Nöropatiler

Bu konu başlığı altında 126 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemoterapi ilişkili periferik nöropatinin biyopsikososyal modele göre incelenmesi

Tanımlayıcı kesitsel tasarıma sahip bu araştırmanın amacı, kemoterapi ilişkili periferik nöropatinin (KİPN) biyopsikososyal model kapsamında biyolojik sağlık, algılanan esenlik ve sosyal iyilik durumları ile arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma 20 Eylül-2021-24 Mart 2023 tarihleri arasında Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesi Onkoloji Klinik ve Polikliniklerinde yapılmıştır. Araştırma örneklemini, dahil edilme kriterlerini sağlayan 109 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında Hasta Bilgi Formu Kemoterapiye Bağlı Periferik Nöropati Ölçeği (EQRTC QLQ CIPN 20), Algılanan Esenlik Ölçeği ve Sosyal İyi Olma Ölçeği kullanılmıştır. SPSS 23 programında Pearson korelasyon testi, Bağımsız örneklem t testi ve ANOVA testi yapılmıştır. Analiz sonucunda, EQRTC QLQ CIPN 20'nin duyusal, motor ve otonomik alt boyutları ile Algılanan Esenlik Ölçeği'nin fiziksel alt boyutu arasında negatif yönlü zayıf korelasyon saptanmıştır (p˂0,05). EQRTC QLQ CIPN 20'nin otonomik alt boyutu ile Algılanan Esenlik Ölçeği'nin sosyal alt boyutu arasında negatif yönlü zayıf düzeyde ilişki saptanmıştır (p˂0,05). Lise ve üzeri seviye eğitim alanlarda (ilkokul ve altı gruba göre) EQRTC QLQ CIPN20 puanı daha yüksek saptanmıştır (p˂0,05). Yaş arttıkça, erkeklerde, kemoterapiye ek immünoterapi almayanlarda, ek stresörü olmayanlarda, çalışmayanlarda, evde eşinden bakım desteği alanlarda, eşiyle yaşayanlarda algılanan esenlik düzeyi yüksek bulunmuştur (p˂0,05). Yaş ve kür sayısı arttıkça, kök hücre nakli olmayanlarda, ek stresörü olmayanlarda, ilkokul ve altı düzey eğitime sahip olanlarda ve yalnız yaşayanlarda sosyal iyi olma düzeyi daha yüksek bulunmuştur (p˂0,05). KİPN semptomlarının biyolojik, psikolojik ve sosyal semptomlar yönünden bütüncül değerlendirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kemoterapi, kanser, periferik nöropati, biyopsikososyal model

Biyopsikososyal yaklaşımNeoplazmlarNöropatiler+1
Selin Sevinçelli
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kritik hastalık miyopatisi elektrofizyolojik tanısında stimulus - birleşik kas aksiyon potansiyeli genlik / alan / süre yanıt eğrisi çalışması

Yoğun bakım ünitesinde edinilmiş güçsüzlüğün en sık nedenleri olan kritik hastalık miyopatisi (KHM) ve kritik hastalık nöropatisi (KHN) sık görülen, uzamış mekanik ventilasyon ve hospitalizasyon süresi, artmış maliyet, morbidite ve mortalite ile ilişkili olan edinilmiş nöromusküler disfonksiyon tablolarıdır. Daha iyi prognozlu olması, rehabilitasyon ile tam düzelme mümkün olması nedeniyle bazı yoğun bakım popülasyonlarında %100'e varan oranda görülebilen KHM'nin erken dönemde saptanabilmesi önemlidir. Sinir iletim çalışmalarında hem KHM hem de KHN'de birleşik kas aksiyon potansiyeli (BKAP) amplitüdünde (BKAPAmp) düşüklük izlenirken, KHM'de BKAP negatif tepe süresinde (BKAPSüre) hem distal hem de proksimal uyarımda senkron dispersiyon (uzama) gözlenmektedir. Bu çalışmada, KHM elektrofizyolojik tanısında, BKAPSüre uzamasının bazı hastalarda gözlenememesi veya sınırda bulunması nedeniyle, submaksimal uyarım şiddetlerindeki BKAPSüre incelenerek KHM'nin gelişiminin daha erken dönemde tahmini ve daha özgül bir şekilde ortaya konması için yeni parametrelerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, EMG sonrası KHM/KHNM tanısı alan 11 hasta ile 12 sağlıklı bireyde, ulnar sinir uyarımı ve ADM kasından kayıtla gerçekleştirilmiştir. İlk BKAP saptanan minimal (UMin) ve maksimal BKAP uyarım şiddeti (UMax), ardından (UMax – UMin) aralığı 4 eşit parçaya bölünerek 4 tane yüzdelik uyarım şiddeti (U%20, U%40, U%60, U%80) daha belirlenmiştir. Her 6 uyarım şiddetinde elde edilen BKAPAmp, BKAPSüre, her bir uyarım şiddetinde elde edilen BKAPSüre'nin maksimum BKAPSüre'ye oranı hesaplanmıştır (MaxOran_Süre_UMin, MaxOran_Süre_U%20, MaxOran_Süre_U%40, MaxOran_Süre_U%60, MaxOran_Süre_U%80). BKAPSüre hasta grubunda tüm uyarım şiddetlerinde kontrol grubuna göre uzun iken en belirgin farklılık UMin ve U%20 şiddetindeydi. Daha önemli olarak, çalışmamızda 2 hastada supramaksimal uyarım şiddetlerinde BKAPSüre uzaması saptanmamasına karşın, bu uyarım şiddetlerinde bu hastalarda da uzama saptanmıştır. BKAPSüre hastalarda UMin şiddetinde maksimum ve uyarım şiddeti arttıkça giderek kısalırken, kontrollerde UMin şiddetinde minimum ve uyarım şiddeti arttıkça giderek uzuyordu. Bununla uyumlu olarak, hastalarda MaxOran_Süre_UMin ve MaxOran_Süre_U%20 oranları kontrollere göre anlamlı derecede büyüktü. KHM için tanısal BKAPSüre uzaması, rutin incelemelerde kullanılan supramaksimal uyarım şiddetine göre, daha düşük uyarım şiddetlerinde (UMin ve U%20) belirgin ve yüksek bir duyarlılıkla saptanmıştır. Literatürde ve çalışmamızda BKAPSüre uzamasının bazı hastalarda supramaksimal uyarım şiddetinde saptanmaması göz önüne alındığında bu bulgumuz özellikle erken dönemde elektrofizyolojik duyarlılığı yükseltmekte olup ek bir teknik donanım ve zaman gerektirmemesi ile de oldukça kullanışlıdır. Bu bulgunun, KHM'de farklı uyarım şiddetlerinde uyarılan farklı kas liflerinin membran uyarılabilirliğinde azalmanın farklı düzeylerde gerçekleşmesinden ve bu liflere ait aksiyon potansiyellerinin neden olduğu elektriksel faz iptalinden kaynaklandığı düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: sinir iletim çalışması, kritik hastalık miyopatisi, BKAP negatif tepe süresi, senkron dispersiyon

DispersiyonElektrofizyolojiKas lifleri+6
Özge Berna Gültekin Zaim
Hacettepe University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deneysel periferik nöropatide aslan yelesi mantarının (hericium erinaceus) rejeneratif etkisinin araştırılması

Aden M, Deneysel periferik nöropatide aslan yelesi mantarının (Hericium erinaceus) rejeneratif etkisinin araştırılması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2018. Kemoterapi kaynaklı periferik nöropati (CIPN), kanser hastalarında önemli, doz sınırlayıcı bir yan etkidir. Cis-diklorodiamin (II) platin (CDDP, sisplatin) platin bazlı kemoterapötik ajandır. Dünya Sağlık Örgütü'nün Temel İlaçlar Listesi'nde listelenen sisplatin, baş, boyun, küçük hücreli akciğer kanseri, testis, ovaryum, beyin ve mesane kanserleri gibi çeşitli katı tümörlerin tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Nörotoksisite sisplatin'in en yaygın ve doz sınırlayıcı yan etkisidir. Sisplatin tedavisi alan kanser hastalarının % 30'unda ciddi akut ve kronik periferik nöropatiler görülmektedir. Bu bağlamda kemoterapiyle kanser hastalarını hayata bağlarken periferik nöropati komplikasyonuna karşı önlem almak, hastaların yaşam kalitelerini yükseltmek büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle, yeni, etkili ve güvenli nöroprotektif ajanların keşfine yönelik araştırılmalar son yıllarda yaygınlaştı.Yenilebilir ve tıbbi bir mantar olan Aslan Yelesi Mantarı (AYM) (Hericium erinaceus) Asya ülkelerinde binlerce yıldır yaygın olarak tüketilmektedir. AYM'nin antikarsinojenik etkisinin olduğu, sinir ve beyin sağlığı ile ilgili terapötik aktivitelere sahip olduğu bildirilmiştir Bu çalışmada sisplatine duyarlı BALB/c ırkı farelerde periferik nöropati modeli oluşturuldu. AYM'nin sıcak su ekstraktı hazırlandı, intraperitoneal yolla hayvanlara uygulandı. Periferik sinirler üzerindeki etkiler canlı ağırlık testi, elektromyografik inceleme ve immunohistokimyasal tekniklerle araştırıldı. Bulgular periferik nöropati modelinin oluşturulduğunu doğruladı. Morfolojik ve fonksiyonel bulgular AYM'nin periferik nöropatili hayvanlarda periferik sinir rejenerasyonu başlattığını gösterdi. Ancak AYM tedavi grubunun sisplatin grubundan olan farkı istatistiksel olarak anlamlı değildi. AYM'nin rejeneratif kapasitesinin aydınlatılmasına yönelik uzun süreli ve daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Hericium erinaceusMantarlarNöropatiler+2
Mustafa Aden
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diz osteoartritinde nöropatik ağrı değerlendirmesi: Yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum ile ilişkisi

