Migrations
758 theses under this subject heading
Yazılı kaynaklara göre Anadolu'nun (Orta, Güney, Doğu) Erken Demir Çağında idari yapılanması
Tunç Çağı'nın sonlarına gelindiğinde doğal ve beşeri faktörler sebebiyle Doğu Akdeniz'i içine alan bir göç hareketi yaşanmıştır. Ege'de Miken Uygarlığı, Anadolu'da Hitit İmparatorluğu'nun sona erdiği, sayısız saray, tapınak ve şehirlerin yok edildiği bu göç hareketi, Deniz Kavimleri Göçleri veya Ege Göçleri olarak adlandırılmıştır. Bu göç hareketiyle birlikte Erken Demir Çağı'na girilmiş ve Anadolu'da kaynakların sustuğu bir dönem başlamıştır. "Karanlık Çağ" olarak nitelendirilen bu dönem, Anadolu'da yaklaşık 400 yıl sürmüştür. Bu süreçte Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kurulan irili ufaklı krallıklar üzerine uzun yıllar seferler düzenleyen dönemin büyük gücü Asur, MÖ 11. yüzyılda yeni bir tehdit olarak Suriye üzerinden Anadolu'ya gelen Aramiler'le mücadele etmek zorunda kalmıştır. Asurlu kralların Arami Krallıkları'na karşı harekete geçmesiyle bir müddet sonra (MÖ 7. yüzyıldan itibaren) Arami Krallıkları tamamen Asur hâkimiyeti altına alınabilmiştir. Bu tez çalışmasında, Anadolu'nun Deniz Kavimleri Göçü sonrasında almış olduğu siyasi şekillenmenin hem Deniz Kavimleri Göçü öncesi hem de bu göç sonrasına tarihlenen dönemin, birincil kaynaklar ışığında analizi hedeflemiştir.
Zorunlu göç kapsamında Hatay'da bulunan Suriyeli öğrencilere yönelik Türkçe öğretimi, toplumsal uyum ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin öğretmen görüşlerinden hareketle incelenmesi
Bu çalışma Suriye'de yaşanan iç karışıklıklardan sonra zorunlu olarak Türkiye'ye göç eden ve Türkiye'nin birçok yerine dağılan Suriyelilerin en yoğun olduğu illerin başında gelen Hatay'da gerçekleştirilmiştir. Hatay, coğrafi konumu itibariyle Türkiye'nin en güneyinde ve Suriye'ye sınır olarak en yakın iller arasında yer almaktadır. Bu coğrafi yakınlığa ek olarak Suriye ile tarihsel, kültürel, komşuluk ve akrabalık bağı bulunması nedeniyle de Suriye nüfusunun diğer illere göre daha yoğun olan bir bölgedir. Bu tezin amacı, ülkelerinden zorunlu olarak göç eden ve Hatay'a yerleşip burada eğitim gören ilkokul ve ortaokul düzeyi Suriyeli öğrencilere yönelik başta Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi ve toplumsal uyum çalışmaları olmak üzere eğitim-öğretim faaliyetlerini konuyla ilgili belgelerden, gerçekleştirilen ulusal ve uluslararası projelerden, dokümanlardan ve alanda elde edilen verilerden hareketle analiz edilmeye çalışmaktır. Bununla birlikte eğitim gören Suriyeli öğrencilerin ve bu öğrencilerin eğitim gördüğü okullarda görevli öğretmenlerin eğitim sürecinde yaşadıkları olası güçlükleri öğretmen görüşlerinden hareketle tespit etmek ve çözüm önerileri geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda sahada nitel araştırma yöntemi kullanılmış, veriler gözlem, görüşme ve doküman analizi teknikleriyle elde edilmiştir. Ayrıca araştırma durum tespiti desenlerine göre tasarlanmıştır. Sonuç olarak Türkiye'de Suriyeli öğrencilere yönelik uygulanan eğitim politikalarından birinin Suriyeli öğrencilerin Türk eğitim sistemine dahil edildiği; Hatay özelinde bakıldığında bunun birebir uygulandığı; Suriyeli öğrencilerin bulunduğu okullardaki öğretmenlerin birçoğunun konuyla ilgili hizmet içi eğitimler aldığı; alınan eğitimlerin daha çok uygulamaya dönük olması gerektiği; Suriyeli öğrencilerin başta Türkçe öğrenimi olmak üzere birtakım güçlüklerle karşılaştığı; öğretmenlerin ders anlatımlarında farklı yöntem ve tekniklerle görsel materyalleri kullandığı ve bu durumun olumlu yönde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Suriyeli göçmenlerde adil dünya inancı ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi: Hatay ili örneği
Göç, bireylerin ait olduğu yerlerden kopmasına ve alışık olmadıkları yeni bir ortamla etkileşime girmesine sebep olmaktadır. Bu etkileşim çok boyutlu olacağı için karşılaşılacak çeşitli sorunları da beraberinde getirebilmektedir. Bu anlamda göçmenler karmaşık bir sorun zincirinin ortasında kalabilmektedir. Bu çalışmanın ele aldığı konu Suriyeli göçmenlerin yaşayacakları psikososyal problemler göz önüne alınarak bu bireylerin adil dünya inancı ve psikolojik iyi oluşları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemi Hatay ilinin Antakya, Reyhanlı ve Altınözü ilçelerinde yaşayan 18 yaş üstü okuma-yazma bilen 150 Suriyeli göçmenden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan Suriyeli göçmenlere Kişisel Bilgi Formu, Adil Dünya İnancı Ölçeği (ADİÖ) ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ) uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; elli altı yaş ve üzeri bireylerin genel adil dünya inancı puanların diğer yaş gruplarından daha yüksektir. Eğitim durumlarına göre, lise mezunu olan katılımcıların hem kişisel hem de genel adil dünya inancının diğer eğitim düzeylerine sahip katılımcılara göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Katılımcıların medeni durumlarına göre, evli katılımcıların psikolojik iyi oluşlarının bekar ve boşanmış katılımcılara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Son olarak, Suriyeli göçmenlerin psikolojik iyi oluşları ile kişisel ve genel adil dünya inançları arasında pozitif yönlü yüksek bir ilişki olduğu görülmüştür.
