Nesne
Bu konu başlığı altında 55 tez
11. yüzyıl ve öncesi Türkçesinde insan yapımı nesne adları
II ÖZET 11. YÜZYIL VE ÖNCESİ TÜRKÇESİNDE İNSAN YAPIMI NESNE ADLARI Engin ÇETİN Yüksek Lisans Tezi, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Danışman: Doç. Dr. A. Deniz ABİK Eylül 2002, XIII + 455 sayfa Bu çalışma, 11. yüzyıl ve öncesinde yazılan Türkçe metinlerdeki insan yapımı nesne adlarını ve bu adların, Türkiye Türkçesi ağızlarına ve ölçünlü diline yansımalarını içermektedir. Söz konusu dönemde yaşayan Türk topluluklarının kültür değerlerini, bu değerlerin değişim seyrini ve koşullarını, üretim gücünü, ürettikleri nesnelere ad verirken Türkçeden ne ölçüde yararlandıklarım yazılı metinler ışığında gözler önüne sermeyi amaçlayan bu çalışma, dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, tarihî bakış açısıyla, insan-kültür-üretim-dil ilişkisi değerlendirilmeye çalışılmıştır. Tezimizin ana bölümünü oluşturan inceleme bölümünde, metinlerde saptanan insan yapımı nesne adları; Avlanma ile İlgili Nesne Adlan, Ekonomi, Bilim ve Sanat ile ilgili Nesne Adlan, Değerli Taş ve Maden adları, Devlet ve Han Simgesi Olarak Kullanılan Nesne Adlan, Denizcilikle İlgili nesne Adlan, Kumaş Adlan, Ev Gereçleri, Ev, İkametgâh ve Yer bildiren Nesne Adlan, Giyim kuşam ile İlgili Nesne Adlan, İnanç ile İlgili Nesne Adlan, Kimya ile İlgili Nesne Adlan, Müzik Araçları, Okçuluk ile İlgili Nesne Adlan, Oyunlarda Kullanılan Nesnelere Verilen Adlar, Savaş Araçları Kesici Nesneler ve Cezalandırma Araçla rı Süslenme ile İlgili Nesne Adlan, Şehircilik ile İlgili Nesne Adlan, Tarım ve Hayvancılığa İlişkin Nesne Adlan, Tıp ile İlgili Nesne Adlan, Yapı ve Üretim gereçleri, Yiyecek İçecek adlan gibi kültürel alanlara ayrılmış, her kültürel alanda ilgili nesnelere ilişkin sayısal veriler aktarılmıştır. Çalışmamızın değerlendirme ve Sonuç bölümünde, Türkiye Türkçesi ağızlarına ve ölçünlü diline ulaşan insan yapımı nesne adlan sayısal olarak verilmiş, Türkçe olan insan yapımı nesne adlarının yapışma ilişkin genel bilgiler aktarılmış, bu veriler ışığında değerlendirme yapılmıştır.Ill Dizinler bölümünde, insan yapımı nesne adlan, kullanım sıklıklarına göre, çok kullanılandan az kullanılana doğru sıralanmış, ayrıca alfabetik dizin oluşturulmuştur. Anahtar Sözcükler: Adlar, Anadolu Ağızları, Eski Türkçe, Karahanlı Türkçesi, Nesne Adlan
Görsel sanatlarda nesneleşen hayvan imgesinin sanatsal temsili
Bu çalışmada geçmiş dönemlerden günümüze kadar nesneleştirilen hayvan imgesinin görsel sanatlara yansıması araştırılmıştır. İlk olarak nesne, nesneleştirme, imge kavramları üzerinde durulmuş ardından, hayvan imgesi kavramına genel bir giriş yapılmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde mağara duvarlarındaki hayvan figürleri ile başlayan tarihsel süreci, mitoloji ve medeniyetler döneminde hayvan imgesinin kullanım amaçları, hayvan imgesine yüklenen ve değişkenlik gösteren çeşitli anlamlar örnekler eşliğinde açıklanmıştır. Filozof ve düşünürlerin ortaya attıkları farklı savlar neticesinde şekillendiği görülen Modernizm öncesi ve Modernizm dönemi bazı sanatçıların çalışmaları üzerinden nesneleştirilen hayvan imgesinin tarihsel süreçte anlamsal serüveni anlatılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde 1960'lardan günümüze kadar gelen süreçte nesneleştirilen hayvan imgesini farklı bağlamlarda ele alan sanatçılar ve çalışmaları incelenmiştir. Araştırmanın son bölümünü araştırmacının konuya ilişkin çalışmaları oluşturmuştur.
Mevlânâ'nın Mesnevî'sinde nesne dünyası
Mevlânã Celâlettin Rûmî'nin, şiiri ve şairlik yönü edebiyat açısından incelendiğinde onun söze ve sözcüklere kazandırdığı katkı büyüktür. Sözcüklerin yeni anlamlar kazanması, anlatımın somuttan soyuta doğru taşınması Mealânâ'nın şiir geleneğinin bir sonucudur. Mevlânâ dönemin şiir geleneğinden ciddi bir şekilde yararlanmıştır. Mevlânâ eserlerinde; halk tabirlerine, Türk geleneklerine, örflerine, inançlarına ve daha pek çok konulara yer vermiştir. Bu, Mesnevî adlı eserinde de görülmektedir. Nitekim Mevlânâ'nın Mesnevî'sine başta Türkçe ve Farsça olmak üzere pek çok şerh yapılmıştır. Bu çalışmada Ahmet Avni Konuk'un on üç cilt olarak hazırladığı Mesnevî-i Şerif Şerhi incelenerek nesneler tespit edilmiştir. Nesnelerin, bilinen ve görünen şekillerinin arka planında aslında bir içyüzü bulunmaktadır. Bu nesnelerin aslını veya içyüzünü sadece nesnenin "kendisi" itibariyle anlayamayız. Bu bakımdan bir nesnenin mahiyetinin ne olduğu sorusu bu nesnenin bulunduğu bağlamın mahiyetinin ne olduğu sorusuyla iç içedir. Bu çalışmada nesneler; metafor, metonimi, sembol ve yapısalcılık bağlamında incelenerek nesnelerin işlevselliklerinin ne olduğu sorusuna cevaplar aranacaktır. Böylece Mevlânâ'nın Mesnevî'sine farklı açıdan bakılacaktır.