Giriş: Diz osteartritinde (OA'sında) ağrı en önemli yakınmadır. Bu ağrı genellikle nosiseptif bir ağrı olarak sınıflandırılır. Ancak, radyolojik bulgular ile hasta yakınması arasındaki zayıf ilişki, ağrı kaynağının multifaktöriyel olduğunu göstermektedir. OA'da intraartiküler somatosensoriyel yapılarda plastisite geliştiği ve nöropatik ağrı bulgularının meydana gelebileceği gösterilmiştir. Çalışmanın amacı; semptomatik primer diz OA'sı olan hastalarda nöropatik ağrı komponentinin varlığını araştırmak ve nöropatik ağrı ile fonksiyononel durum ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine diz ağrısı ile başvuran 40 yaş üstü, ACR (American College of Rheumatology) kriterlerine göre primer diz OA tanısı olan 87 hasta dahil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, boy ve kilo değerleri sorgulanarak kaydedildi. Nöropatik ağrı tarama anketi olarak DN4 ve PainDETECT skalaları kullanıldı. Ağrı ve fonksiyonel durum VAS (Visual Analog Scala) ve WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index) ile, yaşam kalitesi de SF-12 (Short Form 12) ile değerlendirildi. Bulgular: Seksen yedi hastanın 72'si (%82.75) kadın 15'i (%17.25) erkekti. Ortalama yaş ve VKİ (Vücut Kitle İndeksi) değerleri 64.04±9.37 ve 30.64±5.18 olarak bulundu. DN4'e göre hastaların % 39,08'inde nöropatik ağrı komponenti mevcuttu. Nöropatik ağrısı olan grup (n=34) ile nöropatik ağrısı olmayan grup (n=53) arasında cinsiyet, yaş, VKİ, VAS, radyolojik evre açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Nöropatik ağrısı olan grubun WOMAC-ağrı, WOMAC-fonksiyon, WOMAC-tutukluk ve WOMAC-toplam skor ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek ve SF-12 mental skor ortalaması istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük saptandı (p<0.05). PainDETECT'e göre nöropatik ağrı komponenti %21.90 hastada pozitif, %19.50 hastada belirsiz ve % 59.60 hastada negatifti. Gruplar arasında cinsiyet, yaş, VKİ, VAS, radyolojik evre ve SF-12 skorları açısından anlamlı fark saptanmazken (p>0.05); WOMAC-ağrı, WOMAC-fonksiyon ve WOMAC-toplam skor ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.05). Sonuç: Semptomatik primer diz OA'da nöropatik ağrı komponentinin görülme sıklığı DN4 ve PainDETECT'e göre sırasıyla %39,08 ve %40.40 olarak bulundu. Nöropatik ağrı bileşeni olan hastaların, dejeneratif değişikliklerden bağımsız diz ağrısı şiddeti daha yüksek, fonksiyonel durumları daha düşüktür. Primer diz OA tedavisinde nöropatik ağrının mevcut olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Diz, osteoartrit, nöropatik ağrı, fonsiyonel durum, yaşam kalitesi

AğrıDiz eklemiFonksiyonel yetkinlik+4
Savaş Özdemir
Hacettepe University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Renal transplant alıcılarında gelişen post-transplant diabetes mellitus seyrinde mikrovasküler komplikasyonların değerlendirilmesi

Solid organ transplantasyonu sonrası meydana gelen hiperglisemi iyi bilinen metabolik bir komplikasyondur. Nakil sonrası immünolojik ve enfeksiyöz komplikasyonların iyi yönetilmesi nedeniyle greft ve hasta sağ kalımı uzamış, bununla beraber artan metabolik komplikasyonlardan olan Post-transplant Diabetes Mellitus'un (PTDM) insidansı artmış ve uzun dönem klinik seyrinin anlaşılması ihtiyacı doğmuştur. Nakil alıcılarında gelişen PTDM seyrinin diğer diyabet türlerine benzer olup olmadığı bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı, beş yıldan uzun süredir PTDM tanısı ile izlenen renal transplant alıcılarında mikrovasküler komplikasyonların değerlendirilmesidir. Nakil öncesi diyabet tanısı olmayan, beş yıldan uzun süredir PTDM tanısı ile takip edilen, 18 yaş ve üzeri toplam 43 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 27'si (%62,8) erkek ve yaş ortalaması 50,12±12,2'dir. Diyabetik retinopati değerlendirimesi için hastalara fundus fotoğrafı ve optik koherans tomografi (OKT) çekildi. Diyabetik nefropati taraması için spot idrar albümin/kreatinin (mg/g) ve glomerüler filtrasyon hızı (GFR) hesaplandı. Periferik nöropati değerlendirilmesi için hastalara Michigan Nöropati Tarama Sorgusu (MNSI) yapıldı. Nöropati muayenesinde ayakların görünümüne ve ayak bileği refleksine bakıldı. Nörotezyometre ile ayak baş parmak vibrasyon duyusu ölçüldü. 10 gr monofilaman test ile ampütasyon riski değerlendirildi. Kantitatif duyusal testler CASE-IV cihazı ile uygulandı, ince lif nöropatisi değerlendirildi. Kardiyak otonom nöropati taraması için ELA Medical SpiderView Holter Cihazı ile kalp hızı değişkenliği verileri incelendi. Hastaların %58'ine canlı donörden nakil yapıldığı görüldü. Prednizolon (%93), mikofenolat mofetil (%83,7), siklosporin (%44,2) ve takrolimus (%30,2) sırasıyla en çok kullanılan immünsupresif tedaviler arasında yer almaktaydı. Ortalama diyabet takip süresi 8,4±4 yıl ve HbA1c %6,5 bulundu. Diyabet tedavisi olarak hastaların %55'i günde en az bir doz insülin, %41,9'u oral antihiperglisemik ajan kullanmaktaydı. Ortalama diyabet süresi sekiz yıl olmasına rağmen iki (%4,7) hastada diyabetik retinopati, dokuz (%20,9) hastada OKT ile retinal liflerde incelme saptandı. Biyokimyasal testlerde ortalama kreatinin 1,9±2,1 mg/dl, GFR 48,8±16,8 ml/dk/1,73m² ve albümin/kreatinin oranı 285,9±478,8 mg/g olarak hesaplandı. Albümin/kreatinin oranı 30-300 mg/g arasında olan 23 (57,5%), ≥300 mg/g olan sekiz (20%) hasta vardı. MNSI sorgusundan üç (%7) hasta ≥4 puan, fizik muayene kısmından dokuz (%20,9) hasta ≥2,5 puan aldı ve diyabetik nöropati olarak değerlendirildi. 10 gr monofilaman testinde beş (%11,6) hastada azalmış yanıt alındı, bir (%2,3) hastada ise yanıt alınamadı. Kantitatif duyusal testler ile yapılan değerlendirmede beş (%11,9) hastada diyabetik ince lif nöropatisi saptandı. Ortalama kalp hızı 84±14,6 atım/dk bulundu. Kalp hızı değişkenliği verileri incelendiğinde hastaların %55'inde parasempatik, %67'sinde sempatik sistem tutulumu saptandı. Sonuç olarak PTDM ile izlenen renal transplant alıcılarında gelişen mikrovasküler komplikasyonların, Tip 2 diyabet seyrinde beklenen komplikasyonlardan daha az sıklıkta ve daha hafif seyirli olduğu gösterilmiştir.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+6
Özge Aybı Özdemir
Hacettepe University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Parkinson hastalığı ve atipik parkinsonizm sendromlarında periferik nöropatik ağrının multimodal incelenmesi

Parkinson hastalığı (PH) çoğunlukla idiopatik, %5 oranında monogenik mutasyonlara bağlı gelişen santral sinir sisteminin nörodejeneratif bir hastalığıdır. Multisistem atrofi (MSA) ise atipik parkinsonizm sendromlarından olup, motor semptomların yanında otonomik disfonksiyon, serebellar ve piramidal bulgularla ortaya çıkmaktadır. Bu hasta gruplarında non-motor semptom olarak periferik nöropatik ağrı değişken sıklıklarda görülmektedir. Bu çalışma; her üç hasta grubunda nöropatik ağrı sıklığını belirlemeyi, ince lif fonksiyonlarını ve morfolojisini değerlendirmeyi planlamıştır. Bu amaçla 20 idiopatik PH, 6 MSA ve beş farklı mutasyona sahip 14 herediter PH tanılı hasta çalışmaya alındı. Hastaların hastalık şiddeti Hoehn-Yahr evreleme sistemi, Birleşik Parkinson hastalığı değerlendirme ölçeği (BPHDÖ Ⅲ bölüm) ölçekleri ile; non-motor semptomları Non-motor semptom skalası (NMSS) ile ve ağrı yakınması King's PH ağrı skalası, DN4 ve painDETECT anketleri ile değerlendirildi. İnce lif fonksiyonları için sıcak ve soğuk duyusu eşik değerleri kantitatif duyu testi (QST) ile ölçüldü. Sonrasında lateral malleolün 10 cm proksimalinden ve torakal T8-10 dermatomuna uyan deri bölgesinden olacak şekilde iki adet cilt "punch" biyopsisi yapıldı. Örnekler panaksonal belirteç olan "protein gene product 9.5"e (PGP9.5) karşı geliştirilmiş antikorla boyandıktan sonra her iki grupta intraepidermal sinir lifi yoğunluğu (IENFD) değerlendirildi. Ağrı skalaları ile idiopatik PH hastalarında %15, herediter PH hastalarında ise %14,2 oranında periferik nöropatik ağrı saptanırken, MSA hastalarında nöropatik ağrı yakınması tespit edilmedi. Multisistem atrofili hastalarda idiopatik PH (p=0,04) ve herediter PH tanısı olan hastalara göre distal IENFD'nin yüksek olduğu saptandı. Ayrıca tüm hasta gruplarında distal IENFD'nin proksimale göre düşük olduğu gözlendi (p<0,001). Fakat ince lif sayısındaki azalma hastalık şiddeti ve süresi ile ilişkili bulunmadı. İdiopatik PH grubunda %13,3 ve herediter PH grubunda %30,8 hastada QST ile ısı duyusunda anormallik tespit edilirken, MSA hastalarında QST değerleri normal sınırlardaydı. Fakat üç hasta grubunda da hastaların QST'ye koopere olmakta güçlük çektiği gözlendi. Sonuç olarak, bu çalışmada, herediter ve idiopatik PH tanılı hastalarda nöropatik ağrı sıklığının, ince lif kaybının ve disfonksiyonun MSA tanılı hastalara göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. İnce lif kaybının patolojik α-sinüklein birikimine bağlı ortaya çıktığına dair son dönemde artan bilgiler ışığında, daha fazla sayıda herediter PH tanılı hastanın dahil edildiği, ince liflerde fosforile α-sinükleinin immunhistokimyasal yöntemlerle gösterildiği yeni çalışmalar, hem PH patogenezinin aydınlatılması, hem de yeni tanısal yöntemlerin geliştirilmesi için gereklidir.

