Modern art
290 theses under this subject heading
Resim sanatında modernizm akılcılığı ve postmodern yönelimler
Postmodernizm, modernizmin akılcı yaklaşımlarının toplumlarda yaratmış olduğu hayal kırıklıklarına karşı insanların vermiş oldukları tepki olarak ikinci dünya savaşından sonra doğmuş yaşantısal, kültürel, sanatsal durumların bir özeti olarak ele alınmaktadır. Çağın yarattığı hız unsuru içinde toplulukları modernizmin önerdiği olması gereken idealler içinde tutmanın bir imkânının kalmadığı görülmektedir. Postmodernizm olanın çeşitliliğinin bir ardalığı, insan topluluklarının irrasyonel durumlarını da içeren yaşamlarıyla bir varoluşu önermektedir. Bu durum doğal olarak modernite ve onun en belirleyici özelliği olan akıl ile de bir hesaplaşmayı beraberinde taşımaktadır. Postmodernizm eleştiri gücünü modernizmin ortaya koymuş olduğu bütün maddi manevi kültürel kalıplardan alarak tekrar ona yöneltmektedir. Bu eleştirisel bakış yer yer bir reddediş hali de alabilmektedir. Artık büyük anlatılar devri yerini yerel olan küçük anlatılar ile paylaşmak zorunda kalmıştır. Olması gerekenin değil, olanın sanata katılımı, süreci oluşturmaktadır. Postmodern düşünce; görüntü yayımının, iletişim araçlarının, ulaşım çeşitliliğinin ekonomik globalizasyonun hızı ile ilgili yaratmış olduğu sorunlara insani bir çözüm olarak önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Akılcılık, Modern, Postmodern, Sanat.
Çağdaş sanatta bir ifade aracı olarak desen
Çizgiyi oluşturan en küçük birim olan nokta, deseni oluşturmaktadır. Çizgi, insanlığın varoluşundan beri diyalog kurmak için iletişim aracı olarak her çağda önemini korumuştur. Bu çalışmadaki amaç, mağara duvarlarına yapılan desenlerden ve işaretlerden yola çıkarak, desenin günümüz sanatındaki ifadesinin gelişmesini ve değişmesini ve nasıl bir sanatsal anlatım haline dönüştüğünü açıklamaktır. Biçimsel ifadesi değişen desen, yapılan en ilkel çizimlerden; kâğıtlara, iç mekânlara, sokaklara, bina duvarlarına hatta insan bedenini de içine katarak dönüşümü örnekler verilerek incelenmiştir. Desenin sanat tarihindeki rolüne baktığımızda ön hazırlık sürecinin bir parçası halinde olduğunu bilmekteyiz. Zaman içinde toplumsal olayların, özgürlüklerin ve kişisel biçimsel yaklaşımların desendeki ifade özgürlüğü kazanmasının yansımalarını görmekteyiz. Değişen ifade biçimi ile günümüz sanatında da malzemelerin ve teknolojik araçların da kullanılmasıyla üretilen desenler sınırsız ifade özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu özgürlük ile desen artık kendi başına yapıt olma durumunu kazanmıştır. Çağdaş sanatta farklı ifade biçimleriyle oluşturulan çizginin gücü hala ilk atılan çizgi kadar güncel ve ifadesinin güçlü olduğunu görmekteyiz. Çağdaş sanat müzelerinde sergilenen eserlerin büyük bir kısmını bugünün deseni olarak nitelendirebiliriz. Bu da bize desenin artık kendi başına bile sanat yapıtı olduğunun bilgisini vermektedir. Günümüzde üretilen desenlerin hangi malzemeyle üretildiğinin çok öneminin olmadığı ve artık sanatın düşünsel ve yaşayan bir kavram olduğunu görebiliyoruz. Desenin mağara duvarlarındaki yalın anlatıma geri döndüğünü üretilen yapıtlardan da anlayabiliyoruz. Bu çalışmada desenin çağdaş sanatta kazandığı kavramsal anlamı örneklendirilerek incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Sanat, Desen, Resim
The myth of Loki revised in the Gospel of Loki and Loki: Where mischief lies
Rewriting myths existed since Renaissance and it is still a popular practice today. Especially in a postmodernist sense, rewriting aims to give voice to the other, to the slighted, marginalised characters. Therefore Loki as the god who is not worshipped and as the villain among the gods who brings apocalypse known as Ragnarok, finds the opportunity to be a hero in the contemporary literature. Also known as the trickster god, Loki possesses the qualities of a universal figure that is the trickster; he plays tricks, he deceives and lies, he brings chaos, however, he gains more human characteristics and moves away from being a primitive character whose only goal is to satisfy his selfish needs. Loki has his own thoughts and feelings expressed in depth and he becomes the hero in a society where binary oppositions and strict categorisation is rejected.
