Eski Çağ
100 theses under this subject heading
Hititler'de ocak kültü
Ateş ve onu kontrol altına almak amacıyla kurulan ocak; bir taraftan, insanın yemek pişirme, ısınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılarken, diğer yandan yakma ve yok etme niteliği ile ona karşı korkuyla karışık saygı duyulmasına, ocağın kutsal bir güç olarak görülmesine neden olmuştur. Anadolu'da ocağın kutsiyetini gösteren somut verileri, Neolitik Çağ'dan günümüze kadar olan geniş süreçte takip edebilmekteyiz. Çatalhöyük'ün Geç Neolitik Çağ (M.Ö. 6500-6000) tabakasında görülen, boğa başlarıyla çevrili aynı zamanda duvar resimleriyle süslü mekânlarda bulunan sabit ocaklar, insanoğlunun inanç sisteminde önemli bir rol oynamıştır. Erken Tunç Çağ'ında özenle hazırlanmış ve kültsel birer obje olarak nitelendirebileceğimiz, antropomorfik ve zoomorfik ikonlarla bezenmiş taşınabilir ve sabit ocaklar da; bu inancın Erken Tunç Çağı'nda ki temsilcisıi konumundadır. Bu tip ocakların etrafında gerçekleştirilen kültsel seremonilerin izlerini, Bronz Çağı'nın önemli uygarlıklarından biri olan Hititler'e ait çivi yazılı belgeler aracılığıyla takip edebilmekteyiz. Ocak kavramı; aile, ev ve devleti temsil etmektedir. Hititçe çivi yazılı belgelerde devleti temsil eden en önemli güç olan kralın varlığı ve gücünün devamlılığı, ocağın içerisinde ateşin yanması ve sönmesi gibi ifadelerle vurgulanmıştır. İncelediğimiz kurban törenleri, bayramlar, mitolojiler, büyü ve fal uygulamaları ve çeşitli ritüelleri anlatan Hititçe çivi yazılı belgeler, ocağın kültsel boyutunu ön plana çıkarmaktadır. Bu belgelere göre etrafında ve içerisinde kült pratiklerinin uygulandığı ocak, tanrılara ulaşmak için kullanılan kutsal bir araçtır. Ocağın etrafında veya içerisinde gerçekleştirilen kurban eylemleri, Tanrıça veya Tanrı ile iletişim kurmanın en kısa yoludur. İçerisine atılan nesneleri yakıp yok etmesi ile istenmeyen durumun ortadan kalkmasını sağlayan, büyü malzemesi olarak kullanılan kutsal bir yapıdır. Bunun yanında, ocağa atılan obje ile hastalığın yok olacağı inanışı ile ocağın iyileştirici özelliği ortaya çıkmaktadır. Ocak Tanrısı olan Kamruşepa'nın sağlık tanrısı olarak da adlandırılması bu görüşü desteklemektedir. Hititçe çivi yazılı belgelerde geçen isimli ocak tanrılarının varlığı, ocak kavramının Hitit inanç sistemindeki önemini göstermektedir. Hitit dünyasında hayatın her safhasında karşımıza çıkan ocak kültünün izlerini, birleştirici coğrafya ve jeokültürel bellek esasında geleneksel Anadolu kültürüne ait bazı pratiklerde de takip etmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Ateş, Ocak, Hititler, Kült, Atalar Kültü.
Antik Yunan eğitiminde cinsiyet eşitsizliği
En eski zamanlardan günümüze kadar her toplum kültürü, gelenekleri görenekleri gibi sahip olduğu maddi ve manevi bütün değerleri koruyarak, bu değerleri gelecek nesillere aktarabilmeyi ve varlıklarını devam ettirebilmeyi amaçlardı. Bunun için de çocuklara ihtiyaç duyan toplumlar, çocukları daha doğar doğmaz kendi toplumsal değerlerine uygun niteliklere sahip vatandaşlar haline getirmek için eğitmeye başlarlardı. Antik Yunan'da birbirinden farklı kültürel özelliklere sahip iki önemli şehir devleti olan Atina ve Sparta'da kadın ve erkek için sosyal yaşamda ki rollerin birbirinden oldukça farklı olması, her toplumun kendi vatandaşı olan kadın ve erkek bireylerine yükledikleri rollerde farklılıklara neden oldu. Bu durum çocuklara bakış açısının da toplumdan topluma değişiklikler göstermesiyle, çocukların eğitimleri de kadın ve erkeklere verilen rollere göre farklılaştı. Atina'da kadın ve erkek bireyler arasında görülen cinsiyet eşitsizliği, kız ve erkek çocuklar arasında da belirgin bir cinsiyet ayrımı oluşmasına ve çocukların eğitimlerinin birbirinden farklılaşmasına neden oldu. Ayrıca Atina'da bu cinsiyet eşitsizliği mekâna da yansıyarak, ev içinde erkek alanı olarak ayrılan andronlara, kamusal alanda alışveriş, sohbet, felsefe gibi konuşmaların yapıldığı agora ve stoalara, güreşlerin yapıldığı palaistra ile fiziksel eğitimlerin, felsefe gibi konuşmaların yapıldığı gymnasionlara kız çocukları kabul edilmezken, buralar erkek çocukları için önemli eğitim alanları oldu. Sparta'da ise, Sparta'nın içerisinde bulunduğu askeri yapı nedeniyle kadın ve erkek arasında tam bir eşitlik olmasa da Atina'da olduğu gibi belirgin bir cinsiyet ayrımı oluşmadı. Erkek ve kız çocuklarının devlet tarafından zorunlu olarak verilen eğitimi birlikte aldıkları Sparta'da kullanılan mekânlar da erkek ve kadın mekânları olarak birbirinden ayrılmazdı. Anahtar Kelimeler: Antik Yunan, Atina, Sparta, Kadın, Çocuk, Eğitim
Büyük İskender ve Hellenizm politikasının kültürel etkileri / etkileşimleri
Büyük İskender MÖ 356'da Pella'da dünyaya gelmiştir. Çocukluğu ve gençliği boyunca Yunan kültürü etkisiyle yetişmiştir. Babası II. Philippos, polisler şeklinde teşkilatlanmış Yunan şehir devletlerini bir araya getirmiştir. İskender de babasının başlattığı üniter yönetim anlayışını bilinen dünyanın genelinde bir imparatorluk kurarak hayata geçirmek istemiş ve bu isteğinde de muvaffak olmuştur. İskender, babasının bir suikast sonucu hayatını kaybetmesi üzerine henüz 20 yaşındayken tahta geçmiştir. İlk icraatı Büyük Pers İmparatorluğu üzerine ilerlemek ve Yunan devletleri ile süregelen husumetten kaynaklı "öç seferi" kapsamında üç büyük savaş vermiş ve hepsinden muzaffer ayrılmıştır. Tahtta kaldığı kısa süre boyunca bilinen dünyanın neredeyse tamamını tek bir yönetim altında toplamayı başarmıştır. İlhak ettiği bölgelere Yunan kültürünü taşımıştır. Kısa ömrüne birçok başarı sığdıran İskender genç yaşta hayatını kaybetmiştir (MÖ 323). Batı kültürünü temsil eden Yunan kültürü ile Doğu kültürünün sentezlenmesiyle ortaya çıkmış olan Hellenistik Kültür, üstün sirayet gücüyle birbirine uzak coğrafyalarda müşterek bir Sosyo-kültürel yapının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Tarihsel süreçte de farklı kültürlerde Hellenistik kültür ögelerine rastlamak mümkündür.