AğrıBiyopsiDeri+4
Sahıb Rovshanov
Hacettepe University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Periferal nöropatili hastalarda lumbal stabilizasyon egzersizleri ve konnektif doku masajının nöropatik ağrı, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine etkilerin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; nöropatik ağrılı hastalarda ağrı şiddeti, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine lumbal stabilizasyon egzersizleri ve konnektif doku masajının etkinliğini kontrol grubu ile karşılaştırarak araştırmaktı. Çalışmaya ince lif nöropati tanılı, nöropatik ağrısı bulunan 22 olgu dâhil edildi. Birinci grup (n=8) lumbal stabilizasyon egzersizleri, ikinci grup (n=8) konnektif doku masajı (KDM) ve üçüncü grup (n=6) sadece medikal tedavi uygulanan kontrol grubu olarak belirlendi. Olgular, 6 hafta haftada 2 gün tedavi programına alındı. Tedavi öncesi ve sonrası, ağrı şiddeti (sayısal değerlendirme ölçeği), ağrı niteliği (Nöropatik Ağrı Ölçeği (NAÖ)), fonksiyonel kapasite (Kısa Ağrı Envanteri (KAE)) ve yaşam kalitesi (Nöropatik Ağrının Yaşam Kalitesi Üzerindeki Etkisi Anketi) değerlendirildi. Egzersiz ve KDM gruplarında, tedavi sonrası "ortalama ve en şiddetli ağrı" şiddetinde azalma anlamlı iken (p<0.05), kontrol grubu ile karşılaştırıldığında "en şiddetli ağrı" şiddetinde azalma anlamlıydı (p<0.05). Olguların NAÖ sonuçlarında tedavi sonrasında egzersiz grubunda 'keskin ve monoton', KDM grubunda 'keskin ve yanıcı' parametrelerinde iyileşme görüldü (p<0.05). Gruplar arasında 'şiddet' parametresinde kontrol grubuna kıyasla egzersiz ve KDM grupları lehine fark görüldü (p<0.05). KAE sonuçlarında tedavi sonrası egzersiz grubunda 'yürüme ve hayattan zevk alma', KDM grubunda 'ruh hali ve insan ilişkileri' parametrelerinde ağrının olumsuz etkisi azaldı (p<0.05). Sadece egzersiz grubunda tedavi sonrası yaşam kalitesi düzeyinde artış görüldü (p<0.05). Gruplar arasında KAE ve yaşam kalitesi düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak, bu tedavilerin nöropatik ağrılı kişilerde medikal tedaviyi destekleyen bir yaklaşım olarak klinikte ağrı şiddetini azaltmada etkili bir tedavi seçeneği olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.

AğrıBağ dokuEgzersiz+6
Burcu Şahin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sıçan nöropatik ağrı modelinde nöroinflamasyonda aracı süreçler

Nöropatik ağrı günümüzde toplumda giderek sıklığı artan önemli bir sağlık sorunu olarak görülmektedir. Nöropatik ağrı ile ilgilenen araştırmacılar nöropatik ağrı patofizyolojisinde inflamatuvar ve immun süreçlerin çok önemli olduğunu kabul etmektedirler. Son yıllarda yapılan çalışmalar glia hücre aktivasyonu ve nöroglial etkileşimler üzerinde odaklanmış durumdadır. Sinir hasarını takiben glia hücreleri, belirli şekillerde aktive olarak nöroinflamasyonun başlangıç ve idamesinde görev almaktadırlar. Bu aktivasyon basamaklarının aydınlatılması nöropatik ağrının patofizyolojisi anlama ve tedavisi için hedef saptamada çok önemlidir. Bu çalışmada sıçanda siyatik sinir ligasyon modelinde (SNL) glial hücre aktivasyon basamaklarının belirli belirteçler üzerinden zamana karşı nasıl bir seyir izlediğini göstermeyi amaçladık. Çalışmada kullanılan dişi ve erkek sıçanların anestezi altında tek taraflı (sağ) siyatik sinirleri açığa çıkarılarak 4.0 ipek ile sinir etrafına epinöral dolaşımı bozmamaya dikkat edecek şekilde 1 mm aralıklar ile 3 tane düğüm atılarak nöropatik ağrı modeli oluşturuldu. Operasyon sonrası 2, 7, 14, 21 ve 29. günlerde dinamik plantar esteziometre, plantar test ve analjezimetre ile ağrı eşikleri ölçülerek sırasıyla taktil allodini, termal ve mekanik hiperaljezi değerlendirildi. Deney sonlanma noktalarında hayvanlar grup olarak sakrifiye edilerek omurilik lomber bölümü çıkartıldı, total protein elde edildikten sonra sodyum dodezil sülfat poliakrilamid jel elektroforez (SDS-PAGE) sonrasında Western blotting tekniğiyle sinyal transdüseri ve transkripsiyon aktivatörü 3 (STAT3), fosforile STAT3 ve glial fibriler asidik protein (GFAP) protein ekspresyonları değerlendirildi. Nöropatik ağrılı sıçanlar kilo kaybetmedi, hatta 14, 21 ve 29. günlerde kontrol sıçanlardakine benzer şekilde kilo aldı. Siyatik sinir bağlandıktan sonraki 2, 7, 14 ve 21. günlerdeki üç farklı ağrı testinde ağrı eşiklerinde anlamlı düşüşler saptandı. Ağrı eşiğinde düşmeye eşzamanlı olarak 2. ve 14. günlerde belirgin bir şekilde omurilikte GFAP protein ekspresyonunda artış eşlik etti. Omurilikte STAT3 veya fosforile STAT3 protein ekspresyonunda herhangi bir zaman diliminde istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç olarak erişkin sıçanlarda cerrahi ipek kullanılarak oluşturulan siyatik sinir ligasyon modelinde 2. günden itibaren taktil allodini, termal ve mekanik hiperaljezi gelişmekte, taktil allodini 14 gün sürerken termal ve mekanik hiperaljezi 21. güne kadar devam etmektedir ve 29. günde tam iyileşme olmaktadır. Klasik SNL modelinden beklenen kilo kaybı ve ototominin olmaması, ağrı eşiğindeki düşmenin ve omurilikte GFAP protein ekspresyonundaki artışın erken geri dönmesi ve STAT3 ve fosforile STAT3 ekspresyonunda değişiklik saptanmaması siyatik sinire ipek düğüm atılarak oluşturduğumuz modelde nöroinflamasyonun daha hafif seyrettiğini ve bu modelde ek araştırma yapılması gerektiğini düşündürmektedir. Glial aktivasyondaki farklı yolakların veya aracı mekanizmaların da [örneğin glial biyobelirteç iyonize kalsiyum bağlanma adaptör protein-1 (İBA-1), p-38 ve fosforile p-38 gibi mitojenle etkinleşen protein kinazlar (MAP kinazlar), tümör nekroz faktör alfa (TNF-α) ve interlökin 1 beta (IL-1β) gibi sitokinler] omurilik düzeyinde araştırılması önerilmektedir.

