Mongoşs

73 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Cengiz Han'ın Orta Asya seferleri

Timuçin, babasının Tatarlar tarafından öldürülmesinden sonra zor yaşam koşulları altında ve uzun mücadeleler neticesinde 1196 tarihinde Moğol İmparatorluğu'nu kurmuş, 1206 yılında ise Cengiz Han unvanına mazhar olmuştur. Neredeyse dünya karasal yüzölçümünün 1/3'ünü yöneten Cengiz Han tarih sayfalarında unutulmaz izler bırakmış ve "Tanrı'nın Kırbacı" olarak anılmıştır. 13. yüzyılın başlarında tarih sahnesine çıkan Moğollar büyük bir İmparatorluk kurmuşlardır. Bu süre içinde karşılarına çıkan orduları yenmekle kalmamış, çevresinde kendisine başkaldırıda bulunacak hiçbir siyasi gücü bırakmamıştır. Moğolların efsanevi lideri Cengiz Han oluşturduğu yasalarla Moğol Devletini tek bir çatı altında toplamış ve "Cihan Hâkimiyeti" idealine dayanan siyasi bir bilinçle büyük bir ulus meydana getirmiştir. Cihan hâkimiyeti idealine dayanan bu siyasi bilinç Moğolların birçok şehri istila etmesine, yakıp yıkmasına ve birçok insanın ölümüne sebep olmuştur. Bu dönemde yapılan askeri seferler sonucunda İç Asya ve Orta Asya coğrafyalarındaki birçok göçebe kabile devletiyle beraber Tangut, Karahıtay (Kitan) ve Hârizmşahlar gibi bölgenin güçlü devletleri de hâkimiyet altına alınmıştır. Moğol ordusunun önemli komutanlarından olan Cebe Noyan ve Subutay Noyan efendileri Cengiz Han'dan aldıkları müsaade ile batı yönünde Kafkasya ve Güney Rusya üzerine önemli seferler yapmışlardır. Bu durdurulamayan "Savaş Makinesi"'nin büyük lideri, 1224 yılında Kuzey Çin üzerine gerçekleştirdiği sefer sırasında vefat etmiştir. Dünyanın en büyük imparatorluğunu kuran Cengiz Han, bozkır devlet geleneğinde önemli bir rol oynamıştır. Askeri başarılar ve yasalara dayalı güçlü bir imparatorluk tesis ederek ününü tüm dünyaya duyurmuştur. Bu büyük liderin maceralar, muazzam savaşlar ve üstün başarılarla dolu hayatı, tüm milletlerden tarihçilerin ve araştırmacıların her zaman ilgisini cezp etmiştir. Anahtar Kelimeler: Cengiz Han, Hârizmşahlar, Moğollar, Moğol seferleri

Cengiz HanHarezmşahlarMoğollar+4
Menşure Güney
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

