Neurons

56 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Sistein-S-sülfat ile tetiklenen hücre ölümünde korteks ve hipokampal nöronlarda kaspaz 3 bağımlı ve kaspaz bağımsız apopitotik sürecin in-vitro incelenmesi

Sistein-S-Sülfat (SSC) toksisitesinin sülfit oksizdaz enzim eksikliği veya molibden kofaktör eksikliğindeki ağır nöropatolojinin nedeni olabileceğine dair Literatürde çalışmalar mevcuttur. SSC'nin nörotoksik etkisi gösterilmiş olup, apopitotik süreç aydınlatılmamıştır. Bu çalışmada, sekonder hipokampal (HT-22) ve primer kortikal nöron (PKN) dizilerinde SSC'nin tetikleyebileceği muhtemel kaspaz bağımlı ve bağımsız apopitotik mekanizmaların araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla HT-22 ve PKN dizilerinde LD50 değerlerini ve apopitotik indükleyici faktör (AIF), kalpain ve sitokrom c inhibitörlerinin güvenli dozlarını belirlemek ve inhibitörlerin SSC'nin toksisitesini baskılamadaki etkisini saptamak için sitotoksisite deneyleri yapıldı. Nöron dizilerine SSC eklenerek zamana bağlı indirgenmiş glutatyon (GSH) miktar analizi ile apopitozun tetiklenme anı saptandı. AIF, sitokrom c, kalpain ve kaspaz düzeyleri kolorimetrik olarak ölçüldü.SSC'nin LD50 değeri HT-22 için 150 µM, PKN için 155 µM olarak bulundu. Kalpain 1, AIF ve sitokrom c inhibitörlerinin, güvenli dozları PKN için sırası ile 10µM, 10nM, 20µM, HT-22 için 10µM, 10nM, 10µM saptandı. Zamana bağlı GSH ölçümlerinde SSC eklenmiş PKN dizilerinde 2-8 saatlik zaman diliminde GSH miktarının arttığı, 8-16 saatlik zaman diliminde azaldığı gözlendi. HT-22 dizilerinde 2. ve 8. saatte SSC eklenmiş gruplarda kontrol grubuna göre GSH miktarının arttığı saptandı. PKN dizilerinde kalpain, AIF, sitokrom c ve kaspaz 3 miktarının, HT-22 dizilerinde ise AIF ve kalpain miktarlarının kontrol gruplarına göre daha fazla olduğu belirlendi. AIF, sitokrom c ve kalpain inhibitörlerininin SSC'nin toksik etkisini azalttığı bulundu. Bu tezde SSC ile indüklenen apoptozisin HT-22 hücre hattında AIF, kalpain aktivitesini arttırarak kaspaz bağımsız yolak ile indüklendiği gösterildi. PKN hücre hattında ise SSC etkisinin AIF, sitokrom c ve kalpain ve kaspaz 3 aktivitesini arttırarak kaspaz bağımlı (sitokrom c, kaspaz 3 aktivitesi) ve bağımsız (AIF, kalpain aktivitesi) yolakla apoptozisi indüklediği gösterildi. Apoptoz inhibitörlerininin SSC kaynaklı nörotoksisteye karşı tedavi yöntemleri geliştirilmesinde kullanılabileceği sonucuna varıldı.

ApoptozisEksitotoksisiteGlütatyon+5
Aysel Alphan
Pamukkale University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nesfatin-1 nöronları üzerindeki eksitatör ve inhibitör aksonal sonlanmaların immünohistokimyasal olarak belirlenmesi

Nesfatin-1 besin alımını baskılayan anoreksijenik peptit olup, hipotalamusda yerleşik nöronlar tarafından sentezlenir ve salgılanır.Çalışmamızda nesfatin-1 nöronları üzerinde eksitatör ve inhibitör nörotransmitterlere ait etkiyi göstermek amaçlandı. Bu kapsamda glutamat, asetilkolin ve GABA'yı nörotransmitter olarak kullanan nöronların belirlenmesinde belirteç olarak uygulanan veziküler taşıyıcı proteinlerine ait birincil antikorların her biri ile nesfatin-1 primer antikoru kullanılarak ikili peroksidaz immünohistokimya boyama yapıldı. Yüzen kesitler üzerinde uygulanan ikili işaretlemelerde nesfatin-1 reaksiyonu diaminobenzidin ile kahverengi olarak belirlenirken, veziküler taşıyıcı proteinler nikel eklenen diaminobenzidin ile siyah renkte işaretlendi. Preparatlar hipotalamik supraoptik çekirdekte yerleşik nesfatin-1 nöronlarının hangi oranda ilgili veziküler taşıyıcı protein içeren sonlanmalarla temas halinde oldukları mikroskobik analizlerle belirlendi. İnnervasyon alan nesfatin-1 nöron oranları nörotransmitterler arasında karşılaştırıldı. Ayrıca dişi ve erkek denekler arası cinsiyete bağlı olası farklılıklar incelendi. Dişi deneklerde supraoptik çekirdekteki nesfatin-1 nöronlarının %69'u VGLUT2 teması yaparken, erkek deneylerde bu oran %88 olarak bulundu. Nesfatin-1 nöronlarındaki VGLUT3 ekspresyonu dişi hayvanlarda %53, erkek grubunda ise %66 olarak hesaplandı. VGLUT2 ile teması olan nesfatin-1 nöronlarının sayısının erkekte dişilere göre anlamlı olarak yüksek olduğu görüldü. VGLUT3 içeren sonlanmalarla temasta cinsiyetler arası bir fark tespit edilmedi. Supraoptik çekirdekteki nesfatin-1 nöronlarının VGAT içeren aksonlarla teması dişi deneklerde %98, erkek deneklerde %97 oranında olup cinsiyetler arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Aynı bölgedeki nesfatin-1 nöronlarında VAChT içeren innervasyona hem dişi deneklerde hem de erkek deneklerde rastlanmadı. Veziküler nörotransmitter taşıyıcı proteinlerle olan temasta en yoğun olarak GABAerjik innervasyonun etkili olduğu anlaşıldı. Sonuç olarak nesfatin-1 nöronlarının hem eksitatör hem de inhibitör etkili nöronlarca innerve edilebileceği ve eksitatör uyarıda glutamaterjik sistemin, inhibitör uyarıda ise GABAerjik sistemin rol oynadığı anlaşıldı. Anahtar kelimeler: Nesfatin-1, veziküler nörotransmitter taşıyıcı protein, supraoptik çekirdek, GABA, glutamat

GABAGlutamatNesfatin 1+3
Aynura Aghayeva
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ventral kohlear çekirdek nöronlarının serotonerjik modülasyonu

Dorsal rafeden kaynaklanan serotonerjik nöronların kohlear çekirdeğe yaygın projeksiyonlar gönderdiği bilinmektedir. Anteroventral kohlear çekirdek (AVKÇ) nöronlarında (yıldız ve çalı) bazı serotonerjik reseptör alt tiplerinin (5-HT1A, 5-HT2A ve 5-HT2C) ifade edildiği gösterilmiştir. Bu çalışmada AVKÇ nöronlarının uyarılabilirlikleri üzerine serotoninin etkisi ve bu etkiden sorumlu reseptörler ile iyon kanallarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla yukarıda belirtilen reseptör tiplerinin AVKÇ nöronlarında eksprese edilip edilmediğini test etmek için immünohistokimyasal çalışmalar yapıldı. Ayrıca serotoninle nöronların modülasyonu ve söz konusu modülasyonun iyonik temeli elektrofizyolojik yama kenetleme tekniği ile incelendi. İmmünohistokimyasal çalışmalar için 30-35 günlük, elektrofizyolojik çalışmalar için 14-17 günlük yaştaki BALB/c fareler kullanıldı. İmmünohistokimyasal çalışmalarda 5-HT1A ve 5-HT2A reseptörleri, 5-HT2C reseptörlerine göre daha yoğun olarak etiketlenmiştir. Elektrofizyolojik çalışmalarda serotonin yıldız ve çalı tipi hücrelerini sırasıyla 4.93 mV ve 5.78 mV depolarize etmiştir. Serotonin yıldız tipi hücrelerde aksiyon potansiyeli sayısını istatistiksel anlamlı düzeyde arttırdı (n=11, p<0.005). Serotonin reseptörlerinin (5-HT1A, 5-HT2A ve 5-HT2C) antagonistleri sırasıyla WAY 100635 (10 µM), 4F 4PP oksalat (1 µM ) ve SB 242084 (10 µM) her iki hücre tipinde de serotoninin sebep olduğu depolarizasyonu değişik derecelerde azalttı. Serotoninin depolarize edici etkisinin HCN kanalları aracılığıyla olduğu belirlenmiştir. Serotonin uygulaması sonucu yarı aktivasyon voltaj değerini yıldız ve çalı tipi nöronlarda sırasıyla 2.4 mV ve 3.1 mV pozitif yönde (sağa) kaydırdığı belirlenmiştir. Elektrofizyolojik olarak serotoninin Ih akımının kararlı-durum aktivasyon eğrisini depolarizasyon yönünde kaydırarak bu nöronların pasif ve aktif zar özelliklerinin modülasyonuna neden olduğunu göstermektedir.

