Liver diseases

354 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hastanemizde takip edilen kronik hepatit B hastalarında yapılan karaciğer biyopsilerinde bakılmış olan fibrozis ve histolojik aktivite indeksi sonuçlarının, kan tetkiklerinde bakılmış olan non-invaziv inflamasyon belirteçleri ile retrospektif olarak karşılaştırılması

Hepatit B virüsü bir DNA virüsüdür ve Hepadnaviridae ailesinde yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre 2019 yılında 296 milyon kişi kronik hepatit B tanılıdır ve kronik HBV enfeksiyonu 820000 insanın ölümünden sorumludur. Bu enfeksiyonda karaciğer hasarı düzeyinin tespiti için günümüzde altın standart yöntem halen karaciğer biyopsisidir. Karaciğer biyopsisi en başta invaziv bir süreç olması, öznel değerlendirme sürecine sahip olması, eğitimli personel ile hastane yatışı gerektirmesi ve mali yük barındırması sebepleriyle alternatif bir yöntem arayışını gerekli kılmaktadır. Ek olarak biyopsinin ciddi komplikasyonları da olabilmektedir. Bu nedenlerle karaciğer fibrozisi ve histolojik aktivitesi değerlendirmesi için pratik, hızlı ve görece ucuz yöntemler araştırılmaktadır. Çalışmamızda, invaziv olmayan hemogram tetkikinden elde edilen NLO, PLO ve MPV inflamasyon parametrelerinin, kronik inflamatuar bir süreç olduğu iyi bilinen kronik HBV enfeksiyonunda karaciğer biyopsisi sonuçlarını öngörmede etkinliği araştırılmıştır. Bu amaçla hastanemizde kronik hepatit B enfeksiyonu ile takip edilen ve karaciğer biyopsisi yapılan 119 hastanın verileri retrospektif olarak analiz edilmiştir. Çalışmamız sonuçlarına göre düşük ve yüksek histolojik aktivite gruplarında yaş, NLO ve MPV benzer saptanırken "yüksek HAİ" grubunda "düşük HAİ" grubuna göre viral yük daha yüksek, PLO ortalaması daha düşük bulunmuştur (sırasıyla p değerleri = 0,219; 0,125; 0,135; <0,001; 0,009). Düşük ve yüksek fibrozis gruplarında ise viral yük, NLO ve MPV benzer saptanırken, yüksek fibrozis grubunda düşük fibrozis grubuna göre yaş daha yüksek, PLO ortalaması daha düşük bulunmuştur (sırasıyla p değerleri =0,105; 0,153; 0,209; 0,015; 0,001). Sonuç olarak PLO değeri, karaciğer biyopsisinin histolojik aktivite ve daha güçlü olmak üzere fibrozis parametreleri ile ters yönlü ilişki göstermektedir ve biyopsinin bu sonuçlarını öngörmede umut vaat etmektedir.

BiyopsiFibrozHastalık şiddeti indeksi+7
Selçuk Burak Dönmez
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Non alkolik yağlı karaciğer hastalığında hepsidin ve D vitamini ilişkisi

NAYKH basit yağlanmadan yetmezliğe kadar ilerleyen tehlikeli bir hastalık olmasına rağmen patogenezi net değildir. 'Two hit' hipotezine göre insülin direncine bağlı yağlanma ve sonrasında inflamasyon, oksidatif stres suçlanmaktadır. Çalışmalarda inflamasyonda artan hepsidinin NAYKH'deki seviyesi için çelişkili sonuçlar mevcuttur. Yine çalışmalarda D vitamini eksikliğinin de inflamasyonu artırarak NAYKH'ye neden olabileceği gösterilmiştir. Ayrıca eksikliğinde hepsidin düzeylerinin yüksek olduğu görülmüş, D vitamini tedavisi ile hepsidin sentezinde azalma olduğu gözlenmiştir. Çalışmamızda hepatosteatozlu hastalar ile kontrol grubu arasında hepsidin ve D vitaminini karşılaştırdık ve D vitamini eksikliğinde NAYKH oluşmasında hepsidin düzeyi artışının neden olabileceğini göstermeyi hedefledik. Bunun için öncelikle yağlanması olan 46 hasta ve 40 kontrolden oluşan gruplar oluşturduk. Bu gruplar arasında hepsidin dahil olmak üzere bazı parametreleri karşılaştırdık ve hepsidin D vitamini ilişkisini araştırdık. Çalışmamıza 46 hasta 44 kontrol olmak üzere 90 kişi dahil edildi. İnflamasyonla artan CRP, ferritin gibi değerler çalışmamızda da hastalarda yüksek saptandı. Fakat hepsidin kontrole göre düşük seyretti. D vitamini için kontrol ve hasta grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı. Hepsidin ve D vitamini ilişkisi sorgulandığında ise yine istatiksel olarak gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Çalışmamızda sınırlayanlar tek merkezli çalışma olması ve sadece parametreler arasındaki ilişkiye bakılması olabilir. Sadece bu ilişkiye bakarak ek D vitamini vermeden nedensel ilişki hakkında sonuçlar çıkarmak doğru sonuç vermeyebilir. Seri kan tetkikleri, hastaların randomizasyonunun dikkatli yapılması ve D vitamini tedavisiyle sonuçların değişip değişmeyeceğine bakılan kapsamlı çalışmaların yapılması hem NAYKH hem de diğer hastalıklarda hepsidin ve D vitamini ilişkisini daha iyi anlamamızı sağlayabilir. Belki de hastalıkların etiyolojisinde, tedavisinde yeni bir bakış açısı geliştirebilir.

HepsidinKaraciğer hastalıklarıKaraciğer yağlanması+1
Gizem Altın
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Karaciğer nakli olacak hastalara verilen video eğitiminin anksiyete, depresyon ve uyku düzenine etkisi

Bu çalışma; Karaciğer nakli olacak hastalara verilen video eğitiminin anksiyete, depresyon ve uyku düzenine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Ön test-son test, kontrol gruplu yarı deneysel tipteki araştırmanın verileri 01 Kasım 2017 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Merkezi'nde yatışı yapılan ilk kez karaciğer nakli olacak tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 tır. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Veriler hastaların tanıtıcı özellikleri formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği ve Pittsburg Uyku Kalitesi ölçeği ile ve araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Deney grubundaki karaciğer nakli hastalarına anksiyete/depresyon düzeylerini azaltmak ve uyku kalitelerini artırmak için nakil öncesi ve sonrası olmak üzere iki bölümlük video eğitimi verildi. Taburcu olduktan 1 ay sonra kontrole geldiklerinde semptom yönetimi puanına bakıldı. Bu video eğitimi kliniğin rutin hemşirelik bakımı dışında deney grubu hastalarına verildi. Video destekli eğitim 40 dk sürdü. Kontrol grubuna ise kliniğin rutin uygulamasındaki hemşirelik bakımı yapıldı. Kontrol grubunun son ölçümünden sonra deney grubuna uygulanan video destekli eğitim kontrol grubuna da verildi (Her hasta ve yakınına eğitim CD' si teslim edildi). Veriler SPSS 22 paket programında sayı ve yüzdelik, Ki kare ve t testi ile değerlendirildi. Çalışmaya katılan hastalarda hastane anksiyete ve depresyon ölçeğinin tüm alt boyut puanları nakilden sonra düşmesine rağmen istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Hastaların uyku kalitesini değerlendirmek için kullanılan PUKİ uyku kalitesi ölçeği alt boyut puanları arasında hem deney hemde kontrol grubu hastalarında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Karaciğer nakli olan hastalara nakil öncesi ve sonrası korku yaşayan hastaların anksiyete/depresyon düzeylerini azaltmaya yönelik eğitim programlarının ve girişimlerinin planlanması, uyku kalitesini yükseltmek üzere girişimlerin planlanması, uyku ve uyanıklık döngüsünü iyileştirmeyi amaçlayan ve daha iyi bir yaşam kalitesine katkıda bulunan müdahalelerin değerlendirilmesi ve uygulanması öneriyoruz.

AnksiyeteDepresyonHasta eğitimi+7
Eda Bozkurt
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Karaciğer nakli olacak hastalara video destekli verilecek eğitimin semptom yönetimine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma; Karaciğer transplantasyonu olan hastalara video destekli verilecek eğitimin semptom yönetimine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Yarı deneysel ön test son test kontrol gruplu tipdeki araştırmanın verileri 01 Kasım 2017 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü ilk kez karaciğer nakli olacak tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 bulundu. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Veriler sosyo-demografik özellikler formu ve MTSORD-58TR ölçeği ile ve araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Hastalara girişim olara semptom yönetimine yönelik video destekli eğitim hazırlandı ve deney grubu hastalarına ameliyat öncesi ve sonrası olmak üzere 2 bölüm de video destekli eğitim verildi. Taburcu olduktan 1 ay sonra kontrole geldiklerinde semptom yönetimi puanı bakıldı. Kontrol grubuna herhangi bir girişim uygulanmadı. Veriler bilgisayarda SPSS 22 paket programında sayı ve yüzdelik, ki kare ve t testi ile değerlendirildi. Kurum izinleri ve etik onay alındıktan sonra çalışmanın amacı ve süreci anlatılarak hastaların yazılı onamları alındı. Karaciğer nakli hastaları deney ve kontrol grubun semptom oluşma ve rahatsızlık durumu puan ortalamaları arasında ki fark Man Whitney U analizi ile test edilmiştir. Semptom oluşma ve rahatsızlık durumu sıralı-ordinal olarak ölçülmektedir. Ridit analizi karaciğer nakli hastalarında en çok görülen on semptomun belirlenmsinde kullanılmıştır. Karaciğer transplantasyonu olan kontrol grubu hastalarının videolu eğitim öncesi semptom oluşma (U=319.000, p=0.053) ve rahatsızlık (U=313.000, p=0.043) puan ortalamalarının deney grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Karaciğer transplantasyonu olan kontrol grubu hastalarının videolu eğitim sonrası semptom oluşma (U=166.000, p<0.001) ve rahatsızlık (U=174.5, p<0.001) puan ortalamalarının deney grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç olarak MTSORD-58TR ölçeği puanlamasında semptomları azalttığı için ülkemizde bu konuda yeni çalışmaların yapılması gerektiği önerilir. Anahtar Kelimeler: Semptom Yönetimi, Karaciğer Transplantasyonu, Video Eğitimi.

