Nationalism
315 theses under this subject heading
Erken Cumhuriyet devrinde Türk liberalizminin ikilemleri: Ahmet Ağaoğlu
This thesis examines Ahmet Ağaoğlu, a nationalist intellectual, at the same time one of the important figures of Turkish liberalism during the Early Republican Period in the Turkey. The concepts in which the liberal attitude in Ağaoğlu is observed and the dilemmas which are incompatible with classical liberalism in these concepts constitute the field of examination of this thesis. In this study, by examining Ağaoğlu's liberalism in the Early Republican Period it will be presented that the liberal values he defended during this period are not based on classic liberalism and its values but based on liberal nationalism. It will be shown that Ahmet Ağaoğlu's main controversy, and his liberal contradictions at the Early Republican Period are in fact not a contradiction but a characteristic of its liberal nationalist attitude, and that contradictions can be assessed in the context of Kemalist power-intellectual relations are also based on his eclectic ideology. Keywords: liberalism, liberal nationalism, Turkish liberalism, Early Republican Period
Küreselleşme, kültür ve ulus devletin geleceği
Günümüz modern toplumu yaşadığı dönemi anlamlandırma adına bir kavram içine sokmaya çalışmaktadır. Miladi takvimin başlangıcından bu yana ilk çağ, orta çağ, yeni çağ gibi önemli tarihi olaylara göre bölümlere ayrılan dünya tarihi, günümüzde ise küresel çağını yaşamaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki ilerlemenin sonucu olarak görebileceğimiz küreselleşmenin; kavramı, gelişimi, ekonomi, kültürel, toplumsal dinamikleri ve daha fazlası birçok boyuttan ele alınarak incelenmektedir. Bu doğrultuda küreselleşme denen olgunun siyasal boyuta yansımasının karşılığı ise ulus devlet üzerinden olmaktadır. Ulus devlet ve küreselleşme olgularına genellikle ekonomi yönlü bakılması bu olguların ortaya çıkışına, gelişimine ve geçirdiği değişimlere bir boyut odaklı bakılmasına neden olmaktadır. Bu anlamda her ne kadar göreceli bir kavram da olsa kültür; geçmişe dayanan kökleri ve dinamik yapısı ile hız ve ulaşılabilirliğin arttığı günümüz dünyasını anlamlandırma adına daha sağlam veriler sunmaktadır. Küreselleşmenin kültürel boyutunun önemi tam bu noktada mevcut olmakla birlikte ulus devlet yapılanmalarının geleceği açısından önem arz etmektedir. Çünkü küreselleşme, ulus üstü homojen bir kültür oluşturma amacı ile bütün farklı kimlikleri tek bir potada eritmeye çalışmaktadır. Öte yandan ise ulus devlet yapılanmalarındaki ulus kimliği yerine alt kimliklerin canlanmasına olanak sağlayarak çokkültürlü bir toplum yaratma çabası içinde görülmektedir. Bu doğrultuda bu çalışma küreselleşmenin kültürel boyutunun ulus devlet yapılanması açısından nasıl sonuçlar doğurduğu ve küreselleşmenin beslediği varsayılan kozmopolit ya da çokkültürlü bir topluma gebe olmanın ulusal devletler açısından nasıl bir etkiye sahip olduğu ortaya konmak için yapılmıştır. Çalışma, kapsamlı bir literatür taraması yapılarak ve birincil kaynaklara ulaşılmaya çalışılarak yapılmıştır.
"Rusya ve eski Sovyet ülkeleri ilişkilerinin doğal kaynak milliyetçiliği bağlamında incelenmesi"
Enerji güvenliği enerjinin temiz, sürdürülebilir, ucuz ve çeşitli yollardan kesintisiz bir şekilde temini olarak tanımlanabilir. Realist kuram özelinde enerji güvenliğini sağlamak devletlerin görevi olarak görülmüştür. Realist kuramın enerji güvenliğini tanımlamak için kullandığı doğal kaynak milliyetçiliği kavramı ise kaynak sahibi devletlerin kaynaklarını, kaynak sahibi olmayan devletler üzerinde bir baskı, kontrol ve tehdit aracı olarak kullanması şeklinde tanımlanmaktadır. Enerji saikinin ve enerji güvenliğinin uluslararası önemine bakıldığında doğal kaynak milliyetçiliği temelinde politika ve stratejiler geliştiren kaynak sahibi devletlerin bir enerji güvensizliği ortaya çıkardığı belirtilmektedir. Bu duruma en iyi örneklerden biri özellikle 2006 yılında gerçekleşen Ukrayna gaz krizinin ardından Rusya Federasyonu olarak görülmektedir. Doğal kaynaklar ve nakil hatları üzerindeki devlet kontrolünden, enerji arzında kesintiler yapma ve fiyat stratejileri gibi eylemlerle Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasında yer alan devletleri kontrolü altında tutmak amacına sahip olduğu belirtilmelidir. Çalışmanın hipotezi Rusya Federasyonu'nun Sovyet ardılı ülkeleri enerji kaynakları özelinde kontrol ve baskı altında tuttuğu üzerine kurulmuştur. Çalışma iki kısım üç bölümden oluşmaktadır. İlk kısım ve ilk bölüm teorik altyapıya ayrılmış olup realizm, güvenlik ve enerji güvenliği konularını açıklamaktadır. İkinci kısımda ikinci bölüm Avrasya ve eski Sovyet coğrafyasının jeopolitik ve jeostratejik açıdan incelenmesine ayrılmış olup bölgesel bazda kaynak varlığı, Rusya'nın bölgedeki nüfuzu, bölgede yer alan enerji nakil hatları ve bölgenin enerji potansiyeli işlenmiştir. Üçüncü bölümün tamamı Sovyet ardılı ülkelerin Rusya ile enerji ilişkilerinin bölgeler bazında incelenmesine ayrılmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmanın hipotezi bulgular neticesinde tartışılıp çalışma nihayete erdirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, Türkçe, İngilizce ve Rusça kaynaklardan istifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Enerji Güvenliği, Rusya Federasyonu, Doğal Kaynak Milliyetçiliği, SSCB, Realizm
The formation of hybrid identity of the kurds and the Turks through interethnic marriages in Turkey
Identities are not "fixed and innate" but "fluid and multiple", formed out of the interactions with others; so each encounter adds new meanings to the identities. Based on different theories of the identity, the study aims to show the changing nature of the identity shaped by the processes of migration, globalization and interethnic marriages. The objective of this research is to shed light on the terms, in particular "hybridity, in-betweenness and ambivalence" and to connect them to the Kurds and the Turks who have become ethnically hybrids due to marriages between the Kurds and the Turks. Hybridity, developed from botanical and biological origins has started to be used as mixing of cultures of the colonized and the colonizer groups, in particular during post-colonialism. Hence, the study pursues to indicate hybridization of the identities and explores the processes of hybridization of the Kurds and the Turks through interethnic marriages in Turkey. The main question of the thesis is whether the hybrid Kurds and Turks consider themselves biethnic/bicultural or not. If so, it is assumed these hybrids will approach Kurdish and Turkish nationalism differently. In other words, rather than focusing on differences, they will concentrate on similarities and sharings, and they will be more willing to live together. Hence, in the research paper firstly, it is important to give information about what identity, hybridity and globalization are, and whether there are any marriages between the Turks and the Kurds or not. Soon, what hybridity was in the 19th century and is now will be clarified. Finally; with interviews, the thoughts of hybrids about their identity will be given. Data consist of 15 qualitative interviews conducted with the individuals at different ages and different jobs in Erzurum, Bursa and Istanbul. The main purposes of the study are to find how these people define themselves: whether as Kurds, Turks, in-between, or both, and to examine whether they have any differences from non-hybrid Turks and Kurds, and to see their approach to the Kurdish and Turkish nationalism.