Kafkasya'dan Anadolu'ya Çeçen göçleri (1860-1918)
Kafkas coğrafyası ile 914'ten itibaren ilişki kuran Rusya'nın tarihi süreçte Kafkasya politikasında birçok dönüşüm yaşanmıştır. 1859'da Kafkas halkı Rus yayılmacılığına karşı direniş hareketlerini başlatarak Rusya'nın Kafkasya'da ilerlemesini bir süre durdurmuşlardır. Rusya 1774 Küçük Kaynarca ve 1829 Edirne Antlaşması ile birlikte Kafkasya'da hakimiyeti tekrar ele geçirerek Kafkas halklarının dini, siyasi ve sosyal hakları üzerinde tamamen tahakküm kurmuş ve bu halkları Osmanlı topraklarına göç etmeye zorlamıştır. Kafkasya'da direnişin sembol halkı olan Çeçenler de Rusya'nın Kafkasya politikasından nasibini almış ve Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir. Çalışmada Çeçen muhâcirlerin, Osmanlı topraklarına geliş güzergahları, nüfusları, geçici ve kalıcı iskân mahalleri, devlet ve halk tarafından yapılan yardımlar, iskân öncesinde ve sonrasında yaşanan olumlu ve olumsuz gelişmeler gibi konular üzerinde durulmuştur. Bunun yanında Osmanlı Devleti'nin iskân politikası, diğer devletlerin bu politikaya bakışı da ele alınmıştır. Anahtar Kelimler: Kafkasya, Osmanlı Devleti, Rusya, Çeçen Göçü, İskân
Suriyeli göçmen çocukların 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmesi: Hatay örneği
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, 2011 yılından itibaren ülkemize giriş yapmış olan göçmen çocuklarında korunmasıyla ilgili bir yasadır. Bu yasa çerçevesinde ihmal ya da istismara uğramış çocuklara danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma gibi tedbirler uygulanmaktadır. En fazla göçmen barındıran illerin başında gelen Hatay İli, söz konusu kanun kapsamındaki uygulamalara da bir manada merkez olmuştur. Bu sebeple çalışmamızda Hatay İlinde bulunan göçmen çocuklara danışmanlık, eğitim, barınma, bakım ve sağlık tedbirlerinin ne oranda sağlanabildiği üzerinde durulmuştur. Bu meyanda hem Türkiye genelinde hem de göçmen nüfusun yoğun olduğu diğer illerde yapılan uygulamalar değerlendirilmiştir. Hatay ilindeki çocukların topluma sosyal uyumu ve kayıp nesil olmamaları konusunda neler yapılabileceği hususunda öneriler getirilmesi ve saha çalışmalarında kullanılabilecek analizler yapılması tasarlanmıştır. Yapılan genel değerlendirmede ise Çocuk Koruma Kanunu kapsamında göçmen çocuklara da uygulanan tedbir kararlarının göçmen çocukların kayıp nesil olmamaları, eğitim almaları ve aileleri ile sosyal uyumu üst düzeyde gerçekleştirmeleri için kritik bir öneme sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Kanunun uygulanmasında göçmen çocuklar özelinde yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğu ve yeni sosyal politikaların gerektiği düşünülmektedir.
Bağımsızlık sonrası Kazakistan'da göç ve Oralmanlar
Sovyet yönetiminin baskıcı politikaları nedeniyle kendi topraklarından göç eden Kazaklar, 1991 yılında Kazakistan'ın bağımsızlığının ilan etmesinden sonra vatanlarına geri dönmeye başlamıştır. Bu göç bugüne kadar devlet desteğiyle devam etmiştir. Oralmanlara uygulanan devlet destekli göç politikasını ve bu politikaya uygun olarak geliştirilen "Nurlu Göç" (2 Aralık 2008 tarihinde kabul edilen göç programı) programıyla Oralmanların ülkeye olan dönüşlerini inceleyen bu çalışmanın temel hipotezi, Kazakistan'ın göç politikasının temelini oluşturan Nurlu Göç programının birincil amaçlarına uygun yapılmadığını ortaya çıkarmaktır. Çalışmanın hipotezini doğrulamak amacıyla Oralmanların topluma uyumu konusunda devletin ne tür politikalar uyguladığı ve uygulanan politikaların sonuç verip vermediği sorularına cevap aranacaktır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Oralman kimliği ile kimliğe en çok vurgu yapan inşacı uluslararası ilişkiler teorisi arasında pratik bir bağlantı kurulacaktır. İkinci bölümde Oralmanların anavatanına dönme tarihi ve süreçleri Sovyetler Birliği ve Bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti dönemleri ele alınarak anlatılacaktır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Kazakistan'ın göç politikası ve Nurlu Göç programı detaylıca ele alınacaktır. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde ise Oralmanların Kazakistan'daki genel durumları, barınma ve istihdam koşulları, nerelerde yaşadıkları, eğitim olanakları ve sosyo-ekonomik durumları detaylıca incelenecektir. Çalışmada ilk elden bilgilerin toplanabilmesi için saha araştırması yapılarak Kazakistan'a gidilmiş ve çeşitli bölgedeki Oralmanlar ile mülakatlar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kazakistan, Göç Politikası, "Nurlu Göç" Programı, Kimlik, Oralman.