ElektrofizyolojiFarelerHayvan deneyleri+5
Beytullah Özkaya
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Electrophysiological investigation of transient receptor potential melastatin-2 and 8 (Trpm2 and trpm8) channels in the mice dorsal raphe nucleus serotonergic neurons

Dorsal raphe nucleus, a major component of brain serotonergic system, not only plays a regulatory role in all body physiological processes but has an important implication in the pathophysiology of anxiety and depressive disorders, a major mental health problem worldwide, as well. Besides being the main source of serotonergic innervation to forebrain, dorsal raphe nucleus (DRN) contains 70% of brain serotonergic (5-HT) neurons. We aimed to study presence and physiological implications of TRPM8 and TRPM2 channels in DRN 5HT neurons using an electrophysiological patch clamp technique. We investigated the effects of TRPM8 agonist/ antagonist, menthol and AMTB, and TRPM2 agonist/ antagonist, ADPR/ 2-APB and ACA on the passive and active properties of the DR 5-HT responsive neurons in the coronal slices of the raphe nucleus from mice (BULB/c strain) of between 13 and 17 postnatal days after their exposure to serotonin. Application of serotonin caused hyperpolarization of DR neurons by 5.21 mV (n=24, p< 0.005). The mean membrane input resistance decreased significantly (n=22, p<0.002). Menthol resulted in depolarization of the 5-HT responsive neurons by 7 mV (control: -67.23mV, menthol: -60.74mV (n=22, p< 0.005). Pretreatment of 5-HT responsive cell with AMTB resulted in partial reversal of the cell membrane potential from control mean value -69.2±2 mV to -65±3.13 mV (n=12, p<0.005). On the contrary to our expectation ACA and 2-APB resulted in depolarization of 5-HT putative cells (n=13, p<0.05, n=11, p<0.05) respectively. In conclusion, the electrophysiological data indicates the presence of TRPM8 channel in DR 5-HT responsive neurons.

Dorsal raphe nucleusNeuronsPatch-clamp method+4
Afıfa Najat
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Fare kohlear çekirdek nöronlarında ERG kanallarının elektrofizyolojik olarak incelenmesi

ERG (Ether a go go ilişkili gen) kanalları (Kv 11); voltaj bağımlı potasyum kanal ailesine ait olan, kendi içerisinde ERG1 (Kv11.1), ERG2 (Kv11.2) ve ERG3 (Kv11.3) olmak üzere üç alt tipi bulunan bir iyon kanal grubudur. ERG kanallarının işitme yolağının ilk çekirdeği olan kohlear çekirdek nöronlarında nasıl bir farmakolojik ve biyofiziksel özelliklere ve fonksiyona sahip olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle ventral kohlear çekirdek (VKÇ) nöronlarından yıldız tipi (stellate), ahtapot tipi (octopus) ve çalı tipi (bushy) hücrelerinde ERG kanallarının biyofiziksel ve elektrofizyolojik özellikleri ile fonksiyonel rollerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma için 14-17 gün yaşta toplamda 70 adet fare kullanıldı. Kohlear çekirdekten kesitler alınarak ERG kanallarının elektrofizyolojik karakterizasyonu yama kenetleme (patch clamp) tekniği kullanılarak yapıldı. Akım kenetleme çalışmalarında, ERG kanal blokörleri olan terfenadin (10 µM) ve E-4031 (10 µM) uygulaması her üç hücre grubunda input direncini arttırmıştır (p<0,05). Yıldız tipi nöronlarda spontan aktiviteyi ve kare dalga akımına yanıt olarak oluşan aksiyon potansiyeli (AP) frekansının arttırdığı gözlendi (p<0,05). Her üç hücre grubunda da uyarılabilme eşik değerini düşürdüğü tespit edildi (p<0,05). Voltaj kenetleme çalışmalarında ERG kuyruk akımının kararlı durum aktivasyon eğrisi çizilerek, kanalların yarı aktivasyon voltaj değeri (V0,5) ve eğrinin eğim derecesi (k faktör) bulundu. Bu değerler her üç hücre tipi için ortalama olarak yaklaşık -50 mV ve 7 mV olarak hesaplanmıştır. İnaktivasyon eğrisinden belirlenen V0,5, -70 ila -78 mV arasında ve k faktör ise 7-10 mV arasında bulunmuştur. Sonuç olarak, elde edilen veriler, ERG kanallarının yıldız tipi nöronda AP frekansına, yine her üç hücre tipinde de uyarılabilirlik eşik değerine ve istirahat zar potansiyelinin oluşmasına katkıda bulunduğunu göstermektedir.

ElektrofizyolojiFarelerGenler+4
Caner Yıldırım
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kohlear çekirdekte bulunan yıldız ve çalı nöronlarında asite duyarlı iyon kanallarının (ASIC) incelenmesi

Asit duyarlı iyon kanalları (ASIC); proton kapılı, voltajdan bağımsız, merkezi sinir sistemi ve periferik sinir sisteminde yaygın olarak bulunan hidrojen iyonuna duyarlı iyon kanallarıdır. Bu tez çalışmasında ASIC'lerin kohlear çekirdek nöronlarının uyarılabilirliğini etkileyerek, işitme sinyallerinin işlenmesinde önemli rol alacağı hipotezinin test edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada albino BALB/c ırkı fareler kullanılarak, kohlear çekirdek dokusunda Real time-polimeraz zincir reaksiyon tekniğiyle ASIC gen ekspresyonları mRNA düzeyinde ve kohlear çekirdekteki yıldız ve çalı hücrelerinin ASIC akımları yama kenetleme (patch clamp) tekniği ile karakterize edildi. Real-time PZR analizi ile 16 günlük, 75 günlük ve 2 yaşındaki fare kohlear çekirdek dokularında ASIC1, ASIC2 ve ASIC3 genlerinin ifadesi gösterildi. Voltaj kenetleme çalışmalarında kohlear çekirdek nöronlarına, asidik solüsyon uygulanmasıyla içe doğru (inward) akımlar oluştu. Kaydedilen ASIC akımlarının yarı aktivasyon pH değeri (pH50) yıldız hücreleri için 5,84, çalı hücreleri için 5,81 olarak bulundu. ASIC blokeri amilorid bu akımları doza bağımlı olarak inhibe etti. Amiloridin yarı maksimum inhibisyon değeri (IC50) yıldız hücrelerinde 32,5± 0,4 µM (n=30), çalı hücrelerinde ise 32,1 ± 0,2 µM (n=12) olarak bulundu. Sodyum içermeyen solüsyonda düşük pH ile indüklenen ASIC akımı büyük oranda azaldı (%87,5, p<0.05) (n=13), bu da kaydedilen ASIC akımlarının esas olarak Na+ iyonu tarafından taşındığını göstermektedir. Asit uygulamasıyla oluşan ASIC akımının hücre dışı Ca2+ ve Pb2+ (10 µM) tarafından inhibe edilmesi, bu hücrelerde ASIC1a altbiriminin varlığına işaret etmektedir. Zn2+ (300 µM)'nun ekstraselüler olarak uygulanması sonucu ASIC akımları %20 (n=13) oranında artmıştır. Bu da fonksiyonel ASIC2a alt birimini içeren homomerik kanalların varlığına işaret etmektedir. Sodyum salisilat (1 mM) ASIC akımlarını istatistiki olarak anlamlı düzeyde etkilemedi (p>0.05 n= 13). Bu da ASIC3 kanallarının bulunmadığını göstermektedir. Akım kenetleme çalışmalarında ise asidik solüsyon uygulanmasının kohlear çekirdek yıldız ve çalı nöronlarında depolarizasyona neden olduğu belirlendi. Sonuç olarak elde edilen veriler kohlear çekirdek hücrelerindeki ASIC akımının ASIC1a ve ASIC2a kanalları tarafından taşındığını göstermektedir. ASIC kanallarının merkezi işitsel sistemdeki nöronların uyarılabilirliklerini etkilediğini ve dolayısıyla bunların işitsel bilgiyi işlemede rolünün olabileceğini ve /veya patolojik süreçlerde olası rolü bulunacağına işaret etmektedir.