Belirti ve semptomlarCerrahi hemşirelikHasta eğitimi+6
Elif Güvenç
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glikoprotein non-metastatik melanoma protein b (GPNMB), kan glukoz düzeyi ve karaciğer yağlanması arasındaki ilişkinin incelenmesi

Yakın zamanda karaciğerden de salgılandığı gösterilen ve bir hepatokin olarak kabul edilen GPNMB'nin işlevleri ve enerji dengesindeki rolü henüz bilinmemekle beraber, karaciğer ile yağ dokusu arasındaki haberleşmede rol oynadığı düşünülmektedir. Alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD), dünya çapında en yaygın görülen kronik karaciğer hastalığıdır. NAFLD sıklıkla abdominal obezite, insülin direnci, hipertansiyon ve dislipidemi ile ilişkilidir, dolayısıyla metabolik sendrom NAFLD için ana risk faktörüdür. GPNMB'nin prediyabet ve karaciğer yağlanması ile olan ilişkisinin tanımlanması, metabolik sendromdaki fizyopatolojik süreçleri ve hepatokinlerin işlevlerini anlamak açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı GPNMB ile kan glukoz düzeyi ve karaciğer yağlanması arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaçla 30-55 yaş aralığında sigara ve ilaç kullanmayan, sistemik hastalığı olmayan 61 gönüllü çalışmaya dahil edildi. Denekler cinsiyet ve beden kütle indekslerine göre normal kilolu kadın (n=16), fazla kilolu kadın (n=16), normal kilolu erkek (n=13), fazla kilolu erkek (n=16) olmak üzere 4 gruba ayrıldı. 12 saatlik açlık sonrası deneklerden alınan kan örneklerinde açlık kan şekeri, insülin, serum GPNMB, lipit profili, ALT, AST, sT4, TSH, ESR, CRP, HbA1c ölçümleri gerçekleştirildi. Daha sonrasında deneklere 75 gramlık oral glukoz yükleme testi yapılarak hastaların 30, 60, 90 ve 120.dk'da alınan kan örneklerinde kan şekeri, insülin düzeyi ve GPNMB düzeyleri tekrar ölçüldü. Deneklerin kan basıncı ve detaylı vücut analizi ölçümleri yapıldı. Deneklere ayrıca üst abdomen manyetik rezonans görüntülemesi yapılarak karaciğer büyüklüğü, karaciğer yağlanması ve sertliği değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda serum GPNMB düzeyleri ile kan glukoz düzeyi, insülin düzeyi, HbA1c, karaciğer büyüklüğü, yağlanması ve sertliği arasında bir ilişki bulunamadı. Normal kilolu ve fazla kilolu kişiler arasında GPNMB düzeyleri açısından fark tespit edilemedi. Bu sonuçlar sağlıklı kişilerde kan GPNMB düzeyinin kan glukoz düzeyindeki değişiklikler, beden kütle indekisi ya da karaciğer yağlanmasının doğrudan bir göstergesi olmadığını düşündürmektedir.

GlikoproteinlerGlükoz tolerans testiHepatokin+6
Emine İnce
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vücut kompozisyonu değişikliklerinin (sarkopeni, miyosteatoz, ciltaltı ve viseral yağ dokusu artışı) intraarteryal tedavi uygulanan primer ve sekonder karaciğer maligniteli hastalardaki prognostik rolünün araştırılması

Amaç: İntraarteryal tedavi uygulanan hepatoselüler kanser (HSK) ve metastatik kolorektal kanser (mKRK) hastalarında işlem öncesi hastaların vücut kompozisyon değişikliklerinin (sarkopeni, miyosteatoz, ciltaltı ve viseral yağ dokusu indeks artışı) tedavi yanıtına ve sağkalıma olan etkisini, ayrıca kontrol görüntülemelerde izlenen vücut kompozisyon değişimlerinin sağkalıma etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 1 Ocak 2012-31 Aralık 2022 tarihleri arasında intraarteryal tedavi uyguladığımız toplam 160 HSK (ortalama yaş: 63.45±11.79, E/K:123/37) ve 146 mKRK (ortalama yaş: 59.98±11.94, E/K:90/56) hastasını belirledikten sonra hastaların işlem öncesi 30 gün içinde elde edilmiş BT tetkikleri üzerinden L3 vertebra seviyesinden ölçüm ile vücut kompozisyon parametreleri (iskelet kas alanı, iskelet kas dansitesi, ciltaltı yağ dokusu alanı ve viseral yağ dokusu alanı) belirlendi. Sarkopeni ve miyosteatoz tanımı için literatürde tanımlanmış sınır değerler; ciltaltı ve viseral yağlanma tanımları için ise kendi hasta populasyonumuzun ortanca değerleri kullanıldı. Vücut kompozisyon parametreleri ile tedavi yanıtı ilişkisi belirlendikten sonra tek ve çok değişkenli binominal lojistik regresyon yöntemi ile tedavi yanıtına etki eden faktörler araştırıldı. Ardından vücut kompozisyon değerleri sağkalım ilişkisi ve tedavi yanıtı-sağkalım ilişkisi Kaplan-Meier yaşam analizi yöntemi ile ortaya konuldu. Hastaların kontrol görüntülemelerinden HSK grubu için mRECIST, mKRK grubu için RECIST 1.1 kılavuzu doğrultusunda vücut kompozisyon değerlerindeki değişimler belirlendi ve negatif veya pozitif yöndeki değişikliklerin sağkalım ile ilişkisi Kaplan-Meier analizi ile ortaya konuldu. Ardından tek ve çok değişkenli Cox-regresyon yöntemi ile progresyonsuz ve genel sağkalıma etki eden faktörler araştırıldı. Ayrıca "propensity score matching" (PSM) yöntemi ile bazal değişkenlerdeki farklılıklar ortadan kaldırılıp seçici yanlılık azaltılarak sağkalımı etkileyen faktörler tekrar araştırıldı. Bulgular: Hepatoselüler kanser hasta grubunda lokal hastalık kontrolü oranı %77.7, objektif yanıt oranı %55.4 bulunmuştur. Tedavi yanıtını (objektif yanıt) etkileyen faktörler çok değişkenli lojistik regresyon analizi sonucunda erkek cinsiyet (odds oranı: 0.30, %95 güven aralığı: 0.11-0.81, p=0.017), ECOG skoru (odds oranı: 0.26, %95 güven aralığı: 0.08-0.89, p=0.032), AFP düzeyi (odds oranı: 0.36, %95 güven aralığı: 0.16-0.81, p=0.014) ve ALBI skoru (odds oranı: 7.23, %95 güven aralığı: 0.76-68.61, p=0.085)'dir. Hem sarkopenik hem miyosteatotik hastaların sağkalım süreleri karşı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha kısadır. Lokal hastalık kontrolü ya da objektif yanıtı olan hastaların sağkalım süreleri karşı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha uzundur. Kontrol görüntülemelerde iskelet kası indeksinde azalma olanların hem progresyonsuz hem de genel sağkalım süreleri daha kısayken iskelet kası dansitesinde azalma olanların genel sağkalım süreleri daha kısadır. Genel sağkalımı etkileyen faktörler çok değişkenli cox-regresyon analizi sonucunda önceden tedavi varlığı (hazard oranı:0.51, %95 güven aralığı: 0.31-0.84, p=0.009), Child evresi (p=0.004), albümin düzeyi (hazard oranı=1.56, %95 güven aralığı=1.06-2.31, p=0.024), AFP düzeyi (hazard oranı:1.83, %95 güven aralığı: 1.22-2.75, p=0.003), sarkopeni (hazard oranı=1.59, %95 güven aralığı=1.05-2.41, p=0.029), miyosteatoz (hazard oranı=1.96, %95 güven aralığı=1.32-2.92, p=0.001) ve kontrolde iskelet kası indeksinde azalma (hazard oranı=2.13, %95 güven aralığı=1.41-3.22, p<0.001) olarak sıralanabilir. "Propensity score matching" sonucunda vücut kompozisyon değerleri olarak sarkopeni (hazard oranı: 2.06, %95 güven aralığı: 1.24-3.42, p=0.005) ve kontrolde iskelet kas indeksinde azalma (hazard oranı: 2.27, %95 güven aralığı: 1.35-3.81, p=0.002) genel sağkalımı belirleyen faktörler arasındadır. Hepatik metastazı olan KRK hasta grubunda lokal hastalık kontrolü oranı %53.1, objektif yanıt oranı %23.4 bulunmuştur. Tedavi yanıtını (objektif yanıt) etkileyen faktörler çok değişkenli lojistik regresyon analizi sonucunda önceden tedavi varlığı (odds oranı: 4.21, %95 güven aralığı: 1.36-13.07, p=0.013) ve AST artışı (odds oranı: 0.22, %95 güven aralığı: 0.04- 1.07, p=0.061)'dır. Hem sarkopenik hem miyosteatotik hastaların sağkalım süreleri karşı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha kısadır. Lokal hastalık kontrolü ya da objektif yanıtı olan hastaların sağkalım süreleri karşı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha uzundur. Kontrol görüntülemelerde iskelet kas indeksinde azalma olanlarda progresyonsuz ve genel sağkalım süreleri istatistiksel anlamlı olarak daha kısa iken (sırasıyla p=0.028 ve p=0.016), iskelet kas dansitesi değişiklikleri ile sağkalım arasındaki ilişki istatistiksel açıdan anlamlı değildir (sırasıyla p=0.608 ve p=0.125). Genel sağkalımı etkileyen faktörler çok değişkenli cox-regresyon analizi sonucunda ECOG skoru (hazard oranı=2.08, %95 güven aralığı= 1.44-2.99, p<0.001), KCFT yüksekliği (hazard oranı=1.84, %95 güven aralığı=1.19-2.84, p=0.006), sarkopeni (hazard oranı=2.96, %95 güven aralığı=1.68-5.21, p<0.001), kontrolde iskelet kas indeksinde azalma (hazard oranı=2.03, %95 güven aralığı=1.16-3.55, p=0.013) ve miyosteatoz (hazard oranı=2.17, %95 güven aralığı=1.31- 3.58, p=0.002) olarak sıralanabilir. "Propensity score matching" sonucunda vücut kompozisyon değerleri olarak sarkopeni (hazard oranı: 1.91, %95 güven aralığı: 1.20-3.05, p=0.006) ve miyosteatoz (hazard oranı: 1.97, %95 güven aralığı: 1.00-3.87, p=0.049) genel sağkalımı belirleyen faktörler arasındadır. Sonuç: Hem HSK hem de mKRK hasta gruplarımızda bazal sarkopeni ve miyosteatoz hastaların progresyonsuz ve genel sağkalımı etkileyen faktörlerden birisi olup bu faktörlerin varlığı prognozu olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca kontrol incelemelerde iskelet kas indeksindeki azalma da her iki hasta grubunda prognozu olumsuz yönde etkilemektedir.