Türkiye'de göç politikalarında değişim, kurumsallaşma ve yaşanan sorunlar
Göç konusu kısa ve uzun vadede Türkiye'nin temel meseleleri ve değişen öncelikleri arasında en önemli gündemlerinden birini oluşturmaktadır. Yakın dönemde göçlerin önemli ölçüde artış göstermesi, Avrupa Birliği uyum süreci ve özellikle 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun kabul edilmesiyle birlikte göç konusu kamu yönetimi disiplininin önemli çalışma alanlarından biri haline gelmeye başlamıştır. Bu konuda yapılan çalışmalarda -özellikle son dönemde- önemli bir artış gözlenmesine rağmen göç politikaları alanındaki değişimleri Cumhuriyet öncesi dönemle ilişkili bir şekilde ele alan, aynı anda mevcut göç politikalarındaki sorunları açıklayan, göçmen ve mültecilerin hak ve hizmetlerden ne ölçüde yararlanabildiklerini inceleyen yeterli bir çalışma örneği olduğu söylenemez. Bu nedenle çalışmada, Türkiye'deki göç politikalarının tarihsel süreçteki değişimi, kurumsallaşma ile ilişkili gelişmeler ve göç politikaları alanında gözlemlenen sorunlar araştırılmaktadır. Çalışmanın genel olarak amacı, göç politikalarının tarihsel süreçteki değişimini inceleyerek günümüz göç politikalarına dair bütüncül bir bakış açısı sunmaktır. Bu çerçevede birinci bölümde, çalışmaya temel oluşturacak bir arka plan geliştirmek amacıyla göçün kavram, teori ve politika boyutlarına odaklanılmıştır. İkinci bölümde, Geç Osmanlı Dönemi'nden 1980'lere uzanan süreçte göç örüntüleri, göç politikaları ve kurumsallaşmada meydana gelen değişim üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümün konusunu 1980'lerden itibaren göç örüntülerinde ve buna bağlı olarak göç politikalarında nasıl bir değişim gerçekleştiği sorusu oluşturmaktadır. Dördüncü bölümde, öncelikle göç yönetiminde ve kurumsallaşmada yeni dönemde meydana gelen değişiklikler ve bu alanda faaliyetlerde bulunan aktörlerin rolleri ele alınarak göç yönetim sisteminin ayrıntılı bir incelemesi yapılmaktadır. Ardından göç politikaları alanında öne çıkan sorunların neler olduğu araştırılmakta ve belirlenen sorunlara yönelik bazı çözüm önerileri sunulmaktadır. Sonuç olarak, göçle ilgili politikaların ve kurumsallaşmanın son döneme özgü olmadığı, bu alana ilişkin politikalarda çeşitli içsel ve dışsal dinamiklere bağlı olarak tarihsel süreçte önemli değişiklikler yaşandığı ve göç politikaları alanının bazı sorunları ihtiva ettiği vurgulanmıştır.
Türkiye'nin uluslararası göç yönetimine güvenlik bağlamında bir bakış
Birçok alanın ortak öznesi durumunda olan göç özellikle son dönemde dünya gündeminin en üst sıralarında yer almaktadır. Bu sebeple sahip olduğu coğrafyasıyla dünyanın en eski topluluklarına ev sahipliği yapmış olan Türkiye için de göç hareketleri kaçınılmaz olarak gündemin öncelikli konularından biri haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'nin göç politikalarını incelemek ayrıca oluşturulan söylemlerin vatandaşların göçmen algısı üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu çalışma, güvenlik meselesinin devlet ya da vatandaş güvenliğine indirgenmemesi gerektiği ayrıca göçmenlerin bir güvenlik meselesi haline getirilmesi yerine onların toplumla uyumunun sağlanmasıyla ancak toplumsal güvenliğin sağlanabileceği hipotezine dayanmaktadır. Bu çalışma yaygın olanın aksine göçün devlet güvenliğinin yanında göçmen güvenliğiyle olan ilişkisinin ortaya konması açısından önemlidir. Bu amaçla çalışmada ilk olarak Türkiye'nin uluslararası göç politikalarının tarihsel gelişimine yer verilmiş ayrıca Türkiye'nin göç yönetiminde yer alan yasal düzenlemelerle uluslararası iş birliklerine değinilmiştir. İkinci olarak güvenlik kavramının tarihsel oluşumuna ve kullanıldığı alanlara yer verilmiş, göçün güvenlikle ilişkisini ortaya koymak amacıyla Kopenhag Ekolünün güvenlik anlayışından yararlanılmıştır. Son olarak üçüncü bölümde ise Türkiye'de göç ve güvenlik ilişkisi, göçün güvenlikleştirilmesi ve göçmenlerin güvenliği gibi başlıklara yer verilmiş ayrıca güvenlik söylemi üzerinde göçmen algısı ortaya konmuştur.
Ülkemizi geçiş bölgesi olarak kullanan düzensiz göçmenlerin Muğla ilini tercih etme nedenleri ve karar süreçleri
Göç çağı olarak adlandırabileceğimiz modern dünyada düzensiz göç olgusunda artış söz konusudur. Göç yolları üzerinde yer alan Türkiye de bu göç sürecinden nasibini almaktadır. 2015 yılı ve sonrasındaki gelişmelerin yanı sıra Türkiye'nin Asya, Avrupa ve Afrika Kıtalarının kesişim noktasında olması Türkiye'yi göç yolu haline getirmiştir. Sosyo-ekonomik açıdan gelişmemiş ülkelerden gelen düzensiz göçmenler gelişmiş batı ülkelerine Türkiye üzerinden ulaşmaktadırlar. Ülkemize düzensiz göçmenlerin gelme hikâyesi 1980'li yıllara dayanmaktadır. 1980'li yıllardan sonra ülkemiz göç veren ülke konumundan göç alan ülke konumuna geçmiştir. Bu çalışmanın konusu küresel köy haline gelen günümüz dünyasında artış gösteren düzensiz göç olgusudur. Bu çalışmada nicel ve nitel veriler birbirini dışlamayacak şekilde kullanılmıştır. Bu çalışmada ülkemizi geçiş bölgesi olarak kullanan düzensiz göçmenlerin Muğla ilini tercih etme nedenleri ve karar süreçleri araştırılmıştır.