ElektrofizyolojiKokleaNöronlar+4
Ziya Çakır
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Servikal disk hernisi tanısı almış hastalarda nöral mobilizasyonun servikal postür, ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik üzerine etkisi

Bu çalışmada, servikal disk hernisi tanısı almış hastalarda konservatif fizyoterapiye ek olarak uyguladığımız nöral mobilizasyonun servikal postür, ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik üzerine etkileri amaçlandı. Çalışmaya 20-70 yaşları arasında 60 servikal disk hernisi tanısı almış birey katıldı. Alınma kriterlerine uyan katılımcılar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna (n=30) konservatif fizyoterapi modaliteleri (hotpack, transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS), ultrason), çalışma grubuna (n=30) konservatif fizyoterapiye ek olarak radial, median ve ulnar sinirlere nöral mobilizasyon uygulandı. Kontrol ve çalışma grubuna üç hafta boyunca toplam 15 seans konservatif fizyoterapi, nöral mobilizasyon tekniği ise çalışma grubuna üç hafta boyunca haftada üç seans şeklinde uygulandı. Katılımcıların; demografik bilgileri, ağrı (Vizüel Analog Skalası), boyun aktif eklem hareketi açıklıkları ve servikal postür (tragus-duvar, C7-duvar mesafesi) değerleri kaydedildi. Katılımcılara; yaşam kalitesi (Nottingham Genişletilmiş Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi), fonksiyonellik (Boyun Özürlülük İndeksi) ve fiziksel aktivite indeksi anketleri uygulandı. Çalışma sonunda, servikal postür için değerlendirdiğimiz tragus-duvar mesafesinde çalışma grubunda belirgin bir azalma görülürken (p<0.05), C7-duvar mesafesinde fark görülmedi (p>0.05). Ağrı skorlarında ve boyun aktif eklem hareketi açıklığı değerlerinde çalışma grubu lehine fark görüldü (p<0.05). Boyun özürlülük indeksi skorunda her iki grupta da benzer iyileşme görüldü (p>0.05). Yaşam kalitesinde ise sadece ev işleri alt kategorisinde çalışma grubunda belirgin fark bulundu (p<0.05). Bu çalışmanın sonucunda, servikal disk hernisi tanısı almış hastalarda, nöral mobilizasyon tekniğinin konservatif fizyoterapi ile birlikte uygulandığında ağrı, aktif eklem hareket açıklığı, servikal postür ve yaşam kalitesindeki yetersizliklerde ek kazanımlar sağlayacağı sonucuna varıldı.

AğrıDuruşFizik tedavi+6
Tecelli Kayıran
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Nikotin maruziyetinin fare embriyonik kök hücrelerinde nöronal farklılaşma üzerine etkisi

Günlük hayatımızın her evresinde birçok biyolojik, fiziksel ve kimyasal ajanlara maruz kalmamız ciddi sağlık problemlerine yol açmaktadır. Hatta bu ajanlara maruziyetimiz, belki de yaşamımızın en önemli evresi diyebileceğimiz organizmanın temelinin atılıp oluşturulduğu fetal dönemden başlamaktadır. Nikotin de, bu kimyasal ajanlardan biridir. Fetal gelişim sırasında nikotine maruz kalmanın hem anne hem de fetüs için zararlı etkilerinin olduğu ileri sürülmüş ancak bu etkilerin hücresel düzeyde anlaşılabilmesi için bu konudaki çalışmaların artırılması gerekmektedir. Biz de bu tez çalışmasında gelişim sürecinde nikotine maruz kalmanın etkilerini incelemeyi amaçladık. Bu amaçla fare embriyonik kök hücrelerini in vitro ortamda nikotine maruz bırakarak farklılaştırdık. Farklılaşma sırasında ve sonunda kültürdeki hücreleri toplayarak Gfap, Nestin, O4, β-3 Tubulin ve Map2 proteinlerine immünohistokimyasal boyama (İHC) ile baktık. Real Time PCR analizi ile de NEUROG2, RBFOX3, TUBB3, GSK3B ve PAX6 genlerinin ekspresyonlarına baktık. Çalışmamızın sonunda; nikotine maruz kalan grubumuzda gen ekspresyonlarının değiştiği, kontrol grubuna nazaran gen ekspresyonlarında azalma olduğu görüldü. İHC sonuçlarında Map2, β-3 Tubulin ve O4 ekspresyonlarında nikotinli gruplarda nikotinsizlere nazaran azalma olduğuGfap ve Nestinde ise 21. gün hariç diğer günlerde azalma olduğu görülmüştür.

EmbriyoFarelerFetal gelişim+5
İnayet Nur Uslu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Rapamisin'in fare nöroblastoma (NB2a) hücre kültürü üzerindeki etkilerinin araştırılması

Amaç: Bu projenin amacı bir mTOR inhibitörü olan Rapamisin adlı etken maddenin fare nöroblastoma hücre dizininde (NB2A) nörotoksik veya nöroprotektif etkilerinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Rapamisin'in olası nörotoksik etkileri fare nöroblastoma hücre (NB2A) dizininde araştırıldı. Hücreler flask içinde DMEM eklenerek etüvde çoğaltıldılar. Rapamisin, stok çözelti kullanılmadan önce DMSO içerisinde çözüldü ve medyum ile seyreltildi. CellTiter-Glo® luminesans hücre canlılığı ölçüm yöntemi, kullanılarak doz yanıt eğrisi oluşturuldu. 1. gün, tüm kuyucuklara NB2A hücresi konularak 24 saat inkübasyona bırakıldı. 24 saat sonra ilk üç kuyucuk hariç kalan tüm kuyucuklardaki medyum çekilerek farklılaşma medyumu eklendi. Farklılaşma medyumu içeren kuyucukların ilk üçü hariç (+ kontrol), diğerlerine farklı konsantrasyonlarda Rapamisin konuldu. Hücreler inkübe edildi ve 1 gün bekletildi. Daha sonra çukurlar Coomassie Blue ile boyandı ve image analiz programı kullanarak ölçümler gerçekleştirildi. Hücre proliferasyonunun değerlendirilmesi amacıyla MTT ve Rapamisin'nin nöron kültürü üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla klorprifos 25 µM konsantrasyonlarda eklenerek NTT testi yapıldı. İstatistiksel analizler gerçekleştirildi ve p<0,05 anlamlılık düzeyi olarak seçildi. Bulgular: NTT testinde anlamlı olmayan nörit uzaması, MTT testinde ise anlamlı hücre proliferasyonu azalması gözlendi. Nörotoksik etkili klorprifos ile de NB2A hücrelerinde istatiksel olarak doza bağlı bir şekilde azalma gözlemlendi. Sonuçlar: Rapamisin adlı etken maddemizin nörotoksik olduğu, nöronal harabiyet ve ölüme sebebiyet verebileceği anlaşılmıştır. Fakat kullandığımız hücre kültürünün kanser hücrelerinden oluşmasından dolayı antikanserojen etki gösterebileceği düşünülmüştür. ix Anahtar Kelimeler: Rapamisin, fare, nöroblastoma, hücre kültürü, mTOR, MTT, NTT, Klorprifos, nörotoksisite, nöron, nörodejeneretif hastalıklar Title: Investigation of the Effects of Rapamisin on Mouse Neuroblastoma (NB2A) Cell Culturesından dolayı antikanserojen etki gösterebileceği düşünülmüştür.

FarelerHücre kültürüKlorprifos+7
Ece Nur Kaya
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Fare beyninde dorsal rafe çekirdeği nöronlarında pindololün serotonin cevabı üzerine etkisi

Majör depresyon gibi duygudurum bozukluklarının tedavisinde antidepresan ilaçlar etkilidir. Ancak kullanılmaya başlandığı ilk birkaç gün içerisinde serotonerjik dorsal rafe çekirdeği nöronlarında somatodendritik bölgede serotonin artışına yol açarak bu nöronların inhibisyonuna neden olmaktadırlar. Antidepresan ilaçlarla birlikte kullanıldığında pindololün bu inhibisyonu ortadan kaldırabileceği geçmiş çalışmalarda raporlanmıştır. Bu çalışmada 28-34 günlük Balb/c ırkı fareler kullanılmıştır. İn vitro yama kenetleme tekniği kullanılarak canlı dorsal rafe çekirdeği dorsal altçekirdeği (DRD) nöronlarından elektrofizyolojik kayıtlar elde edilmiştir. Yapılan deneylerde DRD nöronlarında serotonin (25µM) istirahat zar potansiyelinde 14.3 ± 3.14 mV (n=9) hiperpolarizasyona (p˂0.05) ve 23,36 ± 3,79 pA (n=27) dışa doğru akıma neden olmuştur. Bu etki ayrı ayrı kinin (GIRK blokörü, 1mM), WAY-100135 (5-HT1A blokörü, 21 µM) ve pindolol (10µM) ön uygulaması ile inhibe edilmiştir. (p˂0.05). 8-OHDPAT (5-HT1A agonisti, 30µM) serotonin benzeri dışa doğru akıma yol açmıştır (p˃0.05) ve bu akım pindolol (10µM) ön uygulaması ile inhibe edilmiştir (p˂0.05). İn vivo davranış deneylerinde, kuyruk asma ve zorunlu yüzme testlerinde pindolol (15 mg/kg/gün) – venlafaksin (20 mg/kg/gün) kombinasyonu, lokomotor aktivitede değişikliğe yol açmadan kontrol grubuna göre immobilizasyon süresini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşürmüştür (p<0.05) . Venlafaksin ya da pindolol tek başına uygulandığında immobilizasyon süresini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşürmemiştir (p>0.05). Bu çalışmada pindololün antidepresan ilaçların dorsal rafe çekirdeğinde yol açtığı serotonin artışından kaynaklanan inhibisyonu burada bulunan 5-HT1A otoreseptörlerini inhibe ederek engelleyebilme potansiyeline sahip olduğu gösterilmiştir. Ayrıca pindololün venlafaksinle birlikte kullanıldığında antidepresan etki açısından venlafaksini potansiyalize edebildiği davranış deneyleriyle gösterilmiştir. Özellikle antidepresan tedaviye cevap vermeyen duygudurum bozukluklarının tedavisinde geri alım inhibitörü antidepresan ilaçlarla pindolol kombine edilerek antidepresan etkinliğin artması sağlanabilir.