Roma dönemi'nde Suriye
Suriye, bulunduğu coğrafi konum ve stratejik önemi itibariyle birçok uygarlığa ev sahipliliği yapmış ve pek çok devletin istilalasına maruz kalmıştır. Suriye, Roma ile Part İmparatorlukları arasında bulunduğu stratejik konumu nedeniyle Roma'nın ayrıcalık tanıdığı önemli eyaletler arasında yer almıştır. Seleukos kralları arasında taht savaşlarının ortaya çıkması, Seleukos Devleti'nin zayıflamasına neden olmuştur. M.Ö. 64 yılında Romalı komutan Pompeius Magnus tarafından Suriye Eyaleti kurulmuş ve Suriye tarihinde yepyeni bir sayfa açılmıştır. Zira Suriye bu tarihten sonra Roma-Part savaşlarına tanık olmuştur. Roma Dönemi'nde Suriye-Roma ilişkilerini konu alan çalışmamızda Suriye'nin Roma eyaletine dönüştürülmesinin ardından Suriye ile Roma arasındaki sosyal, politik ve askeri ilişkiler incelenmiştir. Ayrıca çalışmamızda, Roma Dönemi'nde Suriye'deki bazı krallıkların Roma'ya karşı yaptıkları isyanlar, isyanların nedenleri ve imzalanan antlaşmalar da yer almaktadır. Anahtar kelimeler: Suriye,Roma, Pompeius, Suriye Eyaleti, Palmyra
Mö. 2. ve 1. binyılda Kuzeydoğu Anadolu
Kuzeydoğu Anadolu'nun tarihi çağları ile ilgili olan bu çalışma bölgenin bulunduğu coğrafi konumdan dolayı ayrı bir önem arz etmektedir. Bölge tarih öncesi çağların en başından itibaren yerleşmeye uğramış, özellikle MÖ. 2. ve 1. binyılda Anadolu'nun iki büyük uygarlığı olan Hititler ve Urartular ile bir takım siyasi ilişkileri görülmüştür. MÖ. 2. binyılın ortalarında Hititlerle ilişkilerine rastlanan krallık Hayaşa, MÖ. 1. binyılın ilk çeyreğinde Urartularla ilişkilerine rastlanan krallık ise Diauehi'dir. Kuzeydoğu Anadolu'da MÖ. 15. yüzyılın sonlarından itibaren ismine rastlanan Hayaşa Krallığı'nın siyasi ve kültürel etkinlikleri, Hitit kayıtlarında yer almaları sonucu aydınlatılabilmiştir. Söz konusu veriler ışığında yüz elli yılı aşkın bir süre boyunca kuzeydoğu Anadolu'da varlıklarını devam ettirdiklerini bildiğimiz Hayaşalılar, Hititlerle olan siyasi ilişkilerine bağlı olarak etki alanlarını ve sınırlarını bu bölgelerin dışına doğru genişletmişlerdir. Bu krallık, Hititlerin istikrarlı bir şekilde izlediği kuzeydoğu politikası sonucu zaman zaman pasif durumda kalmışlar, zaman zaman da Hitit ülkesindeki karışıklıklardan faydalanarak güçlü düşmanlarını uzun süre uğraştırmışlardır. MÖ. 1. binyılın başlarında Kuzeydoğu Anadolu'ya hâkim olan krallık ise Urartu kayıtlarında Diauehi ve Asur kayıtlarında Dayaeni olarak geçen Diauehi Krallığı'dır. Urartu Devleti kuruluşunu tamamlar tamamlamaz, ekonomik zenginliklere ve stratejik bir konuma sahip olan kuzeydeki, bu topraklara yoğun seferler düzenlenmiştir. Bu bölgeye düzenlenen seferlerin ana amacı, kuzeyin önemli hammadde yataklarını, tarım ve hayvancılık merkezlerini ele geçirmektir. Bu politikalardan anlaşıldığı kadarıyla bölgeye düzenlenen seferler yağma adına değil bölgede kalıcı olmak adına gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada her iki krallığın kuzeydoğu Anadolu ile olan ilişkileri ayrıntılı olarak ele alınarak bölgenin tarihi çağlardaki durumu ortaya konulmaya çalışılacaktır.
Urartu mimarisi
Adına ilk kez Asur kaynaklarında rastladığımız Urartu Krallığı, M.Ö. 13. yüzyılın ilk çeyreğinden M. Ö. 6. yüzyılın başlarına kadar tarih sahnesinde varlığını korumuştur. M. Ö. 8. yüzyılın başlarından itibaren ise, çekirdeğini Van Gölü ve çevresinin oluşturduğu, batıda Fırat, kuzeyde Kars Platosu-Sevan Gölü, Doğu'da Urmiye Gölü ve güneyde Toros Dağlarının çevrelediği bölgede hızlı bir gelişim göstermiştir. Urartu Krallığı, egemenlikleri altında olan bölgelerde kültürlerinin kalıcı eserlerini bırakmışlardır. Hâkim oldukları bölgenin zorlu coğrafyasına rağmen inşa ettikleri mimari yapıların kalıntıları, günümüze kadar gelmeyi başarmış, krallığın yaşamını canlandırmamıza yardımcı olmuştur. Bölgenin coğrafi yapısındaki sorunlara, adeta bir çözüm niteliğinde inşa edilen Urartu kaleleri, bölgenin stratejik kilit noktalarını kontrol altında tutacak biçimde inşa edilerek, aynı zamanda askeri bir üs görevi görmektedir. Urartu Krallığı, ele geçirdiği bölgelerde güçlü bir savunma sistemi oluşturarak, sürekli ve özgün bir mimari gelişim sergilemiştir. Bu mimari gelişim Urartu yaşamının her alanında kendini göstermektedir. Bu çalışmada Urartu mimari yapıları, askeri, dini ve sivil mimari başlıkları altında gruplandırılarak konum, işlev ve plan bakımından değerlendirilmiştir. Böylece yapı grupları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır.