AllodiniAğrıHiperestezi+4
Recep Selim Şentürk
Ege University
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Adiposit türevli kök hücre uygulamasının streptozotosin ile indüklenmiş diyabetik nöropati üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Diabetes mellitus' un en yaygın görülen dejeneratif komplikasyonu, diyabetik nöropati (DN)' dir. Periferik sinir hasarı sonucu oluşan DN, ayaklarda ve ellerde uyuşukluk, halsizlik, şiddetli ağrı ve ülserasyonlara neden olur. Günümüzde DN, yüksek morbitide oranı ve artan prevalans değerleri ile önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Bilinen yaygınlığına rağmen DN' de kullanılan tek etkili tedavi kan glukoz kontrolü ve ağrı yönetimidir. Çalışmamızın amacı, adipoz türevli kök hücre (AT-KH) uygulamasının, DN' de siyatik sinirler üzerindeki etkisini, elektromiyografik (EMG), histokimyal ve immünofloresan analizler ile incelemekti. Toplam 27 BALB / c fare; kontrol grubu, DM (Diyabet + Serum fizyolojik tedavi) grubu ve AT-KH (Diyabet + ADSC tedavisi) grubu olmak üzere 3'e ayrıldı. EMG' de, siyatik sinir bileşik kas aksiyon potansiyeli (BKAP) amplitüdü, diyabet grubunda kontrol grubuna göre daha düşük iken, distal latans daha yüksekti. BKAP amplitüdü, diyabet grubuna göre, AT-KH grubu siyatik sinirinde daha yüksekti. Distal latans ise diyabet grubuna göre, AT-KH grubu siyatik sinirinde daha düşüktü. Diyabetik farelerin siyatik sinir ışık mikroskobu bulgularında, aksonal atrofi, endonöryal ödem, polimorfik nükleer lökosit (PMNL) infiltrasyonu, aksonal miyelinlerin vakuolizasyonu ve lamellar ayrılmalar (miyelin yıkımları) saptandı. Adipoz türevli kök hücre tedavisi uygulanan hayvan dokularının histolojik incelemelerinde, miyelinli ve miyelinsiz fibrillerin mikroskobik morfolojilerinin önemli oranda iyileştiği, PMNL infiltrasyonu ve demiyelinizasyonun ise ciddi anlamda azaldığı gözlendi. Aksonal dejenerasyona rastlanmadı. Miyelinlerde ki lameller ayrışma daha az belirgindi. Floresans mikroskobu incelemeleri, kas içine transplante edilmiş AT-KH' lerin, seçilimli olarak siyatik sinirlerde lokalize olduğunu gösterdi. AT-KH transplantasyonu, siyatik sinirlerde diyabetle bozulan S100, cdk2, NGF, DHH ve VEGF protein ekspresyonunu arttırdı. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında VEGF seviyelerinde önemli değişiklikler gözlenmedi. Bu çalışmada bulgularımız, transplante edilen ATKH' lerin; schwann hücreleri üzerindeki sinyal düzenleyici etkileri, nörotrofik davranışları ve miyelinizasyonu restore edebilme yetenekleri ile DN' yi iyileştirdiğini önermektedir.

Adipoz dokuDiabetes mellitusDiabetik nöropatiler+6
Gürkan Yiğittürk
Ege University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut herpes zoster geçiren diabetes mellitus'lu hastalarda immünolojik belirteç seviyelerinin postherpetik nevralji gelişimindeki etkisi

Amaç: Nöropatik ağrı somatosensöriyel sistemin bir lezyonu veya hastalığından kaynaklanan bir ağrıdır ve patogenezi halen net olarak ortaya konulamamıştır. Tüm dünyada yapılan son çalışmalar immünolojik mekanizmaların etkin rol oynadığını düşündürmektedir. Bu çalışmada Akut Herpes Zoster (AHZ) geçirmekte olan hastalarda, bir nöropatik ağrı sebebi olan Postherpetik Nevralji (PHN)' ye ilerlemesinde immün mekanizmaların rolü ve Diyabetes Mellitus' un immün belirteçler üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Yöntem: Akut Herpes Zoster sonrası nöropatik ağrısı olan 20 hasta çalışmaya alındı. Diyabetes mellitusu olan 10 hasta grup I ve diyabetes mellitusu olmayan 10 hasta grup II olarak iki gruba ayrıldı. İlk başvuru anında hemogram, C- Reaktif Protein (CRP), sedimentasyon (ESR), hemoglobin A1c, kan glukozu ölçümleri çalışıldı. Aynı kan örneklerinden, immünolojik belirteç seviyeleri çalışıldı. Hastalar düzenli aralıklarla kontrollere çağırılarak 3. aydaki kontrol muayenesinde alınan kan örneklerinde kontrol kan değerleri ve immünolojik belirteç seviyeleri çalışıldı.Hastaların ağrı şiddetini ölçmek için nümerik derecelendirme skalası (NRS), ağrının uykuya etkisini ölçmek için uyku interferans skorlaması (SIS) ve nöropatik ağrının değerlendirilmesinde DN4 ağrı skorlaması kullanıldı. Çalışmamızda nöropatik ağrının oluşumunda ve kronikleşmesinde immünolojik mekanizmaların rolünü değerlendirmek amacıyla literatüre uygun olarak, CD3+, CD4+, CD8+, T regülatuar (Foxp3), NK (defektif, sitotoksik ve regulatuar subünitleri) NK CD56 (bright ve dim subünitleri) ve NK CD57 hücre düzeyleri çalışıldı. Bulgular: Çalışmamıza alınan grup I ve II deki hastaların demografik özellikleri benzerdi. Rutin laboratuvar tetkikleri arasında grup II' deki hastaların tedaviyle crp ve sedimentasyon (ESR) değerleri anlamlı olarak azalırken; diyabetik grupta anlamlı değişim olmadı. İmmünolojik belirteçlere bakıldığında ise grup I ve II' deki hastaların değerleri kıyaslandığında NK defektif subset başlangıç anında ve tedavi sonunda çalışılan değerler istatistiksel olarak farklıydı. Grup içinde başlangıç ve 3.aydaki immün belirteç değişimlerine bakıldığında ise; diyabetik grupta CD3+, CD4+, CD8+ değerleri tedaviyle anlamlı olarak azalırken, diyabetik olmayan grupta NK hücre alt grupları olan defektif subset ve regülatuar subset değerleri anlamlı olarak azaldı. Bunun dışındaki grup I ve II deki diğer immünolojik marker seviyelerin değişimi istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuç: Çalışmamızda diyabetes mellitus varlığının, zona ağrısının kronikleşerek postherpetik nevraljiye dönüşmesinde ve sitokinler üzerinde etkisinin gösterilmesi hedeflenmiştir. Diyabetes mellitus varlığından bağımsız olarak hastalığın erken döneminde uygun tedavi başlanan hastalarda ağrının kronikleşmesinin önüne geçilebilir. Postherpetik Nevralji gelişen hastalarda diyabetes melltiusun immün belirteçler üzerindeki etkisinin araştırılması için daha geniş çaplı randomize prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Ayrıca AHZ' ye bağlı nöropatik ağrı semptomlarının kontrol altına alınmasında kullanılan gabapentinoid türü adjuvan ajanların sitokin düzeyleri üzerine inhibisyon yapma olasılığı da göz önünde bulundurulmalı ve sağlıklı kontrol grubunu da içeren geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Postherpetik Nevralji, Nöropatik ağrı, sitokinler, diyabetes mellitus

AğrıBiyobelirteçlerDiabetes mellitus+4
Numan Demiralp
Necmettin Erbakan University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kolorektal kanserli hastalarda el-ayak egzersizlerinin platin bazlı tedaviye bağlı periferal nöropati ilişkili ağrı şiddeti, düşmeler ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Randomize kontrollü deneysel tasarımda yürütülmüş olan bu araştırmanın amacı, kolorektal kanserli hastalarda el-ayak egzersizlerinin platin bazlı tedaviye bağlı periferal nöropati ilişkili ağrı şiddeti, düşmeler ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin belirlenmesidir. Araştırma Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Ayaktan Kemoterapi Ünitesinde 25 Nisan-31 Aralık 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Örneklemdeki 39 hasta, tabaklı randomizasyonla 19 müdahale ve 20 kontrol olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Araştırmanın ilk görüşmeden sonraki ilk haftası itibariyle 8 hafta boyunca müdahale grubundaki hastalara el-ayak egzersizleri programı dahilinde evde haftada 3 gün günde 3 seans el ve ayak egzersizi hareketleri uygulatılmıştır. Kontrol grubundaki hastalara ise rutin tedavi ve bakım dışında herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Araştırmada ağrı şiddetini ölçmek için Numerik Ağrı Skalası, hastaların düşme durumunu takip etmek için Düşme Durumu İzlem Formu, kemoterapiye bağlı periferal nöropati belirtileri varlığı, belirtilerin özellikleri, yaşanma sıklığı, şiddeti ve yarattığı duygusal sıkıntı ile aktiviteleri etkileme durumunun değerlendirilmesi için CIPNAT Ölçeği ve yaşam kalitesini değerlendirmek için EORTC QLQ-C30 Ölçeği ile EORTC QLQ-CR29 Ölçeği birlikte kullanılmıştır. Araştırmanın verileri ilk görüşme, 2. , 4. , 6. ve 8. haftalarda yapılan görüşmelerde toplanmıştır. Araştırmada, gruplar arasında ağrı açısından; 4. , 6. ve 8. haftalarda yapılan görüşmelerde Numerik Ağrı Skalasına verilen puan ortalamalarının müdahale grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Araştırmada gruplar arasında düşmeler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Araştırmada sekiz hafta boyunca uygulanan el-ayak egzersizleri programının müdahale grubunda kontrol grubuna göre 8. haftada semptom varlığı alt boyutu haricinde CIPNAT Ölçeği tüm alt boyutları puan ortalamalarının anlamlı derece daha düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05). Araştırmada, gruplar arasında yaşam kalitesi açısından, 8. haftanın sonunda müdahale grubunda, genel kanser yaşam kalitesini değerlendiren EORTC QLQ-C30 ölçeğinin alt boyutlarından fonksiyonel durumun, semptom skalasının, genel iyilik halinin puan ortalamalarının kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu (p<0,05) ve kolorektal kanserli hastalarda yaşam kalitesini değerlendiren EORTC QLQ-CR29 ölçeği alt boyutlarından üriner sistem memnuniyeti ve toplam ölçek puanı puan ortalamalarının müdahale grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, platin bazlı tedavi alan kolorektal kanserli hastalarda kemoterapiye bağlı periferal nöropati ilişkili belirtileri iyileştirmek, ağrı şiddetini azaltmak ve genel kanser yaşam kalitesini iyileştirmek için el-ayak egzersizleri programının kullanımı önerilir.