Nasyonalizmin Béla Bartók'un müziğine etkisi
Bu çalışmada müzik tarihine önemli etkisi olan ulusalcılık akımının incelemesi ve Macar nasyonalist besteci Béla Bartók'un müziğine etkisi üzerine araştırmalar ve sunular bulunmaktadır. Béla Bartók'un halk müziğine ilgi duymasıyla pek çok farklı ülkede başlayan serüveni Türkiye'ye kadar ulaşmıştır. Ülkemizde önemli çalışmalarını gerçekleştiren Béla Bartók, Anadolu'nun kırsal kesimlerine, köylere gitmiş ve türkü derlemelerinde bulunarak halk müziğini incelemiştir. Bu incelemeleri ve derlemeleri sonucunda Türk ve Macar halk müziklerinin armonik, ritmik, melodik ve daha pek çok çeşitli benzerlikleri olduğu sonucuna ulaşmıştır. Çalışmanın ilk kısmında ulusalcılık akımının tanımı yapılmış, anlamı ve gelişim süreci üzerinde durularak sanattaki karşılığı incelenmiş, bunun sonucunda farklı ülkelerde ulusal müziğe değinilmiştir. İkinci kısımda Béla Bartók'un hayatı ve müzik stili incelenmiştir. Üçüncü kısımda ise ulusalcılık akımının Béla Bartók'un müziğine etkisi ve bu etki altındaki eserlerin analizleri yapılmış ve son olarak dördüncü kısımda da Béla Bartók'un Anadolu'da yaptığı Türk müziği derlemeleri ve Türk ve Macar müziğinin benzerlikleri açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Nasyonalizm, Halk müziği, Béla Bartók, Béla Bartók'un müzik stili, Béla Bartok'un halk müziği derlemeleri, Béla Bartók ve Nasyonalizm.
Teksas Tribün Grubu taraftarları ve milliyetçilik ilişkisi üzerine bir inceleme
Bu araştırmanın genel amacı, Teksas Tribün Grubu alt kültürünün bir boyutunu oluşturan Teksas Tribün Grubu taraftarlarının milliyetçilik ile olan ilişkisini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda Tribün Grubu taraftarlarının siyasi tutumları ve milliyetçilik eğilimleri aydınlatılmaya çalışılmıştır. Araştırmada nicel veri toplama yöntemlerinden faydalanılmıştır. Nicel veriler açık ve kapalı uçlu sorular ile milliyetçilik ölçeğinden yararlanılarak Teksas Tribün Grubu taraftarlarından toplanmıştır. Araştırma sonucunda Teksas Tribün Grubu'nun Türkçülük ve İslam merkezli milliyetçilik anlayışlarına sahip olan çoğunluğu genç, bekâr, eğitimli erkeklerden oluşan ve büyük bir kısmı Bursa'da doğmuş ve memleketini Bursa olarak belirten bireylerden oluştuğu belirlenmiştir. Elde edilen verilere göre eğitim durumu, yaş, meslek ve siyasi tutumların milliyetçilik eğilimlerini belirleyici etkenlerden olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Alt Kültür, Milliyetçilik, Teksas Tribün Grubu, Futbol, Taraftar.
Türkçülük temelinde Türkiye Cumhuriyeti'nin ideoloğu Ziya Gökalp
ZORLU, Meltem. Türkçülük Temelinde Türkiye Cumhuriyeti'nin İdeoloğu Ziya Gökalp, Yüksek Lisans Tezi, Çorum, 2018. Bu çalışmada temel olarak Ziya Gökalp ve onun Türk milliyetçiliği ideolojisi ele alınmıştır. Ziya Gökalp ve onun milliyetçilik anlayışının incelenebilmesi için milliyetçilik kavramının analiz edilmesi çalışmamızın konusunu teşkil etmektedir. Kısaca ifade etmek gerekirse Türk milliyetçiliğinin Ziya Gökalp'in fikirleri üzerinden daha iyi anlaşılmasının sağlanması aynı zamanda Gökalp'in fikirlerinin cumhuriyet ideolojisine katkılarının araştırılması bu çalışmanın amaçlarını ifade etmektedir. Ziya Gökalp düşünsel alanda yaptığı çalışmalarla Türk milliyetçiliğinin ideoloğu olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı zamanda Gökalp'in Türk milliyetçiliği ile ilgili olan fikirleri ve kavramlarının analiz edilmesi günümüzde dahi tekrar kurgulanan milliyetçilik fikrinin anlaşılması açısından önemlidir. Genel bir ifadeyle Ziya Gökalp'in fikirlerinin incelenmesi ve onun fikirleri üzerinden kurgulanan bir milliyetçilik anlayışının temel kabullerinin ifade edilmesi milliyetçilik kavramının anlaşılması açısından önem teşkil etmektedir. Belirtilen bu amaç ve önemler doğrultusunda bu konunun incelenmesinden sonra Türk milliyetçiliği fikrinin ne olduğunun, ne zaman ve hangi koşullarda ortaya çıktığının tespiti mümkün hale gelecektir. Ziya Gökalp'in milliyetçilik fikrinin oluşumu ve bu fikrin hangi kavramları kapsadığının anlaşılması, milliyetçilik fikrinin kuramsal açıdan değerlendirilmesi daha iyi yapılabilecektir. Aynı zamanda Gökalp'in fikirlerinin Cumhuriyete olan etkilerinin incelenmesi sağlanacaktır. Çalışma konusu itibariyle temel olarak literatür araştırmasına dayanmaktadır. Bu noktada Ziya Gökalp'in başta kendi çalışmaları olmak üzere, dönemindeki diğer düşünürlerin eserleri ve tarihsel olarak Gökalp'in yaşadığı dönemi ve bu dönemdeki fikirleri inceleyen başlıca çalışmalar incelenmiştir. Sonuç olarak tüm bu bahsedilenlerin ışığı altında Ziya Gökalp milliyetçiliğinin bir tür 'geneolojisi' ortaya konulmuş ve Türk milliyetçiliği Gökalp üzerinden analiz edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Millet, Milliyetçilik, Türkçülük, Gökalp Türkçülüğü, Türkiye Cumhuriyeti.