Eski Anadolu toplumlarında tüberküloz olgusu
İnsanlık tarihi boyunca dünyada mikroorganizmaların neden olduğu birçok enfeksiyon hastalığı görülmüştür. Bu hastalıklardan bir diğeri de tüberküloz 'dur, Mycobacterium tuberculosis basili tüberküloz enfeksiyonuna yol açarak birçok insanın hastalanmasına ve hayatlarını kaybetmesine neden olmuştur. Bir enfeksiyon hastalığı olan tüberküloz, Neolitik dönemde insanların yerleşik hayata geçmeleri sonrası yayılım hızını her geçen zaman diliminde biraz daha arttırarak günümüze kadar ulaşmıştır. Mycobacterium tuberculosis basili en çok solunum yolu ile insanlara bulaşmakta olup, havada asılı kalabilmesi nedeniyle toplu yaşam ortamlarında daha kolay yayılmaktadır. Hastalığın temel etkeni tüberküloz basili olmasına rağmen, bireylerin yaşam biçimi hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Yetersiz ve tek tip beslenme, savaşlar, kötü hava koşuları, rutubete uzun süre maruz kalma vb. nedenlerle gelişen bağışıklık sisteminin yeterli savunmayı gösterememesi neticesinde hastalığın ortaya çıkması kolaylaşmaktadır. Tüberküloz basili, bazı durumlarda uzun yıllar boyunca vücutta gizlenebilmekte olup, yıllar sonra hastalığa neden olabilmektedir. Eski toplumlarda yaşayan bireylerin yaşam biçimlerinin incelenmesinde paleopatolojinin önemi oldukça büyüktür. Toplumların gelişmişlik düzeylerinin belirlenebilmesi, toplumda yaşayan bireylerin yaşam biçimlerinin analiz edilebilmesi için paleopatolojik ve paleoepidemiyolojik çalışmalara fazlaca ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkemiz ve Dünya'da literatüre bakıldığında, tüberküloz hakkında yapılan paleopatolojik çalışmaların henüz istenen düzeyde olmadığı anlaşılmaktadır. Birçok topluma ev sahipliği yapmış olan Anadolu coğrafyasında yapılan çalışmalar, geçmiş toplumları inceleyerek günümüzle kıyas yapılabilme, farklılıkları belirleyebilme ve tarihe katkı sağlama açısından oldukça önemlidir. Bu bağlamda yapılan çalışmamızın toplumların yaşam koşullarının daha iyi incelenebilmesi ve tüberküloz hastalığının daha iyi anlaşılması açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada, geçmiş yıllarda yapılmış arkeolojik ve antropolojik kazılarda çıkarılan bireyler araştırılmış olup, ilgili literatürlerden alınan paleodemografik veriler işlenmiş ve toplu hale getirilerek incelenmiştir. Çalışma neticesinde bireylerin kötü yaşam koşullarına bağlı olarak Mycobacterium tuberculosis enfeksiyonuna daha kolay yakalandığı ve bazı bireylerin bu enfeksiyona bağlı olarak hayatlarını kaybettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, Büyük Saray Eski Cezaevi Toplumunda 1, Hakkâri Erken Demir Çağı toplumunda 2, Kadıkalesi Toplumunda 2, Karagündüz Toplumunda 6, Konstantin ve Helena Klisesi Toplumunda 2, Nif Olimpos Toplumunda 1, Tasmasor Toplumunda 3 ve Van Kalesi Toplumunda 1 bireyde tüberküloz enfeksiyonu izlerine rastlanılmıştır.
Tunç Çağında Batı Anadolu'daki Luvi toplulukları
Luviler, günümüz Türkiye sınırları içerisinde bulunan, Anadolu'nun kuzeybatısından, Ege ve Akdeniz kıyıları dahil olmak üzere, Batı Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'ya değin varlığı, gerek Hitit kaynakları ve bazı Luvice hiyeroglif yazıtlardan ispatlanmış, coğrafyası hakkında araştırmacılar tarafından fikir birliğine varılamamış bir Tunç Çağı Uygarlığıdır. Özellikle Geç Kalkolitik'te (M.Ö. yak. 5000-4000) yıllarında, Anadolu'ya yayılan bir göç dalgasında, Batı Anadolu uğrak yerlerden biri olmuştur. Konuştukları dil bakımından Hint-Avrupalı olan bu halkların Anadolu'ya, Balkanlardan ya da Kafkasya'dan geldiğine dair görüş bildiren araştırmacılar, döneme ait yazılı kaynak bulunamadığından araştırmalarını, dil, onomastik ve arkeolojik kanıtlar üzerine yapmıştır. M.Ö. 2000 yılından itibaren Luvice kökenli kişi, tanrı ve yer adları Anadolu'nun çeşitli yerlerinde görülmeye başlamıştır. Batı Anadolu'nun, coğrafi özellikleri ve siyasi açıdan merkezi bir yönetime bağlı olmamasından kaynaklı olarak birçok krallığa bölünmüş bu medeniyet hakkında, elimizdeki kısıtlı kaynaklar üzerinden yaptığımız bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Luvilerin Anadolu coğrafyasına nereden geldikleri ve kökenleri üzerine ileri sürülen görüşler değerlendirilirken, ikinci bölümde Batı Anadolu'da, Luvi kültürünün yayıldığı coğrafya ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Hitit krallarının, yıllıklarında geçen Luvi krallıkları ile olan ilişkileri hakkında bilgi verilirken, dördüncü bölümde Arzava merkez olmak üzere, Mira- Kuwaliya, Seha Nehri Ülkesi, Wilusa, Hapalla, Pedassa (Pitassa), Masa Ülkesi, Lukka, Karkisa, Tarhundassa ve Kizzuwatna krallıklarıyla ilgili elde ettiğimiz bilgiler incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Arzava. Batı Anadolu, Hitit, Luvi, Tunç Çağı.
