Devlet politikaları

95 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Hayvanları Koruma Yasası ve uygulamalarda izlenen kamu politikalarının analizi

30.03.2005 tarihinde yayınlanan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, içerdiği pek çok kanun ve madde nedeni ile yayınladığı günden bu yana pek çok eleştiriye maruz kalmıştır. Kabahatler kanunu kapsamında değerlendirilen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu da Kabahatler Kanunu kapsamında en çok eleştiriyi alanların başında gelmektedir. Özellikle geçtiğimiz son otuz yılda gerek Kabahatler Kanununda konu edinilen maddeler, gerekse hayvanları koruma konusunda yerel yönetimlerce izlenen kamu politikaları büyük değişikliklere gereksinim duymakta, sürekli olarak güncellenmesi gerekmektedir.Yapılan bu araştırmada, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve kanunun uygulanışında izlenen kamu politikalarının analizine yer verilmiştir. Araştırmanın yapıldığı dönemde bu alanda hiçbir akademik çalışma ve yayının olmaması da bu konuda büyük bir eksikliğin olduğunu göstermektedir. Bu nedenle çalışma betimsel örnekleme modelinden ziyade, alansal araştırma ve kaynak oluşturma modelinde desenlenmiştir. Araştırma sonuçları 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun gerek uygulamada, gerekse cezai hükümler açısından pek çok açık ve istismara yol açabilecek hükümler içerdiğini göstermektedir. Ayrıca araştırma sonuçları göstermiştir ki, her ne kadar eski TCK'dan farklı yönleri olsa ve daha modern bir yaklaşım getirmiş olsa da, Kanunun gerek izlenen politikalar, gerekse yasama ve cezai hükümler açısından caydırıcılığı yeterli görülmemektedir. Bunun temel nedeninin yasanın uygulama aşamasındaki eksikliklerden kaynaklandığı düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Hayvanları Koruma Kanunu, Barınaklar, Kabahatler Kanunu, Kamu Politikalar.

Devlet politikalarıHayvanlarHayvanları Koruma Kanunu+1
İsmail Köksal
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

1930-1938 yılları arasında devletçilik politikasının Türk basınında yansımaları

Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Türkiye'nin sosyal ve iktisadi alt yapısı önemli ölçüde yıpranmıştı.Türkiye Lozan Barış Antlaşması ile siyasi ve ekonomik bağımsızlığını ilan etmeden önce İzmir İktisat Kongresi'ni düzenlemişti. Bu kongrede alınan kararlar doğrultusunda yapılandırılan ekonomi politikasının temel amacı, ekonomik bağımsızlık ile siyasi bağımsızlığı desteklemek ve hızlı kalkınmayı gerçekleştirmektir. Cumhuriyet'in ilk on yılında yapılan kurumsal, yasal düzenlemelere ve devletin teşvik uygulamalarına rağmen, özel sektörün sermaye imkanları ve yönetimindeki yetersizlikler nedeni ile ekonomide hızlı kalkınma ve bağımsızlık yaşanamamıştır. Liberal iktisat politikasının uygulandığı bu dönemde 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın yaşanması, devletçilik politikasına geçişi zorlayan belirleyici bir etki yaratmıştır.1932-1938 yılları arasında Türkiye ekonomisinde uygulanan devletçilik modeli ülkenin kendi şartlarından doğmuş, buna göre şekillendirilmiş özgün bir nitelik taşımıştı. Bu doğrultuda devletin hazırlayıp uygulamaya koyduğu 1. ve 2. sanayi planlarıyla sanayileşmenin ve dolayısıyla kalkınmanın hızı artırılmış, özel girişimciler devlet eliyle korunup desteklenmişti. Devlet, kamu ve özel sektör arasında denge unsuru olarak yer almış, ılımlı bir devletçilik siyaseti izlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Ekonomi, Devletçilik, Liberalizm, Özgün, Kalkınma, Türkiye, Plan.

BasınDevlet politikalarıDevletçilik+6
Senem Geyik
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Ortadoğu'da otoriter rejimler

Ortadoğu siyasal coğrafyasının en belirgin özelliklerinden biri, uzun yıllardır bölgede hüküm süren dirençli otoriter rejimlerdir. Otoriter rejimler yalnızca güncel siyaset üzerinde değil, yürüttükleri politikalarla, bölgenin ekonomik, toplumsal ve kültürel yapısı üzerinde de uzun erimli ve belirleyici etkilere sahiptir. Bu nedenle, Ortadoğu siyasetini ve toplumlarını anlayabilmek için, otoriter rejimlerin kaynaklarını ve işleyiş mekanizmalarını kavramak büyük öneme sahiptir. Bu tez, Ortadoğu'da otoriter rejimler üzerine akademik literatürün bir bilançosunu sunmayı hedeflemektedir. Otoriter rejimleri incelerken hangi kuramsal yaklaşımların benimsendiği, bu yaklaşımların literatüre olan katkıları ve sorunlu yönleri eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Böylece, Ortadoğu'da otoriter rejimleri uzun yıllar ayakta tutan kültürel, ekonomik, siyasal ve toplumsal dinamikleri ana hatlarıyla ortaya koyabileceğime inanıyorum. Bu amaç doğrultusunda, ilk olarak, mevcut literatür otoriter rejimlerin kaynakları ve rejimlerin kendilerini sürdürme stratejileri bakımından iki ana başlık halinde sınıflandırılacaktır. Literatürün sınıflandırılması ve alt başlıklar halinde incelenmesinin ardından, son bölüm, otoriter rejimler nasıl incelenmeli sorusuna cevap arayan bir tartışmaya ayrılmıştır. Bu bölümde ilk olarak, son yılların yeni otoriteryanizm tartışmaları ele alınacaktır. Yeni otoriteryanizm çalışmalarının vaatleri ve sınırlılıkları ortaya konulduktan sonra, otoriter rejimleri siyasal iktidar perspektifinden okumanın, ana akım rejim çalışmalarının sıkıştığı dar formalist bakış açısını zenginleştireceği, siyasal rejimleri ortaya çıkaran toplumsal faktörleri ve rejimlerin maddi ve sembolik yaşam stratejilerini bütün veçheleriyle kavramamıza yardımcı olabileceği ileri sürülecektir. Burada, siyasal iktidar perspektifi olarak önerilen yaklaşıma, Pierre Bourdieu'nun alan teorisi ve Michael Mann'ın siyasal iktidar üzerine geliştirdiği kavramsallaştırmalardan hareketle varılmıştır.

DemokrasiDevlet egemenliğiDevlet politikaları+4
Abdullah Erdem Demirtaş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Ekonomide devlet, rekabet politikaları ve düzenlemeler; Türkiye üzerine bir çalışma

Merkantalist sistem ve Ulus-Devletin doğuşuna tanıklık eden 16. ve 17. yüzyıldan itibaren devlet ekonomi içinde önemli görevler üstlenmektedir. Devletin ekonomi içindeki görevleri zamanın ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına uygun olarak değişim göstermektedir. Süregelen bu değişim 21. yüzyıl için de geçerliliğini korumakta ve devlet-ekonomi ilişkisi yeni bir yapı kazanmaktadır. İletişim teknolojilerinin hızlı gelişim ve yayılımı "küreselleşme" ve "Yeni Ekonomi" olgularının gelişmesine yol açmıştır. Bu gelişmeler sonucunda uluslararası düzeyde rekabet gücü nü arttırabilmek için devlet ve hükümetlerin üstlenmesi gereken görev, bilginin üretim ve kullanımını destekleyecek altyapıyı geliştirmek ve "işleyebilir rekabet" ortamını oluşturmak için piyasaları regüle etmektir. Ancak, devletin regülatörlük rolüne ilişkin iktisatçılar arasında görüş birliği sağlanamamış bu yüzden regülasyon teorileri iktisat literatüründe geniş yer kaplamıştır. Çalışmanın amacı, 21. yüzyılda ekonomide yaşanan değişimleri irdelemek, bu değişimlere uyum sağlayacak devlet yapısı ile görevlerini belirlemek amacıyla literatürdeki regülasyon teorilerini, piyasa yapısına ilişkin yaklaşımları, rekabet politikalarına ilişkin ülke örneklerini ve uygulamaları incelemek, bu bilgiler ışığında Türk imalat sanayiinin uluslararası düzeyde rekabet gücünü arttırıcı düzenlemelerin ne şekilde yapılması gerektiği konusunda katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Ulus-Devlet, Yeni Ekonomi, Rekabet Politikaları, Regülasyon Teorileri, Türk Rekabet Kurumu.