Mekân -nesne bağlamında deneyimlediğim ev
Bu çalışmanın amacı, gündelik yaşamımızda kullandığımız, eskittiğimiz, anlam yüklediğimiz biriktirdiğimiz nesnelerin yerleştiği mekanlar arasındaki ilişkiyi sorgulamaktır. Mekan- nesne ilişkisinin sanatın tarihsel süreç içerisindeki etkileri araştırılarak çağdaş sanatçının mekan ve nesneyle olan ilişkisi oluşturulacaktır. Konuyla ilgili geçmiş ve günümüz eser araştırmaları yapılarak aynı zamanda uygulama çalışmalarıyla da desteklenip, görsel ve kurumsal yeni bakış açıları oluşturulması hedeflenmektedir.
Çağdaş Türk enstalasyon sanatı bağlamında Cengiz Çekil
1960'lı yıllardan itibaren varlığını göstermeye başlayan çağdaş sanat, modernizme karşı başkaldırı niteliğindedir. Geleneksel sanat anlayışını sorgulayarak yenilikleri ve farklılıkları savunan bu sanat anlayışı, tüm dünyayı etkisi altına almayı başarmıştır. Birçok yeni akımın oluşmasına sebep olmuş ve sanatçıların eserlerini her şekilde üretebilmelerine imkan tanımıştır. Bu akımlar içerisinde bir anlatım aracı olarak ortaya çıkan enstalasyon, Marcel Duchamp'ın ortaya atmış olduğu "Ready-made" kavramıyla ortaya çıkmıştır. Hazır nesneleri kapsayan bu kavram, sanat alanında her türlü sıradan nesnenin birer sanat eseri olabileceği fikrine dayanmaktadır. Bu akımda önemli olan nesnenin çalışmaya nasıl ve ne şekilde yerleştirilecek olmasıdır. Bundan dolayı da ortaya mekan kavramı çıkmıştır. Mekan ve nesne, enstalasyonda birbirinden ayrı düşünülemeyecek olan iki kavramıdır. Seçtikleri nesne ile onu sergileyecekleri mekan arasında bağ kuran sanatçılar, kendi düşüncelerini artık boya ve fırça kullanmak yerine akıllarına gelen her türlü malzeme ile izleyicisine aktarabilme fırsatı yakalamıştır. Eserlerini açık ya da kapalı mekanlarda sergileyerek aynı zamanda izleyicilerini de çalışmalarına dahil etmişlerdir. Türkiye'de de oldukça rağbet gören enstalasyon, Türk sanatçılarının çalışmalarında da sıklıkla yer almaktadır. Bu alanda çalışma üreten ve enstalasyonun Türkiye'ye tanıtılmasında öncü isimler arasında bulunan Cengiz Çekil, yapmış olduğu başarılı çalışmalar ile adını sıklıkla duyurmayı başarmış büyük bir sanatçıdır. Bu çalışmada; enstalasyonun ortaya çıkış serüveni ele alınmış ve bu alanda eserler üreten Cengiz Çekil'in çalışmaları detaylı bir şekilde incelenerek çözümlemelerde bulunulmuştur.
Patafizik kavramı bağlamında postmodern sanatta nesne
20.yy'da ciddi bir ilerleme gösteren teknoloji, bilginin yayılmasını da kolaylaştırmış, her şey herkes tarafından sorgulanabilen bir durum haline gelmiştir. Zira doğa bilimleri sadece fen alanlarını ilgilendiren bir durum olmaktan çıkmış, görsel ve edebi alanlarında ilgisini çekmeye başlamıştır. Uzun zamandır sanatçılara ilham veren; madde, mevcudiyet ve varoluş kavramları bünyesinde irdelenen bir durum halini almıştır. Birçok alanda ele alınan maddenin gizemli hali, paramparça edilmiş ve daha karmaşık bir hale getirilmiştir. Bu noktada kimileri için kırıntılarla oynanan bir oyun olarak nitelendirilen postmodernizm ortaya çıkmıştır. Süreç içerisinde sanatçıların zihninde yaratıcılığın sınırlarını da zorlayan bir oluşum için aktif rol oynayan fen bilimleri, postmodern dönem ile birlikte boyut değiştirmiş patafizik denilen yeni bir sanat formu ortaya koymuştur. Bahsedilen yeni sanat formu içerisinde atom, kuantum, entropi, kaos gibi olgular bulunurken, bu sorgulamaların tümü patafiziği yani istisnalar bilimini kapsamaktadır. Aynı zamanda teknoloji imkânlarının yaratım süreçlerine etkisi bazında postmodern sanatta yeni kavramlar sanat alanına girmiştir. Bunlar; pastij, parodi, temellük gibi kavramlar olurken temelde ortaya konulan durum öykünme ve kopyadır. Çeşitli postmodern sanatçılar tarafından kullanılan bu yöntemler sanatta yeni bir algı oluşturmuştur. Bu algı, özgünlükten ziyade tasarı üzerinden yaratı olması durumudur. Bu tezde, postmodern dönemde patafiziğin varlığı, alanı ve referans olduğu kuram ve sanatçılar üzerinde durulurken, sanatta nesnenin aldığı yeni anlam irdelenmiştir.
Sanat vitrinlerinden ev vitrinlerine teşhir estetiği
Tarih boyunca insanlar farklı dürtülerle nesne biriktirmiş ve bu onlar için severek yaptıkları bir uğraş olmuştur. Fakat biriktirilen nesneleri düzenleme ve teşhir etme mantığına dayanan gelenek Rönesans dönemi nadire kabineleri ile başlamıştır. Koleksiyon ve müzelerin de kökeni sayılan nadire kabinelerinde nesneye yüklenen anlam, modern çağın alışveriş merkezlerinde ve mağaza vitrinlerinde farklılıklara uğramış, nadir olan sıradan olana, ulaşılamaz olan satın alınabilir e dönüşmüştür. 1919 da kurulan ve sonrası sanat akımlarını derin bir şekilde etkileyen Bauhaus Sanat ve Tasarım Okulu, sanat ve zanaatı bir araya getirmeye çalışması sonucu estetik, fonksiyonel olan seri üretim nesnesine de uygulanmış ve ortaya tasarım nesnelerin çıkmasına neden olmuştur. Marcel Duchamp'ın pisuvar ve kar küreği gibi sıradan nesneleri sanatsal bağlama alan işleriyle cesaretlenen ardılı olan sanatçılar, eşyanın bir eserin en önde gelen fikri olabileceği düşüncesine dayanan çalışmalar üretmeye başlamışlardır. 20. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle görünür olmaya başlayan bu çalışmalarda sanatçılar, nesneleri bir vitrin estetiğiyle düzenlemiş ve sergilemeye başlamışlardır. 1970'li yıllardan itibaren bazı fotogerçekçi sanatçılar tarafından sanat imgesi olarak ele alınarak boya işler üretmeleriyle birlikte vitrinler fotogerçekçi bağlama da alınmışlardır. Teşhir estetiğiyle düzenlenen sanatçı vitrinleri ve kişisel bir teşhir alanı olan ev vitrinleri bu çalışmanın inceleme alanını oluşturmaktadır. Vitrinin, biçim ya da fikir olarak bir sunum alanına dönüşmesinin sanat tarihsel referansları ve ev vitrinlerinin sanattaki karşılığı incelenecektir. Pop arttan günümüze kadar kronolojik bir sırayla incelenecek örneklerde sanatçıların nesne toplama, biriktirme dürtüsüyle geliştirdikleri sanat dilinin altındaki sebepler irdelenecektir. Ayrıca sanat nesnesine dönüşen vitrinlerin fotogerçekçi sanatçılar tarafından sanat imgesi olarak ele alındığı örnekler üzerinde durulacaktır. Uygulamalar bölümünde ise, ev vitrinleri özelinde teşhir edilen nesnelerle yaratılan kişisel dünyanın kültürel, politik, sosyolojik, psikolojik açıdan nelere işaret ettiği araştırılacak ve bu konuyla ilgili uygulamalar yapılacaktır.
