Mutezile
Bu konu başlığı altında 68 tez
Ebu'l-Hüseyin el-Basrî'nin el-Mu'temed fî Usûli'l-Fıkh adlı eseri çerçevesinde emir kavramı
Ebu'l-Hüseyin el-Basrî, Basra Mu'tezile'sine mensuptur. Fıkıh usulü alanında yazdığı el-Mu'temed fî Usûli'l-Fıkh adlı eser müteahhirin usûl düşüncesinin kaynaklarındandır. Emir kavramı, şer'i hükümlere ulaşmayı ve Müslümanların İslami bir hayat sürmeleri açısından oldukça etkili bir kavramdır. Kur'an-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde emir sîgasının kullanılması sebebiyle usûl alimleri tarafından emir meselesi, üzerinde durulan bir konu olmuştur. Bu tezde Basrî'nin emir kavramına yaklaşımı incelenmiştir. Basrî'nin emir kavramına yaklaşımı hocası Kâdî Abdülcebbâr'dan farklıdır. Basrî fukahâ gibi sîgayı önceleyen ve sîgayı esas alan bir yaklaşıma sahiptir. Bu yaklaşım emrin delâlet ettiği hükümde daha bariz ortaya çıkar. Basrî emrin vücûba delâletini sîgadan hareketle tespit etmektedir. Emrin hasen vasfını haiz olmasını Basrî emrin varid olmasının amacına müteallik olarak açıklar. Buna göre emir, mükellefin sevaba ya da cezaya müstehak olmasını sağlar. Anahtar Kelimeler :Ebu'l-Hüseyin el-Basrî, el-Mu'temed fî Usûli'l-Fıkh, Emir,Hüsün-Kubuh, Kâdî Abdülcebbâr
Mu'tezile ile Eş'arîlik arasında kesb tartışmaları: Kādî Abdülcebbâr ve Ebu'l-Kāsım el-Ensârî örneği
Kelâm tarihinin en temel konularından biri olan "insanın fiilleri" meselesi üzerine hem erken hem de geç dönem kelâmcıları önemli tartışmalarda bulunmuştur. Söz konusu tartışmaların çıkış noktasının, "İnsanın irâdî fiillerinin yaratıcısı Allah mıdır?" sorusu olduğu söylenebilir. Bu çerçevede, sahip oldukları Tanrı tasavvuruyla bağlantılı olarak bazı kelâmcılar bu soruya olumsuz cevap verirken bazıları da olumlu cevap vermiştir. Birinci grupta yer alan âlimler, Allah'ın insanın fiillerini yaratmadığını söylerken, insanı kendi fiilleri karşısında mûcid, hâlık ve muhdis olarak konumlandırmıştır. İkinci grupta yer alan âlimler arasında ise iki ayrı görüş ortaya çıkmıştır. Bir kısmı, Allah'ın insanın fiillerinin yaratıcısı olduğunu ve dolayısıyla bu fiillerin insana nispet edilemeyeceğini savunurken, diğer bir kısmı ise insanın fiillerinin yaratıcısı Allah olmakla birlikte yine de bu fiillerin insana nispet edilebileceğini savunmuştur. Bu ikinci grubta yer alan ve Allah'ın yaratmasına rağmen insanın fiillerinin kendisine nispet edilebileceğini savunan kelâmcılar, bir Kur'an terimi olan "kesb" kavramına başvurmuşlardır. En erken Ebû Hanîfe (ö. 150 / 767) ve Dırâr b. Amr'ın (ö. 200/815) yazılarında rastlanan ve insanın kendi irâdî fiilleri karşısındaki rolünü ifâde etmek için kullanılan "kesb" kavramı, Ebu'l-Hasen el-Eş'arî ve takipçileri tarafından geliştirilerek bir teori hâline getirilmiştir. Kesb teorisinin bu gelişimi karşısında, yukarıda birinci grup olarak zikredilen kelâm âlimleri, bilhassa Mu'tezilî âlimler tarafından kesb teorisine karşı sistemli eleştiriler geliştirilmiştir. Bu tez, kesb taraftarı olarak bilinen Eş'arî âlim Ebu'l-Kāsım el-Ensârî ile kesb karşıtı olarak öne çıkan Mu'tezilî kelâm âlimi Kādî Abdülcebbâr'ın görüşleri üzerinden kesb teorisini tartışmayı hedeflemektedir. Anahtar Sözcükler: Kādî Abdülcebbâr, Ebu'l-Kāsım el-Ensârî, Mu'tezile, Eş'ârilik, Kesb, İrâde, Kudret.
Ehl-i hadîs-Mu'tezile tartışmalarında kullanılan tenkit kavramları ve delâletleri
Bu çalışma Ehl-i hadîs ekolü ile Mu'tezile mezhebinin genel tartışma konularını ve bu tartışmalarda birbirleri için kullandıkları tenkit kavramlarını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ehl-i hadîs-Mu'tezile tartışmaları, her iki tarafa da mensup âlimlerin görüşlerinden yola çıkılarak ana hatlarıyla ele alınmıştır. Bu bölümde iki taraf arasında yaşanan itikâdî tartışmalar ve hadîs alanındaki tartışmalar değerlendirilmektedir. İkinci bölüm ise bu tartışmalarda kullanılan tenkit kavramlarına ayrılmıştır. Her iki tarafın da birbirlerini niteledikleri kavramlar çok kullanılandan az kullanılana doğru sıralanmış, bu kavramların kullanımlarına dair örnekler verilmiştir. Bu tarafların dışında kalan müelliflerin, her iki taraf hakkında kullandıkları kavramlar da ayrıca aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ehl-i hadîs, Mu'tezile, isimlendirme, tenkit kavramları.
Mütekaddimin Dönemi Eş'ari ve Mu'tezili usul eserlerinde mutlak emrin mucebi ile ilgili tartışmalar
"Emir"in mahiyeti ve emirle ilgili meseleler, İslam hukuk düşüncesinin felsefi ve metodolojik temellerini inceleyen fıkıh usulü eserlerinde ilk dönemlerden itibaren en fazla tartışılan konular arasında yer almıştır. Belirli karînelerin bulunması durumunda emirden çıkarılacak anlamın daha çok bu karîneler ışığında tespit edileceği genel bir kabul görmekle birlikte, usul bilginlerince karînelerden soyutlanmış (mutlak) emrin mûcebi hususunda ilkesel bir tavır belirlenmesi önemli görülmüş ve bu çerçevede ayrıntılı tartışmalar cereyan etmiştir. Bu bağlamda, bazı mütekaddimîn dönemi Eş'arî ve Mu'tezilî usul bilginlerinin görüşleri ile alakalı -gerek ileriki dönem klasik usul eserlerinde gerekse muasır yayınlarda- farklı bilgilerin yer aldığı görülmektedir. Günümüzde bu bilginlere veya onlara en yakın dönemde yaşamış müelliflere ait eserlerin ilmî neşirlerinin yapılmış olması, bu konuda araştırmacılara daha güvenilir tespitler yapabilme imkânı sağlamıştır. Bu nedenle, tezimizde Mütekaddimîn dönemi Eş'arî ve Mu'tezilî usul eserlerinde yer alan emrin mûcebi ile ilgili tartışmalar ele alınmış ve bu tartışmalar ışığında, bazı usul bilginerinin görüşlerine açıklık getirilmeye çalışılırken usul düşüncesi bakımından da bazı değerlendirmeler yapılmıştır.
