Laicism
67 theses under this subject heading
Elit partiden sosyal demokrat kitle partisine: CHP'de Kılıçdaroğlu dönemi
CHP tarihsel konumlanışı itibari ile farklı parti modellerini dönemsel olarak içerisinde barındırmıştır. Devletin partisi ve halkın partisi arasında kalmışlık, CHP'nin tarihsel ikilemini yaratır. Bu ikilime çözüm aramak belki de Türkiye'nin modernleşme serüvenini ve siyasi spektrumunu anlamayı kolaylaştırabilir. CHP'nin tek parti rejiminden kalan, siyasi ve toplumsal refleksi haline gelen rejimin bekası söylemi, Deniz Baykal döneminde kendine yeniden alan açmıştır. Bu dönemde yargı, bürokrasi ve ordu ile kurulan bağ; CHP'nin 1965-1980 arasında çizdiği halkçı imajı zedelemiştir. Küresel çapta yükselen kimlik siyasetine CHP de kapılmış ve laiklik ile milliyetçiliği ön plana çıkardığı dışlayıcı bir siyasete kendini sıkıştırmıştır. Sosyal demokrat politikanın CHP'de yeniden egemen olması, 2010 yılında Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanı olması ile mümkün olmuştur. Bu tezin amacı, CHP tarihinde hep var olan parti kimliğine dair çelişkinin Kılıçdaroğlu döneminde sosyal demokrasi temelinde çözüldüğünü açıklamaktır. Kılıçdaroğlu döneminde; gelir adaletsizliği, eşitlik, yoksulluk, yolsuzluk ve sosyal adalet gibi kavramlar kullanılarak sınıfsal bir siyaset izlenmiştir. Bu dönemde, kimlik siyasetinin dar kalıplarını aşacak ve toplumu yatay eksende kesecek sınıfsal bir siyaset öngörülmüştür. Sınıfsal antagonizmada CHP'ye yer açabilmek için eski kimlik çatışmalarını ortadan kaldırmayı amaç edinen Kılıçdaroğlu partinin kurduğu ittifaklar, helalleşme çıkışı ve geçmişe yönelik öz eleştiriler ile geçmişin halktan kopuk yapısını kırmaya çalışmış; siyasi söylemler ve beyannameler, seçim bildirgeleri, toplumsal hareketler ve yoksul halkla kurulan ilişki doğrultusunda sosyal demokrat siyaseti partide güçlendirmiştir. Çalışma, CHP tarihinde yer bulmasına karşı uzun yıllar geri plana atılmış sosyal demokrasinin; Kılıçdaroğlu döneminde kalıcı bir şekilde partide yer edinme sürecini açıklamaktadır.
Yeni medya çağında nostalji: Bir bellek mekânı olarak Old Laik Days
Türkiye'nin 2000'li yıllarda geçirmiş olduğu toplumsal ve siyasal dönüşümü açıklamada eski Türkiye anahtar kavramdır. Eski Türkiye söylemi geçmiş ve bugün arasındaki kıyası beraberinde getirir. Bu kıyas hem gündelik hayatta hem de siyasette sıklıkla kullanılır hale gelir. Geçmişin problemleri bugünün idealleştirilmesinde işlev görürken geçmişe özlem duyanlar da görünürdür. Bu durum farklı geçmiş görüntülerinin birlikteliğine işaret eder. Bu birliktelik, hatırlamanın toplumsal yönüne dair imada bulunur. Tanıklıklar ve aktarılanlar, kişilerin geçmişe bakışını etkiler. Böylece kişinin dahil olduğu grup, onun hatırlama biçimini şekillendirir. Hatırlananlar, unutulanlar ve görmezden gelinenler kişi ve grupların geçmişe bakışlarını etkileyecektir. Çalışmanın konusunu bir sosyal medya platformu olan Instagram'da, geçmişi olumlu tonda çağırarak nostalji üreten Old Laik Days hesabı oluşturur. Bu anlamıyla hesap bir hafıza mekânı olarak ele alınmıştır. Yeni medya teknolojilerinin getirmiş olduğu olanaklarla, nostalji kendisine geniş bir yayılma alanı bulur ve kitleselleşir. Bir diğer yandan yeni medya ortamında karşılıklı etkileşimin mümkün olması, nostaljinin canlı kalmasını sağlar. Bu anlamıyla çalışmada, yeni medya ve nostalji arasındaki ilişkisi üzerine düşünmeyi hedefler. Çalışmada Old Laik Days hesabında ortaya çıkan nostaljinin, bugünün krizlerinin bir yansıması olarak ele alınması hedeflenmiştir. Bu anlamıyla nostalji, geçmişin değil bugünün ürünüdür. Nostalji, altın çağın kaybedildiği fikrine dayanır. Böylece çalışma Old Laik Days'in altın çağı/çağlarının ve kayıplarının izlerini sürmeyi hedefler. Bir diğer yandan çalışma, ortaya çıkan bu güncel nostaljinin gelecek üzerindeki etkisi üzerine düşünmeyi içerir. Ortaya çıkan nostalji bir yas biçiminde midir yoksa geleceğin inşa edilmesi fikrinde belirleyici midir?