BeyinDepresyonFareler+4
Burak Yaman
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet, totem, totalitarizm, utopya ve distopya

Devletin araştırıldığı bu tezde; devletin tanımları değil, kendisi araştırma konusu edilmiştir. Meşruiyet atfedilmesi, devleti yaratan temel olması, araştırmayı, insan zihnine yönlendirmiştir. İnsan zihni üzerinde yapılan araştırmada; insanın mevcut donanımı ile bilgi diye tanımladığı şeye sahip olmasının mümkün olmadığı, fakat inanmasının mümkün olduğu, insanın bilgi sandığı inançlara sahip olduğu, bunun hem sebebi, hem de bir sonucu olarak; kendisini düşünen özne olarak tanımlayan insanın, kendisi ile özdeş bir özne olamadığı (zaten bunun mümkün de olmadığı), doğada bir nesne veya bir etki ile özdeş bir özne olabildiği, bunun sonucu olarak totemizm içinde varlığını sürdürdüğü, devletin totemizmin bir sonucu olduğu, totemizmin doğası gereği totalitarizm devlet için bir zorunluluk olduğu, tarihsel süreçte değişimin, totemin biçimsel değişiminden ibaret olduğu tespit edilmiştir.

ArayüzlerDevletDistopya+4
Arif Suat Güllü
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan duyusal sinir hücrelerinde kisspeptinin hücre içi kalsiyum sinyalleşmesi üzerine etkisi

Bir hipotalamik nöropeptid olan kisspeptin, kemirgenlerde ağrı duyarlılığını değiştirdiği bilinen RF-amid ailesinin bir üyesidir. Ağrının hücresel modeli olan dorsal kök ganglionu (DKG) nöronlarında kisspeptin ve G protein-bağlı reseptör (GPR54)'ün eksprese edildiği ve kisspeptinin kemirgenlerde ağrı modülasyonu ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Buna rağmen, kisspeptinin duyusal nöronlar üzerindeki etkileri ve mekanizmaları üzerine yapılmış bir çalışma henüz yoktur. Bu nedenle, bu çalışmanın amacı, kisspeptinin sıçan DKG nöron kültüründe hücre içi serbest kalsiyum ([Ca+2]i) seviyeleri üzerindeki nosiseptif/antinosiseptif etkilerini ve mekanizmasını araştırmaktır. Bu tez çalışmasında DKG nöronları primer hücre kültürü, 1-2 günlük Spraque- Dawley sıçanlar (n=20) kullanılarak hazırlanmıştır. DKG nöronları, 1 μmol Fura-2 asetoksi metil ester (AM) ile boyanmış ve [Ca+2]i yanıtları, 340 nm ve 380 nm'de eksitasyon ve 510 nm'de emisyon ile dijital görüntüleme mikroskobu kullanılarak 340 nm /380 nm oranındaki değişikliklerle ölçülmüştür. Farklı dozlarda (100 nM, 300 nM ve 1000 nM, en az 3 tekrar) kisspeptin-10 uygulamasının [Ca+2]i seviyelerine etkisi gözlenmiştir. Ayrıca hücre dışı kalsiyum yokluğunda, kisspeptinin, [Ca+2]i üzerine etkilerini ve bu etkileri Protein Kinaz C (PKC) yolağı üzerinden gösterip göstermediğini belirlemek için PKC inhibitörü şeletrin klorit (ChCl) ön muamelesi ile de etkileri gözlenmiştir. Kisspeptin-10'un, DKG nöronlarına uygulanması [Ca+2]i seviyesini doza bağımlı ve anlamlı olarak arttırmıştır. 340 nm/ 380 nm oranları sırasıyla (bazal 100,0±0.0 % vs kisspeptin): % 118,4±4,6 (100 nM kisspeptin, n=41, p<0.01), % 126,6±4,1 (300 nM kisspeptin, n=36, p<0.001) ve % 140,2±4,9 (1000 nM kisspeptin, n=44, p<0.001) olarak ölçülmüştür. Hücre dışı Ca+2'un yokluğunda, kisspeptin, [Ca+2]i seviyelerinde çok güçlü olmasa da önemli bir artışa neden olmuştur. [Ca+2]i yanıtları, PKC inhibitörü varlığında da devam etmiştir. Sonuç olarak, kisspeptin-10' un, kültüre edilmiş sıçan duyusal nöronlarda PKC'den bağımsız olarak [Ca+2]i sinyalini aktive ettiği ortaya konulmuş olup, bu sonuçlar kisspeptinin ağrının modüle edici etkisinde periferal bölgenin de rol alabileceğini göstermektedir.

Ağrı algısıHayvan deneyleriHücre içi sinyal peptidleri ve proteinleri+6
Ferah Bulut
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel diyabetik nöropati modelinde humaninin hücre canlılığı üzerine etkisinin incelenmesi

Diyabetik nöropati (DN) bozulmuş glukoz metabolizması nedeniyle hem merkezi hem periferik sinirleri etkileyen ve mitokondri disfonksiyonuna neden olabilen multifaktöriyel bir hastalıktır. Ayrıca DN, nosiseptif sinyallerin merkezi sinir sistemine taşınmasında başlıca rol oynayan dorsal kök gangliyonu (DKG) nöronlarının fonksiyonlarında değişiklik meydana getirmektedir. Nöropatide mitokondri kökenli olarak keşfedilen ilk peptit olan humaninin antiapoptotik özellik gösterdiği bilinmektedir. Ancak uzun süreli humanin uygulamasının DN'nin in vivo modelinde serum kaspaz 3 ve kaspaz 9 seviyesini, in vitro modelinde hücre canlılığını nasıl ve hangi yolak üzerinden etkilediği bilinmemektedir. Bu tez çalışmasının amacı, humaninin DN'nin in vivo ve in vitro modellerinde apoptoz ve hücre canlılığı üzerine olası etkilerini ve mekanizmasını araştırmaktır. DN'nin in vivo modelinde, diyabet oluşumundan 21 gün sonra 15 gün boyunca humanin (4 mg/kg, i.p.) uygulandı. Sonrasında farelerin serum kaspaz 3 ve kaspaz 9 seviyeleri ölçüldü. DN'nin in vitro modeli, DKG nöronlarının 24 saat yüksek glukoza (YG) (45 mmol/L) maruz bırakılması ile gerçekleştirildi. DN'nin in vivo modelinde humaninin kaspaz 3 ve kaspaz 9 seviyelerini anlamlı ölçüde azalttığı bulunmuştur (p<0.05). DN'nin in vitro modelinde ise humaninin (10 nM, 30 nM, 100 nM ve 300 nM) hücre canlılığını doz bağımlı olarak anlamlı ölçüde arttırdığı ve bu etkinin JAK2/STAT3 yolağı üzerinden olduğu tespit edildi. Sonuç olarak humaninin, DN'ye bağlı gelişen apoptotik süreçlerde ve duyusal sinir hücrelerinde hücre canlılığını koruyucu bir etkiye sahip olduğu ve bu etkiyi JAK2/STAT3 yolağı üzerinden gerçekleştirdiği ilk defa bu tez çalışması ile gösterilmiştir. Bu tez çalışmasının sonuçları humaninin önemli bir halk sağlığı sorunu olan diyabet sonucu ortaya çıkan DN'de teröpatik bir hedef olabileceğini düşündürmektedir.