Mutahhar b. Tâhir el-Makdisî ve kelâmî görüşleri
Bu çalışmada hicri dördüncü asırda yaşamış çok yönlü bir müellif olan Mutahhar b. Tâhir el-Makdisî'nin elimizde mevcud tek eseri Kitâbu'l-Bed' ve't-Târih'inin teoloji ile ilgili bölümleri incelenmiş ve oradaki kelâmî görüşleri ortaya konulmuştur. Çalışmada Makdisî'nin Mu'tezile mezhebiyle ilişkisi üzerinde durulmuş ve görüşleri bu mezhebe uygun olup olmaması yönünden değerlendirilmiştir. Giriş bölümünde eserin önemi, tezde izlenen yöntem ve kullanılan kaynaklar belirtilmiştir. İki bölümden oluşan tezin ilk bölümü müellifin hayatı, eserleri ve yaşadığı döneme dair genel bir çerçeve çizmektedir. İkinci bölümde Makdisî'nin kelâmî görüşleri mümkün olduğunca kelâm kitaplarının takip ettiği başlık sırası gözetilerek ele alınıp işlenmiştir. Sonuç bölümünde ise Makdisî'nin kelâmî görüşleri ve Mu'tezile mezhebi ile ilişkisi hakkında varılan kanaat ve görüşler sıralanıp değerlendirilmiştir. Anahtar sözcükler: el-Makdisî, Mutahhar b. Tâhir, Kitâbu'l-Bed' ve't-Târîh, Mu'tezile.
Mütekaddimûn Dönemi kelâmcılarının bilgi tanımları: Ebü'l-Hasen el-Eş'ârî örneği
Hem felsefenin hem de kelâmın ortak konularından biri olan epistemoloji, bilginin mâhiyeti, imkânı, çeşitleri ve kaynağı gibi problemleri konu edinen bir disiplindir. Kelâm ilminde bu problemlerin her biri önemli olmasına rağmen bilginin tanımı meselesi, üzerinde uzlaşılamayan bir konu olarak ayrı bir önemi haizdir. Bu minvalde kelâmcıların her biri kendi varlık anlayışı ekseninde bilgiyi tanımlamaya çalışmıştır. Mütekaddimûn dönemi kelâmcılarının bilginin imkânına yönelik yaklaşımları dikkate alındığı vakit bu tanımların nasıl farklılaşabileceğini tahmin etmek güç değildir. Mu'tezile genel itibariyle bilgiyi inanç ile eş değer görürken, Ehl-i Sünnet kelâmcıları böyle bir tanımın kapsayıcı olmadığı üzerinden Mu'tezile'yi eleştirmiş ve bu eleştirileri sonucunda ulaştıkları bilgi tanımları da müteahhirûn düşünürleri tarafından mantık kaidelerinin dikkate alınmadığı iddiasıyla farklı bir eleştiriye maruz kalmıştır. Mütekaddimûn döneminin önemli bir düşünürü olduğu hesaba katıldığında Eş'ârî'nin yaptığı bilgi tanımı/tanımları bu noktada daha fazla önem kazanacaktır. Dolayısıyla bu tezde; Mu'tezile'nin bilgi tanımları ile Platon'un bilgi tanımı arasında herhangi bir ilişkinin olup olmadığı, Mu'tezilî kelâmcıların bilgi tanımlarına yönelik eleştirilerin hangi noktada yoğunlaştığı, Mütekaddimûn dönemi Ehl-i Sünnet kelâmcılarının tanımdan maksatlarının ne olduğu, Eş'ârî'ye nispet edilen bilgi tanımlarının neler olduğu, bu tanımların hangisinin/hangilerinin ona nispetinin kesin olduğu, Eş'ârî'nin bilgi tanımlarında Aristo veya Stoa mantığını esas alıp almadığı gibi temel soruların yanıtları aranacaktır.
Erken dönem Mu'tezilî düşüncenin teşekkül süreci (H. 80-144)
Mu'tezile, müslümanlar arasındaki ihtilaf alanlarına dair farklı yaklaşımı, din anlayışındaki özgürlükçü tarzı ile İslâm düşünce tarihinin erken döneminde ortaya çıkmıştır. Dinin anlaşılması ve yorumlanmasında aklı önceleyen sistemleri ile İslâm düşüncesinin gelişmesindeki rolleri itibarıyla ayrıca büyük bir öneme haiz olmuştur. Bu itibarla çalışmamız, Mu'tezile'nin bir mezhep olarak ortaya çıkışında etkili olan dinî, siyasî, sosyal, kültürel vb. sebeplerin detaylı olarak incelenmesi ve Usûl-i hamsenin oluşumunun aydınlatılması amacıyla ilk iki imamı Vâsıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd dönemi ile sınırlandırılmıştır. Mu'tezile'nin zuhuruna etki eden sebeplerin çeşitlilik göstermesi çalışmamızda analitik bir yöntem kullanmamızı; Mu'tezile'nin ilk iki imamının günümüze ulaşabilen eserlerinin olmamasından ötürü sonraki dönem Mu'tezilî kaynakların dışında Ehl-i sünnet ve Şîa kaynaklarına da müracaat edilmesi ayrıca karşılaştırmalı araştırma metoduna da başvurmamızı gerektirmiştir. Araştırmamızda Mu'tezile'nin ortaya çıkışına ve esaslarının teşekkülüne etki eden siyasî, sosyal, kültürel ve dinî olmak üzere birden fazla etkinin olduğu saptanmıştır. Mu'tezile'nin bu etkilerin bir sunucu olarak ortaya çıktığı ve temel düşüncelerinin çerçevesini oluşturan "Usûl-i hamse"nin, Mu'tezile'nin kurucu imamı Vâsıl b. Atâ tarafından oluşturulduğu tespit edilmiştir. Usûl-i hamsenin her bir esasının, farklı bir kesime tepki olarak ortaya çıktığı ve temel dini sabitelere vurgu yaptığı belirtilmiştir. "tevid" esası ile dinin saf akidesini koruma, "adalet" ile özgür ve sorumlu bireye vurgu, "va'd ve vaîd" ile suç-ceza dengesinin korunarak dinin caydırıcılık prensibini muhafaza, "menzile beyne'l-menzileteyn" ile dinde vasatı esas alma ve "emri bi'l maruf ve nehiy ani'l-münker" ile denge ve denetleme sisteminin kurulup savrulmaları önleme amacının güdüldüğü sonucuna varılmıştır. Bu temel anlayışı ile Mu'tezile'nin teşekkül döneminde önemli bir toplumsal muhalefet oluşturduğu ve geniş bir yayılma alanı bulduğu ortaya konulmuştur.