AğrıAğrı-postoperatifDüşme+7
İlayda Eroğlu
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Fibromiyalji sendromlu obez ve normal kilolu kadın hastalarda nöropatik ağrı değerlendirmelerinin karşılaştırılması

Giriş ve amaç: Fibromiyalji sendromu etiopatogenezi net anlaşılamamış, yaygın ağrı, uyku bozukluğu, yorgunluk ve beraberinde birçok somatik semptomun eşlik ettiği kronik bir hastalıktır. Fibromiyalji sendromunun kadınlarda daha sık görüldüğü ve obezitenin sıklıkla eşlik ettiği bilinmektedir. Nöropatik ağrı somatosensorial sistemi etkileyen bir lezyon veya disfonksiyon sonucu oluşan ağrı olarak tanımlanmıştır. Nöropatik ağrı patogenezindeki mekanizmaların fibromiyalji sendromu patogenezi ile örtüşen yanlarının olması ve tedavide benzer ilaçların etkili oluşu fibromiyalji sendromundaki ağrının nöropatik ağrı olduğu görüşünü kuvvetlendirmiştir. Obezitede varolan inflamasyon ve yağ dokudan salınan adipokinlerin obez kişilerde nöropatik ağrıyı arttırabileceği de gösterilmiştir. Bu çalışmada fibromiyalji sendromlu kadın hastalarda hem nöropatik ağrı değerlendirmelerini yapmak, hem de obezitenin nöropatik ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Materyal ve metod: Çalışmamıza Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran 40 normal kilolu ve 40 obez olmak üzere toplam 80 fibromiyalji sendromlu kadın hasta dahil edildi. Hastalar ACR 1990 sınıflama ve 2010 tanı kriterlerinin her ikisini birden karşılamaktaydı. Hastalara VAS ağrı ölçeği, LANSS(Leeds Asseessment of Neuropathic Symptoms and Signs) ve DN4(Douleur Neuropathique 4 Questions) nöropatik ağrı ölçeği ve FIQ(Fibromyalgia Impact Questionnaire) yaşam kalitesi ölçeği uygulandı. Bulgular: İki grup arasında demografik olarak anlamlı farklılık yoktu. Toplam 80 fibromiyalji sendromlu kadın hastada LANSS skalasına göre %56,3 DN4 sklasına göre %78,7 olarak oldukça yüksek oranlarda nöropatik ağrı tespit edildi. Bakılan ölçeklerde LANSS nöropatik ağrı değerlendirmesine göre normal kilolu grupta %42,5 obez grupta %70 olmak üzere obez grupta nöropatik ağrı anlamlı olarak daha yüksek bulundu. LANSS skalasına göre ortalama değer normal kilolu grupta 11,7±5,8 obez grupta 14,7±5,8 şeklinde olup yine obez grupta anlamlı olarak daha yüksekti. FIQ yaşam kalitesi değerlendirmesinde iki grup arasında anlamlı fark görülmedi. Sonuç: Fibromiyalji sendromlu kadın hastalarda nöropatik ağrı oranları oldukça yüksek bulundu. Nöropatik ağrı oranlarının obez grupta anlamlı olarak yüksek bulunması, obez fibromiyali sendromlu kadın hastalarda nöropatik ağrı açısından daha dikkatli olunması gerekebileceğini düşündürmüştür.

AğrıFibromiyaljiKadınlar+3
Meltem Yener Mankır
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sıçanlarda metotreksat kullanımının neden olduğu sinir sistemi dejenerasyonuna agmatinin etkisi

Amaç: Kemoterapötik tedavinin yaygın yan etkilerinden biri merkezi sinir sistemi nörotoksisitesini ve periferal nöropatiyi içeren nörodejenerasyondur. Bu çalışmada kemoterapötik bir ajan olan Metotreksat (MTX) ile oluşturulan nörotoksisite ve periferal nöropatide Agmatinin (AgM) terapötik etkinliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Wistar albino cinsi erkek sıçanlardan kontrol, MTX, AgM ve MTX-AgM (n=10) olmak üzere 4 deney grubu oluşturulmuştur. MTX gruplarına, 3 hafta boyunca, haftada 1 kez 37,5 mg/kg MTX intraperitonal (i.p) enjeksiyonu uygulanarak kimyasal nöropati modeli oluşturulmuştur. Sonrasında, tedavi gruplarına 1 hafta boyunca, günde 2 doz 40 mg/kg AgM (i.p) uygulanmıştır. Deney süresince siyatik fonksiyonel indeks (SFI), açık alan (OF) nosiseptif testleri; AgM uygulamasının bitimiyle su labirenti ve rotarod davranış testleri uygulanmıştır. Siyatik sinirden gerçekleştirilen elektrofizyolojik ölçümlerden sonra denekler sakrifiye edilerek siyatik sinir ve omurilik dokuları alınmıştır. Dokulardaki bazı apoptotik ve mitofajik yolak proteinlerinin ekspresyon seviyeleriyle ve histopatolojik değişimler belirlenmiştir. Bulgular: MTX uygulamasının, siyatik sinir dokusunda akson çapını, miyelin kılıf kalınlığını, miyelinli sinir lif çapını azaltığı; dolayısıyla nosiseptif ağrı algısında, sinir ileti hızında ve SFI skorunda düşüşe neden olduğu gözlemlenmiştir. MTX uygulanan gruplarda AgM'in akson çapında, miyelinli kılıf kalınlığında, nosiseptif ağrı algısında, sinir ileti hızında ve SFI skorunda artış sağladığı gözlemlenmiştir. MTX uygulamasıyla azalan lokomotor aktivite, öğrenme ve hafıza becerilerinin AgM uygulamasıyla arttığı gözlemlenmiştir. MTX uygulamasının apoptotik yolakta anlamlı olmayan bir aktivite artışına ve mitofaji ile ilgili yolakta anlamlı bir değişime neden olmadığı görülürken; MTX-AgM uygulamasının apoptozu baskıladığı gözlemlenmiştir. Omurilik dokusu torakal bölgede MTX nedenli oluşan dejeneratif değişikliklerekarşı AgM'nin terapötik etki gösterdiği gözlemlenmiştir. Sonuç: AgM'in, MTX'la indüklenen nörodejenerasyonda umut vadeden bir terapötik etkinliği olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Metotreksat, Agmatin, Siyatik sinir, Omurilik, Periferal Nöropati, Nörodejenerasyon.

AgmatineHayvan deneyleriMetotreksat+6
Hatice Fulya Yılmaz
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sisplatin ile indüklenmiş in vitro periferik nöropati modelinde kuersetin ve düşük seviyeli lazer tedavisinin etkilerinin incelenmesi

Kemoterapi ile indüklenmiş periferik nöropati (KİPN), kemoterapötik ilaçların yan etkisiyle oluşmaktadır. Sisplatin sonucu oluşan nöron kayıplarını minimalize etmek için farmakolojik ajanlar ve fotobiyostimülatörler kemoterapi ile indüklenen periferik nöropati tedavisinde kullanılmaktadır. Ancak bu metotların etki mekanizması ve kullanım etkinlikleri net değildir, araştırılmaktadır. Bu tez çalışmasında, kuersetin ve düşük seviyeli lazer tedavisinin sisplatin ile indüklenmiş in vitro periferik nöropati modeli üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma için PC12 hücre hattı kullanılmıştır. Sisplatin ile periferik nöropati modeli oluşturulan hem farklılaştırılmış hem de farklılaştırılmamış PC12 hücrelerine, kuersetin ve düşük seviyeli lazer tedavi uygulanmıştır. Uygulama yapılan hücrelere hücre canlılığı, apoptoz, mitokondriyal membran potansiyeli, LDH, RT-PCR analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre sisplatinin hem farklılaştırılmamış hem de farklılaştırılmış PC12 hücrelerinde apoptoz, mitokondriyal membran potansiyelinde, LDH oranlarında artışa, hücre canlılığında, GAP-43 ve Synapsin I gen ekspresyonlarında azalmaya sebep olduğu bulunmuştur. Sisplatin ile indüklenen periferik nöropati modeli oluşturulan hem farklılaştırılmış hem de farklılaştırılmamış PC12 hücrelerine ayrı ayrı uygulanan kuersetin ve DSLT gruplarda ise apoptoz, mitokondriyal membran potansiyelinde, LDH oranlarında azalma, hücre canlılığında, GAP-43 ve Synapsin I gen ekspresyonlarında artışa neden olduğu belirlenmiştir. Ancak kombine tedavi (kuersetin ve DSLT) uygulanan gruplarda ise sisplatin uygulanan gruplar arasında istatiksel olarak bir fark görülmemiştir. Sisplatin ile indüklenen periferik nöropatide kuersetin ve düşük seviyeli lazer tedavisinin uygun dozları belirlenmiştir. Ancak kombine tedavinin etkinliği görülmemiştir. Gelecek çalışmalarda kombine tedavinin mekanizması araştırılacaktır.