Adipoz dokuKaraciğer hastalıklarıKaraciğer neoplazmları+7
Yakup Özbay
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HBV enfeksiyonu zemininde hepatosellüler karsinom gelişen olgularda prognostik risk faktörlerinin incelenmesi

HBV Enfeksiyonu Zemininde Hepatosellüler Karsinom Gelişen Olgularda Prognostik Risk Faktörlerinin İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanlık Tezi. Ankara, 2023. Amaç: Hepatit b virüs (HBV) ilişkili hepatosellüler karsinom (HSK) olgularında sağkalıma etki eden faktörlerin incelenmesi amaçlandı. Yöntem: Ocak 2010 ile Ocak 2021 tarihleri arasında merkezimize başvuran ve çalışmaya katılım kriterlerini karşılayan 114 hastaya ait bilgiler olarak toplandı. Sirotik hasta ve non-sirotik hasta gruplarına ait karşılaştırıldı. Log-rank ve Cox regresyon analizi ile sağkalıma etki eden faktörler tanımlandı. Bulgular: Tek değişkenli sağkalım analizinde; vücut kitle indeksi (VKI), AFP, bilirubin düzeyleri, AST, GGT, ALP, albümin, albümin/ALP oranı, nötrofil/lenfosit oranı (NLO), en uzun tümör çapı, hipertansiyon, infiltratif tümör, asit, tedavi tipi sağkalım ile ilişkili bulundu. 64 (%56,1) hastada siroz mevcuttu, azalmış sağkalım ile ilişkili bulundu. Çok değişkenli analizde, ALP, asit, en uzun tümör çapı, AFP ve albümin sağkalımı etkileyen bağımsız faktörlerdi. Sirotik ve non-sirotik hastalar karşılaştırıldı; albümin, lökosit, nötrofil, trombosit, albümin/ALP oranı ve hipertansiyon sirotik grubunda daha yüksek izlendi. VKI, non-sirotik grubunda sağkalıma etki etmekte, sirotik grupta ise sağkalıma etkisiz bulundu. Sirotik hasta grubunda ise AST/ALT, globülin NLO, nötrofil ve lökosit sağkalıma etki etmekte, non-sirotik hasta grubunda ise sağkalıma etkisiz bulundu. Sonuç: Karaciğer fonksiyon testleri, hemogram ilişkili parametreler, tümör yüküne ilişkilin bulgular, AFP, siroz ve komplikasyonlarının literatürle uyumlu şekilde sağkalıma etki ettiği görüldü. Non sirotik hasta grubunda VKI artışı ile sağkalımda artış izlendi, hipertansiyon sıklığı sirotik olgulara göre daha yüksek bulundu. HBV ilişkili HSK gelişen olguların ⁓%30-50'sinde siroz izlenmemesi göz önüne alındığında, non-sirotik hastalarda metabolik etkenlerin sağkalıma ilişkin etkileri için ileri araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Hepatit B virüs, Hepatosellüler karsinom, Sağkalım, Karaciğer sirozu

Hepatit BHepatit B virüsüKaraciğer hastalıkları+5
İbrahim Emir Tekin
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hepatoselüler kanser hastalarında uygulanan tedavilerin sağkalım üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Hepatoselüler karsinomun (HSK) yüksek mortaliteyle seyreden bir hastalık olup, günümüzde tedavi seçenekleri ve tedavilerin etkinliklerine yönelik çok sayıda çalışma yürütülmektedir. Bu çalışma; literatürdeki mevcut bilgiler ışığında hastaların demografik, klinik, laboratuvar ve görüntüleme verilerine dayalı olarak cerrahi, ablasyon, transarteriyel kemoembolizasyon, transarteriyel radyoembolizasyon (TARE) ve sistemik tedavilerin HSK hastalarının sağkalım süreleri üzerindeki etkinliğini analiz etmektedir. Çalışmaya 311 hasta retrospektif olarak dahil edilmiştir. Hastalar, demografik ve klinik özelliklerine, aldığı tedavi seçeneklerine göre incelenmiş ve sağkalımları analiz edilmiştir. Medyan kümülatif sağkalım süresi 21,5 ay bulunmuştur. Ağır alkol tüketimi ve sigara kullanımının sağkalıma olumsuz etkisi olduğu, diğer demografik ve etiyolojik faktörlerin anlamlı etkisi olmadığı bulunmuştur. Çalışmamızda gastrointestinal sistem kanaması öyküsü ve hepatik ensefalopati varlığının sağkalım üzerine olumsuz etkisi gösterilmiştir. Ayrıca laboratuvar parametrelerinden hemoglobin düzeyi, sodyum, albümin, trombosit sayısı, lökosit sayısı, nötrofil lenfosit oranı, kan üre azotu, potasyum, alkalen fosfataz, gama glutamil transferaz, total ve direk bilirubin, aspartat aminotransferaz, alfa fetoprotein ve sedimentasyon düzeylerindeki bozuklukların sağkalıma etkisi gösterilmiştir (p<0,05). Radyolojik görüntülemelerde lezyon sayısı, tümör çapı, metastaz veya lenfadenopati varlığı, satellit lezyon varlığı çalışmamızda sağkalımı göstermede önemli prognostik faktörler olarak bulunmuştur. Hastaların 1 yıllık ve iki yıllık takiplerinde; ilk bir yıl içinde progresif hastalık olmasının sağkalıma olumsuz etkisi daha fazla olduğu gösterilmiştir. Performans durumu, albümin bilirubin indeksi, sağkalımda kullanımı anlamlı bulundu. Hasta popülasyonumuzda, mevcut skorlama sistemleri değerlendirildiğinde sağkalımı belirlemede Honkong Liver Cancer (HKLC) sisteminin diğer sistemlere kıyasla daha başarılı olduğu olduğu gösterilmiştir (p=0,000). Küratif tedavilerin küratif olmayan tedavilere göre belirgin sağ kalım avantajı sağladığı saptanmıştır. Primer tedavilerden TARE, TAKE, sistemik kemoterapilerin uygulandığı hastalarda sağkalım daha düşük bulundu (p=0,000). Multimodal tedavilerden lokorejyonel tedavi ve cerrahi uygulanan hastalarda sağkalım yüksek bulunmuştur (p=0,002). Hastaların aldığı tedavi modaliteleri sağkalıma etkisinin incelendiği, nakil hastalarının dahil edilmediği analizde; medyan sağkalım küratif tedavilerde 97,6 ay (80,4-114,9), tedavi almayan hastalarda 3,6 ay (1,4-5,7) olarak bulunmuştur.

Karaciğer hastalıklarıKaraciğer neoplazmlarıKarsinoma-hepatoselüler+5
Hasan Şahin
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yağlı karaciğer fare modelinde hepatit B aşı immünitesinin araştırılması

Bu çalışmada, Alkol Bağımsız Yağlı Karaciğer Hastalığı (NAFLD) fare modelinde normal ve yüksek doz Hepatit B Virüsü (HBV) aşı programlarının aşı yanıtına etkisini araştırılmak amaçlandı. NAFLD oluşturmak için fareler (N=18), kolinsiz ve %45 yağ enerjisi içeren diyet (HFD/C¯) + %20 fruktoz içeren içme suyu ile, Kontrol grubu (N=18) ise %10 yağ enerjisi içeren kontrol diyeti ve arıtılmış çeşme suyu ile beslendi. 10 haftalık beslemenin ardından her iki grup 3 alt gruba (n=6) ayrıldı. Normal doz aşılama programında (ND) 0., 7. ve 21. günlerde, 4 µg HBV yüzey antijeni (HBsAg) içeren üç doz aşı uygulandı. Yüksek doz aşılama programlarında, 0. ve 7. günlerde (YD2) ve 0., 7. ve 21. günlerde (YD3) 8 µg HBsAg içeren aşı uygulandı. İn-vivo deneyler 16. haftada sonlandırılarak HBV yüzey antikoru (HBsAb) titreleri, T foliküler yardımcı (Tfh), düzenleyici T (Treg), CD27+ ve CD38+ hücre analizleri yapıldı. Karaciğer yağlanması histopatolojik skorlamayla, dalak ve timüs bezindeki immun yanıtlar ise immünfloresan boyama ile değerlendirildi. NAFLD grubunda Kontrol grubuna göre aşılama öncesi alınan kanlarda CD27+'nin düşük ve CD38+'in yüksek olduğu belirlendi. Her üç aşı programında immünizasyon sonrası HBsAb düzeyleri benzerdi. Kontrol/YD2 grubunda Tfh'ın yüksek, NAFLD/YD2 grubunda ise CD27+'nin yüksek olduğu belirlendi. NAFLD/YD3 grubunda Treg hücre düzeyleri Kontrol/YD2 grubunda ise Tfh hücre düzeyleri aşı öncesine göre yüksekti. Hem Kontrol/YD2 hem de NAFLD/YD2 grubunda CD27+CD38+ aşı öncesine göre hücre sayısının düşük olduğu belirlendi. NAFLD grubunda aşılama programından bağımsız olarak immünizasyon sonrası antikor titreleri ile Tfh ve CD27+ hücre sayıları arasında negatif, CD38+ hücre sayıları arasındaysa pozitif korelasyon belirlendi. Hem Kontrol hem de NAFLD gruplarında uygulanan farklı HBV aşı programlarının HBV aşı etkinliğinde herhangi bir farklılık yaratmadığı görüldü.