Devlet politikalarıEkonomiEkonomi politikaları+5
Zeynep Ökten
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük veri ve kamu politikası: COVID-19 pandemi süreci dijital temas izleme uygulamaları üzerine uluslararası bir değerlendirme

Dijital çağda hükümetler büyük veri teknolojisini kamu yönetimi ve kamu politikası oluşturma süreçlerine dahil etmeye başlamışlardır. Bu çalışmaya başlarken büyük verinin kamu politikaları oluşturma ve uygulama sürecini nasıl değiştirdiği, politika oluşturma sürecine dahil edilen büyük verinin hükümetlere nasıl fayda sağladığı ve vatandaş katılımının büyük veri ile ortaya çıkan politika çıktıları ile arasındaki ilişkinin nasıl ilerlediği soruları ile yola çıkılmıştır. Doküman inceleme ve kaynak tarama tekniği kullanılmış ve ikincil verilerden yararalanılmıştır. Büyük verinin kamu politikası oluşturma sürecine dahil edilmesi politikların kanıta dayalı şekilde oluşturulması, hedeflerin daha net belirlenmesi, politikaların ekonomik ve sosyal etkilerinin senaryoya dökülebilmesi ve öngörü yeteneğinin kazanılması ile kaynakları rasyonel kullanabilme, yeni hizmetler üretebilme, kişiselleştirilmiş (ihtiyaca dayalı) diğer bir ifadeyle biray odaklı politikalar geliştirebilme, duygu durum analizi sayesinde politikaların kabul edilirliğini artırabilme ile vatandaşların daha çok etkiye sahip olduğu karar verme süreci oluşturabilme, kamu politikası oluşturma sürecini gerçek zamanlı kontrol edebilme ile değerlendirme sürecini her aşamada uygulayabilme, hızlı cevap verebilme ve anında müdahale edebilme yeteneği ile sürece katkı sağlamaktadır. Bu durumda hükümetler daha etkin, verimli, üretken, nitelikli mal ve hizmet sunan, meşru ve demokratik hale gelmiştir. Kamunun iş yapma süreçleri hızlanmış ve faaliyetleri insan kapasitesinin sınırlarını aşmıştır. Bu noktada Covid-19 pandemi döneminde devletler pandemiyi kontrol altına alabilmek için büyük verinin sunduğu avantajlardan yararlanmaya başlamıştır. Devletlerin insan istihdamının ve insan hızının yetersiz kaldığı küresel Covid-19 salgını döneminde büyük veri teknolojisinden faydalanarak oluşturdukları dijital temas takip uygulamarı pozitif vakaların bildirilmesini sağlayarak enfekte zincirinin önüne geçmeyi hedeflemişdir. Pandemi döneminde ülkelerin büyük veriden nasıl yararlandıklarını ortaya koymak amacıyla 30 ülke karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Covid-19 dijital temas izleme uygulamaları incelendiğinde oluşturulan politikaların dijital kesimi temsil ettiği, bu nedenle uygulamaya ne kadar çok kişi katılırsa uygulamaların ve oluşturulan politikaların daha başarılı olacağı sonucuna ulaşılmıştır. Büyük veri hükümetlere pandemi sürecinde de verileri etkin bir şekilde yönetilebilmeyi, gerçek zamanlı işlenebilmeyi, hızlı hareket edebilmeyi ve anında müdahale edebilmeyi sağlamıştır.

Büyük veriCOVID 19Devlet politikaları+4
Tuğba Güler
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnsani gelişme yaklaşımı ve neoliberal politikaların gelişmekte olan ülkeler açısından karşılaştırılması

Amartya Sen'e göre kalkınma, insanların yararlandıkları gerçek özgürlüklerin genişletilmesi sürecidir ve temel olarak insanlarla ilgilidir. Gerçek anlamda bir kalkınma ancak, insanların yaşamlarını özgür bir biçimde sürdürebildikleri bir toplum içerisinde gerçekleşebilir. Yalnızca gelir artışının veya çıktı düzeyinin artırılmasını içeren iktisadi bir anlayış, böylesi bir süreci açıklamada yetersiz kalır. Gelir artışı, tek başına insani yoksunluğu açıklayamaz. İnsanların tercihleri, iktisadi refahın çok ötesindedir. Dolayısıyla kalkınma sürecinin asıl içeriğine erişilmesi, ancak insanların yaşamlarında önemli bir yer tutan ve onların yaşamlarını değerli kılan sosyal, siyasal, kültürel olmak üzere diğer tüm unsurların da analize dahil edilmesiyle mümkün olabilir. Ancak bu şekilde, insan refahı tam anlamıyla anlaşılabilir.Amartya Sen'in "kapasite yaklaşımı", insan merkezli bir kalkınma anlayışının felsefi ve kavramsal altyapısını oluşturur. Merkezine insanı alarak, onun temel kapasitelerine ve özgürlüklerine odaklanan insani gelişme yaklaşımı, kalkınma sürecinde önemli bir yer tutar. Kişisel çıkar dürtüsüne dayalı, faydanın ve iktisadi refahın maksimizasyonunu içeren ve rasyonaliteyi evrensel bir koşul olarak kabul eden neoliberal yaklaşımda ise kalkınmanın içeriği, milli gelirde rakamsal bir artışı ifade eder. Ancak böylesi bir kalkınma anlayışı, gelişmekte olan ülkelerin deneyimlerine bakıldığında yetersiz ve işlevsiz kalır. İhtiyaç duyulan, bilinçli bir kamu politikasıyla iktisadi büyümenin insanların yaşantılarına aktarılmasıdır. Buna göre, kalkınma sürecinde insana ve insani gelişmeye dayalı bir yaklaşım, etkili bir kamu politikasıyla birlikte, gelişmekte olan ülkelerde neoliberal reçetelere göre daha etkin görünmektedir.

Devlet politikalarıEkonomik kalkınmaGelişim+4
Mehmet Sedat Uğur
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Roma İmparatorluk döneminde siyasi evlilikler (İÖ 27-İS 305)

Tarih boyunca evlilik, toplumun temel yapı taşı olan aile olgusunun şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Evlilik sadece bireyler arasındaki birlikteliği değil, aynı zamanda genişleyen bir aile yapısını da temsil etmiştir. Ancak, iki bireyin birlikteliğiyle ailenin büyüme ve genişlemesine vesile olan evliliklerin dışında, tarihte belirli amaçlar ve hedefler doğrultusunda gerçekleştirilen evliliklere de rastlanmıştır. Özellikle Eski Çağ'da, devletlerarası ilişkilerin düzenlenmesi, toprak kazanımı, barış anlaşmalarının teyit edilmesi ya da casusluk gibi diplomatik amaçlarla gerçekleştirilen siyasi evlilikler oldukça yaygındı. Roma İmparatorluğu da bu bağlamda, uzun ve etkileyici tarihi boyunca, çeşitli sebeplerle siyasi evliliklerin yaşanabildiği bir devlet olmuştur. Roma'nın sosyal ve hukuki yapısı, kurulduğu ilk günden itibaren belirgin sınıf ayrımlarına sahipti. Bu ayrımlar, bireylerin evlilik haklarına da yansımış ve belirli sınıflardan bireylerin evlenmeleri yasal olarak kısıtlanmıştı. Romalılar, bireylerin sosyal ve hukuki statülerini gözeterek aile ve evlilik anlayışlarını bu perspektifle şekillendirmişlerdir. Ancak, değişen ve gelişen Roma yönetimi, evliliği siyasi bir güç aracı olarak da kullanmayı benimsemiştir. Evlilik, bu dönemlerde politik güç kazanma, ittifak oluşturma gibi stratejik amaçlar için bir araç hâline gelmiştir. Bu çalışma, Roma İmparatorluk Dönemi'nde siyasi evliliklerin yanı sıra, kadının evlilik içindeki yerini, sosyal ve siyasi hayattaki rolünü, toplumun kadından beklentilerini ve kadının siyasi bir araç olarak nasıl kullanıldığını, bununla birlikte sistemin çarkında yok sayılan kadınların da siyasi ortamdan nasıl faydalandıklarını araştırmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Roma, Siyasi, Evlilik, İmparatorluk.

