Postmenopoz
Bu konu başlığı altında 56 tez
Postmenopozal dönemdeki kadınlarda üriner inkontinans prevalansı ve risk faktörleri
Bu araştırmanın amacı, postmenopozal dönemindeki kadınlarda üriner inkontinans prevalansı ve risk faktörlerini belirlemektir. Tanımlayıcı tipte planlanan bu araştırma Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Polikliniklerine tedavi ve kontrol amaçlı başvuran postmenopozal dönemdeki kadınlarla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini Çorum ilinde yaşayan, 40-65 yaş arası, postmenopozal dönemdeki kadınlar oluşturmaktadır. Çalışmaya en az 234 postmenopozal kadının dâhil edilmesi gerektiğine karar verilmiş ve 320 kadına ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 20 istatistik paket programı ile değerlendirilmiştir. Frekans dağılımlarındaki grupların homojen dağılım dağılmadığı Ki-Kare uygunluk testi kullanılarak araştırıldı. Normallik analizleri, Komogrow Smirnov testi, Shapiro Wilk testi, Çarpıklık katsayısı, Basıklık katsayısı, Histogram, Kutu Grafiği işlemleri ile ayrıntılı olarak incelenerek, değişkenlerin normallik varsayımlarını büyük ölçüde sağlamadığı görülmüştür. Böylece; ikili karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi ve ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis testi kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler, normallik varsayımı sağlanmadığı için öncelikle medyan değeri yorumlanacak şekilde, medyan, aritmetik ortalama ve standart sapma hesaplamaları ile elde edilmiştir. Sonuç olarak, çalışmamızda postmenopozal dönemdeki kadınlarda östrojen eksikliğinin kadınlarda üriner inkontinası etkilediği, risk faktörleri ve ICIQSF ölçeği puan ortalamaları sonucu üriner inkontinans olan kadınların %42.2 olduğu ve arasındaki ilişkinin güçlü derecede pozitif yönlü olduğu tespit edilmiştir(p<0,05).
Postmenopozal kadınlarda rekreasyon amaçlı yüzme egzersizinin emosyonel durum üzerine etkisi
Bu araştırma, postmenopozal kadınların rekreasyon amaçlı yüzme egzersizinin emosyonel durum üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya, postmenopozal dönemde olan 34 deney ve 34 kontrol grubu olmak üzere toplam 68 kadın katılmıştır. Araştırma ön-son test deney-kontrol gruplu karşılaştırmalı deneysel tipte yapılmıştır. Postmenopozal kadınların haftada iki gün ve günde bir saat olmak üzere toplam 8 haftalık rekreatif etkinlik olan yüzme uygulaması yapılarak öncesi ve sonrası fiziksel ölçümleri alınmıştır. Çalışmada postmenopozal kadınların emosyonel durumlarını belirlemek amacıyla''Beck Umutsuzluk Ölçeği, Oxford Mutluluk Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği''kullanılmıştır. Verilerin analizinde, BUÖ, OMÖ-KF ve ön test KPSÖ puan değerleri için non-parametrik testlerden Mann-Whitney U, Kruskal Wallis Test İstatistiği ve Sperman Korelasyon analizi yapılırken, grupların KPSÖ son test puanı için parametrik testlerden T testi, Anova, Pearson Korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırmada analizler %95 anlamlılık düzeyinde (p<0.05) incelenmiştir. Deney grubundaki postmenopozal kadınların egzersiz sonrası antropometrik ölçüm değerlerinde anlamlı düzeyde azalmıştır. Deney grubundaki kadınların egzersiz öncesi umutsuzluk düzeyleri daha yüksek iken egzersiz sonrası umutsuzluk düzeyleri anlamlı şekilde azalma olmuştur. Deney grubundaki kadınların egzersiz sonrası mutluluk ve psikolojik sağlamlık düzeylerinde de anlamlı artış saptanmıştır. Grup içi ve gruplar arası postmenopozal kadınların ön ve son test puanları bakıldığında umutsuzluk derecesi azaldıkça, mutluluk ve psikolojik sağlamlık düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Deney grubunda postmenopozal kadınların emosyonel durumları ile bağımsız değişkenler arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Postmenopozal kadınlara uygulanan rekreatif amaçlı yüzme egzersiz proğramının, katılımcıların fiziksel ve psikolojik sağlık durumlarına önemli bir etkiye sahip olduğu ve bu dönemdeki kadınların emosyonel duygu durumlarına yardımcı bir tedavi aracı olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Postmenopozal kadınlarda osteoporoz prevalansı ve risk faktörleri
Bu araştırma postmenopozal dönemindeki kadınlarda osteoporoz prevalansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Çorum Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne, Ekim 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında olasılıksız örnekleme yöntemlerinden rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen toplam 301 postmenopozal osteoporozlu kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Sosyo-Demografik Bilgi Toplama Formu (SDBTP)", "Osteoporoz Risk Faktörleri Formu (ORFF) " uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare testi, ölçümsel veriler için t-testi/Mann Whitney-U testi, One-Way ANOVA/Kruskall Wallis testleri kullanılıp, bu testlerde gruplar arasındaki farklılıkların belirlenmesinde Tukey's HSD testi/Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmamızda, postmenopozal osteoporoz prevalansı %29,2 olarak belirlenmiştir. Kadınlarda; ileri yaş, menarş yaşı, gebelik sayısı, sigara ve kafein tüketimi, kronik hastalık varlığı ve sürekli ilaç kullanımı ile postmenopozal osteoporoz arasında pozitif yönde, öğrenim durumu, kalsiyum ve D vitamin takviyesi kullanımı ile postmenopozal osteoporoz arasında negatif yönde ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca yaşadığı yer ve medeni durumun postmenopozal osteoporozu etkilediği belirlenmiştir (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Postmenopoz, osteoporoz, risk faktörleri.
Bir hastanede çalışan 40 yaş üstü hemşirelerde menopoz semptomları sıklığı ve bu semptomların yaşam kalitesi ve iş verimliliği üzerine etkisi
Bu çalışmada, 40 yaş üstü hemşirelerde menopoz semptomları sıklığı ve bu semptomların yaşam kalitesi ve iş verimliliği üzerine etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma, Mart 2021-Ocak 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, 40 yaş üstü hemşireler, örneklemini ise184 hemşire oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze yapılan anket veri toplama yöntemiyle Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQoL-Bref), Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği ve Hemşirelik İş Yaşam Kalitesi Ölçeği (HİYKO) kullanılarak toplanmıştır.Menopoz semptomları değerlendirme ölçeğine göre katılımcılar, psikolojik şikayetler alt boyutundan 6.38±2.75 puan, somatik şikayetler alt boyutundan 11.57±4.33 puan, ürolojik şikayetler alt boyutundan 5.85±3.41 puan ve MSDÖ toplamından 23.78±9.54 puan almışlardır. Hemşirelerin menopozal semptomlarının şiddetinin orta düzeyde olduğu söylenebilir. Katılımcılar hemşirelik iş yaşam kalitesi ölçeğine göreiş çalışma ortamı alt boyutundan 27.75±6.72 puan, yönetici ile ilişkiler alt boyutundan 16.49±3.04 puan, iş koşulları alt boyutundan 30.37±3.09 puan, iş algısı alt boyutundan 24.96±4.40 puan, destek hizmetler alt boyutundan 13.85±3.08 puan ve ölçeğin toplamından 113.43±16.01 puan almışlardır. Hemşirelerin menopoz semptomlarının orta düzeyde olduğu, menopoz semptomlarının hemşirelerin iş yaşamını ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediği belirlenmiştir.