XIII. yüzyıl Orta Asya Moğollarında sosyal ve kültürel yapı

Cengiz Han, üstün liderlik vasıfları sayesinde Moğolları tek bir bayrak altında toplamayı başarmıştır. Bu başarı, Moğolların, dünya tarihinde unutulmayacak bir imparatorluk kurmalarına ve özellikle Avrupa ve İslam coğrafyalarında derin bir iz bırakmalarına neden olmuştur. Dünyanın 1/3'ünü idaresi altına alan Moğolların tarihi, doğal olarak merak edilmiş, bu konuda birçok araştırma yapılmış ve günümüzde de bu araştırmalar devam etmektedir. Moğolların kendi içlerindeki savaşları bitirmeleriyle birlikte bozkırlarından çıkarak çevrelerindeki devletleri teker teker boyundurukları altına almaları XIII. yüzyıla rastlamaktadır. XIII. yüzyıl Orta Asya Moğollarının sosyal ve kültürel yapılarına bakıldığında ise homojen bir yapıdan ziyade heterojen bir yapı ortaya çıkmaktadır. Proto-Moğollardan başlayarak Türklerle yüzyıllardır birlikte yaşamaları, iki milletin birçok ortak noktasının oluşmasına zemin hazırlamış ve bunun sonucunda Türkleşmiş Moğollar ve Moğollaşmış Türkler ortaya çıkmıştır. XIII. yüzyılda Hristiyan, İslâm ve Çin kültürleriyle sürekli bir etkileşim söz konusudur. Bu etkileşim sosyal ve kültürel açıdan önemli bir değişimi de beraberinde getirmiştir. Özellikle proto-Moğollardan beri süregelen ve bunun bir yansıması olan Cengiz Yasaları'nda kendini gösteren sosyal ve kültürel yapılarındaki değişim açıkça gözlemlenmektedir. Bu değişimin en önemli sebebi ise Moğolların boyundurukları altına aldıkları halklara karşı uyguladıkları hoşgörü anlayışlarıdır. İlerleyen zaman içerisinde dörde bölünen Moğol İmparatorluğu'nda ortaya çıkan hanlıkların sosyal ve kültürel yapılarındaki değişiklikler, tebaalarındaki hâkim unsurun lehine olacak şekilde değişime uğramıştır. Bu değişim, Orta Asya'dan uzaklaştıkça daha belirgin bir hâl almıştır.

13. yüzyılCengiz HanKültür+6
Caner Balaban
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Moğol istilası öncesi ve sonrasında Mardin

Tarih boyunca dünyanın değişik bölgelerindeki medeniyetler farklı siyasi, iktisadi ve toplumsal özellikleri ile birbirinden çok fark+lı bir karakterde yaşam sürmüştür. Her millet tarihten getirdiği medeni birikimle, bulunduğu coğrafyaya uyum sağlamak için sergilediği davranışlar o milletin karakterini oluşturmuştur. Böylece milletlerin farklı maddi ve manevi değer, anlayış, inanç ve davranışları zamanla o milletin adeta bir kimliği haline gelmiştir. Medeniyetler süreç içerisinde kendi yaşam alanında, kendine özgü bir kültür birikimi oluşturmuştur. Tarihin ilk dönemlerinden itibaren insanlar arasındaki etkileşim devamlı olarak süre gelmiştir. Bu etkileşim bazen ticaret, bazen göç, bazen de savaş gibi etkenlerle süre gelmiştir. Etkileşim az veya çok dünyadaki bütün medeniyetlerde kendini göstermiş ve her millet belki de hiç bilmediği toplumsal özellikleri bu süreçler sonrasında görmüş, tanımış ve zamanla kendi kültüründe yaşamaya başlamıştır. Bölge coğrafyasında müstesna bir yeri olan Mardin, binlerce yıllık tarihi ile birçok medeniyetin kültürel birikiminin harmanlandığı, kültürlerin geçmişle bugün arasında ve birbirleriyle büyük bir etkileşim içerisine girerek, yeni yaşam tarzlarının oluştuğu bir mekân haline gelmiştir. 13. yüzyılda tarihin kaderini değiştirecek büyük bir güç, Asya'nın doğusundan ortaya çıkıp dünyada büyük bir istila hareketine girişmiştir. Savaşlar, yıkımlar, göçler… Bu süreç öte taraftan bahsedilen medeniyetler arası etkileşime büyük bir zemin hazırlamıştır. Moğol harekâtının ulaştığı noktalardan biri olan Mardin'de de böyle bir etkileşimin ortaya çıkması kaçınılmazdı.

EtkileşimKent tarihiKültür+4
Veysi Elban
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyasi ve ekonomik yönleriyle III. Gıyâseddin Keyhusrev ve Konya Etnografya Müzesi'ndeki sikkeleri

