Müzik kültürü
Bu konu başlığı altında 164 tez
`kültürel kimlik' ve `kültürel adaptasyon' kavramları çerçevesinde Malatya'da yaşayan Romanların müzik pratikleri
Bu araştırma, kültürel kimlik ve kültürel adaptasyon kavramları çerçevesinde, Malatya'da yaşayan Romanların müzik pratiklerini analiz etmek amacıyla oluşturulmuştur. Roman diasporası, Dünya'nın birçok yerinde bulunmakla birlikte, bu halkın ana vatanı, Hindistan'ın Kuzey Batısıdır. Dolayısıyla çalışmanın ilk safhasında Roman halklarının kökeni, genel özellikleri ve Türkiye'deki durumları üzerinde durulduktan sonra, ikinci safhasında Malatya'da yaşayan Romanlara geçilmiştir. Çalışmada Malatya bölgesi ile sınırlı kalınmasının nedeni, bölge bazında daha detaylı olarak veri toplanması sağlamaktır.Batıda genelde Roman havalarını, Sanat Müziğini ve yer yer Batı ve Çigan müziği türlerini icra etmekte olan Romanlar, Malatya'da bu müziğe bir de Türk halk müziğini, Malatya'yı temsil eden Arguvan ve Pütürge Havalarını ve arabeski eklemişlerdir. Ancak ne var ki Doğu'da tam ve gerçek olarak kökleşemedikleri için, Doğu kültürüne adapte olma konusunda, özellikle halk çalgılarından bağlamanın performansı için Malatya'nın yerel müzisyenlerinden yardım almaktadırlar.Malatya'da Romanlar tarafından icra edilen müzik türleri, çalışmada `elit' ve `avam' olarak iki ana kısma ayrılan müzik mekânlarına göre de isabetli bir dağılım göstermektedir. Restoran ve otel gibi elit mekânlarda Türk sanat müziğini ve popüler müziği daha fazla icra eden Romanların, avam mekânlar olan birahane ve pavyonlarda genelde halk müziğini ve arabeski, pavyon üslubuyla seslendirdikleri saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Kültürel Kimlik, Kültürel Adaptasyon, Roman, Malatya'da yaşayan Romanlar.
Alevi Bektaşi kültüründe tevhit temalı nefeslerin incelenmesi "Hüseyin Emektar örneği"
Alevi Bektaşi geleneğinin en büyük kaynağını dini ayinlerinde ve ritüellerinde kullandıkları sözlü musiki oluşturur. Alevi Bektaşi toplumu bilgilerini, dini ritüel ve inanış biçimlerini tarihsel süreç içinde yaşanan zorluklardan dolayı yazılı bir metin ve kaynak şeklinde bir sonraki nesile aktarmaktan ziyade "şifahi kültür" olarak adlandırılan babadan oğula, ustadan çırağa ve de nesilden nesile ulaşmasını sağlayan bir kültür aktarımı metodunu geliştirerek varlığını günümüze kadar aktarmayı başarabilmiştir. Alevi Bektaşi musikisinin temelini İslam inancı ve Türk tasavvufunu merkezine alan "nefesler" oluşturmaktadır. Nefesler sadece Alevi Bektaşi musikisinin belirli bir türü olmakla kalmayıp, bu musikinin türlerinin tamamını kapsayan bir üst başlık olarak karşımıza çıkmaktadır. Tezimizde Allah, Muhammed, Ali ve bu üçlemenin yanına dördüncü olarak Pir Hacı Bektaş-ı Veli'yi de eklemek sureti ile bu konuları "Hak" yolunda birleştirerek yekvücut haline getirmek sureti ile "tevhid" eden ve tevhidi işleyen kaybolmaya yüz tutmuş 4 adet nefesi derleyip hem musiki açısından hem de felsefi batıni yönü ile inceledik. Tezimizde Alevi Bektaşi musikisini ve bu musikinin temeli olan nefesleri incelerken öz Türk olan Alevi Bektaşi toplumunun müziğini; bilinen Türk tarihinde Orta Asya'ya İslamiyet öncesine kadar takip ettik. İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrası şekillenen Türk müziğini ve buna bağlı olan Alevi Bektaşi müziğinin izlerini sürdük. Alevi Bektaşi musikisi mirasını tarihsel süreç içinde Atayurt Türkistan'dan başlayıp birbirinin devamı olarak sayılan Türk devletleri üzerinden sırası ile Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, v Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerini de kapsayacak şekilde inceleyerek tezimizde yer vermek sureti ile Türk din musikisine bir nebze de olsa katkı sunmaya çalıştık.
George Enescu'nun müziğinde Rumen halk müziğinin etkisi: Op. 25 Keman ve Piyano Sonatı
Hayatı boyunca kemancılığıyla bilinen Rumen besteci George Enescu, 20. yüzyılın en önemli bestecilerinden birisi olmasına rağmen bu alandaki değeri yaşadığı süre boyunca çok fazla anlaşılmamıştır. Enescu'nun bestelediği eserler giderek daha çok rağbet görmekte, ancak Türkiye'de eserleri konser programlarında çok sık yer almamakta ve besteci hakkında akademik bir çalışma da bulunmamaktadır. Enescu, kemancılığının ve besteciliğinin yanı sıra şeflik ve eğitimcilik de yapmıştır. Birçok bestesinde Rumen halk müziği ögelerinden faydalanmış ve Romanya'daki müzik kurumlarının ve klasik müziğin gelişiminde önemli rol oynamıştır. "Rumen halk karakterinde" başlıklı Op. 25 Keman ve Piyano Sonatı'nın incelendiği bu çalışmada bestecinin hayatı ve müzik kariyerinden bahsedilmiş, bu eser özelinde Rumen halk müziğinin hangi ögelerinden faydalandığı tespit edilmiş ve bu bağlamda Rumen halk müziğinin belli başlı özellikleri işlenmiştir. Türkiye'de Enescu ile ilgili akademik bir çalışmaya rastlanmadığından bu çalışmanın, Enescu'nun müziği ve Op. 25 Keman ve Piyano Sonatı'nın seslendirilmesine yönelik çalışılmalara yol gösterici bir kaynak olarak kullanılması hedeflenmektedir.
