Motifler
Bu konu başlığı altında 171 tez
Kına ritüelinin çağdaş seramik formlara yansıması
Ateş, toprak ve insan… İnsanoğlu var olduğundan beri bir yaratıcı güce inanmak istemiştir. Bu inanma içgüdüsü zaman içerisinde onu çeşitli anlamlar yükleten durumların içerisine sokmuş, toprak ve ateşin dansı insanı büyülemiş ve insan yaratıcı konumuna geçmiştir. Cansız olan, çamurun insan eliyle şekillenip ateşle buluştuğu ve o ateşten yeniden can bulduğu eserler günümüze kadar ulaşmış ve bu gelenek değişip, dönüşüp, gelişerek halen devam etmektedir. Bu inanç doğrultusunda da insan, ritüeller oluşturmaya ve onları adlandırmaya başlamıştır. Bunlardan biri olan ''kına'' çok eski zamanlardan beri toplumların hayatlarında önemli rol oynamaktadır. Gerek kozmetik gerek sağlık gerekse dini nedenlerle kullanılan bu malzemeye mistik anlamlar yükleyen insan, onu çeşitlendirmiş ve seremoninin bir parçası haline getirmiştir. Kınanın sağlık açısından faydaları tartışılmakla beraber yarattığı duygusundan ve uygulanan seremoni biçiminden dolayı psikolojik olarak insanda mistik bir his yaratarak onu büyülediği düşünülmektedir. Bu mistik halin oluşmasında rol oynayan en önemli etken şüphesiz ki ritüelin uygulanma biçimi, kınanın kokusu, dokusu, taşıdığı anlamı, kullanılan müzikler, ağıtlar, türküler kına ritüelini büyülü bir hale getirerek kişide farklı hissiyatlar yaratmasıdır. Tüm bunlar sanatçılar için birer esin kaynağıdır. Bu tez kapsamında Türk kültürü içinde kendine çokça yer bulmuş kına ritüeli, kına malzemesi ve kullanımıyla ilgili araştırmalar yapılmıştır. Bu ritüellerden esinlenerek, geleneksel dövme motifleri ile kurban teması arasındaki bağın, çağdaş seramik formlara yansımalarından oluşan uygulamalar gerçekleştirilmiştir.
Sten Nadolny'nin romanları örnekleminde motif incelemesi
Bu çalışma Alman yazar Sten Nadolny'nin yazarlık kariyeri boyunca yazdığı Netzkarte (1981), Die Entdeckung der Langsamkeit (1983), Selim oder die Gabe der Rede (1990), Ein Gott der Frechheit (1994), Er oder Ich (1999), Ullsteinroman (2003), Weitlingssommerfrische (2012) ve Das Glück des Zauberers (2017) adlı tüm romanlarındaki motiflerin bir incelemesini sunmaktadır. Motifler olay örgüsüne etkisi doğrultusunda ana motifler, yan motifler, tamamlayıcı motifler başlıkları altında incelenmiştir. Ayrıca bazı romanlarda odak noktasının sadece tek bir motif üzerinde değil, birbiriyle bağlantılı ve etkileşim hâlinde olan ve merkezi öneme sahip iki motif üzerinde olması nedeniyle ana motif başlığı altında bir motif kompleksi olarak da ele alınmıştır. Motiflerin tanımları ve işlevleri ile ilgili kuramsal bilgilerde ağırlıklı olarak Elisabeth Frenzel'in yanı sıra Horst S. Daemmrich ve Ingrid G. Daemmrich'in yapıtlarına başvurulmuştur. Metin incelemesi sürecinde yazar-yapıt ilişkisini sorgulayan, edebi yapıtı yazarın hayat öyküsüne bağlı kalarak ve ona bağlantılı olarak inceleyen pozitivist inceleme yöntemi ile en küçük konu biriminin motif olduğu düşüncesine dayanan metne bağlı inceleme yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Bu çalışma ile bahsi geçen romanlarda kullanılan motiflerin nasıl ele alındığı, romanlardaki işlevlerinin ne olduğu bütüncül bir yaklaşımla ve birbirleriyle karşılaştırmalı şekilde ele alınıp somut örnekler eşliğinde değerlendirme amaçlanmıştır.
Bir Tutti'ye motif-yapı temelli analitik bakış: Gershwin, Fa Majör Piyano Konçertosu, I
Müzikte "bir eserin tematik kimliğe sahip en küçük yapı birimi" olarak tanımlanabilecek olan ve ilişkin olduğu eserin pek çok noktasında, aynen ya da farklılaştırılmış biçimleriyle defalarca yinelenen motif, bu yönüyle bütünlüğü sağlayıcı hayati bir unsurdur. Şu halde, motif-yapı analizi, bir eserde form inşasına yönelik bir değerlendirme yapabilmek için bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Literatürde çok sayıda motif analizi bulunmasına rağmen, bünyesinde caz öğelerini yoğun oranda barındıran Klasik Batı Müziği eserleri söz konusu olduğunda, motif temelli bir analitik çalışmaya neredeyse rastlanmamaktadır. "Caz ile ciddi senfonik müziği bütünleştiren" en önemli isimler arasında yer alan George Gershwin'in bir başyapıtı olarak kabul gören Fa Majör Piyano Konçertosu'nun sadece 50 ölçü uzunluğundaki birinci bölüm Tutti'si, motifsel örgü yoğunluğuyla dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, anılan Tutti üzerinde, motiflerin yinelenme ve Tutti geneline dağılma karakteristiğini ortaya koymayı amaçlayan bir motif-yapı analizi gerçekleştirilmektedir. Altı ayrı işlem basamağını kapsayan analiz; Tutti'nin, 6 ana motif grubu altında toplanan 552 motife ev sahipliği yaptığını, Tutti'de motif kullanımına sahne olmayan tek bir ölçü dahi bulunmadığını ve motiflerden dördünün, swing hissiyatı ve Charleston ritmi özelinde cazdan kaynaklandığını gözler önüne sermektedir. Anahtar Sözcükler: Gershwin, Fa Majör Piyano Konçertosu, Allegro, Tutti, motif-yapı analizi
Takkeci İbrahim Ağa Camisi çinilerinin günümüz kumaş deseni tasarımına uyarlanması üzerine bir araştırma
XVI. yüzyıl ve XVII. yüzyıl arasında Osmanlı Devleti her alanda olduğu gibi sanatta da en parlak dönemini yaşamış, günümüze kadar gelen, eşsiz eserler kazandırmıştır. Bu yüzyıllar arası yapılan mimari eserlerde, Geleneksel Türk El Sanatlarının en güzel örnekleri ortaya çıkmıştır. Cami, saray, kervansaray, çeşme, türbe gibi yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılan çiniler dönemlerinin ihtişamını yansıtmaktadır. Konumuz olan bu çiniler sır altı tekniği ile yapılmış, uygulama yerlerine göre saray nakkaşhanelerinde desenlendirilmiş, İznik ve daha sonra Kütahya en önemli imalat yerleri olmuştur. Dönemin, en güzel çini örneklerini görebileceğimiz Takkeci İbrahim Ağa Caminin, (Arakiyeci İbrahim Ağa, Takkeci İbrahim Çavuş Camisi diye de anılır) (1591) çini panolarının motif özellikleri kullanılarak hazırlanan özgün, tekstil tasarımları, araştırmanın geçmiş ile gelecek köprüsünü oluşturma çabasıdır. Bu çalışmada, Osmanlı Çini Sanatı'nın görsel bir anlatım dili olduğu ve bu dilin günümüz tasarımcıları tarafından kabul görmesi, dolayısıyla caminin tanıtımına katkıda bulunulması hedeflenmektedir.