Queer ekoloji bağlamında; insan, doğa ve çağdaş sanat
"Queer Ekoloji Bağlamında: İnsan, Doğa ve Çağdaş Sanat" başlıklı bu çalışmanın temel meselesi, doğa ve insan arasındaki yüzyıllardır süregelen düalist yapının sanat tarihi, ekoloji, sosyoloji, felsefe gibi alanlardaki yansımalarını ve bu yansımaların sanat ile ilişkisini irdelerken, özellikle sanat tarihinden seçilmiş örnekler ve bu çalışma kapsamında üretilmiş olan çağdaş sanat eserleri ile bu ilişkinin katmanlarını açmaktır. Antik Yunan' dan da daha eskiye dayanan doğa/kadın, insan/doğa, insan/ötekiler vb. düalist düşüncenin izlerini süren bu çalışma, sanat eserleriyle ve sanat tarihiyle ilişkisinin geniş bir tablosunu çizer. Aynı zamanda, bu çalışmanın temel amacı olan; çağımızın en önemli tartışmaları/problemleri içerisinde yer alan doğa katliamı, çevre kirliliği, sömürü, tahakküm gibi meseleleri queer teori çerçevesinde ele alıp bahsi geçen ikilikler tablosuyla ilişkisini irdelerken gölgelere sinmiş olan erkek egemen sisteme karşı feminist, post feminist, LGBTİ+ hareketlerin de üzerinde çokça durduğu ayrılıkçı yapı queer teori bağlamında daha da derinlemesine tartışılmaktadır. Ekoloji alanı ve queer düşüncenin bir arada ele alınması ile yukarıda bahsi geçen düalist yapının kökleri daha görünür ve tespit edilebilir hale gelir. "İlkel çağlar" dan Antik Yunan' a, Orta Çağın karanlığından yirmi birinci yüzyıl aydınlığına dek şekil değiştire değiştire/kılıktan kılığa girerek süregelen cinsiyet ve doğa ikiliği ile ortaya çıkan ayrılıkçı, sömürgeci, tahakküm zihniyeti, insanlığın miras bıraktığı ilk sanat eserlerinden günümüze dek okunabilir. Bu çalışma, ekoloji, felsefe, sosyoloji, sanat tarihi, feminizm, LGBTİ+ hareketleri, queer teori gibi alanların alet çantasından aldığı kavramları, temelde ortak olan toplumsal cinsiyet tartışmalarını bir araya getirirken sanat tarihinde yer alan/almayan, sözü edilen/edilmeyen sanatçılar ve eserleri üzerinden düalist yapının, tahakkümün, bastırmanın, kapatmanın, dışlamanın genel bir röntgenini çekerken queer' in ekoloji alanı ile bir araya geldiği queer ekoloji yaklaşımı doğa, cinsiyet, tahakküm, sistem vb. meselelerin ortaya çıkardığı tablonun eleştirisini yaparak kökeninin izlerini takip eder. Yukarıda bahsi geçen düşünceler ve tartışmalar üzerinden bu çalışmada ele alınan sanat eserleri, eserlerin anlam katmanları ve sanatçıların kendi söylemleri ya da hayatları queer ekoloji bağlamında ele alınırken toplumsal cinsiyet/doğa ikiliği tarihsel olarak takip edilmiştir. Çağdaş sanat eserlerinde çokça tartışılan doğa/kadın, doğa/insan, insan/öteki, doğa/LGBTİ+ gibi düalist yaklaşımlara karşı ortaya çıkan söylemler bir araya getirilmiştir. Bu çalışmanın son bölümünde yer alan kişisel sanat çalışmaları ise günümüze kadar süregelen bu tartışmaların katmanlarını açarken bazen gösteren, bazen işaret eden, bazen de yeni söylemler yaratan, queer bakış açısı ile ekoloji, toplumsal cinsiyet, iktidar, birey ve toplum arasındaki sınırlarda gezinen ve bu sınırları zorlayan çalışmalardır.
Çağdaş sanatta kültürelleşen tüketim: Sosyal medya oyununun yaratıcı imgeleme ve kavramsal düşünmeye etkisi
Bu çalışmada, çağdaş sanatın kültürelleşen tüketiminin ve tüketimin sosyal medyadaki unsurlarıyla iş birliğinin sanat eserlerini tüketim nesnesi haline getirişinin araştırılması ve örnekler üzerinden deşifre edilmesi amaçlanmaktadır. Günümüzde diğer alanlarda olduğu gibi sanat alanında da her şey alınıp satılan bir tüketim metası haline gelmiş ve bunun sonucunda tüketimin hızı hiç olmadığı kadar artmıştır. Hızlı tüketim hızlı üretimi getirirken kültürelleşen tüketme haline sağlanan uyum ise insan bilincinin yerine geçmiştir. Bu çalışmada, toplum bilincinin tüketime nasıl uyumlandığının, bunun çağdaş sanatta/sanatçılarda ne biçimde gerçekleştiğinin deşifre edilmesi ve seçilmiş temsili "sanatsal" örneklerle tartışılması amaçlanmıştır. Böylece, toplumun kendi bilinç düzeyinin ve bulunduğu sistemin nasıl işlediği sanat ve sosyal medya ilişkisi bağlamında daha iyi anlaşılabilecektir. Çalışma; imge, kavram, gösterge, tüketim, üretim, kitsch gibi kavramlara odaklanarak konuyu ele almaktadır. Çalışma temelde, Baudrillard'ın tüketimin tüm yaşamı kuşatarak kültürelleştiği, yani kültürelleşen tüketim olarak ifade ettiği kuşatma halinin Adorno'nun kültür endüstrisi tanımlamasıyla gösterdiği paralellik üzerinden tartışmayı yürütmektedir. Tüketimin bu kuşatma halinin sonucunda toplum bilincinde 'gösteren' ve 'gösterilenin' denetlenmesiyle birlikte düşünme ediminin eksildiğinin açıklanmasında Saussure'ün dilbilim üzerine yazılarından faydalanılmaktadır. Düşünme ediminin temel unsurlarından biri olan imge ise Sartre'ın imgelem tartışması üzerinden yapılmaktadır. İnsan bilincinde düşünme eyleminin temel unsurları imgeler ve kavramlardır. İmgeler, nesne kaynaklı görüntülerin zihinde özel olarak tasarlanmasıyken, kavramlar imgelerin oluşması için öncüldür. Çünkü