Kültürel bir meta olarak müzik: 90'lar sonrası pop müzik örneği
Bu metin sosyal bilimlerde yer alan müzik'in neliğine ilişkin bir ihtilaftan doğar. Dolayısıyla bu tez öncelikle müzik hakkında, ve daha sonra müziğin modern toplumdaki konumu hakkında bir tezdir. Bunun için öncelikle bu müzik anlayışını doğuran düşünceyi ele alır. Düşüncenin dönüşümünün istikametini tespite çalışır. Ve aynı şekilde bu dönüşümün müziği nasıl dönüştürdüğünü tespit etmeye çalışır. Bunun için ilk olarak, müzik sosyolojisinin kurucu düşünürlerinin —Weber, Adorno, Simmel— görüşlerini ele alır. Bütün bu görüşlerden hareketle bu tez müziğin çağdaş konumunun bir "meta" düzeyine indirgendiğini ileri sürer. Bu doğrultuda tarihe yönelir ve farklı zamanlarda ve farklı kültürlerde müzik anlayışlarını ele alır. Bunda popüler kültürün etkilerini araştırır. Bu minvalde temel bir sorgulamayı geliştirir: Müzik'in popüler versiyonu, müziğin estetik değerini ne yönde etkilemiştir? Anahtar Kelimeler: Müzik, düşünce, metalaşma, popüler, estetik
Kanun virtüözü, besteci ve eğitimci Haçatur Avetisyan (1926-1996) ve kanun çalgısı özelinde Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nde (1920-1991) müziğin dönüşümü
Kanun, Orta ve Yakın Doğu'da, pek çok coğrafyada çalınan bir çalgıdır. Bölge ve ülkeler bağlamında bakıldığında Kuzey Afrika'da, Fas, Cezayir, Ürdün, Mısır, Libya, Tunus ve Sudan'da; Arabistan yarım adasında, Suudi Arabistan, Yemen, Irak, Suriye, Lübnan, Kuveyt ve Filistin'de; diğer coğrafyalarda ise, İran, Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Yunanistan'da kanun çalınmaktadır. Kanun sazının genellikle müslüman ve makam müziği geleneği olan toplumlarda çalınıyor olması gözden kaçmamalıdır. Ancak bu çalışmanın konusu, hristiyan olan ve Anadolu coğrafyasında yüzyıllarca birlikte yaşadığımız, Türk ve Osmanlı makam müziği geleneğine besteci, icrâcı, çalgı yapımcısı ve teorisyen olarak çok büyük katkılar sağlamış olan Ermeni unsurunun, Rusya topraklarında yaşarken meydana getirdiği, kendine özgü kanun çalma geleneğidir. Bu çalışmada, alan araştırması yöntemi ve Ermeni kanun çalma stilinin uygulamalı olarak edinilmesi yoluyla, XX. yüzyılda Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nde (1920-1991) kanun çalgısının, betimsel yöntem dâhilinde ortaya konan Sovyet kültür ve müzik politikaları bağlamında, nasıl bir değişimin öznesi olduğu, kanunda ekol olarak kabul edilen, kanunçalar, besteci, eğitimci Haçatur Avetisyan'ın (1926-1996) çalışmaları bağlamında ortaya konmuştur.Virtüöz kanunçalar olarak Avetisyan, Sovyet döneminde, 1951'de Berlin'de halk müziğini de içermek suretiyle düzenlenen bir festivalden, solo kanun icrâsıyla ödülle dönünce, Ermenistan'da kanun, halkın gözünde rağbet edilen bir çalgı olur. Bu ilgiye karşılık ilk olarak `teknikum' seviyesindeki bir okulda 1950'de başlattığı kanun eğitimini büyük bir hızla devam ettiren Avetisyan, izlediği kanun öğretimi yöntemi ile de kanun eğitimini kurumsallaştırma yolunda ilk adımları atan kişi olur. Bestecilik kariyerine kanun için yoğunluklu besteleri ile devam ederken, 1958-1972 yıllarında Ermenistan Devlet Dans Topluluğu'nun Halk Çalgıları biriminin müzik direktörlüğünü ve ardından 1973-1978 yıllarında Tatul Altunyan Şarkı ve Dans Topluluğu'nun sanat yönetmenliğini yaptığı dönemde, kanun ve diğer halk çalgılarının bulunduğu orkestra için pek çok eser de besteleyerek, Sovyet yönetiminin desteklediği `ilerleme' hareketinin gereğini yerine getirir. 1978'de Komitas Erivan Devlet Konservatuarı bünyesinde Halk Müziği Bölümü'nü açan kurucu üyelerden biri olan Avetisyan, kanunun konservatuar müfredatına dâhil edilmesindeki başat rolünü devam ettirir. Günümüz Ermenistan Cumhuriyeti'nde, kanun alanında tanınan solist, besteci ve eğitimci kanunçalarların çoğu Avetisyan'ın öğrencisidir.Anahtar Kelimeler: Kanun, Ermeni müziği, Sovyet kültür politikaları, Haçatur Avetisyan, Ermenistan kanun stili, Ermeni âşık müziği
Çankırı kültüründe müzik uygulamaları
Geçmişten sürekli birikim oluşturarak günümüze ulaşan, toplumsal hayatın içinde varlığını sürdüren Türk örf, adet ve gelenekleri de zamanla değişmektedir. Bu tez çalışmasında, Çankırı'da sosyal hayatın merkezinde bulunan müzik pratikleri ve kültür içerisindeki müzik uygulamaları incelenmiştir. Çalışmanın amacı Çankırı kültüründe geçmişten günümüze uzanan süreç içerisinde yer alan müzik unsurlarını, yaşanan değişimi, eksilmeleri tespit etmektir. Müziğin yaşatıldığı en belirgin sahalar olan düğünler, yâran sohbetleri, Çankırı gezmeleri, panayırlar ve ayrıca şehir yaşantısı içerisindeki diğer müzik unsurları bu çalışmanın temel konuları olmuştur. Yaşanan değişimi anlayabilmek için, bu uygulamaların tarihi kökenleri ve Çankırı'daki icra alanları tespit edilmiştir. Literatür incelemesi, gözlemler, alan araştırmaları, icracı olarak katılımlar ve kişisel görüşmeler ile elde edilen bilgiler, ilgili görseller ile desteklenerek teze aktarılmıştır. Ayrıca, Çankırı müzik kültürüne ait olan, notaya alınmış ya da kaynaklarda sadece sözleri bulunan türkülerin güncel durumu ve icra alanları tespit edilerek tablo haline dönüştürülmüştür. Çankırı'da geçmişten günümüze çok zengin bir müzik belleğinin var olduğu, ayrıca kültür içerisinde pek çok gelişme ve değişikliğin gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır.
Yaran kültürü ve bu kültüre ait müzikal özelliklerin inclenmesi (Kastamonu-Tosya örneği)
Seyirlik oyunların oynandığı, halkın hep birlikte yemekler yediği, hoş sohbetlerin edildiği ve yaranlar tarafından oluşturulan bu topluluk Kastamonu'nun Tosya ilçesinde de varlığını sürdürmektedir. Kastamonu'nun Tosya ilçesinde varlığını 700 yıldır sürdüren bu gelenek, gerekli kültürel alt yapı sağlandıktan sonra 2009 yılından itibaren Yaran meclisleri kurularak aktif hale getirilmiştir. Bu çalışmada, Kastamonu Tosya ilçesinde yer alan yaranlık geleneğinin temel yapısını, sürdürülebilirliğini ortaya çıkarmak ve müzikal açıdan incelenmesi amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden katılımcı gözlem modeli kullanılarak bulgular elde edilmiştir. Araştırma kapsamında Tosya yöresinde bulunan 6 katılımcı ile görüşülerek, yaran geleneği hakkında bilgi, nota ve görsellere ulaşılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda, yaran geleneğinin Tosya ilçesinde toplumsal yapıyı güçlendirdiği, ahlaki ve sosyal kuralları yazılı olmadan topluma benimsettiği görüşülmüştür.