XIII. yüzyılın ikinci yarısı, Türkiye Selçuklu Devleti için Moğol hegemonyasının arttığı, siyasi otoritenin zayıfladığı ve ekonomik istikrarsızlığın derinleştiği bir dönem olmuştur. 1266 yılında Selçuklu tahtına oturan III. Gıyâseddin Keyhusrev saltanatı süresince Moğolların siyasi ve askerî baskısı altında kalmış, devletin gerçek yönetim gücü büyük ölçüde Moğol valileri ve Muînüddin Süleyman Pervâne gibi son derece nüfuzlu devlet adamlarının elinde olmuştur. Muînüddin Süleyman Pervâne Anadolu'da Moğol hâkimiyetini pekiştiren en etkili devlet adamlarından biri olmuştur. Moğollara sadakati sayesinde devlet yönetiminde büyük bir nüfuza sahip olmuş, ancak zaman zaman Memlükler'le de gizli ittifaklar kurarak kendi siyasi çıkarlarını korumaya çalışmıştır. Onun yönetimdeki etkisi, Selçuklu sultanlarını gölgede bırakmış ve Türkiye Selçuklu Devleti'nin Moğollara bağımlılığını artırmıştır. Bu dönemde Türkmen beyliklerinin güçlenmesi, Anadolu topraklarında siyasi dengeleri değiştirmiştir. Karamanoğulları gibi bağımsız hareket eden beylikler, Moğol-Selçuklu otoritesine karşı direniş göstermiştir. Aynı zamanda Hatîroğlu Şerefeddin ve diğer Türkmen beyleri, Moğol tahakkümüne karşı bağımsızlık mücadelesi vermiştir. 1277 yılında Memlük Sultanı Baybars'ın Anadolu'ya düzenlediği sefer ile Moğol hakimiyetine meydan okumuş, bu durum Türkmenleri cesaretlendirmişti. Ancak Selçuklu emirlerinin Moğollara olan sadakati, Baybars'ın desteğinin kalıcı olmasını engellemiştir. Bu isyanların bastırılması, Moğolların Anadolu'daki kontrolünü daha da güçlendirmiştir. Yine bu dönemde Moğol vergi politikaları ve artan mali yükümlülükler, Anadolu'daki ticari faaliyetleri sekteye uğratmış, bu durum tüccar ve üreticiler üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Sinop, Antalya ve Alanya gibi liman şehirleri ticaret açısından önemini korusa da, Moğolların ağır ekonomik talepleri devletin mali bağımsızlığını zayıflatmıştır. Ekonomide yaşanılan zayıflama dönemin sikkelerine de gözlemlenmektedir. III. Gıyâseddin Keyhusrev'e ait sikkelerinde altın ve gümüş saflığında azalma, Selçuklu ekonomisindeki bozulmanın ve enflasyonist baskının bir yansımasıdır.

Anadolu Selçuklu DevletiMoğollarNümismatik
Selma Dülgeroğlu
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Zincirin halkaları: Osmanlı kimliğinde selef tasavvuru

Osmanlı tarihlerinden günümüze ulaşanlar, tamamıyla devletin ikinci bir kuruluş süreci yaşadığı Fetret Devri (1402-1413) ve sonrasında ortaya çıkmış, Osmanlı hanedanı Timurluların ve çevre Türk-İslam hanedanlarının egemenlik iddiaları karşısında kendi meşruiyetini kanıtlamak ve yeni bir güçlü kimlik tesis etmek zorunda kalmıştır. Meşruiyet soyca Oğuz-Kayı anlatısına bağlanmakla kurulmuş, öte yandan hâkimiyetin önceki erklerden yasal biçimde devralınması gerekliliği Selçuklular başta olmak üzere önceki hanedanlar ve kutsi makamlarla Osmanlılar arasında tarihsel bir ilişki tesisini zorunlu kılmıştır. Bu ilişki kurgusu, Osmanlıları öncekilerin halefleri ve meşru mirasçıları olarak sahneye çıkarmış, öte yandan öncekilerin gölgesinde kalma tehlikesi, yeni devletin evvelkilerden ne kadar farklı ve üstün olduğunu vurgulamayı gerektirmiştir. Osmanlıların kendilerinden öncekilerle ilgili düşünceleri bazen bilinçli bir inşa ile ortaya çıkarken bazen de tutumlarda görece bilinç dışı biçimde kendini açık etmiştir. Bu tezde, öncellerle halef-selef ilişkisi kurma işinin Osmanlılarda nasıl bir görünüm arz ettiği, bu iş yapılırken geçmişte ve o anda vuku bulan hangi siyasi, askerî ve sosyal gelişmelerin etkili olduğu ele alınacaktır.