imgeler ve kavramlar birlikte çalıştığında düşünme edimi gerçekleşir. Düşünme ediminin temel unsurlarını oluşturan gerek koşullar herkes için benzer süreçlerle gerçekleşse de sanatçılar ve bilim insanları bu edimleri kendine özgü bir biçimde gerçekleştirir. Sanatçılar ve bilim insanları mevcut olanın yerine alternatifler sunar, ona sunulanı hiçler ve bunun sonucunda bir eylemi meydana getirir. Düşünme ediminin kavramlar arası kurulan bağlantılarla gerçekleşmesi kavramsal düşünme olarak; imgeler arasında beklenmedik yeni ilişkilerin kurulması, imgeler arası ilişkinin başkalaşması ise yaratıcı imgelem şeklinde ifade edilmektedir. Anlaşılır ki sanatçılar imgeleri başkalaştırdığında, kavramların sınırlarından çıktığında, yani yaratıcı-imgeleme/kavramsal-düşünme edimini gerçekleştirdiğinde ve bunu bir yapıt olarak eyleme döktüğünde sanat meydana gelmektedir. Günümüzde, toplumun tüketime uyumuyla ve tüketimin kültürel bir öge haline gelmesiyle sanatın gerek koşulu olan yaratıcı-imgeleme/kavramsal-düşünme edimi varlığını kaybetmiştir. Çünkü günümüzde toplum, ihtiyaçların düzenlendiği, tüketimin kültür unsuruna dönüştüğü ve böylece bütünlüklü bir tüketme hali üzerinden denetlendiği bir konumdadır. Bunun sonucunda ise tüketime uyum sağlama hali, toplumun bilinç düzeyinde yoksulluğa kaynaklık etmektedir. Tüketim tüm yaşamı kuşatmış, bu kuşatmanın fitilleyicilerinden olan sosyal medya uygulamalarının yönlendirmesi ise sanatsal yaratımı etkisi altına almıştır. Bugün sosyal medyada paylaşılan sanat, yaratıcı-imgeleme/kavramsal-düşünme ediminin gerçekleşmediği, yani kavramların sınırlarından çıkılmadan genel bir ifade altında toplanan, hali hazırda bulunan imgelerin kullanılmasıyla günümüz tüketim kültürünün hızına yetişmeye çalışan, hızla üretilen ve hızla tüketilen bir hale bürünmüştür. Tüketimin gerekliliğini yerine getiren günümüz sanatı varlığının tartışılabileceği düzlemi kaybetmiş, tüketimin bir uzlaşıcısı haline gelmiştir. Bu nedenle, sanatın neredeyse yok konumuna gelmesine sebep olan bu unsurların araştırılması ve kaynağının ne olduğunun incelenmesi gereği duyulmuştur. Bunun neticesinde de sanatın özellikle sosyal medya uygulamalarının kültürelleşen tüketimine ayak uydurmaya yönelmiş olmasının, sanatta yaratıcı-imgeleme/kavramsal-düşünme ediminin gerekliliğini ortadan kaldırma ya da önemsizleştirme amacına hizmet ettiği tespit edilmiştir.
Türkiye'de çağdaş sanat müzeleri ve müzecilik anlayışları
Türkiye'de çağdaş sanat müzelerini, bu müzelerin oluşum koşullarını ve ortaya koydukları müzecilik anlayışlarını araştırmayı amaçlayan bu çalışmada 2000 öncesi ve sonrasında açılan çağdaş sanat eserleri müzelerinin koleksiyon oluşumlarını, bu koleksiyonların mekâna kavuşma serüvenlerini, vizyon ve misyonlarını, etkinliklerini, dönemin politik, ekonomik, sosyal değişkenleriyle birlikte analiz ederek süreci tartışmak hedeflenmiş, Osmanlı döneminden itibaren bu alanda yapılan girişimler ortaya konulmuştur. Tezin birinci bölümünde "Modern/Çağdaş Sanat Müzeciliğinin Tarihsel Gelişimi" başlığı kapsamında "Osmanlı Dönemi" ve "Cumhuriyet Döneminde Çağdaş Sanat Müzesi Girişimleri (1923-1980) olarak iki alt başlıkta ilgili dönemlerdeki müze girişimleri ve kültür sanat ortamı incelenmiştir. Tezin ikinci bölümünde "Küreselleşen Türkiye ve Çağdaş Sanat Müzeleri (1980-2000)" başlığında çağdaş sanat müzeleri oluşum koşullarıyla analiz edilmiş, üçüncü bölümde ise 2000'lerden itibaren açılan modern/çağdaş sanat müzeleri tezimizde ele aldığımız soru ve sorunsallarla döneminin güncel süreli yayınları ve günümüz uzmanları ile yapılan röportajlarla belgelenerek tartışılmıştır. Bu doğrultuda çalışmalara konu olan müzelerin Türkiye toplumu ve çağdaş müzecilik anlayışına katkıları/etkileri ve Türkiye müzeciliğindeki yer ve önemleri incelenmiştir. Sanat müzeciliği kavramının 2000'lerle birlikte özellikle özel girişimlerle kendini ortaya koyduğu ve küresel değişkenlerle yer yer örtüşen, kendi zorlu ve gecikmiş koşullarıyla ilgili olduğu tespit edilebilmiştir. Tez kapsamında detaylı bir biçimde incelenen Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, İstanbul Modern, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi ve Elgiz Müzesi hakkında pek çok konuda bilgi bir araya getirilerek değerlendirme şansı yakalanmış, ilgili bölümlerde bu müzelerin oluşum süreci elde edilen verilerle tartışılmıştır. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çağdaş sanat müzeciliği -her ne kadar paylaştıkları ortak fonksiyon ve değerler olsa da- kurulan kurum sayısı kadar farklı işleyiş, işletme ve kurumsallaşma modelinde yapılandıklarını söylemek mümkündür. Türkiye'de 2000'ler gibi diğer ülkelerle kıyaslandığında geç bir tarihten itibaren açılan bu müzeler, sanat ortamına dinamizm getirmiş ve kurdukları uluslararası ilişkilerle de Türkiye sanatının ve sanat ortamının dünya sanat çevreleriyle de güvene dayalı güçlü bağlar kurulmasına aracı olmuşlardır.