Battalnâme Destanı ile Battal Gazî filmlerinin tip ve motif ekseninde karşılaştırılması
Destanlar milletlerin tarihlerini, milli değerlerini, sosyal ve kültürel hayatlarını yansıtan edebi eserlerdir. Halk muhayyilesinde derin izler bırakmış olan savaşları, göçleri ve doğal afetleri konu edinen destanlar Türk kültüründe oldukça önemli bir yere sahiptir. Türklerin Müslüman olmasından sonra edebiyatımızda dini destanlar teşekkül etmiştir. İslâmiyet'ten sonra oluşan destanlardaki konulardan birisi Anadolu'nun İslâmlaşması ve Türkleşmesidir. Çalışmamızda bu konular doğrultusunda anlatılan destanlardan biri olan ve Battal Gazî'nin gazâvatlarını anlatan Battal Gazî Destanı değerlendirilmeye tâbi tutulmuştur. Battal Gazî Destanı, Menakıb-ı Gazavât-ı Seyyid Battal Gazî, Hikâyet-i Seyyit Battal Gazî, Seyyit Battal Gazî Menkıbeleri, Kitab-ı Battal Gazî gibi isimlerle de anılır. Seyyit Battal Gazî VIII. yüzyılda Emevilerin Bizans'a karşı açmış oldukları savaşta kahramanlıklarıyla ün kazanmış olan Arap kumandanıdır. Bazı rivayetlerde Battal Gazî'nin Anadolu sahasında Malatya civarında yaşadığı dile getirilmektedir. Anadolu sahasında yaşadığı bilinen Seyyit Battal Gazî'nin lakabı bütün kaynaklarda yiğit, cesaretli, pek büyük anlamlarına gelen Battal olarak geçmektedir. Çalışmada, Battal Gazî'nin mücadelelerini konu edinen Battal Gazî Destanı ve bu destandan yola çıkarak senaryolaştırılmış olan ve başrollerini Cüneyt Arkın'ın oynadığı 1970'li yıllarda çevrilmiş olan Battal Gazî filmleri tip ve motif ekseninde karşılaştırılacaktır. Bu filmler, Türk sinemasında Yeşilçam dönemi olarak adlandırılan döneme ait filmlerdir. Çalışmada öncelikle Battal Gazî Destanı tip ve motif ekseninde değerlendirilmiş sonrasında ise bahsedilen filmler yine tip ve motif ekseninde değerlendirilmiştir. Bu iki değerlendirmenin sonuçları ise çalışmanın asıl çıktısını oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Seyyit Battal Gazî, Battal Gazî Destanı, Tip, Motif, Destan
Anadolu kültüründe simge, anlam ve sağaltım boyutlarıyla dövme
İnsan bedeni sanat yapıtlarında çeşitli temalar üzerinden yıllardır anlatılagelen temel unsurlardan biridir. Beden önceleri sanatçının elinde doğadaki başka varlıkların formlarına dönüşmüş, ardından gelişen teknoloji ve biyolojik gelişmeler bedenin sanatsal yaratımdaki edimlerini de etkilemiştir. İnsan bedeninin farklı görünümleri ve dönüşümü tarih boyunca sanat çalışmalarının konusu olurken, insanın bir bakıma ilk tuvali de olmuş aynı zamanda. Beden, insanın tepkisini verdiği ilk alandır. Beden, insan için kendisi olmanın farkında olduğu ilk yerdir. Her insan için bedeni onun aynasıdır, ne olduğunu, kim olduğunu gösteren yüzüdür. Bedendeki izler, içsel sıkıntıların uzantılarıdır ve bu sayede sıkıntılarını denetlemeyi umar insan. Bedene kazınan semboller, izler, duyulan acı, konuşmak mümkün olmadığında deriye yansımış çığlıklardır, sözcüklerle dile getirilemeyendir, iletişim kurmanın, kurmak istemenin bir başka biçimidir. Bireylerin bedenlerinde oluşturdukları izler, bireyin kendi olma çabası için, içinde yaşadığı topluma bir çağrıdır. Simgesel bir eylemdir. İlkel dönemlerde birey, bedenini dileklerini gerçekleştirme arzusunun bir nesnesi olarak kullanmış birtakım büyüsel ritüelleri bedeni aracılığıyla gerçekleştirmiştir. İnsanlık tarihi, sözden imgeye yolculukta hep içinde yaşadığı doğadan esinlenmiş, kavrayışının ötesinde bulunan şeylerden korkmuş, tanımlayamadığını cisimlendirmiş, simgeler üretmiştir. Yani görünmeyeni anlayabilmek için görünür temsiller yaratmıştır. Korku, çaresizlik, geleceği bilme arzusu, kötücül güçlerden korunma gibi nedenlerini bilemediği olaylarla baş edebilmek için oluşturduğu soyut kavramlara anlamlar yüklemiştir. İnsan bedeninin farklı malzemeler kullanılarak, çeşitli uygulamalarla süslenmesi tarihin çok eski dönemlerinden beri süregelmiştir. Günümüzde Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu da görülen dövme geleneğinin izlerini, tarihin derinliklerinden itibaren görmek mümkündür. Yaşamlarının şifrelen dövme motiflerinde gizlidir. Daha çok kadınlarda görülen dövme, kadınlar için zarifliğin, soyluluğun, güzelliğin sembolü iken, erkekler için güç ve iktidar belirtisidir. Gelenek, bölgenin tarihî ve dini inançları ile yakından ilgilidir. Bölgede yapılan dövme motiflerinin ve anlamlarının benzerliği, motiflerin bölgenin ortak kültür yapısının bir ürünü olduğunu düşündürür bize. Ayrıca dövme ile birlikte kına yakma, sürme çekme, ölüm ve doğum törenleri, birtakım büyüsel ritüeller, tütsüler, altın diş yaptırma gibi diğer geleneksel eylemlerin iç içe geçmesi, ortak kültür mirasının en büyük kanıtlarıdır. Anadolu coğrafyasında birbirinden ayrı din, etnik grup, aşiret ve mezhep farklılıkları olan topluluklar arasında dövme sembolleri, görünüm ve yapılış açısından benzerlik gösterse de bazı değişiklikler göze çarpmaktadır. Bölgede dikkat çeken topluluklar çoğunluk olarak Ezidiler, Süryaniler, Araplar, Keldaniler, Kürtler ve birtakım aşiretler, tarikatlardır. Her kültür inancını, sosyal yapısını yansıtan, geçmişiyle bağ kuran somut bir kültürel mirasa sahiptir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki Güney Doğu'da yapılan geleneksel dövme belli bir yaş aralığında olan kadınlarda ve erkeklerde gözlemlenmiş, genç nesillerin eski dövme motiflerine rağbet etmedikleri tespit edilmiştir. Kentier'e göç sürecinde de toplum baskısından kaçınma duygusu geleneksel dövmeye duyulan ilgiyi azaltmış, etnik bir grubu, topluluğu simgeleyen, örneğin; "haç" gibi, dini bir sembol haline gelmiş beden işaretleri yok olmuştur. Tarih boyunca birbiriyle kaynaşmış, karışmış değişik kültürlerin eski dönemlerden günümüze aktarılmış sembolleri olan geleneksel dövme motifleri, Güneydoğu Anadolu insanının zengin kültür miraslarından biridir. Göründüğünden çok daha derin anlamlar, gizemler, şifreler barındırır. Ne yazık ki bu kültürün son temsilcileri de birer birer yok olmaktadır.