İsmail Hâmi Danişmend, eserleri ve tarihçiliği
Bu çalışmada Türk tarihine önemli katkılar sunan tarihçi İsmail Hâmi Danişmend'in hayatı, eserleri ve tarihçiliği konuları işlenmiştir. 1889 yılında Merzifon'da doğan İsmail Hâmi Bey, Türk tarihi ve kültürü üzerine oluşturduğu eserlerle birlikte şiirler yazmış, dil çalışmaları ve çeviriler yapmıştır. Eserlerinin büyük kısmını 1955 yılında "vatana ihanet" suçlaması ile yargılandığı Ankara İstiklal Mahkemesi'nden beraat ettikten sonra oluşturmuştur. Eserlerini oluştururken Ayasofya ve Nuru Osmaniye Kütüphanelerinde; Başbakanlık, Osmanlı ve Fetih Cemiyeti arşivlerinde araştırmalar yapmıştır. Eserleri akademik çalışmalar şeklinde olmayıp geleneksel tarihçiliğin özelliğini taşımakta, bu yönüyle de geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de: İsmail Hâmi Danişmend'in çocukluğu, gençliği, tahsil hayatı, çalışma hayatı, evlilikleri, şahsiyeti, siyasi hayatı ve vefatı çalışmalarına yer verilmiştir. İkinci Bölüm'de: İsmail Hâmi Bey'in eserleri yayın tarihine göre verilip daha sonra eserlerinin tanıtımları yapılmıştır. Eserlerinden bağımsız olarak makale ve konferansları konularıyla birlikte tarih sırasına göre verilmiştir. Üçüncü Bölüm'de: İsmail Hâmi Bey'in tarihçiliğinden, eserlerinde işlediği konulardan yola çıkarak görüşlerinden ve oluşturduğu eserlerle Türk tarihine olan katkısından bahsedilmiştir. Anahtar Kavramlar: İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Milliyetçilik, Türklük, Türk Kültürü.
Necip Fazıl Kısakürek'in Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü'nün yapısal unsurlarının analizi
Türk siyasal hayatı, çok renkli tartışmalara ve simalara sahne olmuştur. Bu renkli simalardan birisi de Necip Fazıl Kısakürek'tir. Necip Fazıl Kısakürek'in fikirleri ve şiirleri Türkiye'de muhafazakâr ve milliyetçi siyaset geleneklerine sahip çevreler tarafından çok sık kullanılmaktadır. Bunun yanında genelde Türk sağının özelde de muhafazakâr-milliyetçi siyaset merkezlerinin kullandığı siyasal paradigmaların çoğunun kaynağının Necip Fazıl Kısakürek olduğu gözlemlenmektedir. Bu tezde Necip Fazıl Kısakürek'in siyasi hayatı, siyasal fikirleri ve ideal devlet ve toplum düzeni olarak ileri sürdüğü Büyük Doğu Devleti'nin yapısal unsurları analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü, Başyücelik Devleti, İslamcılık, Muhafazakârlık, Milliyetçilik
Remzi Oğuz Arık'a göre jeo-felsefe olarak Anadoluculuk – Coğrafyadan Vatana adlı eser merkezli bir inceleme
Felsefenin "kavramlar oluşturmak, icat etmek, üretmek sanatı" olduğundan hareketle felsefenin üretim, yaratım sanatı olduğunu söyleyebiliriz. Bu açıdan " jeo felsefe"yiözne nesne ikileminden sıyrılarak felsefeyi kavram üzerinden yeniden yurtlandırma çabası olarak görebiliriz. Tarihin belirli bir zaman diliminde, belirli bir yerde belirli bir topluluk tarafından gerçekleştirilmiş olan düşünce faaliyetini özne nesne ilişkisi açısından değilde bir yurtluk faaliyeti olarak değerlendirmek uygun olacaktır. Buradan mülhem " Felsefeyi Anadolu'da Yeniden Yurtlandırmak" kavramlar ve figürler üzerinden bu coğrafyada inşa edilecek jeo- felsefi bir arayışın genel adıdır. O halde düşüncenin figürlerle irtibatını aşıp kavrama ulaşmak ve coğrafyayla irtibatını belirlemek için Türkistan- Türkiye irtibatını önceleyerek Anadolu insanının şahsında Türkistan'dan getirip Anadolu'da bulduklarımızla yeniden güncellemek gerekir. Bizde Remzi Oğuz Arık'ın Coğrafya'dan Vatana adlı eserini merkeze alarak Felsefeyi Anadolu'da Yeniden Yurtlandırma arayışımızı temellendirmeye çalışıyoruz. Bu gerekçeyle Coğrafyayı yurtluk ve zihinsellik boyutu üzerinde inceleyen, coğrafyayı yurt kılan birikim ve kodları önemseyen, aynı zamanda Anadolu'nun jeo-felsefesini akademik anlamda yapan Remzi Oğuz Arık'ın fikirlerini inceleyerek, onunla toprağı takip ederek, düşüncenin coğrafyayla irtibatını toprak- yurtluk ilişkisi içinde araştırdık. Bu nedenle Türkistan-Türkiye irtibatının jeo-felsefe olarak incelemenindüşüncenin coğrafya ile irtibatını sağlamakla olacaktır. Bu çerçevede Türkiye cumhuriyetinin kuruluş felsefesini tespit için Anadoluculuk öğretileri olarak Mavi, muhafazakâr ve Türkçü eğilimler incelenmiştir. Remzi Oğuz Arık'ın hayatı ve eserleri verildikten sonra "Coğrafyadan Vatana" adlı eseri merkeze alınarak tarih, vatan, milliyetçilik ve Türkiye'nin muasır medeniyet seviyelerine ulaşması için neler yapılması gerektiğine dair görüşleri analiz edilmiştir.