Terra sigillata ile çağdaş seramik uygulamalar
ERTÜRK, Metin. Terra Sigillata ile Çağdaş Seramik Uygulamalar, Yüksek Lisans Sanat Çalışması Raporu, Ankara, 2019. Terra Sigillata, Roma Döneminde yapılmış mühür dekorlu seramik kaplara verilen isimdir. Zaman geçtikçe kapların üzerindeki pekişmiş (zinter) astar ile özdeşleşerek "Terra Sigillata Astarı" olarak anılmaya başlanmıştır. Yüzyıllardır çömlek ustalarının tutkusu haline gelen terra sigillata tekniği geliştirilerek günümüze kadar ulaşmıştır. Astarın yapılışı, uygulanışı ve formlar ile kusursuz hale gelmesi uzun çaba ve sabır gerektiren bir süreç olduğundan, elde edilen pürüzsüz yüzey ve kilden gelen doğal parlaklık seramik ustalarının nesilden nesile aktardığı önemli bir miras haline gelmiştir. Anadolu'da Neolitik Dönem'den itibaren seramik yüzeylerde kullanılmaya başlayan astarın en gelişmiş hali Terra Sigillata'dır. Kilin renk verme özelliğinin bir değer olarak yüzeyde kullanılması seramik sanatı için yeni olanaklar sağlamaktadır. Terra Sigillata, tarih boyunca seramik formların üstünde sadece yalınlığı, geçirgenliği azaltması ve doğal parlaklığı sebebi ile kullanılmamış, Ege uygarlıklarının seramik üretiminde de önemli yeri olan bu astar türü, günlük kullanım için üretilen seramik kaplar içinde kullanılmıştır. Bu seramiklerde özellikle geometrik desenlerden savaş sahnelerine kadar çok çeşitli formlar göze çarpmaktadır. Bu çalışma ile günümüzden 2300 yıl önce çömlekçi ustalarının tutkusunu şuan ki şartlarla birleştirerek yeni formlar ve yeni anlatım dillerini oluşturmaktır. Yüzeyin üstünde oluşan ipeksi mat yüzeyin yarattığı yalınlık ile çağdaş formlarla birleşerek az malzeme ile güçlü ifadeler kurulmuştur. Antik Yunan Dönemi ve Roma Dönemi'nin altın astarı Terra Sigillata, 20. yüzyıldan itibaren tekrar öğrenilmek istenen, uygulanan ve değeri günümüzde daha da iyi anlaşılan astar türü olmuştur. Anahtar Sözcükler: Terra Sigillata, Seramik, Çağdaş Seramik Sanatı, Astar
Imperialism, orientalism and post - coloniality in modern British literature
In this thesis study, the colonial representations of the colonizer and the colonized are examined in the two important literary works in English Literature, namely Heart of Darkness by Joseph Conrad and A Passage to India by E. M. Forster. Together with these, the attitudes of these two writers towards imperialism and colonialism are scrutinized in the light of their above-mentioned books and the secondary sources related to the issue. In the colonial discourse and accordingly in the above literary works, the colonizer is usually represented as the superior race that has positive qualities which the colonized do not have. The colonized is shown as the inferior race that has various negative qualities, so that the colonized is the Other and the colonizer is not. At the same time, it is seen that the colonizer's attitudes and behavior may be better towards the colonized when the latter mimics back toward the former. However, even if colonized natives mimic the colonizer as in Bhabha's mimicry, they become like the colonizer, but not quite. The colonized becomes the mimic of the colonizer, but not quite, so the former is both the mimic of the colonizer and not like the colonizer himself or cannot be like him with all of his privileges. In other words, the colonized is neither the original native anymore after the mimicking process nor like the original colonizer himself with all his superior qualities, so the colonized's situation and thus colonial situations and representations are ambivalent and this negates the power of colonial representations. As has been shown in the literature in the field and especially in Forster's A Passage to India, the colonized must commit an error, do something excessively or have a lack in something so that the colonizer could keep their supremacy and thus their colonial authorityover the colonized. While these main issues of representation are examined, the effects of imperialism and colonialism upon the colonized, the colonizer, the animals, the plants, nature, and the environment are also reflected and explored in this study. As a result,it has been seen that the negative consequences of imperialism and colonialism have affected all the parties, whether the colonizer or the colonized, the animals or the people, the plants or the environment. The attitudes of the writers of the two above books towards imperialism and colonialism are also delineated as the other main issue. Considering the evidence from the texts of the above two books and the secondary sources, the colonial representations of the colonizer and the colonized that these writers use in their above-mentioned books, can be said to be utilized both as a criticism of these imperialistand colonialist representations by showing their awareness of these stereotypes and as a background for their novels which is familiar to the reader of those imperial and colonial days. In this way, the criticism of these two books on imperialism and colonialism would appear milder to the readership in their period of publication in the era of imperialism and colonialization while at the same time it would make the readers more aware of the detrimental and painful effects of imperialism and colonialism on the colonized, the colonizer, animals, plants, nature, and the environment.