FarelerHayvan deneyleriHepatit+6
Tuğba Kütük
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hepatosellüler kanserli hastalarının metabolit profilinin incelenmesi

Hepatoselüler karsinom (HCC), karaciğer kanserinin en yaygın şekli olup, dünya genelinde en yaygın beşinci kanser türüdür ve kansere bağlı ölümlerin ikinci en sık nedenidir. Karaciğer kanseri, 2025 yılına kadar tahmini >1 milyon vakayla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam edeceği tahmin edilmektedir. Yapılan birçok çalışmaya rağmen, hepatosellüler karsinomun patogenezi hakkında aydınlatılmayan birçok kısım bulunmaktadır. Bu nedenle, erken hepatosellüler karsinom hastalıkların tanısını ve klinik davranışını bireysel olarak daha kesin olarak tahmin edebilen yeni, daha spesifik ve uygun maliyetli biyobelirteçlerin keşfi ve geçerliliği önemli bir araştırma hedefidir. Bu nedenle HCC teşhisi ve taramasıyla ilgili metabolit değişikliklerini araştırmak büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada; hepatocellular kanser teşhisi konulmuş bireylerin plasma serbest aminoacid, karnitin ve açil karnitin profilini inceleyerek, tanı ve tedavide kullanılacak yeni biyobelirteçlerin tespit edilesi amaçlanmıştır. Çalışmada hepatosellüler karsinom olan 40 hasta ve sağlıklı 40 bireyden alınan plasma örneklerinde 14 serbest aminoasit, 27 karnitin ve açil karnitin profili LC-MS/MS ile incelendi. Dataların analizi SPSS ile yapıldı. Çalışmada kontrol gurubuna göre hepatosellüler karsinomlu bireylerde Methyl-Glutaryl hariç diğer tüm amino asidler anlamlı bir şekilde azaldığı tespit edildi. Karnitin ve açil karnitin düzeyleri incelendiğinde; kontrol gurubuna göre hepatosellüler karsinomlu bireylerde C18-1-0H düzeyi artarken, kontrol grubuna göre hepatosellüler karsinomlu bireylerde C0, C2, C4, C4DC, C5, C6, C6DC, C8, C8-1, C10, C10DC, C12, C14, C14_1, C16, C16_1 anlamlı bir şekilde azaldığı tespit edildi. Çalışma sonucunda elde edilen datalar; karnitin, açil karnitin ve serbest aminoasit profil değişikliklerinin, hastalığa özgü bulgular ortaya çıkartıp, hepatosellüler kanser tanı ve tedavisinde yenilikler sağlayacağını ümit ediyoruz.

Amino asitlerHepatoselüler karsinomKaraciğer hastalıkları+2
Sedat Yavuz
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda etanol ile oluşturulmuş karaciğer fibrozisinde ısırgan otu tohumunun (Urtica dioica seed) tedavi edici etkisinin histopatolojik ve immunohistokimyasal olarak araştırılması

Yardımcı M, Ratlarda Etanol İle Oluşturulmuş Karaciğer Fibrozisinde Isırgan Otu Tohumunun (Urtica dioica Seed) Tedavi Edici Etkisinin Histopatolojik ve İmmunohistokimyasal Olarak Araştırılması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Patoloji Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2019. Planlanan bu çalışmada, etil alkol ile deneysel olarak 8 haftalık süre içinde karaciğerde fibrozis oluşturulduktan sonraki 2 aylık tedavi sürecinde, ısırgan otu tohumu ekstrakt'ı kullanılarak fibrozisin geri dönüşümünün mümkün olup olmadığı histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak araştırıldı. Çalışmada toplam 24 adet rat kullanıldı ve ratlar her grupta 8'er adet olmak üzere üç gruba ayrıldı. Deneme süresi toplam 4 ay olarak belirlendi. Birinci grup (Kontrol); Standart rat pelet yemiyle beslendi. Alkol grubu ve alkol+ısırgan tohumu esktrat grubunda ise denemenin ilk 2 ayında günde bir defa orogastrık gavajla 4 mL/kg %30'luk etil alkol verilerek hepatik fibrozis oluşturuldu. Daha sonraki 3. ve 4. aylarda 2. gruba yine sadece alkol verilirken, 3. grup ratlara alkol alımıyla beraber ısırgan otu tohumu ekstrakt'ı (30mg/kg)'da verilerek oluşturulan fibrozisin geri dönüşümü uygulama sonunda izlendi. Deneme sonunda nekropsi yapılan ratların karaciğerlerinden alınan doku örnekleri histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak incelendi. Sonuçta, histopatolojik ve immünohistokimyasal bulgular doğrultusunda; ısırgan tohumu ekstrakt'ının kaydedilen birçok terapötik özelliklerinin etkisiyle ve karaciğerin de rejeneratif kapasitesi sayesinde karaciğerdeki dejeneratif-nekrotik değişikliklerin ve fibrozisin önemli düzeylerde geri dönüşümünün gerçekleştiği gözlenmiştir. Biyokimyasal analizler Alkol grubunda ALT, AST, LDL, GGT ve HDL düzeyleri kontrol grubuna göre azalmıştı. Ancak, Glukoz, LDL, Total Kolesterol ve Trigliserid seviyeleri kontrol grubuna göre artmıştı. Alkol+Isırgan grubunda ise kontrol grubuna göre ALT, AST, LDH, Glukoz, LDL ve Trigliserid düzeyleri azalmıştı. Ancak AlkPaz, GGT, HDL ve Total Kolesterol seviyeleri kontrol grubuna göre artmıştı. Çalışmanın sonuçları, alkolik hepatik fibrozisli olgularda, ısırgan otu tohumu ekstrakt'ının fibrozisli karaciğer tedavisinde kullanılabileceğini gösterdi.

EtanolFibrozHistopatoloji+7
Mahmut Yardımcı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çoban çantası (capsella bursa pastoris L) bitkisinin etil alkol ile oluşturulan karaciğer hasarları üzerine etkisinin histopatolojik ve biyokimyasal olarak araştırılması

Polat O, Çoban Çantası (Capsella Bursa-Pastoris L.) Bitkisinin Etil Alkol ile Oluşturulan Karaciğer Hasarları Üzerine Etkisinin Histopatolojik ve Biyokimyasal Olarak Araştırılması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Veteriner Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2019. Sunulan bu çalışmanın amacı etil alkol ile oluşturulan karaciğer toksikasyonuna karşı çoban çantası (Capsella Bursa-Pastoris L.) bitkisi çayının koruyucu etkinliğini araştırmaktır. Bu amaçla 32 adet erkek wistar albino rat rastgele 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubu; Standart pelet yem ile beslendi. Alkol grubu; Günde bir defa 4 ml/kg % 30'luk etil alkol orogastrik gavaj ile verildi. Alkol + Çoban çantası grubu: Günde bir defa 4 ml/kg % 30'luk etil alkol ve 1 ml/kg bitki çayı günlük orogastrik gavaj ile verildi. Çoban çantası grubu; Günde bir defa 1 ml/kg bitki çayı orogastrik gavaj ile verildi. 60 günlük deneme süresi sonunda sıçanların nekropsileri yapılarak doku ve kan örnekleri alındı. Alınan doku örnekleri Hematoksilen & Eozinle (H&E) ile boyanarak histopatolojik inceleme yapıldı. Alınan kan örnekleri santrifüj edilerek serumları çıkarıldı. Serumlardan karaciğer harabiyeti serum enzimlerinden Alanin transaminaz (ALT), Aspartik transaminaz (AST), Alkalen fosfataz (ALP) ve Laktat dehidrogenaz (LDH) seviyeleri ve Kolesterol, Trigliserit, HDL kolesterol, LDL kolesterol ve Açlık kan şekeri (AKŞ) düzeyleri çalışıldı. Histopatolojik olarak alkol grubu ratların karaciğerlerinde meydana gelen dejeneratif-nekrotik değişikliklerin alkol + Çoban çantası grubunda kısmen azaldığı belirlendi. Biyokimyasal olarak, alkol grubunda kontrole göre artan AST, ALT ve ALP düzeylerinin alkol + Çoban çantası tedavi grubunda azaldığı görüldü. Çoban çantası çayı ile tedavinin trigliserid ve HDL düzeylerine olumlu etki ettiği görülürken, LDL ve kolesterol değerlerini olumsuz etkilediği görüldü. Sonuç olarak, çoban çantası çayı uygulamasının karaciğerde meydana gelen tahribatı azalttığı, ancak LDL ve kolesterol düzeylerinde yükselmeye sebep olduğu belirlendiğinden, çoban çantası çayının etil alkol ile oluşturulan karaciğer toksikasyonuna karşı tam bir koruma sağladığı sonucuna kesin olarak varılamadı.tır

Capsella bursa-pastorisEtanolHayvan deneyleri+4
Orhan Polat
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Evaluation of kallistatin and some biochemical parameters in rat with experimental liver injury