Diasporaların anavatan ziyaretleri: Almanya Türk Federasyon Türkiye kültür gezisi 2013 üzerine bir alan araştırması
İnsanoğlu var olduğundan beri çeşitli nedenlerle hareket halinde olmuş, münferit olarak ya da topluca bir yerden bir yere geçici veya sürekli olmak üzere göç etmiştir. Türklerin son 50 yıllık süreçteki göçlerine genel olarak bakıldığında ise en yoğun Türk göçünün olduğu kıta olan Avrupa'da günümüzde yaşayan yaklaşık beş milyonluk bir Türk Diasporası ortaya çıkmaktadır. Avrupa'da bulunan Türk varlığının çok büyük bir çoğunluğunu, yaklaşık üç milyonluk bir kitle ile Almanya barındırmaktadır. Yaşanan bu göçler sonucunda oluşan diaspora toplumlarının anavatanlarına gerçekleştirdikleri ziyaretler ise diaspora turizmi konusu kapsamında incelenmektedir. Bu araştırmayla, anavatanından göç ederek yaşadıkları yerlerde diaspora toplumu haline gelen insanların anavatanlarına yapmış oldukları kültürel turlardan beklentileri ve bu gezilerin onlar üzerinde bıraktığı sosyo-kültürel etkiler saptanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda, Almanya Türk Federasyon'un düzenlediği "Türkiye Kültür Gezisi 2013" üzerinde bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı dokuz gün süren geziye bizzat katılarak gözlemde bulunmuş, amaçlı örneklemin maksimum çeşitlilik tekniği ile belirlenen 28 kişiye birer veri toplama günlüğü dağıtmış ve her gün için ne hissettiklerini yazmalarını istemiş, ardından ise geziden sonra Almanya'ya giderek, dokuz şehirdeki toplam 28 katılımcı ile görüşme gerçekleştirmiştir. Görüşme esnasında söylenenler, söylendiği haliyle ve diyalog sırası değiştirilmeden yazıya dökülmüştür. Elde edilen veriler anlamlı bölümlere ayırmak için ilk önce kodlanmıştır. Bunun için bir kod cetveli oluşturulmuştur. Kendi içinde anlamlı bir bütün oluşturan kısımlar araştırmacı tarafından isimlendirilmiştir. Farklı bölümlerde yer alan ve anlam bakımından ilişkili olan veriler, bir araya getirilip ilişkilendirilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler incelenip yapılan kodlama ve ardından kategorilere ayırma işlemi sonucunda ortaya dokuz ana tema ve bu ana temalar altında 22 alt tema ortaya çıkmıştır. Bu tür kültürel gezilerin, Türk Diasporası mensuplarının Türk kültürüne ve Türkiye'ye olan bağlarının güçlenmesine katkı sağladığı, Türklük aidiyetlerinin ve milliyetçilik duygularının artmasına etki ettiği, atalarına hayranlık oluşturduğu, Türk tarihine ve kültürüne merak uyandırdığı, bu çalışmada ulaşılan sonuçlar arasındadır. Anahtar Kelimeler: Diaspora turizmi, turizm sosyolojisi, Almanya Türkleri, göçler, Almanya Türk Federasyon Türkiye kültür gezisi.
Güney Kore'ye göçün nedenleri ve Güney Kore halkının Asyalı göçmen algısı
1990'dan itibaren çok sayıda göçmen özellikle çalışmak ve evlenmek üzere Güney Kore'ye göç etmeye başlamıştır. Kore'deki eğitim sisteminin gelişimiyle birlikte Koreli kadınlar köyden kente göç ederken ülke genelinde de eğitimli insan oranı hızla yükselmiştir. Bu durum, düşük ücretli göçmen işçilerin, mavi yakalı işlerde çalışmak istemeyen Korelilerin yerine istihdam edilmesine, kente göç eden Koreli kadınların yerini de göçmen gelinlerin almasına neden olmuştur. Böylece Güney Kore, çokkültürlü bir toplum olma yolunda ilk adımı atmış ve çokkültürlülük "damunhwa (다문화)", akademik tartışmalarda, yazılı ve görsel basında, hükümetin yeni politikalarında yerini almıştır. 51 milyonluk nüfusun henüz % 3'ünü oluşturan göçmenlere yönelik politikaların hızla hayata geçirilmesiyle, çokkültürlü aileleri desteklemek amacıyla 200'ü aşkın kültür merkezi, 42 göçmenlik ofisi ve şubesi gibi kurumlar açılmıştır. Öte yandan hükümetin çalışmaları Koreliler tarafından yeterli görülmezken, tehdit algısı nedeniyle göçmenlere yönelik ayrımcı tutum ve davranışlar ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda tezde, göçün boyutu daraltılarak Asya ülkelerinden (Çin, Japonya, Kuzey Kore, Endonezya, Kamboçya, Vietnam, Filipinler, Tayvan ve Tayland) Güney Kore'ye 1990'dan günümüze kadarki göçün nedenleri ve Güney Korelilerin Asyalı göçmen algısı, tutum ve davranışları birinci ve ikinci elden verilerle harmanlanarak incelenmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin iskân siyaseti
?Türkiye Cumhuriyeti'nin İskân Siyaseti? adlı bu araştırma iki ana bölümden oluşmaktadır. Kavramsal çerçeve oluşturmak amacıyla ilk bölümde araştırmada sıklıkla kullanılan kavramlar incelenmekte ve Türkiye'de iskân siyasetinin tarihi geçmişini oluşturan Osmanlı Devleti'nin iskân siyaseti incelenmektedir.Türkiye Cumhuriyeti'nin İskân Siyasetinin Çözümlenmesi başlıklı ikinci bölümde; Cumhuriyetin iskân siyasetini şekillendiren nedenler ve iskân siyasetinin kapsamına giren unsurlar incelenerek iskân örgütlenmesi ve iskânla ilgili yasal düzenlemeler değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi bir göç tarihidir. Bu çerçevede Türkiye'de 1923'ten 2000'li yıllara değin yaşanılan göç deneyimi, güvenlik algılaması ve modernleşme süreci, iskân politikasının gelişimi üzerinde bir çok etkiye sahiptir.İskân siyasetinin uygulama örnekleri ise; göçler nedeniyle gerçekleştirilen iskân uygulamaları, güvenlik nedeniyle gerçekleştirilen iskân uygulamaları, yeniden yerleştirme (yeniden iskân) uygulamaları şeklindeki sınıflandırmayla incelenmektedir. İskân siyaseti ve uygulamalarının sosyal, ekonomik ve siyasal sonuçları kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmaktadır.