Makedonya, Tarihçe-i Devr-i İnkılab'a (1908) göre Balkan Milliyetçiliği ve Osmanlı siyasi hayatı
Çalışmada ilk olarak, İslami Araştırmalar Enstitüsü'nden elde ettiğimiz eserin transkripsiyonunu yaparak başladık. Bu sürece ek olarak Atatürk Kitaplığı ve Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nden Mehmed Selahaddin, İbrahim Temo, Tahsin Uzer, Salih Münir Paşa gibi yazarların, birinci el kaynak olarak nitelendirilen eserlerini elde ettik. Böylelikle, Osmanlı Devleti'nin zor zamanlarını görmüş ve eserlerinde de bu dönem hakkında tecrübe ve fikirlerini aktaran yazarların da düşüncelerini de öğrenmiş olduk. Araştırmamızın birinci kısmına geldiğimizde; Osmanlı Devleti'nin XIX. ve XX. Yüzyıllardaki siyasi, iktisadi ve toplumsal durumuna değinmekteyiz. Bu bölüm XIX. Yüzyıl yönetici kesiminin, XV. Yüzyıldaki gibi ideal devlet düzeninde olmadığının bilincinde oldukları bir dönemdir. Osmanlı ricalinin bu bilinçle birlikte, Devlet-i Ebed-i Müdded düşüncesiyle, XIX. Yüzyıl süresince birçok değişimden geçtiğini de belirtmek zorundayız. Bu değişimleri özellikle daha iyi kavrayabilmek ve yorumlayabilmek adına Tarık Zafer Tunaya, M. Şükrü Hanioğlu, Gül Tokay, Fikret Adanır, Barbara Jelavich, Eric Zan Jurcher, gibi araştırmacıların çalışmalarından da faydalandık. İkinci bölümde ise Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, devletin yürüttüğü politikalarda oldukça etkin rolde olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin doğuşu ve kökensel bağlantıları hakkında bilgiler sunduk. Bu bağlamda cemiyetin oluşum sürecine; başta İngiltere'nin, Osmanlı içişlerine müdahale etmesi ile Balkanlarda yaşanan bağımsızlık süreçleri de etkili olmuştur. Bu çerçevede ikinci bölüm ağırlıklı olarak; Osmanlı yönetimine karşı bir muhalif çizgi olarak kurulan cemiyetin daha sonraları Osmanlı Devleti'nin siyasi hayatına ne tür etkileri olduğuna da değindik. Bu bölümde de İttihad ve Terakki Cemiyeti'ni araştırmalarında yoğun bir şekilde bahseden Sina Akşin, Feroz Ahmad, Mehmet Hacısalihoğlu gibi araştırmacıların da eserlerini inceledik. Üçüncü bölümümüz ise Balkanlarda yaşanılan süreci birincil ağızdan anlatan Selanikli Şemseddin'in bizatihi yazdığı eserinde, Balkanlardaki Osmanlı Devleti politikaları ve dış devletlerin Balkanlardaki planlarının değerlendirilmesini yaptık.
Arap milliyetçiliğinin düşünsel temelleri
Bu çalışmada Arap Milliyetçiliği düşüncesinin hangi koşullarda nasıl şekillendiği ve temelinde neleri barındırdığı incelenecektir. Arap milliyetçiliği üç döneme ayrılarak değerlendirmek mümkündür. İlk dönem I. Dünya Savaşının sonuna kadar olan kısmı kapsamaktadır. Çalışmanın kapsamı ilk dönemdir. Arap dünyasında millet inşa süreci bazı tarihi olaylar ve sorunların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Hayali bir cemaat ve modern dönemin ürünü olan Arap milletinin kökenleri dini ve kültürel bağlara da dayandırılmaktadır. Kültürel milliyetçilik türüyle benzerlik göstermektedir. Arap milliyetçiliğinin Müslüman ve Hristiyan tebaa içerisinde ortaya çıkışının dayanakları ve yeni bir devlet isteği farklıdır. Dönemin Müslüman düşünürleri Osmanlı'nın son dönemde girdiği sürece bir çözüm aramaya girmiştir. Müslümanlar arasında hilafet makamının Araplara geçmesi ve âdem-i merkeziyet düşüncesi 19.yüzyılın sonlarına doğru ağırlık kazanırken, Hıristiyan Araplar arasında müstakil devlet ve millet olma eğilimi veya Avrupalı devletlerden hami tayin etme gibi düşünceler gelişmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, asırlar boyunca başta Anadolu toprakları olmak üzere, bugün Ortadoğu, Balkanlar ve Afrika olarak tanımlanan alanlarda hâkim bir güç olmuştur. Geniş alanda hakimiyet sağlaması, Osmanlı toplumunun çeşitli etnik, dini gruplardan oluşmasını sağlamıştır. "Millet Sistemi" şeklinde bilinen bu toplumsal yapıda Osmanlı üst kimliğinin yanında etnik kimlikten ziyade dini cemaatlerinin kimliği önemlidir. 1798-1801 yılları arasında Fransa'nın Mısır'ı işgal etmesiyle Arap vilayetlerinde milliyetçilik ideolojisi yayılmaya başlamıştır. Mehmet Ali Paşa'nın reformları, Arap vilayetlerin Batılı devletlerle ticari ilişkilerinin gelişimi ve misyonerlik faaliyetleri, Arap kültürel uyanışının başlangıcıdır.19.yüzyılda giderek gücünü kaybeden Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan modernleşme süreci millet sisteminin çözülmesine zemin hazırlamıştır. Bu dönemde yaşanan ağır toprak kayıpları ve Balkanlar'da başlayan milliyetçi hareketler, zamanla Arap vilayetlerinde de kendini göstermiştir. 19.yüzyılın sonuna gelindiğinde elde kalan topraklarda yoğun olarak Türkler ve Araplar bulunmaktaydı. Dönemin Osmanlı yönetiminin elde kalan sınırlı toprak parçasını muhafaza etmek adına aldığı kararlar, merkezileştirme politikaları, Arap vilayetlerinde daha önceden de var olan huzursuzlukların artmasına sebep olmuştur. Son olarak I. Dünya Savaşının başlaması ikili ilişkileri çıkmaza sürüklemiştir. Bu bağlamda kültürel bir milliyetçilik türü olarak ortaya çıkan Arap milliyetçiliğinin ortaya çıkışı ve pan-Arapçılık düşüncesinin gelişimi incelenecektir.