Ebu'l-feth muhammed eş-Şehristânî'de Mu'tezile ve kolları
Fetihler sonucu ülke topraklarının genişlemesi, değişik kültürlerle olan münasebetler, batı dünyasındaki felsefi eserlerin tercüme edilmesi Müslümanların farklı düşünmelerine ve ihtilâfların artmasına neden oldu. Mu'tezile mezhebi, Hicrî ikici asrın başlarında ortaya çıkmış, dördüncü asrın sonlarına kadar varlığını korumuştur. Bu zaman zarfında İslam coğrafyasında epey yankı uyandıran Mu'tezile hakkında iyi ya da kötü pek çok şey söylenmiştir. Tezimizin asıl konusu Ebu'l Feth Muhammed eş-Şehristânî'de Mu'tezile ve Kollarıdır. Tezimiz bir giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Girişte, Mu'tezile'nin doğuşu ve gelişmesi üzerinde durduktan sonra, birinci bölümde Mu'tezile mezhebinin fırkalarına değindik. Yani Ebu'l Feth Muhammed eş-Şehristânî'de Mu'tezile ve Fırkalarının nasıl değerlendirildiğini ve bu fırkaların özelliklerini, farklılıklarını izâh etmeye çalıştık. İkinci bölümde Mu'tezile mezhebinin kelâmî görüşlerini açıkladık. İslam Mezhepleri Tarihi içerisinde bu kadar öneme sahip olan Mu'tezile, Şehristânî'nin dikkatini çekmiş, bu vesileyle çalışma alanına girmiş ve bu mezhep hakkında çok detaylı ve önemli bilgileri kaleme almıştır.
Mu'tezile'nin ihbât ve istihkak teorisine Fahreddin er-Râzî'nin eleştirisi
Kelam ilminde ihbât ve istihkak, ulûhiyet üst başlığı ef'âl'i-ibâd alt başlığı altında tartışılan iki kavramdır. Ekoller, bu iki kavrama yükledikleri anlam nispetinde Allah-insan ilişkisini belirlemeye çalışmışlardır. Kelam sistemlerini Allah merkezli bir paradigma üzerine inşa eden ekoller istihkak odaklı bir ilişkiyi öngörürlerken, insan merkezli düşünenler ise ihbâtı daha çok ön plana çıkarmışlardır. Her iki cenahın hemfikir oldukları husus kavramların fiille olan ilişkisidir. İstihkak iyi amellerden mütevellit iken ihbât da kötü fillerin sonucunda hasıl olan bir neticedir. İslam tasavvurunda insanın elde edeceği iyi ya da kötü her bir netice, yaptıklarının karşılığından başkası değildir. Kur'ân bu gerçeğe "insana ancak yaptığının karşılığı vardır" beyanıyla dikkat çekmiş, kelam mektepleri de ef'âl'i-ibâd teorilerini bu minval üzere inşa etmişlerdir. Neticede iyilik yapana mükâfat kötülük yapana ise ceza öngörülmüştür. Mu'tezile, insanı merkeze alan bir kelam sistemi benimsediğinden dolayı tüm kelamî görüşlerini usûl-i hamse ilkeleri doğrultusunda açıklamaya çalışmış, ihbât ve istihkak teorisini de va'd ve vaîd, adalet ve el menzile beyne'l menzileteyn prensipleri kapsamında değerlendirmiştir. Mu'tezile'ye göre Allah'ın fiilleri hüsün/iyidir. O kulları için gerekli tüm imkânları hazırlamış ve aslah olanı yaratmıştır. Adaleti gereği ise kullarını fiillerinde serbest bırakmıştır. Dolayısıyla kul fiilinin gerçek failidir. Sorumluluğu da bir tek ona aittir. Ameller iyi olmasına karşılık övgü, kötü olmasına karşılık yergi içerir. Bunun neticesinde övülen amelin karşılığında mükâfat, yerilen amelin karşılığında ise ceza hak edilir. Allah adaleti gereği kullarına hak ettiği karşılığı vermelidir. Mu'tezile, konuya adalet zaviyesinden yaklaşırken genelde Ehl-i Sünnet özelde Eş'arî mütekellimlerinden Fahreddin er- Râzî, ihbât ve istihkakı daha çok ilâhi lutuf kapsamında ele almış, Mu'tezile'nin ihbât ve istihkak anlayışını akli ne nakli deliller muvacehesinde eleştiriye tabi tutmuştur. Mu'tezile, kulun cennet ve cehennemi hak etmesini amellere bağlarken Râzî, Allah'ın lutuf ve keremi olarak görmüştür. Bu nedenle Mu'tezile, ihbâtı sevap ve günaha bağlarken Râzî tamamıyla sevap ve günaha bağlamayı doğru bulmamıştır. Râzî'ye göre sevap ve ikâbın karşılıklı düşürülmesiyle günah işleyen kimse hiç günah işlememiş, sevap işleyen de hiç sevap işlememiş olması muhtemeldir. Fahreddin er-Râzî kelâmî bir problem olarak ihbât ve istihkakı biri olumlu diğeri olumsuz olmak üzere iki yönden ele almıştır. Olumsuz yönüyle ihbât daha çok kâfir, müşrik ve münafıkların amelleriyle alakalıdır. Olumsuz ihbâta göre kâfir, fâsık ve münafıkların amelleri geçersizdir. İmansız bir amelin karşılığı olmadığı için kâfirin ameli küfrü sebebiyle boşa çıkacak olandır. Râzî bu görüşüyle Mu'tezilî âlimlerle ittifak halindedir. Olumlu anlamda kastedilen ihbât ise müminlerin iyi amellerinin kötü amellerini düşürmesine dairdir. Râzî bu görüşünü "Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri siler" ayetine dayandırmıştır. Ona göre iman adeta amelleri koruyan bir kalkandır. Neticede imanın varlığı günahların silinmesinin ya da azabın hafifletilmesinin bir sebebi olarak kabul edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kelam, İhbât, İstihkak, Mu'tezile, Fahreddin er-Râzî
Mu'tezilî Müfessir Hâkim el-Cüşemî'nin et-Tehẕîb fi't-tefsîr adlı eserinde müşkilü'l-kur'ân
Tezimizin konusu, Mu'tezilî Müfessir Hâkim el-Cüşemî'nin et-Tehẕîb fi't-tefsîr adlı eserinde müşkilü'l-Kur'ân'dır. Müşkil kelimesi sözlükte "karışık, kapalı, gizli, birbirine zıt ve çözümü zor olan" anlamlara gelmektedir. İslami kaynaklarda müşkil; Kur'ân-ı Kerîm'in bazı âyetleri arasında ihtilaf, tezat veya tenakuz gibi görünen hususları izah ederken kullanılan bir terimdir. Bu durumları inceleyen ilme de müşkilü'l-Kur'ân denmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de herhangi bir ihtilaf, tezat veya tenakuzun varlığı kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü Kur'ân Yüce Allah'ın kelâmıdır. Bu nedenle içinde herhangi çelişkili âyet yoktur. Kur'ân'da böyle bir durumun olmadığı ve olmayacağı, Nisa Sûresi 82. âyet başta olmak üzere diğer âyetlerde açıkça bildirilmiştir. Tezimizde müşkilü'l-Kur'ân konusuna açıklık getirmeye, müşkil olduğu düşünülen âyetleri bütün yönleriyle incelemeye çalıştık. Cüşemî'nin bu konuya dair görüşlerini ve çözümlerini inceledik. Tezimiz bir giriş, üç bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Çalışmamızın Giriş bölümünde; Araştırmanın Konusu ve Önemi, Araştırmanın Amacı ve Yöntemi ele alınmıştır. Birinci Bölüm'de Cüşemî'nin şahsiyeti, hayatı, ilmî kişiliği, hocaları, öğrencileri, yaşadığı çağa bakışı ve eserleri zikredilmiş; alanında önemli bir yere sahip olan et-Tehẕîb fi't-tefsîr adlı eseri hakkında genel bilgi verilmiştir. İkinci Bölüm'de müşkilü'l-Kur'ân kavramı üzerinde durulmuş, kelimenin lügat ve terim anlamları, konuyla ilgili önemli kavramlar, müşkilin sebepleri ve bunları giderme yolları, müşkilü'l-Kur'ân ilminin doğuşu ve bu konuda yazılmış eserler incelenmiştir. Üçüncü Bölüm'de ise Cüşemî'nin et-Tehẕîb fi't-tefsîr adlı tefsirinde müşkil meselesi altı alt başlık altında incelenmiştir. Müşkilü'l-Kur'ân konusuna açıklık getirmek için ulûmü'l-Kur'ân'a ve bazı tefsirlere değinilmiştir.