KuersetinLazerlerNöropatiler+3
Simge Ünay
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Multiple miyelom hastalarımızda nöropatik ağrı sıklığıve kullanılan kemoterapötik ajanlarla ilişkisi

Amaç: Multiple miyelom (MM), immünoglobülin üreten plazma hücrelerinin monoklonal neoplastik proliferasyonu ile karakterize bir hastalıktır. Multiple Miyelom anemi, serum ve idrarda monoklonal protein varlığı, hiperkalsemi ve böbrek yetmezliği ile seyreder. Malignitelerin %1'ini ve hematolojik malignitelerin %10'unu oluşturur. Nöropatik ağrı somatosensoriyel sistemi etkileyen bir hastalık veya lezyon sonucu ortaya çıkan ağrıdır ve kanserli hastalarda sık görülür. Nöropatik ağrı geçmiş yıllarda daha çok hastalığın kendisiyle ilişkili iken günümüzde daha çok tedavi ile ilişkilidir. Multiple Miyelom hastalarında kemoterapiye bağlı gelişen nöropatik ağrı hastaların yaşam kalitesini düşürür, hastaların günlük aktivitelere katılımını kısıtlar. Bu çalışmada, MM hastalarımızda nöropatik ağrı sıklığının belirlemesi ve hastaların almakta oldukları kematerapötiklerle olan ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve yöntem: Multiple Miyelom tanısı ile takip edilen 50 hasta ile 50 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Her iki gruba da "LANSS", "DN-4" ve "Pain Detect" anketleri uygulandı. Elde edilen veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu arasında her üç anket için de puansal ortalamalarda farklılık saptandı (her biri için p=0,001). Anketler nöropatik ağrı varlığına göre karşılaştırıldığında; LANSS ve DN-4'e göre hastalarda daha fazla nöropatik ağrı varlığı tespit edildi (p=0,002, p=0,022). Pain detect'e göre hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel farklılık bulunmadı. Multiple Myelom hastaları aldıkları kemoterapi ajanlarına göre; VCD (Bortezomib- SiklofosfamidDeksametazon), VCD+RD (Revlimid- Deksametazon) ve diğer ilaçları alanlar olarak gruplandırıldı. Nöropatik ağrı anketleri bu üç grup arasında kıyaslandı, farklılık saptanmadı. Kök hücre nakli olan ve olmayan hastalarda nöropatik ağrı kıyaslaması yapıldığında iki grup arasında istatistiksel anlamda farklılık saptanmadı. Sonuç: Nöropatik ağrı, MM hastalarında kontrol grubuna göre daha sık görülmektedir. Hastaların almış oldukları kemoterapi ajanları ile nöropati sıklığı arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Yeni tedavi ajanlarının kullanılmasıyla sıklığı artan nöropatik ağrı, hastaların yaşam kalitesini etkilediği için önlem alınması gereken bir durumdur. Anahtar kelimeler: MM, Nöropatik Ağrı, LANSS, DN-4, Pain Detect

AğrıKemoterapötikMultipl miyelom+3
Turgay Kutlu
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Orak hücre hastalığı olan hastalarımızda nöropatik ağrı sıklığının ve klinik/laboratuvar bulgularla ilişkisinin araştırılması

Amaç: Orak hücre hastalığı (OHH) dünyada en sık görülen herediter hemoglobin hastalığı olup bu hastalıkta vazooklüzyona bağlı ağrılar olmaktadır. Bu ağrıların etyolojisinde çoğunlukla vazooklüzyon olmakla birlikte bazılarında nöropatik ağrının (NPA) da eşlik ettiği düşünülmektedir. Nöropatik ağrı birçok ölçek kullanılarak tespit edilebilmektedir. LANSS (Leeds Assessment of Neuropathic Symptoms and Signs), DN-4(Douleur Neuropathique 4 questions) ve Pain Detect (PDQ) en sık kullanılan ölçeklerdir. Çalışmamızın amacı , bu 3 ölçeği kullanarak kliniğimizde takip edilen OHH olan hastalarımızda NPA sıklığını saptamak ve hastalarımızın klinik ve laboratuvar bulgularıyla ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Orak hücreli hastalığı ile takip edilen 56 hasta ile 56 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Her iki gruba da LANSS, DN-4 ve Pain Detect ölçekleri uygulandı. Elde edilen veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında her 3 ölçek için de puansal ortalamalarda hastalarda daha yüksek olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (her biri için; p=0,000). Ölçekler NPA'nın varlığına göre kıyaslandığında; aynı şekilde hastalarda kontrol grubuna göre anlamlı şekilde NPA varlığı tespit edildi (her biri için p=0,000). Nöropatik ağrısı olan orak hücre hastaları kendi içinde değerlendirildiğinde; kadınlar, ek hastalığı olanlar, hidroksiüre (HU) kullananlar , folik asit (FA) kulanmayanlar, yıllık kriz sayısı 3'ün altında olanlar ve CRP düzeyi 5'in altında olan hasta gruplarında daha sık nöropatik ağrı olduğu görüldü. Ancak bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç: Hasta ile kontrol grubu karşılaştırıldığında hastalarda NPA'nın daha yüksek oranda görüldüğü tespit edilmiştir. Ancak Orak hücre hastaları kendi aralarında klinik ve laboratuvar verileriyle kıyaslandığında NPA yönünden anlamlı fark gözlenmemiştir. Anahtar kelimeler: Orak Hücre Hastalığı, Nöropatik Ağrı, LANSS, DN-4, Pain Detect

Anemi-orak hücreliAğrıBelirti ve semptomlar+2
Ayşe Gövce
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Viral hepatitli hastalar ile nöropatik ağrı arasındaki ilişkinin araştırılması

Amaç: Ülkemizde kronik karaciğer hastalığının en sık nedeni hepatit B virüs (HBV) ve HCV enfeksiyonlarına bağlı kronik viral hepatitlerdir. Viral hepatitler akut-kronik viral hepatit, siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanserine sebebiyet vererek morbidite ve ölüme neden olabilirler. Nöropatik ağrı sinir sisteminin birincil lezyonu, disfonksiyonu veya işleyişinin süresiz bozulmasından kaynaklanan ağrıdır. Toplumda sık görülmesine rağmen nöropatik ağrı tanısı sıklıkla atlanabilmektedir. Bu çalışmanın amacı viral hepatitli hastalarda nöropatik ağrı sıklığını belirlemektir. Gereç ve yöntem HBV tanısı ile gastroenteroloji polikliniğinde ilaçsız takip edilen ve sağlıklı gönüllülerden oluşan iki grup çalışmaya alındı. Her iki gruba da "LANSS", "DN-4" , "PAİN DETECT" anketleri onam formları alınarak uygulandı. Elde edilen veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: HBV tanısı ile ilaçsız takip edilen 27 hasta ile 27 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Lanns ölçeğine göre hasta grubunun %22,2'sinde(n=6), kontrol grubunun ise %3,7'sinde(n=1) nöropatik ağrı bulunmaktaydı. Lanns ölçeğine göre hasta grubunda nöropatik ağrı varlığı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha fazlaydı (p=0,043). Benzer bir şekilde Douleur ölçeğine göre de hasta grubunun %29,6'sında(n=8) kontrol grubunun ise %3,7'sinde(n=1) nöropatik ağrı bulunduğu ve aralarında anlamlı bir farklılık bulunduğu tespit edildi (p=0,013). Pain detect ölçeğine göre ise nöropatik ağrı açısından pozitif olanların oranı, kontrol grubuna %3,7(n=1) göre hasta grubunda %18,5(n=5) daha fazla olsa da aralarından anlamlı bir ilişki görülmedi (p=0,106). Sonuç: Nöropatik ağrı, HBV tanılı hastalarda kontrol grubuna göre daha sık görülmektedir. DN-4, LANSS ve PAİN DETECT skalaları HBV tanılı hastalarda nöropatik ağrı komponentlerini hekime göstermede yardımcı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: HBV, Nöropatik ağrı, DN-4, LANSS, PAİN DETECT

AğrıHepatitHepatit B virüsü+4
Seyhan Erol
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Non-steroid anti-inflamatuar ilaç enjeksiyonu sonrası siyatik sinir hasarı

Amaç: Çalışmadaki amacımız non-steroid anti-inflamatuar analjezik olan diklofenak sodyumun siyatik sinir hasarı sonrasında total antioksidan status (TAS), total oksidanstatus (TOS) ve Oksidatif Stres İndeksi (OSİ) değerlerini araştırmak, siyatik sinir üzerindeki histopatolojik değişiklikleri incelemek ve alınabilecek sonuçlar ile tedavide önemli değişiklikler yapmaya olanak sağlamaktır. Yöntemler: Hayvanların ortama adaptasyonları için 1 hafta öncesinden deney ortamına yerleştirilmeleri, isteğe göre musluk suyu verilerek, 12 saat aydınlık ve 12 saat karanlıkta, yaklaşık %55 nemli ortamda 20-22 santigrad derecede standart rat yemi ile beslenmeleri sağlandı. Çalışma kontrol, sham, travma, izotonik sıvı ve diklofenak sodyum olarak 5 ana gruba ayrıldı. Sham, travma, izotonik sıvı ve diklofenak sodyum grupları 1. gün, 3. gün, 7. gün ve 14. gün olmak üzere dört alt gruba ayrıldı. Oluşabilecek fireler istatistiksel anlamlılık göz önünde bulundurularak her grup 7 rattan oluşturuldu. Kontrol grubu hariç her alt gruba prone pozisyonunda sağ taraftan povidon iyot ile antisepti sonrası osfemoralis'in hemen altından lineer insizyon ile cilt, cilt altı geçildi ve biseps femoralis künt diseksiyonu sonrasında siyatik sinire ulaşıldı. Sham gruplarına sadece cerrahi işlem yapıldı.Travma gruplarına sadece enjeksiyon hasarı yapıldı. İzotonik sıvı gruplarına siyatik sinire 0,5ml izotonik sıvı enjeksiyonu yapıldı. Diklofenak gruplarına siyatik sinire 2mg/kg/0,5ml diklofenak sodyum enjeksiyonu yapıldı. Tüm alt gruplar 1.gün, 3.gün, 7.gün ve 14.günde denekler sakrifiye edilerek kan ve sinir dokusu örneği alındı. Her gruptaki denekler günlük olarak Tarlow skalasına göre nörolojik muayene ile değerlendirildi. Sakrifikasyon için Xylasine (30mg/kg) ve ketamin hidroklorür (200mg/kg) intraperitoneal yolla kullanıldı. Bulgular: Kontrol, sham, travma, izotonik ve diklofenak grupkarı arasında biyokimyasal olarak TAS, TOS, Osi ölçümlerinde ve histopatolojik inceleme ile immün boyama bulgularında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Sonuç: çalışmamızda diklofenak sodyumun nöral hasarda patohistolojik ve biyokimyasal değişikliklere ve fonksiyon kayıplara sebep olduğu tespit edilmiştir. Enjeksiyon sonrası gelişen nöropati riskini azaltmak için mümkün olduğu kadar İ.m ilaç uygulamalarından çok diğer ilaç uygulamalarının tercih edilmesi ve zorunlu ise ventrogluteal bölgenin tercih edilmesi önemlidir. Ayrıca ilaç uygulamasını yapan yardımcı sağlık çalışanın bu konuda eğitilmesi ve kişisel anatomik varyasyonların da göz önünde bulundurulması gerekmektedir Anahtar kelimeler: Enjeksiyon nöropatisi, diklofenak sodum, siyatik sinir