Türk siyasal hayatında Türk milliyetçiliği bağlamında kadın söylemi (Ziya Gökalp, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş)
Tarih boyunca toplumların bir ülkü doğrultusunda hareket ettikleri görülmektedir. Toplulukların gelişmesi ve devlet halini alarak, yapısını sürdürmesi, milliyetçilik düşüncesi ile sağlanabilmektedir. Türk toplumunun tarihine bakıldığında gelenek ve göreneklerinin ileriye taşındığının söylenmesi mümkündür. Türk toplumunda din, milliyetçilik, aile, ahlak gibi faktörlerin yer aldığı görülmektedir. Türk toplumuna özgü kadın ve erkek rolleri zamana göre farklılık göstermiştir. Türk toplumunda kadın her zaman saygı görmüş ve el üstünde tutulmuştur. Bu tezde genel itibariyle, Türk Siyasal Hayatı kapsamında 'Türk Milliyetçiliği" düşüncesinde reel politika ve düşünce geleğeninde etkin unsur olan Türk milliyetçiliği çerçevesinde kadına bakış konusu, inceleme konusu olacaktır. Kadın kavramının bu düşüncede yer alışı ve önemi tezin genel konusudur. Türk milliyetçiliğinde yer alan çalışmalar bazında kadına bakış konusunda eksikliklerin var olması ve bu eksikliklerin giderilmesi tezin genel amacını belirlemektedir. Türk milliyetçiliği düşüncesinde kadın figürünün önde olmadığına dair yaklaşımlar temel alınarak kadın figürlerinin incelenmesi amacını taşımaktadır. Tez önem açısından, konunun bugüne kadar yüzeysel bir şekilde reel politik açıdan ele alınması ve ayrıca bir bilimsel çalışmanın eksikliğinin var olması sebebiyle önemlidir. Tez konusu bilimsel çalışmaların eksikliği sebebiyle önemlidir. Türk siyasal hayatı açısından incelenen kadın figürleri gelecek çalışmalara bir ışık tutacaktır. Bu tezle birlikte kadının siyasal katılım açısından incelenmesi önemli bir sonuç doğuracaktır. Konuyla ilgili genel bir tespit yapılarak yorumsamacı nitel araştırma ve literatür taraması yöntemi kullanılacaktır. Konuyla ilgili genel bir hipotez oluşturulacak ve yapılan özel çalışmayla bu hipotezin doğruluğu ve yanlışlığı test edilecektir. Bu kapsamda eleştirel düşüncelere değinilip hipotezle bağlantılı olarak da bir sonuca ulaşılacaktır. 'Türkçülük', 'Milliyetçilik', 'Turancılık', 'Ülkücülük', 'Asena' kavramları üzerinden tarihsel analiz yapılacaktır. "Türk Milliyetçiliği" 1912 sonrasında reel politik güç haline gelmeye başlamıştır. 1920'lerde Kemalist milliyetçilik noktasına gelmiştir. Cumhuriyet döneminde milliyetçilikler farklı düşünce şekliyle kendisini göstermiştir. 1940'lı yıllardan sonra çok partili hayata geçiş sürecinde Türk milliyetçiliği hareket olarak reel politik hareket içinde etkin olmaya başlamıştır. Türk milliyetçiliği içerisinde kadın faktörünün incelenmesi Türk siyasal hayatındaki kadın etkisinden bağımsız olarak düşünülemez ancak milliyetçi ideolojinin kadına yönelik özel bir bakış açısının olduğu da gerçektir. Çalışmada bu bakış açısı ortaya konulacaktır. "Türk Milliyetçiliği" genel bir anlam ifade etmektedir. Tez farklı tür milliyetçilikler dahil edilmeden reel politikada kendisini "Türk Milliyetçisi" olarak adlandıran ve o şekilde partileşen siyasal hareketle sınırlıdır. Bu hareketin başladığı 1940'lı yıllar çerçevesinde içerisinde kadın söylemi üzerinde durulacaktır. Anahtar Kavramlar: Millet, Milliyetçilik, Türk Milliyetçiliği, Toplumsal Cinsiyet, Kadın
Moyen-orient entre Islamisme, democratie et nationalisme Arabe
Le Moyen-Orient est une région qui contient de la diversité ethnique, religieuse, culturelle et qui a une histoire importante. Il s'agit d'un conflit permanent entre le nationalisme Arabe, l'islam et la démocratie sur la région. Le Moyen-Orient est une région qui est formée par l'Islam. Les idéologies islamiques dans le Moyen-Orient sont les plus dominantes et les plus efficaces que le nationalisme Arabe et la démocratie ; d'où le fait d'avoir les relations entre ces facteurs au Moyen-Orient.
1980 sonrası Türkiye'de İslamcılık
İslamcılık düşüncesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı karşısında gerilemeye başladığı bir dönemde, imparatorluğu yeniden eski gücüne kavuşturmak ve Müslümanlara yeniden eski dinamizmini kazandırmak için geliştirilmiş bir düşünce hareketidir. Bu düşünce hareketi, ana referans kaynağı olarak İslam'ı kabul etmektedir. Modern dönemde ortaya çıkmış olan İslamcılık düşüncesi, İslam'ı ana referans kaynağı olarak kabul etmiş; fakat modern düşünceden etkilenmesiyle yeni bir dini yorumu da beraberinde getirmiştir. İslam dinine yeni bir yorum getiren İslamcılık düşüncesi, Türk siyasal hayatı içinde kendisine yer açma çabası içine girmiş ve bunu büyük ölçüde başarmış bir harekettir. Bu çalışma, Türkiye İslamcılığının 1980 sonrası ve günümüze kadar gelen siyasal alan içindeki yerini incelemektedir. 1970 sonrasında Milli Görüş Hareketi ile birlikte siyasal alanda önemli bir ivme kazanan İslamcılık, erken gelen askeri darbe ile birlikte bir sarsılma sürecine girmiştir. 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı siyasal boşluğu, Anavatan Partisi ile Özal doldurmuştur. Özal'ın uyguladığı liberal-muhafazakâr politikalar ve Türk-İslam sentezi düşüncesi, İslami kesim üzerinde bir değişim ve dönüşüm yaratmıştır. Bu süreçte İslamcılığın önü kısmen de olsa açılmıştır. Bu süreçte bazı İslamcı gruplar milliyetçi refleksler göstererek sisteme eklemlenirken; bazı İslamcı gruplar ise, İran'dan gelen bir İslamcı dalga ile yeni arayışlar içine girmiştir. Bir kitle partisi olma yolunda önemli adımlar atan Refah Partisi, bu İslamcı grupları kendisine takviye ederek sistemin merkezine taşıma çabası içine girmiştir. Ancak 28 Şubat post-modern darbesi, İslamcıların Özal ve Erbakan ile elde ettikleri kazanımları yok ederken diğer yandan da kısmen de olsa oluşan İslamcı bilinci akamete uğratmıştır. Akamete uğrayan bu yaralı bilinç, daha sonraki dönemlerde bir melezleşme ve sekülerleşme sürecini de beraberinde getirmiştir. AK Parti iktidarı döneminde İslamcılarda meydana gelen bu melezleşme ve sekülerleşme durumu, İslamcıların bir "rahatlama" ve "sığınma" arayışı olduğunu söyleyebiliriz. AK Parti iktidarı ile yeni bir evrilme sürecine giren İslamcılık, sistemin merkezine taşınmak suretiyle devlet ile bütünleşmiştir. İslamcılık devlet ile bütünleşirken; İslamcılar ise, devlet kadrolarında kendilerine yer bulma arayışına girmiştir. Özellikle son dönemlerde aktüel bir tartışmaya dönüşen İslamcılık düşüncesi; Türkiye İslamcılığını ve onun durduğu yeri anlama çabası olduğunu ifade edebiliriz. Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Liberal-muhafazakârlık, Milliyetçilik, Değişim, Sekülerleşme