Geleneksel sohbet toplantıları bağlamında Şanlıurfa sıra geceleri üzerine bir inceleme
Günümüz teknolojisinin gelişim ve getirilerine bağlı olarak radyo, televizyon, internet, telefon ve sosyal medya gibi kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, toplum düzeninin ana çerçevesini belirleyen tüm ortak değerlerin değişimine zemin oluşturmuştur. Kitle iletişim araçları toplumların hayat tarzlarını dahi değiştirmiş ve buna bağlı olarak kaynağı belli olmayan yeni kültürel oluşumların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Tamda bu noktada çalışmamıza konu olan geleneksel sohbet toplantıları bağlamında Şanlıurfa sıra geceleri örneği cemiyet hayatındaki eğlence kültürünün bu bağlamdaki değişimine önemli bir örnek teşkil etmektedir. Sohbet toplantıları, Türkiye'nin farklı bölgelerinde "Yâren, Ateş Gezmesi, Barana, Kürsübaşı, Cümbüş Âlemleri, Ferfene, Muhabbet Gecesi, Gezek, Helva Sohbetleri, Helebiş, Oturak Âlemleri, Sıra Âlemleri, Sıra Eğlencesi, Sıra Gecesi" gibi değişik adlarla tanımlanırken, Türkiye dışındaki bölgelerde ise "Geşdek, Coro Bozo, Konuşma, Meşrep ve Muhabbet" gibi benzeri adlarla bilinmekte ve icra edilmektedir. Bu çalışmada geleneksel sohbet toplantılarının yörelere göre icra biçimleri ele alınmış ve özellikle Şanlıurfa sıra geceleri özelinde sohbet toplantılarının temsilcileri, eğlencelerin icra edildiği mekânlar ve bu müzikli eğlence biçiminin kültürel yapı içerisindeki yeri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Günümüzde popüler kültürün etkileriyle şekillenen Urfa sıra gecesi uygulamalarının aslında folklorik bir arka planı olmasına karşın, içinden çıktığı toplumun bireylerinin ortak emeğini ve üretimini yansıtmadığı görülmektedir. Çalışma nitel bir araştırma olup, Şanlıurfa'nın en önemli canlı kültür öğelerinden biri olan Sıra Gecelerindeki uygulamaların ve geleneksel müziğin gerçekçi ve bütüncül bir biçimde analiz edildiği ve ayrıca sıra gecesi olgusunun toplumun sosyal ve kültürel açıdan insanların yaşamlarındaki anlamını var olduğu şekliyle betimlemeye çalışan araştırma türüdür. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; çalışmanın amacı ve önemi belirtildikten sonra Anadolu'daki Ahilik kültürü ve Türk toplumunun sosyal yaşamında halen daha varlığını devam ettiren geleneksel sohbet toplantıları hakkında açıklayıcı bilgiler verilip, Şanlıurfa'nın sosyo-kültürel durumu ve müzik kültürü hakkında genel bir değerlendirme yapılarak bu kültürün temsilcilerinden olan mahalli ustalar hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde; tez çalışmasında kullanılan kaynaklara ait özetlere yer verilmiş olup bu kaynaklar kitap, makale ve tez olmak üzere üç başlık altında değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde; Şanlıurfa kültürü ve bu kültür kapsamında Sıra Gecesi geleneği ve bu gelenek dahlinde müzik kültürü ve bu kültürün geleneksel sohbet toplantıları ile olan ilişkisi incelenirken, bir yandan da Sıra Gecesi geleneğinin genel yapısı kuralları ile icra edildiği mekânlar, görev alan kişiler ve bu kişilerin görevleri hakkında bilgiler verilmiş, bu tür gecelerde icra edilen müzikler ve geleneksel makam geleneği ve gecede yapılan ikramlar ile bunların sunum şekillerine ilişkin bilgiler verilmiş olup Geleneksel sohbet toplantıları bağlamında Sıra Gecelerinde süreç içerisinde meydana gelen olumlu ve olumsuz değişiklikler ele alınarak sosyal ve kültürel açıdan oluşan yeni uygulamalara ilişkin bilgiler verilmiştir.
Müzik öğretmeni adaylarının görüşlerine göre müzik dinleme ve kültürü dersine yönelik öğretim programı taslak önerisi
Bu araştırmanın temel amacı, müzik eğitimi ana bilim dalı lisans öğrencilerinin, müzik dinleme ve kültürü dersine ilişkin ihtiyaçlarının ne ölçüde olduğunu belirlemektir. Belirlenen ihtiyaç durumuna göre, program taslağının üniteleri ve konularına yönelik uzman görüş ve önerilerine yer verilmiş, elde edilen veriler aracılığıyla, öğrencilerin müzik dinleme konusundaki kişisel bilgilerine ve ihtiyaçlarına göre program taslağı önerilmiştir.Veri toplama aracı olarak kullanılan öğrenci ve uzman görüş formlarında 5?li likert ölçeği kullanılmış; öğrenci görüş formu iki bölümlü olarak sunulmuştur. Uzman görüş formu? nda ise ?5?i ünite başlığı olmak üzere 73 başlık? a yer verilmiş; bu konu ve ünite başlıkların gerekliliğine yönelik sorular sorulmuştur. Ölçeklerin güvenirliğini belirlemede Cronbach?s Alpha testi uygulanmış, yüksek derecede güvenilir bulunmuştur. Verilerin analizinde, birey gözlem sayısı (N) ve yüzde (%) dağılım tablosuyla sayısal verilere dönüştürülmüştür. Verilen yanıtlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın tespitine dair Chi-Square testi uygulanmış, uzman meslek yılı ve unvanları arasında farklılık tespitine dair ANOVA Testi uygulanmıştır.Elde edilen vere göre, nitelikli müzik dinleyicisi olmada, müzik dinleme ile ilgili lisans düzeyinde bir dersin olmasının yararlı olacağı fikrine ulaşılmış, uygulamalı alan derslerinde müzik dinleme etkinliklerine yeterince zaman ayrılmadığı ve öğrencilerin müzik türleri bilgilerinin yeterli olmadığı belirlenmiştir. Bu ihtiyaçlara göre uzmanlar, taslak ders konularının geliştirilerek sunulmasının uygun olacağını ve dersin mesleki müzik eğitimi ve bütünleştiricilik yönünde katkı sağlayacağını belirtmişlerdir. Bu çerçevede ?müzik dinleme ve kültürü ders programı taslak önerisi? sunulmuştur.
Türkiye'deki Çerkes diasporasında müzik ve kültürel aktarım
Bu çalışma, Türkiye diasporasındaki Çerkeslerin siyasal sahneden dışlanmasının ardından, politik bir hamle olarak kültürel örgütlenme ve aktarım yoluna gitmesini incelerken, müziğin bu aktarımdaki rolünü açıklamaktadır. Kimliklerini korumak ve yaşatmak için Çerkesler, kültürel belleklerini sürekli olarak canlı tutmuşlardır. Kültürel belleğin güncellenmesindeki en önemli araç, müziktir. Müzik yoluyla aktarımı sağlayanlar ise kültürel belleğin uzman taşıyıcıları olan pşinavolardır .
Yeni Platonculuğun Osmanlı mûsikî nazarîyatı modelleri üzerindeki etkileri
İnsan sembolleştiren bir canlıdır ve sembolik bir evren içinde yaşamaktadır. İnsan, anlam arayışını bu düşünsel alanda gerçekleştirmekte, bu çabasına ancak sembolleri üretirken, yorumlarken ya da sembolik ifadeleri kavrarken erişmektedir. Kültürel kodlar ve geleneklerin sürekli olarak yeniden yorumlamasıyla, yeni bir semiosis evreni oluşmaktadır; öyle ki bu evren bir yorumlayanlar ağına göre yapılandırılmıştır ve sürekli olarak hakikat hakkında söylenenleri ya da hakiki olduğuna inanılan şeyleri kaydetmektedir. Bu yapılanma ise zamanla kendine özgü farklı düşünce biçimleri geliştirerek semiyosferin içinde gömülü, ezoterik bilgi gelenekleri üzerinden aktarılan ya da yorumlanan bir sembolik anlam ağının oluşmasına yol açmıştır. İnsanın etrafında mevcut olan metafizik gizemi, başka bir ifadeyle kozmolojik ve ontolojik tartışmalar dahilinde 'Tanrı-Âlem-İnsan' arasındaki ilişkiyi, bu ilişkiler ağında insanın konumlanışını anlamlandıran, bir anlamda kozmik ve ontolojik işleyişe konu olan bilginin, müzik aracılığıyla anlaşılıp yorumlanmasını konu edinen spekülatif teori, hermetik bilgiyle harmanlanmış sembolik düşünce çerçevesinde yorumlanarak aktarılmış, böylece müzik teorisi geleneğinde de özel bir sembolik ifade alanı oluşmuştur. Yeni Platoncu kavrayışla yeniden yorumlanan bu sembolik ifade modeli, bir anlamda Yeni Platonculuğun İslamî bir yorumu olan tasavvuf öğretisine eklemlenmiş İşrakî yönelimlerin etkisiyle, Osmanlı dönemi Türk müziği teorisi metinlerine de konu edilerek, XV. yüzyıldan XIX. yüzyıla dek kaleme alınmış nazarî eserlerde önemli bir bilme modeli oluşturmuştur. Çalışma, 'Yeni Platonculuğun Osmanlı mûsikî nazariyatı modelleri üzerinde nasıl bir etkide bulunduğu' sorusundan yola çıkılarak hazırlanmış, bu amaçla öncelikle Yeni Platonculuk hakkında genel bir çerçeve çizildikten sonra bu düşüncenin müzik teorisi alanında nasıl konumlandığı, yine bu düşüncenin Yunanî bilgi dahilinde İslam dünyasına nasıl aktarıldığı ve Osmanlı epistemesi içerisinde kendisine nasıl bir alan bulduğu konuları tartışılmış, nihayetinde Yeni Platonculuğun etkilediği nazarî metinler üzerinde hermeneutik bir okuma yapılarak söz konusu etkilerin açıklığa kavuşturulması amaçlanmıştır. Bu çaba dahilinde söz konusu metinlerin ilişkisel tarih araştırmasıyla epistemolojik dayanağına temas edilmiş, bunun yanında tespit edilen kaynaklarda yer alan kürelerin müziği, sudûr nazariyesi, hermetik bilgi geleneği ve sır kültürü, mikrokozmos-makrokozmos ilişkisi, dört asıl-dört unsur anlayışı gibi Yeni Platoncu sembolik ifadelerle oluşan semiyosfer gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.
İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde türkülerle değer kazanımı (Kütahya türküleri özelinde)
Sözlü ve yazılı edebiyatımızın en önemli türlerinden biri de türkülerdir. Anadolu insanı, asırlardır sevincini, üzüntüsünü, derdini, öfkesini, hasretini türkülerle anlatmış ve anlatmaya da devam etmektedir. Böylece türküler, içinde barındırdığı değerleri ve kültürel ögeleri nesilden nesile taşıyarak kültür aktarımı sağlamaktadır. Bu kültür aktarımını zengin bir kültürel mirastan beslenen Kütahya türkülerinde de görmek mümkündür. İnsanı insan yapan en önemli unsurların başında hiç şüphesiz değerler gelir. Değerler sayesinde merhametli, yardımsever, hoşgörülü bireyler yetişir. Değerler sadece bireyin değil toplumun da gelişimini olumlu yönde etkiler. Bu sebeple daha sağlıklı nesillerin ve toplumların yetişmesi için değerler eğitimine ihtiyaç duyulmaktadır. Eğitimin duyuşsal boyutu içerisinde yer alan değerlerin kazandırılmasında ve somutlaştırılmasında farklı yöntem ve tekniklerin kullanılması önem taşımaktadır. Bu nedenle çalışmamızda İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi'nde türkülerin kullanılmasının hem kültür aktarımı sağlaması hem de değer kazanımını kolaylaştırması açısından önemi gösterilmeye çalışılmıştır.
Günümüz musikişinaslarından Erdal Küçükkaya'nın hayatı ve müzikal yönü
Yüzyıllardır bu topraklarda varlığını sürdürmekte olan Türk Halk Müziği çatısı altında her geçen gün yüzlerce musikişinas yetişmekte ve bu musikişinaslar tarafından sürekli olarak bu müzik türü yenilenmekte ve gelişmektedir. Bahsi geçen musikişinaslardan biri de Erdal Küçükkaya olup gerek kendi üslubuyla türküler icra etmesiyle, gerekse bestelemiş olduğu türkülerle, halk müziğimizin genç nesil tarafından unutulmaya yüz tuttuğu bu müzik türüne önemli katkılarda bulunmaktadır. Yurt içinde ve yurt dışında ulusal yayın yapan birçok kanal ve radyolarda müzik programlarına katılan Erdal Küçükkaya, kendine özgü üslubuyla seslendirmiş olduğu türkülerin yer aldığı birçok kaset ve CD de çıkarmış, Türk halk müziğinin gelişmesine ve yayılmasına sözü edilen faaliyetleriyle mühim katkılarda bulunmuştur. İş bu çalışma Erdal Küçükkaya'nın hayatını ve musikişinaslığını konu edinmektedir.
Mitolojik, arkeolojik ve tarihsel verilerden hareketle Frigya medeniyeti müziğine yüklenen anlamlar ve Antik Yunan müziği ile olan etkileşimi
Batı sanat müziği geleneğinin oluşması ile ilgili yazılı kültür çalışmaları Antik Yunan'da M.Ö.4.yy'a kadar uzanmakta olup çalışmaların büyük bir kısmı Aristoxenus'un Elements of Harmonics kitabına ve öğrencilerinin çalışmalarına dayanmaktadır (Landels, 1999, s. 86-87). Arkeolojik verilerden ve sözlü kültür aktarımından hareketle daha öncesinden günümüze kadar kalan sınırlı sayıda müzik çalışması bulunmaktadır. Özellikle Delfik ilahiler ve Seikilos Kitabesi; Euripides'in Bakkhalar Tragedyası, Homeros'un İlyada ve Odysseia'sı, yine Homeros'un övgü amaçlı yazılmış şiirleri, Şair Ovidius'un şiirleri , Platon, Aristoteles ve Sokrates'in yorumları gibi döneme ait yazılı-sözlü kaynaklar Yunan mitolojisine, dönemin etnik topluluklarına ve dönemin müzik anlayışına büyük oranda ışık tutmaktadır. Örneğin günümüze ulaşmış en eski tam müzik parçası sayılan Seikilos kitabesinin Frigyen (Landels, 1999, s. 253), antik müziğin en önemli parçalarından ikinci Delfik ilahinin ise Lidyen ve Hypolidyen modlarında yazıldığı bilinir (Landels, 1999, s. 236-239). Yine Bakkhalar tragedyasında özellikle şarap tanrısı Dionysos'un Küçük Asya'daki Frigya'dan Yunan şehri Thebai'ye müzikli/danslı ritüelini getirdiği ve bu geleneğin bir şenlik halinde Yunanistan'da icra edildiği belirtilmektedir (Dilmen, 2001, s. 29). Bu gibi örneklerden anlaşılacağı üzere özellikle Frigya uygarlığındaki müzik stili, Antik Yunan medeniyeti müziğine mitolojik ve teorik anlamda dolaylı yoldan etki etmiştir. Bu etki kimi zaman modlara veya o bölgenin müzikal stillerine dönemin Platon, Sokrates ve Aristoteles gibi düşünürleri tarafından yüklenen anlamlar yoluyla, kimi zaman da çalgılar yoluyla olmuştur (Barker, 1989, s. 14). Antik Yunan müziği ile ilgili ilk teorik bulgular Aristoxenus ve öğrencilerinin çalışmalarına dayanmakta olup onun öncesine ulaşmak için ise Platon ve Aristoteles'in yorumları incelenebilir. Çünkü Platon ideal devletinde, Aristoteles de kendi "Erdemli insan olma" anlayışında müziğe değinmiş olup düşüncelerinde Antik Yunan etnik gruplarından ve bu bölgelerin müzik stillerinden, çalgılarından bahsetmişlerdir. Kısa bir örnek vermek gerekirse Platon'un ideal devletinde Lidyen modu kabul görmez. Çünkü bu mod diğer modlara nazaran daha pes bir ses aralığına sahiptir ve dolayısıyla gevşeme, rahatlama ile özdeşleşeceği için gençleri bu yöne sevk etmemelidir (Aristoteles, 2011) (Platon, Devlet. Çev.:Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz, 2020). Aynı zamanda şarap tanrısı Dionysos'un ikinci kez dünyaya gelişinde Lidya'ya varması ve tanrının sarhoşluk, gevşeme ve eşcinsellik gibi atribülerinin olması Lidyen modunun kabul görmemesinin mitolojik sebepleri arasında gösterilebilir. Doryen ve Frigyen modu ise her koşulda iyi kabul edilerek asaletli savaşçıları cesaretlendirmek için kullanılabilir. Frigyen moduna Doryenden farklı bir anlam daha yüklenerek tanrılara yalvarma amacında kullanılabileceği belirtilmiştir (Platon, Devlet. Çev.:Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz, 2020). Frigyen modunun veya Frigya stili müziğin, ana tanrıça Kibele'ye ait müzikli/danslı ritüellerin Dionysos ve Marsyas yoluyla Antik Yunan'a aktarılması durumu Platon'un düşüncesine mitolojik bir sebep olarak gösterilebilir (Landels, 1999). Aristoteles de Platon'la hemen hemen aynı görüşte olup Frigyen modunun ilham verme anlamında daha uygun olduğunu belirtmektedir (Salyers, 2003). Çalgısal olarak da örnek vermek gerekirse: Platon'un ideal devletinde Frig kökenli aulos çalgısı çok sesli ve birden fazla modu akort değişmeden çalabilen bir yapıda olduğu için kabul görmez. Ancak lir/kithara çalgıları her mod için ayrı ayrı akort edilmesi nedeniyle daha sade gözükür ve müzik eğitiminde karmaşıklığa yol açmadığı için kabul görür. Ancak tarihin ilk müzik yarışması olan Apollon-Marsyas mitinden de etkilenildiği elde edilen kaynaklardan anlaşılmaktadır (Platon, Devlet. Çev.:Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz, 2020): Lir, kurnazlığın, haberleşmenin ve ticaretin tanrısı Hermes'in icadıdır ve liri müziğin tanrısı Apollon'a vererek bu çalgının onunla özdeşleşmesini sağlamıştır (Boardman, 2013). Dolayısıyla hem Delos ve Delfi'deki tapınakları hem de kithara/lir çalışı nedeniyle Apollon, Yunan geleneklerinde ait olarak kabul görmüştür. Marsyas da Frigyalıdır ve aulos çalmakta olup çalgının Frigya stili müzik ile özdeşleşmesini sağlamıştır (Landels, 1999, s. 157-158). Görüleceği üzere halkın yaşayışına yön veren dini inanış mitlere dayanmaktadır ve Yunan mitolojisinde müzik, tanrıların onuruna yapılan törenlerde en etkili yollardan biridir (Friedell, 1999, s. 121-123). Dini ritüel alaylarda yapılan cümbüş, dans ve trans halleri her zaman tanrının onurunadır. Bu gelenek özellikle Küçük Asya kültüründen Antik Yunan'a etki ederek iki medeniyet arasındaki kültür etkileşiminin temel taşlarından biri olmuştur (Seyrek, 2020). Bu kültür geçişinin örnekleri genel anlamda Kibele, Dionysos, Apollon ve Marsyas mitolojik öğeleri etrafında toplanmaktadır. Ayrıca kültür geçişi sırasında yaşanan süreklilik ve ayrılıklar da özellikle Frigyalı ana tanrıça Kibele'nin Roma'ya geçişinden sonra Rhea ve Meter adı altında yeniden tasvir edilmesinde ön plana çıkmaktadır (Roller, 2004).