Antandros örneğinde sunu olarak hydriskoi
Bu tez, Antandros Antik Kenti 2006 yılı kazılarında1 Dereboyu (şimdiki adıyla Sur Sektörü) sektöründe açığa çıkarılmış olan, minyatür hydria buluntularının bir kısmının teknik ve ritüel açıdan incelenmesini amaçlamıştır. İlk bölümde Antandros'un MÖ 8. yüzyıl sonlarından günümüze kadar kısa tarihî çerçevesi çizilmiştir. Henüz yayını yapılmamış olan 2018 kazı sezonu çalışmaları ışığında kentin MÖ 2. binde iskân gördüğü anlaşılmıştır. Kentin yerleşimcilerinin kimlikleri ve tarihçelerine de değinilmiştir. Diğer taraftan Antandros'un ilk olarak 19. yüzyılda keşfedilmesi ile başlayan araştırma ve çalışmalar hakkında ayrıntılı bilgiler verilmektedir. İkinci bölümde minyatür hydriaların ele geçtiği Dereboyu I-II sektörleri tanıtılmış, alandaki mimarî ve seramik kalıntılar hakkında bilgiler verilmiştir. Minyatür hydrialar tipolojik olarak incelenmiş, teknik bir değerlendirmeden geçirilmiştir. Sınıflandırma ve karşılaştırmalı analizler sonucunda, MÖ 4.-2. yüzyıllar arasında kullanıldığı anlaşılan minyatür hydrialar ve diğer buluntuların, söz konusu tarihler içindeki kronolojik dizinleri ve işlevleri ortaya çıkarılmıştır. Üçüncü bölümde ise, öncelikle hydriaların ele geçtiği kutsal alanın niteliği ve yapısı hakkında tartışmalı bölüme yer verilmiş, minyatür hydriaların konumuna göre oikos, baitylos gibi olgular üzerinde durulmuştur. Ayrıca kutsal alanın kimlik sorunlarına değinilmiş, Demeter başta olmak üzere Artemis, Apollon, Kybele, Zeus gibi Antandros'ta tapınım gören tanrı ve tanrıçaların kültlerine dair veriler değerlendirilmiştir. Kültlerin siyaset ile ilişkisi, din olgusunun yönlendirici etkilerinden bahsedilmiştir. Son olarak Yunan Dünyası'nda hydriaların yeri ve kullanım alanları hakkında Antandros örnekleri de verilerek yorumlayıcı bir yaklaşım denenmiştir. (Anahtar Kelimeler: Antandros, Minyatür hydria, Demeter, Kutsal alan, Kült)
Asklepios kültü ile düşler ve tedavi
Hellen uygarlığının ilk dönemlerinde tıp uygulamalarının genellikle dinsel temele dayandığı görülmektedir. Muhtemelen sebebini bilemediği hastalıkları doğaüstü güçlerle açıklayan antik dönem insanları, hastalık ve sağlık hakkında bilime dayanan bir bilgiye sahip değildi. Hellenler sağlık tanrısı Asklepios'un iyileştirici gücüne inanmaktaydı. Bu sebeple bu dönemde sağlık tanrısı adına kurulmuş olan yüzlerce tapınak bulunmaktadır. Bugünkü sağlık kuruluşlarının öncüleri diyebileceğimiz Asklepieionlarda hastalara uygulanan tedavi doğaüstü özellikler taşımaktadır. Tedavinin en önemli özelliği hastanın düş uykusuna yatırılmasıdır. Düşle tedavi ise inancı güçlü olan bir toplumun göstergesidir. Tanrı Asklepios adına kurularak hizmet vermiş ve MÖ V. yüzyıldan MS II. yüzyıla dek Hellenistik dünyanın en gözde tedavi merkezleri olan tapınaklardan en bilinenleri, Epidauros, Atina, Bergama, Kos, Delphi, Trikka Asklepieionlarıdır. MÖ VI. yüzyıldan itibaren ise dönemin felsefi akımlarının da etkisiyle, Hellen tıbbında deneyim ve gözleme önem verilmeye başlandığı görülmektedir. Asklepieionlarda kutsal güçlerle ve onun yardımcıları din adamlarıyla iletişime geçen hastalara uygulanan tedavi yöntemleri, hastanın göreceği düşler temeline dayanmaktaydı. Bu tezin amacı, düşün oluşturduğu fiziki tedavinin ilk örneği olan Asklepios Kültü ile birlikte süregelen "tapınak tıbbı"nda uygulanmış düşle tedavi yöntemlerinin incelenmesidir. Bilimsel bir sentez için tapınak tıbbı zamanında yazılmış ve o zaman hakkında daha sonraları oluşturulmuş kaynaklarla birlikte hastalar tarafından Asklepios'a adanmış, ulaşılabilen sunulara dair kayıtlar değerlendirilmiştir.
Eskibatı dünyasında intihar
İntihar, tarih boyunca çeşitli yaklaşımlar ile günümüze değin varlığını korumuş bir eylemdir. Bu tez kapsamında Hellen ve Roma geleneğinde intihar eyleminin izleri saptanarak dönemin yaşam ve ölüm ilişkisinin siyasi, kültürel, sosyal bağlantıları anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu tezin amacı intihar olgusu üzerinden her birey için ortak olan yaşam ve ölüm gerçeğinin Antik Dönemde algılanışını kavramak ve kaynaklar doğrultusunda bireyi ölümü seçmeye yönlendiren sosyal, siyasi yahut kültürel yönlendirmenin çerçevesini oluşturmaktır.
Hitit kültürünün günümüze yansımaları
Tarih boyunca farklı kültürlere ev sahipliği yapan Anadolu toprakları, ismini aldığı ve "güneşin doğduğu yer" anlamına gelen Antik Yunanca kökenli ἀνατολή (Anatoli) sözcüğünün anlamı açısından haklı bir gurur taşımaktadır. Kültürel ve dinsel kültür rotalarının merkezinde yer alan Anadolu, birçok uygarlığın şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Günümüz Anadolu gelenekleri ile yakından ilişkili bazı kültürel değerlerin, Anadolu'da M.Ö 2. binlerden itibaren değişmeden ve asimile olmadan aksine zenginleşerek günümüze kadar ulaştığı Hitit yazılı belgeleri ve tasvirli eserleri ile doğrulanabilmektedir. Kendilerini Hattililer'in devamı olarak gören, yazılı metinlerde de Hatti Ülkesi ve dillerini Kenişumnili/Neşumnili "Kaneşçe/Neşaca" şeklinde adlandıran Hititler, Anadolu'nun farklı bölgelerinde yerleşim yerleri kurmuşlar ve büyük bir imparatorluk haline gelmişlerdir. Bu tezin amacı, arkeolojik ve filolojik verilerden yararlanılarak Hitit kültürüne özgü ögelerin günümüze etkileri ve benzerlikleri hakkında bir değerlendirme yapmaktır. Çalışmamızda Hitit ve Anadolu tarihine kısaca değinildikten sonra Hitit kültürüne özgü olguların, çivi yazılı tabletlerde anlatılanların yanı sıra tasvirli sanat eserleri de ele alınarak değerlendirilmiştir. Ayrıca geçmişten günümüze toplumlar arası süregelmiş benzeşimler ve etkiler gösterilmiştir. Bu benzeşimleri ve etkileri gösterebilmek adına günümüz geleneklerini ortaya koyabilecek folklorik araştırmalardan da yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hitit, Anadolu, din, büyü, fal, evlilik, ibadet, kurban, inanış, tapınım, gelenekler, görenekler, benzerlik.