Diabetes mellitusDiabetik nöropatilerHumanin+2
Muhammed Miraç Keleştemur
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Duyusal sinir hücrelerinde agomelatinin hücre içi kalsiyum sinyalleşmesi üzerine etkisi

Valdoksan ticari ismiyle 2009 yılında Avrupa Birliği İlaç Ajansı tarafından onaylanan yeni bir antidepresan olan agomelatinin, ağrı üzerindeki etkinliği son zamanlarda yapılan çalışmalar ile ortaya konmuştur. Ancak analjezik etkinliğini hangi mekanizma ile meydana getirdiği bilinmemektedir. Bu çalışmada, agomelatinin periferal nosisepsiyondaki etki mekanizması incelendi. Bu amaçla izole edilmiş sıçan dorsal kök gangliyon (DKG) nöronlarında agomelatinin hücre içi kalsiyum ([Ca+2]i) düzeyine etkilerine bakıldı. İzole edilmiş DKG nöronları, 1 μmol fura-2 AM ile yüklendi ve Ca+2 cevapları, oransal ölçüm kullanılarak değerlendirildi. Fura-2 AM ile yüklenmiş DKG nöronları, dijital mikroskop kalsiyum görüntüleme sistemi kullanılarak, 340 nm/380 nm'de eksitasyon ve 510 nm'de emisyon kayıt edildi. [Ca+2]i konsantrasyonundaki değişim, DKG nöronlarındaki 340 nm/380 nm floresan oranındaki değişimle belirlendi. Agomelatin, doz bağımlı olarak [Ca+2]i miktarının artmasına neden oldu. 340 nm/380 nm oranları, (bazal 100,0±0.0 % vs agomelatin): % 103,4±2,7 (1 μM agomelatin, n=43), % 113,8±4,2 (10 μM agomelatin, n=62) ve % 161,2±6,1 (100 μM agomelatin, n=48) tespit edildi. G protein inhibitörü pertusis toksin (PTX), agomelatinin [Ca+2]i düzeyinde meydana getirdiği artışı baskılamaktadır (% 100,0±0.0'dan % 7,9±3,6'a, n=61). Fosfolipaz C (PLC) inhibitörü U-73122 muamelesi sonrasında ve protein kinaz C (PKC) inhibitörü şeletrin klorit muamelesi sonrasında agomelatin uygulandığında, agomelatinin meydana getirdiği artış önemli ölçüde azalmaktadır ((% 100,0±0.0'dan 12,3±3,5'e, n=39) 100,0±0.0'dan 28,6±4,2'e, n=27). Bu çalışma ile ilk kez DKG hücre kültüründe agomelatinin [Ca+2]i miktarında meydana getirdiği değişimin, periferal nosiseptif sinyalde rol oynayan G protein, PLC ve PKC bağımlı mekanizma aracılığıyla olduğu gösterildi. Yüksek afiniteli melatonerjik (MT1 ve MT2) reseptör agonisti (MT1: pKi=9.92; MT2: pKi=9.24) ve düşük duyarlılıkta serotoninerjik 5-HT 2C (pKi=6.2) reseptör antagonisti özelliğine sahip bir antidepresan olan agomelatinin, artı olarak ağrı algılama sürecinde de rol aldığı düşünülmektedir.

AgomelatinAntidepresif ajanlarAğrı+4
Batuhan Bilgin
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Nesfatin-1'in sıçan duyusal nöronlarında kalsiyum sinyalleşmesi üzerine etkisi

Nesfatin-1; son yıllarda keşfedilen, nükleobindin 2 (NUCB2) 'nin postranslasyonel işlenmesinden elde edilen anoreksijenik hipotalamik bir polipeptittir. Birçok çalışma nesfatin-1'in, enerji metabolizmasına ek olarak ağrı sinyalleri de dahil olmak üzere somatosensorial ve visseral transmisyonda rol aldığını göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; neonatal sıçanların kültüre edilmiş dorsal kök gangliyon nöronlarında (DKG) nesfatin-1 'in intrasellüler kalsiyum seviyeleri ([Ca+2]i) üzerine etkilerini araştırarak, periferal nöronal sinyallerin iletiminde olası rolünü keşfetmektir. Nesfatin-1'in DKG nöronlarında [Ca+2]i üzerine etkileri in vitro kalsiyum görüntüleme sistemi kullanılarak araştırıldı. DKG nöronları; 1-2 günlük neonatal Wistar sıçanlarından alınan ganglionların enzimatik ve mekanik ayrıştırma işlemini takiben primer kültürde yetiştirildi. Bu tez çalışması ile fura-2 bazlı kalsiyum görüntüleme sistemi tekniği kullanılarak, nesfatin-1 'in [Ca+2]i üzerine etkileri ve protein kinaz C (PKC) aracılı yolağının rolü incelendi. Nesfatin-1 kültüre DKG nöronlarında [Ca+2]i'i artırdı. Hücreler nesfatin-1 uygulaması öncesinde pertussis toksin ile muamele edildiğinde [Ca+2]i meydana gelen artış ortadan kalktı. Protein kinaz C inhibitörü chelerythrine chloride, nesfatin-1 ile indüklenmiş [Ca+2]i daki artışı baskılamıştır. Bu tez çalışmasının sonuçları; nesfatin-1'in kültüre edilmiş DKG nöronlarında protein kinaz C aktivasyonuna bağlı olarak, G-protein bağlantılı reseptör ile etkileştiğini ve bu sayede [Ca+2]i artışına sebep olduğunu göstermektedir.

AğrıDuyularGuanin nükleotidler+6
Zeynep Betül Gök
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Nöro-roman ve Serkan Karaismailoğlu'nun Romanları

İnsanlığın var oluşundan itibaren beyin, sürekli araştırma ve merak nesnesidir. Nöro-bilimsel alandaki ilerlemeler, beyin ve nöronlar hakkında bilgi birikimini her geçen gün artırır. Postmodern çağın bilgi yayılımındaki hızı, farklı disiplinler arasındaki etkileşimi de beraberinde getirir. Bu bağlamda, nöro-bilimsel çalışmalar sanatsal alanla giderek artan bir ilişki içerisine girmekte; edebî metinlerde bilimsel unsurlar, bilimsel çalışmalarda da edebî anlatım biçimleri kendisine yer bulmaktadır. Edebiyatın bilimle kurduğu bu iletişim, nöro-roman olarak adlandırılan yeni bir anlatı türünün ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Nöro-roman; insan beyninin işleyişi, bilinç, zihin gibi temel konular ve nörolojik hastalıkları kurgusal bir çerçeve içerisinde ele alan, postmodern romanın bir uzantısı olarak tanımlanabilir. Bu tür, literatürde nöro-anlatı, nöro-kurgu, bilişsel kurgu, sendrom romanı ve beyin anlatıları gibi farklı adlandırmalarla da anılır. Kavram ilk olarak 1997 yılında Amerikan edebiyat eleştirmeni Marco Roth tarafından ortaya atılsa da nöro-romanın kökeni 1980'li yıllara kadar uzanır. Özellikle Amerikan edebiyatında gelişme gösteren bu tür, Türk edebiyatında yeterli düzeyde karşılık bulamaz. Akademisyen ve yazar kimliğiyle tanınan Serkan Karaismailoğlu, Türk edebiyatında nöro-roman kavramını ilk kez kullanan ve bu türde eserler verdiğini öne süren bir yazardır. Yazarın Mater Üçlemesi (Pia Mater, Arachnoid Mater, Dura Mater), tıp ve edebiyat disiplinlerini özgün bir şekilde bir araya getirme çabasının ürünüdür. Bilim kurgu ve distopik roman unsurları taşıyan Mater Üçlemesi'nde, tıbbî terminolojinin yanı sıra genel kültür ve yapay zekâ teması teknoloji bağlamında işlenir. Bu çalışma, Türk edebiyatında yeterince tanınmayan nöro-roman kavramı ve bu türün ortaya çıkışıyla temel özelliklerini incelemeyi amaçlar. Bu doğrultuda, Serkan Karaismailoğlu'nun Mater Üçlemesi; nöro-roman türünün belirleyici unsurları çerçevesinde değerlendirilecektir. Çalışma, söz konusu Üçleme'nin nöro-roman türüne olan katkısını ve Türk edebiyatındaki yerini ortaya koymayı hedefler.