Temel caz akorları ve modern blok armonizasyon sistem analizi
Bu çalışmada caz müziği teorisi, başlangıcından 20. yüzyıl sonlarına kadar teorik bir sıralama kurgusu ve tarihsel bir bütünlük içinde, sadelik ve anlaşılırlık ön planda tutularak sunulmaya çalışılmıştır. Yer yer yatay yapıların kullanımından bahsedilse de, genel olarak caz müziğinin dikey çoksesli yapısı incelenmiştir. Bütün teorik ve tarihsel süreç literatür taraması ve kaynak seçimi ile uluslararası standartlar gözetilerek hazırlanmıştır. Öncelikle giriş bölümünde bahsedilen teorik konuların zemini hazırlanmış, ardından takip eden yapı ile ilgili genel bilgi verilmiştir. İkinci bölümde araştırmanın hangi temellere oturtulduğu ve tezin araştırma sistematiği hakkında detaylı bilgiler aktarılmıştır. Üçüncü bölümün başında, kurgulanan teorik sistematik tarihsel gelişim süreci içinde üç ana dönemde incelenmiştir. Dönemler arasındaki geçişler ve bunların müzikteki rasyonel karşılıkları, aktarılacak olan teorik bölüm için temellendirilmiştir. Ardından caz teorisi; olabilecek en temel yer olan "akor kuruluşları" konusundan başlanmak üzere ele alınmış, mümkün olduğunca geniş bir perspektifte incelenmeye çalışılmıştır. Bu sebeple ana hatları ile akor-dizi (dikey-yatay) ilişkisi de ele alınmıştır. Çalışmanın dikey çokseslilik ekseninde, "Voicing" konusu işlenmiş ve literatürde en çok yer alan ve doğrudan performans odaklı olan teknikler incelenmiştir. "Voicing", eşlik temelli bir konu olması sebebiyle öncelikle yazılmış olanın çalım teknikleri incelenmiş, ardından "Modern Akor Yürüyüşü" konusu ele alınmıştır. Bu konu, temel prensiplerden, kadansların kullanımına kadar bütün ana hatlarıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Bununla beraber, konuların anlatımında temel anlamda bir "caz armonisi" çatısı oluşturulmaya gayret gösterilmiştir. Bu kısma kadar ele alınan bütün teorik konuların bir çatı altında toplanması, çağdaş cazın temellerinden birini oluşturan Modern Blok Armonizasyon tekniğini daha anlaşılır kılmaktadır. Bu bölümün devamında teorik yapı, temel caz teorisi sistematiğinden başlanarak, 20. yüzyıl sonlarında çağdaş caz müziğinin de en önemli tekniklerinden biri olan "Modern Blok Armonizasyon" tekniği merkeze alınarak incelenmiştir. Ardından bu teknik, seçilen caz standartları üzerinden orijinal olarak örneklenmiştir. Sonuç bölümünde, öncesinde ele alınan teorik ve tarihsel yapıların objektif bir incelemesi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezin genelinde bütünleşik ve uygulamalı teori düşüncesine yönelik bir dil kullanılmış, verilen örneklerle anlatım güçlendirilmeye çalışılmıştır.
Kırım Tatarlarının kültürel ve tarihi sembolü olarak Merziye Halitova'nın eserleri ve besteciliği
Bu çalışma Merziye Halitova'nın yaşamını, zaman içerisinde dünyada ve Kırım yarımadasında değişen müzik dilinin Halitova'nın müziğindeki yansımalarını, Poem- Anımsamalar ile Saksafon, Telli ve Vurmalı Çalgılar Konçertosu eserlerinin incelemesini içermektedir. Bu eserlerin müzikal analiz yoluyla yapısını ortaya çıkarmak, icraya dair teknik özelliklerini belirlemek ve bu şekilde eseri seslendirmek isteyen icracılara yol gösterici bir çalışma ortaya koymak çalışmanın amaçlarındandır. Merziye Halitova'nın bireysel tarzı, modern besteci kimliğinin sanatsal ilkelerle olan ilişkisi, lirik anlatımının özgünlüğü, inceliği ve rengi dinleyicisi üzerinde olumlu etki bırakmıştır. Onun müzik eserlerindeki özgün yapının en önemli özellikleri; Batı ve Doğu kültürlerinin sentezini yapması, bu kültürlere ait müzikal unsurları kullanması, Kırım Tatar Halk Müziğinin karakteristik ritmik ve ezgisel yapısından yararlanması ve tüm bunları 20-21. yüzyılların modern müzik teknikleri ile birleştirmesi olarak sıralanabilir. Besteci olarak Merziye Halitova'nın farklı tür ve ölçekte eserler verdiği görülür. Yazdığı küçük ölçekli eserlere örnek olarak, 1947-2006 yılları arasında yazmış olduğu dokuz yaylı dördül, vokal müzik ve çocuklar için yazdığı müzikler gösterilebilirken, büyük ölçekli eserleri arasında orkestra ve solo enstruman için çok sayıda konçerto ve 6 senfoni sayılabilir. Merziye Halitova'nın eserleri ağırlıkla Kırım Tatar Halkının hayatını, yaşadığı olayları ve tarihini yansıtır. Besteci bu yönelimin sebebi olarak; iç dünyasında yaşadıkları, deneyimleri ve ülkesine duyduğu sevgiyi işaret eder. Bu bileşimin etkisi doğrudan eserlerinde hissedilir. Beslendiği tüm unsurları eserlerinde işleyen besteci kendi sanatsal tarzını da bu çerçevede şekillendirmiştir. Bestecinin Poem-Hatıralar ile Saksafon, Telli ve Vurmalı Çalgılar için Konçertosu sanatsal kimliğini yansıtan önemli eserleri arasında gelmektedir. Eser, 2013-2014 yılları arasında yazılmıştır. İlk seslendirilişi 2015 yazında Kiev'de şef Vladimir Şeyko yönetimindeki Ukrayna Akademik Senfoni Orkestrası tarafından yapılmıştır. Eserin farklı kurgusu modern müzik tekniklerini içermesi bestecinin yeniliklere açık müzikal kimliğinin göstergesidir. Halitova'nın bu çalışmada incelenen ikinci eseri olan Poem-Hatıralar (Поэма-воспоминание) keman ve piyano için besteci tarafından 1986'da kışında yazılmıştır. Bestecilerin o dönemde sık buluştuğu ve karşılıklı etkileşimle sanatsal üretimler gerçekleştirdikleri bir mekân haline gelen Moskova bölgesindeki Ivanovo Besteciler Evinde yazılan eserin düşünsel teması ve ilham kaynağı o bölgenin olağanüstü doğasıdır. Betecinin her iki eserinin form ve çalgılama analizinin yanı sıra çalma tekniklerine yönelik ayrıntılı incelesi yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Merziye Halitova, Kırım Tatar müziği, Poem-Hatıralar, Saksafon, Telli ve Vurmalı Çalgılar Konçertosu