M.Ö. birinci bin yılda Kommagene
Fırat nehri geçişlerinin sağladığı stratejik konum, M.Ö. 3. Binyıldan itibaren, Kommagene bölgesindeki tüm uygarlıklar için sürekli şekilde, çok önemli olagelmiştir. Bu çalışma, Hitit İmparatorluğu'nun yıkılışı sonrası bölgede ortaya çıkan Kummuh/Kumaha krallığının güçlü Asur ve Urartu krallıkları arasındaki konumu ve Pers dönemine kadar uzanan tarihsel süreç hakkındaki sorunsalı çözmeye yöneliktir. Babil egemenliğinin bitişinden Pers dönemi sonuna kadar, bölge ile ilgili yazılı belgelerin olmaması en büyük problemi oluşturmaktadır. O dönemde bölgenin güçlü krallıkları arasındaki zayıf konumu, Hellenistik ve Roma döneminde de devam etmiştir. Hellenistik dönemde görülen yoğun Pers etkisinin kökenlerinin Demir Çağında bölgede ne kadar etkili olmuş olduğu, ilerde yapılacak olası arkeolojik ve tarihsel çalışmalarla kendisini gösterecektir. Anahtar Kelimeler: Kummuh, Kumaha, Kommagene, Geç Hitit, Persler, Arkeoloji
Hitit devlet teşkilatında askeri yapılanma
Tezimizde M.Ö. II. Binyıl Anadolu'sunda hüküm süren Hitit devletinin askeri yapısı ve savaşma becerisi hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır.Bu çalışma, hüküm sürdüğü tarih boyunca Hititler'in, askeri organi-zasyonu, donanımı, eğitimi, savunma teknikleriyle Anadolu'nun eskiçağ askeri tarihinde oynadığını önemli rolü ortaya koymuştur. Devlet teşkilatında önemli bir yapıya sahip Hitit ordusunun her ne kadar temelinde süvari birliği ve deniz kuvvetleri olmasa da gerek piyadelerinin ve gerekse savaş arabala-rının profesyonelce eğitilmeleriyle ortaya güçlü ve disiplinli bir ordu çıkmıştır. Ana silahı mızrak, kılıç ve yaydan oluşan Hitit ordusunun savunma stratejisini ise kentleri çepe çevre saran surlar oluşturmuştur. Özet halinde sunduğum bu bilgiler arkeolojik kanıtlar, yazılı belgeler ve bu konuda hazırlanmış çalışmalardan faydalanılarak açıklanmıştır.Anahtar Kelimeler:1-Askeri Teşkilat,2-Hitit,3-Eskiçağ Tarihi
Büyük İskender döneminden MÖ 30 yılına kadar Mısır'ın siyasi ve sosyal yapısı
Mısır, dünya tarihinde gelişmiş bir medeniyetin ilk örneklerindendir. Mısır'ın Akdeniz bölgesinde yer alması deniz ticaretinde etkin bir güç olmasının yanı sıra bu bölgede yaşayan medeniyetlerle ilişkilerinin artmasına ve kültürler arası etkileşim yaşanmasına vesile olmuştur. Büyük İskender'in Doğu Seferi'nin bir parçası olan Mısır, MÖ 332 yılında fethedilmesi sonucunda Mısırla olan ilişkiler başlamış oldu. Bu durum daha sonra onun generali ve aynı zamanda arkadaşı olan I. Ptolemaios (Soter) döneminde daha da artarak, 275 yıllık bir süre boyunca Mısır'ı hâkimiyeti altında tutmasıyla devam etmiştir. Mısır coğrafyasında en uzun süre yaşayan ve Hellenistik krallıklarının en uzun süre hayatta kalan Ptolemaioslar'ın siyasal ve sosyal yaşamda uyguladığı politikalar neticesinde bölgede uzun süre etkili olmuştur. Bu çalışmamızda Mısır'ın Akdeniz'deki konumu, ticaret ağı, diğer medeniyetlerle olan ilişkileri, İskender'in Doğu Seferi, Hellenizm'i yayma politikası, İskender'in ölümü sonrası yaşanan karışıklar, diadokhlar arası savaşlar ve Ptolemaioslar'ın etkin olduğu Mısır coğrafyasındaki değişimler ele alınmıştır.
Roma'da velayet sistemi, evlat edinme kurumu ve evlat edinen İmparatorlar
Roma toplumu için evlat edinmek, her şeyden önce ailenin devam etmesi fikrini simgelemektedir. Aynı mantık çerçevesinde İmparatorlar da evlat edinme yoluyla; ailenin, dolayısıyla ülkenin ismini sürdürmek, devletin gücünü arttırmak gibi çeşitli amaçlarla yapılmıştır. Evlatlık alınmış İmparatorlar döneminin en parlak yıllarını kronolojik olarak sıralamak gerekirse; ilk isim Nerva Caesar Augustus'tur. Augustus, Senato'nun seçtiği ilk imparatordu. 96 ile 98 arasında ülkenin karışık olduğu zamanlarda, parasal sıkıntıların da yaşandığı bir dönemde 65 yaşında göreve gelmiştir ve en büyük eksikliğinin ordu üzerindeki otoritesi olduğu ifade edilmiştir. 98 ile 117 arasında imparator olan asker kökenli Trojan (Traianus Divi) ise en fazla takdir edilen yöneticilerdendir. Pax Romana'yı en geniş sınırlara ulaştıran, sosyal yaşama katkılar sunan ve savaş ganimetlerinin halkla paylaşan bir imparatordur. Hadrianus (Hadrianus Augustus) 117-138 yıllarında imparatorluk yapmış, şair ruhlu, sanat ve edebiyatı seven bir imparatordur. Çok sık gezintilere çıkan Hadrianus, fethettiği toprakları; politik ve ekonomik açıdan imparatorluğa bağlı, verimli coğrafyalara çevirmeye çalışan birisidir. Antoninus Pius'un imparatorluğu 138-161 yılları arasındadır. İtalya'dan ayrılmadan imparatorluğu barış içinde yönetmeyi başarmış ender imparatorlardan birisidir. Bir savaşın ve ayaklanmanın yaşanmadığı bu dönemde kanunların üstünlüğünü önemsemiş, özgürleşmiş kölelerin oy haklarını savunmuştur. Sonraki imparatorlara zengin bir hazine, masumiyet karinesi gibi önemli bir hukuki ilke ve bayındır bir ülke bırakmıştır. Dört imparatora kadar geldik ama burada bir soluklanalım. "Beş İyi İmparator" içinde adı anılmasada 161-169 yılları arasında hükümdarlık eden Lucius Verus, üvey kardeşi Marcus Aurelius ilebaşa geçişi, Roma döneminde ilk kez 'iki başlı yönetim/iki imparator' kavramını dünyatarihine kazandırmıştır. Marcus Aurelius, 161-180'de yılları arasında hükümdar olmuş, 58 yaşında öldüğünde, kazandığı önemli zaferlerle anılmıştı. Marcus Aurelius, ayrıca Stoacı yönü ile felsefeye ilgisiyle de bilinmektedir. "Meditasyonlar" adlı eseri, bu konuda en önemli bilgi kaynaklarından biridir. Germen ırklarının tehditlerinin arttığı 180 yılında ölen Marcus Aurelius'un ölümü, birçok tarihçi tarafından "Büyük Roma Barışı (Pax Romana)" döneminin sonu ve Batı Roma İmparatorluğu'nun Çöküş sürecinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Roma İmparatorluğu tarihindeki örneklere bakıldığı zaman, vasiyetnameyle evlat edinmenin; imparatorların haleflerini işaret etmek için bir yöntem olduğunu ve siyasi amaçları gerçekleştirmek için de bir araç olarak kullanıldığını ifade etmek mümkündür.