Kelamdaki ma'dûm meselesi ile tasavvuftaki a'yân-ı sâbite nazariyesinin karşılaştırılması
Kelamda ma'dûm kavramı farklı ihtilaflara sebep olmuştur. Mu'tezile ma'dûmların şeyiyyeti teorisi ile mümkün ma'dûmların cevher ve arazların failin tesiri olmadan dışta ayrışmış bir şekilde sabit olduğunu iddia etmiştir. Mu'tezile'nin bu teorisi Ehl-i Sünnet tarafından şiddetli tenkide maruz kalmıştır. Ehl-i Sünnet için ma'dûm mutlak olumsuzluktur. Allah'ın dışında zatlarının bulunması muhaldir. Ancak Mu'tezile'nin teorisi İbnü'l-Arabî tarafından benimsenerek kendi varlık anlayışını yansıttığı, yaratılmışların Allah'ın ilmindeki hakikatleri diye ifade ettiği a'yân-ı sâbite teorisi ile dönüşerek varlığını devam ettirmiştir.
Mutezile ve Maturidiyye'nin aslah meselesine bakışı bağlamında şer problemi
Düşünce tarihinde kötü olarak kabul edilen şeylerin yaratıcıyla bağlantısı ve dünyadaki kötülüklerin kaynağı meselesi, insanlık tarafından sorgulanan konuların başında gelmiştir. Dünden bugüne yaratıcının sonsuz iyiliğe, ilme, irade ve kudrete sahip varlık olduğunu kabul edenlere, var olan kötülüklerin böyle bir yaratıcı fikriyle uyuşmadığı gerekçesiyle karşı çıkılmıştır. Kelam ilminde şer problemi, aslah konusu çerçevesinde ele alınmış, Mu'tezile, Eş'arî ve Mâturîdîlerce incelenerek şerrin kaynağı ve anlamlandırılmasına yönelik fikirler oluşturulmuştur. Aslah konusu da kelamda daha çok ilahî adalet ve insanın fiilleri kapsamında tartışılmıştır. Bu çalışma, giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından meydana gelmektedir. İlk bölümde salah-aslah kavramlarıyla birlikte ilişkili kavramların tanımlamaları yapılmıştır. İkinci bölümde Mu'tezile'nin aslah teorisi ele alınmıştır. Aynı zamanda bu teorinin temel dayanağı olarak gösterilen adalet bahsi de Mu'tezile ve Mâturîdiyye ekolleri temel alınarak genel hatlarıyla bu bölümün içeriğine dâhil edilmiştir. Aynı zamanda tezimizin de başlığını oluşturan üçüncü bölüm, Mâturîdîlerin aslah meselesinde Mu'tezile'ye yönelttiği eleştirilere ayrılmıştır. Bu bölümde ayrıca aslahın ortaya çıkışında önemli bir etken olan şer probleminin çözümüne dair görüşler paylaşılmıştır. Sonuç kısmı da çalışmamızda ele aldığımız konuların panoramik bir fotoğrafı mahiyetinde olup aynı zamanda değerlendirmeler ve kısmi çözüm önerileri içermektedir. Anahtar Kelimeler: Aslah, Hikmet, Kötülük, Mu'tezile, Mâturîdî.
Fahreddîn er-Râzî'nin Mu'tezile atıfları ve eleştirileri
Bu çalışma, Kelâm'da gelenek halini alan Mu'tezile atıflarını ve eleştirilerini Fahreddîn er-Râzî özelinde ve belirlenen konular çerçevesinde ele almaktadır. Bu bağlamda Ehl-i Sünnet kelâmcılarının Mu'tezile'ye yönelik atıf ve eleştirilerinin bir örneğinin sunulması ve yapılan eleştirilerin ilmî bir tahlili hedeflenmektedir. Bu doğrultuda konular, atıf ve eleştirilerin yoğunlaştığı ulûhiyet, fiiller, rü'yetullah ve kelâmullah ile hüsün ve kubuh başlıkları etrafında ele alınmaktadır. Çalışma, Kelâm ilminin kurucusu olan ve kelâmın tüm konularını sistematik olarak ele alan Mu'tezile'ye hangi gerekçeler üzerinden eleştiri yöneltildiği açısından önem arzetmektedir. Zira Mu'tezile, Hasan-ı Basrî'nin meclisinden Vâsıl b. Atâ'nın uzaklaştırılmasıyla başlayan ve daha sonra İmam Eş'arî'nin Mu'tezile'den ayrılmasıyla devam eden süreçte çeşitli yönlerden eleştiriye uğramış ve bu, bir gelenek halini almıştır. Bu gelenek neredeyse tüm Eş'arî ve Mâtürîdî kelâm eserlerinde devam ettirilmiştir. Bu bağlamda çalışmamız, kelâm düşüncesi açısından önem arz eden bu eleştirilerin gerekçe ve niteliklerinin araştırılmasını amaç edinmektedir.