Anamas Yöresi Yörüklerinde ıklıkçılık geleneği ve müzikli anlatıları
Anadolu'daki konar-göçer Yörük topluluklarının yaşadığı bölgelerden biri olan Anamas Yöresi, tarihsel kaynaklarda söz edilen "ıklık" çalgısının günümüzde halen icra edildiği, ıklıkçılık geleneği etrafında gelişen özgün bir müzik kültürüne sahiptir. Tarihsel olarak Türkmen boylarının Anadolu'ya göç ve yerleşimleri Beylikler Dönemi'nde başlamış, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri'nde de devam etmiştir. Yakın geçmişten günümüze kadar, Konya, Isparta ve Antalya il sınırları ve çevresindeki kışlayan göçer Türkmenler olarak nitelendirilen "Yörükler", yaylacılık faaliyetlerini sürdürmek için çoğunlukla Anamas Yöresi ve yaylalarını tercih etmişlerdir. Dolayısıyla bu bölgelerdeki çoğu Yörük oymağı tarafından yaylak olarak kullanılan Anamas, Yörüklerin sosyal yaşantıya dair kültür ve geleneklerinin yaşatılması ve aktarılmasında aktif rol oynayan ortak bir mekân olmuştur. Yaylalara gidilen güzergahların (göç yolları) çevresindeki köy ve yerleşimlerde yaşayanlar dahi, zaman içerisinde Yörük kültüründen etkilenmişler ve geleneklerini buna göre şekillendirmişlerdir. Anamas yöresi müzik kültürünü oluşturan vokal icralar ve çalgılar, bölgenin doğal yaşam koşulları ve çobanlık kültürü içerisinde şekillenmiştir. Yörüklerin yaşantısında doğadaki canlı-cansız varlıklarla ve özellikle çobancılıkla ilişkili olarak hayvanlarla kurulan bağın etkileri, müziğin vokal, ritmik ve ezgi yapısına, çalgıların biçim ve icrasına da yansımıştır. Bu koşullar altında müzik ve çalgılar, zaman ve mekân içerisinde farklılaşan işlevleriyle, toplum hafızasında yeni anlamlar kazanmıştır. Yörüklerde müzik; hayvan otlatırken zaman geçirmek, duyguları ifade etmek, karşı cinsle iletişim kurmak, hayvanları yönlendirmek, düğün ve toplantılarda eğlenmek ve eğlendirmek, sanatsal açıdan beğeni toplamak gibi çeşitli bireysel ve toplumsal işlevlere sahiptir. Bununla birlikte müzik, Yörüklerde keyif almaya ve eskileri anmaya yönelik kültürel bir araç olup, nadiren bir meslek türü olarak tercih edilmiştir. Iklık icracılarının hafızalarındaki ezgi, söz ve hikâye dağarcığında bulunan, Yörük kadınlarının boğazlarını bir çalgı gibi kullanarak icra ettikleri sözlü ve sözsüz boğaz havaları, Orta Asya'daki ozanlık geleneğinden Yörüklere aktarıldığı düşünülen destan-hikâye anlatıcılığı örnekleri ve bunların dışında oyuna yönelik havaların tümü, çalışmamızda "müzikli anlatılar" başlığı altında incelenmiştir. Yayla ve çoban kültürüne dair çeşitli unsurlar ve mitsel ögeleri de kapsayan müzikli anlatılar, toplum içerisinde kültürel bellek taşıyıcılığı rolünü üstlenen ıklıkçılar tarafından aktarılmış, bu durum bölgede "ıklıkçılık geleneği" nin oluşmasını sağlamıştır. Çalışmada, on yılı aşan alan deneyimleri ve derleme çalışmalarına dayanan etnografik yönteme (kültür analizi) ve "sözlü tarih/anlatı analizi" modeline başvurulmuştur. Bu araştırmalar neticesinde ıklık çalgısının daha çok Anamas Yöresi'ndeki yaylalara göçen Yörüklerde ve bu yaylalara ulaşan göç yolları çevresindeki yerleşim alanlarında icra edildiği görülmüştür. Geçmişte yaşamış önemli kaynak kişiler ve yaşayan ıklık icracıları tespit edilerek, "kişisel görüşmeler" gerçekleştirilmiş, ayrıca "gözlem" ve "katılımcı gözlem" yoluyla ıklık icracılığı ve ıklıkçılık geleneğine ilişkin veriler toplanmış, ses ve görüntü kayıtları alınmıştır. Bunların dışında "literatür taraması" yoluyla gerek tarihsel kaynaklar, gerekse yörede daha önce yapılan araştırma verileri incelenerek ıklık çalgısına dair kaynaklarda sözü edilen bilgilere ulaşılmıştır. Bu bilgiler ve yapılan gözlemler sonucunda Iklık çalgısı ile benzerlikleri bulunan, Orta Asya Türk kültürlerindeki yaylı çalgılarla ilgili literatür de taranmıştır. Çalgıbilim alanına ve etnografik çalışmalara yönelik verilerin yanı sıra, Anamas müzik kültürünün ezgi dağarcığını oluşturan eserlerin çeşitli kaynak kişilerden alınan ses kayıtları karşılaştırmalı olarak incelenmiş, derlenmiş ve notaya alınmıştır. Bu ezgiler, biçim, içerik, icra özellikleri açısından çözümlenerek sınıflandırılmıştır. Farklı yöntemlerle toplanan veriler, "içerik çözümlemesi" ve "karşılaştırmalı yöntem" kullanılarak analiz edilmiştir. Dolayısıyla, çalışmanın müzikoloji başta olmak üzere çalgıbilim, müzik etnografisi ve halk müziği repertuvarı gibi farklı alanlara yönelik yeni tespitler ve bulgular içermesi açısından alana özgün bir katkı sağlaması hedeflenmiştir. Anahtar Sözcükler: Anamas Yöresi, Yörük kültürü, ıklık, ıklıkçılık geleneği, boğaz çalma, müzikli anlatı.