Çorum halkı gözüyle göçmenler
İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan göçün, sadece göçmene değil göç edilen bölgedeki yerli halk üzerine de etkileri mevcuttur. Göç oranlarının artışında küreselleşmenin yanı sıra 2011 yılında Suriye'de başlayan ve halen devam eden iç savaşın etkisi de oldukça fazla olmuştur. Savaşta yüzbinlerce insan hayatını kaybetmiş, milyonlarcası da vatanından ayrılarak göç etmek zorunda kalmıştır. Bu göçlerin çoğu hedef veya transit ülke olarak Türkiye'ye yapılmıştır. Ülke geneline dağıtılan göçmenler, bulundukları bölgeleri sosyal, kültürel, dini ve ekonomik açılardan etkilerken bir yandan da ev sahiplerinin yeni algılar kazanmasını sağlamıştır. Bütün bunların yanı sıra yabancı toplumların bir araya gelmesiyle de çeşitli sorunlar ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin hemen hemen her şehrine olduğu gibi Çorum'a da göçler meydana gelmiştir. Ele alınan bu çalışmada Çorum halkının, il merkezinde bulunan çeşitli ırk ve kökenden göçmenlere karşı tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda nitel yöntem kullanılarak yerli halk ile yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular deskriptif (tanımlayıcı) araştırma deseni ile analiz edilmiştir. Çalışmamızda Çorum halkının, il merkezinde bulunan göçmenlere karşı dini, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel tutumlarına yer verilmiştir. Bu bağlamda katılımcıların büyük bir kısmının göçmenleri geldikleri ülkeye göre değerlendirdiği anlaşılmış olup bu durum önyargının farklı boyutlarıyla açıklanmıştır. Özellikle son on yıldır Suriye eksenli göç hareketleri halk nezdinde bir "Suriyeli" algısı açığa çıkarmıştır. Bu durum bazı kesimler tarafından acıma ve merhamet etme gibi duygularla karşılık bulurken çoğu kişi bu gruba nefret içerikli söylemlerle yaklaşmaktadır. Hatta Suriyeli olmayan Arap göçmenler de bu gruba dahil edilmektedir. Yerli halka göre, göçmenlerin kültür ve yaşam tarzları tamamen farklı olduğu için uyum sağlamaları oldukça zor olacaktır. Bakış açıları farklı olsa da çoğunluk diye tabir edebileceğimiz bir kesim göçmenlerin Çorum halkına uyum sağlayamadığını belirtmiştir. Uyum sorununun ise göçmenlerle yerli halk arasındaki iletişimi etkilediği gözlemlenmiştir.
Sosyo-politik açıdan hemşehri dayanışması: İstanbul'daki Reşadiyeliler örneği
Türkiye'de sanayileşmenin artmasıyla birlikte kırsal alanlardan kentlere yoğun göçler yaşanmıştır. Bu da plansız ve yetersiz kentleşmeyi doğurmuştur. Yoğun göçler sonucunda kentler, artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmışlardır. Kentleşmenin yetersizliği, göçmenler açısından iş bulma, barınma, sağlık, eğitim vb. durumlar açısından çeşitli sorunlar oluşturmuştur. Göçmenler karşılaştıkları bu sorunları çözmek ve kent kimliğine uyum sağlamak amacıyla çeşitli çözüm yolları aramaya başlamışlardır. Bu çözüm yolları formel ya da enformel ilişki ağları olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın konusunu oluşturan hemşerilik de tam da bu dönemlerde önem kazanmış formel olmayan ilişki biçimlerinden biridir. Göç sonrası bir araya gelen gruplar hemşehrilik vasıtasıyla birbirleri arasında sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı canlı tutmaktadırlar. Bu ilişki kente uyum sağlamada oldukça yardımcı olduğu için güncelliğini korumaktadır. Hemşehrilik ilişkilerinin kurulmasıyla sağlanan yardımlaşma ve dayanışma örüntüleri, göçmenlerin kentlerde karşılaştıkları kente uyum sorunlarının giderilmesi hususunda etkili bir faktör olmuştur. Bu faktör ilk başlarda memleketlerinden göç eden bireylerin kente uyumlarını sağladıktan sonra etkisini yitirecek bir tampon mekanizma olarak görülmüştür. Fakat günümüze bakıldığında hemşehrilik olgusunun etkisini yitirmek bir yana, daha da gelişip güçlenerek kent siyasetinde dahi etkili bir güç haline geldiği görülmektedir. Bu tez; bir taraftan hemşehrilik ile ilgili ulusal ve yabancı çalışmaları ele almakta böylece hemşehrilik ile ilgili teorik tartışmalara girmekte ve kavramsal çerçeveyi ortaya çıkarmakta, diğer taraftan da derinlemesine görüşme tekniği ile bir alan araştırması yaparak teori ve alanın örtüşüp örtüşmediğini anlamaya çalışmaktadır. Yabancı literatürde "hemşehri" benzeri kavramların da irdelendiği teorik çerçevede kullanılan yöntemin kapsayıcılığı ile ilk defa Reşadiyeliler bağlamı ile konunun değerlendirilmesinden dolayı da alan araştırmasının özgünlüğü söz konusudur. Her iki açıdan da literatüre bir katkı sunulduğu düşünülmektedir. Anahtar Kavramlar: göç, kentleşme, kentlileşme, hemşehri, hemşehri dernekleri
Çorum Alaca'da Afgan çobanlar: Kültürel farklılık ve uyum
Göç, yıllar boyu savaş ve çatışmanın hâkim olduğu Afganistan için süreklilik arz eden bir olgudur. Tarih boyunca çeşitli ülkelere göç eden Afgan halkının göç ettiği ülkelerin içerisinde Türkiye'de yer almaktadır. Özellikle son dönemde Afgan göçmenlerin Türkiye'yi ilk sırada tercih ettiği görülmektedir. Bu çalışma Afganistan'dan Türkiye'ye yasa dışı yollarla giriş yapmış ve Çorum'un Alaca ilçesine yerleşmiş Afgan çobanların, gelinen bölgedeki yerli halk ile kültürel farklılık ve uyumlarını ortaya koymaktadır. Çalışma, Alaca merkez ve köylerde bulunan 15 Afgan çoban ve 23 Türk katılımcı ile derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Afgan çobanların göç güzergahları ve bu süreçte yaşanılan zorluklar, göç öncesi ve sonrası göçmen dayanışma ağlarının rolü, gelinen yere uyum sağlamada yerli halkın Afgan çobanlara tutumu, Afgan çobanların yapmış olduğu çobanlık mesleğinin uyum sürecine etkisi, kaçak olmalarından dolayı Alaca'da karşılaştıkları zorluklar, dil bilmenin avantajları ve dil sorununa yönelik çözümler, Afgan çobanların Alaca kültürüne bakışı ve yerli halkın Afgan çobanların kültürel değerlerine tutumu analiz edilmiştir. Afgan çobanların birçoğunun gelinen yere kolay uyum sağladıkları ancak kaçak olmalarından kaynaklı sağlık, ulaşım, barınma alanında birtakım sorunlarla karşı karşıya kaldıkları görülmüştür. Karşılaşılan bu sorunların, Alaca'nın küçük bir yerleşim yeri olması ve yanında çalıştıkları kişilerin nüfuz gücü ile aşılmaya çalışıldığı tespitler arasındadır. Tespitler arasında Türk kültürü ve Afgan kültürünün benzer olmasından kaynaklı Afgan çobanların birçoğunun kendisini Türk kültürüne daha yakın gördüğü ve Türk kültürel değerlerine önem verdikleri ortaya çıkmıştır. Yanı sıra Afgan çobanlar kendi kültürlerini gelinen bölgede yaşatmaya çalışmaktadır. Alaca halkının kültürel farklılıklara olumlu yaklaşımı Afgan çobanlarla kültürel çatışmaların önüne geçmektedir. Bu durum Alaca'nın çok kültürlü yapısından kaynaklanmaktadır. Ayrıca çok kültürlü yapı Afgan çobanların yerel halk ile iletişimini ve kültürleşme süreçlerini kolaylaştırmaktadır.