BeyinBeyin zarıNörobilim+2
Aylin Yalçın
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Valproik asit, zikonotid ve spinorfinin sıçan dorsal kök gangliyon sinir hücre kültürlerine etkilerinin moleküler ve elktrofizyolojik olarak incelenmesi

Bu çalısmanın amacı sıçan dorsal kök gangliyon (DKG) sinir hücrelerindevalproik asit, zikonotid ve spinorfinin etkilerini flüoresan kalsiyum görüntülemeyöntemleri ile belirlemektir. Valproik asitin etkileri patch kenetleme yöntemi ile deirdelenmistir. Dorsal kök gangliyonları diseke edildi ve enzimatik ve fizikselislemlerle izole tek hücrelere ayrıstırılarak %5 CO2 içeren inkübatörde 37 oC'detutuldu. Tüm hücre diyaliz patch kenetleme tekniginin akım kenetleme formu ile buhücrelerden aksiyon potansiyelleri kaydedildi. Fluoresan kalsiyum görüntülemedeneyleri için, önceden yüzeyi kaplanmıs lamellere ekilen DKG hücreleri kalsiyumaduyarlı boya olan Fura-2 AM (1 ?M) ile yüklendi. Ters mikroskopa (40X, 1,3 NAobjektif) baglantılı CCD kamera ve yazılım programından olusan kalsiyumgörüntüleme sistemi kullanılarak her bir DKG sinir hücresinde hücre içi serbestkalsiyum düzeyi ([Ca2+]i) 340/380 nm oranındaki degisikliklerden yararlanılarakbelirlendi. Veriler eslestirilmemis t testi ile analiz edildi ve P <.05 anlamlı kabuledildi. Patch kenetleme deneyleri sadece valproik asit için yapıldı ve valproik asituygulaması (30 ?M, 100 ?M ve 300 ?M) aksiyon potansiyeli parametreleri üzerineanlamlı bir etki etmedi (n=16). lave olarak valproik asit (100 ?M, n=10; 300?M,n=22 ve 1 mM, n=56) kalsiyum görüntüleme deneylerinde de yüksek K+ (KCl, 30mM) ile indüklenen [Ca2+]i cevaplarında bir degisiklik meydana getirmedi. Kalsiyumgörüntüleme deneylerinde zikonotid (1nM, n=12; 10 nM, n=18 ve 1?M, n=14) KClile olusturulan [Ca2+]i artıslarını doz bagımlı ve güçlü bir sekilde inhibe etti. Yineaynı sekilde spinorfin de doz bagımlı olarak ama daha çok küçük çaplı DKG nöronalt tiplerinde (10?M, n= 22; 100 ?M, n= 25 ve 300 ?M, n=35) yüksek K+ ileindüklenen [Ca2+]i cevaplarını inhibe etti. lave olarak, spinorfin ile ön muameleuygulanması sonrasında küçük çaplı nosiseptif özellikteki DKG hücreleri yüksek K+ile depolarizasyona cevapsızlık ortaya çıkarken, büyük çaplı non-nosiseptifhücrelerde yüksek K+ ile indüklenen yüzde [Ca2+]i cevapları etkilenmedi.Bu çalısmanın bulguları zikonotid ve spinorfinin, hücre zarı uyarılabilirligi venörotransmitter salıverilmesinde anahtar rol oynayan kalsiyum sinyallesmesini vehücre içi serbest kalsiyumdaki degisiklikleri inhibe ettigini ve etkin analjezik olmapotansiyeli arz ettiklerini ama valproik asidin bu baglamda etkisiz oldugunugöstermektedir. Spinorfin ve zikonotidin bu duyusal hücrelerde hücre içi kalsiyumsinyallerine etkileri ilk defa bu tez çalısması ile ortaya konmustur.Anahtar kelimeler: Aksiyon potansiyeli, valproik asit, zikonotid, spinorfin,hücre kültürü, patch kenetleme, iyon kanalları.

AksonlarAnaljeziklerElektrofizyoloji+6
Kemal Tuğrul Kuzgun
Fırat University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessEN

Generation of human induced motor neurons from patients with BVVL harboring novel neurodegeneration causing mutation

Brown-Vialetto-Van Laere syndrome (BVVL) is a rare ALS-like neurodegenerative disorder. BVVL symptoms start with sensorineural deafness and cranial nerve palsies, followed by sensory and cranial neuron degeneration. Currently, mutations in the Riboflavin transporter family (RFVT/SLC52) protein-encoding genes are linked to riboflavin deficiency and BVVL. Interestingly, in our patient group of six siblings, no mutations were detected in RFVT/SLC52 genes. Instead, whole-exome sequencing supported with in silico analysis and haplotype analysis resulted in a novel "Glu1656Lys" mutation in the KIF13A gene, encoding "Kinesinlike protein – KIF13A". KIF13A is known to play a major role in the endosomal – lysosomal system by mediating clathrin-independent endosomal recycling, which is crucial for a healthy, functioning nervous system. In this study, we have generated and characterized patientspecific induced pluripotent stem cells (iPSCs) of KU-BVVL patients carrying the neurodegeneration, causing novel KIF13A mutation. In addition, I have generated and characterized patient-specific induced motor neurons (iMNS) of KU-BVVL patients carrying the KIF13A mutation via a small-molecule-based differentiation method, adapted from previous studies and optimized to suit our experimental requirements. KU-BVVL-iMNs can be used as a valid model cell line that reflects the diseased phenotype as KIF13A protein is abundantly present in iMNs, predominantly in the soma and dendritic regions. Furthermore, I have also designed and generated various plasmid constructs, including mutant and wild type constructs of KIF13A, KIF13A targeting CRISPR/Cas9 expression vectors, and KIF13A-BioID fusion constructs. These molecular reagents, along with patient iPSC-derived motor neurons, will be important tools to understand KIF13A related processes and molecular mechanisms that are crucial for a healthy, functioning nervous system.

Amyotrophic lateral sclerosisBrown-Vialetto-Van Laere syndromeCell differentiation+7
Deniz Ata
Koç University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of effects of Brimonidine tartrate loaded LMSC cells on in vitro injury model of neuron cells

Brimonidine tartrate (BT), with a proven neuroprotective effect, is an eyedrop that lowers intraocular pressure by functioning as a selector alpha-2 adrenoreceptor agonist. Although it is frequently used in glaucoma, there is no information on its effects on limbal mesenchymal stem cells (LMSCs) which reside in the corneoscleral part of the eye and have important roles in the support of the corneal surface. BT is a promising agent with neuroprotective effectiveness in müller cells, retinal epithelium cells and retinal ganglion cells (RGCs). The aim of the study was to determine the effects of Brimonidine tartrate loaded LMSC cells on in vitro injury models of neuron cells. LMSCs were isolated from corneoscleral rims and tissue explants were cultured for 3 weeks in Matrigel-coated plates. After checking characterization and their differentiation abilities stem cells are stored in order to use in further experiments. The optimum BT dos was determined with CTG cell viability assay. The role of BT treatment in the regulation of LMSC proliferation via which cellular signaling mechanisms was determined by immunofluorescence staining of the Ki67, the scratch assay, ROS assay, and RT-q-PCR. Also, the effect of BT-loaded LMSC on H2O2 injured primary hippocampal cells was shown with the expression of inflammatory genes upon co-culture experiments. BT and LMSC can be used for therapeutic purposes for the optic nerve injury, glaucoma model, and RGCs degeneration through their neuroprotective potentials. From this point of view, we hypothesized that intravitreally injection of Brimonidine tartrate-loaded limbal mesenchymal stem cells might be used as a protectant against cell death during recovery of retinal disorders Keywords: brimonidine tartrate, limbal mesenchymal stem cell, primary hippocampal cell, co-culture

BrimonidineHippocampusStem cells+3
Gülsüm Deniz
Koç University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serebral iskemi sonrası elajik asit ve aliskirenin nöroprotektif etkilerinin karşılaştırılması

Serebral iskemi sonrası elajik asit ve aliskirenin nöroprotektif etkilerinin karşılaştırlması Kamuran AYDIN, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı, Diyarbakır Giriş ve Amaç: Serabral iskemi, beyin kan akımının azalmasına bağlı olarak serebral dokular için gerekli oksijenasyonun sürdürülememesidir. İnme günümüzde önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. İnme genel olarak iskemik ve hemorajik olarak sınıflandırılabilir. Trombozda beynin bazı bölgerine kan akımı sağlayan yapılarda tıkayıcı bir süreç mevcuttur. Trombozun riskleri ateroskleroz, vaskülitler ve arteryal diseksiyonlar yer alır. Emboli ise vücudun başka bir bölgesinden köken alan alan bir pıhtıdan kaynaklanır. En yaygın olarak kalpten kaynaklanır. Nöroprotekisyon çalışmaları iskemik beyin hasarının patolojik ve patofizyolojik çalışmalarından kaynak almıştır. Nöral dokulardaki ani oksijen ve şeker düşüklüğü nöronlarda ölüme yol açan bir dizi patolojik kaskadı başlatır. Bu basamakların biri önlenebilirse bir kısım beyin dokusunun korunabileceği düşünülmektedir. Son yıllarda bu kaskadı bloke etmek amacıyla tasarlanan nöroprotektif ajanlar hayvan modellerinde araştırılmıştır. Elajik asit doğal bir antioksidandır. Farklı çalışmalarda elajik asidin antioksidan, antiviral, antimikrobial etkileri, kardiovasküler sistemde koruyucu etkileri, nörodejeneratif hastalıklarda koruyucu etkileri olabileceği gösterilmiştir. Aliskiren ilk oral aktif,nonpeptitik renin inhibitörüdür. Aliskiren hipertansiyon tedavisinde kabul edilen ve tekli ya da diğer antihipertansif ilaçlarla kombine kullanılabilinen bir ilaçtır. İskemi oluşturulan ratlarda bu maddelerin nöroprotektif etkilerini araştırdık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda rastgele seçilen 18 adet Sprague-Dawley tipi dişi ya da erkek rat kullanıldı. 4 saat açlıktan sonra ratlara 80 mg/kg ketamin ve 10 mg/kg ksilazin ile anestezi uygulandı. Sağ tarafta internal karotisten ilerletilen kateter orta serebral arter proksimalini tıkayacak şekilde ilerletilip 2 saat bekletildi. Sonrasında geri çekilip rekanalizasyon sağlandı. Ratlar üç gruba ayrıldı. İskemi sonrası birinci grup kontrol grubu olup tedavi verilmedi, ikinci grup ratlara bir hafta elajik asit 30 mg/kg dozunda günde tek doz verildi, üçüncü grup ratlara bir hafta aliskiren 2,5 mg/kg dozunda günde tek doz verildi. Bir hafta sonra ratlar sakrifiye edilip steril şartlarda beyin dokuları çıkarıldı. Çıkarılan beyin dokuları Hematoksilen-Eozin ve Toluidin Mavisi ile boyanıldı. Aynı histopatolog tarafından ratların beyin dokusunda nöron hücrelerinde piknosis, glial hücrelerde piknosis, nöron hücre dejenerasyonu, glial hücre dejenerasyonu ve damar dejenerasyonu değerlendirildi. Bulgular: Hem elajik asidin hem de aliskirenin kontrol grubuna göre nöron hücrelerinde piknosisde, glial hücrelerde piknosisde, nöron hücre dejenerasyonunda, glial hücre dejenerasyonunda ve damar dejenerasyonunda pozitif etki ettiği görüldü. Elajik asiidin, aliskirene göre nöron hücrelerinde piknosisde, glial hücrelerde piknosisde ve nöron hücre dejenerasyonunda istatiksel olarak elajik asit lehine çok anlamlı fark var olarak elde edilirken, glial hücre dejenerasyonu ve damar dejenerasyonu açısından iki ilaç arasında elajik asit histolojik olarak daha pozitif etki ederken istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Sonuç: Hem elajik asidin hem de aliskirenin iskemide nöroprotektif etkileri görüldü ve ileri deneysel araştırmalar sonrasında tedavi protokollerinde yer alabileceği kanaati oluşmuştur. Anahtar Kelimeler: Rat, İskemi, Elajik asit, Aliskiren, Nöroprotektif