Dinsel-kültürel-mitolojik bağlamda "Ezidi Topluluğu"nda inanç müziği
İnançlarının varoluş tarihini yaklaşık 7000 yıl öncesine dayandıran Ezîdîler, kendilerini tek tanrılı inancı benimseyen, Mezopotamya'da oluşmuş ilk topluluk olarak nitelerler. Buna, inançlarının tüm bilgilerinin yer aldığı kutsal kitaplarında (Mushafa Reş, Kıtêb-a Cilwa) var olduğu iddia edilen sözlü metinlerindeki Kevl'lerle (dua) açıklanan, "Yeryüzünün Yaradılış Öyküsü Kevl'i" ve "Laleş Mabedi'nin yapım tarihini" sebep gösterirler. Ortadoğu halklarından etno-dinsel bir grup olan Ezîdîler; kültürleri, ibadet biçimleri, Ezîdî-Yezidi isim karışıklığı ve İslamiyet ile bağdaşmayan ibadet biçimleri nedeniyle haklarında sürgün fermanları çıkarılarak zorunlu göçe maruz bırakılmışlardır. Bu da inanışlarının yok olmaması ve cemaatlerini korumak amacıyla ibadet biçimlerini gizlemek için kendilerini kapalı bir etnisite haline dönüştürmelerine sebep olmuştur. Bu çalışmanın araştırma alanı olan Irak'ın Duhok ilinin Şeyhan bölgesinde bulunan Laleş Mabedi Ezîdî ruhban sınıfı yetkilileri ile görüşülerek Ezîdî tarihi, felsefesi, inanç ritüelleri ile ilgili araştırmalar yapılmıştır. Saha çalışmalarımızda, Irak'ın Musul'a yakın bölgesinde yer alan Bahzan ve Başika'daki Keval'ler (inanç müzisyeni), Ezîdî topluluğunun geçmişten günümüze sürdürdükleri inanç müziği icracıları olup, inanışlarına ait bilgileri barındırırlar. Dış müzikal etkilerden uzak kalan yöresel inanç müzisyenleri Keval'ler, standartlaştırılmış Batı müziği normlarına uymak zorunda hissetmiyorlar. Ezîdîliğin sözlü anlatılarında önemli yeri olan ve kültürü taşıyıcı görevi üstlenen Keval'lerin (inanç müzisyeni) ritüel müziğine ait yapısal/icrasal özelliklerinin kültür analizi yapıldığında şu sonuçlara ulaşılmıştır: Keval'ler (inanç müzisyeni) inancı öğretmek, akılda kalmasını sağlamak amacıyla, sabit perdeli ezgilere sahip olmayan Kevl'leri (dua) entonasyonlu biçimde tonlayarak okurlar. Geri kalan az bir kısmı oluşturan müzikli Kevl'leri (dua) ise adı şaz ve qûdum (diğer adıyla şibab ve def) olan kutsal çalgılarla icra ederler. İcrada kullanılan şibabın perdeleri Türk ve Batı müziğinde kullanılan perde standartlarına göre "akortsuz" olduğundan makam ve dizi tespiti zor olmuştur. Araştırmamızda, topluluğun ibadet ritüelleri esnasında seslendirilen altı tane Ezîdî Seması ezgisinin analizinde; dört semanın "uşşak makamı perdelerine yakın olduğu" saptanmıştır. Analizi yapılan "uşşak makamı perdelerine yakın olan semalar"; "Kanuni Seması" serbest ölçüde, ezgileri, usulü aynı olan "Mezar Başı Ağıt Ritüeli" ve "Dilek Gerçekleştirme Halayı" dört ölçü 12\8'lik, son iki ölçü 2\4'lük, "Şerfedin Seması" 12\8'lik ritminde icra edilmiştir. Kalan iki sema ise "Şe Şems Seması" "çargâh makamı perdelerine yakın" 12\8'lik ritminde, "Feryadın Sesi" ise "segâh makamı perdelerine yakın" serbest ölçülü icra edilmiştir. Ezîdî topluluğu; ibadet ritüellerine eşlik eden müzik, dans ve dualarıyla, Ezîdî felsefesini ve dünya algısını, diğer inanç ve kültürlerle olan ortak paydalarını, kendine özgü bir üslupla sunarlar. Evrenin, gezegenlerin ve dünyanın dönmesini ifade eden dönme ayini, Mevlevi semalarındaki, Zerdüşt ilahilerindeki, Zikirli İslami ilahilerdeki ve Alevi semahlarındaki örneklerden bilindiği gibi Ortadoğu kültürünün bir örneğidir. Çalışmada "Dilek Halayı" ve "Mezar Başı Ağıt"ının aynı govend ezgisi ve usûlüne sahip olmasının "ruhun yeniden doğuşu"nu simgelediği saptanmıştır. Ayrıca sayı sembolizmi de inanışlarının içinde etkin bir rol oynamaktadır: Her güne atfedilmek suretiyle yedi meleğin bulunması ve ziyaret ritüelleri esnasında her güne bir tane olmak kaydıyla yedi günlük bir sema uygulanması, bu durumun müzikteki ve danstaki örneklerinden yalnızca bir tanesidir.
Neoliberal politikalar ekseninde toplumun yeniden inşasında başvurulan gelenek kurgusuna bir örnek olarak Türkiye'de halk müziği algısı ve değişimi
Birçok araştırmanın odağında yer alan, Osmanlı Dönemi'nde başlayan Modernleşme ve Batılılaşma hamleleri; bunların Cumhuriyet Dönemi'nde pekişmeleri-Kemalist vurgularıyla-halkçı ve devletçi politikalar; 2. Dünya Savaşı ekseninde yaşanan dönüşüm ve İki Kutuplu Dünya Düzenine eklemlenme çabaları; 60'lı yıllardan itibaren tüm dünyanın deneyimlediği özgürlükçü hareketlere koşut devinimler ve ülkede yaşanan siyasî gerilimlerin gölgesindeki oluşumlar; 1980 darbesi, ve hemen ardından gelen muhafazakâr-liberal iklim ve bunun bir uzantısı olarak okunabilecek, son 20-30 yıla bakıldığında, Türkiye'de de hâkim olan neo-liberalist ekonomi anlayışı ve bu anlayışın getirdikleriyle birlikte muhafazakârlaşan ve/veya muhafazakârlaştırılan toplumun geçirdiği sosyo-kültürel değişim/dönüşümler, bu çalışmanın odağında yer almaktadır. Anılan tüm bu değişim süreci içerisinde, kültürel alana dair üretilen politikalar da, hiç şüphesiz sanat yaşamını etkilemiştir. Bu çalışmanın odağında, anılan çerçevede, Türkiye'de halk müziğine bakışın dönüşüm süreçleri yer almaktadır. Bu dönüşüm toplumsal, ekonomik, siyasî, … sayısız etmen tarafından tetiklenen ve bunlara koşut paradigma değişimlerini yansıtan bir süreklilik göstermekte; bu özelliğiyle de ülkede şekillenen toplumsal bilinç kadar bilinç altına da ayna tutmaktadır.
Tarihi süreçte Isfahân ve Isfahânek seyrinin incelenmesi ve kullanıldığı terkîblerin tespiti
Gelenekli Türk Müziği'nin tarihi gelişimi içerisinde XIII. Yüzyıldan günümüze kadar nazariyeciler tarafından çeşitli Isfahân tarifleri verilmiştir. Bu tarifler incelendiğinde Isfahân seyri hakkında nazariyecilerin genel itibariyle ortak bir kanıda bulunmadığı gözlemlenmektedir. Bu bağlamda Isfahân seyrinin tarihi süreçte uğradığı değişimleri tespit edebilmek için çalışmamızda öncelikli olarak Gelenekli Türk Müziği terminolojisinde kullanılan perde, seyir, makam ve terkib gibi kavramların açıklamaları yapılmıştır. Çalışmamızın devamında XIII. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar nazariyecilerin verdikleri nazari Isfahân tariflerinin karşılıklı olarak kıyaslamaları yapılmış ve nazari seyir tabloları oluşturulmuştur. Tariflerin kıyaslamalarına ilaveten Isfahân örnek eserler Emrah Hatipoğlu'nun eser analiz yöntemiyle analiz edilmiş ve bu analizler sonucunda Isfahân seyri üç farklı şekilde sınıflandırılmıştır. Örnek eserlerin analizi sonucunda tespit edilen Isfahân seyri bu sınıflandırma üzerinden değerlendirilmiştir. Isfahân seyrini kullanan terkiblerin tespiti için de aynı yöntem kullanılmıştır.