Türkiye'de milli burjuvazi: Tek Parti dönemi
Batı toplumlarında doğal seleksiyon süreci içerisinde ortaya çıkan burjuvazi, Türkiye iktisat tarihi içerisinde bir proje olarak İttihat ve Terakki Fırkası'nın, milli iktisat politikası bağlamında oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu nedenle tasarlanan sınıf milli olarak düşünülmüştür. 1. Dünya Savaşı, İttihatçıların projelerini gerçekleştirmesinde bir şans ortamı yaratmış, fakat Osmanlı İmparatorluğu'nun sonunun gelmesi ile birlikte bu proje en azından Milli Mücadele sona erene kadar askıya alınmıştır. Milli Mücadele'nin zaferle bitişinin ardından Tek Parti Dönemi'nde, İttihatçıların milli iktisat politikaları devam ettirilmiştir. Dolayısıyla bu açıdan Tek Parti Dönemi'nin iktisadi sistematiği içerisinde milli burjuvazi oluşturulmaya çalışılmıştır. Sermayenin yokluğu, 1929 Ekonomik Buhranı gibi sebepler milli burjuvazinin tasarlandığı haliyle, yani güçlü bir sermaye birikimiyle ortaya çıkışını engellemiştir. Fakat bu noktada 2. Dünya Savaşı, milli burjuvazi için bir şans ortamı yaratmıştır. Yürütmüş oldukları karaborsa faaliyetleri ile sermaye birikimlerine ivme kazandırmışlardır. Ancak uygulamış oldukları bu faaliyetleri ile birlikte hem halkın hem de iktidar partisi olan CHP'nin tepkisini çekmişlerdir. Savaş sonrasında SSCB tehdidi nedeniyle, Türkiye ve ABD arasında yakınlaşma sonucu, Türkiye'de liberal politikalar açık bir şekilde uygulanmaya başlamıştır. Bu durum CHP'nin iktidarı, DP'ye devredinceye kadar sürmüştür. Neticesinde milli burjuvazi bu süreçte de güçlenmiş ve Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden itibaren ortaya çıkarılması hedeflenen milli burjuvazi, Tek Parti Dönemi iktisat politikaları içerisinde de kendisine yer bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Burjuvazi, Tek Parti Dönemi, Türkiye Ekonomisi, Milli Burjuvazi.
Milliyetçiliği liberal okuma denemesi: Türkiye Günlüğü Dergisi örneği
ÖZET Milliyetçilik, Fransız ihtilaliyle birlikte ortaya çıkmış ve dünya tarihine yön vermiş bir ideoloji olarak karşımıza çıkmaktadır. Milli-devletin oluşumu imparatorlukların sonunu getirmiş ve dünya yeni bir yapılanmanın içine girmiştir. Bu doğrultuda dönemin büyük imparatorluklarından olan Osmanlı İmparatorluğu da bu akımdan nasibini almıştır ve yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. Liberalizm de özgürlük ve bireysellik söylevleriyle İhtilalin körükleyici unsuru olmuştur. Bu bakımdan her ne kadar milliyetçilik ve liberalizm birbirlerine ters gibi görünseler de tarihsel olarak bir birliktelikleri vardır. 1980 sonrası dönemde özgürlükçü fikirlerin uygulamaya konulması yeni düşünceleri ortaya çıkarmaktadır. Türkiye Günlüğü Dergisi Özal döneminin ifade hürriyeti döneminde ortaya çıkmış bir dergidir. Milliyetçi bir yapısı olmasına rağmen liberalizm vurgusu da önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu bağlamda milliyetçi liberal bir çizgi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Post-kolonyal feminizm açısından savaşta kadın: Bosna örneği
Post-kolonyal feminizm 1980'lerden sonra doğmuş ve feminist uluslararası ilişkiler kuramının üçüncü dalga hareketine dahil olmuş bir teoridir. Post-kolonyal feminizm klasik Batı feminizmin sadece orta sınıf beyaz kadınını ele aldığı yaklaşımlarını sorunsallaştırmıştır. Aynı zamanda liberal siyaset biliminde yer alan temel kavramları yapı-bozuma uğratmıştır. Milliyetçi ve militarist düşünce sistemine karşı çıkan teori, Batılı gözlerle Batı dışı toplumların konumunu anlamaya çalışmış, Batılı feministlerin Batı dışı toplumlardaki kadınların sorunlarını homojenleştirmesini ve ötekileştirmesini ise eleştirmiştir. Bu tezde, Batılı feministlerin Bosna Savaşı'na ve buradaki kadınların deneyimlerine yönelik yaklaşımları analiz edilerek, kadınların savaşları farklı şekillerde deneyimledikleri ileri sürülmektedir. Çalışmada feminist yaklaşımların yeni savaşlar argümanına, kimlik unsuruna ve savaş söylemlerine karşı bakış açısı da Bosna Savaşı üzerinden ele alınmaktadır. Çalışma bu teorik noktaları birleştirerek toplumsal cinsiyetin savaş zamanlarında siyasi liderler, iktidar ve medya tarafından nasıl kullanılabileceğine ve arka planda yatan motivasyonlara ışık tutmayı ummaktadır. Bosna-Hersek toplumundaki geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin savaşın gidişatını nasıl etkilediği ve ayrıca toplumsal cinsiyet ilişkilerinin savaştan hemen önce ve savaş sırasında nasıl değiştiği araştırılmaktadır. Savaşta kadın olgusunun Bosna Savaşı üzerinden feminist analizi ise, devlet-merkezli milliyetçi politikaların toplumsal cinsiyet kimlikleri boyunca ürettiği iktidar ilişkilerini açığa çıkarması nedeniyle önemlidir. Diğer bir ifadeyle bu tez, Bosna Savaşı'ndaki cinsel şiddetin sadece bireye yöneltilmiş fiziksel şiddet eylemleri olarak görülemeyeceğini, saldırıya uğrayan bireylerin bedeni üzerinden toplumun kültürünün hedef alındığını, milliyetçi ve militarist uygulamaların var olan toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini derinleştirdiğini ve kadınların savaşları farklı şekillerde deneyimlediklerini savunmaktadır.
