahi tedavi gördüğü, %98,5'inin ameliyattan önce bilgilendirildiği belirlendi. Hastaların %82,1'inin bilgilendirmeyi yeterli bulduğu görüldü. Hastaların en çok ilaçlar ve yaşam kalitesi ile ilgili öğrenim gereksinimleri olduğu belirlendi (4,76 ± 0,430) . Hastaların öğrenim gereksinimlerinin yaşı, medeni durumu, eğitim durumu, arasındaki ilişkiler incelendiğinde istatiksel açıdan anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edildi. Sonuç: Meme cerrahisi geçirmiş hastalara yönelik eğitimlerin gereksinimler doğrultusunda planlanması önerilebilir.

CerrahiHasta eğitimiMeme+3
Asena Şeyma Topuz
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Memenin invaziv duktal karsinomlarında HIF ve STAT'ların, tümör gelişimi - prognozu - hormon reseptörleri -cERB-B2 ile ilişkisi

Bu çalısmada retrospektif olarak arsiv taraması ile 2002 ve 2008 Tarihleri arasında,?nönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında mastektomi ve aksillerdisseksiyon yapılan ve Tıbbi Patoloji Anabilim Dalında tanı almıs 150 Meme karsinomuolgusu incelendi. Taranan olgulardan 24 Tanesi lenf nodu metastazların varlığı ve yokluğudikkate alınarak incelemeye alındı. AMAÇ: STAT1, STAT2, STAT3, STAT5a, STAT5b,HIF1?, HIF2?'nın meme kanserlerindeki rolünü belirlemek. METOD: 24 meme kanseriolgusunda STAT1, STAT2, STAT3, STAT5a, STAT5b, HIF1?, HIF2?'nın varlığıimmünohistokimyasal olarak değerlendirildi. Tümör grade'i, çapı, sınırları, tümör içidesmoplazi ,iltihabi infiltrasyon, nekroz, aksiler lenf nodu tutulumu, östrojen, progesteron,cerb-B2 ile boyanma durumları arasında farklılıklar değerlendirildi. BULGULAR: STAT1,STAT2, STAT3, STAT5a, STAT5b, HIF1?, HIF2?'nın meme kanserlerinde ekspreseedildiğini saptadık. Lenfosit, miyoepitel hücreler , damar duvarlarında, nontümoral duktusepitelinde boyanmanın olduğunu saptadık. SONUÇLAR: Bu çalısmada memetümörlerinde STAT1, STAT2, STAT3, STAT5a, STAT5b, HIF1?, HIF2?'nın varlığıgösterilmistir. Antikorlar formalinle fiske, parafin bloklara immünohistokimyasal olarakgösterilebilmektedir. Tümör grade'i, çapı, sınırları, tümör içi desmoplazi, iltihabiinfiltrasyon, nekroz, aksiler lenf nodu tutulumu, Cerb-B2 ile boyanma durumu ile STATve HIF ekspresyonları arasında (p>0.05) istatistiksel olarak anlamlı iliski bulamadık.STAT5a ve östrojen boyanmasını (p<0.05) istatistiksel olarak, HIF2? ve progesteronboyanmasını (p<0.05) istatistiksel olarak anlamlı bulduk. Bulgular STAT ve HIF'lerininvaziv duktal karsinomların gelisiminde rol oynayabileceğini düsündürdü, hormonreseptörleri ile iliskisi nedeni ile gelecekte tedavi seçenekleri olarak kullanılabilmeleri içinyeni çalısmaların yapılması gereklidir.ANAHTAR KEL?MELER: Meme karsinomu,prognostik özelliler, HIF1?,HIF2?, STAT1, STAT2, STAT3, STAT5a, STAT5b

HIFHIF-1aKarsinoma+4
Mehtap Eroğlu
İnönü University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Meme solid lezyonlarında ileri MR uygulamaları; difüzyon ağırlıklı görüntüleme