Dünyanın oluşum süreci ve Paleolitik-Mezolitik Çağ'da Mezopotamya
Bu çalışmada Dünyanın Oluşum süreci ve Paleolitik-Mezolitik Çağ'da Mezopotamya konusu detayları ile anlatılmaya çalışılmıştır. Tarihin en uzun dönemi olan Paleolitik dönem ve devamı olan Mezolitik dönemin içerisinde Mezopotamya belirli bir kronoloji içerisinde anlatılmıştır.ilk olarak Dünyanın oluşum süreci ve ilk zamanlar anlatılarak konuya bütünlük sağlanmaya çalışılmıştır. Ardından Mezopotamya coğrafi bölgesi üzerinde durulmuştur. Nihayetinde Paleolitik dönem kendi içerisinde ayrıldığı Alt Paleolitik, Orta Paleolitik ve Üst Paleolitik olarak anlatılıp, sosyal hayata etki eden yaşam alanlarına değinilmiştir. Ateşin insanoğlu için ne kadar önemli olduğu bu süreç içerisinde ele alınmıştır. Son olarak Mezolitik dönem hakkında bilgiler verilmiş olup, dönemin en önemli buluşlarından olan Mikrolit ile tez çalışmamız sona ermiştir. Anahtar Kelimeler: Paleolitik, Evrim, Fosil İnsanlar, Mezopotamya
Eskiçağ Anadolu'su tıp tarihinde haşhaş bitkisi
Haşhaş canlıları doyuran, mitolojik hikâyelere konu, karakterlere sembol olan, kimi zaman iyileştiren kimi zaman da öldüren güçlü bir bitkidir. Sümerlerin keyif, Asurluların yaşam bitkisi, Minos Tanrıçasının tacı, Demeter'in hediyesi, Hypnos, Nyx ve Thanatos'un atribüsü, Aphrodit'in gözyaşları, Morpheus'un sütü, hekimlerin vazgeçilmez ilacıdır. Tarihin her döneminde iddiasını koruyan çok yönlü bir bitki olarak ün salsa da haşhaşın özellikle eskiçağ tarihindeki varlığı ve önemine dair bilinenler oldukça sınırlıdır. Söz konusu doktora tezi ile akademik dünyadaki bu eksikliğin doldurulması amaçlanmış, birbirinden farklı bilim dallarına ait dağınık haldeki pek çok bilgi bir araya getirilmiş, bir tarihçi perspektifi ile konu değerlendirilmiş ve kronolojik düzen esasına göre genelden özele ulaşan bir çalışma prensibiyle konu neticelendirilmiştir. İlk etapta bitkinin etimolojisi, morfolojik ve tarımsal özellikleri, kullanım alanları ve yetiştiriciliği gibi genel özelliklerine yer verilmiştir. Tarih öncesi ve sonrası dönemleri arkeolojik kanıtlar, nümismatik veriler, antik yazarların eserleri ve modern kaynaklar ışığında aydınlatılmıştır. Daha sonra çalışmanın asıl kısmını oluşturan eskiçağ tarihindeki tıbbi kullanım alanları üzerinde durulmuştur. Anadolulu antik yazarlar başta olmak üzere çevre coğrafyalarda doğmuş ve yaşamış yazarların eserleri de incelenmiş, bitkinin tıbbi özellikleri ve çeşitli hastalıklardaki tedavi edici rolü belirlenmiştir. Ayrıca eskiçağda ve modern tıpta haşhaşın kullanımı üzerine karşılaştırmalı bir değerlendirme yapılmıştır.
Eskiçağ tasvir sanatında müzik ve müzik aletleri
Günümüzde arkeoloji diğer bilim dalları ile çok yönlü ilişki içerisindedir. "Eski Çağ Tasvir Sanatında Müzik ve Müzik Aletleri" başlıklı tez çalışmasında içerisinde, arkeolojik materyaller üzerinde yer alan tasvirlerden, müzikal unsurlar, müziğin sosyal etkinlikler ve sosyal kurumlar için önemi, müzik grupları, müzisyenler, çalgılar, birbirleriyle ilişkileri, benzerlikleri araştırılmıştır. Yazılı tarihten önceki dönemden, Geç Antik Çağ başlangıcına kadar olan tarih süreci içerisinde, insanlık uygarlık tarihinin temellerinin atıldığı bugünkü Mezopotamya, Anadolu, Akdeniz, Mısır ve Avrupa topraklarında kurulmuş medeniyetlerden günümüze ulaşan arkeolojik buluntular üzerinde yer alan müzik ve müzik aleti tasvirli seramik, taş, madeni eserler, duvar resimleri, mozaikler, sikkeler, süs eşyaları vb. örnekler, litaretür taraması ve müzelerde yapılan gözlemler sonucunda incelenip, elde edilen veriler tezin kapsamında değerlendirilmiştir. Özellikle arkeolojik materyaller üzerinden müziğin ve müzik aletlerinin kültürel etkileşimleri, gelişimleri araştırılmış bu bağlamda kültürler üzerinde nasıl etkileri olduğu konusunda sonuçlar çıkartılmaya çalışılmıştır. Muhakkak ki üzerinde müzik ve müzik aleti hakkında bilgi ve tasvir barındıran eserler en önemli kaynaklar olmuştur. Bunlar haricinde daha önce bu çalışmanın içerisinde yer alan başlıkları içerisinde barındıran akademik çalışmalar titizlikle incelenerek kullanılmıştır. Konu çok geniş bir coğrafyayı ve birçok eski kültürleri kapsadığı için, insanlıkla yaşıt olan müzik olgusunun geniş kitlelere yayılmasında, uygarlıklar içerisinde kendinden sonraki kuşaklara, resmi ve özel yaşantıda ne gibi uygulamalar yapılacağına dair görsel ve yazısal bilgilerin aktarılmasında, tasvir sanatının çok önemli bir araç olduğu kanısına varılmıştır. Bu konuda özellikle Türkiye'de yapılmış olan çalışmaların yetersizliği ve arkeolojik bakış açısıyla çalışmaların yapılmamış olması bu tez çalışmasının gerçekleştirilmesindeki en önemli nedendir. Daha sonra yapılacak olan akademik çalışmalara gerek yöntem gerekse içerik açısından bir alt yapı oluşturmak ise öncelikli amaçlarımızdan olmuştur. Yayınlarda arkeolojik materyaller üzerindeki müzik ve müzik aleti tasviri ile ilgili sahnelerin çözümlenmesi konusunda belirsizlik ve yanlışlıkların olduğu görülmektedir. Başlıca hata ve yanlışlıklar tasvirlerin yanlış yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Daha sonra yapılacak olan çalışmalarda arkeolojik materyaller üzerinde yer alan tasvirler yorumlanırken, yapılması muhtemel hataların en aza indirilmesi amacıyla bazı öneriler getirilmiştir.