Kimlik ve siyaset bağlamında Anadoluculuk hareketi
Bir aydın hareketi olarak gündeme gelen Anadoluculuk hareketi önemli bir kimlik açılımı başlatmış olmasına karşın, Türk siyasi düşünce tarihi literatüründe çok az incelenen başlıklardan birini oluşturmaktadır. Bu çalışmada, II. Meşrutiyetin üç yaygın ideolojisini oluşturan Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük-Turancılık düşüncelerine karşı eleştirel bir tutum sergileyen Anadoluculuk hareketi ve bu hareketin kurguladığı Anadoluluk kimliğinin temel bileşenleri ortaya konulacaktır. Bu amaçla, Anadolucu düşüncenin 1920lerin başından 1950lerin sonuna kadar geçirdiği süreç tarihsel bir perspektifle ele alınarak, Anadoluculuk hareketinin temel söylem ve görüşleri, eleştirel ve karşılaştırmalı bir analize tabi tutulacaktır. Anadolulu kimliğinin kurgulanışında kullanılan enstrümanların açığa çıkartılması amacıyla ortak tarih mitosu, milliyetçilik, kimlik, coğrafya, vatan, köycülük gibi tartışma konuları sorunsallaştırılarak genelde milliyetçi projelerin özelde Anadoluculuk hareketinin milli bir kimlik ve milli bir vatan kurma süreçlerinde ne tür alternatifleri tartıştıkları, hangi özlemleri dile getirdikleri dönemin siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel gelişmeleriyle bağlantılı olarak ortaya konmaya çalışılacaktır. Çalışmanın bir başka amacı da Anadoluculuk hareketinin gündeme getirdiği eleştirel fikirlerin devrin diğer yaygın siyasal ideolojilerine Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük-Turancılık? karşı bakış açısının tespit edilmesi ve bu akımların Anadoluculuk hareketinin söylemlerine karşı ne tür tepkilerde bulunduklarının belirlenmesi olacaktır. Çalışma, Anadoluculuk hareketinin tam olarak sınırları belirlenmiş bir ideolojik çerçevesinin bulunmadığını, kendi tezlerini ortaya koyarken sert bir dille eleştirdiği Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük-Turancılık ideolojilerinin dayanaklarını kullanma yoluna gittiğini ve dolayısıyla Anadoluculuk hareketinin bu üç ideolojiden bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürecektir.
Historiyografik bir sorunsal olarak: "Türk evi" (1928-1995)
Tez kapsamında, Türkiye'deki en erken vernaküler konut metni örneklerinden başlayarak 1928-1995 tarih aralığında yazılmış bir grup metnin yapısı analiz edilmiştir. Seçilen metinlerde öncelikle, ?Türk evi? adı verilen, bilindik mimarlık söyleminin arka planında yatan nedenler irdelenmeye çalışılmıştır. Türkiye'nin arka planında, Tanzimat döneminden başlayarak 1950'lere dek geçen süreçte Türk mimarlığı, ülkede hakim olan siyasi atmosfer ve ideolojilerle paralel olarak üretim yapmıştır. ?Türk Evi? metinlerinin yazılmaya başlandığı 1928-1950 tarih aralığında, Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiyesi'nden başlayan bir süreçte, ?Türk evi? adı altında ?milli? bir kategori yaratılmıştır. 1960'lı yıllardan sonra yazılmış metinlerde ise artık ?Türk Evi? kavramının inşaatı tamamlanmış; ?Türk evi?nin varlığından kimsenin kuşkusu kalmamıştır.Tez araştırması süresince, ?Batılılaşma/modernleşme? kavramlarıyla özetlenen ?değişim/dönüşüm? taleplerinin mimarlıkta bir ?kimlik ikilemi?ne yol açtığı görülmüştür. Bu çalışma ise bunun nasıl bir tarihyazım sorunsalı olduğuna ilişkin ipuçları barındırmaktadır.Erken Cumhuriyet dönemi aydınının milliyetçiliği nerede aradığı ya da ?vernaküler? mimarlığın Cumhuriyet'in içinde nasıl konumlandırıldığı gibi sorunsallara farklı açılımlar getirebilmek amaçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Sedad Hakkı Eldem, milli mimari semineri, milliyetçilik, Türk tarih tezi, Türk sanatı, Türkiye'de mimarlığı tarihselleştirmek, ulusallık/ulusalcılık, yerellik, vernaküler, halk mimarlığı, geleneksel yapım yöntemi, Türk evi plan tipleri, Türk odası, sofa/hayat.
Neriman Nerimanov'un siyasi faaliyetleri
Bu tezin amacı Türkiye'de faaliyeti pek bilinmeyen Azerbaycanlı ay dm Neriman Nerimanov'un bulunduğu ortam, edebi, sosyal, siyasi faaliyeti, yaşadığı dönem, mühim olayları anlatmak, yazdığı mektuplar yaptığı konuşmaları sunmanın ötesinde bir aydının siyasal faaliyetinin ne kadar çok boyutlu olduğunu ortaya koymaktır. Bu çalışmada Nerimanov'un yaşadığı ortam incelenerek, sosyalist eğilimli düşüncelerin gelişmesinin nedenleri olan halkının cehalet içinde ömür sürdüğü, bir çok milletlerden geride kaldığı, Rus çar sömürgeciliğinden kurtulma gibi düşünceler ele alınmıştır. Marksizm-Leninizm düşüncesini savunan N. Nerimanov'un siyasal faaliyetini daha yalandan tanımak için yaptığım bu çalışmada onun yurtsever sol kimliğinin ön plana çıktığım müşahede ettim. N. Nerimanov'un yaşamını kronolojik dönemlere ayırarak incelediğim bu çalışmada ilk önce eğitim yılları anlatılarak sosyal, edebi faaliyetleri değerlendirmeye çalıştım. Eğitimciden siyasetçiye geçiş dönemi açıklanarak, dünya görüşünü açıklamaya çalıştım. Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti (1918-1920) devrildikten sonra Bolşeviklerle birlikte Baku' ye gelen N.Nerimanov iktidar kademelerinde ki çalışmalarına yer verdim, Azerbaycan'da komünizm ideolojisi altında bağımsızlığı uğrunda mücadelesini anlattım. Tezde N.Nerimanov'un iktidarda bulunan ve çoğunluğu gayri Müslim olan yöneticilerle anlaşamaması, vatanını sömürgecilikten kurtarmaya çalışırken milliyetçi adlandırılması ve Azerbaycan'dan uzaklaştırılarak Moskova'ya gönderilmesi gibi olayları inceleyip, değerlendirdim. m
Arnavut milliyetçiliği ve Derviş Hima (İbrahim Naci)