Amaç: Dinamik kontrastlı manyetik rezonans görüntüleme malign ve benign meme lezyonlarının karakterizasyonunda yüksek sensitiviteye fakat düşük spesiviteye sahiptir. Difüzyon ağırlıklı görüntüleme lezyon karakterizasyonunda dinamik kontrastlı manyetik rezonans görüntülemenin spesivitesini artırabilir. Bu çalışmadaki amacımız solidmalign ve benign meme lezyonlarının tanısında difüzyon ağırlıklı görüntülemenin dinamik kontrastlı manyetik rezonans görüntülemeye katkısını araştırmaktır. Yöntem ve Bulgular:Çalışmamızda 82 kadın hastaya(91solid lezyon) dinamik kontrastlı ve difüzyon ağırlıklı görüntüleri içeren meme MRG uygulandı. Histopatolojik olarak 91 lezyonun 44?ü benign, 47?si maligndi. Lezyonların dinamik kontrastlıMRG?deki bulgularına göre morfolojik ve kinetik analizleri ile BI-RADS sınıflaması yapıldı ve BI-RADS2-3 lezyonlar benign, BI-RADS 4-5 lezyonlar malign kabul edilerek histopatolojileri ile karşılaştırıldı. Daha sonra lezyonlardan ve normal fibroglandüler dokudan ADC ölçümleri alınarak karşılaştırma yapıldı.Histopatolojik olarak malign lezyonların ortalama ADC değerlerini (0.80x10-3mm2/sn±0.39), benign lezyonların ortalama ADC değerlerinden (1.35x10-3mm2/sn±0.31) ve normal fibroglandüler dokunun ADC değerlerinden (1.27x10-3mm2/sn ±0.30) anlamlı şekilde düşük bulduk.DAG?de yaptığımız ölçümlerle ADC için saptanan sınır değer 1.00 x10-3mm2/sn olarak alındığında memenin malign ve benign lezyonlarının ayırımında DAG?nin duyarlılığı %89.3, seçiciliği %88.6 olarak hesaplandı. Sonuç: Dinamik kontrastlı MRG meme kitlelerinin benign- malign ayırımını yüksek doğruluk oranıyla yapabilir. Malign ve benign lezyonların ADC değerlerine göre bulgularımız literatürle uyumlu olarak bulundu. MRG?ye ek olarak ADC değerlerinin kullanılması benign-malign ayrımında ek bilgiler sağlayabilir.

Difüzyon manyetik rezonans görüntülemeManyetik rezonans görüntülemeMeme+2
Ali Osman Uncu
İnönü University
2013
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erkek sağlık çalışanlarının eşlerine gebelik, jinekolojik muayene ve meme sağlığı kontrollerindeki destekleri