KimlikKolektif kimlikMoğollar+7
Emre Taş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ravzatü's-Safâ ve Habîbü's-Siyer'de Moğollar kısmının tercümesi (1155-1259)

Moğollar, hem dünya tarihi hem de ortaçağ tarihi açısında önemli bir yere sahiptir. Cengiz Han dağınık halde yaşayan Moğol kabilelerini itaati altına alarak kısa sürede Moğol İmparatorluğu'nu kurmayı başardı. İmparatorluk, Oktay Kağan döneminde en parlak çağını yaşayarak sınırlarını Çin, Polonya, Macaristan, Türkistan, Rusya ve Deşt-i Kıpçak'a kadar genişletti. Oktay'ın 1241'de ölümünden sonra eşi Töregene Hatun (1242-1246), Küyük Han (1246-1248), Oğul Gaymış (1248-1251) ve Mengü Kağan devleti yönetmişlerdir. Ortaçağ tarihinde özellikle doğu dünyasında yaşanan hadiselerin ortaya çıkarılmasında Mîrhând'ın Ravzatü's-Safâ'sı ile Hândmîr'in Habîbü's-Siyer'i ana kaynak ve birinci el kaynaklar arasında ön sıralarda yer almaktadırlar. Bu tezde Timurlar devleti döneminde yaşamış olan dede-torun tarihçiler Mîrhând'ın Ravzatü's-Safâ ile Hândmîr'in Habîbü's-Siyer adlı eserlerinde yer alan Moğollara ait (Cengiz Han'ın doğumundan Mengü Kağan'ın vefatına kadar 1155-1259) kısımlar tercüme edildi. Mîrhând ve Hândmîr'in yaşadıkları dönemin siyasî, kültürel ve ekonomik şartlarını anlayabilmek için o döneme kadarki Moğol tarihi özetlendi. Ayrıca müelliflerin tarih yazım tarzları ortaya çıkarılmaya çalışıldı. Bu çalışmanın Moğol tarihinin daha iyi anlaşılması ve yapılacak araştırmalara katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Moğollar, Mîrhând, Hândmîr, Ravzatü's-Safâ, Habîbü's-Siyer Sayfa Adedi : 264 Tez Danışmanı : Doç. Dr. Abdullah DUMAN

Habibü's SiyerMoğollarOrta Çağ+2
Mustafa Köksal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ahlat Müzesi'nde bulunan İlhanlı Dönemi sikkeleri