Devlet politikalarıEvli kadınlarRoma İmparatorluğu
Merve Kaya
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel düzeyde kamu politikası oluşturulması Karşıyaka Belediyesi örneği

Bu tez çalışmasının amacı; yerel yönetim kuruluşlarının yerel kamu politikası oluşturulmasındaki rolünü ortaya koymaktır. Bu doğrultuda bir yerel yönetim birimi olan belediyelerin ve özel olarak Karşıyaka Belediyesi'nin yerel düzeyde kamu politikası oluşturulmasına katkısı analiz edilmiştir. Çalışmada veriler literatür taraması ve alan araştırması kapsamında yüz yüze mülakat tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde kamu politikası kavramına ilişkin; ikinci bölümünde ise yerel yönetimlere ilişkin teorik açıklamalar yapılmıştır. Üçüncü bölümde belediye mevzuatı derinlemesine incelenmiştir ve merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Son olarak dördüncü bölümde, alan araştırması kapsamında elde edilen bilgiler ışığında kamu politikası oluşturulması sürecinde yerel yönetimlere ve Karşıyaka Belediyesi'ne düşen rol ortaya konmuştur. Dünya genelinde çeşitli belediye kuruluşlarından örnekler seçilerek, bu kuruluşların görev, yetki ve sorumlulukları incelenmiştir. Çalışma sonucunda bir yerel yönetim birimi olarak belediyelerin büyükşehir belediyeleri ile görev dağılımı karmaşası yaşadığı ve yerel düzeyde karar verme noktasında kısıtlı imkânlara sahip olduğu bulgularına ulaşılmıştır.

BelediyelerDevlet politikalarıYerel siyaset+2
Zeynep Korkmaz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çocuk koruma politikaları ve 2000 sonrası uygulanan yeni modeller

İnsanlık için tarihsel sürece bakıldığında, tarım toplumundan bilgi toplumuna, şehir devletlerinden imparatorluklara, imparatorluklardan ulus devletlere ardından küreselleşmiş dünyaya doğru geçiş yaşanmıştır. Günümüzde de tüm dünyada neredeyse her alanda bu değişim ve dönüşüm çok yönlü bir şekilde devam etmektedir. Devlet ilk kurulduğu dönemlerde sınırlı alanlarda hizmet sunan bir yapı idi. Başta güvenlik olmak üzere savunma, adalet gibi alanlarda sunulan hizmetler yaşanan değişimler ve dönüşümler sonucu Sosyal Devlet olgusunu ortaya çıkardı. Günümüz modern devletlerinin vazgeçilmez bir parçası haline gelen sosyal devlet kavramı toplumsal katmanları bir arada tutan bir çimento vazifesi görmeye başladı. Dezavantajlı kesimler olarak ifade edilen, sosyal ve ekonomik değerlere ulaşmada yoksunluk çekenlere yönelik uygulanan politikalar günümüzde çok çeşitlenmiştir. Engelliler ve yaşlılar başta olmak üzere aile bütünlüğü içerisinde olması gerektiği düşünülen kadın ve çocuklara yönelik pek çok hizmet planlı ve programlı bir şekilde, günümüz ihtiyaçları ve bilimsel değerler gözetilerek yerel ve ulusal birimler tarafından sunulmaktadır. Bu çalışmada kamu politikası bağlamında Türkiye'de Çocuk Koruma Sistemi incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde politika, siyasa kavramları ve kamu politikaları hakkında bilgi verilmiştir. Politika kavramının tarihsel gelişimi incelenmiş, politika süreci ve politika aktörleri hakkında inceleme yapılmıştır. İkinci bölümde Sosyal Politika kavramı ele alınmış, bir kamu politikası olarak gelişimi incelenmiştir. Sosyal politikaların bir alt dalı olan Çocuk Koruma Politikalarının Türkiye'de oluşumu, gelişimi ve günümüzdeki durumu hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye'de korunmaya muhtaç çocuklar için uygulanan koruma modelleri açıklanmış, son yedi yıllık sayısal veriler sunulmuştur. Kurum bakımı ve ev tipi bakım modelleri, koruyucu aile, evlat edindirme ve diğer hizmetler hakkında bilgi verilmiştir.

Devlet politikalarıKoruma politikalarıKorunmaya muhtaç çocuklar+3
Zahid Vehbi Soylu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Turgut Özal dönemi kamu mali politikaları

Bu tez çalışmasında, 1923 yılında Cumhuriyet'in ilanından sonra, siyasi partilerin iktidar çekişmeleri, uygulanan iktisadi ve mali politikalar, dış ticaret olguları, borçlanma gereksinimleri, ulusal gelirler, giderler ve bütçe açıklarına dair bilgiler verilecektir. 1923'ten 1930'a kadar geçen zamanda iktidar ve muhalefet arasında uyuşmazlıklar süreklilik kazanmıştır. 1939-1945 dönemi savaş dönemi olduğu için kamu gelirlerinde azalış meydana gelmiş ve ekonomide gerileme kendini hissettirmiştir. 1950-1960 döneminde ise, Demokrat Parti iktidara gelmiş ve gerek ekonomi de gerek siyasette önemli ve olumlu gelişmeler kaydedilmiştir. 1960-1980 arası dönemde ise darbeler sosyal, siyasi ve ekonomik anlamda ülkeyi derinden etkilemiştir. Ekonomide iyileşme sağlamak amacıyla Turgut Özal Başbakanlık Müsteşarı olduğu dönemde 24 Ocak Kararlarını hazırlamıştır. 24 Ocak 1980'de yayımlanan kararlar, Turgut Özal'ın başbakanlık döneminde uygulama alanı bulan ve Türk ekonomisine yön veren en önemli istikrar politikalarından biridir. Tarihe "24 Ocak Kararları" olarak geçen bu program ile liberal ekonomi politikası benimsenmiş, dış ticarette serbestleşme, devlet müdahalesini minimum seviyeye düşürme, Türk Lirası'na değer kazandırma, enflasyonu düşürme, fiyat istikrarını sağlama, kamu iktisadi teşebbüslerini özelleştirme gibi politikaların uygulanması kararı alınmıştır. Sıkı para ve maliye politikası benimsenmiştir. Uluslar arası Para Fonu (IMF) ile yapılan Stand-By anlaşması ile 24 Ocak Kararları'nın uygulanması için kaynak sağlanmıştır. İzleyen yıllarda, 20 Mayıs 1983'te Turgut Özal tarafından kurulan Anavatan Partisi, ilk seçimlerde iktidar olmuş ve hükümeti kurma görevi de Özal tarafından üstlenilmiştir. Özal'ın başbakanlığıyla birlikte 24 Ocak Kararları'nın birçoğu hayata geçirilmiş ve liberal politikalarla ekonomide canlanma görülmüştür. Özal döneminden sonra 1993-2018 döneminde ise zaman zaman ekonomik krizler baş göstermiş ve 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidar olması ile birlikte ekonomide krizlerle mücadele ve ekonomik büyüme politikaları izlenmiştir.

Devlet politikalarıEkonomiEkonomi politikaları+7
Selin Vardar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Dünyada ve Türkiye'de nüfus artışını teşvik eden kamu mali politikalarının analizi

Toplumların sosyal refaha ulaşmak için yön vermesi gereken unsurlardan biri nüfuslarıdır. Bu noktada gelişmiş ülkelerin sorunu nüfuslarının yaşlanmasıdır. Bunun önüne geçebilmek için ülkeler doğurganlık artışını teşvik eden kamu politikaları uygulamaktadır. Çalışmada bu politikaları ve yarattığı sonuçları analiz etmek amaçlanmış, ilk bölümde nüfusbilim, nüfus ve ekonomik kalkınma ilişkisi ve üreme hakkı kavramı incelenmiştir. İkinci bölümde dünyada nüfus yapısının gelişimi, sonuçları, seçili ülkelerin nüfus artışını teşvik eden mali ve mali olmayan politikaları irdelenmiş, son bölümde ise politikaların 1995-2015 yılları arasında doğurganlık üzerindeki etkisi veriler doğrultusunda analiz edilmiştir. Ücretli izin haklarını, çocuk yardımlarını, kurumsal çocuk bakım desteklerini iyileştirmenin yanında ebeveynlere esnek çalışma hakkı tanıyan İskandinav ülkeleri, Belçika, Fransa, Avustralya ve Rusya'da doğurganlık oranları seçili diğer ülkelerle kıyaslandığında yüksektir. Özellikle kurumsal çocuk bakım desteği, iyileştirilmiş ücretli izin ve esnek çalışma hakkı ile birleştiğinde çalışan kadınların çocuk sahibi olmalarından kaynaklanan fırsat maliyetlerini azaltarak doğurganlık oranlarını arttırmaktadır. Çekya, İtalya, İspanya, Kanada, Japonya, Almanya, Portekiz ve Slovakya'da kamu politika karması zayıf ve doğurganlık oranları daha düşüktür. İrlanda'da 1990'lı yıllarda düşen doğurganlık oranı, günümüzde kamu desteği ile yükselmiştir. Ülkemizde düşen doğurganlık oranları 2008 yılında başlayan pronatalist politikalar ile arttırılmaya çalışılsa da teşvikler, gelişmiş ülkelere kıyasla yetersiz kalmış ve doğurganlık oranı arttırılamamıştır. Seçili ülkelerin çoğunda kürtaj serbestisi ve aile planlaması uygulamalarının doğurganlık artışı önünde engel oluşturmaması, doğurganlık artışının, ailelerin sosyal refahlarının arttırılması yolunda belirli müşevvikler ile gerçekleştirilmeye çalışıldığının bir göstergesidir. Anahtar kelimeler: Nüfus, nüfus artışı, doğurganlık, gelişmiş ülkeler, teşvikler, mali politikalar