Millî Görüş Hareketinde din-devlet ilişkisi ve laiklik algısı
Bu tezde, Millî Görüş Hareketi'nin dış politika, ekonomi, eğitim ve kadın konularındaki dinî söyleminin Türkiye'de dinin gayri-hususileşmesinde ve yeniden kamusal alanda görünür olmasında etkin rol oynadığı iddia edilmiştir. Türkiye'nin sekülerleşme süreci on yedinci yüzyılda başlamış ve cumhuriyetin kuruluşuyla (1923) hız kazanmıştır. Cumhuriyetle birlikte uygulanagelen laiklik politikaları Türkiye'de din-devlet ilişkisi tartışmalarının odağını oluşturmuştur. Türkiye'de uygulanan sekülerleşme politikaları sonucunda gelişen laiklik anlayışı Avrupa'da gelişen sekülerleşme ve laiklik yaklaşmlarından farklı bir biçimde şekillenmiştir. Millî Görüş partileri temelde Türkiye'de gelişen laiklik politikalarını eleştiren politikalar geliştirmiştir. Jose Casanova dinin gayri-hususileşmesi ve yeniden kamusal alana dönüşü konusunda özgün bir teorik yaklaşım geliştirmiştir. Bu tez de Casanova'nın bakış açısından hareketle temelde Avrupa'da gelişen farklı din-devlet ilişkilerine referansla Millî Görüş Hareketi'nin laiklik anlayışını odak noktası almaktadır. Bu tez Millî Görüş partilerinin dini söylemlerinin dinin kamusal alanda etkinlik kazanmasına yol açtığını tespit etmiştir.
Siyasi söylem ve araçsallaştırma: Kemalizm ve İslamcılık'ta idealize edilen kadın imgeleri
This thesis aims to evaluate the post-1980 hegemonic strugglewithin Turkey in the context of Islamist-Kemalist polarization through examining the idealized female images of these two groups. Women has been instrumentalized as a carrier and token of Republican ideals ever since the foundation of the Republic in the 1920s. I aim to investigate how the ideal Kemalist female image and the ideal Muslim/Islamist female image have been instrumentalized in the post-1980 period and in what ways the instrumentalization of these images have not remainedsolely as signifiers of group ideals but have also been used for the social exclusion of women refusing to conform to these ideals through discourse and oppression, as it happened in the case of the headscarf ban. Islamist groups' – which have risen in terms of visibility and political activism in the post-1980 period – idealization of Muslim/Islamist women as an example of "true Islam"and as the means to challenge secularism and the top-down imposition of Kemalist modernity is examined. It is argued that, despite their notable differences, the Kemalist and Islamist discourses' have internalized and reflected similar traditional-patriarchal patterns of behavior in their treatment of women. How these idealized female images are utilized not only in treatment of out-group women but also used in in-group challenges as well and the importance of overcoming these bidirectional exclusion practices are addressed.
Abdulwahab Almasiri's vision of secularism as an essential aspect of understanding secularism in the arab world
Secularism is often conceived of and discussed as a principle that frees people from the clutches of religion. Advocates of secularism often view the separation of religious institutions and the state as the rational approach to maintaining a functional and fair society. Abdulwahab Almasiri (1938–2008) was a literary critic, a Muslim scholar, author, and philosopher who took a deconstructive approach to the analysis of secularism. In his works, he dissects the ideas and influences behind secularism's modern-day interpretation to question society's conception of it and its manifestations. This thesis focuses on Almasiri's notion and definition of secularism due to his comprehensive approach to addressing the subject. Almasiri's deconstruction of the term 'secularism' into two concepts, partial and comprehensive secularism, allows him not only to address secularism on its own, but to study all the notions that influence it in order to give a complete and comprehensive understanding of its conceptualization, roots, and application to the Arab world. The first part of this thesis deals with Almasiri's intellectual journey that led to his unique interpretation of secularism. It contextualizes Almasiri's understanding of secularism within the academic discourse and discusses secularism as he defined it. The latter half of this thesis will relate Almasiri's concept of comprehensive secularism to its interpretation and application in the Arab world and offer a critique of Almasiri's reform project, which he calls the 'new Islamic discourse'.
An outside look at the Turkish reform: The Medeniyet newspaper
The modernization process and the reform movement started in 1923 with the proclamation of the Republic in Turkey did not only affect the Turks of Turkey but the Turks of Bulgaria. The newspapers published by the Turks of Bulgaria during these years featured the developments in Turkey. The Medeniyet Newspaper is one of these newspapers. The newspaper contains many news, analyses, and criticisms about the Turkish reform and the changes in Turkey. This thesis aimed to understand the rationale of the criticisms directed towards the Turkish reform through discourse analysis of the related articles in the Medeniyet Newspaper. Accordingly, it was understood that the main reason for the newspaper's criticism is the imagination of civilization and the value and role attributed to religion in the formation and preservation of civilization. According to this understanding, during the modernization process, the reorganization of political and social life according to the principle of laicism was criticized. Thus, the principle of laicism was at the core of criticism. It is not possible to see similar criticisms in newspapers of the period in Turkey because the press was kept under control by the laws and regulations. For this reason, the Medeniyet Newspaper is an important source in this regard and its cultural, political, historical, social, and religious writings enable a sociological analysis.