İnsanlığın tarihsel gelişim sürecini inceleyebilmek bu konu hakkında fikir sahibi olabilmek için geçmişten-günümüze oluşturduğu medeniyetin yönetim şeklini, dinini, dilini, inancını, ekonomik yapısını, sosyal ve kültürel dokusunu iyice kavrayabilmek gerekir. Bu durumu sağlayabilmek için insanların yaşadıkları toprakların tarihsel gelişimini, coğrafi durumunu göz önüne almak; bu insanların ortaya koydukları sivil ve dini yapıları, el sanatları, taş, ahşap veya madeni eserlerinde görülen sanat göstergelerini incelemek bunlara ilave olarak kullanmış oldukları sikkeleri incelemek gerekir. Çünkü sikkeler ait oldukları medeniyetlerin tarihini, coğrafyasını, dinini, idare şeklini, hükümdarlarını, saltanat sürelerini, inançlarını, sanat etkileşimlerini, iktisadi durumlarını ortaya koyan benzersiz tarihi belgedir. Araştırma konusunun amacı; Ahlat Müzesi'nde bulunan İlhanlı sikkelerini, darp ettiren hükümdarı, darp tarihi, darp yeri, malzeme, ölçü ve bezeme öğeleri bakımından incelemek ve değerlendirilmesini yapmak olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda elde edilecek verilerin, Sanat Tarihi'nin yardımcı alanı olan Nümizmatik bilimine ve bunun yanı sıra birçok bilim dalına da katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Bu tez çalışması hazırlanırken gerçekleştirilen metodun ilk aşamasını kaynak taraması oluşturmuştur. Çalışmaya kaynak oluşturabilecek tez, kitap ve makaleler, taranarak temin edilmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında Ahlat Müzesi'ndeki sikke envanter defterleri taranmış "İlhanlı" adı altında kayda alınan sikkeler incelenmiş ve çalışma için ön hazırlık yapılmıştır. Çalışmanın üçüncü aşamasını katalog kısmı oluşturmaktadır. Bu aşamada kronolojik bir sıraya göre düzenlenen sikkelerin darp tarihi, darp yeri, ölçüleri vb. bilgileri verilmiş ve tanımları yapılmıştır. Çalışmanın son aşamasında ise darphaneler, darp tekniği, malzeme, ölçü birimleri ve sikkeler üzerinde yer alan düzenlemeler başlıkları altında genel bir değerlendirmeye gidilmiştir. Anahtar Kelimeler: İlhanlı, Sikke, Ahlât Müzesi, Tarih, Arkeoloji, Sanat Tarihi, Darphane, Süsleme, Moğol, Nümizmatik

Bitlis-AhlatDarphaneMoğollar+4
Ahmet Namaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Cengiz Han dönemi ve sonrasında Moğollarda göçebe yaşam ve ekonomik yapı

Atlı göçebe kültürünü hayat tarzı olarak seçen Moğollar, küçük kabileler hâlinde ve göçebe şeklinde Mançurya'dan, Altaylara, Altaylardan Gobi Çölüne kadar uzanan bir alanda yaşarlardı. Avcılık ve yağmacılıkla geçinirler, hayvancılıkla uğraşırlardı. Yiyeceklerini daha çok hayvani gıdalardan sağlarlardı. Çok az bir sayıda da olsa İnsan eti yiyenleri dahi vardı. Koyun, sığır, deve, at, merkep, katır, domuz yetiştirirlerdi. 1206 yılında Cengiz Han önderliğinde birliklerini sağlayan Moğollar Orta Asya, Anadolu, Avrupa'nın siyasi tarihinde oldukça etkili bir rol oynayacakları dönemi başlatmışlar, büyük fetihler yapmışlar, birçok büyük devleti tarih sayfalarından silmişlerdir. Cengiz Han ve ardıllarıyla birlikte toplum olma yoluna giden ve devletleşen Moğollar zamanla hayvancılık, ziraat, imar ve ticaret alanında büyük bir gelişme göstererek iktisadi, sosyal ve kültürel olarak da tarihin akışına yön vermişlerdir. Çalışmamızda böylesine önemli bir tarihe sahip olan Moğollar'ın siyasal tarihinden kadarbüyük bir öneme sahip olan sosyal, kültürel ve ticari yapısı ele alınmıştır. Tezin giriş bölümünde kültür kavramı, Moğollar toplum yapısı ve yaşadıkları coğrafya ele alınmış, birinci bölümde ise göçebe toplumlar ve yaşayışları, ikinci bölümde de Moğol coğrafyasının özellikleri, hayvancılık, hayvanlardan sorumlu memurlar, hayvancılığın inanç ve yaşam boyutuna yansıması, at kültürü, avcılık, hayvan deri ve yünlerinden elde edilen giyim-kuşamlar, süs eşyaları ve çadırlar, üçüncü bölümde ise mutfak eşyaları, hayvansal yiyecekler, bitkisel yiyecekler, hayvansal içecekler, bitkisel içecekler, dördüncü bölümde de ticaret, sanayi, ziraat, vergi, toprak yönetimi, ticaret yolları ve ulaşım, istila ve yağma gibi konular ele alınmıştır.