"Emr-i bi'l-ma'rûf nehy-i 'ani'l-münker" bağlamında din özgürlüğü meselesi
Tez, giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Mukaddimede, Kur'an ile diğer tarihi kaynakların bilgibilimsel değerinin farklılığını gerekçelendirerek ortaya konulmuştur. Birinci ve ikinci bölümde emir bi'l-ma'rûf nehiy 'ani'l-münker ilkesinin önce dildeki kullanımları sonra Kur'an'da hangi bağlamlarda geçtiği ve nihayette Muʻtezile'nin bu başlık altında neyi savunmaya çalıştığı kaynaklarıyla beraber tartışılmıştır. Din özgürlüğü ilkesinden doğan hakların başlıcaları tespit edilmiştir. Bunlar; inanma, ibadet ve dua, talim ve tedris, neşir ve telkin, dini okutup öğretmek, dinin emirlerini yerine getirmek hakları olarak başlıklandırılmıştır. Bu özgürlük ve hakların anayasada bulunması ve kanunlarca korunması yeterli değildir. Kanunların desteklediği özgürlükler ancak çoğulcu ve demokratik toplumlarda hem var olurlar hem de örnek yaşantıya dönüşürler. Cemiyet içinde yaşayan insan için, hayatının hiçbir yerinde ölçüsüz bir hak ve hudutsuz bir hürriyet düşünülemez. Bu yüzden, din özgürlüğünün ve bundan doğan hakların kanun ve örf ile tayin ve tespit edilmiş bir sınırı olmak lazım gelir. Din özgürlüğünün önde gelen ve en önemli düşmanı taassuptur. Bir kimsenin kendi inancından veya kendince hakikat kabul ettiği görüş ve kanaatten başka olan inanç, görüş ve kanaatlere ve bunları taşıyanlara karşı düşmanlık beslemesi ve onları boğup susturmaya kalkışmasıdır. Muʻtezile'de iyiliği önerme kötülükten sakındırma ilkesinin, sanılanın aksine, bir ahlakî değerden ziyade siyasi bir iddia içerdiği tespit edildi. Buradan hareketle Rasulullah (s.a.v)'in vefatıyla yanlış düzlemde kurulan siyaset yangınına "benzin dökmek/taşımak" yerine, O'nun "yaşama ve yaşatma" siyasetinin örnekliğine başvuruldu. Zira siyaset, "muhalifi yok etme", bir "zulüm aracı" olarak ele alınmamalıdır. Siyaset başta kendi vatanına sonra tüm insanlığa hizmet için yapılır. Bunun en güzel örneklerinden biri Beytü'l-Hikme ile tarihte icra edilmiştir. Son bölümde ise akıllı bir bireyin Kur'an'ı doğru açıyla anlar ve anlamlandırır ise birtakım sosyolojik, psikolojik, eğitsel ve hukuki, geometrik teorilere ulaşılabilir olacağı ileri sürülmüştür. Özgür düşünce ortamının bilim yapılmasında ne kadar değerli bir parametre olduğunu göstermek amaçlanmıştır. Bilimde ilerleme ve teknolojide gelişme ve kalkınmanın özgürlük ile doğrudan ilişkili olduğu sonucu teyit edilmiştir. Kur'an semavi olsun, olmasın hepsine din demiştir. O halde her inanç yaşama hakkına sahiptir. Fakat Kur'an Müslümanlara aklı kullanarak "delil" bulmayı tavsiye etmiştir. Akılcı olması ve delile dayanması dolayısıyladır ki İslam, Allah katında tek hak dindir. Günümüzde dinin özgürlükle icra edilmesinde en temelde iki engel bulunmaktadır. Bunlar; içtimai hayatta karşımıza hala çıkan kölelik kurumu ve bireysel planda kişilerin taassup sahibi olmalarıdır. Köleliğin doğuşundan ilgâsına geçen süreçte göz ardı edilemeyecek müktesebat oluşmuştur. Köleliği gerçekten ortadan kaldırmış toplumlar, ifrat ve tefrit "savrulmalarının" üstesinden gelmiş bireylerden oluşuyorsa mutedil bir anlayışla din özgürlüklerini yaşama-yaşatma alanı yaratılmış demektir.
Mu'tezile'de insan tasavvuru -Kadı Abdulcebbar örneği-
Bu çalışma Kadı Abdulcebbar özelinde Mu'tezile'nin insan tasavvurunu irdelemektedir. Kelam ilminde insan spesifik olarak ele alınmamış daha çok başka tartışmalar üzerinden irdelenmiştir. Özellikle Tanrı ve aleme dair yapılan her tartışma dolaylı olarak insana dair bir tartışma yapmayı gerekli kılmıştır. Erken dönem kelamı yaklaşımlarda Mu'tezile, insanı yapısal olarak doğasını kabul edenler ve etmeyenler üzerinden ele almıştır. Kadı Abdulcebbar bu minvalde insanın doğasını kabul etmeyen Ebu'l Huzeyl düşüncesini benimserken, Nazzam ve Cahız gelenekleri insanın bir doğasının olduğunu benimser. Bu çalışma giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümü, tezin problemi, amacı, önemi ve yönteminin yanı sıra İslam düşünce sisteminde insana dair genel yaklaşımlara, özellikle de Kelamî, Tasavvufî, Felsefi ve fıkhı yaklaşımların genel özellikleri bu bölümde kısaca irdelenmiştir. Birinci bölümde insanın mahiyeti üzerine yaklaşımlar incelenmiştir. Kadı Abdulcebbar'ın kozmolojik ve ontolojik temelli yaklaşımları insanın niceliksel olarak ne olduğuna dair temellendirmelerini kapsamaktadır. İnsanın yapısına dair bu başlık altında beden, ruh ve bu ikisinden mürekkep düalist yaklaşımlar serdedilmiştir. Yine birinci bölüm başlığı altında insanın aklı ve duyuları, duyumsaması üzerine yaklaşımlar incelenmiştir. Bu bölümde Kadı Abdulcebbar'ın akıl, nazar ve bilgi üzerine düşünceleri de önemli bir yer kaplamaktadır. İkinci bölüm ise Kadı Abdulcebbar'ın insanın özgürlüğü ve sorumluluğu temelinde bilen ve eyleyen oluşunun mahiyetini incelemektedir. Bu bölümün temel argümanı 'abeslik' kavramıdır. Abeslik amacına uygunluk arz etmeyen durum veya olgular olarak açıklanırken insanın ve varlığın mahiyeti de amacına uygun (abes olmayan) bir biçimde izah edilmeye çalışılmıştır. Yine bu bölümün en önemli saç ayaklarından birini oluşturan kavram teklif olup insan ve Allah ilişkisinin dinamikleri bu minvalde derlenmiştir. Bu dinamikler Allah'ın adaleti gereği varlığa verdiği nimetlere karşı minnet ve şükran borcu neticesinde benlik bilinciyle kuşatılmış ahlaki bir insanın varlığını doğurur. Netice itibariyle Kadı'nın ortaya koyduğu insan tasavvuru biyolojik açıdan bedeni öne çıkaran bir yaklaşımken; epistemik açıdan akıl, nazar ve havatıra yapılan vurguyla bilgiyi ön plana çıkaran bir yaklaşımdır. İnsanın irade ve özgürlüğüne yapılan vurguyla ise ahlaki ön plana çıkaran bir yaklaşımdır.