Islamophobia in Muslim majority countries: A case study of Bangladesh
There is significant literature on Islamophobia particularly, and 'Islamic radicalization' in western countries. Especially a lot of studies and research were conducted regarding Islamophobia in Muslim minority societies like Europe, America, and other parts of the world. However, this is not only a problem in Western countries but a global phenomenon. 'Religious Muslims' in Muslim countries face the same problems or discrimination as Muslims in Western countries or Muslim minority societies. Therefore, to find out the natural causes of these kinds of Islamophobic attitudes, Islamophobia in Muslim majority societies should be examined in detail. From this perspective, this paper will examine why Islamophobia is rising in Bangladesh, although it is the fourth-largest Muslim-populated country. The study consists of five main parts. The first part is an introduction that explains the background of the study. The second part reviews the literature and theoretical perspective. Then, the next part of this study tries to prove Islamophobia in both the public and private sectors. The fourth part discusses and examines the reasons for Islamophobia in Bangladesh. Finally, it discusses the findings in its conclusion part.
The politics of religion in the United States federal context: The faith-based initiative
Religion in the United States is a complicated, yet often under analyzed and misunderstood, phenomenon. Although it boasts one of the high rates of personal belief in the world, the U.S. is also frequently presented as one of the best examples of institutional separation of church and state available. Despite this, however, recent decades have witnessed the increasing presence of religion and faith in the public sphere and in the political realm. Understanding this reality, along with the simultaneous permeation of the public sphere and the concurrent emphasis on religiosity and religious belief requires analyzing a number of intertwined and overlapping factors. This dissertation seeks to analyze the underlying issues that have contributed to the current atmosphere of neutrality and accommodation towards increased religiosity in the political and public spheres. This is done through a historical analysis of religion in the U.S., a consideration of the role of federalism in allowing for increased religion in politics and public policy, and the in-depth analysis of a recent federal policy, the Faith-Based Initiative, which indicates the new role religion has been able to play in federal, and state, policy.Despite the decline of religion predictions offered by the secularization thesis, religious belief and practice have played, and continue to play, crucial roles in American political life since the founding of the nation. By considering the historical development of the nation, the degree to which religion was a factor in this development, and the current reality of religion in general, and state-religion relations specifically, this dissertation presents the context for a more in-depth case study analysis of recent federal policies involving religion. Not only have public political attitudes vis-à-vis interaction between religious organizations and government evolved in recent decades, but shifts in judicial opinion have also helped to solidify the development of a new, more accommodating stance towards state-religion relations. Beginning with an analysis of America?s position in general secularization studies, this dissertation then looks carefully at the current position of religion in both the political and judicial realms, and the manner in which this has influenced legislation nationwide.Using both primary and secondary sources, including Congressional records, Court documents and decisions, government reports and websites, scholarly analysis, and media accounts, the dissertation argues that it is the culmination of these historical and institutional factors that allowed for the rise of two important federal level policies; first the Charitable Choice Amendment of 1996, and second, in 2001, its successor, the Faith-Based and Community Initiative. Together these two programs aimed to enhance the availability of relations between the government and religious social service organizations. The Faith-Based Initiative, its development and implementation by the George W. Bush Administration, its programs, and the challenges the Initiative faced politically, socially, and legally are all examined in detail in order to best present a picture of how the politics of religion function in the federal United States.
Exploring church-state relations in modern Japan: Count Otani Kozui's quest for the pure land in an age of turbulence
Ōtani Kōzui (1876-1948), the twenty second patriarch of the HonpaHonganji denomination of Buddhist Jōdo Shinshū sect (True Pure Landor Shin Buddhism) and the chief-abbot of its head-temple WesternHonganji, Kyoto. He lived through the Meiji, Taishō and the first half ofthe Shōwa periods and witnessed the rapid transformation frompre-modern to modern his society went through. Likewise, WesternHonganji, the largest and most influential religious institution in thecountry had played a crucial role in the making of the Meiji Restorationand in the settling of secularism in Japan.Ōtani Kōzui was the leader of this institution between 1903-1914, butthen he resigned and started living a secular life in China. He is knownfor the three Ōtani Expeditions into Central Asia but most of his otherdeeds remain in obscurity. Kōzui was an Asianist who, in ten volumes ofhis Kōa Keikaku (The Construction of Asia Project) had proposed aTokyo-Istanbul-Berlin railway. He was an agriculturalist who hadplantations in Johor (Malaysia), Singapore, Sulawesi and Java islands(Indonesia), Kaohsiung (Taiwan) as well as investments in Ankara GaziFarm and Bursa Turkish-Japanese Silk Weaving Factory. He was theadviser to the Konoe and Koiso cabinets, and a public opinion leaderwhose followers had established "The Gate of Kōzui Society"(Zuimonkai ).The dissertation focuses on Count Ōtani Kōzui's multi-faceted life anddemonstrates the role of a religious institution,Western Honganji in themaking of modern Japan.
The anti-alcohol movement in the Early Republican Period in Turkey
This thesis, which handles the period between 1920 and 1939, aims to show how opposition to a substance that is related to everyday life can be an essential part of a nation-building process. Anti-alcohol movements in numerous countries, such as the United States, Finland and Sweden, in the late nineteenth and the early twentieth centuries constituted models for Turkey. However, in the case of Turkey, the anti alcohol-movement took a different dimension in the particular social and political atmosphere of the country. The leading figures of the anti-alcohol movement in the early Republican Period used alcohol opposition as a tool against the Christian populations of the country who had the control over alcohol business. Moreover, because of the fact that Turkey is a country in which Muslims are the majority, alcohol opposition had a religious dimension especially in the early 1920s. However, the religious concerns lost their power after the Second Group in the parliament was eliminated and the state started to be secularized. This secularization process, together with the rise of the eugenics idea in Europe caused the alcohol opposition in Turkey to take on a secular and scientific dimension. With this change, the movement changed its focus and targeted building a healthy and strong population.