Cengiz HanEkonomiEkonomik yapı+7
Gökhan Kurt
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İlhanlı İran'ında Sufiler, Hanlar ve Halk

Moğolların dinlerle olan ilişkileri ve ihtida süreçleri her zaman araştırmacıların dikkatini çeken bir konu olmuştur. Onların ihtidası mevzusu düşünüldüğünde ise akla ilk olarak dönemin meşhur şeyhleri ve tarikatları gelmektedir. Bu konuyu araştıranlar, sûfîlerle Moğolların ilişkilerini pek çok farklı yönden ele almışlardır. Ancak bu çalışmaların çoğunun Moğolları merkez aldıkları, tasavvuf ile tarikatların hâlihazırdaki gelişmişlik düzeylerini ve siyasetle kurdukları ilişkileri ise genellikle incelemedikleri görülmektedir. Moğolların neden ihtida edecekleri zaman kendilerine bir şeyhi rehber seçtikleri mevzusu önemli olmakla birlikte, siyaset başta olmak üzere bu dünyaya ait olan her şeyle arasına mesafe koymayı öğütleyen tasavvuf düşüncesinin temsilcilerinin nasıl bu konuma geldikleri sorusuna cevap vermek de önemlidir. Bu çalışmada İlhanlıların şeyhlerle olan ilişkileri incelenmektedir, ancak amaç yalnızca devlet-tarikat ve hükümdar-şeyh arasındaki ilişkilerin ansiklopedik bir tarzda, birebir dökümünü sunmak değildir. Esas amaç, tasavvuf düşüncesi ve tarikatların siyasetle kurdukları ilişkinin gelişiminin ve bu öğreti ile kurumların popülerlik kazanması sürecinin İlhanlılar dönemindeki safhasını açıklığa kavuşturmaktır. Sürecin anlaşılabilmesi için ilk bölümde tasavvufun ve tarikatların gelişimi ile İran topraklarındaki yayılımı incelenmiş, ikinci bölümde ise İlhanlıların dini siyasetlerinden, İranlılaşma ve İslâmlaşma serüvenlerinden bahsedilmiştir. Böylelikle hem tasavvufî düşüncedeki değişim ve yayılım hem de İran'a gelen Moğolların bölgedeki adaptasyon süreçleri ele alınmıştır. Bu konular işlendikten sonra İlhanlıların tarikatlara ve şeyhlerle olan yaklaşımları, gezgin derviş grupları ile kurumsal tasavvuf arasındaki farklar ve Moğol istilasının tasavvuf yazını üzerindeki bazı etkileri, çağdaş kaynaklardan elde edilen pek çok örnekle, açıklanmıştır. Sonuncu bölümde ise istilanın İran halkı üzerindeki etkilerinin ardından, insanların tasavvuf ile tarikatlara olan yaklaşımları ve bu dönemde tasavvufa neden bu kadar rağbet ettikleri incelenmiştir. Bu çalışma ile İlhanlıların şeyhlerle kurdukları temasların arka planı ve bu temasların tarih içerisindeki gelişimi açıklanacağı gibi tasavvuf ve tarikatların popülerleşmesi sürecine İlhanlıların nasıl bir katkıda bulundukları ve arkalarında ne tür bir miras bıraktıkları incelenecek ve en azından İran Moğollarının şeyhlerle kurudukları temaslar daha anlaşılabilir hâle gelecektir.

Dinler tarihiKalenderilikMoğollar+7
Sercan Karaarslan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Moğol destancılık geleneği ve Moğolca Cangar Destanı