Geleneksel Türk motiflerinin modern mobilya üretim sürecinde tasarımı ve uygulanması
Türk geleneksel el sanatlarında sanatsal veri kaynaklarının zenginliğinin modern mobilya üretim süreçlerine aktarılmasının amaçlandığı bu çalışmada; öncelikle farklı alanlarda kullanılan ve öne çıkmış Türk motif uygulamalarından modern ahşap işçiliğine uygun motiflerin araştırılması yapılmıştır. Belirlenen temel motifler üzerinden hareket edilerek, saf haldeki motiflerin kitlesel üretim süreçlerinde üretilebilir tasarımlar haline getirilmesi sağlanmış ve arkasından üretim süreçlerinin verimliliğinin artırılması amacıyla işleme parametrelerinin işlenmiş malzeme yüzey kalitesine etkisi incelenmiştir. Çalışmada aynı zamanda geleneksel motiflerin modern hayatta yaşaması hedeflenmiştir. Bu kapsamda öncelikle, CNC freze makinasında ilerleme hızı ve dalma derinliği gibi farklı işleme parametrelerinin MDF'nin yüzeyinde frezeleme işlemi sonrası yüzey kalitesine etkisi araştırılmıştır. Yüzey kalitesinin ölçümünde TS971'e göre Ra değerleri dikkate alınmış, her biri 4 mm travers aralığında olmak üzere beş farklı noktadan ölçüm yapılarak ortalama pürüzlülük değerleri bulunmuştur. Sonrasında freze işlemi yapılmış MDF yüzey PVC folyoyla kaplanmıştır. Kaplanmış yüzey üzerinde, kaplanmadan önce yapılmış olan ölçümler tekrarlanmış ve elde edilen veriler ışığında işleme parametrelerinin kaplanmış ve kaplanmamış yüzeylerde yüzey pürüzlülüğüne etkisi t-testi ve varyans analizi gibi istatiksel analizlerle ortaya konulmuştur. Sonuç olarak geleneksel Türk motifleri içerisinden seçilen motifin bilgisayar ortamında tasarımın etkin bir kapasitede üretimi için değerlendirme aralığında en uygun işleme parametreleri belirlenmiştir. Dalma derinliği açısından 6-7 mm derinlikler için anlamlı bir farklılık bulunamamış, ilerleme hızları açısından; incelenen aralık (5-10-15 m/dk) ve uygulanan folyonun özelliğine bağlı olarak kaplanmamış yüzeyde ilerleme hızı arttıkça yüzeyin kalitesinin kötüleştiği ancak ilgili yüzeye kaplama yapıldıktan sonra herhangi bir anlamlı farklılık kalmadığı görülmüştür.
Van ve Hakkâri yöresi halılarından örnekler
Doğal şartlara, iklim koşullarına, insanoğlunun ihtiyaçları ve inançlarına bağlı olarak geçmişten günümüze kadar yüzyıllar boyunca çeşitli gelişme ve değişimler gösteren dokumacılık, kuşkusuz insanlığın en eski sanatlarından birisidir. Özellikle soğuk iklimin hâkim ve hayvancılığın yaygın olduğu yerlerde karşımıza çıkan dokuma örnekleri önceleri insanlar için bir ihtiyaç maddesi ürünü iken zaman içerisinde giderek kişisel ve mekânsal zevklere yönelik birer süs öğesi olmuşlardır. Bunun yanı sıra dokumalar, ait oldukları halkların kendine özgü kültür ve sanat anlayışını yansıtan birer belge olma niteliğini kazanmışlardır. Orta Asya'da Türklerin yaşadığı bölgelerde ortaya çıktığı ve onlarla birlikte yayılarak geliştiği kabul edilen dokuma geleneği, Selçuklular yolu ile Anadolu'ya gelmiş ve burada gelişimini sürdürmüştür. Anadolu bu yönüyle oldukça zengin bir dokuma kültürüne sahiptir. Türk kültür ürünlerinden biri olan halı, kökeni milattan önceki yüzyıllara dayanan "Dokumacılık" sanatının bir koludur. Halıcılık, Türklerin en eski el sanatlarından birisidir. Halının sadece bir örtü veya süsleme malzemesi olarak değil, Türk topluluklarında aynı zamanda bir taht örtüsü olarak ta kullanıldığı bilinmektedir. Türklerin Orta Asya'dan Anadolu'ya göçüyle beraber Orta Asya'daki halıcılık bilgileri de Anadolu'ya taşınmıştır. Dokumacılık yönünden köklü ve zengin bir geçmişe sahip olan Anadolu'da her yörenin kendine has dokuma malzemesi, teknikleri ve motif özellikleri mevcuttur. Bu anlamda Van ve Hakkâri yörelerinin Anadolu'daki önemli dokuma merkezleri arasında yer aldığı ve bu yörelerde halı dokumacılığının önemli bir yeri olduğu bilinmektedir. Bunun en önemli sebebi hayvancılığın bu yörelerde ana geçim kaynağını oluşturmasıdır. Bu sebeple bu çalışma kapsamında Van ve Hakkâri halılarından örnekler malzeme, renk, motif ve kullanılan kompozisyon açısından değerlendirmeye alınarak tanıtılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler : Dokuma, Halı, Motif, Van, Hakkâri.