The relationship between secularism and democracy: The case of Turkey in the 2000s
This thesis offers a detailed analysis of the relationship between secularism and democracy, with particular reference to the case of Turkey. At a time when secularism is often associated with states' non-egalitarian and exclusionary practices, this thesis puts forward the concept of "secularism as a political principle" and presents it as a sine qua non condition for a polity to be an inclusionary democracy. Furthermore, with a detailed examination of the relevant literature, this thesis indicates that there is a decent consensus among the prominent scholars in this field on the positive relationship between correctly implemented secularism and a state's democratic credentials. In this regard, this thesis elaborates on the process of the "de-secularization of the state" in Turkey in the 2000s at the levels of ends, institutions, and law and policies and reveals that this process has so far gone hand in hand with increasing intensity of exclusion by the state and the domination of a particular comprehensive doctrine in the political sphere.
Türkiye'de tek parti dönemi ve siyaset anlayışı
9 Eylül 1923 tarihinde kurulan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk siyasal partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, 1923-1945 yılları arasını kapsayan dönem içinde tek parti olarak iktidarı elinde tutmuştur. Türk siyasi hayatında "tek parti dönemi" olarak adlandırılan bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi, inkılapçı karakteri ağır basan bir siyasal parti olarak Türkiye'deki mevcut siyasal kültürün şekillenmesine etki etmiştir. Cumhuriyet'in ilan edilmesi akabinde rejimin istikrarını sağlayabilecek ve çağın gereksinimlerini karşılayabilecek bir devletin inşa edilebilmesi için bir dizi inkılap hayata geçirilmiştir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu'nun bürokratik, ekonomik ve toplumsal yapısını devralmıştır. Aynı zamanda bu süreç içerisinde tek parti rejiminin sona erdirilmesine dair girişimlerde olmuştur. Ancak çok partili siyasal hayata geçiş denemeleri başarısızlıkla sonuçlanmış, kurulan siyasal partilerin ömrü uzun olmamıştır. Tek parti rejimi ise bazı zorunluluklar nedeniyle ortaya çıkan geçici bir süreç olarak değerlendirilmiştir. Söz konusu dönem, tek parti rejiminin işlemesinin yanı sıra ülkenin geliştirildiği, dönüştürüldüğü, yeni bir siyasal rejim ile birlikte yeni bir yaşam tarzının da inşa edildiği bir dönem olmasıyla nedeniyle önem arz etmektedir. Bu nedenle, bu çalışmanın amacı tek parti dönemini bir bütün halinde ele alarak ve tarihsel evrim bağlamında birçok yönden araştırarak dönemin temel dinamiklerini, siyaset anlayışını, modernleşme sürecini, böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin dönüşümünü incelenmektir. Çalışma kapsamında literatür taraması yapılmıştır. Bu çalışmada kuruluşunun altında yatan neden ülkeyi çağdaş uygarlık seviyesine getirmek olan Cumhuriyet Halk Parti'sinin tek parti döneminde zamanın ruhuna göre hareket ederek, akılcılığı ve bilimselliği temel alarak birçok alanda ciddi dönüşümlere imza attığı değerlendirilmektedir.
Türk Anayasa Hukukunda Cumhuriyetçilik ilkesi
Bu çalışma, cumhuriyet ve cumhuriyetçilik kavramlarının teorik ve pratik olarak anayasa hukuku çerçevesinde güncel anlam ve önemini incelemeyi amaçlamaktadır. Türk anayasa hukukunda çok az yer bulabilen cumhuriyetçilik kavramı, 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra yeniden canlanmaya başlamıştır. Kökenleri antik Yunan ve Roma'ya dayanan cumhuriyetçilik, eşitlik, laiklik ve yurttaşlık temelinde ortak iyinin sağlanmasını amaçlayan bir idealdir. Cumhuriyetçilik, devrimlerle birlikte bu ilkeleri anayasal bir forma sokmuştur. Ancak bu ilkeler 19. yüzyılda liberalizm, demokrasi ve sosyalizm tarafından sahiplenilmiştir. Çalışmamızda tarihsel ve karşılaştırmalı bir yöntem izlenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde cumhuriyet ve cumhuriyetçilik kavramları tarihi, felsefi ve siyasi yönleriyle ele alınmıştır. İkinci bölümde kavramların kökeni ve unsurları incelenmiş ve teorik yapı inşa edilmiştir. Üçüncü ve son bölümde, Türk tarihinde cumhuriyet ve cumhuriyetçilik kavramlarının gelişimi incelenmiştir. 1961 ve 1982 anayasaları döneminde bu ilkelerin anayasalarda nasıl yer aldığı araştırılmıştır. Sonuç olarak, Türkiye'nin cumhuriyetçi idealde bir cumhuriyet kurduğunu görmekteyiz. Ancak 1961 ve 1982 Anayasaları, askeri darbelerin ürünü olmaları nedeniyle cumhuriyetçi ruhu yakalayamamışlardır. 2017 anayasa değişiklikleri ile cumhuriyetçilik idealinde ciddi bir sapma da görülmektedir. Çalışmamızda, cumhuriyetçiliğin bir ideal ve süreç olduğu göz önüne alınarak anayasa hukuku kapsamında bu ilkelerin yeniden yorumlanmasına ihtiyaç duyulduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye`de din-siyaset ve laiklik (1946-1960)