Devlet politikalarıNüfusNüfus artışı+2
Deniz Alçin Şahintürk
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessEN

Three essays on poverty alleviation programmes: Basic income, negative income tax and child benefit

Poverty alleviation, which has gained prominence along with socio-political economics, has been the focus of studies in the development economics literature. In this thesis, basic income, negative income tax, and child benefit policies that are among the prominent issues in poverty alleviation are examined using an extensive individual and household basis data set and microsimulation analysis. Chapter One reveals the background, objective and organization of the study. Chapter Two introduces the concept of poverty, describes key metrics related to income distribution and poverty, and outlines the social policies, social assistances and poverty in Turkey. Chapter Three examines the effectiveness of the basic income policy, which is presented as the first solution to the poverty problem. Basic income refers to the cash payment by the state to all citizens, regardless of the level of income of individuals and their working conditions. Microsimulation analysis is carried out by combining individual and household data in the Income and Living Conditions survey compiled by Turkstat in 2018 and published in 2020. 50% of the median income, also called the poverty line, is considered basic income per capita and is given to all households according to the equivalence scale. In order to ensure neutral budget, the final tax collected is equal to sum of the initial tax and the basic income payment, and taxation is carried out using two different taxation schemes, i.e., flat rate tax and progressive rate tax. The household-based scenario shows that the Atkinson index drops from 0.123 to 0.040, the Gini index falls from 0.381 to 0.202, and the Theil index decreases from 0.284 to 0.095 after basic income with flat tax financing scheme. On the other hand, the Atkinson index drops from 0.123 to 0.034, the Gini index decreases from 0.381 to 0.190, and the Theil index falls from 0.284 to 0.079 after basic income with progressive tax financing scheme. It shows that the basic income policy reduces income inequality, and the progressive tax funding scheme is more effective. In the final case, 62.01 % flat rate tax or 2.89 times the initial tax burden should be levied on households within the scope of the neutral budget. Since basic income is tax-free, it is also defined as the minimum guaranteed income. Poverty is eliminated due to the fact that all households' incomes are greater or equal than poverty line. Chapter Four reveals the effectiveness of the negative income tax policy, which is presented as the second solution to the poverty problem. Negative income tax refers to the policy based on the fact that individuals whose incomes are below a certain threshold receive a tax refund, while individuals whose incomes are above the specified threshold fund tax payments to finance tax refund. Microsimulation analysis is carried out by combining individual and household data in the Income and Living Conditions survey compiled by Turkstat in 2018 and published in 2020. The median income is equal to the breakeven income level, the households whose gross income is below the breakeven income level receive half of the difference between breakeven income level and the household gross income. In order to ensure neutral budget, the final tax collected is equal to sum of the initial tax and the negative income tax payment, and taxation is carried out using two different taxation schemes, i.e., flat rate tax and progressive rate tax. The household-based scenario shows that the Atkinson index from 0.123 to 0.055, the Gini index decreases from 0.381 to 0.240, and the Theil index from 0.284 to 0.133 after negative income tax with flat tax financing scheme. On the other hand, the Atkinson index decreases from 0.123 to 0.044, the Gini index decreases from 0.381 to 0.216, and the Theil index decreases from 0.284 to 0.104 after negative income tax with progressive tax financing scheme. It shows that the negative income tax policy reduces income inequality, and the progressive tax funding scheme is more effective. In the final case, %41.94 flat rate tax or 1.85 times the initial tax burden should be levied on households within the scope of the neutral budget. Negative income tax is also defined as the minimum guaranteed income, since even a household with no income will receive as many tax refunds as the poverty line. Poverty is eliminated due to the fact that all households' incomes are greater or equal than poverty line. Chapter Five shows the effectiveness of the child benefit policy, which is presented as the third solution to the poverty problem. Child benefit refers to cash payment provided to households with children whose income below the poverty line. Microsimulation analysis is carried out by combining individual and household data in the Income and Living Conditions survey compiled by Turkstat in 2018 and published in 2020. The households with children whose equivalent income is below the poverty line receive child benefit, which is equal to the difference between the poverty line multiplied by equivalence scale and household gross income. In order to ensure neutral budget, the final tax collected is equal to sum of the initial tax and the child benefit payment, and taxation is carried out using two different taxation schemes, i.e., flat rate tax and progressive rate tax. The household-based scenario shows that the Atkinson index from 0.122 to 0.093, the Gini index decreases from 0.379 to 0.326, and the Theil index from 0.282 to 0.193 after child benefit with flat tax financing scheme. On the other hand, the Atkinson index from 0.122 to 0.083, the Gini index decreases from 0.379 to 0.311, and the Theil index from 0.282 to 0.123 after child benefit with progressive tax financing scheme. It shows that the child benefit policy declines income inequality, and the progressive tax funding scheme is more effective. In the final case, %25.28 flat rate tax or 1.12 times the initial tax burden should be levied on households within the scope of the neutral budget. Since child benefit is provided only to households with children whose income is below the poverty line, households without children whose income is below the poverty line continue to remain poor. When child benefit is financed with a flat-rate tax, the headcount ratio decreases from 0.140 to 0.024, and the poverty gap falls from 0.040 to 0.006. On the other hand, when child benefit is financed with a progressive tax, the headcount ratio drops from 0.140 to 0.026, and the poverty gap decreases from 0.040 to 0.007. Unlike the basic income and negative income tax policies, the child benefit policy is not aimed at eliminating poverty, but at alleviating poverty. Chapter Six presents key findings and policy recommendations, outlines the limitations and directions for future research.

State policiesEconomic policiesNegative income tax+6
Zeynep Gizem Can
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu güvenlik politikası tercihinde toplum-destekli polislik

Güvenlik politikalarında yaşanan değişim sonucunda günümüzde kamusal güvenlik, sadece devlet güvenliğini karşılayan bir kavram olmaktan uzaklaşmıştır. Kamu güvenliği denilince artık zihinlerimizde devlet güvenliği yerine insan güvenliği algısı oluşmaktadır. Yeni güvenlik anlayışı olarak açıklanan bu insan boyutlu güvenlik idealindeki dönüşüm, fikirsel boyutta kalmayıp; politika karar alımında ve politikaların uygulanmasında kendini göstermiştir. Günümüz demokratik devletleri ve seçilmiş hükümetleri, birer temsilci ve yürütücü olduklarının bilincinde güvenlik yönetiminde liberal güvenlik anlayışını hâkim görüş kılmak istemek veya bunun zorunluluğunu idrak etmektedirler. Liberal güvenlik anlayışının bir boyutu olarak kamusal alanda meşru kolluğun yerine demokratik kolluk fikri gelişmiştir. Kolluk gücünün artık kamu güvenlik kavramı algısı devletin güvenliği görevi olarak değil; birey odaklı bir anlayışla vatandaşların güvenliğine hizmet verme işi olarak şekillenmiştir. İnsanı önceleyen, vatandaş odaklı güvenlik algısı sonucunda polis teşkilâtında yaşanan dönüşüm suç önleme ve suçla mücadelede katılımcı-uzlaşmacı ve iletişime önem veren bir polisliğin oluşumuna imkân vermiştir. Polis teşkilâtında bu ideal üzerinde Toplum Destekli Polislik birimi inşa edilmiştir. Kamu güvenliği, kamusal alana uygun güvenlik politikalarıyla inşa edilebilir. Kamusal güvenliği sağlamada önemli görevler yüklenen kolluk; etkin, verimli ve modern bir örgüt hâline gelebilmesi çağın güvenlik ihtiyaçları ile zaruretlerine cevap verebilmesini sağlayabilecektir. Katılım, uzlaşma ve iletişim prensiplerini kurum kültürü hâline getirmeyi temel dayanak noktası alan polis teşkilâtı, bunu demokratik polislik felsefesi ile olacaktır. Bu nedenle polis teşkilâtındaki Toplum Destekli Polislik yapısı, çağın güvenlik ihtiyaçlarına cevap veren modern bir polislik felsefesi olarak gözükmektedir. Vatandaş ile polis arasında ortaklık sağlamaya yönelik Toplum Destekli Polislik uygulaması, güvenlik politikalarının ana konusunu oluşturan toplumsal meselelere yapısal çözümler getirmeye imkân veren bir polislik hizmetidir. Anahtar kelimeler: Güvenlik Politikası, Kamu Güvenliği, Kamu Güvenlik Politikası, Toplum ve Polis, Toplum Destekli Polis.