Kallistatin acts as a negative acute phase protein that reduces expression after lipopolysaccharide-induced inflammation in the liver. In this study, it was aimed to determine whether there is a relationship between the levels of Kallistatin and liver damage in rats with different degrees of liver failure. The material of this study consisted of 32 Wister Albino male rats obtained from Van Yüzüncü Yıl University Experimental Animals Production and Research Center and weighing between 200-400 gr were used. Thirty-two rats were included in 8 rats in each group as to group 1 (control, n=8), group 2 (mild, n=8), group 3 (moderate, n = 8), group 4 (severe, n=8). In order to cause experimental liver damage in rats, carbon tetrachloride (CCl4) solutions of different percentages dissolved in paraffin oil were applied subcutaneously. Group 1: Healthy rats will not be treated with anything other than the normal diet. Rats in this group were named as control (n=8 male rats). Group 2: In this group (n=8 male rats), 25% CCI4 (dissolved in paraffin liquid) solution was applied to each rat at a dose of 2 ml / kg twice a week subcutaneously for 4 weeks. The rats in this group were named as mild group because of mild liver impairment. Group 3: 25% CCI4 (dissolved in paraffin liquid) solution was administered to rats in this group for 4 weeks in 2 ml / kg subcutaneously twice a week (as same as group 2) and the remaining 2 weeks were treated with 2 ml/kg of 50% CCl4 (dissolved in paraffin liquid) solution (for a total of 6 weeks) and the rats in the group were named as the middle group (n=8 male rats) (Table 6). Group 4: the same procedure of group 3 had been applied for this group then proceed with injected subcutaneously of 2 ml/kg of 62.5% CCl4 in paraffin oil treatment for the 2 weeks (on the whole 8 weeks) and this group was named as the severe group (n=8 male rats). Xylazine 60 mg / kg and Ketamine 7.5 mg / kg combinations were administered intramuscularly to rats in group 2 at the 4th week of the study, group 3 at in the sixth week of study, group 4 in the eighth week of the study and control group rats and 20-30 minutes from these applications. Then the rats were sacrificed. Blood samples were taken into anticogulant and non-anticogulant tubes for immediate hematological and biochemical analyzes in the heart of sacrified rats. Hematological parameters, hemoglobin concentration, leukocyte count, platelet count and MCHC values were measured on the same day with the Veterinary Hemogram Device (Veterinary MS4-s-Melet Schloesing Laboratories in France). Blood samples were taken into antiquagulant-free tubes for centrifugation at 3000 rpm for 15 minutes. The sera obtained were stored at - 20 ° C until measurements were made. Serum AST, ALT, LDH and GGT levels were measured by autoanalyser (BS-120 Vet-Mindray) using commercial kits. Serum Rat Kallistatin (Rat Kallistan, Catalog NO: YLA1624RA SERINA4, ELISA kit Ylbiont), Rat collagen typeⅠ(Col I, Catalog NO: YLA0195RA, ELISA kit Ylbiont) and Rat collagen type III (Col III , Catalog NO: YLA0605RA ELISA kit Ylbiont ) levels were measured using commercial ELISA test kits and with the ELISA instrument as specified in the procedure of the test kits. In the statistical analysis of hematological parameters, WBC, Neu, LYM, Mon, PCT levels in liver damage groups were significantly higher than the control group (p<0.05), while MCH and MCHC levels were lower (p<0.05). Although, RBC, Hct and MPV values were found to be mathematically high, and MCV and Hb values were mathematically low, they were not statistically significant (p<0.05). In the statistical analysis of biochemical parameters, in the analysis of serum ALT levels; serum ALT levels of rats with severe liver injury were found to be significantly higher than those of mild and moderate liver injury, whereas ALT levels of mild and moderate liver injury were compared with ALT levels of control group and no significant difference was found. In the analysis of serum AST levels; serum AST levels of rats with severe liver injury were significantly higher than those of rats with mild and moderate liver injury, but there was no significant difference between AST levels of mild liver injury and AST levels of control group. In the analysis of serum GGT levels; Serum GGT levels of rats with severe liver injury were found to be significantly higher than the GGT levels of mild and moderate liver injury rats, whereas there was no significant difference between liver injury groups (mild and moderate) and control group. In the analysis of serum LDH levels; serum LDH levels of rats with severe liver injury; was significantly higher than the LDH levels of rats with mild to moderate liver injury and control group, and also there were no significant difference between mild and moderate in rats belonging to liver injury groups. In the analysis of serum Collagen-I levels; Serum Collagen-I levels of rats with liver injury were significantly higher than those of the control group. Similarly, serum Collagen-III levels of rats with liver injury were significantly higher than those of the control group. The comparison between the groups was statistically exposed a significant difference between the kallistatin levels of mild liver injury and the kallistatin levels of severe liver injury, however there was no difference was found between the kal levels 71 of moderate and severe liver injury groups. Histopathological examination of the liver organ of the liver and control group rats revealed that the liver tissue had normal histological appearance, while the liver tissue of carbontetra chloride (in rats belonging to liver injury groups) showed severe morphological changes. These findings were hydropic degeneration and coagulation necrosis was detected in hepatocytes, especially in the vena centralis and mid-zone regions. Fibrosis was present in some vena centralis (Periacinary fibrosis) and portal areas. The spread of thin collagen bundles from the portal marks to the parenchyma was observed only. Activation was also observed in pericinusoidal myofibroblastic cells. Lymphoid cells mixed with several macrophages were observed to accumulate occasionally in portal scars and liver parenchyma. These changes resulted in cell dissociation and disruption of the liver lobe architecture in the liver parenchyma of heavy CCl4 treatment group rats. When the histopathological examination of the hematological, biochemical parameters and liver tissue of rats with different degrees of liver damage were made with carbontetra chloride, significant changes were found in the control group. The relationship between the severity of liver tissue damage and the Kallistatin levels of the liver tissue of rats with carbontetra chloride (liver injury groups) was demonstrated by both biochemical and hematological parameters. As a result; Changes in the Kallistatin levels of rats with liver injury were found to be significantly low in parallel with the damage to the liver tissue. It was concluded that changes in serum kallistatin levels are an important parameter in determining liver tissue damage levels and evaluating treatment prognosis in the treatment of liver diseases. Key Words: Kallistatin, Liver injury, CCl4, Biochemical parameters

Animal experimentationKallistatinLiver diseases+1
Ehsan Sepehrızadeh
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bruselloz ilişkili akut hepatit: 13 yıllık deneyimimiz

Bruselloz neredeyse her organ sistemini tutabilen zoonotik bir enfeksiyondur. Karaciğer (KC) tutulan organların başında gelmektedir. KC tutulumu genellikle hafif derecede aminotransferaz yükseklikleri ile kendini göstermekledir. KC fonksiyonu ise sıklıkla normaldir ve klinik hepatit gelişimi nadirdir. Bu çalışma ile 13 yıl boyunca yatırılarak takip edilen bruselloza bağlı akut hepatit kliniği olan olgular değerlendirmiş, kliniğimizin takip ve tedavi deneyimi sunulmuştur. Materyal ve Metod: Bu çalışmaya Ocak 2008 ile Haziran 2020 tarihleri arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji servisinde yatan ve yaşı 18'den büyük bruselloz hepatit tanılı hastalar dahil edilmiştir. Çalışmada 61'i erkek, 42'si erkek olmak üzere 103 erişkin hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Bruselloz tanısı için klinik şüphe varlığında; bruselloz standart tüp agglütinasyon (STA) titresinin 1/160 ve üzerinde olması ve/veya kan ve doku kültürlerinde Brucella spp. üremesi ve/veya bruselloz polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) testinin pozitif olması kriterlerinden en az birinin olması baz alındı. Hepatit varlığı için aminotransferazların normal üst sınırının (NÜS) ≥ 5 katı olması ve/veya total bilirubin seviyesinin ≥2 mg/dl olması ve/veya lokal hepatik lezyonun gösterilmiş olarak kabul edildi. Hepatik tutulum tipi laboratuvar ve radyolojik bulgularına göre yapıldı. Laboratuvara göre ayırımda klinik hepatit için alanin aminotransferaz (ALT) ve/veya aspartat aminotransferaz (AST) ≥ 5 kat NÜS olması, kolestaz (kolestatik hepatit) için alkalen fosfataz (ALP) ≥ 3 kat NÜS ve/veya gama glutamil transferaz (GGT)≥1,5 kat NÜS ve/veya total bilirubin≥2 mg/dl olması baz alındı. Radyolojik ayırımda ultrasonografi (USG) bulgularına göre; granülomatöz hepatit: USG ile KC'de granülomatöz lezyonları bulunması ve diffüz hepatit: USG'de granülomatöz lezyonun bulunmaması şeklinde belirlendi. Bulgular: Biyokimyasal laboratuvar düzeylerine göre olguların %35,9'unda klinik hepatit, %17,5'inde kolestatik hepatit ve %46,6'sında bu iki durumun birlikteliği vardı. Radyolojik değerlendirmede tüm olguların %88,3'üne USG yapılmış olup bunların %5,5'inde granülomatöz hepatit saptandı. Olguların 91'ine (%88,3) batın USG yapılmış olup 24'ünde (%26,4) USG'de herhangi bir bulgu yoktu. 46 olguda (%50,5) hepatosplenomegali (HSM), 15 olguda (%16,5) hepatomegali (HM), 5 olguda (%5,5) ise splenomegali (SM) saptandı. Olguların %83,5'i akut, %14,6'sı subakut ve %1,9'u kronik bruselloza sahipti. Olguların en sık yakınmaları ateş (%85,4), terleme (%84,5), halsizlik (%84,5), iştahsızlık (%79,6) ve kas eklem ağrıları (%72,8) idi. Hemogram incelemelerinde olguların 10'unda (%9,7) lökositoz, 47'sinde (%45,6) lökopeni, 57'sinde (%55,3) anemi, 55'inde (%53,4) trombositopeni ve 35'inde (%34,0) pansitopeni görüldü. En sık kullanılan tedavi rejimi bir aminoglikozidin (AG) doksisiklin (DOX) ve rifampisin (RIF) ile üçlü kombinasyonuydu. Sonuç: Çalışmamız hepatit varlığında dahi tedavi ile klinik yanıtın ve laboratuvarda düzelmenin yüksek oranlarda olduğu gösterildi. Çalışmamızda hastaneye yatış süresine etki eden bir parametre saptanmadı fakat ALT, AST ve total bilirubin değerlerinde düzelmenin kan kültüründe pozitifliğinde, sekonder organ tutulumu varlığında ve ALT/AST>1 olması durumunda daha geç olduğu gözlendi. Verdiğimiz tedavi rejimlerin bu süre üzerine bir etkisi bulunmadı. Literatürde tedavide AG'li rejimlerin seçilmesi durumunda daha hızlı düzelme sağladığını bildiren retrospektif çalışmalar olsa da daha büyük hasta gruplarında yapılacak prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