Giriş ve Amaç: Kadın sağlığının korunması ve sürdürülmesinde düzenli yapılan taramaların önemi oldukça büyüktür. Gebelik muayeneleri; gebelik sürecinin problemsiz geçmesinde, sağlıklı doğum yapmada ve anne-bebek sağlığının korunmasında, jinekolojik muayeneler; kanserlerin, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların (CYBE) ve jinekolojik rahatsızlıkların tespitinde, meme muayeneleri ise mortalite oranı yüksek olan meme kanserlerinin tespitinde büyük öneme sahiptir. Sağlıklı bir aile yapısı eşlerin her ihtiyaç duyduklarında birbirlerine destek olmaları temeline dayanmaktadır. Eş desteği alan çiftlerin evlilik uyumu, evlilik doyumu daha yüksek, sorunlarla başetme mekanizmaları daha güçlü, depresyon yaşama ihtimalleri daha düşük, pozitif düşünme oranları daha yüksektir. Bu çalışmada taramaların önemi hakkında bilgi sahibi olan erkek sağlık çalışanlarının, kadın sağlığının büyük parçası olan sağlık taramalarındaki etkisi, muayenelerde eşlerinin yanında bulunma durumu, muayene yaptırmadaki destekleri araştırılmak istenmiştir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemi, İstanbul GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi'nde çalışan hekim, sağlık teknisyeni ve hasta bakıcılardan oluşan ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, evli 176 erkek sağlık çalışanından oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan veri toplama formu kullanılmıştır. Veriler; SPSS 20.0 programında, tanımlayıcı istatistiksel analizler (sayı, yüzde) ve Ki Kare testi kullanılarak, %95'lik güven aralığında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Erkek sağlık çalışanlarının %69.9'unun eşinin üreme sağlığı kontrollerini kendi çalıştığı kurumda yaptırdığı, %83'ünün bu kontrolleri yaptırmak için tanıdık hekimleri tercih ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Kadınların %57.4'ünün erkek sağlık çalışanı olan eşlerinin üreme sağlığı kontrollerinde yanlarında bulunduğu ve %93'ünün eşi ile eşinin üreme sağlığı problemleri hakkında konuşabildiği tespit edilmiştir. Gebelik, jinekolojik ve meme muayeneleri hakkında bilgi ve eğitim alma durumunun, hekim eşlerinde, maddi gelir düzeyi yüksek olanlarda ve kamu kurumunda çalışan eşlerde yüksek olduğu, kadınların yaşı arttıkça gebelik, jinekolojik ve meme muayeneleri hakkında eğitim alma durumlarının azaldığı, yeni evli erkek sağlık çalışanı eşlerinin gebelik muayeneleri hakkında eğitim alma oranlarının yüksek olduğu saptanmıştır. Eş ile gebelik, jinekolojik ve meme muayeneleri hakkında konuşma durumunun hekimlerde yüksek, maddi geliri düşük olanlarda düşük olduğu belirlenmiştir. Eş yaşının ilerlemesi ile eşlerin gebelik ve jinekolojik muayeneler hakkında konuşabilme oranlarının azaldığı tespit edilmiştir. Teknisyenlerin eşleriyle meme ve jinekolojik muayene yaptırma konusunda daha fazla konuşabildiği saptanmıştır. 40 yaş ve üzeri erkek sağlık çalışanlarının eşleri ile gebelik ve jinekolojik muayene yaptırma konusunda daha az konuştuğu bulunmuştur. Eşler arasında meme muayenesi yaptırma hakkında konuşma durumu yeni evli çiftlerde daha yüksek, maddi geliri düşük olan erkek sağlık çalışanlarında ise daha düşük olarak tespit edilmiştir. Gebelik, jinekolojik ve meme muayenelerinde eşin yanında bulunma durumu gelir düzeyi düşük olan erkek sağlık çalışanı grubunda daha düşük bulunmuştur. Gebelik, jinekolojik ve meme muayenelerinde teknisyenlerin ve 30-39 yaş grubunun eşlerine manevi destek gösterme oranlarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Gebelik ve jinekolojik muayene yaptırmak için eşinden en fazla destek gören kadınların 30-39 yaş grubunda olduğu belirlenmiştir. Sonuç ve Öneriler: Erkeklere, özellikle sağlık çalışanı olanlara, eş desteğinin önemi hakkında eğitimler düzenlenmesi, bu çalışmanın daha geniş kapsamlı gruplarda ve her iki cinsiyeti de kapsayacak şekilde yapılması, kadınların eş desteğine ihtiyaç duyduğu tıbbi işlemlerde eşlerinin yanlarında bulunmalarını sağlayacak hastane politikalarının geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanı, Gebelik muayenesi, Jinekolojik muayene, Meme muayenesi, Eş desteği

Eş desteğiFizik muayeneGebelik+5
Ayşe Gül Bursa
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimEN

A new ultrawide-band (Uwb) microwave imaging system with minimized mutual coupling effects for breast tumor detection