Devlet politikalarıGüvenlik politikalarıHükümet politikaları+5
Berkay Kırdar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhurbaşkanlığı Politika Kurullarının kamu politikası sürecine etkileri hakkında karşılaştırmalı bir analiz

Türkiye'de uzun süren hükümet sistemi tartışmaları neticesinde 16 Nisan 2017'de yapılan halkoylaması ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kabul edilmiştir. 24 Haziran 2018'de yapılan seçimlerden sonra da yeni sistem fiilen uygulanmaya başlamıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, üniter devlet yapılanmasını esas alan, yürütmenin tek başlı olduğu ve yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği bir sistemdir. Bu sistemde Cumhurbaşkanı, kamu politikası sürecinde baş aktör konumundadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesiyle devlet yönetiminin merkez teşkilatında önemli değişiklikler gerçekleşmiştir. Yapılan düzenlemelerle Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı; Cumhurbaşkanlığı Makamı, İdari İşler Başkanlığı, Cumhurbaşkanı Yardımcıları, Bakanlıklar, Ofisler, Politika Kurulları ve Cumhurbaşkanlığına Bağlı Kurum ve Kuruluşlar şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi mevcut kamu politikası aktörlerinin rollerinde değişiklikler yaparken kamu politikası sürecine yeni aktörleri de dâhil etmiştir. Bu çalışmaya konu olan politika kurulları da Türkiye'deki yeni kamu politikası aktörleri arasındadır. Politika kurullarına kamu politikası sürecinde önemli görevler ve yetkiler verilmiştir. Bu çalışmada Politika Kurullarının kamu politikası sürecindeki etkileri incelenmiş ve ABD'deki Başkanın Yürütme Ofisi'ndeki kurullar ile karşılaştırmalı analizi yapılmıştır. Bu kapsamda Politika Kurullarının kendilerine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde daha etkin hale gelebilmeleri için tavsiye ve önerilerde bulunulmuştur.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiCumhurbaşkanıDevlet politikaları+3
Timur Üstün
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

XIII. yüzyıl Türkiye Selçuklu devlet politikasında rol oynayan mutasavvıflar

XIII. yüzyılın başında sultan olan I. Gıyâseddin Keyhusrev döneminde Mecdüddin İshak sayesinde Anadolu'ya İbnü'l-Arabi, Evhadüddin Kirmanî, Ahi Evren gibi mutasavvıfların gelmesi sağlanarak kültür çeşitliliği oluşturdu. Mecdüddin İshak, bunun yanı sıra muallimlik özelliğiyle I. İzzeddin Keykâvus'un yanına atabeg olarak gönderilerek tahta oturtulacak yeni sultanın eğitimiyle ilgilendi. Ayrıca Abbasi halifeliği ile aralarında elçilik vazifesi gördü. I. İzzeddin Keykâvus döneminde de etkisi devam eden Mecdüddin İshak'ın dostları olan devrin ünlü sûfileri Evhadüddîn Kirmânî ile Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin de devlet üzerinde etkileri görüldü. İbnü'l-Arabî de verdiği öğütler sayesinde I İzzeddin Keykâvus etki altına almaya çalıştı. Evhadüddin Kirmâni'nin de I. İzzeddin Keykâvus ile I. Alâeddin Keykubad arasındaki saltanat mücadelesi sırasında I. Keykubad'ın yanında yer alarak onun tahta çıkması için çaba sarf ettiği görülür. XIII. yüzyılda Türkiye Selçuklu Devleti'ni sarsan bir diğer mühim olay II. Gıyâseddin Keyhüsrev döneminde yaşandı. Sultanın izlediği yanlış politikalar neticesinde isyan hareketinde bulunan Baba İlyas'tır. Bu mutasavvıf Anadolu'da bulunan Türkmenleri etrafında toplayarak bir isyan hareketi olan Babaîler ayaklanmasını başlatmış ve devleti derinden sarsmıştır.XIII. Yüzyılın ikinci yarısında Moğol tahakkümüne giren Selçuklu Devleti'nde mutasavvıfların hem devlet üzerinde, hem de halk üzerinde etkileri artmıştır. Moğol aleyhtarı olan Ahi Evren ve Sadreddin Konevî kendileriyle aynı düşünceye sahip II. İzzeddin Keykâvus'un yanında yer almışlardır. Moğollara karşı halkı örgütlemişler ve sultana destek vermişlerdir. Sadreddin Konevî aynı zamanda Anadolu'da Moğollar'a karşı gerçekleştirilen isyanların da yanında yer almıştır. Dönemin bir diğer önemli mutasavvıfı olan Hacı Bektâş-ı Velî, genellikle Selçuklu yöneticilerinden uzak bir politika sergilemiştir. Sadece yaşadığı Sulucakarahöyük'e yakın bölge emiri Nureddin Caca ile iletişim halinde olan Hacı Bektâş Velî, aynı zamanda Moğol tahakkümüne karşı mutasavvıflarla da ilişkilerde bulunmuştur. Bu durum kendisinin de bir Moğol muhalifi olduğunu düşündürmektedir. Bu dönemde devlet görevlileriyle ilişkileri oldukça müspet yönde olan ve dünya görüşü diğer tasavvuf ehlinden farklı temayüller arz eden ünlü mutasavvıf Mevlânâ Celaleddîn Rûmî, Moğol tahakkümünün geçeceğine inanarak siyasi çevrelerle yakın ilişkiler kurup bir sükûnet havası vermek istemiştir. İlişkiler içerisinde bulundukları arasında genellikle devletin üst kademesinde olan Süleyman Pervâne, Fahreddin Atabeg, Alameddin Kayser ve II. İzzeddin Keykâvus gibi daha birçok kişi vardır.

13. yüzyılDevlet idaresiDevlet politikaları+4
Recep Harun Gündüç
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan'da Sokrates, Platon ve Aristoteles'e göre ideal yönetim biçimi ve devlet politikaları

Yunan coğrafyası antik çağların başından itibaren çeşitli olay ve olgulara ev sahipliği yapmıştır. En gözde olan ve siyasi olayların en yoğun yaşandığı merkezi ise Atina polisidir. Farklı coğrafyalardan gelen kültürlerle sosyal ve siyasal yapısı değişen Atina sosyo-politik alanda sürekli olarak yenilenmeler yaşamıştır. Yaşanan siyasi değişiklikler genel itibariyle iktisadi kökenli olup, yönetim biçimlerini etkilemiştir. Krallık, Aristokrasi, tiranlık ve demokrasi yönetimlerini gören Atina için hangisinin daha ideal yönetim olduğu üzerine ise Sokrates, Platon ve Aristoteles'in çeşitli analiz ve görüşleri yer almaktadır. Görüşleri daha çok devlet ve toplum ilişkisi için çözüm odaklı olup, şahsi ve topluma yönelik uygulanabilir idealarını ortaya koymuşlardır. İdeal yönetim biçimleri ve politikalarla kurulabilir ideal devlet-toplum yapısı amaçlanmaktadır.

Antik YunanAntik ÇağAristoteles+5
Bağda Mine Türedi
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik devlet teorisinde doğa durumu söylemi: Thomas Hobbes, John Locke ve Jean-Jacques Rousseau karşılaştırması ve 21.yüzyıldan eleştirel bir bakış

Bu çalışmada Hobbes, Locke ve Rousseau'nun toplumsal sözleşmesi ve buna bağlı olarak onların doğa durumuna bakışları ele alınmış, son bölüm olarak da bunun 21. yüzyıldaki eleştirisine yer verilmiştir. İlk kısımda Antik Çağ'dan itibaren doğa durumu ile ilgilenen filozoflar ve bu filozofların doğa durumuna olan bakışlarına değinilmiştir. İkinci kısımda ise Hobbes, Locke ve Rousseau'nun doğa durumuna bakışları ve birbirleri ile karşılaştırması yapılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise 21. yüzyılda doğa durumu, toplumsal sözleşme ve bu filozofların görüşlerine dair bakış ele alınarak eleştirisi yapılmıştır.