Eskiçağ tarihi perspektifinden peygamberler ve eski kavimler(Hz. Âdem'den Hz. İbrahim'e kadar)
Evren ve ilk insanın varoluşu konusu hakkındaki merak, insanlık tarihiyle başlamış ve halen de devam etmektedir. Peygamberler ve eski kavimler de kâinat ve insanın yaratılışı kadar olmasa da hayli dikkat çekmiş ve önemine binaen çok sayıda peygamber kıssaları yazılmıştır. Bu öneminden dolayı "Peygamberler ve Eski Kavimler" konusu seçilmiştir. Konu çok geniş olduğundan dolayı, Hz. Âdem'den Hz. İbrahim'e kadar olan peygamberler ve kavimleri ele alınmıştır. Bu çalışmada hem kutsal kitaplardaki bilgilerden, hem tarih kaynaklarından ve hem de arkeolojik kazılarda elde edilen bilgi ve belgelerden istifadeye çalışılmıştır. Böylece, arkeolojik bulgulara dayalı yapılan çalışmalarla, kutsal metinlerdeki bilgilere dayalı çalışmaların bir noktada buluşturulması amaçlanmıştır. Konuyla ilgili elde yeterli bilgi, belge bulunmamasına rağmen, en azından doğruya yakın veya yaklaşık bilgilere ulaşılabilmiştir. Gerek bu konuda ve gerekse diğer peygamberler ve eski kavimler konularında çalışmaların yapılmasının gerektiği kanaatindeyiz. Aynı zamanda bu tür çalışmaların, İlkçağ tarihinin sevilmesine de katkı sağlayacağı düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Kâinat, Peygamber, Kutsal kitap, Âdem, Tevhit, Kavim.
Eskiçağ Anadolusu'nda toprak tahsisi: Hititler Dönemi
M.Ö. 2. Binde Anadolu'ya dışarıdan gelen Hititler, Anadolu'nun ilk merkezi devletini kurmuşlar, ve bu merkezî siyasî yapının devamı için de ekonomik ve askerî kurumlarını bu yapıya göre düzenlemişlerdir.Hititler, Anadolu'da kurdukları egemenliği büyük ölçüde, Hitit ekonomisinin asıl kaynağını oluşturan, tarıma dayandırmışlardır.Hitit anlayışına göre ülkenin bütün toprakları tanrılara aittir. Ancak tanrılar, toprakların tasarrufu konusunda kendilerine vekil olarak Hitit krallarını tayin etmişler, Hitit kralları ise ülke arazisinin büyük bir kısmını, mülkiyeti kendisinde kalmak şartıyla bazı vergiler karşılığında ``hür'' kişilere, işletmek üzere tımar usulüyle dağıtmışlardır.Hitit toprak tahsisinde kişilere tahsis edilen bu arazilerde, tahsis edilen toprak ve tahsisatın yapıldığı kişiler ile ilgili iki kavram karşımıza çıkmaktadır. Bunlar ilkum ve GI?TUKUL kavramlarıdır. Her iki kavram da alınan araziye karşılık ödenecek bedelleri ifade etmektedir. Ancak, arazi sahiplerinden LÚilkum, unvan ve arazisini doğrudan saraydan; LÚ GI?TUKUL ise yine sarayın kontrolündeki yerel otoritelerden almaktadır. Her iki arazi sahibi de işletilen araziye karşılık üretilen ürünlerin bir kısmını aynî olarak ödedikleri ?ahhan ile, yolların, şehir surlarının, köprülerin ve askeri tesislerin bakımı, resmi kurumların ve tapınakların inşa ve tamiri?vs. gibi kamu menfaatine yönelik çalışma mükellefiyeti olan Luzzi vergilerini ödemektedirler. ?ahhan vergileri -ve bağlı vasal devletlerden gelen vergiler-, ise LÚAGRIG denilen yöneticilerin idaresindeki É.NA4 KI?IB adı verilen depolarda muhafaza edilmekte, buradan da sitemin gerektirdiği şekilde geri dağıtımı yapılmaktadır.Hitit toprak tahsisinde toprakların doğrudan üretime katılmasını sağlayan, Hitit tarım ekonomisinin en küçük birimi çekirdek aileden oluşan ``çiftlikler'' 'dir. Ortalama 7-8 kişiden oluşan bu işletmeler arasında sistem gereği hiyerarşik bir yapı vardır. Çiftlikler, işgücü ihtiyaçlarını kendileri karşılamakla birlikte, başarılı askerî seferlerde getirilen ve tarımsal işletmelerde karın tokluğuna çalıştırılmak üzere dağıtılan NAM.RA'ları da (sivil tutsaklar) işgücü olarak kullanmışlardır. Çoğunlukla eli iş tutan erkeklerden seçilerek getirilen NAM.RA'lar kral tarafından işçi olarak tarım işletmelerine ya da tapınaklara tahsis edilmişler hiç kimsenin mülkiyetine verilmemiş kralın kontrolü altında tutulmuşlardır.Anahter Kelimeler:1. Hitit2. Anadolu3. Tarım4. Toprak tahsisi5. Arazi ve
M.Ö. 9. – M.Ö. 4. Yüzyıllar arası Persler (Siyasi Tarih)
Uzun bir süre tarih sahnesinde yer alıp dönemin en büyük imparatorluğu olan Pers İmparatorluğu'nun tarih sahnesindeki siyasi hayatı, çalışma kapsamında ele alınmıştır. Kimi araştırmacılara göre dünyanın bilinen ilk imparatorluğu olarak kabul edilen Pers İmparatorluğu, tarih sahnesine MÖ 700'lü yıllarda çıkmıştır. Pers İmparatorluğu, uygulamış olduğu hoşgörü politikası, ilişki içerisinde bulundukları dönemin uygarlıklarının siyasi duruşlarını iyi tahlil etmeleri, askeri dehalarını iyi kullanmaları ve uygulamış oldukları başarılı siyasi politika yöntemleriyle hızlı bir biçimde genişlemiş olup Anadolu coğrafyasının hâkimiyetini uzun bir süre üstlenmiştir. Birçok kavmi bir arada tutarak tek bir çatı altında büyük bir imparatorluk kurarak sınırlarını çok geniş bir alana yayan Pers İmparatorluğu, II. Kyros ile başlayıp Makedonyalı Büyük İskender'in Pers hâkimiyetine son vermesine kadar devam etmiştir. Araştırmalarda dönemin birincil kaynaklarından istifade edilmiş ayrıca çağdaş yorumcuların fikirleri de çalışma kapsamında ele alınmıştır. Bu bilgiler ışığında imparatorluğun kuruluşu, genişleme sahası ve uygulamış olduğu siyasi politika, elde edilen bilgiler ışığında anlatılmaya çalışılmıştır.