Cumhuriyet döneminde. Terakkiperver Cumhuriyet Partisi (1924-1925) ve Serbest Cumhuriyet Partisi (1930) deneyimlerinin ardından, Türkiye'de 1945 yılında çok partili hayata geçildi. Bu süre içinde C.H.P. ülkedeki tek siyasi parti konumunda kaldı ve ülkeyi modernleştirmeye çalıştı. Atatürk ilkelerinin ve devrimlerin değişmez savunucusu durumundaki parti, çok partili yaşama geçişle birlikte, özellikle laiklik ilkesinden bir takım ödünler vermeye başladı. C.H.P. 'nin 1947'de yaptığı Yedinci Büyük Kurultayı, laiklikten verilen ödünler konusunda bir kırılma noktasıdır. Bu kurultayda ilkokullarda din eğitimine geçilmesi ya da halkın bir takım manevi boşluklar içinde olduğu düşünceleri, açık bir şekilde öne sürüldü. 14 Mayıs 1950 seçimlerinin ardından, iktidara gelen D.P. de, laiklikten hızla ödünler vermeye başladı. On yıllık iktidarı sırasında ezanı yeniden Arapçalaştırdı; ilkokullara konulan din derslerini zorunlu hale getirdi; Atatürk'e yönelik saldırıların artması sonucu, Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlar Hakkında Kanun çıkarttı; giyim- kuşamda büyük oranda geriye dönüş gözlendi; kadının toplum içindeki statüsü sürekli tartışma konusu haline geldi; sadece Türk büyüklerine ait açılmış bulunan anıtsal yapılar, yerini yurdun her tarafına yayılan tekke, türbe ve zaviyelere bıraktı, bunun sonucunda üfürükçülük, muskacılık gibi batıl inançlar yeniden su yüzüne çıktı ve gerici eylemler hız kazandı; Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı Bütçelerinde en çok tartışılan konular arasında, imam ve hatip yetiştiren okulların, hayrat hademelerinin, İlahiyat Fakültelerinin durumları gibi konular yer aldı. Bu dönemde, İslamcı basın gerici olarak nitelendirilen yazılarını daha rahat çıkartmaya başladı. 1950-1960 yıllan arasında din-siyaset ilişkisine yeni bir boyut verilmeye çalışılarak, laiklikten tavizler verildi. Atatürk devrimlerinin ve Cumhuriyetsin getirdiği bütün kazanımlar önceleri eleştiri, ardından da tepki konusu yapıldı.
Milli Eğitim Şuraları karar metinlerinin seçilmiş kavramlar açısından incelenmesi
Türkiye'de Atatürk önderliğinde yürütülen Milli Mücadele sadece milletin bağımsızlığını tesis etme amacını taşımamıştır. Kurtuluş Savaşı sürerken yeni ve modern bir devletin temellerini atmak için 1921 yılında toplanan Maarif Kongresi'nde eğitimin genel durumu gözden geçirilmiş, daha sonra üç kez düzenlenen Heyet-i İlmiye toplantılarında ise yeni bir eğitim atılımı gerçekleştirmek için bir dizi kararlar alınmış ve bu kararlar uygulamaya konulmuştur. Eğitimde büyük bir atılımı hedefleyen Cumhuriyet yönetimi ve eğitimcileri, daha geniş katılımı ve temsili sağlamak amacıyla Milli Eğitim Şûralarını düzenlemişlerdir. 22 Haziran 1933 tarih ve 2287 sayılı kanunla hukuksal bir statü kazanan Milli Eğitim Şûrası, Milli Eğitimin planlanması, program, müfredat ve hedeflerin belirlendiği, eğitimcilerin katıldığı danışma organı olarak eğitim tarihimizde önemli gelişmelere imza atmıştır. Günümüze kadar on yedi kez toplanmış olan Milli Eğitim Şûrasının ilgili kanun gereğince önceden belirlenen gündemlerle toplanması erekmektedir. Milli Eğitim Şûralarının başkanı Milli Eğitim Bakanıdır. Milli Eğitim Şûrası Milli Eğitim Bakanlığının en yüksek danışma organı özelliğini taşımaktadır. Şûra bünyesinde gündem maddeleri komisyonlarda görüşülür. Komisyonlarda hazırlanan raporlar genel kurulda görüşülerek onaylanır veya değiştirilir. Onaylanan kararlar Şûra kararı olarak Milli Eğitim Bakanlığına tavsiye niteliğinde gönderilir. Milli Eğitim Bakanlığı alınan kararların tümünü veya bir bölümünü uygulamaya koyar veya hükümete öneri olarak sunar. Bu açıdan Milli Eğitim Şûrasında alınan kararların uygulamaları Bakanlığın ve siyasi otoritenin yaklaşımları ölçüsünde gerçekleşmektedir. Bugüne kadar toplanan on yedi şûrada eğitime yön veren pek çok karar alınmıştır. Alınan kararların bazıları dönemin veya daha sonraki dönemlerin hükümetleri ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından tamamen veya kısmen uygulamaya konulmuş, bazı kararlar ise uygulanmamıştır. Bu araştırma ile araştırmanın seçilmiş kavramları olan lâiklik, Atatürkçülük, Atatürk İlke ve İnkılâpları, eğitimde fırsat eşitliği, din eğitimi ve zorunlu eğitim ile ilgili şûralarda alınan kararlar ile uygulamalar arasında anlamlı bir fark olup olmadığı; şûraların eğitimimizi nasıl etkilediği ve ne ölçüde yön verdiği sınanmaktadır.