AliskirenBeyin iskemisiEllajik asit+4
Kamuran Aydın
Dicle University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Opiorfinin nosiseptif kalsiyum sinyalleri üzerine etkisinin in vitro olarak sıçan duyusal sinir hücrelerinde araştırılması

Ağrı, periferden başlayarak merkezi sinir sistemine iletilen bir süreçtir. Bu süreçte ilk durak olan dorsal kök gangliyon nöronları, nosiseptörlerin hücre gövdelerinin lokalize olduğu nöronlardır. Bu nöronlarda, hücre içi serbest Ca2+ seviyesindeki artış ağrı iletiminde kritik öneme sahiptir.Bu çalışmada, sıçan DKG hücre kültüründe opiorfinin hücre içi serbest Ca2+ seviyeleri üzerine olan etkisi incelendi. DKG nöronları 1?2 günlük neonatal sıçanlardan elde edilerek, enzimatik ve mekanik işlemlerle izole edildi. Fura?2 ile yüklenen DKG hücrelerinde hücre içi serbest kalsiyum [Ca2+]i (ex.340/380 nm em.@ 510 nm) düzeyleri dijital mikroskobik görüntü analiz sistemiyle kayıt ve analiz edildi. Kayıt süresi yarım saat olarak belirlendi. Verilerin değerlendirilmesi eşleşmemiş t testi ile gerçekleştirildi. P< 0.05 istatistiksel anlamlılık düzeyi olarak kabul edildi.Opiorfin ile 30 dakikalık muamele, KCl ile arttırılan sitosolik kalsiyum cevaplarını tamamen inhibe etti. Hücrelerin uyarılma aralıkları olan 340/380 nm dalga boyları oranında, bazal seviye [0.79±0.05 (n=67)] KCl uygulamasından sonra [30 mM KCl, P<0.05, (n= 67)] anlamlı bir şekilde arttı. Beşinci dakikaya kadar anlamlı bir düşüş gözlenmezken, 30 dakikalık 100 uM opiorfin uygulanması, oluşan cevapları tamamen ortadan kaldırdı (30 mM KCl + 100 uM opiorphin: 0.78±0.07, n=55).Çalışmanın bulguları, opiorfinin membran depolarizasyonu sonucu oluşturulan periferal nosiseptif kalsiyum sinyalleşmesini, duysal nöronlarda inhibe ettiğini gösterdi. Bu etki zaman almasına rağmen, ilaç toleransı ve yan etki göstermemesi bakımından önemli avantajlar sağlamaktadır. Opiorfin ya da opiorfinin uygun türevleri, ağrı tedavisinde umut vaad dedici ajanlar olarak görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Ağrı, opiorfin, DKG nöronları, kalsiyum, nosisepsiyon

AnaljeziklerAnaljezikler-narkotikAğrı+4
Ömer Faruk Kalkan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eksüdatif yaşa bağlı maküla dejenerasyonunda intravitreal ranibizumab'ın uzun dönemde retina sinir lifi tabakası etkisi

Amaç: Eksüdatif yaşa bağlı maküla dejenerasyonunda (YBMD) intravitreal Ranibizumab tedavisinin uzun dönemde retina sinir lifi tabakası kalınlığı (RSLTK) üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Neovasküler YBMD tanısıyla öncesinde tedavi görmemiş ve diğer gözü sağlıklı olan olgular çalışmaya dahil edildi. Tüm olgularda tedavi öncesinde düzeltilmiş en iyi görme keskinliği (DEİGK), göz içi basıncı ve santral kornea kalınlığı ölçüldü. Optik koherens tomografi ile maküla ve peripapiller bölge incelendi. Tanı sonrasında aylık 3 ardışık intravitreal Ranibizumab enjeksiyonunu takiben hastalar hastalık aktivitesine göre değerlendirildi ve reenjeksiyonlar ?tedavi et ve uzat? protokolüne göre uygulandı. Takip süresi boyunca düzeltilmiş en iyi görme keskinliği, göz içi basıncı, santral maküla kalınlığı, retina sinir lifi tabakası kalınlığı (RSLTK) sonuçları sağlıklı gözlerin ölçümleri ile karşılaştırıldı. İzlem süresindeki farkların değerlendirilmesi için varyans analizi kullanıldı. Ayrıca enjeksiyon sayısına göre alt gruplar da incelendi.Sonuçlar: Yaş ortalaması 66,3 ± 8,8 yıl (50-80) olan 11 kadın ve 11 erkek olgunun 44 gözü çalışmaya dahil edildi. Tüm olgular en az 12 aylık takip süresini tamamladı. Ortalama enjeksiyon sayısı 4,7 (3-11) idi. Oniki aylık takipte olguların %91'inde görme keskinliğinin korunduğu veya arttığı saptandı. Olguların %9'unda görme keskinliği 3 sıradan daha az düşme gösterdi. En fazla görme artışı 3. ayda olurken, 12 aylık takip süresinde 3. aydaki ortalama görme keskinliğinin korunduğu görüldü. İki grup arasında başlangıçta ve takip süresi boyunca göz içi basıncı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0,774). Genel olarak ve kadranlara göre değerlendirildiğinde iki grup arasında tedavi öncesinde retina sinir lifi tabakası kalınlığı açısından anlamlı fark yoktu (p=0,814). Heriki grubun ortalama RSLTK'da 3. aydan sonra istatistiksel olarak anlamlı bir incelme tespit edilirken (p=0,009 ve 0,022), tedavi edilen ve edilmeyen gözler arasında takip süresi boyunca anlamlı fark saptanmadı. Tedavi edilen gözler enjeksiyon sayısına göre de sınıflandırıldı ve 5'ten az enjeksiyon ile 5 ve üzeri enjeksiyon yapılan olgularda takip süresince RSLTK açısından anlamlı fark saptanmadı (p=0,757 - 0,953).Tartışma: Çalışma ve kontrol gözleri arasında RSLTK açısından anlamlı bir fark saptanmamasına rağmen 12 aylık takip sonucunda her iki grupta da RSLT'da başlangıca göre anlamlı bir incelme tespit edildi. Daha geniş olgu serileri, kontrol grubunun ayrı hastalarda belirlenmesi ile, ?VEGF blokajı ve nöron koruyuculuk inhibisyonu? hipotezi daha detaylı incelenmelidir.