İbn Cinnî örnekliğinde Arap dili ve Mu'tezilî kelâm ilişkisi
Kelâm ilmi ile Arap dil ve grameri arasındaki etkileşim; terim, kavram, belagat, delalet, yöntem vb. birçok alanlarda görülmektedir. Mu'tezile düşüncesinden mülhem kelâm ilminin, dil ve gramere etkisi açık bir şekilde görülmektedir. Çalışmada özetle; Mu'tezile ekolu düşüncesini benimseyen müelliflerin farklı alanlardaki eserleri ile yöntem, teori, belagat gibi pek çok alanda dil ve gramere yaptığı etki ve katkılar genel hatları ile işlendikten sonra i'caz, nazım, lafız/mana, te'vil ve delalet vb. alanlardaki yaklaşımları ele alınmıştır. Mu'tezile'nin benimsediği teolojik esaslar ve kıstaslar çerçevesinde Arap dil ve gramerine farklı açılardan etkisine değinildikten sonra bu ekolden etkilenen ve bu etkinin izi zaman zaman dil ve gramerdeki görüş ve yönteminde ortaya çıkan dilci İbn Cinnî özelinde sunulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla İbn Cinnî'nin hayatı ve ilmi kariyerine değinildikten sonra eserlerinde dil/kelâm etkileşimi örnekler eşliğinde tahlil edilmiştir. Müellifin dil ve gramerde benimsediği uṣûl ve yöntem çerçevesindeki dil yorum ve yaklaşımı ele alınmakla beraber hakikat/mecaz, kıraat, tefsir gibi pek çok alanlarda Mu'tezilî kelâm düşüncesinin etki ve katkısı işlenmiştir. Sonrasında İbn Cinnî'nin dil ve gramerde kullandığı bazı mekanizmalar ele alındıktan sonra, filolojik delil olarak ḳıyas, sema ve icma vb. alanlardaki görüş ve yöntemine Mu'tezilî kelâm görüşü çerçevesinde değinilmiştir. Son olarak da örneklem olarak müellifin i'rab/bina olgusu hakkındaki bazı görüşleri ile sarf/nahiv çerçevesindeki diğer bazı görüşleri ele alınmış olup, çalışmanın başındaki temel sorun ve problemler değerlendirilip cevaplanmaya çalışılmıştır.
Muʻtezile'nin tarihsel gelişiminde Amr Bin Ubeyd'in yeri
İslam, Hicazʼın homojen kültürel ortamından Hint Yunan Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarının kesiştikleri noktalarda bulunan Irak'ın heterojen kültürel ortamına intikal ettiğinde Hicaz'da anlaşıldığı gibi anlaşılmadı. Kelamın temel konuları olan ulûhiyet, nübüvvet, ahiret ve bunlara bağlı olarak tartışılan soyut konular bu bölgede farklı anlaşıldı. Buna bağlı olarak farklı din, kültür ve sosyal çevrelerle iletişim kuran İslam, meydan okumalar karşısında müntesipleri tarafından yorumlandı. Bu yorumun neticesinde fırka ve mezhepler ortaya çıktı. Bunların içerisinde dinin ilk dönemlerine referans gösteren, eskiye öykünüp metinleri literal okuyan nasçılar olduğu gibi yabancı kültürlerle karşılaşmaktan korkmayan, zamanın ruhuna uygun bir şekilde metinleri açıklayan yorumcular da vardı. Bu yorumculardan biri olan Amr b. Ubeyd'in (öl. 144/761) farklı din ve kültürlerle karşılaşarak onlarla kurduğu münasebet, çeşitli problemlerle yüzleşmesine ve muarızlarıyla tartışmasına yol açmıştır. Söz konusu tartışmalarda aklî istidlal metodunu yöntem olarak kullanan Amr, bu yöntemin çerçevesini genişleterek dâhildeki tartışmalara aklî teʼvil olarak uygulamış ve usûlü'lhamsenin tebellür etmesine kaynaklık etmiştir. Bu olgudan hareketle hazırladığımız tez, onun şahsında ilk dönem Muʻtezile düşüncesinin temel çatısını ortaya koymayı ve Muʻtezile kelamının bu çatı üzerinde durduğu yeri saptamayı hedeflemektedir. Bu hedef doğrultusunda tezimiz üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Amr b. Ubeyd'in görüş ve fikirlerinin şekillenmesinde rol oynayan olay ve olgular ile hayatının farklı vetireleri incelenmiştir. İkinci bölümde ilmi şahsiyeti, aklî eğilimi, ahlaki konumu ve entelektüel yönüne temas edilmiştir. Üçüncü bölümde, önceki bölümlerle bağlantılı olarak İbn Ubeyd'in usûlü'l-hamsenin teşekkülündeki rolü ele alınmış ve Muʻtezile'nin beş ilkesi bu çerçevede incelenmiştir. Sonuçta ise elde vi edilen veriler ışığında Muʻtezile'nin gelişimindeki yerinin genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kelam, Muʻtezile, Amr b. Ubeyd, Usûlü'l-Hamse.