40 yaş üstü kadınların menopoza ilişkin tutumlarının somatizasyon belirtileri ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu tanımlayıcı çalışmada 40 yaş üstü kadınların menopoza ilişkin tutumlarının somatizasyon belirtilerine ve yaşam kalitesine etkisi belirlendi. Veriler 01.12.2022-01.03.2023 tarihleri arasında Ankara'da bir ASM'ye başvuran 40 yaş üstü 232 kadından Sosyo-demografik Bilgi Formu, Menopoza İlişkin Tutum Ölçeği, Somatizasyon Ölçeği, Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplandı. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Independent Sample t Test, Mann Whitney U ve Korelasyon ile analiz edildi. Çalışmamızda kadınların %43.1'i 50-59 yaş arasındadır, %19,8'i menopozdadır, kadınların %38.8'i 45-49 yaş arasında menopoza girmiştir, % 69.8'i menopoza doğal yollarla girmiştir. Menopoza İlişkin Tutum Ölçeğinden 51.93±14.36 puan, Somatizasyon Ölçeğinden 12.15±5.85 puan almışlardır. Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği'ne göre kadınların en şiddetli yaşadığı semptomlar fiziksel semptomlar (3.90±1.32), en hafif düzeyde yaşadığı ise psikososyal semptomlar (3.36±1.38) dır. Menopoza İlişkin Tutum Ölçeği ile Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği arasında negatif yönde, düşük düzeyde ilişki vardır (p<0.05). Somatizasyon Ölçeği ile Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği arasında pozitif yönde, düşük düzeyde ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Menopoz dönemindeki kadınların yaşam kalitesinin yükseltilmesi için menopoz semptomlarının yanı sıra somaizasyon belirtilerinin de değerlendirilmesi önerilir. Anahtar Kavramlar: Menopoz, Kadın, Hemşire, Yaşam kalitesi, Somatizasyon Bilim Kodu:1082
Postmenopozal kadınlarda yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Postmenopozal dönemin ilerleyen yaş ile birlikte kadınlarda birçok olumsuz durumu beraberinde getirdiği bilinmektedir. Bu çalışmada postmenopozal dönemdeki kadınların, yorgunluk şiddet seviyeleri ve yaşam kaliteleri değerlendirilerek, aynı yaş aralığındaki postmenopozal dönemde olmayan kadınlar ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 40-65 yaş aralığında olan 80 olgu dahil edildi. Olgular çalışma grubu (postmenopozal dönemde olan) ve kontrol grubu (postmenopozal dönemde olmayan) olarak 40'ar kişilik iki gruba ayrıldı. Olguların demografik bilgileri araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile sorgulanarak kaydedildi. Olguların yorgunluk değerlendirilmesi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ile yaşam kalitesi ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) anketi ile yapıldı. Çalışmanın veri analizinde Windows tabanlı SPSS21 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p< 0,05 olarak kabul edildi. Çalışmada iki grubun yaş, Vücut Kitle İndeks'i (VKİ), kronik hastalık varlığı ve düzenli ilaç kullanımı parametreleri arasında anlamlı fark elde edildi (p<0,05). YŞÖ değerlendirmesi sonucu iki grup arası anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05), ancak yorgunluk değerlendirme sonuçlarına göre postmenopozal kadınlar daha yorgun bulundu. İki grup arasında yaşam kalitesi toplam skoru ve alt parametreleri karşılaştırıldığında, NSP toplam skoru ve alt parametrelerinden olan fiziksel aktivite, uyku ve emosyonel reaksiyonlar skorları arasında anlamlı farklar bulundu (p<0,05). NSP'nin diğer alt parametreleri olan ağrı, enerji ve sosyal izolasyon skorları karşılaştırıldığında iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma grubu içinde YŞÖ skoru ile yaş, VKİ, gebelik ve doğum sayısı, NSP alt parametreleri ve NSP skoru arasındaki ilişkiye bakıldı. YŞÖ ile NSP toplam skoru, NSP'nin alt parametrelerinden olan sosyal izolasyon ve emosyonel reaksiyonlar arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=0,416, p<0,05; r=0,431, p<0,05; r=0,392 p<0,05). Çalışma grubunda, NSP toplam skoru ile yaş, VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasındaki ilişkiye bakıldı. NSP toplam skoru ile gebelik ve doğum sayısı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=0,36, p<0,05; r=0,362, p<0,05). Çalışma grubunda, menopoz yaşı ile YŞÖ ve NSP skorları, VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasındaki ilişkiye bakıldı. Menopoz yaşı ile VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasında istatistiksel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişki bulundu ( r=0,421, p<0,05; r=0,454, p<0,05; r=0,415 p<0,05). Sonuç olarak, postmenopozal kadınlarda yorgunluk meydana gelmekte ve yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu dönemde yorgunluk şiddetinin artması yaşam kalitesi ile ilişkilidir. Fiziksel aktivite seviyesinin düşmesi, uyku bozuklukları, sosyal izolasyon ve emosyonel reaksiyonların negatif yönde değişimi yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler.
Postmenopozal kadınlarda cinsel yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
AMAÇ: Çalışmamızda bölgemizdeki postmenopozal kadınların cinsel sağlıkları ile ilgili bilgi sahibi olmak, cinsel sağlığın, hem kadının hem de ailesinin yaşam dinamikleri, sağlık durumları ve ruhsal sağlıklarına etkilerini araştırmayı amaçladık.GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Menopoz Polikliniği'ne başvuran evli ve postmenopozal dönemdeki 170 kadın alındı. Cinsel Fonksiyon Kalitesi (QSF; Quality of Sexual Function) Ölçeği kullanıldı. Çalışmaya alınan kadınların sosyodemografik verileri, herhangi bir sağlık sorunlarının olup olmadığı, alışkanlıkları, sürekli kullandığı ilaçlar, kaç yıldır menopozda oldukları, hormon replasman tedavisi alıp almadıkları ve cinsel sorunları için doktor veya konuyla ilgili uzmanlardan yardım alıp almadıkları sorgulandı. Anket uygulaması poliklinikte hasta ile yüz yüze uygulandı.BULGULAR: Kadınların yaş ortalaması 54,16±5,69 (34?73) yıl olarak bulundu. Çalışmaya alınan kadınların % 87,4'ü kilolu, şişman veya aşırı şişmandı ve % 40'nın hiçbir sağlık sorunu yoktu. Menopoz süreleri ortalaması 72,66±67,87 (3?360) ay, hormon tedavisi alan kadınların tedavi sürelerinin ortalaması 31,87±18,29 (6-60) ay olarak saptandı. Kadının eğitim düzeyi arttıkça, erkeğin cinsel birliktelik isteme oranı düşmekte, kadının ise cinsel ilişkiyi başlatma konusundaki cesareti artmaktaydı. Kadınların cinsel organlarının cinsel istek ve hayallerine normal yanıt verme durumu aylık gelir düzeyi yüksekliği ile doğru orantılı idi.SONUÇ: Menopoz dönemi ve bu döneme ait sorunlara yaklaşırken bakış açısının çok daha geniş olması gerektiği kanısındayız. Multidisipliner yaklaşımın gerekliliğini savunan çalışmaları dikkate aldığımızda, Aile Hekimliği disiplininin temel yeterliliklerinden olan kişi merkezli bakım ile birlikte biyopsikososyal ve varoluşsal modelin kullanımının gerekliliği sonucunu çıkarabiliriz.