Faslı gelinler: Sosyo-kültürel uyum açısından Alaca örneği
Bu çalışma Faslı kadınların Türkiye'ye evlilik yoluyla göçünü analiz etmektedir. Çalışmanın alana dayalı kısmı, Çorum'un Alaca ilçesinde gerçekleştirilmiştir. Faslı gelinler ve ilgili yerel katılımcılarla derinlemesine görüşmeler yapılmış, kültürel uyum ve farklılıklara yönelik süreçler ortaya konmaya çalışılmıştır. Fas'tan Türkiye'ye gelin olarak gelen Faslı kadınların; Alaca'ya gelmelerinde etkili olan evlilik motivasyonları, geliş şekilleri, evliliğin beklentilerini karşılayıp karşılamadığı, kültürel uyumları, dil öğrenme durumları, Türk aile yapısına ilişkin düşünceleri, karşılaştıkları zorluklar ve uyum sağlama konusunda geliştirdikleri stratejileri, görüşmeler sonucundaki bulgularla anlamlandırılmıştır. Araştırma kapsamında 15'i Faslı 15'i Türk olmak üzere toplam 30 katılımcıyla yüz yüze ve çevrimiçi derinlemesine görüşme tekniği ile mülakatlar yapılmıştır. Çalışma sonucunda tezin amacına uygun, alana katkı sunacak bazı yorumlara ulaşılmıştır. Bunlar arasında öne çıkanları şu şekilde sıralamak mümkündür. (1) Faslı kadınların Türk erkeklerle dört farklı yolla evlendikleri ortaya çıkmıştır: komisyoncu aracılığıyla, akrabaların tavsiyesiyle, arkadaş tanıştırmasıyla ve internetten birbirini bulmayla gerçekleşen evlilikler. (2) Faslı kadınların Türk erkeklerle evlenmelerinde temel motivasyonlarının: daha iyi yaşam koşullarına sahip olma isteği, sosyal hareketlilikten kaynaklı imkânlara erişim kolaylığının umulması ve daha özgür/rahat davranılacağı düşüncesi olduğu görülmüştür. Bazı Faslı gelinler açısından "aşk ve sevgi" gibi gerekçeler olsa da genel olarak Faslı gelinlerin temel motivasyonlarının ekonomik olduğu anlaşılmaktadır. (3) Faslı gelinlerin Türk kültürüne yönelik ilgilerinin artmasında Türk dizilerinin etkileri belirgindir. (4) Yanı sıra Türkiye'yi tercih etme nedenlerinden biri de ortak dini değerlerdir. Faslı gelinlerin özellikle yaşadıkları uyum sorunlarını aşmak için geliştirdiği stratejilerinin, benzer dini inanç ve kültürel kodlara dayandırmaları konunun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. (5) Faslı gelinler Alaca'da bazı sorunlar yaşasalar da Türkiye'de yaşama konusunda istekli görünmektedirler.
Balkan Savaşları'nın Balkanlar'dan Anadolu'ya Türk göçü üzerine etkisi
Yarımadadaki ilk Türk varlığı, Hunların 4. yüzyılda bölgeye gelmesiyle başlamış ve daha sonraki yüzyıllarda Avarlar, Bulgarlar, Vardar Türkleri, Peçenekler, Uzlar, Kumanlar-Kıpçaklar gibi Türk kavimleri bölgeye göç etmiştir. Balkanlar'a kuzeyden gelen bu Türk kavimlerinden sonra 13. yüzyılda Anadolu'dan Selçuklu Türkleri ve onları takiben de 14. yüzyıldan itibaren Osmanlı Türkleri gelmeye başlamıştır. 1361'de Edirne'nin fethinden sonra Balkan topraklarına doğru genişleyen Osmanlı Devleti, Balkanlar'da kurulmuş ve bir Balkan İmparatorluğu olarak doğup gelişmiştir. Anadolu gibi Balkanlar da Türklere vatan olmuştur. 19. yüzyılda Balkan Müslümanlarının yeni milliyetçilik akımı ile katliama uğramaları 1821 Yunan ayaklanmasıyla başlamış ve Yunan ulus devletinin kurulması diğer Balkan milletleri için örnek teşkil etmiştir. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu yüzyıl boyunca Balkanlar'da isyanlarla mücadele etmiştir. Balkan Savaşı'na hazırlıksız yakalanan Osmanlı İmparatorluğu, Balkan devletleri karşısında beklenmedik bir yenilgiye uğramıştır. Doğu Sorunu'nun bir hedefi ve bu siyasi düşüncenin bir sonucu olan Balkan Savaşı'nda, Rumeli'nin tamamına yakın kısmı çok kısa bir süre içerisinde elden çıkmıştır. 17. yüzyıl sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'da toprak kaybetmesiyle başlayan göçler, Avrupa'daki topraklardan geri çekilmenin devam etmesi ile hızlanmıştır. Balkanlar'da yeni ulus devletler yaratılırken bir engel olarak görülen Müslümanlar ya katliama uğramış ya da göç etmeye zorlanmışlardır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ve sonrasında yaşanan göç ve katliamların benzerleri Balkan Savaşı sürecinde de yaşanmıştır. Balkan Savaşları sonunda Türkler, Anadolu ile birlikte vatan olan ve bazı bölgelerinde çoğunluğu oluşturdukları Balkanlar'da azınlık durumuna düşmüşlerdir. Anahtar Kelimeler: Balkanlar, İsyanlar, İskân, Balkan Savaşları, Mezalimler, Göçler.