Uşak halı motiflerinin seramik yüzeylerde uygulanabilirliği ve kişisel uygulamalar
Halı, sanat tarihi ve Geleneksel Türk el Sanatlarının önemli bir alanı ve Türk gündelik yaşantısının vazgeçilmez unsurudur. Halı, dünyada ilk bulunan eşsiz halı parçası örneği Pazırık halısı ile Türklerin dünya medeniyetlerine sunduğu bir sanat ve kullanım eşyasıdır. Türk topluluklarının yaşadıkları bölgeler, gelişen yaşantı ve kültür etkileşimi ile çok zengin kompozisyon şemaları, motif, renk, sanat anlayışları ile günümüze kadar gelmiştir. Halının Anadolu'da çok fazla dokunduğu ve halı sanatını etkileyen şehirlerden biri de Uşak yöresidir. Uşak yöresinde dokunan halılar yüzlerce yıl dünyanın birçok ülkesinde istenilen, aranan ve kullanılan prestij ürünü sayılan halılar olmuştur. Uşak halı kompozisyonlarının, motiflerin ve renklerin zenginliği seramik sanatının dekor zenginliği ile birleştirilerek, seramik dekorlarının sanatsal etkisini zenginleştirilmesi düşünülerek çalışmalar yapılmıştır Anahtar Kelimeler: Halı, Seramik, Uşak
Kuş figürlü Osmanlı mangırlarının seramik form ve yüzeylerde yorumları
Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında basılıp kullanılan mangır olarak adlandırılan bakır paralar, üzerlerindeki sultan adları, sultan mühürleri, hayvan figürleri, nakış desenlerinin bulunduğu pullar çok çeşitli çalışma alanları sunmaktadır. Osmanlı Devleti'nde kuş figürü, gücü, kuvveti ve kudreti temsil ettiği için çok önemli ve özeldir. Kuş betimlemeleri, mimaride, minyatürde, tezhipte, el sanatlarında, süslemede, seramik sanatında ve hatta günlük hayatta kullandıkları paraların üzerinde kullanılmıştır. Kuş Figürlü Osmanlı Mangırları, arkeoloji ve nümismatik alanında yaşanan gelişmelerle günümüze dek ulaşabilmiş ve az sayıdaki parça koleksiyonerler aracılığıyla belli başlı müzelerde sergilenmektedir. Osmanlı bakır paralarından olan mangırlar, hem kültürel bakımdan önemli bir değere sahip olup hem de doku bakımından oldukça zengin parçalardır. Bu çalışmada, Osmanlı mangırları üzerinde yer alan kuş figürleri ve desenler yeniden yorumlanarak seramik form ve yüzeylerde kullanılmıştır. Uygulamalarda, seramik sanatında kullanılan çeşitli şekillendirme ve dekorlama teknikleri kullanılmış özgün sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bakır, Kuş, Mangır, Para, Seramik
Başkurt Destanlarında Şamanistik unsurlar
Çalışma, Avrupa ile Asya kıtaları arasında yer alan Ural Dağı'nın yamacında yaşayan Başkurt Türkleri'nin destan yaratılarına Şamanistik unsurları ne derece yansıttıklarını ortaya çıkarmak üzere yapılmıştır. Çalışma giriş, iki bölüm ve sonuç şeklinde düzenlenmiştir. Giriş bölümünde Başkurdistan ve Başkurt Türkleri, Destan ve Başkurt Destancılık Geleneği üzerine bilgiler verilmiştir. Başkurdistan ve Başkurt Türkleri başlığı altında Başkurdistan coğrafyası ve Başkurt Türkleri'nin tarihi, sosyal ve ekonomik durumları hakkında bilgi verilmiştir; Destan başlığında, destan üzerine yapılan tanım ve açıklamalara değinilmiştir. Bu bölümün son başlığında ise Başkurt Türkleri'nin destancılık geleneğine değinilmiştir. Birinci bölümde, Türk eski inancı Şamanizm hakkında literatür taraması yapılmıştır. Bu aşamada birçok kaynak incelenerek Şamanizm inancı temel nitelikleriyle tanıtılmıştır. Çalışmanın temelini oluşturan ikinci bölümde, Türk Dil Kurumunun 2015 yılında yayınladığı 4 ciltlik "Başkurt Destanları" serisi Şamanistik unsurların varlığı bakımından ele alınmıştır. Burada 74 destan, 14 ana başlık altında incelenmiştir. Sonuç kısmında ise Başkurt Türk destanlarında yoğun şekilde tespit edilen Şamanistik unsurlara dair yorumlar yapılmış ve nihayetinde çalışma hakkında genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Başkurt, Şamanizm, Destan, Motif
İstanbul Süleymaniye Kütüphânesi'nde bulunan kıt'a-hat levhaları ve tezhipleri
Bu araştırmada İstanbul Süleymaniye Kütüphânesi'nde bulanan 59 adet sülüs, nesih ve muhakkak hatla yazılan kıt'a-hat levhaları ve tezhipleri, Türk-İslam san'atları içerisinde mümtaz bir yere sahip olan hat ve tezhip san'atı yönünden incelenmektedir. Seçilen bu eserler, dönemlerinin tüm özelliklerini yansıtmalarından dolayı Türk kitap sanʻatları alanında büyük öneme sahiptirler. Üç bölümden oluşan bu araştırmanın birinci bölümünde, hat san'atının tarihi gelişimi, Türk-İslam Medeniyeti'nde hat san'atının önemi, ekol sahibi Türk-Hat üstadları, Aklâm-ı Sitte, hat san'atının kullanım alanlarıyla beraber, tezhib ve ebrû san'atı hakkında teferruatlı bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, konuyla doğrudan ilişikli olarak Türk-Hat san'atında kıt'a ve levha geleneği, levha ve kıt'a çeşitleriyle levhalarda kullanılan tekniklerle alakalı bilgiler verilmiştir. Üçümcü bölümde ise, katalogta yer alan eserlerin tahlilleri ve incelemeleri yapılmıştır. İncelenen eserler envanterleriyle birlikte dönem özellikleri, ekolleri, kâğıt, yazı, dil özellikleri, motif ve desen özellikleri bütün yönleriyle ele alınmış eserlerin karşılaştırma ve değerlendirilmesi yapılarak çalışma sonlanlandırılmıştır.