Nesne ilişkileri kuramı ve Tanrı tasavvuru
Sahip olduğu fiziksel ve psikolojik donanımı açısından evrendeki en karmaşık canlılardan birisi olan insan, tarih boyunca tüm dikkat ve ilgisini kendini tanıma ve anlamaktan ziyade dış dünyanın keşfine adamıştır. Bu keşif sürecinde o, doğal olarak en çok kendi aklına güvenmiş ve genellikle de onu diğer varlıklara karşı bir üstünlük aracı olarak kullanmıştır. Oysaki kendisine çok güvendiğimiz bu yetimizin çoğu zaman bizi özellikle de bize dair konularda yanılttığı bir gerçektir. Belki de bu konuların en başında gelmektedir kişilik. Öyle ki bugün, uzak galaksiler ve hatta evrenin sınırları hakkında çok şey söyleyebilen insanoğlunun kendisini kuşatan bu yapı ve hatta onun sınırlarına dair söyleyebilecek çok az sözü bulunmaktadır. Geçen yüzyılın başlarında ortaya çıkan psikanaliz, günümüz insanına her ne kadar kendi sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini gösterememiş olsa da, en azından onu içinde yaşamış olduğu bu evin (kişiliğin) gerçek sahibi olmadığı noktasında bilgilendirmiştir. Bu sınırları belirsiz yapıyı anlayabilmek ve açıklayabilmek için çok sayıda yeni kavram ve terim üretmek zorunda kalan Freud, özellikle kendi narsisizmi ve çocuk cinselliğini haddinden fazla ön plana çıkarmasından dolayı başarısız olmuştur. İlk kez onun tarafından kullanılan bu terim ve kavramlar, klinik çalışmalarda klasik dürtü kuramını yetersiz bulan ve bu nedenle de kendi kişilik modellerini geliştirmek zorunda kalan birçok psikanalist için bir başlangıç noktası olmuştur. İnsan kişiliği hakkında birbirlerine yakın düşünce ve görüşler ileri süren bu kuramcılar, zamanla okul ya da model olarak isimlendirilen gruplar altında toplanmaya başlamıştır. İnsanın ilişki arayışını ve dolayısıyla da ilişki kavramını en güçlü insani motivasyon olarak kabul eden ve kişilik gelişiminin de, büyük ölçüde preoedipal dönem anne-bebek ilişkisi tarafından şekillendirildiğini düşünen ilk psikanalistler, nesne ilişkisi kuramcıları/object relation theorists olarak isimlendirilmiştir. M. Klein, Fairbairn ve D. Winnicott bu okulun ilk ve en önemli temsilcilerindendir. Nesne ilişkisi kuramcılarına göre, kendilik hissinin gelişimi yaşamın erken dönemlerinde ilişkisel şemaların oluşumuyla başlamaktadır. Bu şemaların oluşumunda aile çevresinin rolü oldukça önemlidir. Çünkü bir kendilik olma süreci ailede başlamaktadır. Aile çevresi çocuğun sadece kendilik hissini desteklemekle kalmayıp aynı zamanda ona kendi Tanrı imgelerini geliştireceği bir zemin de sunmaktadır. Bunun içindir ki, nesne ilişkisi kuramcıları Tanrı tasavvurunun ana kaynağının ilk nesne ilişkilerinde bulunduğunu varsayarlar. Bu açıdan bakıldığında Tanrı tasavvuru, nesne tasavvurunun özel bir türü olarak görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Din Psikolojisi, Psikanaliz, Nesne İlişkisi, Tanrı Tasavvuru, Winnicott, Geçiş Nesnesi
Heykelde hazır nesne algısı ve dönüştürme üstüne uygulamalı araştırmalar ve bir sergi
Bir özne içindeki nesneyi tam anlamıyla betimlemek neredeyse olanak dışıdır. Öznenin alanı nesnenin alanından büsbütün farklıdır. Algılama ve bir algılama deneyimi olarak estetik, özne ile nesne arasındaki gerginliği gidermeye yönelik bir tür ilişkidir. Sanat bu ilişkiyi dönüştürmede bir arabulucudur. Seri üretim bir endüstri ürününün bizzat kendisini bitmiş bir iş olarak algılayıp ona hiç müdahalede bulunmadan doğrudan sanat eseri statüsüne taşıyan ilk sanatçı Marcel Duchamp oldu. Kendisi yani bir sanatçı tarafından tüm yerleşik estetik kaygılardan arınmış bir şekilde seçilen ve sanat nesnesi olarak atanan bu nesneyi hazır nesne olarak adlandırdı. Sıradan, günlük bir endüstri ürününe tanınan bu olanak kendisine kadar gelen sanat anlayışlarından büyük bir kopuş olduğu kadar kendisinden sonraki sanat anlayışlarına da karşı koyulamaz bir şekilde kaynaklık etti. Hazır nesne kendini gerçekleştirmiş bir sanat nesnesidir. Sanatçının seçimiyle dönüşümü başlamış ve bitmiştir. Sanat eseri statüsü bu seçimle başlar. Seri üretim endüstri ürünü olan her nesne bir malzeme olarak sanatta kullanılabilir ama hazır nesne değildir. Hazır nesne bir malzemenin adı değildir. Statünün adıdır. Tezin birinci bölümünde tarihsel ve düşünsel arka plan verilerek sanatta özne ve nesne ilişkisinin tarihsel ve düşünsel alanlardaki yolculuğu irdelenmiştir. İkinci bölümde nesneye bakış, hazır nesne algısı ve dönüştürme başlığı altında teknik nesne/estetik nesne ayrımı, bir analiz yöntemi olarak nesne okuma, hazır nesne ve dönüştürme süreçleri ile endüstri ürünü kullanan sanatçılar üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde uygulamalar sunulmuş ve gerçekleştirilen sergideki eserler tanıtılmıştır.