Makula dejenerasyonuNöronlarRanibizumab+3
Melih Parlak
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Investigation of the effects of HİGH cell penetration and mitochondrial targeted antioxidants on chemotherapy-induced peripheral neuropathy in vitro model

Objective: Chemotherapy-induced peripheral neuropathy (CIPN) is a common neurological complication that develops as a result of damage to the peripheral nervous system by cancer chemotherapy, negatively affects the quality of life of patients, often causes sensory disturbances, and requires dose restriction. It is a side effect that causes delay and/or interruption of treatment in cancer patients receiving chemotherapy and significantly affects the patient's quality of life. Its pathophysiology is still not fully understood, and it is thought that oxidative damage, ion channel activity changes and mitochondrial dysfunction play a role in the development of neuropathy. Data on prevention and treatment are limited. The only agent with proven efficacy is duloxetine. In this thesis, it was aimed to evaluate the effects of daidzein, MnTBAP chloride and Mito-TEMPO, which are mitochondria-targeted antioxidants with high cell penetration and have not been tested for this purpose before, on CIPN. Materials and Methods: Neuropathy development (on cell viability) was investigated by simultaneous application with different doses of antineoplastic agents cisplatin, paclitaxel, vincristine and mitochondria-targeted antioxidants daidzein, MnTBAP chloride, Mito-TEMPO applied in to cell cultures obtained from dorsal root ganglion (DRG) sensory neurons of adult rats. Neurotoxicity analyzes were performed by evaluating the viability of DRG neurons by xCELLigence real-time cell analysis. Each experiment was repeated with an E-plate containing 3 different (isolated from individual animals) cultures. Results: Cell index values of the wells in the e-plates were monitored in the xCELLigence RTCA system at 15-minute intervals up to 24 hours. At the end of the 24th hour, there was a statistically significant decrease in cell index values in all wells in which only antineoplastic agent (cisplatin 0.01 μM, 0.1 μM; paclitaxel 0.01 μM, 1 μM; vincristine 0.01 μM, 1 μM) was added. It was observed that all doses of antineoplastics used had a statistically significant neurotoxic effect (p:0.0050, p:0.00161, p:0.00514, p:0.02605, p:0.00644, p:0.00667, respectively). There was no significant difference between the antineoplastic agents in the severity of the developing neurotoxicity. Daidzein (10 μM, 30 μM and 100 μM), MnTBAP chloride (60 μM, 100 μM ve 200 μM), and Mito-TEMPO (30 μM, 100 μM and 200 μM) applied to the wells in the presence of cisplatin (0.01 μM and 0.1 μM), paclitaxel (0.01 μM and 1 μM), and vincristine (0.01 μM) failed to significantly prevent cell index reduction caused by antineoplastic agents. Daidzein (10 μM, 30 μM, and 100 μM) applied to the wells in the presence of 1 μM vincristine was not effective in reducing vincristine-induced cell index reduction. 60 μM, 100 μM and 200 μM doses of MnTBAP chloride and 200 μM doses of Mito-TEMPO added to the wells after 1 μM vincristine increased the cell index values in the wells and statistically significantly reduced the cell index decrease caused by vincristine (p:0,01008, p:0.03386, p:0.03115, p:0.0378, respectively). There was no statistically significant difference between the doses in terms of protective efficacy. The 30 μM and 100 μM doses of Mito-TEMPO could not prevent vincristine-induced cell index reduction. Conclusion: In this study, it was observed that cisplatin, paclitaxel and vincristine were associated with the development of neurotoxicity as stated in the literature. Although daidzein, MnTBAP chloride and Mito-TEMPO were shown to have neuroprotective effects in DRG neuron culture studies, it was thought that the lack of similar effects in this study may be due to the severe neurodegenerative effects of antineoplastic agents on neurons. Considering the lack of studies evaluating the effects of these antioxidants on CIPN in the literature, more studies are needed on this subject.

Antineoplastic agentsAntioxidantsGanglia+5
Gülcan Varol
Karadeniz Technical University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nöronal hücre hatlarında Amiloid beta peptidin oluşturduğu hasarda nörosteroidlerin rolü

Giriş: Alzheimer Hastalığı (AH) progresif ilerleme gösteren, hafıza kaybı ile sonuçlanan geri dönüşümsüz nörodejeneratif bir hastalıktır. 65 yaş üzerinde gözlenen demansın en sık nedeni olan AH batı ülkelerinde ölüm nedenleri arasında dördüncü sırada yer almaktadır. Patogenezinde nörofibriller yumak oluşumu, inflamasyon, glutamat toksisitesi, oksidatif stres, sinaptik hasar ve kolinerjik aktivite kaybı gibi bir çok patofizyolofik süreç yer almakla birlikte nöronal dokuda oluşan amiloid beta (Aß) toksisitesinin temel mekanizma olduğuna dair artan görüşler mevcuttur. Aß'nın indüklediği toksisitenin oluşum mekanizması ise henüz kesin olarak bilinmemektir.Beyinde ya da sinir sisteminde sentezlenen, alışılmışın dışında orjinleri ve farklı fonksiyonları nedeniyle nörosteroidler olarak isimlendirilen nöroaktif steroid hormonların nöronal dokudaki sentezi Aß peptidi de içeren pek çok farklı etken tarafından indüklenebilir. Bu nörosteroidler nöronal dokuda doza ve zamana bağlı koruyucu ya da toksik etkiler gösterirler. Ancak Aß toksisitesi ile steroid sentezi arasındaki ilişki henüz açıklığa kavuşmamıştır.Amaç: Bu tez çalışması ile iki farklı sinir hücre hattında oluşturulan Aß toksisitesinin nörosteroid sentezi üzerine etkisi ve steroid sentezinin farklı basamaklardaki inhibisyonunun nöronal hücre canlılığı üzerine etkilerini belirlemek amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra nöronal steroidlerin en belli başlılarından olan pregnenolon (P) ve pregnenolon sülfatın (PS) nöronal hücre canlılığı üzerine etkilerini konsantrasyon ve zaman bağımlı olarak değerlendirmek amaçlanmıştır.Materyal ve Yöntemler: Çalışmamızda sıçan feokromasitoma (PC-12) ve insan nöroblastoma (SHSY-5Y) hücre hatları kullanılarak 20/40µM Aß25-35 peptidi ile 72.saatin sonunda oluşturulan anlamlı toksisite sonrası hücre içi P ve PS düzeylerindeki değişim ELISA ve HPLC yöntemleriyle belirlendi. Bu iki steroidin nM-µM'lık değişik konsantrasyonlarının nöronal hücre canlılıklarına ve Aß toksisitesi üzerine etkileri MTT indirgenme, laktat dehidrogenaz (LDH) salınımı, akış sitometri yöntemleri ve mikroskobik inceleme ile değerlendirildi. Ayrıca aminoglutetimid (AMG) ve 2,4-dikloro-6-nitrofenol (DCNP) kullanılarak steroid sentezi iki farklı basamakta bloke edildikten sonra nöronal hücre canlılıkları üzerine etkileri değerlendirildi.Bulgular: PC-12 hücrelerine 20µM, SHSY-5Y hücrelerine agrege 40µM Aß25-35 peptidi uygulamasının hücre canlılıklarını MTT redüksiyonu ile değerlendirildiğinde 48. ve 72. saatlerin sonunda kontrole göre anlamlı azalttığı gözlendi (p<0.05). 20/40 µM Aß25-35 72 saat süreyle hücrelere uygulandığında her iki nöronal hücre hattında Aß'nın P sentezini anlamlı arttırdığı (p<0.05), PS sentezini ise azaltma eğiliminde olduğu belirlendi.P ve PS'nin suprafizyolojik (>1 µM) konsantrasyonlarda dışarıdan verilmesinin her iki nöronal hücre hattında hücre canlılıklarını anlamlı azalttığı, bunun yanında fizyolojik konsantrasyonlarda (<1 µM) ise 72 saate kadar toksik etki göstermediği belirlendi (p<0.05). Ayrıca Aß'ın indüklediği hücre ölümü üzerine 0.5 µM P'nin koruyucu etkiye sahip olduğu, 50 µM düzeyde ise Aß toksisitesini şiddetlendirdiği gösterildi.Steroid sentezinin AMG ve DCNP ile farklı basamaklarda bloke edilmesinin, her iki hücre hattında 72. saatin sonunda hücre canlılıklarında Aß uygulanan gruba kıyasla istatistiksel olarak anlamlı artışa neden olduğu gösterildi (p<0.05).Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda Aß'nın P sentezi üzerine etkili olduğu ve oluşan P `nin sülfotransferaz yoluna gidişinin kısıtlı olduğu gösterilmiştir. Ayrıca P ve PS sentezinin inhibisyonunun ve düşük doz P uygulamasının Aß toksisitesine karşı nöroprotektif etkili olduğunun gösterilmesi Aß`a bağlı nörodejeneratif değişiklerin önlenmesi ve nörodejeneratif hastalıkların oluşum mekanizmalarının anlaşılmasında önemli ip uçları oluşturacaktır.Anahtar Kelimeler: Pregnenolon, pregnenolon sülfat, amiloid beta, Alzheimer Hastalığı, nörosteroid, nöronal hücre canlılığı

Alzheimer hastalığıAmiloid beta proteinNöronlar+4
Özlem Gürsoy Çalan
Dokuz Eylül University
2010
00

Related subjects