Pre/post menapozal erken evre adjuvan kemoterapilerini tamamlamış, endokrin tedavi almakta olan, aromataz inhibitörü kullanan meme kanserli hastalarda miyalji ve artraljinin yaptığı fonksiyon kaybı
Hormonal tedavi hem adjuvan hem de metastatik hastalıkta yeni görevler almakta ve bu alanda yeni ilaçlar ve yaklaşımlar pratiğe girmektedir. Hormonal tedavi, hormon reseptörü-pozitif meme kanserlerinde etkili bir tedavidir.Üçüncü kuşak aromataz inhibitörleri bugün, hormon reseptörü-pozitif meme kanserli menapozdaki kadınların tedavisinde kullanılabilmektedir. Hem erken hem de ileri evredeki hormon resetörü-pozitif invaziv meme kanserli post-menapozal kadınların standart tedavisinde aromataz inhibitörleri tercih edilmektedir. Menapoz öncesi kadınların hormonal tedavisinde ise, antiöstrojenler (tamoksifen) tercih edilen tedavi seçeneğidir.Postmenapozal meme kanseri hastalarda aromataz inhibitörleri ile tedavileri sırasında Aİ-ilişkili artralji sendromu görülme olasılığı oldukça yüksektir. Aİ kullanımı kemik yoğunluğunun azalması riskini arttırır. Kemik mineral yoğunluğunun azalması ise artraljide rol oynamaktadır.Tezde meme kanserli kadınlarda miyalji ve artralji nedenleri sorgulanmıştır. Bu amaçla da, Tıbbi Onkoloji Poliklinik takibinde olan aromataz inhibitörü alan meme kanserli hastalarda el dinamometresi ile hem sağ hem sol elde artralji ve miyaljinin yapmış olduğu kuvvet kaybı ölçülmüştür. Meme kanserli hastalar ile meme kanseri dışında kontrol hastalarının sağ ve sol eldeki kavrama kuvvet kaybı belirlendi. Sonuçlar SPSS istatistik paket programında yorumlandı.Meme kanseri kadınlarda özellikle üst ekstremitelerde görülen lokomotor fonksiyon kayıplarının değişik nedenleri vardır. Kol şişmesi, kullanılan ilaçlar ve uygulanan tedavi (cerrahi, RT, KT) bunların en önemli olanlarındandır.Genellikle cerrahi ve RT meme kanserli tarafla aynı tarafta motor fonksiyon kayıpları yapmakta iken Aİ ve KT her iki üst ekstremitede fonksiyon kayıpları yapmaktadır. Bu çalışmada endokrin tedavide Aİ kullanan meme kanserli kadınlarda gözlenen kavrama kuvvetinin kantitatif değerlendirmesi yapılmış ve olası nedenleri araştırılmıştır.Motor fonksiyonları Saehan hidrolik el dinamometresi ile 3'er defa 30sn süreyle sağ ve sol el değerleri ölçülmüştür ve bu değerlerin ortalaması alınmıştır. Hastaların el kavrama kuvvet değerleri el dinamometresinde kavrama gücünün normatif değerlerine göre kıyaslandığı zaman sonuç olarak:Aİ alan sağ mastektomi geçiren meme kanseri hastalarda normatif data ile karşılaştırıldığında lokal tedavi (cerrahi, RT) gören kolda el kavrama kuvvetinde güç kaybı %53,1, diğer elde ise %51.0'dır. Sol mastektomi geçiren hastalarda sol eldeki güç kaybı %48.3, diğer elde %65.5'dir. Toplamda görülen üst ekstremitede kavrama kuvvet kaybı sağ elde %57.5 (p=0.005), sol elde %79.6'dır (p=0.245).Meme kanserli Aİ kullanmayan kadınlarda sağ meme mastektomi geçirenlerde sağ eldeki ve diğer eldeki kavrama kuvvet kaybı %43.8'dir. Sol meme mastektomi geçirenlerde sol eldeki ve diğer elde kavrama kuvvet kaybı %53.8'dir. Toplamda görülen üst ekstremitede kavrama kuvvetindeki güç kaybı sağ ve sol elde %46.7'dir.Meme kanseri dışında kanser hastalarında toplamda görülen üst ekstremitede kavrama kuvvetindeki güç kaybı sağ elde %52.5 (p=0.36), sol elde 47.5'dir (p=0.85).
Adana ili Havutlu Beldesi'nde 35-64 yaş kadınlarda cinsel işlevde menopozun etkisi
Amaç: Adana ili Havutlu Mahallesi'ni temsil eden bir örnekte 35-64 yaş kadın populasyonunda menopozun cinsel fonksiyon üzerine etkilerini tespit etmek, premenopoz ve postmenopoz dönemi kadınlarda cinsel işlev bozukluğu prevelansını saptamak, cinsel işlev bozukluğunun bazı sosyoekonomik, kültürel ve demografik değişkenlerle ilişkilerini incelemek, elde edilecek sonuçlar doğrultusunda menopoz ve cinsel işlev bozukluğu konusuna yönelik öneriler oluşturabilmektir.Gereç Yöntem: Bu çalışma Havutlu Mahallesi içinde 35-64 yaş kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu sıklığı, menopozun etkisi ve diğer etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlanmış kesitsel bir araştırmadır. Çalışma sistematik yöntem ile Havutlu Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı kişiler arasından seçilen 47 yaş üstü 181, 47 yaş altı 179 kadınla araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek yapıldı. Görüşmeler sırasında sosyodemografik, sosyoekonomik özellikler, evlilik ve cinsel yaşam ile ilgili sorular içeren anket formu, kadın cinsel fonksiyon ölçeği, Beck depresyon ölçeği ve menopoz semptomlarını değerlendirme ölçeği uygulandı.Bulgular: Çalışmamızda postmenopoz grupta % 69,9 oranında cinsel fonksiyon bozukluğu varken, premenopoz grupta % 33,7 oranında cinsel fonksiyon bozukluğu saptandı. Menopoz cinsel fonksiyon bozukluğu için bir risk faktörü olarak saptandı. Kadınlardan depresyon belirtisi olanlarda olmayanlara oranla cinsel fonksiyon bozukluğu görülme sıklığı anlamlı şekilde yüksek bulundu. Araştırmamızda kadının ve eşin yaş grubu, kadının ve eşin eğitim durumu, kadının va eşin mesleği, partner yokluğu, görücü usulü evlilik yapma, akraba evliliği, evlilik süresi, kadının evlilikte cinselliğe bakışı, eşe olan his, evde söz sahibi olma durumu, cinsellikle ilgili ilk bilgi alınan kaynak, doğum sayısı, gebelik sayısı, çocuk sayısı, doğum şekli, düşük yapma, kadının ve eşin sağlık sorunları, kadının doğum kontrol yöntemi kullanımı, aylık ilişki sayısı, menopozda olma ve depresyon cinsel fonksiyon bozukluğu üzerinde etkili bulunan faktörler olarak belirlendi. Çalışmamızda gelir düzeyi, aile tipi, çay, kahve, sigara, alkol gibi alışkanlıklar, menopoz süresi, ilk ilişki yaşı, ilk ve son gebelik yaşı cinsel işlev üzerine etkisiz bulundu.Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre menopozda olmak, depresyona yatkın veya depresyonda olmak, yaşın ileri olması, eşin yaşının ileri olması, eş kaybı ve partner yokluğu, 4 ve üstü doğum yapmış olmak, düşük eğitim düzeyi, akraba evliliği, görücü usulü evlilik yapmak cinsel fonksiyonları olumsuz etkilemekteydi.
Postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel mitlere inanma durumunun, menopoz tutum ve semptomları ile ilişkisi
Her kadının, menopoz semptomları ve menopoza yönelik tutumu, birçok farklı etmenden etkilenmektedir. Bu araştırmanın amacı, postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel mitlere inanma durumunun, menopoz tutum ve semptomları ile ilişkisini incelemektir. Tanımlayıcı ve analitik tipteki araştırmanın evrenini, Zonguldak ili Çaycuma ilçesinde yaşayan 40-64 yaşları arasındaki 4361 kadın oluşturdu. Örneklemde, araştırmaya dâhil etme kriterlerine uyan 424 kadın yer aldı. Veriler kişisel bilgi formu, cinsel mitler ölçeği (CMÖ), menopoz tutum değerlendirme ölçeği (MTDÖ) ve menopoz semptomlarını değerlendirme ölçeği (MSDÖ)'ni içeren bir soru formu kullanılarak, öz-bildirim yöntemi ile toplandı. Bağımlı değişkenin CMÖ, bağımsız değişkenlerin MTDÖ ve MSDÖ olduğu araştırmada, verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular p<0,05 anlamlılık düzeyi ile yorumlandı. Araştırmada yer alan postmenopozal dönemdeki kadınların yaş ortalaması 57,12±5,60 olup, son adet yaşlarının ortalama 46,54±5,35 ve menopozda geçirdikleri sürenin ortalama 10,58±7,02 yıl olduğu, %84,0'ünün doğal yolla menopoza girdiği belirlendi. Kadınların CMÖ toplam puan ortalaması 92,28±17,80, MTDÖ toplam puan ortalaması 27,86±8,06 ve MSDÖ toplam puan ortalaması ise 17,11±9,43 olarak bulundu. Postmenopozal dönemdeki kadınların CMÖ, MTDÖ ve MSDÖ toplam puanları karşılaştırıldığında, CMÖ ile MTDÖ arasında bir ilişkinin olmadığı (r=-0,067, p=0,168), CMÖ ile MSDÖ arasında ise pozitif yönlü, anlamlı ve çok zayıf ilişki (r=0,125, p=0,01) bulunduğu saptandı. Sonuçlar, kadınların cinsel mitlere inanma düzeyinin orta seviyeden yüksek olduğunu, cinsel mitlere inanma durumunun menopoz tutumlarını etkilemediğini ancak menopoz semptomlarını ve şiddetini etkilediğini göstermektedir. Bu durum kadınların menopoz sonrası yaşadıkları semptomların ve şiddetinin azaltılabilmesi için cinsellikle ilgili yanlış bilgi ve inanışlarının düzeltilmesi gerektiğini göstermektedir. Cinsel sağlık/üreme sağlığının iyileştirilmesi için kadınlara her fırsatta cinsellikle ilgili doğru bilgiler verilmelidir.
Postmenopozal kadınlarda osteosarkopeni sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi
Postmenopozal kadınlarda osteosarkopeni sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi Amaç: Postmenopozal kadınlarda osteosarkopeni (OSP) sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi. Materyal-metod: Nisan 2018-Eylül 2018 tarihleri arasında osteoporoz kliniğine başvuran 710 postmenopozal kadın hastadan çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 150 hasta değerlendirildi. Hastaların demografik verileri, FRAX kırık riski ve OSP risk faktörleri sorgulandı. DXA ile ölçülen vücut kompozisyonu ve kemik mineral yoğunluğu, el sıkma gücü (ESG) (Jamar) ve fiziksel performans testleri kaydedildi. Sarkopeni (SP) tanısı Avrupa Sarkopeni Çalışma Grubu (EWGSOP) kriterlerine göre, osteopeni/osteoporoz (OP) tanısı WHO kriterlerine göre kondu. Bulgular: Hastalarımızın %68'i (n=102) sarkopenik, %60'ı (n=90) osteopenikti. SP/OP olmayan 10 hasta analize dahil edilmedi ve ileri analizler 140 hasta üzerinden yapıldı. Hastalarımızın yaş ortalamaları 64,14(8,9) ve BMI 30,02(5,1) idi. FRAX kırık riski 8,94(7,1) olarak hesaplandı. Lomber T skoru -2,19(1,12), iskelet kas indeksi (SMI) 4,98(0,7) idi. Hastalarımızın %64,2'sinde (n=90) OSP mevcuttu. OSP risk faktörleri arasında yetersiz protein alımı, yetersiz Ca alımı ve düşük fiziksel aktivite yüksek oranda bulundu. Hasta grubumuzun verileri OSP, sadece SP ve sadece OP gruplarına göre analiz edildiğinde, OSP grubunun daha ileri yaşta olduğu, BMI, SMI, ESG ve fiziksel performans değerlerinin daha düşük olduğu bulundu. ESG'nin OSP açısından belirleyici olduğu ve bu değerdeki her 1 birimlik düşüşün, OSP olma riskini 1,162 kat arttırdığı bulundu. Sonuç: Postmenopozal kadınlarda OSP prevalansı yüksek olarak bulundu. Osteoporotik hastaların değerlendirilmesinde OSP açısından farkındalığının artması, basit bir tarama yöntemi olarak ESG'nin kullanılması ve sarkopeni tedavisinin (egzersiz, nutrisyonel tedavi ve farmakolojik tedaviler gibi) osteoporozun önlenmesi ve tedavisinde önemli bir bileşen olarak dikkate alınması önerilir. Anahtar kelimeler: El sıkma gücü, Osteopeni, Osteosarkopeni, Postmenopozal osteoporoz, Sarkopeni
Postmenapozal kadınlarda kemik mineral yoğunluğu üzerine doğum sayısının etkisi
Amaç: Önemli bir halk sağlığı problemi olan osteoporoz için tanımlanmış bir çok risk faktörü bulunmaktadır. Kadınların reprodüktif dönemlerine ait çeşitli özellikleri de osteoporoz gelişimini etkileyebilmektedir. Biz bu çalışmada reprodüktif faktörlerden doğum sayısının postmenapozal osteoporoz gelişimi için bir risk faktörü olup olmadığını araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Polikliniğine başvuran postmenapozal dönemdeki 328 kadın üzerinde gerçekleştirildi. Sekonder osteoporozu ve risk faktörleri olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Hastalar doğum sayılarına göre hiç doğurmayanlar, 1-2 doğum yapanlar, 3-4 doğum yapanlar ile 5 ve üzeri doğum yapanlar olmak üzere 4 gruba ayrıldı ve kemik mineral yoğunluğu ölçümleri femur boynu ve lomber vertebra (L1-L4) bölgelerinden yapıldı. Çalışmanın istatistiksel analizleri için PASW (sürüm 18) programı kullanıldı.Bulgular: Yapılan değerlendirmeler sonucunda doğum sayısı ile hem femur boynu hem de lomber vertebra kemik mineral yoğunluğu arasında negatif yönde bir korelasyon bulundu (p=0.002, p=0.010, sırasıyla). Hastalar yaş gruplarına göre incelendiğinde doğum sayısı ile kemik mineral yoğunluğu arasında sadece 50-60 yaş grubunda anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0.05). Doğum sayısı ile osteoporotik kırık arasında ise anlamlı bir ilişki saptanmadı (p=0.797).Sonuç: Artmış doğum sayısının kemik mineral yoğunluğunu azaltan bir faktör olduğu bulundu. Postmenapozal dönemdeki kadınlarda osteoporoz için risk faktörleri sorgulanırken doğum sayısının da sorgulanmasıyla osteoporozun erken tanı ve tedavisinin yapılabileceğini düşünmekteyiz. Bu konuyla ilgili yapılan çalışmalardan farklı sonuçların çıkması nedeniyle bu konunun tam aydınlatılabilmesi için yeni çalışmaların yapılması gerektiğini de düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler: Doğum Sayısı, Kemik Mineral Yoğunluğu, Postmenapozal Osteoporoz
Postmenapozal dönem kadınlarda menapozal semptomlar, şiddeti ve etkileyen faktörler