Görsel sanatlarda 1945 sonrası atık nesne kullanımı
19. yüzyılla birlikte hızla gelişen teknoloji, üretim-tüketim ilişkilerinde dönüşümlere yol açmıştır. Üretimin hızı ve çeşitliliği, kitle iletişim araçlarının gelişmesi `Tüketim toplumu' denilen yeni bir toplum biçimi yaratmıştır. Bunun sonucu, üretilen sanayi ürünlerinin büyük bir bölümü kullanılıp atılan niteliktedir. Bu gelişmelerin dışında tutamadığımız sanat, süreç içinde sınıflandırılma sorununu aşmış ve sanat alanındaki sınırların ortadan kalkmasıyla görsel sanatlar tüm disiplinleri kapsamına almıştır.Kullanılıp atılan ya da ihtiyacı karşılamayan nesneler, sanatçılar tarafından, işlevinden yoksun bırakılarak ya da gerçek anlamlarıyla sanatsal olana dönüştürülmüştür. Kullanılan nesnelerin atıldıktan sonraki anlamı yaratıcı özneye göre biçimlenmiş ve nesne öznel bir statü kazanmıştır.1945 öncesi atık nesneler, 20. yüzyılın başında estetik dönüşümlerin beraberinde resme girmiştir. Kolâjın, Braque ve Picasso'yla başlayan tarihsel yolculuğu, dönemin diğer önemli sanatçılarının katkılarıyla da gelişmiş, yalnızca kâğıtların kesme, yapıştırma ve düzenlenmesinden çıkarak farklı malzemelerin kullanımına da öncülük etmiştir. Dada akımında kolaj, hem nesnel hem de düşünsel bir boyut kazanmıştır.1945 sonrası sanat hareketlerinde yaşanan dinamizm, sanatçının öznelliğini gündeme taşıyarak, atık nesnelerin seçiminde ve ifade olanaklarında sonsuz bir anlam coşkunluğu yaratmıştır. Resim ve heykel, kendilerine özgü uygulama alanı olmaktan çıkarak diğer disiplinler ile işbirliği içine girmiş, sanat-yaşam arasındaki sınır ortadan kalkmıştır. Kullanılıp atılan nesneler, bazen protesto unsuru olarak bir araç, bazen de dışavurum için amaç olmuş; sonuçta kendileri de birer sanat yapıtına dönüşmüştür.İkinci bölümde sırasıyla, atık nesne kavramı, değişen teknoloji ve tüketim kültürü içinde sorgulanmış, değişen özne- nesne ilişkisi içinde de estetik dönüşümlere yer verilmiştir. 1945 öncesi ve sonrası sanat hareketlerinde, atık nesnelerin kullanım biçimleri ve düşünsel alt yapısı araştırılarak sanat yapıtları tarihsel süreç içinde incelenmiştir. Ayrıca Türk Sanatı'nda bu tarihsel sürecin yansımaları izlenerek, Türk sanatçıların atık nesnelere yaklaşım biçimleri araştırılmıştır.
Sanat yapıtında gündelik nesnenin kullanımı ve değer sorunu
Sanat yapıtının, sanatın kurumlaşmış değerleri içerisindeki kapsamı, açıklanışı Dada ve Duchamp sonrası gündelik nesnenin kullanımı ile yapıtın sınırlarını öylesine genişletir ki pratik hayat ve sanat üretimi iç içedir. Ve kurumsallıklar içinde sanat yapıtının kullanımı, tanımı ve değerlendirilişi yeni açılımlar alır. Bu tezde Duchamp ve Dada ile başlayan, Pop Sanat ve günümüze kadar örnekleri ile tüm çağdaş sanatı etkileyecek olan ''hazır nesne'' kullanımının getirdiği etkiler incelenecektir. Gündelik nesnenin sanat yapıtı olarak kullanılışı sanat üretiminin güzellik ve zanaata dayalı klasik estetik ölçütlerinin ve geleneksel malzemenin kullanımının değişmesine yol açtığı gibi topyekun üretim süreçlerini ve algılamayı da belirlemiştir. Fikre dayalı sanat üretimi sanatçı öznenin bir düşünür sanatçı olarak yaratım süreçlerini ve yapıtın sunumu, sergilenme mekanı ile ilişkisi ve algılanması süreçlerini de değiştirmiştir. Sanat yapıtının müzelerde ve galeri mekanlarında sergilenmesi bilinen anlamda yüksek ve değerli, biricik sanat eserlerinin saklanması, korunması belgelenmesi veya satışa sunulması işlevini görürken, hazır nesne ile bu yaklaşım bertaraf edilmekte ve tüm tanımlarda tamamen düşünsel ilişkilere dayalı bir plastik anlatım dilinin oluşturulduğu yeni bir dizin kullanılması gerekmektedir. Bu durum yapıtın klasik anlamdaki değer algısını ve bağlamını değiştirmektedir. Bu tezde bu problemlere dayalı bir araştırma çalışması yaparak, sanat tarihinde nesnenin farklı kullanım biçimleri incelenmiştir. İlk yerleşik toplumlardaki el yapımı nesnelerden, klasik dönem zanaat sanat ürünü nesnelere gündelik kullanım nesneleri incelenerek modern dönemle birlikte sanat tarihine sanat eseri olarak endüstriyel nesnenin-hazır nesne başlığıyla girişi ve sanat eserinin değer konusunu hangi bağlamda değiştirdiği sorgulanmıştır. Tezimin araştırma konusu paralelinde sonuç olarak ürettiğim çalışmalar ve proje konum ile gündelik nesnenin kullanımı ve değer sorunu ilişkilendirilmiş ve değer konusunun sanat üretimindeki asıl problemin düşünce ve bağlam konusu olduğuna vurgu yapılmıştır.