Eski Mısır'da siyasi hayat (I. ve XX. hanedanlar arası dönemler)
Eski Mısır, tarihteki gelişmişlik düzeyini ve hayranlık uyandıran tarihi mirasını günümüze kadar aktarabilmiş etkileyici bir medeniyettir. Gizem ve ihtişamın uygarlığı olan Eski Mısır, günümüzden yaklaşık 5.000 yıl önce inşa edilmiş yapıları ve kullanmış oldukları teknolojik metotlar ile her dönem ilgi odağı olmuş ve tarihsel gizemini daima korumuştur. Mısır siyasi tarihi, "Nom"larla başlamaktadır. Yukarı Mısır ve Aşağı Mısır'ın birleşmesiyle, monarşik bir devlet yapısı ortaya çıkmaktadır. Krallık, kuruluş aşamasından itibaren teokratik bir yapıya sahipti. Eski Mısır, devlet olarak teşekkül etmeden önce kabileler halinde yaşayan göçebe toplumlardan oluşmaktaydı. Zamanla yerleşik hayata geçen bu toplumlar, küçük beylikler kurdular. Bu beyliklere Mısırlılar'da "Sepat", Greklerde ise "Nom" denilmektedir. Nomlar, daha önceleri Aşağı ve Yukarı Mısır'da ayrı ayrı kabileler halinde yaşamaktaydılar. Bu Nomlar, daha sonra Mısır tarihinin efsanevi lideri olarak bilinen Kral Menes (bazı kaynaklara göre ise Narmer) tarafından bir araya getirilip, devlet çatısı altında birleştirildi. Devletin başındaki kral, insanüstü bir varlık olarak kabul edilmekteydi. Bütün idari mekanizmanın başı olarak dini ve siyasi otoriteyi bünyesinde bulundururdu. Ülkesindeki her türlü işle bizzat kendisi ilgilenir, adaleti tesis eder, memurların atama ve cezai işlemleriyle kendisi alakadar olurdu. Mısır, Afrika kıtasının kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Batısı, güneybatısı ve doğusu çöllerle kaplı olan Mısır medeniyeti, tarih öncesi dönemlere kadar uzanan bir serüvene sahiptir. Henüz yazılı belgelerle aydınlatılamamış binlerce yıllık bir süreçte oluşup biçimlenmiştir. Eski Mısır'ın doğası, ıssız sonsuzluğuyla yaşamı sürekli tehdit eden kuzeyindeki düz ve kumlu, güneyindeki dağlık ve kayalık bir çölün kıyısında uzanmaktadır. Buna karşın Mısır, Nil Nehri'nin her yıl kabarıp alçalan sularıyla sulanıp, zengin ürünlerle dolup taşan, bereketli toprakların olduğu cömert bir doğadır. Nil Nehri, taşıdığı alüvyonlu malzemeleri, denize döküldüğü noktada deltasına bırakarak verimli bir arazi meydana getirmiştir. Bu sayede Mısırlılar yılda birkaç kez tarım hasadı yapmıştır. Nil Nehri, denize yaklaşırken birçok kola ayrılmaktadır. Olabildiğince geniş bir alana yayılan bu bereketli kollar sayesinde, tarım alanları sulanmakta ve zirai zenginlik artmakta idi. Artan bu zenginlik sayesinde Mısır'da siyasi istikrarın temelleri atılmıştır. Çalışmamızda, Eski Mısır'da Birinci Hanedanlık ile Yirminci Hanedanlık arasındaki dönemlerin siyasi yapısı hakkında bilgilere yer verilmeye çalışılmıştır. Eski Mısır medeniyeti ve hanedanlar döneminin siyasi özelliklerinin analitik bir yaklaşımla tespit edilmesi, Mısır tarihinin tespiti bakımından oldukça önemlidir. Mısır medeniyetinden geriye kalan arkeolojik kalıntılar, Mısır'ın siyasi durumunu birçok yönüyle ortaya koymaktadır. Bu gizemli medeniyete ışık tutabilmek için Mısır medeniyetine yön veren, ülke yönetiminde bulunan kral ve hanedanlarının araştırılması gerekmektedir. Çalışmada, ulaşabildiğimiz ölçüdeki yerli ve yabancı araştırmacıların eserleri tetkik edilip, bir durum tespiti yapıldı. Tarih biliminin metoduna uygun bir şekilde ve daha önce değinilmeyen konulara da ağırlık verilen bir tez ortaya konulmaya çalışıldı. Metin içerisinde gerekli görülen yerlerde fotoğraflar, haritalar ve tablolar kullanılarak, bilgilerin pekiştirilmesi amaçlandı. Anahtar Kelimeler: Mısır, Firavun, Nil Nehri, Siyasi Hayat, Hanedan
Asur devletinin dış politikası (yeni asur devri)
Yeni Asur Devri'nde Asur Devleti'nin bilinçli bir dış politika izlediği ve bu politikanın temelinde, dış düşmanları psikolojik olarak çökertme taktiğinin yattığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Asur kralları, Mezopotamya'dan Anadolu'ya, İran'dan Akdeniz'e kadar geniş bir coğrafyada hâkimiyet kurmuşlar ve âdeta bir korku imparatorluğu yaratmışlardır.Ekonomik ve siyasî kaygıların yattığı Asur dış politikasında, Anadolu, her zaman öncelikli bir yere sahip olmuş, diğer bölgelere nazaran, Babil'e karşı ise yumuşak bir politika izlenmiştir. Bununla birlikte, bu dönemde, İran, Suriye-Filistin devletleri ve Mısır ile de yoğun siyasî ilişkiler kurulmuştur.Anahtar Sözcükler:1. Asur Devleti2. Dış Politika3. M.Ö.I.Binyıl4. Yeni-Asur Devri5. Siyasî İlişkiler