Çalışma, postmenapozal dönem kadınların yaşadıkları menapozal semptomlar, şiddeti ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmamızın evrenini, 19 Mayıs Aile Sağlığı Merkezi?ne kayıtlı 500 postmenapozal dönem kadın oluşturmuştur. Örneklem araştırma kriterlerine uyan 385 postmenapozal kadından oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak; kişisel bilgi formu ve SF?36 yaşam kalitesi ölçeği kullanılmıştır. Veriler bilgilendirilmiş onamları alınan kadınlar ile yüzyüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, SPSS 11.5 paket programı kullanılmıştır. Elde edilen veriler; Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H, Ki kare, Pearson korelasyon testi ve One Way Anova Pos Hoc Tukey testi kullanılarak analiz edilmiştir. Kadınların yaş ortalaması 58.00±6.94 ve menopoz yaşı ortalaması 49.21±4.25?dir. Kadınların %83.1?i ilkokul mezunu, %68.3?ü evli, %51.7?si kronik hastalığa sahip, %50.4?ü obez, %29.9?u menopozal döneme yönelik bilgi almıştır. Yaşanan menapozal semptomlar araştırıldığında; kadınların %83.1?inde vazomotor, %81.2?sinde emosyonel, %69.1?inde MSS, %63.4?ünde kas iskelet sistemi, %49.0?ında ürogenital sistem ve %32.4?ünde saç ve deri ile ilgili semptomlar bulunmuştur. En şiddetli yaşanılan semptom eklem ve kemiklerde ağrı (3.94 ± 3.41), şiddeti en az olan semptom kıllanmadır (0.88 ± 2.20). Kadınların medeni durumlarına göre MSS ve kas iskelet sistemi semptomu yaşama durumu, eğitim durumlarına göre emosyonel semptom yaşama durumu, HRT alma durumlarına göre vazomotor semptom yaşama durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Ayrıca BKİ ile uyuşma karıncalanma ve kas iskelet sistemi semptom şiddet puan ortalamaları arasında pozitif yönlü ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Menapozal semptom yaşamayan kadınların yaşam kalitesi puan ortalamaları yaşayanlara göre anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Menapozal semptom şiddet puan ortalamaları ile yaşam kalitesi puan ortalamaları arasında negatif yönlü ilişki saptanmıştır (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Menapoz, Menapozal Semptomlar, Yaşam Kalitesi
Postmenapozal osteoporoz hastalarında irisinin yeri
Osteoporoz düşük kemik kitlesi, kemiğin mikromimari yapısının bozulması sonucu kemiğin kırılganlığının ve kırık riskinin artması ile karakterize sistemik ve metabolik bir hastalıktır. İrisin, beyaz yağ dokusunu kahverengi yağ dokusuna çevirerek enerji harcanmasını sağlayan termojenik bir proteindir. İrisin, düzenli egzersiz yapıldığında bireyleri metabolik hastalıklardan koruyan ve iskelet kasından salınan bir miyokin olarak tanımlanmaktadır. İrisinin kemik metabolizması üzerine çeşitli etkilerinin olduğu bildirilmektedir. Çalışmamız osteoporoz ve irisin arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 40-65 yaş arası postmenapozal dönemdeki hastalar alındı. Hastalar 2 gruba ayrıldı. Grup 1 postmenapozal osteoporozu bulunan 40 hastadan oluşurken, grup 2 aynı yaş grubunda osteopenik veya normal kemik mineral yoğunluğuna sahip olan 40 kontrol hastasından oluşturuldu. Çalışmanın başında hastaların fizik muayeneleri ve rutin biyokimyasal tetkikleri yapıldı. Rutin poliklinik testleri olan tam kan sayımı, serum kan sedimentasyon değerleri, serum C-reaktif protein (CRP), romatoid faktör (RF), karaciğer fonksiyon testlerinden alanin transaminaz (ALT) ve aspartat transaminaz (AST), alkalen fosfataz (ALP), kreatinin kinaz (CK), kalsiyum (Ca), fosfor (P), parathormon (PTH), D vitamini ve tiroid stimulan hormon (TSH) düzeyleri değerlendirildi. Son 1 yıl içinde yapılmış kemik dansitometreleri kaydedildi. İrisin değerlerini değerlendirmek üzere kan örnekleri alındı. Ayrıca tüm katılımcıların Quality of Life Questionnaire of The European Foundation for Osteoporosis (QUALEFFO) yaşam kalitesi ölçütlerine bakıldı. Çalışmanın sonucunda grup 1 ile grup 2 arasında irisin düzeyleri açısından anlamlı fark bulunamadı. Grup 1 de femur total Z skorları ile irisin değerleri arasında negatif korelasyon saptandı. Grup 1 de QUALEFFO total ve alt ölçekleri ile BMD değerleri arasında korelasyon saptanmadı. QUALEFFO, yaşam ölçütünün değerlendirmesinde; osteoporoz grubu ile kontrol grubu arasında anlamlı fark saptanmadı. Grup 2 de irisin ile BMD ölçümleri arasında korelasyon saptanmadı. Grup 2 de irisin ile QUALEFFO total ve alt ölçekleri arasında korelasyon saptanmadı. Grup 2 de irisin ile D vitamini düzeyleri arasında pozitif derecede anlamı korelasyon saptandı. Çalışmamızda osteoproz ve kontrol grubu hastalarının irisin düzeyleri arasında belirgin fark gözlenmedi. İrisin değerleri ile BMD değerleri arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Osteoporoz ve irisin ilişkisin inceleyen çalışmalara devam edilmesi, bukonuda yapılan araştırmaların genişletilmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Postmenapozal osteoporoz, irisin, yaşam kalitesi
Sağlıklı perimenopoz ve postmenopozlu kadınlarda akdeniz diyetine uyum, diyet toplam antioksidan kapasitesinin depresyon, anksiyete ve stresle ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma, sağlıklı perimenopoz ve postmenopozlu kadınlarda Akdeniz diyetine uyum ile diyet toplam antioksidan kapasitesinin depresyon, anksiyete ve stresle ilişkisinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya, 35-60 yaş arasında 145 perimenopozlu, 58 postmenopozlu toplam 203 gönüllü kadın birey katılmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile toplanmıştır. Anket formunda katılımcıların demografik özellikleri, sağlık bilgileri sağlık bilgileri sorgulanmış, antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı, boy uzunluğu) ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı alınmış olup ORAC (Oksijen Radikalini Absorbe Etme Kapasitesi) değeri BeBİS programı kullanılarak hesaplanmıştır. Katılımcılar ayrıca Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS), Depresyon Anksiyete Stres-21 Ölçeği (DASÖ-21), SF-12 Yaşam Kalitesi Ölçeğini (SF-12) doldurmuşlardır. Katılımcıların beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması 25,4 ±3,7 kg/m^2 (alt: 17,2 kg/m^2 , üst: 35,3 kg/m^2 ) 'dir. Katılımcıların %29'u menopoza girmiş, %71'i ise girmemiştir. MEDAS puanlamasında ˂7 puan Akdeniz diyetine uyum göstermezken ≥7 puan Akdeniz diyetine uyumu göstermektedir. Katılımcıların MEDAS puanları ortalaması 5,6±1,54 puan, DASÖ-21 puanlamasında depresyon, anksiyete ve stres sorularının puanları ayrı ayrı toplanıp puan durumlarına göre değerlendirilmektedir. Sağlıklı bir psikolojiye sahip bireylerin puan ortalaması 0-14 arasında değerlendirilirken çok ileri seviye depresyon, anksiyete ve strese sahip bireylerin puan ortalaması 41 ve üstündedir. Katılımcıların DASÖ-21 ortalama puanı 52 ±11,91; SF-12 puanlamasında 0-100 arasında puan alınabilmektedir. Ölçeğin kesin bir noktası yoktur, ölçekten alınan yüksek puanlar yaşam kalitesinin yüksek olduğunu göstermektedir. SF-12 ortalama puanı 31,8±5,05'dir. Katılımcıların SF-12 puanlarının perimenopozlu, sezaryen doğum yapan, düzenli vitamin, mineral desteği alan ve BKİ durumuna göre obez kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların besin tüketim değerleri analiz edildiğinde; aldıkları MUFA (tekli doymamış yağ asitleri), PUFA (çoklu doymamış yağ asitleri) ve B6 vitamini değerlerinin perimenopozlu kadınlarda postmenopoz kadınların alımların daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Bu çalışmada perimenopozlu bireylerin yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu ve SF-12'de bir puan artışının depresyon, anksiyete, stres seviyelerini 0,581 kat azalttığı tespit edilmiştir. Akdeniz diyetine uyumun perimenopoz ve postmenopozlu kadınlar üzerinde depresyon, anksiyete ve stres üzerinde anlamlı bir farklılık gösterdiği tespit edilmemiştir (p>0.05). Çalışma sonucunda perimenopoz ve postmenopzolu kadınların Akdeniz tipi beslenme uyum durumunun ve diyet toplam antioksidan kapasitesinin depreyon, anksiyete ve stres üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir.