S. Freud'un tekinsizlik kavramı bağlamında sanatta mekan-nesne-korku ilişkisi
Bu çalışma, psikanalizin temel dinamiklerinden olan Freudyen 'tekinsizlik kavramı' (uncanny) ile bağlantı kurarak, sanatta mekân – nesne – korku ilişkisinin sorgulanması üzerinde odaklanacaktır. Psikanalitik bir kavram olan tekinsizlik; "görünmeyenin görünür kılınması", bastırılan 'şey' lerin başkalaştığı ancak öteden beri tanıdık olan, beklenmeyen, öngörülemeyen, muğlak, "rahatsız eden" in gün yüzüne çıkma durumunun bireyin kontrolü olmaksızın biçim değiştirerek temsil edilebilir hale gelmesi durumudur. Bu bağlamda bireyin, nesnenin ve mekânın karanlık ve rahatsız edici tarafına işaret eden; mekân, nesne ve korku ilişkisini tartışmasız muhtemel kılan tekinsizlik kavramı tez boyunca Sigmund Freud'dan ödünç alınacak, sınırları genişletilerek sanatsal estetiğin üretim sürecinde nasıl yer aldığı, sanat disiplinleri arasında bir ifade biçimi olarak nasıl temsil edildiği sorguya açılacaktır. Çalışmada bu alanda etkinlik gösteren sanat temsilleri ve medyumları konu bağlamında incelenecek ve bu medyumlarla üretilen eserler incelenecektir. Sanat Tarihinin farklı zamanlarında üretilmiş tekinsizlik kavramı ile ilişkilendirilebilir sanat üretimlerinin mekân nesne ve korku ilişkisi araştırılarak; 'tekinsizlik kavramı' bağlamında üretilen kişisel çalışmalar eklenerek; tez çalışması ile kişisel sanat üretimim arasındaki düşünsel bağlantılara ve kurgulamalara yer verilecektir.
20. yüzyılda metafizik resimlerde mekan, zaman ve nesne ilişkisi
Metafizik kavramı, daima felsefeyle yakın ilişkiler kuran bir oluşum sergilemektedir. Metafiziğin ana bileşenlerinden olan "zaman, mekân ve nesne" felsefi düşünce boyutunda olduğu gibi resim sanatında da önemli bir yere sahiptir. Felsefenin ana konusu olan Metafizik; İlk çağlarda ortay çıkan bilginin kaynağına ulaşmak için ontolojik sorgulamaların kullanıldığı bir yapı ortaya koymaktadır. Varlık temelli bu sorgulamalar; Orta Çağ'da yerini Tanrı merkezli bir metafizik anlayışına bırakmıştır. Yeni çağ ve sonrasında ise bilimsel bilginin büyüsüne kapılan 'metafizik kavramı' fizik ve felsefenin buluştuğu bir kavram olarak 20. yüzyıla taşınmıştır. Bu çerçevede 'Metafizik Kavramı' tez boyunca Tanrı ve varlık kavramları üzerinden incelenerek; Metafiziğin konusu olan zamanın içinde yer alan mekân ve nesne kavramları açıklanacaktır. 1. Dünya savaşı sonrasında yaşanan toplumsal yıkımlar ve hayal kırıklıklarının farklı sanat disiplinlerinde işler üreten sanatçılar üzerindeki etkileri irdelenecek, metafiziğin resim sanatıyla kurduğu bağın izleri de araştırılacaktır. 20. yüzyılda metafizik resim sanatında öncü olarak kabul edilen Giorgio de Chirico ve Carlo Carra'nın eserlerinde kullandıkları düşünce ve semboller günümüz bakış açısıyla değerlendirilecektir. Son kısımda ise 'Metafizik Kavramı' bağlamında bireysel çalışmalar ve eser metnim eklenerek; çalışmalarımın analizleri yapılmıştır.
Nesnenin sanattaki yeri ve özneyle ilişkisi
Nesne nedir? Nesnelerin sanattaki anlamı nedir? Sanat eserlerinde nesneler ne anlama gelmektedir? Gibi çeşitli sorular sanatçıların hayatında yer alan nesnelerin ne olduğunun anlaşılması açısından önemli bir yer kaplamaktadır. Nesnenin en kapsamlı tanımı, insanların işini gören, yapmak istediklerine aracı olan, bilinçte anlamlarıyla beraber yer tutan ve daha çok elle tutulabilen her şeye nesne demekteyiz. Günümüze kadar şekillenmiş bu objeler sanat alanında önemli bir yere sahiptir. Bu tez çalışmasında Rönesans'tan günümüze sanatçıların eserlerinde görülen objeler ele alınarak anlamlar biçilmiş, hem kendi kişisel sorunları hem de toplumsal sorunları nesneleri kullanarak nasıl dile getirdikleri anlatılmaya çalışılmıştır. Sanatçıların düşüncelerinde taht kuran bu objeler birer sembol haline gelmiştir. İnsanların davranışlarını, duygularını, hayat şartlarını, savaşın yıkıcı izlerini, özgürlük, zafer ve umut temalarını kendi eserlerinde göstererek her farklı nesneye birer anlam yüklemişlerdir. Tez kapsamında incelenecek bu eserler ilham kaynağı olarak kendi eserlerimde sergilemekteyim. Bu tez çalışmamla figürün nesnelerle olan ilişkisi ve sembolik anlamı ele alınarak hem bireysel hem de toplumsal sorunları dile getirmekteyim. Aynı nesne farklı zihinsel gelişme sahip olan bu insanlar tarafından çok farklı anlamlara gelebilir. Bu anlamlar doğrultusunda figürün nesnelerle olan ilişkileri bu tez çalışmamda ütopik bir bakış açısıyla dile getirmeye çalıştım. Gerçek hayatla bağlantısı olan bu hikayeler nesnelerin günümüzdeki anlamıyla hayat bularak bir kurgu oluşturmaktayım.
Çocuk tiyatrosunda nesne kullanımının dramaturjik bağlamı
Çocuk tiyatrosu, tiyatro sanatının başlangıcından günümüze kadar oluşturduğu birikimin ve ona yön veren sanat eğilimlerinin dışında düşünülemez. Sahne sanatlarında nesnelerin estetik amaçlar doğrultusunda kullanılmasının uzun bir geçmişi vardır. Elbette, çocuk tiyatrosu da bu uzun geçmişin birikimini ve izlerini bünyesinde taşımaktadır. Çocuğun bilişsel gelişimini de işin içine katarak, çocuk tiyatrosunda nesnenin estetik boyutlarını anlamaya çalışan bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde bilişsel gelişimin, çocuğun nesne algılayışını doğrudan etkileyen, en temel özellikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde ise insan ve nesne etkileşimleri, nesnenin kültürle ilişkisi; tarih, antropoloji, pedagoji ve toplumbilim verileriyle harmanlanıp nesnenin idolden sanat objesine giden öyküsüne değinilmiş; daha sonra tiyatro sanatının modern plastik sanatlarla kesişen çizgisi takip edilerek, nesnenin sahne sanatlarındaki konumu saptanmaya çalışılmıştır. Son bölüm ise iki ana başlık altında incelenmiştir: Birinci kısımda nesnenin sahnede kullanım biçimleri sınıflandırılıp ortaya konulurken ikinci kısımda ise çocuk tiyatrosundan ele aldığımız örnekler bilişsel gelişiminin temel verileri ışığında tartışılmıştır. Böylece, bir taraftan çocuk tiyatrosunda nesnenin kullanım estetiği ortaya konulmaya çalışılırken diğer taraftan da çocuk seyirciyi ile nesne ilişkisi tartışılmıştır.