18. yüzyıl sonlarında Fransız İhtilâli ile birlikte ortaya çıkan milliyetçilik akımı, Napolyon'un gerçekleştirdiği seferler sonucu tüm Avrupa'yı kısa bir süre içerisinde etkisi altına almıştır. Aynı süreçte Balkan coğrafyasında yaşayan halklar, idari mekanizmada meydana gelen bozulmalar sebebiyle yerel yönetimlere karşı isyan hareketlerine başlamışlar ve bu durum 19. yüzyılın başlarında Hıristiyan Balkan halkları tarafından ulusal bağımsızlık hareketine dönüşmüştür. Ulus-devlet kurma mücadelesine girişen Balkan halklarından Yunanlar, Sırplar, Rumenler, Karadağlılar ve Bulgarlar sırasıyla bağımsızlıklarını elde ederken, heterojen bir yapıya sahip Arnavutlar arasında ise ulusal bağımsızlık fikri daha geç bir tarihte ortaya çıkmıştır. Yüzyıllar boyu imparatorluğun hem devlet idaresinde hem de askeri kanadında önemli görevler üstlenen çoğunluğu Müslüman Arnavut halkı, 19. yüzyılın son çeyreğinde ulusal harekete katılmış ve 1912 yılında bağımsızlığını ilan ederek Osmanlı Devleti'nden ayrılan son Balkan milleti olmuştur. Arnavutlar arasında bağımsızlık fikrinin oluşmasında bilhassa aydın kesim ve yurtdışında yaşayan Arnavutlar etkili olmuş, gerek yaptıkları yayın çalışmaları gerekse yürüttükleri propaganda faaliyetleriyle halk arasında örgütlenmeyi sağlamışlardır. Bu süreçte yürüttüğü faaliyetler ve çetelerin kurulmasında üstlendiği kilit rolle, Arnavut ulusal hareketinin gelişmesini sağlayan en önemli isimlerden biri şüphesiz ki İbrahim Temo'nun yakın dostu Derviş Hima (İbrahim Naci) olmuştur. Kalemi kuvvetli olan Derviş Hima, hareketin seyrine ilk etapta yayınladığı yazı, bildiri, gazete, dergi ve broşür gibi yayın faaliyetleri ile destek vermiş, sonraki süreçte ise silahlı çetelerin kurulmasında aktif bir görev üstlenmiştir. Bu çalışmada Arnavut milli hareketinin gelişimi ve Arnavut milliyetçisi Derviş Hima'nın ulusal hareketin gelişim sürecine katkısı arşiv kaynakları, süreli yayınlar, ilgili telif çalışmaları ve biyografi eserleri temel alınarak incelenmiştir. Çalışma neticesinde, Arnavut ulusal hareketinin ortaya çıkışı ve tarihsel gelişimi tüm detaylarıyla ortaya konulurken, Derviş Hima'nın sürece katkısı yayınladığı eserler ve yürüttüğü çalışmalar vasıtasıyla arşiv kaynaklarına dayandırılarak değerlendirilmiştir. Radikal bir Arnavut milliyetçisi olan Hima'nın düşünce yapısının tam manasıyla anlaşılması için kaleme aldığı bazı bildiri ve yazılar tam metin olarak sunulmuştur.
Makedon ve Arnavut ulusçuluğu bağlamında 2001 Ohri Antlaşması'nın değerlendirilmesi
Ohri Antlaşması, Makedonya'da yaşayan Arnavutların Makedonya Hükümeti'ne karşı başlattığı silahlı mücadeleyi sona erdiren antlaşmadır. Antlaşmanın imzalanmasının nedeni Arnavutların yıllardır süregelen siyasi yollarla yürüttükleri hak arama mücadelesini, 2001'de silahlı direnişe dönüştürmesi ve bu nedenle ülkedeki barışın tehdit edilmesidir. ABD ve AB'nin arabuluculuğunda barış müzakerelerine başlanmış, 13 Ağustos 2001 tarihinde Ohri Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşmanın imza edilmesi sürecinde Makedonya Hükümeti, Arnavut temsilciler, ABD ve AB temsilcileri yer almıştır. Bununla birlikte etnik ve dini ayrımcılığı engellemeyi öngören antlaşma uygulama sürecinde yeterince başarılı olamamış ve tarafların antlaşmaya yönelik görüşleri yıllar içerisinde değişmiştir. Bu çalışmada verilen kararların uygulama sürecinde ortaya çıkardığı sorunlar tarihi ve siyasi boyutuyla ele alınmış, tarafların sürece bakış açıları ulusçuluk bağlamında değerlendirilmiştir.
Kore'de milliyetçilik, din ve ekonomik büyüme
Güney Kore, ekonomik kalkınmada her zaman bir mükemmellik örneği olarak gösterilmiştir. Çok az sayıda devlet, kendisini derin bir yoksulluktan dünyadaki ekonomik bir güce yükseltmeyi başarabilmiştir. Güney Kore ekonomisi ile ilgili olarak çok sayıda bilimsel araştırmalar yapılırken, aslında Güney Kore'nin sömürge sonrası savaşın yıktığı harabe bir ülke konumundan OECD üyeliğine kadar yükselmeyi başarabilen bir ülke konumuna gelmesinde etkili olan ana faktörler Kore'nin eşsiz tarihi, kültürü ve ulusal kimliği olmuştur. Hiç kuşkusuz etkileyici bir örnek olsa da, Güney Kore mucizevi ekonomik büyümeye doğru giden yolda tek başına değildir. Amerika Birleşik Devletleri'nin trilyonlara varan yardım fonlarından dışarıdan Kore'ye giren antik dinlerin etkisine kadar pek çok unsur bu hızlı ekonomik büyümeye katkı sağlamıştır. Ayrıca sadece bir etkenin veya bir ulusal hareketin Kore'nin 20. Yüzyıldaki şaşırtıcı modernleşmesinden sorumlu olduğu da söylenemez. Bunun yerine, diğer devletlerin başaramadığını Güney Kore'nin nasıl başardığını anlamlandırabilmek için Kore halkının kültürünü, çalışkan karakterini ve özellikle halkı yönlendiren liderlerini bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Bu tez çalışmasında güçlü dini kurumların, ulusal kimliğin, ırksal özelliklere dayalı etnik milliyetçiliğin gelişimi, hızlı kalkınma döneminden sorumlu dört cumhurbaşkanı bağlamında analiz edilmiş, milliyetçiliğin politik ve ekonomik rolü ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Yapılan değerlendirmelerle özellikle milliyetçilik akımlarının ve geleneksel dinlerin etkisiyle oluşan sosyal yapının Güney Kore'nin ekonomik büyümesinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Kore'nin dini ve sosyal yapısını; Kore ulusal kimliğinin oluşumunu ve milliyetçiliğini; Kore'nin ekonomik büyümesini detaylı olarak değerlendirebilmek ve Türkiye'de milliyetçiliğin ekonomik kalkınma üzerindeki etkisine dair yapılan araştırmalara katkıda bulunmak için İngilizce, Korece ve Türkçe kaynaklardan oluşan geniş bir literatür seçilmiştir.