Postmenopozal kadınlarda GC RS2282679'un vitamin D seviyelerinin osteoporozla ilişkisi
D vitamini bağırsaklardan ve böbreklerden kalsiyumun emilmesini sağlayarak iskeletin normal gelişimi için çok önemlidir. D vitamini eksikliği osteoporoz için önemli risk faktörüdür. D vitamini, dolaşımda D vitamini bağlayıcı protein ( VDBP) ile taşınır. D vitamini bağlayıcı protein Gc geni tarafından kodlanır. Gc geni insanlarda 4. kromozomda 4q11-q13 bandında lokalizedir. Bu çalışma postmenopozal kadınlarda D Vitamini Bağlayıcı proteinini kodlayan GC geninde, vitamin D seviyelerini etkilemesi muhtemel bir varyant olan 12. intronda bulunan Gc rs2282679' un vitamin D seviyeleri ve kemik mineral yoğunluğu ile ilişkisini araştırmayı hedeflemektedir. Çalışma için sağlıklı 100 menapoz sonrası kadında sigara ve alkol gibi risk faktörleri ve demografik bilgileri sorgulandı. Periferik venden alınan kanın bir kısmı vitamin D ölçümleri için serumu ayrıştırıldı, diğer kısmından polimorfizm analizi için DNA'sı izole edildi. Vitamin D seviyesi ölçümleri LC-MS-MS metodu ile çalışıldı. DNA izolasyonu sonrası intron 12 bölgesi nested PZR ile çoğaltılarak restriksiyon uzunluk polimorfizmi ile polimorfik bölge tayin edildi. Kemik yoğunluğu ölçümleri için omurga ve femur bölgeleri T skorları kullanıldı. Çalışma grubunda Vitamin D ortanca değeri 9(13) ng/dl olarak normal değerlerin çok altındadır (35-50 ng/dl), Genotip frekansları AA, AC ve CC için sırasıyla 0.14, 1.67 ve 0.19 bulunmuştur. Vitamin D değerleri yabanıl tip ve polimorfik homozigotlarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermiştir (p=0.025).Yine yabanıl homozigotlarda vitamin D değerleri polimoerfik genotipler kıyaslandığında (AA vs AC+CC) anlamlı derecede yüksektir (0.042). Sonuç olarak literatüre uygun olarak Vitamin D seviyeleri yabanıl tip genotipe sahip kişilerde polimorfik tipe kıyasla daha yüksektir. Kemik yoğunluğu ölçümleri yabanıl ve polimorfik tiplerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.Sonuçlar daha geniş kohortlarda tekrarlanmalıdır.
Gazi Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde gerçekleşen endometrial örneklemelerin endikasyonları, histopatolojik dağılımları ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Endometrial örnekleme jinekoloji kliniklerinde en sık yapılan girişimlerden birisidir. Histopatolojik tanı elde etmek amacıyla yapıldığı gibi terapötik amaçlarla da yapılmaktadır. Endikasyonu ne olursa olsun, temel hedef hastaların endometrial patolojilere göre triajının sağlanması ve her hastaya özgü uygun tedavi ve takip şemasını oluşturmaktır. Bu çalışmanın amacı farklı klinik tablolarla başvuran, farklı yaş gruplarındaki kadınlara yapılan endometrial örnekleme tiplerinin histopatolojik sonuçlarını sunmak ve bu sonuçları yaş gruplarına, semptomatik olup olmadıklarına ve TvUSG endometrial kalınlıklarına göre karşılaştırmaktır.Mayıs 2006 ile Mayıs 2011 yılları arasında endometriumu örnekelen hastaların demografik verileri, başvuru şekilleri yapılan işlemler ve elde edilen histopatolojik sonuçlar retrospektif olarak analiz edilmiştir.İncelenen 1646 hastada, 1217'si premenopozaldi. Premenopozal hastalar arasında en sık görülen endometrial patoloji endometrial polipti (%33.3). Dokuz premenopozal hastada endometrial karsinom saptanmıştır (%0.7). Bu hastaların endometrial kalınlıkları benign sonuçlar elde eden hastalara gore daha kalındı (p=0.001). Premenopozal kadınlarda, endometrial premalign ve malign lezyonları saptama ultrasonografik endometrium sınır değeri %51.8 sensitivite ve %40 spesifite ile 10.05mm olarak saptanmıştır. Endometrial kanser için risk faktörü taşıyanlar, persistan anormal uterin kanaması olanlar ve medikal tedaviye yanıt göstermeyen hastalar haricinde, 42.5 yaşın üzerindeki premenopozal kadınlarda endometrial örnekleme yapılması önerilebilir. Premenopozal hastalarda endometrial karsinom gelişme riski antilipidemik ajanların, oral antidiabetik ve insulin kullanımıyla anlamlı ölçüde azamaktadır.Incelenen postmenopozal kadınlarda endometrial atrofi görülme sıklığı %23.1, malignite sıklığı ise %9.8'di. Hiperplazi ve kanser tanısaı alan hastaların çoğu başvuru sırasında semptomatikti. Endometrial karsinomu saptanan hastaların transvajinal ultrasonografiyle ölçülen endometrium kalınlıkları, benign sonuçlar elde eden hastalara göre daha kalındı (p=0.001). Malignite sıklığının arttığı sınır endometrial kalınlık değeri ise 7.05mm olarak saptanmıştır.Endometrial hiperplazi ve karsinomun, premenopozal ve postmenopozal hastalarda görülme riskini belirleyecek, hastanın bireysel özelliklerini ve ultrasonografik görüntüsünü kombine edebilen bir risk modelinin oluşturulması gerekmektedir.
Postmenopozal kadınlarda vücut kitle indeksinin kemik mineral yoğunluğu üzerindeki etkisi
Obezite ve osteoporoz son yıllarda oldukça sık rastlanan ve bakım maaliyetleri yüksek iki önemli hastalıktır. Obezite ile birlikte kalp-damar hastalıkları, diabet, yüksek tansiyon ve eklem kıkırdaklarında dejenerasyon gibi komplikasyonlar görülmektedir. Diğer yandan osteoporoz ise kırık riskini yükselttiği için özellikle ilerleyen yaşlarda çok daha tehlikeli bir hal almakta, yaşlı birey mortalite sebeplerinde önemli yer tutmaktadır. Çalışmanın amacı postmenopozal kadınlarda vücut ağırlığı ile kemik kalitesinin olası bir ilişkisini analiz etmektir. Çalışmaya Rize Devlet Hastanesi Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Bölümüne başvuran 47-80 yaş aralığında en az 1 yıldır menstürel periyot görmeyen 121 kadın dahil edildi. Cerrahi menopozda olan kadınlar, kemik mineral yoğunluğuna bilinen bir etkisi olan metabolik hastalıklara sahip kadınlar ve osteoporoz tedavisi gören hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Katılımcıların yaşı, kilosu, boyu, menopoz süresi, madde bağımlılıkları, çocuk sayısı, kronik hastalıkları, kırık hikayesi ve lumbal vertebral alandan (L1-L4) ölçülmüş kemik mineral yoğunluğu kayıt edildi. Hastalar vücut kitle indekslerine (VKİ) göre Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) obezite sınıflandırılması kullanılarak 6'sı (%5) Normal, 27'si (%22.3) Aşırı Kilolu, 39'u (%32.2) Obez Grade 1, 29'u (%24) Obez Grade 2, 20'si (%16.5) Obez Grade 3 şeklinde gruplandırıldı ve gruplar arasında kemik mineral yoğunluğu (KMY) farkları incelendi. İstatiksel analiz sonrasında VKİ ile KMY değerleri arasında (r=0.41, p=0.0001) ve VKİ ile T-skoru arasında (r=0.31, p=0.001) pozitif yönde, anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşıldı. Sonuç olarak çalışmada vücut ağırlığının kemik kütlesine pozitif yönde etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmış ve bu veriler ışığında obezitenin osteoporozdan koruyucu etkisinin olduğunu söylemek mümkündür.