Türkçedeki durum eklerinin anadilde ve ikinci dilde işlemlenmesi
Durum özellikleri, bir tümcenin temel ögelerinin bir biçimbirim yardımıyla dilbilgisel işlevlerin açık bir şekilde ifade edilmesi olarak tanımlanmaktadır (Spencer ve Zwicky, 1998). Buna ek olarak, durum özellikleri, özne ve nesne gibi tümcenin temel ögelerinin dilbilgisel işlevlerinin tanımlanmasını sağlayan biçimbirimlerdir (Spencer ve Zwicky, 1998). Çoğunlukla eylemi sonda olan ve serbest sözcük dizilişine izin veren Türkçe, Rusça, Baskça, Japonca, Fince, Almanca gibi dillerde tümcedeki öğelerin rolleri hakkında bilgi vermek için kullanılmaktadır (Díaz B., v.d., 2011). Durum özellikleri sözdizimsel, biçimbilimsel ve anlambilimsel süreçlerin hepsi ile ilişkilendirilmektedir (Frisch ve Schlesewsky, 2005). Bu nedenle, bu dilsel özellik benzersiz derecede çok boyutluluk ile karakterize edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkçede + belirtili ve – belirtili nesnelerin işlemleme sürecine nasıl etki ettiğini belirlemek ve nesne durumu ile özne durumunun yetkilendirilmesinde işlemleme farklılığının olup olmadığını ortaya koymaktır. Bu amaç için öz ilerlemeli okuma yöntemi uygulanmıştır. Yapılan ilk analizde + belirtili nesnelerin -belirtili nesnelere göre daha kolay işlemlendiği belirlenmiştir. Bunun olası nedenleri olarak +/- belirtili nesnelerin özgüllük ve belirtililik özelliklerinin farklı olması ve – belirtili nesnelerin eylemle yalancı geçişim oluşturması ve bunun da ek işlemleme maliyeti oluşturması görülmektedir. Özne ve nesne durum özelliklerinin incelendiği ikinci analizde ise özne durumunun işlemlenmesinin nesne durumunun işlemlenmesine göre daha fazla işlemleme yükü oluşturduğu görülmektedir. Nesnenin durum özelliğinin EÖ içerisinde yetkilendirilmesinin aksine öznenin durum özelliğinin ZÖ içerisinde yetkilendirilmesi, dahası özne-eylem arasındaki çizgisel mesafenin fazla olması ve öznenin yetkilendirilmesinde daha fazla özelliğin devreye girmesinin bu farklılığa neden olabileceği düşünülmektedir.
Sergi nesnesi çarpıcılığının fiziksel ve dijital sergilerdeki etkileri: Ziyaretçi dikkati üzerine bir çalışma
More often than not, multiple exhibit objects are displayed, rather than a single exhibit object, in a single exhibition space. This situation might induce a competition for visitor attention between the objects. As an attempt to elucidate the nature of this competition, this study addresses the influence of the salience layout of exhibit objects on the distribution of visitor attention in physical and digital environments. Among various salience parameters previously determined in the literature, size and three-dimensionality are investigated in this thesis. A set of field experiments utilizing unobtrusive observation, and self- administered questionnaires were employed to collect data. In an alternative approach to the existing visitor studies in Turkey, the empirical design involved a high level of control. The results have revealed the ways visitor attention to individual exhibit objects and exhibitions in overall could be influenced by [1] the presence of a more salient object within a set of less salient objects, [2] ordinal position of exhibit objects with different salience levels, [3] the physical or digital nature of the exhibition space, and [4] size and three-dimensionality as exhibit object parameters.
Günümüz sanatında değişen yüzey algısı ve nesne-mekân ilişkisi
Bu tezde, Sanatta Yeterlik eğitimi sürecinde konu edinilen sanat eserinin nesne ve mekân ile kurduğu girift yapı, yapıtın mekâna yayılma ve mekânla bir olma durumu sorunsallaştırılmıştır. Günümüz üretimleri çok dilli ve birbirine eklemlenebilen bir yapıdadır. İki boyutlu tuval yüzeyinden taşarak mekâna akan ve onunla aktif bir şekilde bağ kuran alternatif ve hibrit üretimler yüzey algısında yaşanan köklü değişimleri ortaya koyarlar. Bu bağlamda çalışmada, tuval yüzeyinde yaşanan bu yöndeki dönüşümlerin temelleri irdelenmiş ve araştırma konusuna dair ön kabulleri bünyesinde barındıran günümüz üretimlerine ilişkin derinlikli bir okuma gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda çalışma, 20. yüzyıldan günümüze doğru bir sekans oluşturarak, sanat ortamında yaşanan düşünsel çatallanmaların resim yüzeyinde yarattığı kırılmalara, dolayısıyla yeni başlangıçlara ve bu bağlamda kilometre taşı olarak değerlendirilebilecek yapıtlara yer verir. Buna paralel olarak, yaşanan dönüşümün habercileri olan; izafiyet teorisi, dördüncü boyut, eş zamanlılık, kübizm, çözümsel (analitik) kübizm, bireşimsel (sentetik) kübizm, kolaj, asamblaj, yapısöküm ve mekâna özgü kavramları mercek altına alınmıştır. Çalışma sürecinde nesne ve mekân üzerine geniş bilgi envanterine ulaşılmış ve bu çerçevede; Şey, Kendinde-Şey, Töz, Fenomen (Görüngü), İdea (Düşünce), Form (Biçim), Ousia (Varlık), Monad, Nesne Yönelimli Ontoloji, Res cogitans (Düşünen töz), Res extansa (Uzamlı / Yer kaplayan töz), Boşluk (Vacuum), Algılanan Mekân (Mekânsal Pratik), Tasarlanan Mekân (Mekân Temsili), Yaşanan Mekân (Temsili Mekân), Da-sein kavramları araştırılmıştır. Son kertede ise, yapıtların konumlandıkları mekânla birlikte var olmaları onların bizatihi resim ve heykel aralığında dolaşan, çok boyutlu ve melez, çerçevesiz ve sınırsız doğalarına ilişkin çok katmanlı bir okumayı da beraberinde getirmiştir.