1900'lerden günümüze toplumsal olaylar ve sanat
Toplumların bir yansıması olarak sanat eseri, toplumun içinden geçtikleri süreçlerden ve eserin oluştuğu çağın düşünce biçiminden etkilenir. Sanat eseri hem sanatçının özgün bir yaratımı olarak bağımsız hem de sanatçının toplumun bir parçası olması nedeniyle sanatçının dâhil olduğu tüm süreçlerle ilişkilidir. Tarihte felsefe, bilim alanındaki değişimlerin, ekonomik olayların, savaşlar ya da halk hareketlerinin, toplumu ve sanatçıyı etkilediği görülür. Modernizm, ''Aydınlanma Düşüncesi''nin bir sonucu olarak toplum yaşamını değiştirmiş, sanat eseri o güne kadar görülmemiş bir biçimsel devrim ile değişmiş ve ''Modern Sanat'' oluşmuştur. Modern Sanat ''Modernizm'' ile oluşan modern insan tipinin yansıması, değişen zihinsel dünyasının bir tezahürüdür. Kapitalizm'in 1950'ler de etkinliğini ve gücünü arttırması, ''Post Kapitalist'' ya da ''Post Fordist'' olarak ifade edilen döneme girilmesi ve tüketimi merkeze koyan bir yeni birey tipinin oluşması, Modern Sanat Anlayışı'nın sanayi sonrası toplumun beklentilerini karşılamayacak duruma gelmesine yol açmış ve ''Postmodernizm'' olarak ifade edilen, yeni bir dönem dile getirilir olmuştur. 1960 sonrasında sanatın tanımı ve işlevi tartışılmaya başlamış; ''sanat eseri olma hali'' ve ''sanat eserinin ölçütleri'', toplumun yeni düşünce yapısına uygun olarak otorite kabul etmeyen yorumlamaların alanı olmuştur. Anahtar Kelimeler: Sanat Postmodernizm Modernizm Toplumsal Akımlar
Kavramsal sanat ve mekân ilişkisi
Teknolojinin gelişiyle günümüz modern yaşamın oluşturduğu karmaşa, bir anlam yoksulluğuyla insanın mekândan yoksun ve huzursuzluk duymasına neden olmaktadır. Sanatın ruhun üzerindeki yatıştırıcı ve yüceltici rolünü göz önüne alarak, çağdaş dünyada kavramsal sanat bu sorunların gidermesi için ortaya çıkmıştır. Bu sorundan yola çıkarak tez çalışmasında kavramsal sanat ile mekân çağdaş bir bakış açısından incelenmiştir. Tez araştırmasında niteliksel yöntemiyle, kütüphanelerin taramasından, makalelerden, güvenilir sitelerden ve röportajlardan yararlanılarak sonuca varmaya çalışılmıştır. Toplanan verilere ve kavramsal sanatla mekân arasındaki ilişkinin örneklerine dayanarak; incelemeler, anlaşılabilen ve sınıflandırılmış sonuçlara ulaşılmıştır. Kavramsal sanat ve çağdaş sanatla mekânın ve onları oluşturan unsurlarla ilgili elde edilmiş verilere bakarak, kavramsal sanat ve mekân için çağdaş dünyada üç bakış açısı üzerinden ele alınarak incelenmiştir. Çeşitli sanatçıların farklı zamanlarda yapmış oldukları çalışmaları, analiz ederek, sonuca ulaşılmıştır. Böylece anlam; boşluğun mekâna dönüşmesi için temel bir unsurdur. Sonuçta kavramsal sanat ve mekân arasında çift yollu ilişkisi olduğu ispatlanmıştır. Sanat anlam olarak, mekânın şekillenmesinde önemli bir rolü varsa, aynı zamanda mekân da kendine has özelliklerden dolayı kavramsal sanatın sunuş şeklinde, bir de izleyici tarafından eserin fikrinin anlaşılmasında önemli etki gösterir.
Çağdaş sanat akımlarının grafik tasarımı üzerindeki etkileri
Dünya'da teknolojinin gelişmesiyle beraber tasarım olgusunda hız kazanan Grafik Tasarımı, çağdaş sanatın yarattığı egemen sanat anlayışını benimseyip ortaya koyduğu ürün ve tasarımlar da ilham verici bir farklılık ortaya koymuştur. Bu nedenle bir sanatçı ve onun eseri, bir ulusun simgesi ve kültürü haline gelmektedir. 20. yüzyıl sonrası modernizm olarak adlandırdığımız dönem tasarım ve sanatçı olgusunu daha da ön plana çıkarmaktadır. 20. yüzyıl sonrası ortaya çıkan sanat akımları, bir önceki sanata tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu da toplum-kültür kavramlarını doğrudan ya da dolaylı yoldan etkilediğini göstermiştir. Bu tez, Çağdaş Sanat olarak adlandırdığımız 20. yüzyıl da egemenlik gösteren sanatların, günümüz de Grafik Tasarımcıları ve onların ortaya koyduğu eserler üzerindeki etkisini inceleyecektir.
Modern batı sanatlarında tipografinin kullanımı
Tipografi, yazı tipi, punto büyüklüğü, satır uzunluğu, satır arası boşluk ve benzer etkenlerin kombinasyonları ile yapılır. Harf ve yazınsal-görsel iletişime ilişkin diğer elemanların hem görsel, fonksiyonel ve sanatsal düzenlemesi hem de bu elemanlarla oluşturulan bir tasarım dili, anlayışıdır. Tipografi yazı karakterleri, kitap, kitap kapakları, afiş, dergi, broşür, gazete, web sayfaları v.s. gibi her türlü alanda kullanılmıştır. Yazının bulunuşuyla birlikte farklı coğrafyada yaşayan insanlar arasında teknik alanda birçok ilerleme kaydedilmiş, bu teknik ilerleme nesilden nesile bir uygarlıktan diğer uygarlığa kadar aktarılmıştır. Yazının uygulanışından sonra ortaya çıkan teknik gelişmeler sayesinde tipografi sanatı ortaya çıkmış ve böylece tipografi sanatı teknik yöntemler sayesinde yazının genel uygulaması olmuştur. Böylece söz ve düşünceler tipografi sayesinde görsel kimliğe bürünerek insanlara ulaşmıştır. Grafik tasarım içerisinde tipografinin yeri ve önemi çok büyüktür. Modern sanatın doğuşundan günümüze hem sanatın hem de grafik tasarımının geldiği boyutlar hızla değişmekte ve her geçen gün yeni teknolojilerin üretilmesiyle hem günlük hayatımızın içinde, hem de tasarım dünyasının içinde değişimler yaşanmaktadır.Sanat her zaman sanatla beslenmiş, sanatçılarda başka sanatçıların buluşlarını olumlu ve olumsuz yönde kullanmışlardır. Modern sanatın öyküsü çoğu zaman 20. Yüzyılın başlarında ortaya çıkan Kübizm, Fütürizm, Dada, Sürrealizm, De Stijl, Süprematizm, Konstrüktivizm, Bauhaus gibi modern sanat akımları ele alınarak anlatılmış ve bu sebeple dönemin grafik tasarımını da yakından etkilemişlerdir. Anahtar Kelimeler: Tipografi, Sanat, Modern Sanat Akımları, Grafik Tasarım