Postmenapozal osteoporozlu hastalarda SOST gen polimorfizmlerinin araştırılması
Osteoporoz, kemik yoğunluğunda azalma ve mikromimarisinde bozulma ile seyreden multifaktöriyel, sistemik bir iskelet hastalığı olup, kemik kırılganlığında artma ve kırıklara yatkınlıkla karakterizedir. Kadınlarda osteoporozun iki önemli nedeni vardır: Bunlar östrojen eksikliği ve yaşlanmadır. Osteoklast aracılı kemik rezorpsiyonu, osteoblast aracılı kemik yapımının önüne geçmektedir. Bu sürecin en önemli tetikleyicisi östrojen eksikliğidir. Çünkü östrojen, kemik yıkımında görevli sitokinlerin en önemli baskılayıcısıdır. Bu sürecin moleküler boyutunda ise genler devreye girmektedir. Bugüne kadar osteoporozun genetik komponentine yönelik olarak çok çeşitli genler çalışılmıştır. Hedef genlerden biri de 17q12-21 bölgesinde yerleşen SOST genidir. SOST geninde meydana gelen tek nükleotid polimorfizmlerinin, kemik mineral yoğunluğu üzerine etkisini incelemek için prospektif, randomize, kontrollü bir çalışma planlandı. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Araştırma Hastanesi Nükleer Tıp polikliniğine başvuran ve kemik mineral yoğunluğu ölçümü ile osteoporoz tespit edilen 126 kadın (Grup I) ile kemik mineral yoğunluğu ölçümünde normal değerler tespit edilen 78 kadın (Grup II) dahil edildi. İki grupta SOST geninin rs177885799, rs17886183, rs851054 ve rs865429 polimorfizmleri PZR yöntemi ile incelendi. rs17885799 polimorfizmi için her iki grupta G allelin artmış sıklığa sahip olduğu tespit edildi. Rs851054 polimorfizminde ise varyant A allelin her iki grupta %100 arttığı gözlendi. rs865429 ve rs17886183 polimorfizmlerinde, varyant allel yönünde değişim tespit edilirken, genotip ve allel sıklıkları açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir.Verilerimizin doğrulanabilmesi için farklı toplumlarda aynı polimorfizmlerin çalışılarak verilerimizin daha fazla çalışmayla desteklenmesine ihtiyaç vardır. Geniş populasyonlarda SOST gen polimorfizmlerinin kemik mineral yoğunluğu üzerine etkilerinin çalışılması osteoporozun tedavisi için yeni seçeneklerin geliştirilmesine yardımcı olacaktır.Anahtar Kelimeler: Postmenapozal osteoporoz, polimorfizm, SOST gen.
Cerrahi menopoz olgularında hormon tedavisinin serum iskemi modifiye albümin düzeyi üzerine etkisi
Kadınlar kardiyovaskuler hastalıklara erkeklerden yaklaşık 10 yaş daha gec yakalanmakta, dolayısıyla kadın cinsiyet bir koruma faktoru olarak kabul edilmektedir. Ancak kadınlarda risk menopozdan sonraki donemde, hızla artmakta ve bu artıştan endojen ostrojenin koruyucu etkisinin ortadan kalkması sorumlu tutulmaktadır. Postmenopozal hormon tedavisi menopozal yakınmaların sıklığını ve ciddiyetini azaltırken, kadının yaşam kalitesini de arttırmaktadır. Son 10 yıla kadar olan gozlemsel calışmaların sonucları postmenopozal HT'nin kadını kardiyovaskuler olaylardan koruduğunu ve koroner arter hastalığı riskini %35-50 oranında azalttığını duşundurmuştur. Ancak yakın zamanda yapılan randomize calışmalar HT'nin kardiyak yonden yararının olmadığını gostererek gozlemsel calışma verilerini doğrulamamıştır.Bu çalışmamda cerrahi menopoz olgularında östradiol hemihidrat içeren hormon tedavisinin serum İMA düzeyi üzerine etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Bir yıllık süre zarfında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Menopoz Polikliniğinde cerrahi menopoz tanısı almış ve menopozal semptomlar nedeni ile hormon tedavisi planlanan 30 cerrahi menopoz olgusunda hormon tedavisi (2 mg Östradiol Hemidrat) öncesi ve sonrasında (3. Ay, 6.Ay, 12 Ay) serum İMA düzeyi ölçüldü. Araştırma grubunda ortalama yaş 47.60 ± 2.34 olarak bulunmuştur. Araştırma grubunda, serum İMA düzeyi 3 aylık hormon tedavisi sonrasında 0.610 ± 0.096 değerinden, 0.484 ± 0.080 değerine düşmüştür Serum İMA düzeyi 6.ayda yükselerek 12. Ayında 0.580 ± 0.089 değerine yükselmiştir.Bu bulgular, WHI ve HERS çalışmalarıyla uyumlu olarak; HT nin menapoza bağlı iskemik süreci engellemediğini göstermiştir. Günümüzde bu randomize calışmaların verileri ışığında postmenopozal kadınlarda kardiyovaskuler hastalıktan koruma amacı ile HT başlanması önerilmemektedir.
Gevşeme eğitiminin menopozal ve postmenopozal dönemdeki vazomotor semptomlar ve vücut farkındalığı üzerine etkisi
Çalışmanın amacı gevşeme eğitiminin menopozal ve postmenopozal dönemdeki vazomotor semptomlar ve vücut farkındalığı üzerine etkisini incelemekti. 50-65 yaş aralığındaki menopoz ve postmenopoz dönemlerinde olan kadınlar çalışmamıza dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen katılımcılar menopozal (son bir yıldır menstrual siklusun kesilmesi) ve postmenopozal (12 aydan fazla zaman dilimde menstrual siklusun kesilmesi) dönem olmak üzere 2 grupta incelendi. Veri toplama aracı olarak örnekleme ait Kişisel Bilgi Formu, Menopozal Semptomları Değerlendirme Ölçeği, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Vücut Farkındalığı Anketi ve Vücut Algısı Ölçeği kullanıldı. Her iki gruptaki katılımcılara 6 hafta boyunca haftada 3 gün her seans 30 dakika sürecek şekilde gevşeme eğitimi verildi. Yapılan eğitim öncesi ve sonrası değerlendirmeler ile verilen eğitim online olarak ZOOM üzerinden gerçekleştirildi. Araştırmaya katılan katılımcıların yaş ortalaması 53,81±2,757 idi. Katılımcıların menopoza girme yaş ortalaması 51,00±1,473 idi. Menopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi uyku kalitesi puanı ile gevşeme eğitimi sonrası uyku kalitesi puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülürken (p<0,001), postmenopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi uyku kalitesi puanı ile gevşeme eğitimi sonrası uyku kalitesi puanı arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p=0,070). Menopozal ile postmenopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi menopozal semptomları değerlendirme puanı ile gevşeme eğitimi sonrası menopozal semptomları değerlendirme puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark olduğu saptandı (p<0,001). Menopozal ve postmenopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi vücut farkındalığı puan ortalaması ile gevşeme eğitimi sonrası vücut farkındalığı puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark olduğu görüldü (p<0,001). Menopozal ile postmenopozal dönemde olan katılımcıların gevşeme eğitimi öncesi vücut algısı puan ortalaması ile gevşeme eğitimi sonrası vücut algısı puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görüldü (p<0,001). Sonuçlara bakıldığında menopozal ve postmenopozal dönem kadınlarında gevşeme eğitiminin, semptomlar üzerinde olumlu bir etki yaratabileceği sonucuna varılmıştır. Gevşeme eğitiminin, semptomlarda azalma uyku kalitesinde düzelme ve vücut farkındalığında artış meydana geldiği sonucuna bakıldığında bu dönemdeki kadınlara verilen egzersiz programına gevşeme eğitiminin de eklenmesinin faydalı bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz.