Hicrî III. Asırda Mu'tezile-Şia etkileşimi
Erken dönemde teşekkül etmiş olan iki mezhebin arasındaki etkileşimi incelediğimiz bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın genel çerçevesi, takip edilen yöntem ve çalışma esnasında kullanılan kaynaklar giriş bölümünde verilmiştir. Tezde Mu'tezile ve Şia arasındaki ilişkiler ve bunun neticesinde, çoğunlukla Şia'nın Mu'tezile'den etkilendiği fikrî yönler ispat edilmeye çalışılmıştır. Mu'tezile ve Şia, çalışmanın iki öznesi olduğu için, teşekkül süreçleri konumuz açısından önem arzetmektedir. Bu sebeple, birinci bölümde söz konusu iki mezhebin ortaya çıkışları, mezhepleşme aşamaları ve temel esasları çerçevesinde teşekkül süreçleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise kuruluşundan hicrî üçüncü asrın sonuna kadar Abbasîlerin genel durumu kısaca ifade edilmiş, daha sonra bu dönemde Mu'tezile ve Şia'nın Abbasî iktidarı ile ilişkilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Özellikle her iki mezhebin iktidar tarafından, çoğu zaman aynı dönemlerde ve aynı muamelelere muhatap olmaları, çalışmanın konusu açısından önemlidir. Siyasetin mezhepler üzerindeki etkileyici rolü, ikinci ve üçüncü asırlarda da belirleyici olmuş ve bu durum birçok açıdan Mu'tezile-Şia ilişkilerinin gelişmesinde etkili olmuştur. Üçüncü bölümde ise, iki mezhep arasındaki etkileşim erken dönemden itibaren incelenmiştir. Özellikle mihne süreci ve sonrasındaki durumları ve aralarındaki ilişkinin gelişimi, mezhepler tarihi ilkeleri çerçevesinde kronolojik olarak takip edilmeye çalışılmıştır. Yine son bölümde tespit edilebildiği kadarıyla Mu'tezile ve Şia arasındaki etkileşimin hangi konularda olduğu ve fikirlerinin süreç içerisindeki değişimi ortaya konmuştur. Anahtar Kavramlar: Mu'tezile, Şia, Mezhep, Siyaset, Etkileşim
Mu'tezile ve Eş'arîler arasındaki nedensellik tartışmaları
Tabiatı gözlemleyen insan, ondaki oluş ve bozuluşu anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu değişimin sebepleri üzerinde düşünürken bu sebeplerin belirli sonuçları tekrar tekrar doğurduğunu fark etmiştir. Kendisini tabiat karşısında konumlandıran insan, ondaki bu sebepleri dikkate alarak hayat mücadelesini sürdürmüştür. Hayatını sürdürebilmesi için tabiattaki düzeni, sebep-sonuç ilişkisini dikkate almak insan için kaçınılmaz bir durumdur. İnsanın fıtratından gelen ve ilk çağlardan beri gün yüzüne çıkan ulu bir varlığa inanma ihtiyacı insanı tabiat ve Tanrı arasında bir ilişki kurmaya itmiştir. Tanrı ile âlem arasında nedensel bir ilişki kuran insan aynı zamanda kendi fiillerini de Tanrı ile ilişkilendirerek tabiattan farklı bir nedensellik alanını gün yüzüne çıkarmıştır. İnsan, Tanrı karşısında kendi iradesini kimi zaman yok sayarken kimi zaman da bunu dengelemiş, bazen de kendi fiillerinden Tanrıyı tümüyle ayrı tutmuştur. İslam düşünce tarihinde de etkili olan nedensellik anlayışı köklerini eski Yunan ve eski Hint medeniyetlerine kadar uzatmış bir olgudur. Allah-âlem ilişkisini cevheraraz nazariyesine dayandıran Müslüman düşünürler, Allah'a âlemde varlık alanı açarken, insanı da bu bağlamda konumlandırma gayretine düşmüşlerdir. Cebriyye'nin cebr anlayışı ile insan iradesini Allah karşısında sıfırladığı bir dönemde Mu'tezile "tevlid" görüşünü savunarak insana geniş bir manevra alanı açmıştır. Onun fiillerinin yaratıcısı olduğunu kabul ederek Allah karşısında sorumlu olmasını mantıksal bir zemine oturtmuştur. Bu iki uç arasında orta bir yol tutan Eş'arî, "kesb" anlayışını benimseyerek insana Allah'ın mutlak kudreti yanında sorumlu tutulacağı bir teori oluşturmuştur. Ancak incelendiğinde bunun özgürlükten kaynaklanan gerçek bir sorumluluk olmadığı sadece bir zorlama olduğu anlaşılmaktadır. Eş'arî sonrası kelamcılar insanı cebr altında tutan bu 'kesb' anlayışının çıkmazlarını fark ederek insana irade ve kudret alanı açmaya çalışmıştır.
İbnü'l-Melâhimî'nin kelam sisteminde adalet ilkesi
Son dönem Mutezilesi'nin iki ekolünden biri olan Hüseyniyye'nin, kurucusu Ebü'l-Hüseyin el-Basrî'den sonraki en büyük temsilcisi İbnü'l-Melâhimîdir. Mutezile kelâmının temel esaslarından biri olan adalet ilkesi, genel anlamıyla Allah-âlem ilişkisini ifade eder. Bu ilke kapsamında ele alınan konular Allah'ın asla kabihi işlemeyeceği, kendi üzerine vacip olanı ihlâl etmeyeceği ve Allah'ın bütün fiillerinin hasen olduğu hususlarını ispat etmeye yöneliktir. Bu çalışmada İbnü'l-Melâhimî'nin kelâm sisteminde adalet ilkesine dair konular hakkındaki görüşleri, onun kelâm eserleri detaylı bir incelemeye tabi tutularak ortaya konulmuştur. Behşemî kaynaklardan kıyaslama yapmak amacıyla, diğer Hüseynî ve Şiî-Mutezilî kaynaklardan konuyu anlamaya yardımcı olması amacıyla yararlanılmıştır. İbnü'l-Melâhimî'nin husün-kubuh, Allah-kabih ilişkisi, insan fiilleri, teklîf, lütuf, aslah, elem ve ivaz konularındaki görüşleri kendisinden önceki Mutezilî gelenekle kıyaslanarak aktarılmıştır. İbnü'l-Melâhimî fiilin oluşumunda motiv ve iradenin aynı şey olduğu, Allah'ın kabihe kâdir olmakla birlikte kabihi işlemesinin imkânsız olduğu, insanın fiillerinin yaratıcısı olduğu bilgisinin zaruri bilgi olduğu, fiili meydana getiren kudretin özel bünye olduğu, bir makdûrun iki kâdirin kudreti altında olabileceği, kudretlerin birbiriyle benzer olduğu, dünyevî konularda aslahın vacip olduğu, kulun zalimden alması gereken ivazı Allah'ın tefaddül olarak verebileceği, gayr-i âkil kimselerin verdiği elemlerin ivazını Allah'ın vereceği gibi görüşleriyle Behşemiyye'den farklılaşmıştır. Bu bağlamda İbnü'l-Melâhimî'nin mensubu olduğu Hüseyniyye ekolünün, Behşemiyye'den adalet düşüncesi bağlamındaki farkları da ortaya çıkmıştır. Bu çalışma İbnü'l-Melâhimî'nin adalet düşüncesini ortaya koymasının yanında İbnü'l-Melâhimî üzerinden Hüseyniyye'nin adalete dair görüşlerini ve bu konularda Behşemiyye ve Hüseyniyye'nin ayrıştığı noktaları tespit etmektedir. Dolayısıyla bu çalışma son dönem Mutezilesi içerisindeki ihtilafın içeriğine dair önemli tespitler sunmaktadır.