Antiinflamatuar ajanlar-nonsteroidDiklofenak sodyumEnjeksiyonlar+3
Ali Maksut Aykut
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Valnoktamid; Nöropatik ağrının hafifletilmesi üzerine etkinliği ve olası mekanizmaları

Antidepresanlar ve antikonvülzanlar, nöropatik ağrının tedavisinde ilk sırada yer almaktadır. Valproik asidin amid türevi olan valnoktamid, ağrı tedavisinde kullanılma potansiyeli olduğu öngörülen antikonvülzanlardan biridir. Yapılan çalışmalarla anti-allodinik etkinliği kanıtlanan bu ilacın olası antihiperaljezik etkinliği ve etki mekanizmaları henüz aydınlatılmamıştır. Planlanan bu tez çalışmasında; 40, 70 ve 100 mg/kg (i.p.) valnoktamidin sıçanlarda kronik konstriksiyon sinir hasarı ile indüklenen nöropatik ağrı modelinde, dinamik plantar test ve plantar test (Hargreaves metodu) yöntemleri kullanılarak olası anti-allodinik ve antihiperaljezik etkinliğin değerlendirilmesi ve bu etkinliklere sırasıyla serotonerjik, noradrenerjik, opioiderjik ve GABAerjik sistemlerin olası katkılarının 1 mg/kg (i.p.) ketanserin, yohimbin, nalokson ve 0.5 mg/kg (i.p.) bikukulin kullanılarak aydınlatılması amaçlanmıştır. 70 ve 100 mg/kg valnoktamid, nöropati ile birlikte düşen mekanik ve termal eşikleri anlamlı şekilde (P<0.01, P<0.001) yükselterek sırasıyla anti-allodinik ve anti-hiperaljezik etkinlik göstermiştir. Anti-allodinik etkinliğe serotonerjik, noradrenerjik ve opioiderjik sistemin katkısının sınırlı, GABAerjik sisteminkinin ise anlamlı (P<0.001) olduğu görülürken anti-hiperaljezik etkinliğe opioiderjik ve GABAerjik sistemin kısmen, serotonerjik ve noradrenerjik sistemin ise anlamlı (P<0.01, P<0.05) bir katkı sağladığı belirlenmiştir. Bu sonuçlara dayanarak ve VCD'nin yan etki profilinin de düşük olduğu göz önünde bulundurularak VCD'nin nöropatik ağrının hafifletilmesinde tek başına veya diğer etkili tedavilerle kombine olarak kullanılabilecek potansiyel bir ajan olduğunu söylenebilir.

AntikonvülsanlarAğrıNöropatiler+4
Dilara Nemutlu
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karpal tünel sendromu hastalarında retinaculum musculorum fleksorumun myofascial olarak gevşetilmesi, median sinir mobilizasyonu ve tendon gliding egzersizlerinin kinesio taping bantlama tekniğiyle karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS), n. medianus'un karpal tünel içerisinde sıkışmasıyla oluşan ve en sık görülen tuzak nöropatidir. Bu çalışmada amacımız; KTS'li hastaların tedavisinde, fizik tedavide kullanılan kinesio taping bantlama tekniğinin ne kadar etkin olduğunu saptamak ve kinesio taping bantlama tekniğiyle retinaculum musculorum flexorum'un myofascial gevşetilmesi, n. medianus mobilizasyonu ve tendon gliding egzersizlerinin üçünün birlikte yapıldığı tedavi programının etkinliğini karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Gönüllü KTS'li 40 bayan hasta, iki gruba ayrıldı. Hastaların ilk grubuna 4 hafta boyunca haftada 5 gün retinaculum musculorum flexorum'un myofascial olarak gevşetilmesi, n. medianus mobilizasyonu ve tendon gliding egzersizleri; ikinci gruba pazartesi- perşembe günleri 4 hafta boyunca haftada 2 defa karpal tünel sendromu için uygulanan kinesio taping bantlama tekniği uygulandı. Her bir hasta tedavi öncesi ve sonrası Boston Semptom Şiddeti Skalası ve Boston Fonksiyonel Kapasite Skalası ile değerlendirilip, her grubun tedavisinin kendi içinde etkinliğinin ve iki grubun tedavi etkinliğinin birbiriyle karşılaştırılması yapıldı.Bulgular: Her iki grupta da tedavi öncesi ve sonrası Boston Semptom Şiddeti Skalası ve Boston Fonksiyonel Kapasite Skalası değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmıştır. Egzersiz grubu ve bantlama grubu Boston Semptom Şiddeti Skalası'nda tedavi öncesi ve sonrası arasındaki fark karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, Boston Fonksiyonel Kapasite Skalası'nda iki grup arasında anlamlı bir fark tespit edildi.Sonuç: Her iki grupta da KTS semptomları açısından olumlu etkiler sağlandığı tespit edilmiş, gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır. KTS fonksiyonları açısından değerlendirildiğinde egzersiz grubu bantlama grubundan daha etkin çıkmıştır.Anahtar Sözcükler: Karpal tünel sendromu, n. medianus mobilizasyonu, sinir mobilizasyon egzersizleri, tendon gliding egzersizleri, kinesio taping bantlama tekniği.

Egzersiz tedavisiFizik tedaviKarpal tünel sendromu+4
Mine Arğalı
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemoterapi alan kanser hastalarında nöropatik ağrının, yaşam kalitesi üzerine etkisinin ve nöropatik ağrıya yönelik uygulamaların belirlenmesi

Kemoterapi semptomlarından nörotoksisiteye bağlı olarak nöropatik ağrı gelişebilmekte ve hastaların yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkiye neden olabilmektedir. Hastalar ağrı ile başedebilmek için yöntemler kullabilmektedir. Bu araştırmada; kemoterapi alan kanser hastalarında nöropatik ağrının ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi ve nöropatik ağrı için uygulanan baş etme yöntemlerinin saptanması amaçlanmıştır. Araştırma, İstanbul'da bir vakıf üniversitesi hastanesinin günübirlik kemoterapi servisi ve yataklı onkoloji-hematoloji kliniği ile bir kamu hastanesinin günübirlik kemoterapi servisinde 04.2019-10.2020 tarihleri arasında kemoterapi ilişkili nöropatik ağrısı olduğu saptanan 100 hastanın katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Kemoterapi ilişkili periferal nöropati veri toplama formu, Görsel Analog Skala (VAS), Nöropatik Ağrı Skalası (S-LANSS) ve Nöropatik Ağrının Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi Anketi (NePIQoL) ile toplanan veriler, SPSS 25.0 programında tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) ve Student T testi, One Way ANOVA testi, Kruskall Wallis testi, Mann Whitney testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılarak %95 güven aralığında ve p<0.01 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmanın etik kurul onayı alınmıştır. Yaş ortalamasının 56,73±11,227 olduğu ve en fazla oranla 61 yaş ve üzeri (%42) olanların, kadınların (%62), evli olanların (%83) ve ilkokul mezunlarının (%46) olduğu çalışmada, hastaların %94'ünün tedavi ve yan etkileri hakkında bilgi almış olduğu, %74'ünün ağrının hastalık kaynaklı olduğunu düşündükleri, %45'inin nöropatik ağrıya yönelik baş etme yöntemi uyguladıkları saptanmıştır. Hastalardan 50 yaş ve altında olan grubun ağrı şiddetinin 61 yaş ve üzeri olan gruba göre yüksek olması, kadınların ağrı şiddetinin erkeklere göre yüksek olması ve çalışanların ağrı şiddetinin çalışmayanlara göre yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Hastalardan 3. kürü alan grubun ağrı şiddetinin 4. ve 5. kür kemoterapiyi alan gruba göre yüksek olması (p<0,05) ve 3. kür kemoterapiyi alan grubun nöropatik ağrının yaşam kalitesine etkisinin 5. kür kemoterapiyi alan gruba göre yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,01). Ayrıca nöropatik ağrı semptomlarından ağrı şiddetlendiğinde, ağrı bölgesinde renk değişikliği yaşayan grubun nöropatik ağrının yaşam kalitesine etkisinin yaşamayan gruba göre yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,01). Hastaların Görsel Analog Skala ile Nöropatik Ağrı Skalası puanları arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki (r=,305, p<0,01) ve Görsel Analog Skala ve Nöropatik Ağrının Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi Anketi puanları arasında pozitif yönde ve yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (r=,728, p<0,01). Nöropatik Ağrı Skalası ile Nöropatik Ağrının Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi Anketi puanları arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (r=,356, p<0,01). Hastaların yaşı, cinsiyeti, çalışma durumu özellikleri ve kemoterapi kür sayısına göre ağrı şiddetinin ve ağrının yaşam kalitesi üzerine etkisinin farklı olduğu saptandığından ve hastaların, nöropatik ağrı ve buna yönelik uygulamalar konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları bulunduğundan; özellikle yaşlı hastalarda olmak üzere, nöropatik ağrısı olduğu saptanan hastaların tedavi süresince kapsamlı değerlendirmesinin yapılması; hastaların kemoretapi ile ilişkili nöröpati semptomunu erken saptamaları ve etkin yönetmelerini sağlayacak bir eğitim programı başlatılması, nöropatiyi değerlendirmelerini sağlayacak yaklaşımların uygulanması, hasta eğitiminin önemi ve düzenlenmesine ilişkin hemşirelik eğitiminin geliştirilmesi, hastaların nöropatik ağrı ile baş etmede kullandıkları yöntemlerin amacı ve etkinliğinini inceleyen çalışmalar yapılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Kanser, Kemoterapi, Nöropatik ağrı, Baş etme