BrusellaBrusellozHepatit+3
Yusuf Arslan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Acne vulgaris tedavisinde kullanılan izotretinoine bağlı gelişen karaciğer hasarı üzerinde hesperdinin etkilerinin değerlendirilmesi

Akne vulgaris tedavisinde kullanılan sistemik izotretinoin tedavisi sırasında yaygın yan etki olan karaciğer hasarına neden olmaktadır. Çalışmamızda karaciğerde hepatoprotektif kapasitesi belirlenen hesperidinin akne vulgaris tedavisinde gelişen karaciğer hasarı yan etkilerinin azaltılması değerlendirildi. HEPG2 hücreleri in vitro karaciğer modeli olarak kullanıldı. Kontrol, Hesperidin, İzotretinoin, Hesperidin+İzotretinoin kombinasyon grubu olmak üzere 4 grup oluşturulmuştur. Hesperidinin antioksidan etkinliği, TAS analizleri ile incelenmiştir. Karaciğer hasarı TGF-β miktar analizi, RT-PCR ile TGF-β ekspresyon seviyesi, aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT) düzeyleri ölçülerek, RT-PCR ile ER stres düzeyleri; GRP78, CHOP ekspresyon seviyeleri ile, apoptoz etkileri; Caspase-3, Bcl2 ekspresyon seviyeleri ile değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, Toplam antioksidan kapasite kontrol grubunda 0,5667 mmol Trolox Eşdeğer/L, kombinasyon grubunda 0,3767 mmol Trolox Eşdeğer/L olarak hesaplandı. Kombinasyon grubunda görülen azalma kontrole kıyasla istatistiksel olarak anlamlı değildir (p = 0,0834). TGF-β miktar analizinde fibrozis belirteci kontrol grubunda 7,333 pg/mg protein, kombinasyon grubunda 9.000 pg/mg protein olarak bulundu. İzotretinoin grubuna kıyasla kombinasyon grubundaki azalma istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi .(p = 0,0378). Kaspaz-3 mRNA ekspresyon seviyelerinin İzotretinoin grubuna kıyasla kontrolde kıyasla 0,736 kat ve kombinasyon grubunda kontrole kıyasla 0,176 kat azaldığı bulundu. ER stres, apoptoz ve fibrozisle ilişkili genlerin mRNA ekspresyon bulgularının RT-PCR ve fibrozisle ilişkili TGF-β miktarıyla karşılaştırılması sonucunda hesperidinin hepatoprotektif etkiye sahip olduğu söylenebilir.

Akne vulgarisFarmakovijilansHesperidin+2
Bera Aşcı
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Karaciğer transplantasyonu yapılan hastaların yaşadıkları biyopsikososyal sorunlar ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

karaciğer yetmezliği olan hastaların yaşama tutunmaları için altın standart tedavi yöntemleri arasında yer almaktadır. Karaciğer transplantasyonu hastaların yaşam sürelerini uzatmasına rağmen, hastaları birçok biyopsikososyal problemlerle (Baş ağrısı, böbrek fonksiyonlarında bozulma, safra kaçağı, stres, anksiyete, duygu durum bozukluğu, sosyal aktivitelere katılamama ve etkili baş etme yöntemlerini kullanamama) karşı karşıya bırakarak yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu araştırma karaciğer transplantasyonu olan hastaların yaşadıkları biyopsikososyal sorunların ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 01.03.2019-01.06.2020 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Hastanesi ve Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Organ Nakli birimlerinde takipli 40 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, hasta tanıtım formu ve hastaların yaşam kalitelerini değerlendirmek amacıyla Nottingham Sağlık Profili Ölçeği (NSPÖ) kullanılmıştır. Araştırma verileri, araştırmaya katılan katılımcılarla, COVID-19 önlemleri alınarak yüz yüze yapılan görüşmeler ile toplanmıştır. Hastaların NSPÖ enerji düzeyi (33,3) ve fiziksel mobilite (25,0) alt boyutu puanlarının, sosyal izolasyon (0,0) alt boyutu puanlarına göre yüksek bulunması, karaciğer transplantasyonu sonrası hastaların yaşam kalitelerini en çok etkileyen NSPÖ alt boyutlarının enerji düzeyi ve fiziksel mobilite olduğunu göstermektedir. Çalışmada NSPÖ' nün alt boyutlarına ilişkin Kuder-Richardson-21 iç tutarlılık katsayı değerleri 0,687-0,879 aralığında değişmektedir. Araştırmada, karaciğer transplantasyonu sonrası hastaların yaşadıkları biyopsikososyal problemlerin, katılımcıların yaşam kalitelerini NSPÖ' nün tüm alt boyutlarında olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarına göre; karaciğer transplantasyonu sonrası hastaların yaşadıkları biyopsikososyal problemlerin bilinmesi, buna yönelik hastaların düzenli olarak yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Bu nedenle yaşam kalitesi olumsuz etkilenmiş hastalar için yaşam kalitesini yükseltecek ve destekleyecek düzenlemelerle, daha ileri araştırmaların yapılması önerilmektedir.

Biyopsikososyal yaklaşımHemşirelikKaraciğer hastalıkları+2
Merve Aktepe
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması tedavisinde nano-enkapsüle ilaçların etkinliğinin LC/Q-TOF MS ile gerçekleştirilen metabolomik ve lipidomik çalışmalarla in vitro değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması (NAFL) tedavisinde amfifilik siklodekstrin nanopartiküller kullanılarak geliştirilen nano-enkapsüle ilaçların etkinliğinin lipid profili üzerinde meydana getirdiği değişikliğin Q-TOF LC/MS sistemi kullanılarak in vitro düzeyde değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu amaçla; halihazırda tedavide kullanılan çeşitli ilaçlar ve E vitamini kullanılarak geliştirilen nano-enkapsüle formülasyonlar, karaciğer kanseri hücre hattı HEPG2'ye uygulanacaktır. Aynı anda; ilaçlar ve E vitamini, enkapsüle edilmeden de HEPG2 hücrelerine uygulanacak ve de iki grup arasında lipid profilinde gerçekleşen değişim Q-TOF LC/MS cihazı kullanılarak C18 kolon ile gerçekleştirilecek çalışma sonucunda ortaya konulacaktır. C18 kolon kullanılarak gerçekleştirilecek çalışmada, öncelikle analitik yöntem ile ilgili şartların optimize edilmesi gerekecektir. Bu amaçla lipidlerin, hücre hattından ekstraksiyonu için çeşitli numune hazırlama teknikleri denenecektir. Daha sonrasında ekstre edilen lipidlerin ayrılması ve analiz edilebilmesi için sabit faz ve hareketli faz ile elüsyon programında değişiklikler yapılarak en yüksek sayıda lipidin profillenebilmesi için çalışılacaktır. Profillenebilen lipidler, her iki grup için yarı-kantitatif olarak karşılaştırılacak ve değişimin her bir tanımlanabilen lipid için ne düzeyde olduğu incelenecektir. Ardından, değişen lipid profili yorumlanarak nano-enkapsüle ilaç kullanımının avantaj ve dezavantajları değerlendirilecektir.

KaraciğerKaraciğer hastalıklarıKaraciğer yağlanması+5
Yasin Şenol
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kolinerjik agonist karbakolün farede parasetamolün neden olduğu deneysel hepatotoksisiteye etkisi

Farede parasetamol ile oluşturulan hepatik hasarda kolinomimetik etkinliği olan karbakolün (CCh), hepatik hasar üzerine etkisi in vivo olarak değerlendirildi. Ek olarak parasetamole bağlı zehirlenmelerde antidot olarak kullanılan N-Asetilsistein (NAC) ile karbakolün etkinliği karşılaştırıldı. Parasetamol (APAP) toksisitesinde, parasetamolün hepatositler için toksik bir metaboliti olan N-asetil-p-benzokinon imin (NAPQI) üretimi artar. NAC'ın antidot etkisi, bu toksik metaboliti detoksifiye eden glutatyonun (GSH) öncülü olarak fonksiyon göstermesinden ileri gelmektedir. Parasempatomimetik etkinin parasetamol toksisitesinde birçok mekanizma üzerinden olumlu katkısı olabileceğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Çalışmada parasetamol toksisitesi oluşturulmuş farelerde NAC, CCh ve NAC+CCh tedavileri uygulandı. Mezenter arter ve portal ven kan akımı ölçüldü. AST, ALT, TNF-α, IL-1β, IL-6, IL-8, IL-10, IL-17 düzeylerine bakıldı ve parasetamol toksisitesi sonrasında bu değerlerde yükselme tespit edildi. NAC, CCh, NAC+CCh uygulanan gruplarda ise bu yükselmenin daha az olduğu görüldü. Çalışmada bu parametrelere ek olarak TAS, TOS, GSH, GSSG düzeyleri ölçüldü. Parasetamol toksisitesi sonrası antioksidan moleküllerde azalma, oksidan moleküllerde ve oksidatif stres indeksinde artma görüldü. NAC, CCh, NAC+CCh uygulanan gruplarda ise antioksidan moleküllerdeki azalmanın, oksidan moleküllerdeki ve oksidatif stres indeksindeki artışın daha az olduğu tespit edildi. Histopatolojik değerlendirmelerde biyokimyasal bulgularla uyumlu sonuçlar elde edildi. Parasetamole bağlı gelişen hepatotoksisitede parasempatomimetik etki inflamasyonu azaltmak, antioksidan yolakları etkinleştirmek gibi birçok mekanizma üzerinden koruyucu etki gösterebilir.