Çetrefilli sorunlarla mücadele yöntemi olarak bütünleşik kamu yönetimi yaklaşımı: Türkiye'nin göç yönetimi üzerine bir inceleme
Göç olgusu karmaşık ve çok boyutlu bir politika problemidir. Dolayısıyla göç yönetimi ilgili paydaşlar arasında yüksek düzeyde koordinasyon ve işbirliği gerektirmektedir. Bu bağlamda bu tezin amacı göç olgusunu çetrefilli sorun kavramı bağlamında analiz ederek, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Türkiye'nin göç yönetiminde yaşanan değişimi Bütünleşik Kamu Yönetimi yaklaşımı bağlamında analiz etmektir. Tezin ilk bölümünde çetrefilli sorun kavramı açıklanarak, göç olgusu bu kavram bağlamında tartışılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde göç olgusunun çetrefilli bir sorun olduğu belirtilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, çetrefilli sorunlarla mücadele yöntemlerinin en etkinlerinden biri olan Bütünleşik Kamu Yönetimi yaklaşımı ortaya çıkış süreci, kapsamı ve yaklaşıma yönelik eleştirileri de içerecek şekilde anlatılmıştır. Tezin son bölümünde ise öncelikle Türkiye'nin göç ve yönetimi tarihi özetlenmiştir. Bu bölümde Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Türkiye'nin göç yönetiminde yaşanan değişim Bütünleşik Kamu Yönetimi reformu bağlamında analiz edilmiştir. Bu bölümde, gerçekleşen değişimin Bütünleşik Kamu Yönetimi yaklaşımı ile benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir.
Göçün kentleşme üzerindeki etkisi: Kütahya il örneği
Kentleşme sorunlarının temelinde göç ve insan ilişkisi yer almaktadır. Göç bir yer değişim hareketi olmasına rağmen insanları her yönden etkileyen harekettir. Geçmişten günümüze bakıldığında göç hareketlerinin kentleşme üzerinde etkili olduğu gözlemlenmektedir. Kişilerin veya toplulukların ekonomik, eğitim, siyasi ve zorunlu nedenlerden dolayı yaşadıkları mekânları terk ederek kısa veya uzun mesafeli olarak başka mekânlara taşınma faaliyeti şeklinde ifade edilen göçe yönelik hareketlilik Türkiye'de 1950'li yıllardan itibaren sosyoekonomik nedenlerden dolayı başlamıştır. Türkiye'de, 1950'li yıllarda başlayan göçün neden olduğu kentleşme sorunları, 1980'li yıllardan sonra ayrı bir ivme kazanmışken günümüzde ise Türkiye'deki ön önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Göçler kentleşme hızını doğrudan etkilemekte ve kentleşme üzerinde olumsuz etki bırakmaktadır. Kırsal alandan kentlere doğru göç hareketleri, kentlerde yeteri kadar konut ve iş imkânlarının olmaması durumunda kentleri olumsuz yönde etkilemektedir. Yoğun göç hareketleri kentlerde; çarpık kentleşme, suç oranlarının artması, altyapı ve ulaşım sorunu ile işsizlik gibi sorunlara neden olmaktadır. Göçün kentleşme üzerindeki etkisinin araştırıldığı bu çalışmada genel olarak göç ve kent ele alındıktan sonra özelde ise göçün Kütahya'da kentleşme üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğu araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kent, Kentleşme, Göç, Göç Hareketleri
Soğuk savaş sonrası dönemde yasadışı göçün Türkiye'nin sınır güvenliğine etkisi
Ülkelerin büyümesi ve sınırların birbirine yaklaşması ve yaşanan sanayi devrimi ile birlikte insanlar kendi ülkeleri dışında yaşam sürmek ve çalışmak istemişlerdir. Bunun da beraberinde getirdiği bazı sorunlar meydana gelmektedir. Bu sorunların açıklandığı ve hukuk yönünden meseleye bakıldığı çalışmamızda, sınır güvenliği ve yasa dışı göç hareketlerinin önlenmesinin hukuki boyutu ele alınmıştır. Çalışmamızın amacı soğuk savaş sonrası sınır güvenliğinin ne kadar önemli hale geldiğini göstermek ve sınır güvenliğine yönelik önlem alınmasına dikkat çekmektir. Yasadışı göçmen hareketliliğinin yaşandığı ülkemizde hukuki olarak yapılan düzenlemeleri ve sınır güvenliğini sağlayan kurum ve kuruluşlarının hangileri olduğu ve görevlerinin ne olduğu etraflıca araştırılmış ve yasadışı göçlerin ülkemizin sınır güvenliğini nasıl etkilediği konusu üzerinde durulmuştur.