Çağdaş sanat yöneylemlerinde yeni kültürel ekolojiler
Kültür sosyolojisi, benzerliklerin ve farklılıkların birlikte dinamik kıldığı yerel, ulusal ve küresel yaklaşımları belli işlem sahalarında yeniden yorumlamak amacındadır. Sanat, bu işlem sahalarının başında gelmektedir. Sanatın hem kültürel antropoloji, hem kültürel psikoloji hem de kültürel ekoloji ile doğal işbirliği söz konusudur. Bugün yeni kültürel ekolojilerden bahsedebiliyoruz. Medya, teknoloji, internet, kent yaşamları, kamusal eylem alanları, popüler kültür yönelimleri ve nihayetinde kitle kültürü hakimiyeti, yeni kültürel ekolojiler için birkaç örnektir. Kültürün çoklu nitelikleri kadar çoklu kültür teşkilleri ile temas halinde olduğumuzda sanat, özellikle kültürün sol tarafına yerleştirilen kavramlar tarafından tesir altına alınabilmektedir. "Çağdaş Sanat Yöneylemlerinde Yeni Kültürel ekolojiler" isimli bu çalışma, kültürel genetik ve sanatsal pratikler ilişkisinde kültürel üretim süreçleri, normatif inanç, tutum, davranış ve tasavvurların kalıtsal ve geleneksel konformizmi ile çağdaş dünyanın günlük yaşama monte ettiği gereksemelere göre kültürel standart ve sistem yaratımını karşılaştırarak, kültürel genetiğin kavramsal ve toplumsal bağlamını yeniden ele almak amacını sergilemektedir. Yeni kültürel üretim süreçleri, sanatsal üretimlerin kültürel üretimler ile kapsam ilişkisine potansiyeller ve ideolojilerin epistemolojik gerektirmesi olarak bir dönüşüm yaşamaktadır. Dolayısıyla kültürel genetiğin geleneksel, beşeri, sosyal, inançsal ve eğitsel anlamı ile yeni kapsamları arasındaki farkı betimleme olasılığı ilgi alanımızı oluşturmuştur. Anahtar Sözcükler: Sanat, Sanatta Çağdaşlık, Çağdaş Sanat, Kültür, Kültürel Üretim, Kültürel Tüketim, Kültür Endüstrisi, Ekoloji, Yeni Kültürel Ekolojiler, Konformizm, Estetik.
Ulusal ve uluslararası çerçevede eğitimli ve alaylı moda tasarımcılarını etkileyen çağdaş sanat akımları üzerine bir araştırma
Giyinmek, insanın en temel ihtiyaçlarının başında yer alır. Örtünme ihtiyacının dışında zamanla gelişen moda anlayışı ile kişinin farklı görünme, öznel olma isteklerinden doğan giyinme arzusunu karşılamak adına, moda tasarımcılarının farklı prensiplerden etkilendiği dallardan biri de sanattır. Moda tasarımcısı yarattığı eşsiz ve benzersiz tasarımı ile aynı zamanda sanatçı olarak görülmektedir. Sanat akımları çıktığı dönemlerde ve sonrasında birçok moda tasarımcısına ilham olmuştur. Bu araştırmada giysiyi bir sanat eseri niteliğinde ele alan moda tasarımcıları ve eserleri incelenmiştir. Araştırma, çağdaş sanat akımları ile sınırlandırılmıştır. Çağdaş sanat akımları ile modanın ilişkisine değinilmiştir. Çağdaş sanat akımları ile tasarımlarını sergileyen moda tasarımcılarına, moda tasarımcılarının eğitimleri ve eserlerine yer verilmiştir.
Türk çağdaş sanatında sanat nesnesi olarak beden kullanımı
Türk çağdaş sanatında sanat nesnesi olarak beden kullanımı" başlıklı bu çalışmada, Antik Yunan'dan başlayan bir tarih çizgisi boyunca sanatçının kendi bedeniyle ilişkisinin izi sürülmüş; öncü sanatçılar, akımlar ve sanat eserleri incelenmiştir. Oluşturulan bu temelin ardından, çağdaş Türk sanatında performans ve performatif eserler üreten sanatçılar ve işleri incelenerek detaylı bir okumaya tabî tutulmuştur. Tezin nihai amacı, Türk çağdaş sanatında, sanatçının bedeniyle ilişkisini keşfetmeye çalışarak, bu alanda bir kaynak yaratmaktır.
Georgia O'Keeffe'nın sanatında renk, ışık ve imge
Çiçekleri ele aldığı resimleriyle ünlü Georgia Totto O'Keeffe Amerikan motiflerinde soyutlamaya giderek Amerikan Modern sanatının gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. 20. yüzyıl başlarında Avrupa avangardını Amerika'ya getiren fotoğrafçı Alfred Stieglitz O'Keeffe'yi New York sanat dünyasına tanıttı.O'Keeffe'nin sanatı çiçekleri, kayaları, deniz kabuklarını, kemikleri, hayvan iskeletlerini ve manzarayı etkili soyut imgeleri haline dönüştürdüğü soyutlama ve temsilin sentezidir. Canlı paleti, close up tekniğini temel alarak yaptığı ölü doğalar, ve imgeleri Amerikan sanatının ikonografisi haline gelmekle kalmamış, onun uluslararası imzası haline de gelmiştir.Sanat kariyerinin ilk başlarında özgür ruhlu O'Keeffe `erkek sanatçı' kavramı ile mücadele vermek zorunda kalmıştır. Bazen zamana direnen, bazen anlık çiçek imgeleri ciddi tartışmalara sebep olmuş, Freudyen yaklaşımlardan kaçmayı başaramamıştır.