Devlet bürokrasisinde dine bakış [28 Şubat süreci örneği (1997-2002)]
Tanzimat'tan günümüze devlet bürokrasisinin ve zaman zaman onun güdümüne giren siyaset kurumunun din ile ilişkisi hep var olmuştur. Kurumsal anlamda din, Cumhuriyetin kuruluş sürecinde de yerini almıştır. Bürokratik aktörler toplumu kendi din algılarına göre yönlendirme çabasında olmuşlardır. Geleneksel din algısının dışına çıkan dini grup ve cemaatler çağın dinamiklerine göre takibe alınmış, kontrol edilmeye çalışılmış, işten, görevden veya okuldan uzaklaştırılmışlardır. 28 Şubat sürecinde, askeri vesayetin öncülük ettiği devlet bürokrasisi, siyaset kurumunu da baskı altında tutarak, laikliğin ve rejimin tehlikede olduğu gerekçesiyle kamusal alanda irtica ile mücadele adına başörtüsü ve dini eğitim kurumları gibi dinsel görünümleri ortadan kaldırma, kısıtlama, ötekileştirme, mahrum bırakma icraatlarıyla toplumda büyük gerilimlere yol açmıştır. Bu süreçte seçilmişler, bürokratik vesayetin anti-demokratik baskı ve uygulamalarına direnç gösterememiş, toplumun önemli bir kesimi bazı temel hak ve özgürlüklerden mahrum bırakılmıştır. 28 Şubat postmodern darbesi eğitim, çalışma hayatı, ekonomi, siyaset kurumu gibi alanlarda toplumun her kesimini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışma 28 Şubat sürecinde bürokrasinin din anlayışını, dine bakışını ve topluma etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Siyasal, toplumsal ve ekonomik değişim sürecinde Türkiye'de din-devlet ilişkileri
Bu araştırma, Türkiye'de din-devlet ilişkilerinin siyasal, toplumsal ve ekonomik değişim sürecindeki bir çözümleme ve değerlendirmesini içermektedir. Ülkemizde din-devlet ilişkilerinin gelişim ve değişimi batıdan tamamen farklı olarak ortaya çıkmıştır. Kilise (din), Batıda yaşanan toplumsal ve ekonomik değişim sonucunda, devlet üzerindeki yüzyıllar süren egemenliğini kaybetmiştir. İslamiyette, Hıristiyanlıktaki gibi bir ruhban sınıfını bulunmamaktadır. Ayrıca din-devlet ilişkileri konusunda Batıda yaşanan ekonomik ve toplumsal süreç ülkemizde yaşanmamıştır. Bu nedenlerle ülkemizde din-devlet ilişkileri yukarıdan aşağıya doğru yapılan düzenlemelerle biçimlendirilmeye çalışılmıştır.Araştırmada, tarihsel süreçte yaşanan din-devlet ilişkilerindeki değişim incelenmiş, Türklerde ve Türkiye Cumhuriyeti'ndeki din-devlet ilişkileri dönemler halinde açıklanmış, yönetsel ve hukuksal düzenlemelerdeki din-devlet ilişkisi ortaya konmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nde din-devlet ilişkilerinin çözümlenmesi yapılırken dönemlerin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapıları da göz önüne alınmıştır.Günümüzde küreselleşme süreci ile toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda büyük bir değişim yaşanmakta ve bu değişim din-devlet ilişkilerini de etkilemektedir. Bu ortamda ülkemizde toplumsal bütünleşmenin sağlanması için din, siyasi çekişmelerin kaynağı olmak yerine, toplumu birleştirmenin araçlarından birisi olmalıdır.