Animatörün cehennemi: Sartre?ın öteki kavramından esinlenilmiş bir animasyon
Animation is a form that allows the animator to enter a world of impossibilities. Things that are hard or impossible to show in live action become easier or possible in animation. The animator as a subject animates an object that has no life, soul and movement. So the whole relationship is between the subject and object.French philosopher Sartre, on the other hand, plays with the concepts of subject and object when he constructs his philosophy on existence especially in Other concept. When a man confronts with another one, he puts the other in an object form in his world. As the one does so, the other also does the same, i.e. puts the other in an object form. When they confront and become objects for the other?s world they start judging each other. The Other, for this reason, is hell, according to Sartre.Animator?s Hell is a clay animation, which attempts to integrate Jean Paul Sartre?s concepts of subject - object relations and the Other into animation. It tells the story of an animator who defines an object for her animation but later faces with the fact that it is actually a subject. The characters in the film become hell for each other, and try to be recognized.Keywords: Animation, Sartre, Other, Subject, Object
Teselliyi eşyada aramak: Türkçe romanda nesneler
Bu çalışmada, dokuz Türkçe romanda maddi nesnelerin oynadığı yazınsal roller incelenmiş ve anlatılardaki eşyanın çözümlenmesine ilişkin özgün bir düşünsel çerçeve geliştirilmesi amaçlanmıştır. Nesnelerin romansal işlevleri, çoğunlukla gözden kaçırılmış bir konudur. Roman kuramları, yazınsal nesnelerin çalışılmasına yönelik analitik bir çerçeveden yoksundur. Tezin ilk bölümünde eşyalara değinen kuramsal yaklaşımlar irdelendikten sonra nesnelerin çözümlenebilmesi için beş özgün kategori oluşturulmuştur: Nesne-karakter (kişileştirilen nesneler), karakter-nesne (şeyleştirilen kişiler), nesnemsi (mekânlaşan nesneler), metonimik nesneler ve metaforik nesneler. İkinci bölüm, 1850-1900 yılları arası yayımlanmış üç romandaki (Araba Sevdası, Udî ve Aşk-ı Memnu) karakter-nesne ilişkilerine odaklanır. Tatarcık, Çamlıcadaki Eniştemiz ve Huzur'da yazınsal nesnelerin rolleri üçüncü bölümde irdelenir. Dördüncü bölümde ise 1950'den sonra yayımlanmış Fikrimin İnce Gülü, Sonsuzluğa Nokta ve Masumiyet Müzesi romanlarındaki nesne poetikaları araştırılır. Tezin sonuç kısmında, metinsel bulgular, ilk bölümde geliştirilen düşünsel çerçeveye göre tartışılır. İkisi hariç, seçilen romanların ortak bir örüntüye sahip olduğu gözlemlenmiştir: Ana karakterler duygusal yoksunluklarını telafi etmek için eşyalara yönelmekte, bu da romanlarda nesnelerin kişileştirilmesine yol açabilmektedir. Anlatılardaki yazınsal nesneler, karakter ve mekânın metonimik bir parçası olmanın ötesinde bizzat karakterleşebilmekte veya mekânlaşabilmektedir.Anahtar sözcükler: Kurmaca nesneler, Türkçe romanda eşya, nesne-karakter
1980 sonrası çağdaş resim sanatında nesne-figür bağlamında sembolik yaklaşımlar
Yapılan bu çalışmanın temel amacı "1980 Sonrası Çağdaş Resim Sanatında Nesne Figür Bağlamında Sembolik Yaklaşımlar" olup, konu bağlamında sanatçıların eserlerinde sembol kullanmaları ve bu bağlamdaki eserleri ile yola çıkılarak ele alınmasıdır. Ancak sınırlandırılmış olan tarih ve süreç ön planda tutularak araştırılan bu konuda ikinci bölüm altında ilk olarak Resim Sanatında Sembolizmin Tarihsel Gelişimi başlığı altında sembolizmin oluşum süreciyle ilgili ve sembolizm sanatçılarından örneklerle bilgiler verilmiştir. Aynı başlık altında ayrıca eserlerinde nesne ve figür kullanan sanatçılarından örneklerle desteklenmiştir. Sanatçıların tanık oldukları siyasi, sosyal, tarihi, ekonomik ve kültürel olaylar çevresinde yaşadıkları durumları yorumlamaları ayrıca resimlerine konu olan nesne ve figürleri kullanırlarken duygularını ön planda tuttukları, nesneler ve figürlere gerçekte olduklarından ve göründüklerinden farklı anlamlar yüklemeleri ile sembolizm bağlamında eserler ürettiklerini söyleyebiliriz. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise; sembolik yaklaşımlar bağlamında 1980 Sonrası Çağdaş Resim Sanatında Nesne-Figür İlişkisi başlığı adı altında araştırmalar yapılmış daha sonra sembolist ifade biçimini kullanan sanatçılardan seçimler yapılarak eserleri ve eser analizleri ile beraber resimlerinde görünen sembol ve sembolleşen nesneler, renk, doku, figür vb. incelemeler yapılmıştır. Sembolizmin insanı iç dünyasına yönelttiğini, somut nesnelerin dış dünya ile bireylerin duyuları arasında köprü niteliği taşıyan birer simge olduğunu görmekteyiz. Bu çalışmanın son bölümü olan dördüncü bölümde ise nesne figür ilişkisinin sembolik ifade biçimi bağlamında uygulama çalışmalarına yansımaları renk, biçim, konu ve kompozisyon açısından yorumlama ve analizleri içermektedir. Anahtar Kelimeler: Sembolizm, Çağdaş Resim Sanatı, Nesne, Figür, Sanatçı
Türkiye Türkçesinde cümle ögelerine yeni bir bakış ve onların ifade vasıtaları