Mürtekib-i kebîrenin kelami mezheplerin oluşum süreçlerine etkisi
Büyük günah işleyen kişinin bu dünyada ve ahiretteki durumu ile ilgili olan mürtekib-i kebîre meselesinin, İslam toplumunda, gruplaşmaların ve ekolleşmelerin üzerindeki etkisi, araştırılması gereken bir konu olmuştur. Bu amaçla ele alınan çalışmamızda mürtekib-i kebîrenin, kelami mezheplerden olan; Hâriciler, Mürcie ve Mu'tezile mezheplerinin oluşum süreçlerine etkisi üzerinde durulmuştur. Ayrıca İslam düşünce tarihinde mürtekib-i kebîre olarak bilinen bu meselenin, İslami İlimlerin birçoğunu etkilediği de bilinmektedir. Bu itibarla mürtekib-i kebîreyi başta insan faktörü olarak, dini, siyasi ve sosyo-kültürel etkenler eşliğinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Mürtekib-i kebîre konusunun anlaşılması adına ilk olarak bu mesele etrafında ortaya çıkan tanımlar üzerinde durulmuş, daha sonra bu mesele bağlamında ortaya çıkan yapılanmaların sebepleri incelenmiştir. Bu değerlendirmeyi yaparken kronolojik sıraya uyularak, araştırmanın bütünlüğü sağlanmıştır. Bunlara ek olarak kelami mezheplerin hepsinden ziyade Hâriciler, Mürcie, Mu'tezile mezhepleri ve şiddeti benimseyen yapılanmalar arasından da IŞİD'i ele alarak araştırmamızı sınırlandırdık. Araştırmanın sonucunda da mürtekib-i kebîre meselesinin söz konusu olan ekol ve yapılanmaların ortaya çıkmasında en büyük etkiye neden olduğu tezine ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: Büyük Günah İşleyen Kişi, Hâriciler, Mürcie, Mu'tezile, IŞİD
Mu'tezile ve Eş'arî kelâmında adâlet ilkesi
İslam'ın gelişinden henüz bir asır geçmeden, Müslümanların değişik milletlerle ve din mensuplarıyla karşılaşmasına bağlı olarak çeşitli itikadi ekoller ortaya çıkmıştır. Bunlardan Mu'tezile ve Eş'ariyye, İslam Kelamı alanında birbirine muhalif iki itikadi gruptur. Eş'arîler, aklı dini nasların önüne geçiren Mu'tezile'ye karşı, nasları akıldan önce konumlandırmış, kelami meseleleri naklin sunduğu bilgi ölçüsünde yorumlamışlardır. Mutezile ise akılcı yorumuyla öne çıkmıştır. Onların kelam sistemini ifade eden beş ilkenin anlam ve teşekkülünde bu bariz bir şekilde görülmektedir. Bunlar arasında adalet Mu'tezile'nin Allah ve insan ilişkisini düzenleyen ilkesidir. İnsanın sorumluluğu ve buna bağlı olarak Tanrı tasavvurunu ilgilendiren bu ilkeye taalluk eden meseleler Eş'arîlerce de yorumlanmış ve bu konularda çeşitli ihtilaflar tebarüz etmiştir. Bu tezde söz konusu ihtilaflalar karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Çalışmamızda iki mezhep arasındaki başlıca ihtilaf konularından biri olan ilahi adalet konusu incelenmiştir. Şimdiye kadar bu şekilde ele alınmamış bir konu olan ilahi adalet Mu'tezile mezhebinde çok merkezi bir konum işgal ettiğinden dolayı, kelam ilmindeki irade, insan hürriyeti, vaad ve vaîd gibi diğer meselelerle ilişkilendirilmiştir. Keza çalışmada yeri geldiğinde insan iradesini yok sayan Cebriye mezhebi üzerinde de durulmuştur. Zira Eş'arî mezhebinde insan iradesi konusunda Cebriye'ye paralel düşünceler de görülmüştür. Ancak Eş'arîlerle Mu'tzile'nin karşılaştırmalı olarak ele alındığı bu çalışmada elde edilen temel sonuç, adalet ilkesini Eş'arî kelam ekolünün ilahi irade, kudret ve yaratma bağlamında temellendirdiği, Mu'tezile'nin ise insan sorumluluğu temelinde anlamlandırdığıdır.
Hâkim el-Cüşemî'nin fırka tasnifi ve mezheplere bakışı
Mutezilî 'Hâkim el-Cüşemî'nin İslam Mezheplerine Bakışı' adlı tezimizde; İslam mezheplerinin ortaya çıkış nedenleri, mezheplerin görüş ve özellikleri ile fırka tasnifini Cüşemî'nin nasıl aktardığını inceledik. Temel amacımız Cüşemî'nin 'Mutezile Fırak Edebiyatına' olan katkısını ortaya koymaktır. Araştırmamızın kapsamını Cüşemî'nin mezhep tasnifi ve mezheplere dair verdiği bilgiler yanında Cüşemî'nin mezhebi kimliğinin ortaya konulabilmesi için imamet ve usûlü hamse hakkındaki görüşleri oluşturmaktadır. Tezimizde, İslam Mezhepleri Tarihi'nin kullanmış olduğu deskriptif (betimsel) yöntem temel alınarak, temel kaynakların taranması ve karşılaştırılması yanında olgu ve fikirlerin anlaşılması için siyasi ve sosyal tarih ile kıyaslanarak ulaşılan sonuçlar objektif bir şekilde ortaya konulmuştur. Sonuçta Cüşemî'nin Zeydî-Mutezilî kimliği bulunmaktadır. Temel konularda Mutezilî tavrı açıktır. Hz. Ali'ye ve Şia tarihindeki imamlara yönelik vurguları, eserlerindeki imamete dair aktarımlarındaki farklı yansımalar Zeydiyye'nin fikirlerine sempati duyduğunu ya da etkilendiğini göstermektedir. Cüşemî, İslam toplumlarının kendi dönemine kadar olan sürecini mezhepler tarihi açısından Mutezile, Şia, Hâricîler, Mürcie, Cebriyye, Âmme, Haşeviyye olarak yedi ana kola ayırmaktadır. Bu yedi fırkanın temel görüşlerine, kısmen oluşum ve olgunlaşma safhasına, alt fırkalarına, yayıldıkları coğrafyaya ve mezheplerin görüşlerini savunmak adına yazılan eserler ve yazarlarına değinmektedir. Cüşemî, mezhep tasnifini belirli bir sayı ile sınırlandırmamaktadır. Mezheplerle ilgili bilgi aktarırken kullandığı temel yöntem klasik fırka merkezli mezhepleri tarihi yazıcılığıdır.
'Amr b. 'Ubeyd ve kelamî görüşleri
Bu çalışmada ilk dönem Mutezilî alimlerden olan 'Amr b. 'Ubeyd'in hayatı ve kelamî görüşleri kaynaklardan edinilen bilgiler doğrultusunda tespit ve tahlil edilmektedir. 'Amr b. 'Ubeyd, ilk dönem Mutezilî ekolde önemli bir role sahiptir. Onun görüşleri Mutezilî ekolün zeminini oluşturmaktadır. Dolayısıyla tezimizin amacı 'Amr b. 'Ubeyd'in kelamî görüşlerini bir araya toplamak ve onun Mutezilî kelamın oluşmasındaki rolüne dikkat çekmek olacaktır. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Birinci bölümde, 'Amr b. 'Ubeyd'in hayatından etraflıca bahsedimiştir. İkinci bölümde, 'Amr b. 'Ubeyd'in ilmî şahsiyetine yer verilmiş ve özellikle Mutezile ekolündeki yerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise çalışmanın ana omurgasını oluşturan 'Amr b. 'Ubeyd'in kelamî görüşleri incelenmiştir.