Milliyetçi bir entelektüel olarak Durmuş Hocaoğlu'nda devlet ve siyaset düşüncesi
Durmuş Hocaoğlu entelektüel ve milliyetçi bir düşünürdür. Milliyetçi düşüncenin entelektüel ve felsefi bir bilgi birikimi olması gerektiğini savunmaktadır. Hocaoğlu geçmişin tecrübeleri ile devlet ve siyasete yön verici nitelikte düşünceler ortaya koymuştur. Türkiye Cumhuriyeti'ni ileriye taşıyacak temel kaynağın felsefe ve Batı düşüncesinin Türk-İslam düşüncesi şeklinde yorumlanması gerektiğini ifade etmektedir. Hocaoğlu'nun devlet ve siyaset düşüncesinde bir "grand teori" arayışı görünmektedir. Düşünür teori arayışını devletin problemli alanlarındaki kavramları tespit ederek ve onların içini güncelleyerek oluşturmuştur. Bu kavramlar aydın-entelektüel, milliyetçilik ve laikliktir. Örnek olarak Hocaoğlu'nun aydın veya laiklik kavramını tam olarak anlamadan ve o kavrama yüklediği anlamları bilmeden devlet ve siyaset düşüncesi tam olarak anlaşılamaz. Dolayısıyla amaçladığı ve tahayyül ettiği devlet ve toplum yapısı için bu kavramlara farklı bir bakış açısıyla çözümler getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Aydın-Entelektüel Tartışması, Milliyetçilik, Laiklik, Durmuş Hocaoğlu, Devlet, Siyaset
Erken aydınlanan birey Atatürk
I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu için kapanış tarihi olan 18 Ekim 1918,aslında Mondros Mütarekesi ile yeni bir cephenin açılışı olmuştur. Bu cephe Millû Kurtuluşmücadelesinin yapıldığı alan olmak yanında, hakikatte Mustafa Kemal gibi bir liderin dedoğumunu hazırlamıştır. 16 Mayıs 1919 ise, liderlik kariyerinin başlangıç tarihidir. O, moderndünyanın yetiştirdiği ?erken aydınlanmış birey? olarak, toplumu ve kendisini takip edenleriçin dönüştürücü bir lider olmayı, gönüllü olarak seçmiştir. Geleneksel toplumun yeniliğekarşı olan atalet halindeki zihin ve kültür temelini, modernitenin gerekleri doğrultusundaevirme yolunu seçmiştir. Bunun için, her biri birer radikal sosyal mühendislik çalışması olandevrimlerini gerçekleştirmiştir. Onun için, bireysel özgürlük çok önemlidir. Bunu sağlayanise, vicdan, akıl ve farklı kaynaklardan beslenen aklın ortaya çıkardığı fikirlerin özgürlüğünüsağlayan, düşünce özgürlüğüdür. Laik modern eğitim ile bunu kalıcı kılmak istemiştir.Kullandığı yöntemlerden ziyade, ulaşmak istediği bu sonuç ve ideal, onun büyüklüğünü tasviretmektedir.Anahtar sözcükler: Cemaat, ?erken aydınlanmış birey?, modernite, zihniyet, düşünceözgürlüğü, karizmatik lider, dönüştürücü lider, ?millû sır?, diktatör, demokrasi, Büyük MilletMeclisi, devrimler, Mondros Mütarekesi, Sultan Vahideddin, risk, laik eğitim, yaşam sitili.
Secularization and its influence on the formation of citizen in Turkey
This thesis aims to explore the causal relationship between the process of secularization from the context of a multi-ethnic, multi-cultural and multi-religious empire (Ottoman Empire) to that of a nation state (Turkish Republic) and identity building among major ethnic groups in Turkey. Secularization is taken both as secularization of the political center (Istanbul during the Ottoman Era and later Ankara) and secularization of society. The study covers a comprehensive theoretical debate around the concepts of secular/secularism, nation/nationalism and identity. In an effort to find out which approach fits as the best explanatory tool in the context of Turkey different schools of thought on these concepts are looked into in a comparative way. The interplay between identity and secularism will be analyzed through a perspective of social entrepreneurship which combines constructivist approach with instrumentalist and brings powerful explanatory tools with all its flexibility. The process of nation-building in Turkey and the transformation from a society which is structured along religious identity to another one defined as a modern nation is the core subject of this study. The process of secularization is central to nation-building because in most cases nationalism tends to accept no power beyond or above the will of the nation and secularism functions as the legitimizing ideology of the nation-building process. This study covers an important aspect of Ottoman-Turkish modernization by covering secularization since the issue is at the heart of the whole modernization process and remains to be a relevant debate in Turkey.
Fildişi Sahili'nde ilahiyat üniversitesi mezunlarının mesleki bütünleşme sorunu
Tez projemde Fildişi Sahili'nde ilahiyat üniversitesi mezunlarının mesleki bütünleşme sorununu inceledim. Araştırma, ilahiyat üniversitesi mezunlarının Fildişi Sahili resmi devlet işlerine erişmelerine izin vermeyen eğitim sistemine kapsamlı bir şekilde bakmaktadır. Ek olarak bu eğitim onları Fildişi Sahili'ndeki iş piyasasının diğer kısıtlamalarına da maruz bırakmaktadır. Bu bağlamda, araştırma mesleki bütünleşme sorununun bireysel, sosyal, ailevi ve eğitimsel faktörlerinin anlaşılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Nitel bir metodolojiye dayanan araştırma, Fildişi Sahili'nin ekonomik başkenti Abidjan'daki iki ana ilahiyat üniversitesinin analizini üstlenmiştir. Elde edilen veriler, bilgi analizi işlemine tabi tutuldu ve çeşitli kategorilerden toplanan diğer bilgilerle karşılaştırıldı. Ardından toplanan veriler üzerinde bir içerik analizi yapıldı. Çalışmanın sonuçları raporların analizine, görüşmelere (doğrudan ve dolaylı olarak) ve gözlemlemeler aracılığıyla bazı nicel verilerin toplanmasına dayanmaktadır. Sonuçlar toplumun gençlere ilahiyat üniversitesini tercih etmemeleri için baskı yaptıklarını göstermektedir. Zira mesleki istihdam eksikliği, devlet yetkilileri ve ilahıyat eğitimi yöneticileri arasında İslam eğitiminin statüsü konusundaki görüş farklılıkları, ilahiyat üniversitesi mezunlarını başarılı bir mesleki bütünleşme yolunda önemli ölçüde dezavantajlı kılmaktadır. Ayrıca ilahiyat mezunlarının profillerine uygun yeterince iş çeşitliliği olmamasının etkisi de gözardı edimemelidir. Anahtar kelimeler: Laiklik, ilahiyat eğitimi, ilahiyat üniversitesi mezunları, mesleki bütünleşme, Fildişi Sahili.