Türkiye'de göç ve kentleşme: İzmir Egekent-2 toplu konut uygulaması örneği
Türkiye'de 1950'li yıllardan sonra kendisini hissettirmeye başlayan göç ve kentleşme sosyal bilimler açısından önemli bir araştırma konusudur. Sanayileşme ve gelişen teknolojiye bağlı olarak artan göç akımlarının yönü genellikle büyük kentler olmaktadır. Göçe bağlı olarak kentlerdeki nüfusun her geçen yıl artması, konut sorunu, gecekondulaşma ve plansız kentleşme gibi pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu sorunların çözümüne ilişkin atılan en somut adımlardan başında toplu konut yöntemiyle konut üretilmesi gelmektedir. Ülkemizde, 1980'li yıllardan itibaren yerel yönetimler ve kooperatifler öncülüğünde yaygınlaşmaya başlayan toplu konut uygulamaları ile konut maliyetleri düşürülerek dar gelirlinin ev sahibi olması amaçlanmıştır. Böylece kentsel gelişimi olumsuz etkileyen gecekondulaşma ve kaçak yapılaşma önlenerek planlı ve bütüncül bir kentleşmenin sağlanacağı ön görülmüştür. Bu çalışmada, Türkiye'de yaşanan göç ve kentleşme toplu konut uygulamaları bağlamında ele alınarak konuya akademik katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Akademik yazında gecekondulaşma, suçluluk, uyum vb. sorunlar çerçevesinde sıkça ele alınan göç ve kentleşme konusu İzmir Egekent-2 Toplu Konut Uygulaması örneğinde ele alınarak toplu konut uygulamalarının bu süreçteki rolü tartışılmıştır.
İç göçlerin vergi gelirleri üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de iç göç ile vergi gelirleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışmada 2008-2014 dönemi için 81 il düzeyinde panel regresyon analizi uygulanmıştır. Kurulan modelde bağımlı değişken olarak her ilde tahakkuk eden gelir vergisinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı, bağımsız değişken olarak da her ilin net göç hızı oranı kullanılmıştır. Ayrıca kontrol değişkeni olarak her ilin kişi başına düşen milli geliri modele dâhil edilmiştir. İç göçün temel olarak bir emek faktörü hareketliliği olması nedeniyle vergi türü olarak gelir vergisi seçilmiştir. Temel panel regresyon analizinin sonuçlarına göre net göç hızında meydana gelecek olan %1'lik bir değişim tahakkuk eden vergi/gayri safi yurtiçi hasıla oranında %0.026738'lik bir pozitif değişime neden olmaktadır. Kişi başına düşen milli gelirde meydana gelecek %1'lik bir değişim tahakkuk eden gelir vergisinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranında %0.743096'lık bir pozitif değişime neden olmaktadır. Türkiye'de 2008-2014 dönemi için iç göç neticesinde oluşan net göç hızı tahakkuk eden gelir vergisinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğunu sonucuna ulaşılmıştır.
Uluslararası göç kavramı çerçevesinde Türkiye'de göç yönetimi
Tarih boyunca savaşlara, barışlara, birçok yıkım ve yeni oluşumlara sahne olan dünyamız gittikçe önemi artan bireysel ve kitlesel göç hareketlerine de sahne olmaktadır. Hem göç alan hem de göç gönderen ülkelerin ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal yapılarını etkileyen uluslararası göç, uluslararası işbirliği içerisinde yönetilmesi gereken önemli bir konudur. Uluslararası göç ile dil, din, kültür gibi konularda birbirinden farklı yapıya sahip bireylerin aynı ortamı paylaşmasıyla beraber iletişim ve uyum gibi sorunlar ortaya çıkmakta ve toplumsal denge bozulmaktadır. Bu çerçevede her ülkenin, kendi yarar ve öncelikleri doğrultusunda göç politikası geliştirmesi önemlidir. 18. yüzyılın son çeyreğinden günümüze kadarki tarihi süreç içerisinde geniş bir coğrafyaya ve zengin bir etnik yapıya sahip olan Osmanlı Devleti ile onun halefi olan Türkiye Cumhuriyeti birçok kitlesel göç hareketiyle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye, ulus-devlet kuruluşunun temellerinin atıldığı ilk yıllarda Türk soyundan ve Türk kültüründen olanların göçüyle başlayan ve küreselleşmenin etkisi, komşu ülkelerde meydana gelen iç karışıklıklar ve Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlaması sonucu yabancıların göçüyle devam eden göç hareketlerini iskân politikaları, mübadeleler ve göç kanunları gibi çeşitli araçlarla yönetmeye çalışmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde uluslararası göç konusu ele alınırken, ikinci bölümde 18. yüzyıldan günümüze kadar Türkiye'ye yapılan göçler anlatılmış ve son bölümde Türkiye'nin göç yönetimi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Göç, Göç Yönetimi, Göç Politikaları, Türkiye'nin Göç Yönetimi
Göç deneyimleri ve kesişimsellik: Bursa'da yaşayan 1989 Bulgaristan göçmenleri üzerine nitel bir araştırma
Göç olgusu yüzyıllardır olduğu gibi geçtiğimiz yüzyılda da önemli bir yere sahiptir. Göç gibi tarihin şekillenmesinde önemli etkilere sahip olan olayların aktarımında belgeler, anlaşmalar gibi yazılı kaynaklar kadar anlatılar da önemli bir yer tutar. Olaylara dair anlatılar ilk olarak aile belleği şeklinde kuşaklararası aktarım ile gerçekleşir. Söz konusu aile belleklerinin oluşumunda toplumsal cinsiyet önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada da 20. yüzyılın önemli göç olaylarından biri olan 1989 Bulgaristan Göçü'ne dair aile belleklerine sahip olan bireylerin deneyimleri yaş ve toplumsal cinsiyet kesişimleri dikkate alınarak anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışmada temel nitel araştırma deseni ve yarı-yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmış, 1989 göçü ile Bursa iline göçmüş aile üyeleri seçilmiştir. Çalışmanın örneklemi göçü yaşamamış ya da göç sürecini hatırlamayacak kadar küçük yaşta olan bireylerden oluşmuştur. Sorular, nitel araştırma deneyimine sahip öğretim üyeleri ile yapılan uzman panelinde hazırlanmıştır. Toplanan bu veriler içerik analizi tekniği kullanılarak analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Analiz sonucunda aile içinde doğrudan bir aktarımdan ziyade dolaylı yollardan aktarımın yapıldığı görülmektedir. Ayrıca göç kararının alınması ve göç anlatılarının aktarılmasında etkili olan kişinin ailedeki kadınlar olması, göçün feminizasyonu anlamında 1989 Göçü'nün önemini göstermektedir.