AgonistlerAsetaminofenKaraciğer+4
Zamir Kemal Ertürk
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

NAFLD hastalarında karaciğer hastalığının evresi ile serum dallı zincirli amino asitler ve fruktoz düzeyi arasındakı ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada NAFLD hastalarında hastalık evresi ile fruktoz ve dallı zincirli amino asitler (BCAA) düzeyi arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Tüm katılımcılar ile yüzyüze görüşülerek karaciğer hastalığının öyküsü, ek hastalıkları ve ilaç öyküsü öğrenildi ve antropometrik ölçümleri yapıldı. Elektronik sistemdeki laboratuvar, radyolojik görüntüleme ve karaciğer biyopsi sonuçları incelendi. Son 1 yılda MR-PDFF ve MRE'si bulunmayan bütün hastalara karaciğer MR görüntülemesi yapıldı. NAFLD hastalarından 62'sinin besin tüketim anketi uygulandı. Tüm katılımcılardan tek seferlik 10 cc kan ve idrar örneği alındı. Fruktoz, BCAA ve diğer metabolitlerin serum düzeyleri "Gase Chromotography- Mass Spectroscopy (GC-MS)" kullanılarak ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 132 katılımcı 4 grupta değerlendirildi; 27 kontrol, 63 steatohepatit, 29 erken fibrozis ve 13 ileri fibrozis. Çalışmaya dahil edilen 105 NAFLD hastasının 56'sı (%53) kadın ve ortanca yaşı 49 (20-71) idi. NAFLD hastalarının ortalanca fruktoz alımları 29,6±19,6 g/gün ve toplam enerjiye katkısı %4,8'dü. Fruktoz ve BCAA tüketimi ile klinik parametreler veya karaciğer yağlanması arasında ilişki saptanmadı. Kontrollerle karşılaştırıldığında NAFLD hastalarında serum fruktoz (11,0 vs. 14,7 µmol/ml; p=0,03), izolösin (13,9 vs. 16,7 µmol/ml; p=0,01) ve lösin (48,0 vs. 60,2 µmol/ml; p=0,008) düzeyleri daha yüksek, ancak serum valin düzeyleri (16,3 vs. 17,4 µmol/ml; p=0,41) benzerdi. Serum fruktozun düzeyi ile açlık kan şekeri (r= 0,25; p <0,004), serum izolösin ve lösin düzeyleri ile MR-PDFF karaciğer yağ miktarı (r=0,18; p=0,04 ve r=0,18; p=0,039) ve ALT (r=0,29; p <0,01 ve r=0,19; p=0,03) arasında güçlü pozitif korelasyon mevcuttu. Ayrıca amino asit, lipit, enerji metabolizmalari ve gut florası ile ilgili 178 metabolit tanımlanabilmiştir. Bu metabolitlerden bazılarının serum düzeyleri NAFLD hastaları ve kontroller arasında farklılıklar göstermekle birlikte NAFLD alt grupları birbirine benzerdi. Sonuç: Serum fruktoz, isolösin ve lösin düzeyleri NAFLD hastalarında kontrollerden yüksekti. Bulgular serum fruktoz düzeyinin insülin direnci için, serum izolösin ve lösin düzeyininse hepatosteatoz ve steatohepatit gelişimi için biyobelirteç olabileceğini düşündürmekteydi. Ayrıca serum düzeyleri değişen diğer metabolitlerin NAFLD hastalarındaki tanısal, teröpatik ve prognostik önemlerinin klinik ve laboratuar çalışmalarla araştırılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Alkol dışı yağlı karaciğer hastalığı, NASH, fruktoz, dallı zincirli amino asitler.

Amino asitler-dallı zincirliFruktozHastalık şiddeti indeksi+2
Sabına Farzalıyeva
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Wilson hastalarında serum değişken ve göreceli değişken bakır düzeylerinin klinik parametreler ve multiparametrik karaciğer MRI bulgularıyla karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada Wilson Hastalarının izleminde serum değişken bakır (EC) ve göreceli değişken bakır (REC) düzeylerinin; 24 saatlik idrarda bakır düzeyi ile korelasyonunun incelenmesi ve karaciğerdeki fibroz ve steatozun derecesini gösteren güncel teknoloji olan Multiparametrik Karaciğer MRI ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Gastroenteroloji ve Nöroloji polikliniğine başvuran ve Wilson Hastalığı tanısı ile izlenen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubu, Gastroenteroloji polikliniğinde dispepsi tanısı ile izlenen hastalardan oluşturulmuştur. Tüm katılımcılar ile yüz yüze görüşülerek karaciğer hastalığının, ek hastalıklarının ve ilaç kullanım öyküsü öğrenildi. Elektronik sistemdeki laboratuvar, radyolojik görüntüleme ve karaciğer biyopsi sonuçları incelendi. Tüm katılımcılardan EC ve serum total bakır düzeyi için tek seferlik 10 cc kan örneği alındı. Wilson hastalarına rutinde istenen multiparametrik karaciğer MR görüntülemesi yapıldı ve hastalardan 24 saatlik idrarda bakır atılımının tespiti için idrar toplandı. Hastaların daha önce karaciğer biyopsisi mevcutsa biyopsileri yeniden incelendi. EC ve serum total bakır düzeyi indüktif olarak eşleştirilmiş plazma kütle spektrometrisi (ICP-MS) yöntemi, 24 saatlik idrar bakır düzeyi ise atomik absorpsiyon spektrometri yöntemi kullanılarak ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya 43 kontrol ve 38 Wilson hastası dahil edildi. Wilson hastalarının %97'sinde hepatik tutulum mevcuttu. Çalışmaya dahil edilen 35 Wilson hastasına karaciğer multiparametrik MRI uygulanmıştır. Hastaların ortanca karaciğer parankim sertliği 2,45 (1,71-6,2) kPa olup normal sınırlardaydı. MR-PDFF tekniğine göre hastaların %62'sinin karaciğerde yağlanma yoktu. Karaciğer parankim sertliği; yaş (r=0,514; p=0,002), AST (r=0,445; p=0,007), GGT (r=0,549; p=0,001), ALP (r=0,365; p=0,031), INR (r=0,404; p=0,016), kreatinin (r=0,344; p=0,043), FIB-4 skoru (r=0,694; p<0,0001) ile pozitif korelasyon gösterirken; beyaz küre sayısı (r=-0,49; p=0,003), trombosit sayısı (r=-0,607; p<0,0001) ile negatif korelasyon göstermiştir. MR-PDFF yağ oranı ile serum trigliserid düzeyi arasında pozitif korelasyon mevcuttu (r=0,532; p=0,013). Serum bakır testleri ile 24 saatlik idrarda bakır atılımı arasında korelasyon bulunamamıştır. EC ile seruloplazmin (p=0,348; r=0,032) dışındaki hiçbir klinik veya laboratuvar parametre arasında korelasyon saptanmadı. REC ise ALP (r=0,338; p=0,003) ve GGT (r=0,36; p=0,001) ile pozitif korelasyon, trombosit sayısı (r=-0,507; p<0,0001) ile negatif korelasyon göstermiştir. Serum EC düzeyi MR-PDFF yağ oranı (r=0,534; p=0,005) ve T1 süresi (r=0,371; p=0,028) ile pozitif korelasyon göstermiştir. REC oranı ile T2* değeri arasında negatif korelasyon mevcuttu (r=-0,422; ve p=0,012). Sonuç: Wilson hastalığının rutin klinik izleminde halen kullanılmakta olan ve vücut bakır dengesinin en önemli göstergesi olduğu kabul edilen 24 saatlik idrar bakır atılımı ile yerine kullanılma potansiyeli olan EC ve REC ölçümleri arasında korelasyon olmadığı saptanmıştır. Karaciğerdeki fibrozis, yağ ve demir birikimini gösterebilen mulitparametrik MR sonuçlarıyla korelasyon gösteren klinik parametreler, EC ve REC'in Wilson hastalığının izlemlerindeki yeri gelecekte yapılacak çalışmalarda araştırmalıdır. Anahtar Kelimeler: Wilson hastalığı, Serum değişken bakır, Serum göreceli değişken bakır, Multiparametrik karaciğer MRI.

BakırHepatolentiküler dejenerasyonKaraciğer+4
Bekir Mert Durukan
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yağlı karaciğer modelinde soğuk iskeminin AMPK regülasyonu üzerine etkileri

Yağlı karaciğer nakli yapıldığında, primer disfonksiyon ve rejeksiyon problemlerinin daha sık görüldüğü gözlemlenmiştir. AMP-activated protein kinaz(AMPK)'ın iskemi sırasında organ koruyucu fonksiyonları mevcuttur. Metformin AMPK'nın hepatositlerde aktiflenmesinde görevi olan bir ilaçtır. Bu çalışmada, metforminli ve metforminsiz farelerin yağlı ve normal karaciğer dokularında, değişik iskemi sürelerindeki AMPK proteininin değişimi ve regülasyonu değerlendirilmiştir. 109 adet, 7 haftalık C7BL56 cinsi fare; randomize olarak yağlı metforminli, yağsız metforminli, yağlı metforminsiz, yağsız metforminsiz olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Yağlı karaciğer modeli oluşturmak için karbonhidrat temelli özel bir diyet 10 hafta boyunca fareler üzerinde uygulandı. Metforminli farelerin diyetine son 4 haftada 0,2 mg/kg metformin, oral gavaj yoluyla eklendi. 10 haftanın sonunda tüm farelere total hepatektomi yapıldı ve çıkartılan dokular UW solüsyon içinde 0-6-12-24 saat boyunca bekletildi. İskemi süreleri tamamlandıktan sonra makrosteatoz yüzdelerini, fibrozisi, inflamasyonu, vakuoler değişikliği, nekroz miktarını hesaplamak için histopatolojik değerlendirme yapıldı. P-AMPK ve AMPK ifadelerini hesaplamak için Western Blot kullanıldı. Karşılaştırma tanımlayıcı istatistikler vasıtasıyla yapıldı. Yağlanmanın metforminle birlikte azaltıldığı istatistiksel olarak gösterildi (%68 ± 24 e karşı %47 ±25 p <0,001). Yağlı gruplarda yağsız gruplara göre daha yoğun nekroinflamatuar odak ve perisantral inflamasyon mevcuttu. Her iki bulgunun metforminle azaltıldığı anlaşıldı. Tüm metforminli gruplarda nekroz bulgusu belirgin şekilde daha az mevcuttu. (%7,4 e karşı %43,5; p <0,001). Yağlı karaciğerde yağsızlara göre daha düşük ve daha geç AMPK yanıtının olduğu, bu farklılığın metforminle giderildiği gösterildi. AMPK karaciğerin iskemi yanıtında önemli bir rol oynamaktadır ve metformin ile yağlı karaciğerin iskemiye karşı direncinin ve nakil başarısının arttırılabilmesi mümkündür.