Osmanlılarda devlet – dini gruplar ilişkisinde bir model olarak Meclis-i Meşayih
Osmanlı Devleti, kuruluş dönemlerinden itibaren başlamak üzere 19. yüzyıla kadar belirli bir özgürlük anlayışı çerçevesinde, tarikatların gelişme ve büyümesine, sahip oldukları fonksiyonları dolayısıyla, müsaade etmiştir. Hatta bu yönüyle tekkelerin devletin kurucu unsurları arasında yer aldığı söylenebilir. Bununla birlikte devlet; merkezileşmesinin hız kazandığı ve Şii Safevi tehdidinin arttığı dönemlerde tarikatlar üzerindeki denetimini de artırmıştır. Nitekim 19. yüzyılla beraber dönemin getirmiş olduğu yeni şartlar ve Osmanlı Devleti'nin bu şartlara uyum sağlamak için yürüttüğü politikalar; tarikat ve tekkelerin devlet tarafından sağlanan otonom durumdaki statülerini kaybetmelerine sebep olmuştur. Tedrici bir şekilde başlayan tekkeleri denetleme süreci, bir kurumsal yapının açılmasını zorunlu kılmış ve sonuç itibariyle Meclis-i Meşayih faaliyete geçmiştir. Tekke ve zaviyelere ait tüm işler ve özellikle şeyh atamalarından sorumlu olan Meclis-i Meşayih, tekkelerin denetlenmesi açısından da önemli bir konum elde etmiştir. Batı Dünyası'nda devlet-dini gruplar ilişkisine bakıldığında üç temel yaklaşımın ortaya çıktığı görülmektedir. Bunlar özgürlükleri geniş tutan Amerikan-İngiliz modeli, daha katı bir anlayışı benimseyen Fransız modeli ve Alman modeli olarak ele alınabilir. Günümüz şartları içerisinde Türkiye'de dini grupların, ana hedeflerinin dışına çıkmadan sosyal ve sivil çalışmalarını sürdürebilmeleri için, özgürlükçü anlayış çerçevesinde hareket edilmesi ancak olası suiistimallerin devlet tarafından önlenmesi düşünülebilir. Dini grupların sisteme dâhil edilebilmeleri için yapılması gereken hukuki ve toplumsal şartların oluşturulması bugün önümüzde ciddi bir sorun olarak durmaktadır. Osmanlı Devleti dini gruplara karşı dayatmacı değildi. Zamanın şartları içerisinde bir sistem olarak işlevsel olan Meclis-i Meşayih modeli; günümüz şartlarıyla değerlendirildiğinde dini grupların devletle ilişkisinde ikircikli tavır yerine şeffaf, denetlenebilir, örgütlenme imkânı bulunan ve kaynaklardan eşit istifade edebilen bir model biçiminde ülkemizin önünde bir çözüm olarak durmaktadır. Anahtar Kelimeler: Din Sosyolojisi, Dini Gruplar, Tarikat, Meclis-i Meşayih, Laiklik
İktibas dergisinde ümmet
This study focuses on the community project in İktibas journal, which defines itself as radical Islamist. It would be a proper choice to examine this community project under the headline of ummahism. Just like the most similar community project of nationalism, ummahism arises from the need and search for a new community in the modern world. Again like nationalism, ummahism has three main goals: defining the community, distinguishing the other, and describing the state. Therefore, this study will examine how the concept of the ummah as a community is perceived, how the other of ummah is determined, and what kind of a state this ummahist community project was developed to constitute a ground for. İktibas is chosen as the core of this study; because, its founder Ercümend Özkan is the first radical Islamist throughout the Turkish Republican history who carried out a series of actions that aimed at overthrowing the regime and reestablishing the caliphate. For the same reason, only the issues of the journal published when Özkan was alive (1-193) were included in the scope of the study. Key Words: İktibas, Ummah, Nation, Us versus Other, Islamic State, Democracy, Laicism, Contemporary Islamic Political Thought
Sosyal ve siyasi değişimlerin kurumlara etkisi: Din işleri yüksek kurulu kararları örneği
Türkiye Cumhuriyeti modern bir anlayış temelinde kurulmuştur. Osmanlı Devletinden devralınan kurumlarda saltanat ve hilafetin kaldırılması gibi çalışmalarla dinin siyaset alanı üzerindeki etkisi kırılmaya çalışılırken, Cumhuriyet tarihi boyunca tartışmalara konu olacak Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak dini yaşantı üzerinde söz sahibi olmak amaçlanmıştır. Bu çalışmada kuruluşundan günümüze kadarki süreçte Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde yer alan Din İşleri Yüksek Kurulu'nun almış aldığı kararlarda sosyal ve siyasi değişimlerin etkisi incelenmeye çalışılmıştır. 1929 ile 2015 arasında kurulun aldığı kararlar, arşiv çalışması bağlamında orijinal metinlerinden incelenmiş, kurulun aynı konu başlığı altında yıllara göre meydana gelen değişiklikler ve bu değişikliğe etki eden faktörler anlaşılmaya çalışılmıştır. Giriş kısmında çalışma boyunca kurul kararlarına etki ettiği düşünülen kavramlara yer verilmiş, sonraki bölümlerde kararlar metinleriyle birlikte kritiğe tabi tutulmuştur.