Kubadabad Sarayı çinilerinde antropomorfik motifler ve özgün yorumları
Anadolu Selçuklu Dönemi'ne ait Kubad-Abad Sarayı, 1235-1236 yılları arasında Alaaddin Keykubad tarafından Konya'ya inşa edilmiştir. Saray çinileri, sekiz köşeli yıldız ve haç şeklindeki geçme düzenlemeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüzey bezemelerinde insan ve hayvan figürleri, bitkisel ve geometrik motifler ve yazı kullanımının yanı sıra antropomorfik motifler de yer almaktadır. Figüratif motifler arasında ilk olarak ele alınan insan figürlü çiniler, Asya kökenli özellikler yansıtmaktadır. Farklı duruşları sergileyen bu çiniler, oturan ve ayakta insan figürleri, portreler ve diğer insan figürleri olarak dört kategoride incelenmiştir. Vahşi ve evcil hayvanlar, çeşitli kuşlar ve efsanevi yaratıklar, Kubad-Abad sarayında yerini alan bir diğer kategoridir. Bu doğrultuda saray bezemelerinde de görülen vahşi hayvanlar ve efsanevi yaratıklar birçok farklı anlam için kullanılmıştır. Çinilerde genellikle hayvan figürleri ile birlikte kullanılan bitkisel bezemeler arasında ise palmet, lotus, nar, haşhaş, rumi, hayat ağacı motifleri yer almaktadır. Sarayın çinilerinde gerek düzenlemelerde, gerekse bezeme olarak kendini gösteren geometrik motifler, rozetler ve madalyonların da anlamlarına dair teoriler bulunmaktadır. Bu bezelemelere ait örnekler genellikle, sonsuzluk ve astronomi ile ilişkilendirilmektedir. Selçuklu süsleme sanatında yer alan yazı öğesi de, saray çinilerinde ikincil bir motif olarak kullanılan bir bezeme öğesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kubad-Abad Sarayı'nı süsleyen en ilginç grubu ise antropomorfik motifler oluşturmaktadır. Yunanca biçim ve insan kelimelerinden türetilmiş antropomorfizme dair saray çinilerinde yer alan örnekler, Hüma Kuşu, Güneş motifi ve Sfenks başlıkları altında incelenmiştir. Farklı duruşlarıyla saray çinilerinde yerini alan kadın başlı, kuş gövdeli Hüma kuşu (Harpi Siren) figürünün tek başına ve çeşitli bezemelerle kullanıldığı örnekler incelenmiştir. Diğer bir antropomorfik motif olan güneş motifi ise, sahip olduğu çok çeşitli coğrafya ve kültür etkileşimleriyle ele alınmıştır. Kanatlı aslan gövdeli, insan başlı Sfenks figürü de sahip olduğu farklı inanışlarına dair araştırmalarla bu insansı motifler grubu içerisinde yer almıştır. İkonografik araştırma sonucunda, bu gizemli, insansı motifler, efsanevi pek çok hikâyenin kahramanları olmalıdır.
Zeugma (Belkıs) antik kenti mozaiklerinde kullanılan bordür motiflerinin çini sanatına uyarlanması
İnsanoğlunun ilk buğday tohumunu toprakla buluşturduğu yerdir Mezopotamya. Tarihe adını "Bereketli Hilal" olarak yazdıran bu hilalin en önemli parçası Fırat ve Dicle nehirlerini doğuran Anadolu topraklarıdır. Dünyanın kadîm bilgelik ve tekniği ile bütün medeniyetleri emziren, besleyen, ismi ile müsemma Anadolu'dur. Bu Hilal'in en önemli medeniyetlerinden biri olan Zeugma'lılar, her alanda olduğu gibi sanat alanında da çok başarılı olmuşlardır. Bu başarıyı mozaiklerindeki estetik kaygısı, kullanılan teknikler ve hikâyeler zenginleştirmiştir. Zeugma mozaiklerini diğer medeniyetlerin mozaiklerinden ayıran en önemli fark kullanılmış olan on üç renk armonisidir ki bunu başka mozaiklerde göremeyiz. Bu farkı Fırat nehrinin getirdiklerine borçludur. Zeugma'lılar kentlerini eşsiz mimari eserlerle donatırken bu eserleri ustalık isteyen mozaiklerle süslemişlerdir. Tıpkı İslam tezyinatlarında olduğu gibi Zeugmalı sanatçılar da mimari süslemede motiflerin diline hâkim tasarımlar yapmışlardır. Bu tasarımlarının neredeyse tamamının etrafını bordür (kenar suyu) adı verdiğimiz çerçeveler ile süslemişlerdir. Bu iki medeniyetin süsleme sanatında kullandığı ortak bir motif vardır, bu tez bu motifin sentezi niteliğindedir. Konumuz doğrultusunda öncelikle Gaziantep ve Zeugma mozaikleri araştırılmıştır. Bu eserlerin Anadolu Mimarisindeki önemi ve çini sanatlarındaki yeri incelenmiştir. Bu doğrultuda bu iki sanatın motifleri kullanılarak yeni tasarımlar yapıldı ve bu tasarımlar çini sanatına uygulanarak çini pano ve tabaklara uygulanmıştır. Sonuç olarak yeryüzünde hiçbir şey geçmişten bağımsız değildir. Türkler fethettikleri toprakların üzerine inşa ettikleri medeniyetleri; o coğrafyanın kültür, sanat anlayışını kendi sanat, kültür, estetik ve dini anlayışını birleştirerek kültürel bir bağ kurulmuştur. Türkler eşsiz bir bilgi birikimi ile geçmişten aldığı mirası daha da geliştirerek sanata kendine münhasır imzalarını atmışlardır. İstisnasız bu imza batı sanatlarında gıpta ile bakılan ve taklitleri yapılan eserler haline gelmiştir. Anahtar Kelime: Belkıs, Zeugma, Mozaik, Çini, Mimari, Süsleme
Osmanlı Dönemi Karamemi üslubunda İznik çini tabaklarında görülen motifler, kompozisyonların incelenmesi ve uygulanması
Özellikle 16.yüzyıldan itibaren İznik'te yoğunlaşan Osmanlı Dönemi Çini Sanatı, Saray nakkaşhanesinin saray ustaları tarafından çini komposizyonlarına getirilen yeni yaklaşımlar Osmanlı dönemine özgü yeni üslupların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Osmanlıya özgü olan Karamemi üslubuda bunlardan sadece bir tanesidir. Kanuni dönemindeki Saray nakkaş hanesinin en önemli sanatkârları Şah Kulu ve onun öğrencisi olan KaraMemi'dir. KaraMemi, klasik çini komposizyonlarının yanı sıra çalışmalarında kendi zevkini ve görüşünü yansıtan natüralist bir yaklaşım izlemiştir. KaraMemi tabak çalışmalarında ana tema olarak, bahçe çiçekleri ile beraber bahar dalları ve servi ağacıda motiflerini karakterlerini kaybetmeden desen içerisinde kullanılmıştır. Motiflerin karakterlerinin üzerinde oynanılmamasından dolayı yarı üsluplaştırılmış çiçeklerin kendi sapı ve yaprağı ile komposizyon içerisinde yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Karamemi, Çini, İznik, Üslup