KaraciğerKaraciğer hastalıklarıKaraciğer nakli+4
Mustafa Oruç
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğerin fokal lezyonlarının multiparametrik MRG ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı karaciğerin fokal lezyonlarının malign benign ayrımında manyetik rezonans elastografi (MRE) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) T1-T2 haritalama yönteminin etkinliğini araştırmaktır. 01 Ocak 2018- 21 Şubat 2022 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalında karaciğer MRG yapılan ve karaciğerde fokal lezyon saptanan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Lezyonlar benign ve malign olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmaya 20 benign ve 50 malign lezyon olmak üzere toplam 70 solid lezyon dahil edildi. Kontrast öncesi ortalama T1 relaksasyon zamanı benign lezyonlarda 1474,90 ± 465,39 msn, malign lezyonlarda 1284,30 ± 351,95 msn, kontrast sonrası ortalama T1 relaksasyon zamanı benign lezyonlarda 629,57 ± 230,92 msn, malign lezyonlarda 750,20 ± 264,95 msn ölçülmüş olup benign ve malign lezyon grubu arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p= 0,110 ve 0,135). Kontrast geliştirme oranı (CER), T1 relaksayon zamanı düşüşü (T1D) ve T1 relaksasyon zamanı düşüşü yüzdesi (T1D%) benign lezyonda malign lezyonlarla karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla 2,71 ± 0,86 ve 1,79 ± 0,52, p= 0,002, 964,00 ± 379,58 ve 521,93 ± 290,60, p< 0,001, 59,37 ± 13,32 ve 39,79 ± 15,69, p<0,001). Ortalama T2 relaksasyon zamanı da benign lezyonlarda malign lezyonlarla karşılaştırıldığında istatiksel anlamlı olarak yüksek saptandı (82,50±23,29 msn ve 65,02 ± 15,38 msn, p= 0,005). MRE görüntülemede ortalama sertlik değerleri malign lezyonlarda benign lezyonlarla karşılaştırıldığında istatiksel anlamlı olarak yüksek bulundu (5,43±1,55 kPa ve 3,62±1,16 kPa, p= 0,004). Difüzyon ağırlıklı görüntülemede ADC haritalama değerleri malign lezyonlarda benign lezyonlarla karşılıştırıldığında istatistiksel anlamlı olarak yüksek izlendi (1688,17 ± 270,04 ve 1177,94 ± 443,25, p= 0,001). ROC analizinde malign lezyonları benign olanlardan ayırmada CER için 1,99 eşik değeri (AUC: 0,852, sensivite %78,6 ve spesifite %78,3), T1D değeri için 749,5 msn eşik değeri (AUC 0,817, %71,4 sensivite ve %78 spesifite), T1D% değeri için %49,71 eşik değeri (AUC 0,831, %78,6 sensivite ve %73,2 spesifite) saptanmıştır. Ayrıca ortalama T2 relaksasyon zamanı değeri için 74 msn eşik değeri (AUC 0,705, %65 sensivite ve %76,6 spesifite), ortalama sertlik değeri için 3,74 kPa eşik değeri (AUC 0,848, %85 sensivite ve %75 spesifite) ve ADC haritalama değeri için 1,45 eşik değeri (AUC 0,854, % 75 sensivite ve % 74,3 spesifite) saptanmıştır. T1- T2 haritalama ve MRE görüntüleme yöntemleri karaciğerin solid fokal lezyonlarının malign benign ayrımında non-invaziv alternatif araç olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Karaciğerin fokal lezyonları, malign

ElastografiKaraciğerKaraciğer hastalıkları+2
Avaz Jabıyev
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kistik fibrozisli çocuk hastalarda karaciğer tutulumunun MR elastografi ile non-invazif değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, prospektif olarak, kistik fibrozis (KF) tanısı olan çocuk hastalarda, karaciğer tutulumunun manyetik rezonans (MR) elastografi ile değerlendirilmesi ve klinik-laboratuvar bulguları ile karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra (G0 20/567), 01 Haziran 2020- 01 Mart 2022 tarihleri arasında KF tanılı 51 çocuk hasta ve bilinen bir hastalığı olmayan 24 gönüllü çocuk hasta çalışmaya dahil edildi. MRG çekimleri 1.5 Tesla MRG cihazında (Magnetom Aera, Siemens, Erlangen, Almanya) gerçekleştirildi. MR elastografi görüntüleri Syngo.via yazılımı ile işlenerek kilopaskal (kPa) cinsinden sayısal değerler elde edildi. Yağ miktarını belirlemek için kimyasal şift farkına dayanan MR spektroskopi tekniği kullanıldı [STEAM (30×30×30 mm voxel hacmi, TR=3000 ms TE=12/24/36/48/72 ms)]. Karaciğer parankim sertliği değerlendirme aralıkları sırasıyla; <2,5 kPa: normal; 2,5-3 kPa: normal-kronik inflamasyon; 3-3,5 kPa: evre 1-2 fibrozis; 3,5-4 kPa: evre 2-3 fibrozis; 4-5 kPa: evre 4 fibrozis olarak yapıldı. MR spektroskopide>%5: hepatosteatoz olarak değerlendirildi. Hastaların tanı anındaki semptomları, ter testi sonuçları, genetik mutasyon sonuçları, son hepatobiliyer ultrasonografi bulguları, laboratuvar parametrelerinden; trombosit değeri, AST, ALT, GGT, ALP, total protein, albümin, total/indirekt bilirubin değerleri incelendi. Bu değerler ile MR elastografinin ilişkisi istatistiksel olarak çalışıldı. Normal dağılım gösteren değişkenler için bağımsız örneklem T-testi ve normal dağılım göstermeyen değişkenler için Mann Whitney-U testi kullanıldı. İstatistiksel olarak p değeri <0,05 olanlar anlamlı kabul edildi. iii Bulgular: KF'li hastaların (32 E, 19 K) yaşı 4-17 yaş arasında olup ortalama yaş 12'dir. Kontrol grubunun (15 E, 9 K) yaşı 6.5-16 yaş arasında olup ortalama yaş 11'dir. Hasta grubunun karaciğer MR elastografi değerleri (medyan:2.4 kPa, 1.73-5.86 kPa, min-maks), kontrol grubu (medyan: 2.1 kPa, 1.7-2.9 kPa min-maks) değerlerinden yüksek bulundu (P=0.003). Hastaların GGT değerleri kontrol grubuna göre daha yüksek olup MR elastografi değerleri de istatiksel olarak GGT ile pozitif korelasyon göstermektedir (P=0.003). KF'li hasta grubu (medyan: %4.4) ile kontrol grubu (medyan: %3.15) arasında yağlanma oranlarında anlamlı farklılık saptandı (P=0.032). KF'li hasta grubu içerisinde kronik karaciğer hastalığı olanlar ile olmayanların, MR elastografi değerleri arasında anlamlı farklılık tespit edildi (P=0.007). Hasta grubu içerisinde (karaciğer fonksiyonunu gösteren) trombosit değeri <180.000 μl olanlar ile > 180.000 μl olanların MR elastografi değerleri arasında anlamlı farklılık bulundu (P<0,001). Sonuç: KF hastalarında karaciğer tutulumunun, karaciğer MR elastografi yöntemi ile erken dönemde non-invazif olarak değerlendirilmesi bu hastaların tanı ve takiplerinde ümit vaat edicidir.

ElastografiFibrozKaraciğer+4
Aziz Anıl Tan
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda %70 hepatektomi sonrası karaciğer rejenerasyonunun homeostazisinde Endokan'ın regülasyonu

Amaç: Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda %70 hepatektomi sonrası endokan ile karaciğer rejenerasyonu, anjiogenez ve endostatin arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 64 adet sıçanda %70 hepatektomi sonrası geride kalan karaciğerde doku vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), prolifere hücre nükleer antijeni (PCNA), endostatin ve endokan düzeyleri ile serum endokan, endostatin düzeyleri 0, 1, 2, 3, 5, 7, 10, 14. günlerde değerlendirildi. Bulgular: Prolifere hücre nükleer antijeni (PCNA) ve vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF)' nin 3. günde zirve değere ulaştığı (PCNA- ortanca: %80, p=0,049 ve VEGF- ortanca: 3, p=0,003), VEGF'in 5. günde bazal değere indiği (p=0,126) ve PCNA'nın 10. günde bazal değere ulaştığı (ortanca: %20, p=0,005) tespit edilmiştir. Serum endostatin düzeyinin 1. günde zirve değere ulaştığı (p<0,0001), 10. günde bazal değere ulaştığı (p>0,1) ve serum endokan aktivitesindeki zirve değerin 2. günde olduğu (p<0,01), bazal değere ise 10. günde ulaştığı tespit edildi (p>0,1). Sonuç: Serum endokan protein düzeyinin VEGF ve PCNA ile paralel seyretmesi ve rejenerasyonun tamamlandığı günde endokan'ın bazal değere ulaşması; endokan'ın anjiogenezde ve rejenerasyonda rol alabileceğini düşündürdü. Anahtar Kelimeler: Karaciğer, Rejenerasyon, Anjiogenezis, Endokan, Endostatin

EndokanHayvan deneyleriHepatektomi+5
Sinan Efe Yazıcı
Hacettepe University
2020
00

Related subjects