Electromagnetic waves and antennas have a huge application area, and one of the challenging areas is remote sensing systems and detection systems using microwaves, today. Increasing demand on non-destructive sensing or detecting breast tumor keeps this subject hot in this field. There are various passive and active microwave techniques which have been proposed as an alternative to the most widely used X-ray mammography for early detection of breast cancer, such as microwave radiometry, hybrid microwave-induced acoustic imaging, microwave tomography and UWB microwave radar technique. Because of its excellent advantages, recent years have shown a dominant interest in a UWB microwave imaging technique, for a particular technique to detect and locate a breast tumor.This study will consist of an optimum antenna design with minimized mutual coupling effects, fabrication and testing for tumor detection. Realistic breast phantom models, as well as tumor-simulating objects, will be constructed for testing on. Images of the measured signals will be created as a function of position with fast and improved imaging algorithms. It?s aimed to get better resolution results than similar recent developed microwave imaging systems.

Electromagnetic imagingElectromagnetic scatteringBreast+5
İlhami Ünal
Yeditepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Alüminyum ile meme hasarı oluşturulmuş ratlarda aloe vera'nın P-glikoprotein düzeyi üzerine etkisinin araştırılması

Alüminyum düşük konsantrasyonlarda bile toksik etki gösterebilen bir ağır metaldir. İlaç, aşı adjuvanı, kozmetik ürün, içme suyu ve gıda katkı maddesi olarak kullanımından kaynaklanan alüminyum maruziyeti söz konusu olabilmektedir. Çalışmanın amacı alüminyum ile meme hasarı oluşturulan ratlarda Aloe vera'nın kemoterapide ilaç tedavisine yanıt almayla ilişkili olan P- glikoprotein (P-gp) düzeyinin belirlenmesi ve muhtemel koruyucu etkilerinin ortaya konulmasıdır. Çalışmada 44 adet Spraque-Dawley ırkı dişi rat kullanıldı. Ratlar Kontrol, Alüminyum (100 mg/kg), Aloe vera (2 ml/kg), Alüminyum+Aloe vera grubu olarak 4 gruba ayrıldı. Deney protokolü toplam 8 hafta boyunca devam ettirildi. Çalışma sonunda alınan meme doku örneklerinde biyokimyasal olarak malondialdehit (MDA) ve indirgenmiş glutatyon (GSH) düzeyleri ile süperoksit dismutaz (SOD) aktivitesi ölçüldü. Ayrıca Western blot tekniğiyle P-gp düzeyleri belirlendi. Klasik histopatolojiye ilaveten dokuda siklooksijenaz-2 (COX-2) immunoreaktivitesi belirlendi. Alüminyum uygulamasının meme dokusu MDA düzeyini artırdığı, buna karşın GSH düzeyi ile SOD aktivitesini azalttığı; P-gp düzeyini artırdığı tespit edildi. Ayrıca birçok histopatolojik değişikliklere yol açtığı ve yaygın COX-2 immunoreaktivitesinin varlığı belirlendi. Alüminyum ile birlikte Aloe vera verilen grupta ise, oksidatif stres parametrelerinin iyileştiği, P-gp düzeyi ile COX-2 immunoreaktivitesinin azaldığı ve histopatolojik değişikliklerin hafiflediği görüldü. Sonuç olarak, Aloe vera'nın alüminyumun yol açtığı meme hasarına karşı kullanımının olumlu etkilerinin olduğu kanaatine varılmıştır.

Aloe veraAlüminyumGlikoproteinler+3
Ülkü Yerebasan
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

18-24 yaş arası kız öğrencilerde antropometrik meme ölçümleri ve vücut kompozisyonlarıyla ilişkisi