Türk masallarında imtihan motifi -Az Gittik Uz Gittik ve Zaman Zaman İçinde-
Tarihin çok eski çağlarından bu yana sözlü gelenek içerisinde gelişip zenginleşerek günümüze ulaşan masallar, hem milli hem de evrensel ögeler taşıyan önemli anlatılardır. Masallar ortaya çıktığı toplumdan izler taşımış, bunu sonraki nesillere ve diğer toplumlara aktarmada başarılı olmuştur. Türk masallarında yer alan imtihan motiflerinin tespit edildiği bu çalışma, bu alanda yapılan diğer çalışmalar gibi Türk halk kültürü araştırmalarına hizmet edecek bir çalışma olacaktır. "Türk Masallarında İmtihan Motifi-Az Gittik Uz Gittik ve Zaman Zaman İçinde-" adlı çalışma özet, önsöz, giriş, sonuç ve kaynakça haricinde üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın "Masal Kavramı" adlı birinci bölümünde; masal nedir, masalların kaynakları, masalların tasnifi, masallar üzerine yapılan çalışmalar hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmanın "Motif Kavramı" adlı ikinci bölümünde ise motif terimi ile ilgili bilgiler, motif üzerine yapılan çalışmalar verildikten sonra imtihan motifi tanımı yapılmış ve ardından Stith Thompson'un belirlediği"Motif Indeks Of Folk Literature" adlı eserinde yer verdiği imtihan motifi ana başlıkları sıralanmıştır. Üçüncü bölümde ise incelediğimiz "Az Gittik Uz Gittik" ve "Zaman Zaman İçinde" kitaplarındaki toplam yetmiş masalın adları numaralandırılarak verilmiştir. Ardından Stith Thompson'un belirlediği "Motif Indeks Of Folk Literature" adlı eserinde yer verdiği imtihan motifi ana ve alt başlıklar halinde sıralanmıştır. Sonrasında incelenen masallarda tespit edilen imtihan motifleri Stith Thompson'un belirlediği sıralama ile verilmiştir. Tespit edilen her imtihan motifiyle ilgili kısa bir açıklama yapılmıştır. Tespit edilen motiflerin diğer anlatı türlerinde görülen örnekleri de verilmeye çalışılmıştır. "Sonuç" adını taşıyan bölümde, inceleme bütünüyle ele alınmış, inceleme hakkında bir değerlendirme yapılmıştır. "Kaynaklar" bölümünde, incelemeye konu olan yazılı kaynaklar alfabetik sıra ile verilmiştir. Anahtar kelimeler: Masal, imtihan, motif
Kuzeybatı Bursa masalları
"Kuzeybatı Bursa Masalları" adlı bu çalışmada Bursa şehrinde ve köylerinde yaşayan kaynak kişilerden derlenen 61 masal metni incelenmiştir. Bu incelemede masalların yapı, tip ve motif özellikleri tahlil edilmiştir. Kaynak kişiler özenle seçilerek ve bizzat görüşülerek masallar video kayıt sistemi ile derlenmiştir. Bursa sahasında derlenen halk anlatılarından masal özelliklerini taşıyanlar ayırılarak masallar tespit edilmiştir. Bu amaç doğrultusunda çalışma üç bölüme ayrılmış ve Giriş kısmında; Bursa masal geleneğinin araştırma amacı ve önemine değinilmiştir. Birinci bölümde masal kavramı, masalların özellikleri ve masallarda yer alan unsurlar, örneklerle açıklanmıştır. İkinci bölümde araştırma alanımız olan Bursa ilinin sosyo-kültürel özellikleri; tarihî, demografik ve ekonomik yapısından yola çıkarak ortaya konulmuş, ardından Bursa üzerine hazırlanan tez çalışmalarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Bursa masallarının formel unsurları, halk kültürü unsurları ve arasözlerinin yapısal incelemesine yer verilmiştir. Ardından derlenen masal metinlerinin tip tasnifi yapılarak motif unsurları tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde Bursa ilinin anlatıcı-dinleyici bağlamı, sosyo-kültürel özelliklere göre işlevsel açılardan karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Son olarak ekler kısmında ağız özelliklerine göre masal metinleri sıralanmıştır. Bu sıralama sonunda masal metinlerinde geçen yöreye ve ağız özelliklerine özgü kelimelerden oluşan bir sözlük hazırlanmıştır.
Türk halı ve düz dokumalarında kullanılan sembolik motifler ve kültürel kökenleri
Motifler doğdukları toplumda sözsüz iletişim unsurlarıdır. Bir toplumun değer yargılarına, inançlarına, gelenek ve göreneklerine dair düşünce yapısının soyutlaştırılmasıyla yaratılan bu semboller özellikle maddi kültür unsurları üzerinde kullanılarak, eserlere kimlik kazandırmıştır. Dokuma sanatı da zengin motif ve kompozisyon örnekleri ile Türk kültür kodlarını içinde barındıran geleneksel el sanatlarımızdandır. Kadim bir geçmişe sahip Türk dokuma sanatı, kaynağını Orta Asya' dan alarak, değişen zaman ve coğrafyalarda teknik ve estetik olarak zenginleşmiş, günümüz Türk dünyasına ortak bir miras olarak ulaşmıştır. Bu çalışmada Anadolu geleneksel halı ve düz dokuma yaygılarında yer alan motiflerin kültürel köken ve kaynakları araştırılırken; yazılı, sözlü ve maddi kültür öğeleri ile birlikte değerlendirilip, disiplinler arası bir yaklaşım sergilenmiştir. Bu doğrultuda hazırlanan çalışmamızın ilk bölümünde sembol diline ait terminoloji ele alınmıştır. Ayrıca Türk düşünce yapısını oluşturan temel unsurlar olan din, mitoloji, dünyayı algılama, halk inanışları çevresinde gelişen gelenek, göreneklerle beslenen, göçler, savaş ve de ticaretle etkisini genişleten sembollerin izleri sürülmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde Türk halı ve düz dokuma yaygılarının tanım, tasnif, tarih konuları ele alınarak günümüzdeki icra ortamı ve icracıların durumuna yer verilmiştir. Üçüncü bölümde örneklem olarak seçilen yörelerde yaşayan halı ve düz dokuma kültürüne değinilmiştir. Bu yörelerimize ait halı ve düz dokumalardan birer örnek, motif çizimleri ile birlikte Ekler başlığı altında verilmiştir. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde, Türk halı ve düz dokuma yaygılarında sıklıkla görülen motifler sınıflandırılarak, bu motiflerin sanata ve folklorumuza yansıyan iz düşümlerine yer verilmiştir.