Hüseyin Sâdeddin Arel nazariyesinde Zengûle makamının şedleri üzerine analiz
Bu tez çalışmasında Hüseyin Sâdeddin Arel nazariyesinde şed makam sınıfına alınmış Zengûle'nin farklı perdelere göçürülmüş hali olarak gösterilen makamların/terkîblerin incelemesi yapılacaktır. Arel nazariyesinde makamlar; "Basit", "Mürekkeb" ve "Şed" olmak üzere üç sınıfa ayrılmaktadır. Bu üç sınıfın içinde tartışmalara neden olan şed makam sınıfına mensup makamlar, gelenekte terkîb sınıfında bulunmaktayken Arel nazariyesinde bir diziden ibaret olarak görülmekte ve bağlı bulunduğu makamın özellikleriyle tarif edilmektedir. Arel nazariyesinde basit makam sınıfında bulunan Zengûle'nin (Hicâz Zirgüle) şedleri olarak kabul edilen; Zirgüleli Sûznâk, Hicâzkâr, Evcârâ, Sûz-i Dil ve Şedd-i Arabân makamlarının asıl yapıları ele alındığında, birbirlerinden farklı "terkîbler" olduğu ve Zengûle ile seyir özellikleri bakımından ilgili olmadıkları tespit edilmiştir. Çalışmada makamların kavrama ve aktarım süreçleri takip edilerek; öncelikle makam kavramını tarihi argümanlar ile derleyip açıklamak, konu dahilinde araştırmaya alınan makamların/terkîblerin önceki tariflerini incelemek ve aslında neyi ifade ettiğini araştırmak, tüm bu bilgi derlemelerinin ışığında Arel'in Zengûle makamının şedleri sınıfında bulunan makamları/terkîbleri örnek besteler ile destekleyerek tahlil etmek, makamların analiz edilmesinde kullanılan yöntemleri teorik olarak anlamlandırmak ve Arel'in nazariyesindeki şed makam kavramını bu süreç nezdinde bir kez daha inceleyerek çıkarımlarda bulunmak amaçlanmıştır.
Antroposen (İnsan çağı) ekseninde posthümanist ideolojilerle müziğin insan-merkezci bakış açısı dışında değerlendirilmesi
Sanayîleşme ile birlikte dönüşen üretim, tüketim ve yaşam tarzları insan edimi ve tasarruflarının dünya üzerindeki olumsuz etkilerinin en üst düzeye çıkması sonucunu getirmiştir. Bu dönem, ironik bir biçimde Antroposen, yani insan çağı olarak adlandırılmakta; dünyada insan öznesinin etkin olduğu ve geriye kalan her şeyin insan edimine koşut nesneler olarak edilgenleştirildiği bir bakışı—insan-merkezci evren tasavvurunu—yansıtmaktadır. Anılan özne – nesne ilişkisinin yol açtığı hasarlar özellikle son elli yılda çarpıcı olaylarla; geri dönüşsüz yıkım ve yitimlerle görünürlük kazanmış; bunun üzerine bizatihi kendi varlığı da tehdit altına giren insanlık, kendinden menkul merkezî konumunu ve ben-merkezci ötekileştirme yüklemlerini sorgulamaya başlamıştır. Bu sorgulama özellikle 20. yüzyılın sonlarında Posthümanizm destekli ideolojilerle derinleşmiştir. Bu bağlamda, oluşumunda birincil özne olarak insana etkin konum atfedilen her alan gibi sanat, özellikle de bu çalışmada odaklanılacak olan yaygın dalı müzik, insanın "yaratıcı" vasfıyla yüceltildiği, yüzyıllara yayılmış keskin hiyerarşilere dayalı pratikleriyle neredeyse kemikleşmiş bir folklora sahip olmuştur. 20. yüzyılla birlikte önce alan/gramer içi sorgulamalar ve sınır-aşımları; ardından bunları düşünsel/felsefî dayanaklarla destekleme girişimleri, insan "marifeti" hataların en yıkıcılarından olan II. Dünya Savaşı'nın hemen ardından çarpıcı hamlelerle gündeme gelmeye başlamıştır. Bu çalışmada, kanıksanmış doktrinlerin ve alışageldik çerçevelerin aşılarak, müziğin, çevresel niteliğinin ön plana çıkarıldığı yenice duysal tasarım pratikleri üzerinden, "evrenle barışık" tahayyüllerinin olabileceğini; ötesinde, bunların Posthümanizm destekli fikirlerle pekiştirilebileceğini göstermek hedeflenmiştir.
Metal müzik ve izler-kitlelerince benimsenen kültüre yönelik ötekileştirme politikalarının müzikal, sembolik, toplumsal nedenleri ve bunların kimlik inşası ve komünite kurgusundaki işlevsellikleri üzerine bir değerlendirme
Sanat üretimlerinin, doğaları ve yapıları itibariyle toplum dinamiklerinden bağımsız düşünülemeyecek birer "anlamlandırma" aracı olması, onların deşifresinde izlenecek yolun, ilkin içinde filizlendikleri toplumun kültürel paradigmalarının çözümlenmesi üzerinden şekillendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bir sanat üretimi olarak kategorilendirilen müziğin popülerleşmesinin ya da ötekileştirilmesinin nedenleri sorgulanırken de, dirsek temasında olduğu konuların bütünlüklü bir şeması çıkartıldıktan sonra benimsenen ifade kanonunun da bu kavramlarla olan kesişim ya da ayrışım kümelerinin saptanmaya çalışılması gerekmektedir. Bu bağlamda, araştırmanın odak noktasında yer alan Metal müzik kültürünün okuması yapılırken başvurulan yöntem, üç ana başlık çerçevesinde biçimlendirilmiştir: İlk olarak, Metal müziğin temel karakteristikleri ve dönüşüm evreleri incelenmiş, bunların tarihsel ve müzikal bileşenleri üzerinde durulmuştur; ikinci olarak bu türde kullanılan sembollerin ve performatif ritüelistik edimlerin tarihsel ve kültürel izleği izah edilmeye çabalanmıştır; iki bölümden oluşan son kısımda ise, önce bu türde kullanılan sembolik ifade dilinin kimlik inşa ve ifşasına nasıl yansıdığı araştırılarak toplumsal statülendirilmeyle ilişkisi irdelenmiş; ardından müzik dışı tüketim ürünleri ve pratikleri üzerinden, türün daha geniş bir kamusallık alanındaki tezahürlerine hizmet eden temsiliyet kipleri ve mevcudiyetinin ticarî izdüşümleri aktarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Metal müzik, Kimlik, Komünite, Altkültür, Sembol ve Alegori, Ritüelistik
Lise öğrencilerinin demografik özellikleri ile dinledikleri müzik türleri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerinin demografik özellikleri ile dinledikleri müzik türleri arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Araştırmanın evrenini Ankara?daki M.E.B.?na bağlı liseler, örneklemini ise her bir lise türünden random yöntemi ile farklı ilçelerden seçilen 7 liseden 634 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan anketin 1. bölümü öğrencilerin demografik özelliklerini belirleyecek 33 sorudan, 2. bölümü ise dinledikleri müzik türlerini belirleyecek 27 sorudan oluşmuştur. Hazırlanan ankette ilk olarak Kolmogorov-Smirnov testi ile verilerin normal dağılıma uyup uymadığı incelenmiştir. Maddeler normal dağılıma sahip olduğundan iki grubun karşılaştırılmasında Independent Sample t testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında ise One-Way ANOVA kullanılmıştır. Grupların birbirinden farklı olduğunun tespit edilmesi için Scheffe testi uygulanmış, grupların karşılaştırılmasına ilişkin testler varyans homojenliği varsayımı Levene testi ile incelenmiştir. Çalışmada yer alan analizler için IBM SPSS 20.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; lise öğrencilerinin dinlemeyi en çok tercih ettikleri müzik türünün Pop müzik olduğu belirlenmiştir. Farklı demografik özellikteki öğrencilerin, dinledikleri müzik türü arasında belirgin farklar olduğu görülmüştür. Müzik türlerini tercih düzeylerinin; yaşa, cinsiyete, okudukları okula, ailenin eğitim durumuna ve mesleklerine, gelir düzeyine, aile ilişkilerine, sosyal hayatlarına, ek iş yapmalarına, sigara/içki kullanmalarına, enstrüman çalma ve kitap okuma durumlarına, hayata karşı bakış açılarına ve beklentilerine göre karşılaştırıldığında anlamlı farklar olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Demografi, Müzik Türleri, Müzik Dinleme, Lise Öğrencileri