İtalya'da 1960'lardaki Arte Povera Hareketi ve çağdaş Türk sanatına yansıması
?İtalya'da 1960'lardaki Arte Povera Hareketi ve Çağdaş Türk Sanatına Yansıması? adlı çalışma İtalya'da bir hareket olarak ortaya çıkan neo-avangard, Fransisken estetiğini yoğun bir şekilde kullanan ve Fransisken ahlakına göre yüceltilen fakirlik terimi doğrultusunda ?yoksul malzemeler? kullanarak uluslararası önem kazanmış bir gruptur. Bu hareketin Türkiye'ye doğrudan yansıması ancak 1987 yılında yapılan İstanbul Bienali'nde olsa da 1968 öğrenci hareketleri ile dünyayı etkileyen birçok kavram Türkiye'ye de ulaşmış ve sanatçıları etkilemiştir. Türkiyeli sanatçıların bireysel çalışmaları sırasında yöneldikleri yoksul malzemeler ile birleştiğinde Arte Povera'nın Türkiye'deki sanatçılar ile değişik şekillerde paralellikleri ortaya çıkmıştır.Bu konuyu ortaya çıkarmak üzere İkinci bölümde İtalyan sanatının Rönesans'tan itibaren günümüze kadarki tarihsel sürecinde Arte Povera'nın kökenleri araştırılmıştır. Geçmişe gittikçe belirginleşen en derin kök Fransisken Estetiği'dir. Üçüncü bölümde ise Arte Povera'nın ortaya çıktığı dönemdeki sanat akımları bu hareketi daha iyi kavramak için ele alınmıştır. Dördüncü Bölüm ise Arte Povera Hareketi ile Fransisken estetiği bağlantı ele alınmıştır. Arte Povera'nın tarihsel süreci, teorik temelleri ve 1960'lı yıllarda hareketi oluşturan İtalyan sanatçıların biyografileri ve eserlerine yer verilmiştir. Beşinci bölüm hareketin Türkiye'ye yansımalarını ele almaktadır.Sonuç olarak bu çalışmanın amacı hareketin Arte Povera'ya paralel kavramlar ya da plastik değerleri kullanan Türk sanatçıları belirlemek, uluslararası üne kavuşan İtalyan sanatçılar ile yakın dönemde ve farklı coğrafyalarda yaptıkları sanatsal üretimin önemini vurgulamaktır. Bu çalışmanın değerlendirme bölümünde ise İtalyan Arte Povera sanatçılarının eserleri ile Türkiye'de Arte Povera hareketinden etkilendiği tespit edilmiş sanatçıların eserleri karşılaştırılmıştır.
Çağdaş sanatta bedenin cinsel temsiliyetine bir bakış
Beden nedir? Bedeni tanımanın insan için önemi nedir? Özgür bir beden olabilmek insan için neden önemlidir? Cinsiyet nedir? Cinsel kimliklerin inşasındaki iktidar güçlerinin amaçları nelerdir? Gibi sorulara yanıt arayarak oluşturulan tez, Çağdaş Sanat alanındaki üretimlerden yola çıkarak, bu sorulara cevap arama ve yeni sorular için düşündürücü olma amacındadır. Farklı gösterge rejimleri çerçevesinde; beden kavramı ve bedenin hedef olarak sanatla olan güçlü bağı, bu çalışmanın odak noktasını oluşturur.20. yüzyılda aklın egemen hale gelmesi, bilimsel ve teknolojik gelişmelerle biçimlenen bireysel yaşamın, özellikle 1970'li ve 1980'li yıllarda hem artistik pratiğin hem de sanat yapıtının geleneksel kavramlar kapsamından çıkıp yeniden sorgulanmasına sebep olmuştur. Sanat bundan böyle; düşündürücü olmasıyla, sıra dışı görselliğiyle, sınırsız imgelemiyle en ilginç malzeme olan insan bedeniyle iletişim kurmaya, fikirleri iletmeye yarayan bir araç olarak kullanılmıştır. Sanat ve düşün ilişkisinin plastik sanatların sınırlarından kurtulmasıyla aynı döneme rastlayan pek çok çalışmada, sanatçılar bedeni bir ifade aracı; insanı da konuşan, düşünen ve eyleyen bir özne olarak kullandılar. Bu tez çalışmasında, beden izleğinin sanata yansıması tarihsel sürecinden, Modern anlayışa ve Postmodern döneme kadar, sanatsal üretimlere olan aksı üzerinden incelendi. Geçmişten günümüze kadar, çoğu disiplinde irdelenen beden kavramının bir uygarlık miti olarak, sanatsal serüveni, en önemli örnekler ele alınarak ve değerlendirilerek kaleme alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Beden, Sanat, Cinsiyet, Performans, Toplum
1980'den günümüze sanatta postmodern yönelimler ve çağdaş Türk sanatına etkileri
1980'li yıllar postmodernizmin yoğun bir şekilde irdelendiği yıllardır. Aynı dönem gerek sanatçılar gerekse teorisyenler modernitenin krizinde hem fikirdir. Kriz ortamında gelişen postmodernizmi ve postmodern sanat kuramlarını araştırmak bugünün sanatını anlamak açısından oldukça önemlidir. Postmodernizmin mihenk noktalarını işaret edebilmek temelde çok çeşitli referansların bir araya getirilmesi ve bunlar arasında düşünsel bir bağlamın kurulabilmesini gerektirir. Böyle bir yaklaşımla geliştirilen bu tezin ilk amacı 1980'li yıllardan itibaren sanata damgasını vurmuş düşün insanlarının fikirleriyle birlikte gelişen yeni sanat anlayışlarına eğilmektir. İkinci amacı ise Dünya'da yaşanan sanatsal değişimle birlikte Türkiye'deki sanatsal değişimlere bakabilme olanağı sağlamaktır.