Ahlat mezar taşlarındaki kandil kavramının çağdaş seramik formlarda yorumu
Sanatta Yeterlik Sanat Çalışması Raporu olarak ele alınan konu, sanat tarihimizde önemli bir yere sahip olan Ahlat Mezar Taşları üzerinde süsleme öğesi olarak kullanılan kandil motifinin farklı bir bakış açısıyla çağdaş seramik formuna dönüşmesine dayanmaktadır. Mezar taşları kültür ve sanat tarihi açısından önemli verilere sahip birer tarihi belge olma niteliğindedirler. Yapılan araştırmalar, Anadolu'da yaşamış olan her toplumun yaptıkları mezar taşlarına kendi kültürel özelliklerini yansıttıklarını göstermiştir. Çalışmada mezar taşları konusunun geniş olması göz önünde bulundurularak, konu açısından önemli bir bölge olan Ahlat mezar taşları seçilmiştir. Bu bağlamda raporun birinci bölümünde, mezar taşları ve Orta Asya'dan Anadolu'ya kadar yapılmış olan mezar taşları ile ilgili genel bilgilere yer verilmiştir. Plastik açıdan Türk mezar taşlarının incelenmesi bu bölümde yer alan bir diğer konudur. Ayrıca asıl çalışmanın yapıldığı Ahlat mezar taşları konusu yine burada detaylı bir şekilde incelenmiştir. İkinci bölümde, kandil konusu ile ilgili genel bilgilere yer verilmiştir. Konumuz açısından önemli olan inanç ve kandil ilişkisi detaylı bir şekilde incelenmiş ve kandil formunun İslamiyetteki ışık ve nur kavramları ile olan ilişkisi üzerinde durulmuştur. Kandil formunun, bu ilişkiden yola çıkarak mezar taşları üzerine nasıl işlendiği anlatılmıştır. Ayrıca formun, Ahlat mezar taşları üzerinde neden ve nasıl kullanıldığına yer verilmiştir. Raporun son bölümü olan üçüncü bölümde, kandil formunun mezar taşları üzerindeki kullanımı değerlendirilerek yapılmış kişisel uygulamalara yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler Seramik, Kandil, Ahlat Mezar Taşları.
18-19. yüzyıllarda Kütahya çiniciliği: Üretim ilişkileri, çini ticareti ve motifler
Kütahya kentinin toplumsal mahiyetini ve tarihsel seyrini aksettiren çiniler, şehrin mevcut kaynaklarından tecelli eden folklorik bir meşgaledir. Bu meşgale çağlar boyunca sürdürülmüş ve kentin tek mühim zanaatı haline gelmiştir. Kütahya'da Germiyanoğulları dönemiyle başlayan çini sanatı, 18. yüzyıl Osmanlı'sında doruk noktasına ulaşmıştır. Bunun en mühim sebepleri, Osmanlı döneminde çiniciliği destekleyen mimari düzenin gelişmesi, kenti kapsayan Ermeni ticaret ağları ve 18. yüzyılda tüm dünyada arttığı gözlenen kahve tüketimidir. Kahve fincanlarıyla birlikte gelişen sipariş ağları, bu dönemde Kütahya çinilerine olan talebin artmasını sağlamıştır. Nitekim kazılar sonucunda 18. yüzyıla ait Kütahya çinilerinin, Asya, Avrupa, Balkanlar ve Ortadoğu/Mezopotamya bölgelerine kadar ulaştığı da tespit edilmiştir. 18. yüzyılda Kütahya çinicilerinin çoğunlukla Ermeni olması, ticari ağlar vasıtasıyla bu sanatın desteklendiğini göstermektedir. Bunun yanında çinilerde kullanılan devşirme motifler de, farklı coğrafyalarla kurulan ticari bağlantıların varlığının bir diğer kanıtıdır. Ancak tüm bu ticari faaliyetlere karşın, mekânsal verilerin ve ticaret belgelerinin azlığı, üretim zincirinde bir belirsizlik yaratmaktadır. Kütahya'nın çini sanatının ve kent dokusunun merkeze alınarak birlikte incelendiği çalışmalar oldukça kısıtlıdır. Ancak adeta bir kent imgesi haline gelen çiniciliğin, kent bağlamı dışında ele alınması, buradaki üretimin boyutlarını anlamayı zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla çalışmada bu nokta üzerinde durulacak, kent ekonomisi ve çini üretimi mercek altına alınacaktır.