DevletDevlet kuramıDevlet politikaları+4
Muhammet Doğan
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de engellilikle ilgili sosyal politikaların sosyolojik açıdan değerlendirilmesi

Günümüzde engellilikle ilgili politikalar, teknolojinin gelişmesiyle birlikte büyük bir değişim yaşamıştır. Bu politikalar engelli bireyi topluma dâhil etme, onu toplumun bir parçası haline getirme, onun da engelli olmayan bireylerle aynı haklara sahip olmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Ancak bu politikalara rağmen engelli bireyler halen istedikleri yaşam koşullarına sahip değillerdir. Ülkemizde 2000 yılından sonra engellilikle ilgili daha yoğun çalışmalar yapılmıştır. Özellikle 2000 yılından önce engellilere yönelik çalışmalar daha dar kapsamlıyken, 2000 yılından sonra daha geniş kapsamlı politikalar yapılmaya başlanmıştır. Dezavantajlı bir grup olarak görülen engellilerle ilgili büyük adımlar atılmıştır. Engelli aylığı, üç ayda bir alınan yaşlı aylığı engelli ve yaşlıların refah düzeyini arttırmaya yöneliktir. Bunun yanında engelli kişilerin toplumla kaynaşmasını sağlamak için bazı kuruluşlar aktif rol oynamaktadır. Ayrıca engelli kişilerin yanında bir refakatçi olmadan da rahatça dışarı çıkabilmeleri için de çalışmalar yapılmaktadır. Bu yüksek lisans tezinin temel amacı, Türkiye'de engellilikle ilgili sosyal politikaları incelemek, bu politikaları sosyolojik açıdan değerlendirmektir. Yapılan çalışmada engellilere yönelik oldukça önemli adımlar atıldığı saptanmıştır. Ancak engelliler halen büyük zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Engellilere yönelik çok daha kapsamlı çözümler üretilmesi gerekmektedir.

Devlet politikalarıEngelli haklarıEngelliler+2
Zuhal Seloğlu
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu politikaları yaklaşımının 1980 sonrası Türk personel politikaları üzerindeki etkileri

1980'li yıllarda küreselleşme, yeni kamu yönetimi, yeni kamu işletmeciliği gibi kavram ve yaklaşımlarla kamu yönetiminde de değişim ve dönüşümler gözlemlenmiştir. Bu değişimlere uyum sağlamak için kamu personel politikalarında da revizyona gidilmiştir. Türkiye'de pek çok alan ve sektöre ilişkin muhtelif politikaların uzun vadeli olarak planlandığı beş yıllık kalkınma planlarının niteliği, hazırlanma süreci, bu sürece katılan aktörler gibi konuları bakımından kamu politikaları ile benzerlik göstermektedir. Kalkınma planları, kamu yönetiminin somut görünümü olan kamu personel politikaları içinde temel metin niteliğinde olmuştur. 1980 sonrası dönemde kamu personel politikalarında olduğu kadar kalkınma planlarının hazırlanması, planlama sürecine katılan aktörlerin sayı ve niteliğinde de değişmeler olmuştur.Bu doğrultuda çalışma kapsamında, 1980 sonrasında hazırlanan kalkınma planlarında Türk kamu personel politikalarının oluşturulma süreci, politika aktörlerinin rolü ve kamu personel politikalarının uygulanması incelenecektir. Bu inceleme kalkınma planlarının hazırlanma sürecinin nasıl işlediği, hangi aktörlerin katıldığı ve planların uygulamadaki karşılığı çerçevesinde olacaktır. Böylece katılımcı bir anlayışla rasyonel bir şekilde hazırlandığı vurgulanan kalkınma planlarında kamu personel politikalarının beklenen hedeflere ulaşıp ulaşamadığı ortaya konulmaya çalışılacaktır.Anahtar Sözcükler:1.Kamu Politikası,2.Kalkınma Planları,3.Kamu Personel Politikaları,4.Türkiye,5.Politika Aktörleri.

1980 sonrasıDevlet politikalarıKamu personel sistemleri+3
Vahide Feyza Urhan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
10
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de kamu personel reformu politikası analizi

Bu çalışmanın kapsamını Cumhuriyet dönemi kamu personel reformu çalışmalarının tarihsel olarak ele alınması ve 1980 sonrası personel reformu çalışmalarının kamu politikası analizi ile incelenmesi oluşturmaktadır. Personel reformu ve kamu politikasına ilişkin teorik bilgiler sunulmuş, Türkiye'nin personel reformuna ilişkin takvim çıkarılmış, kamu yönetiminin işleyiş araçları olan hükümet programı, kalkınma planları, uzman raporları incelenmiştir. 1980 sonrasındaki sürecin politika analizi yapılmış; bu dönemle başlayan ve günümüz personel sistemini oluşturan politika çıktıları ile çalışma sınırlandırılmıştır.Tez Türkiye'de personel reform çalışmalarını politika bağlamıyla inceleme amacını taşımıştır. Bu inceleme sonucunda personel sisteminde reform kaygısının sürekli olduğu ancak bunun oluşan ya da oluşması muhtemel sonuçları hakkında öngörülerin yetersiz olduğu görülmüştür. Reform çalışmaları ve girişimlerinin kapsamlı bir kamu politikası olarak değil daha mikro düzeyli çalışmalar şeklinde kurgulandığı görülmüştür. Kamu yönetiminin en önemli unsuru olan kamu personelini ilgilendiren reform adımlarının mevzuat, örgütlenme, uygulama düzeyinde etkili bir politikanın parçaları olması gerektiğine dikkat çekilmeye çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler:1.Kamu Politikası2.İdari Reform3.Personel Reformu4.Personel Reform Politikası5.Personel Reform Politikası Analizi

Devlet politikalarıKamu personeliPersonel reformu+2
Hatice Altunok
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Kayıt dışı istihdamla mücadele kamu politika ve stratejileri