AğrıAğrı yönetimiBaşa çıkma+6
Tuba Eryiğit
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İleri ağrı tedavisinde infüzyon pompalarının ekonomik analizi

Nöropatik ve kanser ağrıları için Türkiye'de harcanan konvansiyonel tedavi maliyetleri gün geçtikçe artmaktadır. Özellikle zor kanser hastalarının %70 kadarında ağrı ve %65'nin de non-malignant nedenlerle kaybedilmesi yeni tedavi yöntemlerinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. 1980 yıllarından beri uygulanan intratekal enjeksiyon ile opioid- morfin tedavisi gelişerek intratekal infüzyon pompa uygulaması haline gelmiştir. Ülkemizde de ileri ağrı şikayetlerinin çok görülmesi ve harcanan bütçelerin her yıl artmasını gözlememizden dolayı, Avrupa'daki infüzyon pompa üreticisi olan İntratekal İnfüzyon Pompaları'nın ekonomik analiz çalışmasına başlanmıştır. İntratekal morfin uygulamaları ile diğer medikal ve cerrahi tedaviler kıyaslanarak intratekal infüzyon tedavisi maliyet etkililik bazında değerlendirilmelere başlanmıştır.Bu çalışmada maliyet verileri kılavuzlar, literatür, uzman görüşlerinden geliştirilmiş tedavi/müdahale yolu üzerinden hesaplanmış ve kullanılan etkilillik ölçü birimi olarak intratekal morfin uygulamaları için ?ağrı şiddetindeki azalma oranı? seçilmiştir. Ölçüm değerlendirmesi için VAS( Görsel Analog Ölçek) ve NRS(Nümerik Rating Skala) kullanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, intratekal pompa uygulanmamış ve halen ilaç ve cerrahi tedaviye devam eden hastalar ile intratekal pompa uygulanmış hastalar için maliyet etkililik değerlerine bakıldığında intratekal pompa tedavisi toplam maliyeti kronik ağrı hastalarında 22.749,75 TL olarak bulunmuştur. Konvansiyonel tedavi toplam maliyeti kronik ağrı hastalarında 15,418,14 TL olarak değerlendirilmiştir. İntratekal infüzyon pompa tedavisinin ağrı şiddetini azaltma oranı %52,4 olarak belirlenmiştir. Maliyet etkililik düzleminde maliyeti yüksek ve etkililiği yüksek olarak değerlendirilirken, intratekal infüzyon pompalarının kronik ağrıda diğer tedavi seçeneklerine göre maliyet etkili bir sağlık teknolojisi olduğu bulunmuştur.Kronik ağrıda maliyet etkili bir ürün olan intratekal infüzyon pompaları, hastaya yüksek kaliteli yaşam kazandırarak üstün tedavi seçeneği durumunda değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Nöropatik Ağrı, Kronik Ağrı, İntratekal Morfin, İnfüzyon Pompası, Konvansiyonel Tedavi ve Maliyet Etkililik.

AnaljeziAğrıMaliyet analizi+4
Yakup Özsezer
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

A study investigating usage of vitamin B supplementation and current serum vitamin B levels of elderly patients with chronic diabetes mellitus resided in almshouse

Diabetes Mellitus (DM) is one of the most common chronic diseases worldwide. It is assumed that diabetic complications can occur as a result of vitamin B deficiency and B vitamins can alleviate some symptoms of diabetic neuropathy. The main aim of this study is to investigate the relationship between vitamin B supplementation and the current serum vitamin B levels in elderly. The study was conducted in Darülaceze Almshouse Kayışdağı Campus and was continued from May 2012 to September 2012. Within the scope of mixed method, data filtering technique and Neuropathic Symptoms & General Satisfaction of Patients Assesment Form were applied to 110 elderly with diabetes. By using data filtering technique from the automation system, demographic characteristics and changes in the serum vitamin B12, folate and plasma HbA1c levels of 110 elderly with diabetes were investigated. A majority of the population (2/3) were males in an elderly population with mean 69 years of age. There is no significant difference in HbA1C levels in patients the ones using and not using vitamins (p>0.05). However, significance exists in terms of B12 and folic acid designated by Mann Whitney U test. Also, Wilcoxon Test had been used to explore the statistical differences between the evaluations before and after treatment. No significant difference has been found for HbA1c and Folic acid values (p>0.05). However, there was a significant increase in B12 (p<0.05) concentration after treatment indicating a positive streamline for the individuals. 64.5 % of the participants (n=71) responded their patient satisfaction as good, 28.2 % (n=31) admitted as moderate. This investigation reveals current evidence is not strong enough for supplementation with vitamins to be recommended for DM management. Double-blind and randomized controlled trials are needed to confirm the clinical effectiveness of vitamin B usage on diabetes. Key Words: Elderly, Vitamin B Deficiency, Neuropathy, Diabetes Mellitus

Diabetes mellitusNursing homesNeuropathies+3
Tuğçe Altıok Russo
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İn vivo ve in vitro diyabet modellerinde asprosinin dorsal kök gangliyonlarında miRNA-181a ekspresyonu ve hücre canlılığı üzerine etkisinin incelenmesi

Diyabet prevelansı son yıllarda giderek artan en büyük halk sağlığı sorunlarından biridir. Diyabetli hastalarda, yaygın ve uzun süre devam eden komplikasyonlardan biri de nöropatik ağrıdır. Nöropatik ağrının etiyolojisi tam olarak bilinememekle birlikte, adipoz doku ve adipokinler ile nöropatik ağrı arasında ilişki olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Nosiseptif iletimde görev alan dorsal kök gangliyonu (DKG), nöropatik ağrı gelişiminde ve yönetiminde önemli rol oynamaktadır. Nöropatik ağrının altında yatan moleküler mekanizmaları aydınlatmak için, gen ekspresyon paternlerinin nöropatiyi nasıl değiştirdiğini, bu değişikliklerin kronik ağrının gelişimine ve devam etmesine nasıl yol açtığını belirlemek oldukça önemlidir. Diyabet ve diyabetik komplikasyonlara aracılık etmede mikroRNA (miRNA) 'ların biyolojik işlevinin önemli olduğu rapor edilmiştir. miRNA-181a insan genomunda tanımlanan dört üyeli bir miRNA ailesinin (miRNA-181a-d) parçasıdır. miRNA-181a'nın diyabette apoptoz, otofaji ve mitokondriyal biyogenez gibi homeostatik mekanizmalarda rol aldığı bilinmektedir. Bununla birlikte miRNA-181a'nın diyabetik farelerin DKG'sinde değişip değişmediği bilinmemektedir. Yeni keşfedilmiş bir adipokin olan asprosinin (ASP), diyabette ve obezitede miktarı değişmektedir. Ancak asprosinin diyabette miRNA-181a ekspresyonunu DKG'de nasıl etkilediği ile ilgili bir çalışma henüz mevcut değildir. Bu tez çalışmasının üç temel amacı bulunmaktadır. Birincisi, diyabet indüklenmiş farelerin DKG'lerinde miRNA-181a ekspresyonunun değişip değişmediğini incelemek, ikincisi asprosin uygulamasının fare DKG'lerinde miRNA-181a ekspresyonunu etkileyip etkilemediğini belirlemek, üçüncüsü asprosinin DKG hücre canlılığı ve DKG hücre apoptozu üzerine etkinliğini belirlemektir. Bu çalışmada yetişkin, 25-30 gr ağırlığındaki Balb/C ırkı erkek fareler kullanılmıştır. Farelerde diyabet intraperitoneal streptozotosin (STZ) (150mg/kg) enjeksiyonu ile gerçekleştirilmiştir. Deney grupları kontrol, asprosin (10 g/kg), STZ, STZ+asprosin (10 g/kg) olmak üzere dörde ayrılmıştır (n=7 her bir grupta). Çalışma sonunda dekapite edilen hayvanların lomber-4, 5 (L4,L5) te bulunan DKG'leri alınarak qRT-PCR yöntemiyle miRNA-181a seviyeleri analiz edilmiştir. Ayrıca asprosinin DKG hücre apoptozu üzerideki etkinliği TUNEL testiyle, DKG hücre canlılığı üzerindeki etkinliği MTT testiyle belirlenmiştir. Sonuç olarak, ilk kez bu tez çalışmasıyla STZ ile diyabet indüklenmiş farelerin DKG'sinde miRNA-181a ekspresyon düzeylerinin azaldığı görülmüştür. Ayrıca ilk kez asprosin uygulamasının, diyabetli farelerin DKG'sinde düzeyleri azalmış olan miRNA-181a ekspresyonunu arttırdığı bulunmuştur. Asprosinin DKG hücre canlılığını arttırdığı ve DKG hücre apoptozunu azalttığı görülmüştür. Bu çalışmanın bulguları, asprosinin, diyabetik farelerin dorsal kök gangliyonlarında miRNA-181a ekspresyonunu, hücre canlılığı ve apoptozu modüle ettiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: miRNA-181a, Diyabet, Asprosin, Dorsal Kök Gangliyonu, Nöropatik ağrı

AdipokinlerAdipoz dokuAsprosin+6
Muhammed Adam
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00

İlgili konular