ÖZET Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyor: "Öyle istiyorum ki, Türk Dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel,ahenkli dilimizi kullansınlar." Dil bilimi ilmî esaslar çerçevesinde dilin gramerini belirler. îlmî esaslara dayanmadan yapılan dil bilimi çalışmaları yapay kavramlardan ibaret olur. Dolayısıyla da herkes kendi mantığına göre kuralları belirler ve kavramlara isim verir. Biz bu çalışmamızda Türkiye Türkçesinde cümle meselesi hakkındaki dil bilimcilerin görüşlerini belirtip bu konuyla ilgili eleştirilerimizi ve görüşlerimizi sunduk. Aynı zamanda Türkiye Türkçesinde cümle öğelerini bilimin son kaynaklarına dayanarak yeni bir bakış açısıyla sınıflandırdık. Cümle öğelerinin ifade vasıtalarını bu alanda karşımıza çıkan zorluklar ve onların aradan kaldırılması yollarını inceledik. Türkiye Türkçesinde cümle öğelerinin ifade edilişi ve öğelerin sınıflandırılıp adlandırılması tartışmalı hususlardandır. Öyle ki, cümle öğelerinin yapısı hakkında da çeşitli görüşler mevcuttur. Bize göre Türkiye Türkçesinde cümle öğeleri sınırlarının belirlenmesinin hem pratik,hem de teorik önemi vardır. Bizim amacımız ilmî araştırmalara dayanarak cümle öğelerinin sınırım belirlemek ve cümle öğelerinin adlandırılmasındaki terim karmaşasını ortadan kaldırmaktır. Kısacası bizim bu çalışmamızın muhtevası;Türkiye Türkçesinde cümle öğelerini yeni bir bakışla sınıflandırmak ve cümle öğelerinin ifade vasıtaları,basit ve birleşik cümle öğesi meselesinin ortaya konulması ve çözümü,aynca fiilimsi de denilen söz gruplarının basit mi, birleşik mi cümle oluşturduğu bu mesele hakkındaki dil bilimcilerin görüşlerijbütün bunların üzerine bizim görüşlerimizi ilmî araştırmalar çerçevesinde açıklamaktır. X ©OKÜMAMTASYON MKMCin
Çağdaş Türk resim sanatında Türk kadını imgesinin nesnel ifadeye dönüşümü
Çağdaş Türk Resim Sanatında Türk Kadını İmgesinin Nesnel İfadeye Dönüşümü Anadolu insanının inanç temelinde ve sosyal yaşamında önemli bir yeri olan kadın tanım ve kavramının, buna bağlı gelişen imgelerin, günümüz Çağdaş Türk Resim sanatına ve estetiğine yansımaları nelerdir ve ne şekilde nesnel ifadeye dönüşmüştür? Bu bağlamda çeşitli soruların yanıtları aranmıştır. Bu araştırmada, Çağdaş Türk Resim Sanatı'nda Türk kadını imgesi ve bu imgeyle kullanılan folklorik ögeler belirlenmiştir. Turgut Zaim; yerel konuları, halk sanatını ve minyatürü temel alarak üslubunu belirlemiş ve bu anlatıma bağlı kalmıştır. Anadolu insanını, Yörükleri ve Avşarları resimlerinde betimlemiş, köylülerin kullandıkları, halı-kilim ve folklorik kıyafetler gibi unsurları ele almış ve kadın imgesini resimlerinde, folklorik kıyafetleriyle betimlemiştir. Bedri Rahmi Eyüboğlu, sanatının özünü, halk sanatı ve Çağdaş Sanat'ın coşkulu zenginliğiyle oluşturmuştur. Bu bağlamda kullandığı halı, kilim, heybe, çorap, yazma gibi objelerin; nakış ve motiflerini kullanarak kadın imgesiyle bağlantı kurmuştur. Nuri İyem, Türk halkının gerçeklerini "Anadolu'dan İnsan Yüzleri" isimli eserlerinde, yüzlerdeki ifadelerle anlatmıştır. Kadın imgesini, portrelerinde bu bağlamda oluşturmuştur. Neşet Günal, Anadolu insanının toprağı, dramı, yılgınlığı, çaresizliği gibi olguları, trajik dramatik bir şekilde, toprak adam tipolojisinde betimlemiştir. Köylüleri betimleyen Neşet Günal, kadın figürlerini, yaşantıları hakkında bilgi verecek şekilde; bedenleri, kıyafetleri ve duygularıyla aktarmıştır. Nedim Günsür, yöresel sanat anlayışıyla resim yapmıştır. Resimleri, toplumu, çevreyi ve halkın değerlerini yansıtmaktadır. Resimlerinde kadın imgesi toplumun bir parçasıdır. Bu bağlamda ressam Turgut Zaim, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nuri İyem, Neşet Günal ve Nedim Günsür'ün eserlerinde kadın ve kadın kavramına bağlı imgelerin çalışmalarına yansıması bu çalışmada, nitel yöntemler kullanılarak incelenmiştir. Bu kapsamda nitel verileri elde edebilmek için, araştırma sürecinde doküman inceleme yöntemi uygulanmıştır. Anahtar kelimeler: Çağdaş Türk Resim Sanatı, Türk Kadını İmgesi, Folklorik Öge
Affetme kapasitesi nesne ilişkileri perspektifinden bir bakış açısı
Affetme, affetme kapasitesi ve affetme süreçleri üzerine odaklanan çalışmada ilk olarak kişilikte bu yapı ve süreçlerin ortaya çıkmasına neden olan yaşamsal deneyimler nesne ilişkileri kuramı bağlamında ele alınarak yorumlanmıştır. Affetme ve bu kavramla ilişkili terimler etimolojik açıdan değerlendirildikten sonra özellikle günümüzde gündelik yaşamda bu kavramın çok sık olarak kullanıldığı alanlar ayrıntılı olarak incelenmiştir. Akabinde farklı dinlerin "af" kavramına ilişkin bakış açıları irdelenmiştir. Bu bağlamda "tolerans" ve "hoşgörü" kavramlarının "affetme" ve "kapasite" kavramları ile ilişkisi üzerinde durulmuştur. Bilimsel kariyerlerinin büyük bir bölümünü bu konuya tahsis etmiş olan ve bu çalışmalarıyla da ön plana çıkmış olan bazı bilim insanlarının affetme ve affetmenin çeşitleri üzerine ileri sürdükleri düşünce ve görüşler değerlendirilerek kadim sorunların çözümüne yönelik olarak bazı yeni önerilerde bulunulmuştur. Bu bağlamda ülkemizde de kabul edilmiş hasta hakları kapsamında yeri olan Manevi Danışmanlık uygulamasına değinilmiştir. Affetmeyle ilgili olarak birinci bölümde kavramsal çerçeveye, ikinci bölümde psikolojik yaklaşım ve süreçler, son bölümde ise Gartner'ın konuya ilişkin çığır açıcı düşüncelerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Affetme, Kapasite, Tolerans, Hoşgörü, Psikoloji