?Kayıt Dışı İstihdamla Mücadelede Kamu Politika ve Stratejileri? adlı çalışmanın konusunu kayıt dışı ekonominin çalışma hayatına yansıyan yüzü olan kayıt dışı istihdam ve kayıt dışı istihdamla mücadelede izlenmesi önerilen kamu politika ve stratejileri oluşturmaktadır.İşleyişi, nedenleri ve sonuçları bakımından son derece kapsamlı ve karmaşık bir olgu olması nedeniyle bütün unsurlarını kavrayan genel kabul görmüş bir tanımı bulunmayan kayıt dışı ekonomiyi özetle, bilinen istatistiksel yöntemlerle saptanamayan ve GSMH hesaplarına geçmeyen, yasalar çerçevesinde ya da yasalara aykırı olarak yapılan ve ilgili kamu kuruluşlarının tamamen veya kısmen bilgisi dışında bırakılan gelir getirici ekonomik faaliyetlerin tümü olarak tanımlamak mümkündür. Kayıt dışı ekonomi nedeniyle; GSMH, istihdam, fiyatlar genel seviyesi, bütçe rakamlarının doğru olarak belirlenememesi; etkin ve doğru politikalar ile gerekli önlemlerin alınıp uygulanamamasına, uygulamaların başarısızlığına, kaynakların yanlış yönlendirilmesine neden olmaktadır. Diğer yandan, devlet büyük miktarlarda mali kayba uğramakta; haksız rekabet avantajı sağlamakta ve kayıt altında faaliyette bulunanlar, yaygın kayıt dışılığı gördükçe devlet otoritesine olan güvenlerini kaybetmekte; ayrıca, kayıt dışı ekonomi büyüdükçe kayıtlı ekonomi küçülmekte ve devletin gelirleri azalmaktadır.Kayıt dışı istihdam ise; çalışanların ilgili kamu otoritelerine hiç bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi nedeniyle vergi ve sosyal güvenlik primleri vb. gibi yasal yükümlülüklerden kaçınılması ve herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışılması veya çalıştırılması şeklinde genel bir tanıma sahiptir.Kayıt dışı istihdam yalnızca gelişmekte olan ülkelerin değil gelişmiş ülkelerin de sorunudur. AB Ülkeleri'nde kayıt dışı çalışma oranı % 11'i bulmaktadır.Gelişmekte olan diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı istihdam önemli bir ekonomik gerçekliktir. Türkiye'de kayıt dışı istihdamın büyüklüğü, işgücü piyasasını etkileyen temel faktörlerden bir tanesidir. Türkiye'de Ocak 2011 verilerine göre toplam istihdam edilenlerin % 40,9'u herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı değildir.Kayıt dışı istihdam hem çalışanlar, hem devlet hem de işverenler açısından olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bir takım işverenlerin istihdam ettikleri kişileri kayıt dışı çalıştırmak suretiyle, kanunların kendilerine yüklemiş olduğu sorumluluktan kaçarken, diğer işverenlerde bu haksız rekabet koşulları nedeniyle, ekonomik açıdan olumsuz etkilenmektedir. Devlet açısından olaya bakıldığında da devletin kayıt dışı çalışma nedeniyle ciddi şekilde vergi ve sigorta primi kaybına uğradığı, kayıt dışı çalışanlara sosyal yardımlar yapmak durumunda kaldığı görülmektedir. Kayıt dışı çalışanlar açısından ise en önemli sonucu, insanlar için çok önemli olan sosyal güvenlik güvencesinden yoksun olarak hayatlarını sürdürmeleridir. Özellikle, yabancı kaçak işçiler ve çocuk işçiler açısından kayıt dışı sektörde sağlıksız ve kötü işyeri koşulları hakimdir.Kayıt dışı istihdamla mücadele edilmesi ve kayda alınması ile; sosyal güvenlik kuruluşlarının prim gelirleri artacak ve prim gelirlerinin artışıyla birlikte emekli aylıklarında göreceli reel artışlar sağlanabilecek, sosyal güvenlik kuruluşlarınca sağlanan sağlık ve sair sosyal sigorta hizmetlerinde kalite yükselebilecek, kayıtlı işletmeler üzerinde ağırlaşmış bulunan mali yükler azalabilecek, işçilerin ve işletmelerin ödedikleri sosyal güvenlik prim oranları giderek düşecek, kayıt dışı işletmelerin lehine işleyen rekabet koşulları yasal yükümlülüklerini yerine getiren, vergisini ödeyen kayıtlı işletmelerin lehine dönüşmeye başlayacak, çocuk işçilerin sayısı azalacak, kadınların, engellilerin ve diğer istismara açık grupların istihdam koşulları giderek düzelecek ve ekonomik planlanmalar daha gerçekçi verilere dayanılarak yapılabilecektir.Bu çalışma kapsamında yöntem olarak sistem yaklaşımına uygun bir yol izlenmiştir. Kayıt dışı istihdam bir sistem olarak ele alınmış ve gelir dağılımındaki adaletsizlik, işsizlik, yoksulluk ve sosyal güvenlik sistemindeki sorunlar vb. unsurlar da bu sistemin parçaları olarak değerlendirilmiş ve bu parçaları birbirine bağlayan süreçler ve bu süreçlerin özellikleri ele alınmıştır. Kayıt dışı istihdam sorununu anlamak, bu sorunu kontrol etmek ve çözüme kavuşturmak için bu alt sistemler ve bunlar arasındaki etkileşim bütün yönleriyle analiz edilmiştir.Açık sistem yaklaşımının amaçlarına uygun olarak çevresiyle karşılıklı etkileşimde bulunan, çevresinden girdi alan ve çevresinde meydana gelen değişmelere göre iç bünyesinde değişiklikler yapan bir model oluşturulmuştur. Ülkemizde kayıt dışı istihdamla mücadele amacıyla yapılan çalışmaların genel bir değerlendirmesi yapılarak, şimdiye kadar izlenen politikaların temelini oluşturan faktörler ve bu faktörlerin önem dereceleri tespit edilmiştir.Çalışmanın kapsamına, kayıt dışı ekonominin çeşitleri ve nedenleri ile kayıt dışı ekonominin çalışma hayatına yansıyan yüzü olan kayıt dışı istihdamın ekonomik ve toplumsal hayata etkileri, kayıt dışı ekonominin faaliyet alanları ve kayıt dışı istihdamla mücadelede izlenen ve izlenmesi savunulan kamu politika ve stratejileri girmektedir.Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde kayıt dışı ekonominin kavramsal çerçevesi ve genel görünümü ele alınmıştır. İkinci bölümde; kayıt dışı istihdam, nedenleri, kayıt dışı istihdamın ortaya çıkış şekilleri, bazı ülkelerdeki kayıt dışı istihdamın yapısı, kayıt dışı istihdamın faydalı olduğu ileri sürülen yanları ile kayıt dışı istihdamın kayda alınmasının etkileri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde; AB ülkelerinde; kayıt dışı istihdamla mücadelede uygulanan politikalar, alınan tedbirler ve yürütülen faaliyetler incelenmiş ve elde edilen sonuçlar analiz edilmiştir. Dördüncü bölümde; Türkiye'de kayıt dışı istihdamın yapısı ve boyutları, Türkiye'de kayıt dışı istihdamın yoğunlaştığı çalışan grupları ile kayıt dışı istihdamın sonuçları analiz edilmiştir. Beşinci bölümde ise; Türkiye'de kayıt dışı istihdamın kayıt altına alınmasında etkili olabilecek araçlar ve bu alandaki yasal düzenlemeler tartışılarak yapılması önerilen çalışmaların yol haritası hakkında genel bir değerlendirme yapılmıştır.Sonuç bölümü; çalışmanın genel olarak vardığı noktaları ortaya koyduktan sonra; savunulan tezlerin nasıl hayata geçirilebileceğini ve elde edilmesi beklenen sonuçların kamu politikalarını belirleyen ve uygulayanlara bu çerçevede oluşturulacak stratejilerin temel dayanaklarını ve toplumun ilgili kesimlerine etkilerini değerlendirmektedir.Bu çalışmada birtakım varsayımlarda bulunulmuş ve bu varsayımlara dayalı olarak kayıt dışı istihdamla etkin bir şekilde mücadele edebilmek için ne tür politika ve stratejilerin oluşturulması gerektiği üzerinde durulmuş olup söz konusu varsayımlar ile politika ve stratejiler ana başlıklar itibariyle şu şekilde ortaya konulmuştur:a) İşgücü üzerindeki ağır mali yüklerin kayıt dışı istihdamı oluşturan sistemin en önemli parçalarından birisi olduğu kabul edilmektedir. Vergi ile sigorta primlerinde indirime gidilmesi halinde kayıtlı istihdamın göreceli olarak artacağı öngörüldüğünden sigortalı ve işveren üzerindeki istihdamla ilgili mali yükümlülükler azaltılmalı, sektörlere ve yapılan işlere göre farklı mali yükümlülükler olmalıdır. Dolayısıyla, iş gücünün maliyetini artırıcı unsur yaratan ve rekabet gücünü azaltan vergi ve sigorta oranları ekonomik konjonktüre göre orta ve uzun vadede esnekleştirilmelidir.b) Kayıt dışı istihdamı oluşturan sistemin diğer bir önemli nedeni de etkin ve caydırıcı denetimin sağlanamamasıdır. İşyerlerinde denetimin etkin hale getirilmesi ve bilinçlendirici bir uygulama ile kayıt dışı istihdamın azaltılacağı düşünülmektedir. Bu sebeple, etkin bir denetim mekanizmasının kurulması ve bu amaçla özellikle ihbar ve şikayetlere anında el konulup denetimin caydırıcılığının arttırılması ve vatandaşın sosyal güvenlik kurumlarına olan güveninin sağlanması amacıyla yerinde denetim yapan denetim elemanı sayısının arttırılması gerekmektedir. Ayrıca sektörel bazda ve yıllık programlı denetimlere geçilmesi, diğer yandan yeni denetim stratejilerinin geliştirilmesine imkan tanınması gerekmektedir.c) Kayıt dışı istihdamla mücadelede, toplumsal uzlaşmaya ve hareket birlikteliğine dayalı bir uygulama stratejisinin tam olarak geliştirilemediği anlaşılmaktadır. Açık sistem yaklaşımına uygun olarak çevresinden girdi alan ve çevresinde meydana gelen değişmelere göre değişiklikler yapan bir modelin geliştirilmesi durumunda başarıya ulaşılabilecektir. Kayıt dışı istihdamla mücadele stratejisi; katılımcılık, genellik, hedeflere göre planlı uygulamalar ve alan çalışmaları ilkeleri esas alınarak belirlenmelidir.d) Teorik olarak öngörülen, birbirinden ayrık ve bir uygulama stratejisine dayanmayan çözüm önerilerinin, kayıt dışı istihdamı oluşturan sistemi tam olarak analiz edememeleri nedeniyle pratikte bu sorunu çözmeye yeterli olmadığı düşünülmektedir.Kayıt dışı istihdamla mücadelede kamu politika ve stratejilerinin; istihdam üzerindeki yük ve yükümlülüklerin azaltılması, etkin ve koordineli bir kamu yönetimi, etkin ve caydırıcı bir denetim sistemi, yaygın bir eğitim ve bilinçlendirme kampanyası, ilgili tüm kesimlerle birlikte hareket ve toplumsal mutabakat, politikanın uygulanmasından sorumlu özel birimlerin kurulması ve tüm bu politika araçlarının belirlenmiş bir politika uygulama zamanında eş zamanlı olarak hayata geçirilmesi eksenlerinde oluşturulması, hedeflenen sonuçlara ulaşılabilmesi için zorunludur.