Çağdaş sanatta müellif sorunsalı
Bu çalışma, çağdaş sanat pratiğinde önemli ve ayrıcalıklı bir tartışma alanı yaratan müellifin/sanatçının rolünü post-yapısalcı kuramlar ekseninde tartışmayı ve postmodern süreçte bu yönde şekillenen sanatsal stratejilerden ve işlerden hareketle müellif ve yapıt ilişkisini hangi açılardan irdeleyebileceğimizi ortaya koymaya çalışacaktır. Böylece; günümüz sanatına ilişkin yorumlama süreçlerini, sanatçının eserin ardındaki varlığını, modernitenin sanatçı, yaratıcı ya da deha olarak konumlandırdığı figürün post-yapısalcı argümanlarla nasıl sorgulanabileceğine odaklanmaktadır. Bu bağlamda da çağdaş sanat alanında sanatçının yapıtının ardındaki otoritesinin, iktidarının ya da yapıtın aidiyet meselesinin hangi açılardan tartışılabilir hale geldiğini, bilhassa sanatçının söylem olarak bize sunulan, dayatılan, biricik özgün anlamlandırma sürecini belirleyen bir figür olarak nasıl ele alınabileceğini günümüzün önemli kuramcıları ve onların argümanları üzerinden tartışmayı deneyecektir. Böylece bu tezde, bilhassa 1980?lerden beri gündeme oturan Temellük Sanatı gibi güncel sanat stratejilerini irdelemek için de son derece elverişli bir hareket noktası oluşmaktadır. Bu doğrultuda postmodernitenin sorgulama tahtasında ortaya çıkan yeni kavram ve okumalar irdelenirken, bir yandan da özgünlük, biriciklik gibi dehaya bağlı olarak geliştirilen prosedürlerin tartışılabilirliğini açımlama amacı güdelecektir.
Günümüz sanatındaki yeni portre yaklaşımları: Yüz ve maske
Bu tezin temel amacı, değişim ve dönüşüm unsuru olan maskenin ilkel toplumlardan gnümüze kadar olan kullanımı, kullanım alanları, günümüz sanatına olan etkilerini örnekleriyle ortaya koymaktır. Bu tezde öncelikli olarak genel maske kavramından, ortaya çıkış nedenlerinden ve psikolojik temellerinden bahsedilmiştir. Daha sonraki bölümlerde ise maskenin eski ve Uzakdoğu kültürlerindeki yeri, işlevi ve önemi incelenmiştir. Daha sonra ise bu kültürlerin günümüzdeki yansımaları aktarılmıştır. Son olarak maskenin günümüz sanatındaki etkileşimleri ve yorumu sanatçı örnekleriyle ele alınmıştır.
Anselm Kiefer; sanatının anlam ve biçimlendirme kaynakları
Bu tezin temel amacı, günümüz sanatının önemli isimlerden biri olan Anselm Kiefer'in sanatının çözümlenmesi, kullandığı özel tema ve materyallerinin anlamlarının ortaya koyulmasıdır. Yapıtlarda rastlanan temaların, sanatçının kimliği ve özel yaşamı ile ilgisi, kullandığı çok çeşitli materyallerin uygulanma biçimleri ve yapıtların resimsel çözümlemeleri de bu anlamda araştırmaya dahil edilmiştir. Bu anlamda sanatçının yaşamının ilk yıllarından itibaren kendisini etkileyerek sanatını şekillendiren kavramlar, anılar ve imgeler, yapıtların görselleri ve çözümlemeleri ile beraber ilk bölümde ele alınmış, ikinci bölümde sanatçının olgunluk dönemine kadar sanatının gelişim süreci ve kendisini etkileyen temalar üzerinde durulmuş ve araştırma sanatçının olgunluk dönemiyle beraber, günümüzde ilgilendiği temalar, gerçekleştirdiği çalışmalar ve çalışma alanları incelenerek sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kuzey Mitleri, Kabala, Simya, Kurşun, Çağdaş Sanat.
Şamanizmin günümüz sanatına yansımaları
Icinde yasadigimiz dunyada her sey doganin bir parcasidir. ilkel insan, kendi imgesini olustururken tamamen dogal malzemelerle, dogal alanlarda hareket etmistir. Doga bir anlamda sanatcinin sozlugudur. Sanat insanin yeryuzunde var olabilme nedeni, dayanak noktasi, yol gostericisi olmustur. Sanat ozunde bir buyudur. Bu yuzyilda gelisen avangart sanat kavramlari ise sanatciya ilkel kulturlerde oldugu gibi bir saman degeri yuklemistir. Samanizm'in etkileri, bati sanatinda oldugu gibi çagdas Türk sanatcilarinin eserlerine yansimistir.
Çağdaş sanatta ölüm kavramı
İnsanın yaratılışından beri var olan ölüm duygusunun sanatta en çok kullanılan temalardan biri olmasının sebebi,birçok anlamda değişikliklere uğramış olsa da gücünden ve büyüsünden hiçbir şey kaybetmemiş olmasıdır. Bu çalışmada ilk uygarlıklardan itibaren günümüz sanat akımlarına kadar olan süreç incelenmiştir.Mitoloji,ilk inanışlar,insanlığı etkilemiş temel dinler,Rönesans'la birlikte değişen resim anlayışı,Avrupa sanatı,günümüz Amerika'sında sanat ve çağdaş Türk sanatı ele alınan ana başlıklardır.Bu başlıklar doğrultusunda yapılan çalışmada dikkati çeken nokta,eserlerinde bu konulara eğilen sanatçıların,bilinmeyen ve tecrübe edilemeyen ölümü farklı inançlar ve farklı felsefi görüşler aracılığıyla ele almış olmalarıdır.Yaşamın çok boyutluluk ve renkliliğine karşın;ölümün hiçliğinin,donukluğunun ve tekdüzeliğinin farkında olan bu sanatçılar,ölümü tuvalin yüzeyine taşıyarak etkisini güçlendirmişlerdir. Ele alınan sanatçı örneklerinin ve sanat yapıtlarının sınırlı sayıda olmasının nedeni ise ölümü tüm yanlarıyla çözümlemeye çabalamanın,çalışmanın amacını ve sınırlılıklarını aşmış olmasıdır.Bu sebeple sanatçıların en çok bilinen yapıtlarına yer vermenin uygun olacağı düşünülmüş,ölüm olgusunun sanat tarihi boyunca yüzyılımıza kadar geçirdiği değişim süreci bu örneklerle ele alınmaya çalışılmıştır.