Kadın vücudunda fiziksel ve sağlık açısından önemli işlevsel özelliklere sahip olan meme bezleri, göğsün iki tarafında sağlı sollu yerleşik olan deri eklentileridir. (Liu, 2009). Yaptığımız çalışmada memenin antropometrik ölçümlerini yapmayı ve bu ölçümlerden faydalanarak meme volümünü hesaplayıp meme volümünün vücut kompozisyonları ile ilişkisini karşılaştırmayı hedefledik. Çalışma 18-24 yaş aralığında Adnan Menderes Üniversite'si öğrencisi 93 gönüllü bayan ile yapıldı. Gönüllülerin yaşı 20 (20-21) percentil, boyu 164,00(159,00-168,00)cm iken vücut ağırlığı ortalama 55,10(49,60-60,65) olarak hesaplandı. İlk olarak antropometrik meme ölçümleri yapıldı. Bu ölçümler için 0,1 mm'ye duyarlı digital kaliper ve esnemeyen milimetrik mezura (baseline circumference) kullanıldı. BİA720s vücut analiz cihazı ile Vücut Kitle İndeksi, Bel Kalça Oranı(WHR), Vücut Kütle Ağırlığı(BCM), Vücut Yağ Ağırlığı (BFM), İskelet Kas Ağırlığı (SMM), Vücut Yağ Oranı (PBF), Vücut Mineral İçeriği(BMC), Toplam Vücut Suyu (TBW), Bazal Metabolizma Oranı (BMR) hesaplandı. Ayrıca iki meme arasında gözlenen boyut farklılıkları, pitozis, areola mammae çapındaki renk değişiklikleri kaydedildi. Sağ meme volümü ortalama (203,82±46,70)cc, sol meme volümü (207,62±47,91) cc olarak bulundu. Sağ ve sol meme volümü ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi(p>0,05). Vücut kompozisyon ölçümlerinden BMİ 20,70(18,80-23,45)kg/m2 iken WHR% ise 0,78(0,76-0,80) olarak hesaplandı. BFM (15,00±6,56)kg, SMM değeri ortalama (22,91±3,91)kg olarak hesaplandı. Meme volümü ile Vücut ağırlığı, BMİ, BCM, SMM, BMR, WHR arasında orta düzeyde pozitif yönde korelasyon gözlemlerken(r=0,29-0,4), BMC, BFM, PBF arasında pozitif yönde düşük düzeyde korelasyon gözlemledik(r=0,2-0,28). Meme volümü ile antropometrik meme ölçümlerinden MP, SNL, NIL, RLA, arasında pozitif yönde yüksek düzeyde artan bir korelasyon gözlenmesinin(r=0,4-0,8) yanısıra, MND, HL ve WL arasında orta düzeyde pozitif yönde artan bir korelasyon gözlendi.(r=0,29-0,4) Yapılan antropometrik ölçümlerden estetik cerrahide ideal meme boyutu belirlenmesinde yararlanılacaktır. Elde ettiğimiz veri tabanı estetik cerrahide uygun ölçülerde implant üretilmesini sağlayacaktır. Tekstil sanayide sütyen kalıpları belirlemede, moda tasarım alanında giysi kalıbı oluşturmada, teknolojide üç boyutlu model üretimine katkısı olacaktır. Elde edilen verilerin, ülke genelinden meme ölçümleri ile ilgili toplanabilecek veri tabanına yardımcı olacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Antropometri, Meme Ölçümleri, Vücut Kompozisyonu, Bia,

AnatomiAntropometriKız öğrenciler+4
Sümeyra Arabacı
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Grade 3 jinekomastili hastaların postero-inferior pediküllü flep ile onarımı ve nipple areola kompleksinin korunması