Devlet politikalarıKayıt dışı ekonomiKayıt dışı istihdam+1
Mehmet Tekinarslan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi madencilik politikaları ve Etibank'ın rolü

Dünyada madenlerin insanlar tarafından keşfedilmesi madencilik çalışmalarını ortaya çıkarmıştır. Bu alandaki çalışmalar sonucunda madenlerden ilk önce araç-gereç elde edilmiş, daha sonra ise madenler ekonomik kazanç sağlayan bir madde olarak değerlendirilmiştir. Bu sebeple madenler tarihi süreçte devletlerin kaderini değiştirmiş, bu uğurda savaşlar bile yapılmıştır. Günümüzde kullandığımız araç-gereçler ve vasıtaları düşündüğümüzde madenlere ne kadar ihtiyacımız olduğu ortaya çıkar. Anadolu tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Bu uygarlıklar bulundukları bölgelerde madenlerin farkına varınca onları ilkel usullerle çıkarmış, sonra işleyerek kullanmışlardır. Bu haliyle halen yaşadığımız Anadolu coğrafyasında Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne büyük bir maden mirası bırakılmıştır. Cumhuriyet hükümetleri bu zenginliğin ekonomik anlamda değerlendirilmesi için politikalarında madenciliğe de yer vermiş ve mevcut madenlerden faydalanma yolunu seçmiştir. Bunun için 1935'te kurulan Etibank, madenleri modern usullerle çıkarmak ve işlemek için faaliyet göstermiştir. Türkiye'de madencilik sektörü bu kurumun çalışmaları sonucu büyük bir ivme yakalamıştır. Tezimizde Türkiye Cumhuriyeti'nin 1923-1960 yılları arasındaki madencilik politikaları ve Etibank'ın bu alandaki çalışmaları ile katkıları yer almaktadır. Anahtar Kelimeler; Etibank, madencilik politikası, bakır, kömür, krom…

Blister bakırCumhuriyet DönemiDevlet politikaları+6
Özkan Demir
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kamusal nitelikteki mali yük ve ödevlerin bankacılık sektörü üzerindeki etkilerinin analizi

Bankacılık sektörü, ekonomik birimlerin ihtiyaç duyduğu finansal araçları sunarak fonksiyonlarını yerine getirirken bir yandan da devletin kamusal nitelikli mali yük ve ödevlerine maruz kalmaktadır. Bu yük ve ödevler, hem doğrudan yasalar aracılığı ile hem de devletin bu konuda yetkilendirdiği idari birimleri ile yüklenmektedir.Türkiye'de mevduat bankalarının üstlendiği kamusal nitelikli mali yüklerin rakamsal verilerle desteklenmesi amacıyla tarafımızdan yapılan araştırmada, düzensiz ve eksik veri akışından dolayı ulaşılamayan doğru rakamsal veriler kısıtlılık yaratmıştır. Ancak, sektör mali tabloları ile işlem hacimleri üzerinden kamusal mali yüklerin oranlarının uygulanması ile ulaşılan tahmini değerlerle hesap edilen kamusal nitelikli mali yüklerin, yapılan testler sonucunda gerçeğe en yakın değerler olduğu görülmüştür.Çalışmada, devletin bankacılık sektörü içinde yüksek bir paya sahip mevduat bankalarına 1998-2008 döneminde yüklediği kamusal nitelikli mali yükler, kamusal gelir türleri, kamusal mali yük, yansıma, ekonomik ve merkezi yönetim genel bütçe gelirleri ve sektör bilançoları ayrımına göre kapsamlı olarak değerlendirilmiştir.Kamusal nitelikli mali yükler açısından mevduat bankaları 1998-2008 döneminde, üstlendikleri ekonomik fonksiyonların büyüklüğü göz önüne alındığında, merkezi devlet gelirlerine katkısı miktar olarak artmasına rağmen, gayrisafi milli hasıla, genel bütçe gelirleri içindeki payları bakımındankatkısı önemli ölçüde azalmıştır. Bazı gelir türlerinde mükellef konumunda olan mevduat bankaları yüklenmeleri gereken kamusal yükümlülüklerden daha fazlasını firma ve hane halklarına yansıttıkları görülmüştür. Diğer taraftan, tahsiline aracılık edilen kamusal gelir türlerinin de, hem gayrisafi milli hasıla hem de merkezi yönetim genel bütçe toplam tahsilatı içindeki paylarının azalması önemli görülen bir diğer konudur.Bu açılardan mevduat bankacılığının azalan önemi, sorgulanması gereken bir konu olmaktadır. Azalan önemin çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Birincisi, Türkiye'de bankacılık lobisinin güçlü baskısıdır. İkincisi, çeşitli genel bütçe gelir gruplarının tahsilat miktarları artarken mevduat bankalarının payının azalmasını, gelişen ekonomik yapı içinde genel bütçe gelir gruplarına katkı yapan ekonomik birimlerin sayısının ve niteliğinin artmasıdır. Üçüncüsü, bankaların gerçekleştirdikleri fonksiyonları yerine getiren ikame kuruluşların sayısı ve hacimlerinin büyümesi, diğer bir deyişle aynı işi yapan farklı yapıdaki rakiplerin artması ile dışsallık etkisidir. Dördüncüsü, makroekonomik koşulları etkisi ile faiz oranlarının gerilemesine bağlı olarak, kamu gelir idaresinin üzerinden elde edeceği kamu payının düşmesidir. Beşinci ve son neden de, bankalar, firma ve hane halkları lehine olmak üzere, çeşitli muafiyet ve istisnaların kapsamının genişlemesi ve vergi oranlarında yapılan indirimlerdir.

BankacılıkBankacılık sektörüDevlet politikaları+5
Numan Şakar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessEN

Refugee activism and state policies in comparative perspective: Contentious voices from Greece and Turkey

This study examines forced migrant groups' access to the realm of activism practices in Turkey and Greece. It does this through considering the role of these states' refugee policies, refugees' interaction with pre-existing networks and politico-legal systems in the post-2010 period. The research aims to expose the underlying mechanisms that explain the diversification of refugee activism practices in two country cases by comparing similar forced migrant group's activisms whose origin of country is the same. It tries to establish an interconnected link between the spatial dimension of control and power seized by the state, together with policies and practices regarding the emergence of migrant and pro-migrant activism, by putting refugee agency at the center. The analysis presents comparative cases in three layers and how refugees position themselves differently in their access to rights contra to, or in alignment with, the state, civil society and themselves. Unfolding certain spaces enables us to tackle why activism diversifies, by scrutinizing the refugee agents' choice of actions and involvement in different mobilizations. The thesis categorizes activism in three layers – as high, medium and low in terms of the control of spaces – for example camp/border, urban and private realms. While private space – under the low-control layer – crosses across other spatial settings as a subjective autonomous dimension. The analysis contributes to the discussion between critical citizenship studies and the autonomy of the migration debate by arguing that both perspectives are complementary and interrelated within the structural setting. Therefore, the research seeks answers to explain the diversification of activism by combining a careful inquiry into refugee's agentic preferences in relation to the socio-political structures. Data for this study was collected between 2015-2018 through fieldwork visits to both countries, by conducting in-depth interviews with refugees and pro-refugee activists, bureaucrats and NGO workers; establishing a refugee activism dataset; collecting media coverage of the cases of contentious activism and overviewing secondary literature. The analysis of varying refugee activism practices illustrates refugees' strategic involvement in existing channels and networks. Yet, it also argues that the availability of these channels is highly dependent on the state's structural relationship with civil society, inclusive of refugee policies and the state's politico/legal setting. While this determines a space of opportunity to mobilize, the structural constraints and opportunities allow them to move forward in the state's 'desired' trajectory of activism. Analyzing the emergence, production, reproduction and diversification of multiple forms of refugee activisms through the lens of refugee agency, this study aims to contribute to the growing scholarly literature on migrant activism. It enables a dialogue between social movements literature with a particular interest in the activism and contentious movements of excluded and marginalized groups, i.e., refugees.

ActivismState policiesMigration policies+5
Birce Altıok Karşıyaka
Koç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Related subjects