The effect of implementation intention on exercise frequency of postmenopausal women: Self-related vs. others-related goals
In the light of the literature, many psychological and physiological positive effects of physical activity are known. At the same time, considering the negative symptoms experienced by women in the postmenopausal period, it is more important for women in this period to include physical activity in their lives. Since implementation intention is an effective method in directing individuals to various health behaviors, in this thesis, the effect of implementation intention on increasing the frequency of physical activity in postmenopausal women was examined. By applying implementation intention manipulation in two different ways (self vs. others related), it was aimed to examine the effect of this difference on the frequency of physical activity. The sample of the study consists of 75 women who are in the post-menopausal period. In the study, there were 3 different conditions (experimental (self vs. others) and control), the participants were randomly assigned to these groups. In this study, which lasted 5 weeks in total, there were once pre-measurement and twice post-manipulation measurements (two weeks intervals). Physical activity, which is the dependent variable of the study, was measured by the participants' weekly step counts and the International Physical Activity Questionnaire. Implementation intention manipulation, which is the independent variable, was applied using the Volitional Help Sheet specific to physical activity. According to the results, implementation intention manipulation increases the frequency of physical activity who have pre-existing exercise habits in postmenopausal women. This result contributes to the literature on implementation intention, both with the sample used and with the fact that implementation intention is effective only in individuals who have exercise habits beforehand. The findings of the study were discussed in the light of the literature.
Postmenopozal dönemdeki sağlıklı kadınlarda telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan egzersiz eğitiminin menopozal semptomlar, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisi
Bu çalışma postmenopozal dönemdeki sağlıklı kadınlarda telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan egzersiz eğitiminin menopozal semptomlar, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisini incelemesi amacıyla planlandı. Çalışmaya katılan postmenopozal dönemdeki 40 kadın egzersiz ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Telerehabilitasyon grubuna pilates egzersizleri zoom aracılığı ile haftada iki gün günde 60 dk toplam 6 hafta süresince fizyoterapist eşliğinde yaptırıldı. Kontrol grubuna bir müdahalede bulunulmadı. Değerlendirmeler her iki gruba çalışmanın başında ve 6.hafta sonunda olmak üzere iki defa yapıldı. Menopozal semptom düzeyleri Menopozal Semptomları Değerlendirme Ölçeği ile, yaşam kalitesi Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği ile, depresyon düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği ile, anksiyete seviyeleri Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda, menopozal semptom düzeyleri bakımından telerahabilitasyon yöntemi ile uygulanan egzersiz sonucunda somatik, psikolojik alt parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görülürken (p<0,05), ürogenital semptomlara ait alt parametrede anlamlı değişim görülmemiştir (p=1,000). Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin alt parametreleri olan vazomotor, psikososyal, fiziksel alt parametreleri egzersiz grubunda istatistiksel olarak olumlu iyileşme gösterirken (p<0,05) cinsellik alt parametresine ait puanlarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=1,000). Aynı şekilde telerahabilitasyon yöntemi ile uygulanan egzersizlerin kadınların depresyon düzeylerini düşürdüğü görülmüştür (p<0,05). Anksiyete düzeyleri karşılaştırıldığında ise egzersiz tedavisi sonunda durumluk anksiyetede anlamlı iyileşme görülürken (p<0,05) sürekli anksiyetede ise egzersiz ile bir fark yaratılamamıştır (p>0,05). Kontrol grubunda ise ölçülen tüm parametreler 6. Hafta sonunda benzer olarak bulunmuştur. Sonuç olarak pandemi döneminde telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan pilates egzersiz eğitiminin post menopozal kadınlarda menopozal semptomlar, yaşam kalitesi, depresyon ve durumluk anksiyete düzeyleri üzerinde iyileştirici etkisinin olduğu söylenirken kadınların menopoz sonu dönemde yaşadığı ürogenital ve cinsel problem üzerinde ise egzersiz ile bir değişiklik oluşturmadığı gözlenmiştir. Bu sonuçlar ışığında pandemi döneminde postmenopozal dönemdeki kadınlara, yaşadıkları psikolojik ve fiziksel sıkıntıların tedavisi için telerehabilitasyon ile pilates egzersizleri uygulanması etkili bir yöntem olarak önerilebilir. Anahtar kelimeler: Telerehabilitasyon, postmenopoz, egzersiz, yaşam kalitesi, depresyon, anksiyete
Postmenopozal kadınlarda kısa dönem farklı egzersiz yaklaşımlarının menopozal semptomlar, psikolojik sağlık ve yaşam kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışma, postmenopozal kadınlarda kısa dönem farklı egzersizyaklaşımlarının menopozal semptomlar, psikolojik sağlık ve yaşam kalitesiüzerine etkilerini belirlemek için planlandı. Kadın Hastalıkları ve DoğumBölümü'nden 36 kadın çalışmaya katıldı. Olgular gelişigüzel olarak, aerobikveya dirençli egzersiz gruplarına ayrıldı. Olgular, 8 hafta, haftada 3 günfizyoterapist gözetiminde egzersize alındı. Aerobik egzersiz eğitimi ergometrikbisiklette uygulandı. Eğitim öncesi ve sonrası iki grupta serum total kolesterol,HDL, LDL ve trigliserit değerleri ölçüldü ve menopozal semptomlar, psikolojiksağlık, depresyon ve yaşam kalitesi anketler ile değerlendirildi. Her iki egzersizgrubunda, serum total kolesterol, HDL, LDL ve trigliserit düzeylerinde anlamlıdeğişiklik gözlenmedi. Dirençli egzersiz grubunda, ürogenital şikayetler hariçMenopozal Semptomları Değerlendirme Ölçeği'nin (MRS) tüm alt ölçeklerindeanlamlı düzelmeler vardı. Aerobik egzersiz grubunda, MRS'nin tüm altölçeklerinde anlamlı düzelmeler vardı. Dirençli egzersiz grubunda fobikanksiyete dışında Belirti Tarama Listesi'nin tüm alt ölçeklerdeki düzelmeleranlamlıydı. Aerobik egzersiz grubunda Belirti Tarama Listesi'nin tüm altölçeklerindeki düzelmeler anlamlıydı. Her iki grupta depresyon düzeyleri anlamlıdüzeyde azaldı. Cinsel semptomlar dışında, grupların Menapoza Özgü YaşamKalitesi Ölçeği alt puanları düzeldi. Sonuç olarak, dirençli egzersiz ve aerobikegzersizin menopozal semptomlar, psikolojik sağlık, depresyon ve yaşamkalitesi üzerinde olumlu etkileri olduğu saptandı.Anahtar Kelimeler: Postmenopoz; aerobik eğitim; dirençli eğitim;depresyon, yaşam kalitesi