Grade III jinekomastinin cerrahi tedavisinde genellikle mastektomi teknikleri ve meme başı-areola kompleksinin serbest transplantasyonu (free nipple) kullanılmaktadır. Ayrıca, artan obezite oranları ve bariatrik cerrahinin gelişmesiyle birlikte, cerrahi yönetimi açısından Grade III jinekomasti ile karıştırılabilir olan psödojinekomasti için cerrahiye olan talep artmaktadır. Postero-inferior pediküllü fasya kutanöz flep ile meme başının nörovasküler fonksiyonunu bozmadan daha az skar bırakarak başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı'nda 2021-2022 yılları arasında jinekomasti veya psödojinekomasti şikayeti olan Grade 3 jinekomastili 12 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalara operasyon öncesi ve sonrasını düşünülerek yaşam kalitesi değerlendirme ölçeği olan 36 soruluk SF36v2 anketi yapıldı. Hastalara postero-inferior pediküllü fasya kutan flebi tekniği ile cerrahi uygulandı. Kısaca, üst kadranların derin dokularının pedikül alanı dışında kalan bölgeye liposuction yapıldı. Postero-inferior pediküllü flebin de-epitelyalizasyonunun ardından alt-iç ve alt-dış meme kadranları rezeke edildi. Daha sonra torasik flep İMF hizasına sütüre edilip areola yeni yerine transpoze edildi. Ocak 2021 ile Ocak 2022 arasında on iki hasta ameliyat edildi ve sonuçları toplandı. Ortalama hasta yaşı 25,5 yıl, ortalama ağırlık 65,42 kg ve ortalama vücut kitle indeksi 29,56 kg/m2 idi. Ayrıca ortalama ameliyat süresi 112,17 dakika, ortalama liposuction hacmi 543,75 mL, eksize edilen ağırlık 618,33 g, ortalama hastanede yatış ve drenaj süreleri 4 gün idi. Hastalara yapılan SF36v2 yaşam kalitesi anketinde operasyon sonrasında operasyon öncesine göre anlamı düzeyde fiziksel işlevlerde artış görüldü. Nörovasküler fonksiyonun korunması bu ameliyatın başlıca avantajı olup meme ucu hassasiyetini korumak isteyen hastalar için öncelikli bir teknik haline gelmektedir. Bu ameliyat güvenilir ve tekrarlanabilirdir. Düşük majör komplikasyon oranı, uygun fonksiyonel ve estetik sonuçları nedeniyle Grade III jinekomasti için ilk basamak tedavi olarak önerilmektedir.

Cerrahi-plastikJinekomastiMeme+3
Ömer Parıldar
Gaziantep University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Afganistan Kabil'deki İstiqlal ve Jumhuriat Hastanelerine başvuran Afgan kadınların meme kanseri ile ilgili bilgi, tutum ve uygulamaları

Breast cancer incidence is increasing in developing countries, however, it is the most common and frequently type of cancer among women both in developed and developing countries and it is the second major cause of death in women globally. A cross-sectional study was conducted to assess the level of knowledge, attitudes and practices regarding breast cancer among Afghan women visiting Istiqlal and Jumhuriat hospitals in Kabul city, Afghanistan. A standard questionnaire which modified to suite the study was used to collect data from women aged 18 years and over, and from only those who agreed to participate in the study, and met the inclusion and exclusion criteria. By using convenience sampling method, data was collected from a sample of 410 women. The mean age was 33.81±13.08. The findings of the study revealed that among 410 participants, 40.7% of them had poor, 52.4% of them had fair, and only 6.8% of participants had good knowledge about breast cancer. Among all participants to the study 70% of them had negative attitudes and 30% of them had positive attitudes towards breast cancer and its screening methods. From all participants, 27.6% of them practiced breast self-examination, 14.9% of them visited a doctor for clinical breast examination during the past one year. 13.9% of them performed mammogram in the past two years. There were significant associations observed between knowledge, attitudes and practices of breast cancer among participants. Overall, the knowledge level, attitudes and practices of breast cancer and its screening was weak among participants. Government and health sectors need to raise people's awareness towards breast cancer and increase the screening facilities in healthcare centers across the country. However, it is recommended to conduct further researches regarding knowledge level on breast cancer and find disease burden among general population. Keywords: Afghanistan, Afghan women, breast cancer, knowledge, attitude, practice.

Afghanistan-KabilKnowledgeWomen+5
Mohammad Jawad Mudaber
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00

İlgili konular