"Friedrich Dürrenmatt'ın 'Yaşlı Kadının Ziyareti', Tennessee Wiliams'ın 'Geçen Yaz Birden Bire' ve Güngör Dilmen'in 'Ben, Anadolu' gibi 20. yüzyıl tiyatro eserlerinde 'Ana Tanrıça' motifinin karşılaştırmalı incelemesi",
Edebiyat bilimi birçok disiplin ile ortak çalışarak kendi yapısını zenginleştirir ve geliştirir. Artık günümüzde edebiyatı sadece hikâye kitapları, romanlar okuyarak boş zamanlarımızı doldurduğumuz bir etkinlik olarak göremeyiz. Edebiyat, her geçen gün bir bilim olduğunu ortaya koyuyor. Dünyaca severek okunan çoğu kitabın sinema ya da televizyon dizisi uyarlamaları yapılıyor, akademik çevrelerde hem yazınsal hem de dijital versiyonlarının incelemeleri yapılıyor. Edebiyatın bu kadar etkin bir şekilde hayatımızın içinde olmasının sebebi, hiç kuşkusuz diğer disiplinlerden de besleniyor olmasıdır. Psikoloji, felsefe, sosyoloji, din ve mitoloji gibi her biri ayrı bir inceleme alanına sahip bu alanların, edebiyatın günümüzdeki şeklini almasında çok önemli bir yere sahip oldukları gerçeğini kanıtlar niteliktedir. İnsanın kendisiyle en iyi şekilde yüzleşmesini sağlar edebiyat. Geçmişiyle geleceği arasında köprü kurmasına vesile olur. Bilinç aktarımı sağlar. Bu düşünceden yola çıkarak bu yüksek lisans tezinde 20. yüzyılın seçkin eserleri arasından seçilmiş olan tiyatro eserlerindeki bu bilinç aktarımının nasıl gerçekleştirildiğinin gözler önüne serilmesi amaçlanmaktadır. Friedrich Dürrenmatt'ın „Yaşlı Kadının Ziyareti", Tennessee Williams'ın „Geçen Yaz Birdenbire" ve Güngör Dilmen'in „Ben, Anadolu" eserlerindeki ana karakterlerin „Ana Tanrıça (die Große Mutter)" motifinin incelenmesi bu yüksek lisans tezinin ana konusunu oluşturmaktadır. Bahsi geçen motifin incelenmesi fikri İsviçreli Psikiyatr Carl Gustav Jung'un öne sürdüğü Arketip Teorisi'nden edinilmiştir. „Ana Tanrıça (die Große Mutter) arketipi, seçilen eserlerin ana karakterlerinin ortaya koyduğu motifler ve semboller, mitolojik ve felsefe açılardan incelenmektedir. Üç farklı coğrafyanın yazarları tarafından oluşturulan bu eserlerin ana karakterlerinin birbirleriyle karşılaştırılması, ana tanrıça arketipin özelliklerinin taşıdıklarının kanıtlanması bu yüksek lisans tez çalışmasının amacıdır.
Gölge oyunu ve kuklaların seramik formlarda yansımaları
Sanat, eserinin yaratıcısı bilinsin ya da bilinmesin içinde var olduğu toplumun manevi birikimini yansıtan ve geleceğe taşıyan en önemli unsurlardandır. Bu sebeple sanat nesilden nesile taşınmalı ki o sanat varlığını devam ettirebilsin. Bu çalışma raporunda; toplumun gelişim süreçleri içerisinde öncü bir yer edinen „‟Gölge oyunu ve Kukla‟‟ sanatı ele alınmıştır. Bu kapsamda oyunların, toplumların, günlük yaşayışlarını tasvir etmesi ve söz varlığının (sözlü sanat) sosyolojik açıdan bazen abartılı biçimde yansıtması ile müzik ve taklit eşliğinde iki veya üç boyutlu sahnelenişi ve yorumlanması çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Dünyada ve özelliklede Türkiye‟de en önemli kültür miraslarından biri olan Gölge Oyunu ve Kukla Sanatı hakkında farklı araştırmalar incelenerek seramik formlar ile yeni yorumlar oluşturarak farkındalık yaratılmaya çalışılmıştır. Sanatın nesilden nesile taşınması, yeri geldiğinde yorumlanarak varlığını devam ettirmesi Gölge Oyunu ve Kukla Sanatı üzerinden deneyimlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Hacivat ve Karagöz, gölge oyunu, kukla, oyun nesnesi, seramik, sanat nesnesi
Uygur sihir masallarının tip ve motif yapısı bakımından incelenmesi
Bugün Doğu Türkistan'da yani Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı "Sincan Uygur Özerk Bölgesi"nde yaşayan Uygurlar, yerleşik hayata geçen ilk Türk boyudur. Erken dönemde yerleşik hayata geçmeleri, yazıyı ve matbaayı kullanmaları, farklı dinlere inanmış olmaları, özellikle ticaretle uğraşmaları ve tarihi İpek Yolu üzerinde bulunmaları Uygur kültürünün şekillenmesinde etkili olmuştur. Çok zengin bir sözlü kültüre sahip olan Uygurların sihir masalları üzerine yapmış olduğumuz bu çalışma, bütün bu kültürel çeşitlilik göz önünde bulundurularak incelenmiştir. Uygurlarda masal türü 9. ve 10. yüzyıllardan itibaren görülmeye başlamıştır. Uygur masal külliyatı içerisinde sihir masalları önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu çalışmada Uygur sihir masalları şekil, yapı, işlev açısından incelenmiş, özellikle söz konusu masalların tip ve motif yapısı ortaya konmaya çalışılmıştır. Tipler tespit edilirken Hans Jörg Uther'in hazırlamış olduğu "Uluslararası Masal Tip Kataloğu" kullanılmıştır. Motiflerin tespitinde ise Stith Thompson tarafından hazırlanan "Halk Edebiyatı Motif İndeksi" adlı katalog kullanılmıştır. Uygurlarda masal türünün adlandırılması, sınıflandırılması ve masal anlatma geleneği de ele alınıp incelenmiştir.
Türk ve İslam Eserleri Müzesindeki 16. ve 17.yüzyıla ait seçme eserlerdeki tığ kompozisyonları ve analizleri
Kur'an-ı Kerimlerin sanatsal değerini arttıran tezhip uygulamalarında önemli bir yere sahip olan tığlar; esere zenginlik ve ihtişam katan, zemin boyanarak veya boyanmadan kullanılmak suretiyle belirli sınırlar içerisinde eserin bütünlüğünü koruyarak bitişini gösteren bezeme unsurlarıdır. Tığların asıl görevi "desen ve zemin arasındaki boşluğu dengelemek" olup, tasarım aşamasında öncelikle tığlar çizilerek asıl motif çıkarılmakta, ardından boşlukları doldurmak amacı ile daha küçük tığlar eklenmektedir. Yapıldıkları yerlere göre tasarlanan tığların çeşitliliği de fazladır. Bu meyanda, zahriyeler ve serlevhalardaki tığlar birbirine paralel olarak uzanan oklar şeklindedir. Tuğralarda yer alan yuvarlak ve beyzi madalyonların etrafında kullanılan tığlar ise adeta bir noktadan etrafa yayılan güneş ışınlarına benzemektedir. Ayrıca sayfa kenarında bulunan güllerin uç kısımlarında da tığlar kullanılmaktadır. Bazen tek olarak kullanılırken bazen tığ aralarında selvili tığlar da görülür. Sure ve hizip güllerinde düz zemin üzerine çekilen tığlar olduğu gibi, tığ aralarını doldurmak amacı ile zerefşan, iğne perdahı ve negatif çiçekler de kullanılmıştır. Tığların devirlerine göre de değişen yüzlerce çeşidi vardır. Ama hemen hepsinde motif genişten dara geçerek incelerek son bulmaktadır. Tığ bezemelerinde çoğunlukla çizgi, nokta ve küçük kıvrımlardan yararlanılmıştır. Zamanla rumi geometrik şekiller, bulut ve çiçek motifleri, hayvan figürlerine benzeyen şekiller de görülmüştür.