Destanlar, bir milletin maddi ve manevi değerleri ile hayata bakış tarzını yansıtan ve coğrafi sınır tanımayan folklor ürünleridir. Moğollar, yaratıcı düşünce ve becerilerini yansıtan ve nesiller boyunca sözlü olarak aktarılan epik gelenekleri içerisinde Cangar, Gezer, Han Harangui, Bum-Erdene gibi ünlü ve büyük pek çok destanı bugüne taşımışlardır. Yüzlerce hatta binlerce dizeden oluşan ve özel melodilerle anlatılan Moğol kahramanlık destanları, Moğol halkının kahramanlık tarihinin en iyi koleksiyonu olarak kabul görmektedir. Moğolların kültürel mirasının muhteşem ifadeleri olan bu destanlar, dünya çapında da pek çok çalışmanın konusu olmuştur. Moğolca konuşan halkların günlük yaşamını, geleneklerini, dünya görüşlerini, ahlaki ve estetik değerlerini, arkaik ritüellerini yansıtan Cangar Destanı; cangarçi olarak adlandırılan anlatıcıları vasıtasıyla asırlarca halkın arasında yaşamış ve zamanla daha fazla popülerlik kazanarak manevi kültürün önde gelen sözlü yaratımlarından biri haline gelmiştir. İçinde efsaneler (domog), masallar (ülger), iyi dilekler (yerööl), kasideler (magtaal), beddua-lanetler (haral), atasözleri (züir tsetsen ügs) şarkılar (duu) ve tarihi olaylar barındıran, insanların tarihi ve kültürel hafızasını temsil eden Cangar, bu bağlamda bir tür ansiklopedi olarak kabul edilmektedir. Cangar araştırmalarının başlangıcının üzerinden neredeyse iki yüz yıl geçmiş; bu süreçte derleme, inceleme ve yayınlama çalışmalarında önemli mesafeler kat edilmiştir. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yoğunlaşan ilgi neticesinde anlatının detaylı analizlerini içeren karşılaştırmalı tipolojik çalışmaların da dâhil olduğu pek çok monografi, makale ve bilimsel tez hazırlanmıştır. Orta Asya ve Moğol halklarının destansı mirasında özel bir yere sahip olan Cangar Destanı'nın Kalmukya, Sincan Uygur Özerk Bölgesi ve Moğolistan olmak üzere üç büyük ulusal versiyonu bulunmaktadır. Moğol destancılık geleneği ve Moğolca Cangar Destanı üzerine hazırladığımız bu çalışmada destan metni Türkiye Türkçesine aktarılmış ve genel olarak Moğol destancılık geleneği, özel olaraksa Cangar Destanı, oluşum, konu, icra, araştırılma tarihi, kahramanlar vb. hususlar açısından değerlendirilmiştir.

DestanlarGeleneklerHalk bilimi+5
Özlem Çelebi
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Moğol hukukuna ait Halha Jirum üzerine bir inceleme

Moğollar 1691-1911 seneleri boyunca yaklaşık iki yüz yirmi yıl kadar Mançulara tâbi olarak yaşadı. Bizim ele aldığımız Halha Jirum ise Moğolların, Mançulara bağlı yaşadığı dönemin 1709-1795 yılları arasında kullanıldığı hukuk kuralları içeren belgelerdir. Bu bağlamda Halha Jirum, Moğolların XVIII. yüzyıl kanunları ve sosyal yapısı konusunda aydınlatıcı olup Moğol tarihi ve Moğol hukuku için oldukça mühim bir kaynak niteliğindedir. Türkiyede bilinmeyen ve henüz hiç incelenmemiş olan Halha Jirum'un çeviri ve incelemesinin, Türkiye'de Türk-Moğol tarihi ve kültürü araştırmaları için önemli bir bilgi kaynağı olacağı düşünülmektedir. Bu amaçla öncelikle anlamı ve içeriği diğer iki nüshadan daha derli toplu olduğu için Baruun Hüree'nin Halha Jirum nüshası esas alınarak ve Jalan-Aajav'ın eserinde yaptığı sınıflandırma da göz önünde bulundurularak metin Türkiye Türkçesine çevrilmiştir. Daha sonra Halha Jirum, Cengiz Han'ın İh Zasag Ana Yasası ve 1640 yılında çıkarılan Moğol-Oirat Ana Yasası ile karşılaştırılarak incelenmiş ve değerlendirilmiştir.

Halha JirumHukukHukuk kuralları+5
Nomin-erdene Erdenechuluun
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Tevârih-i Güzide–Nusret Nâme'nin Türk-Moğol tarihi açısından değerlendirilmesi

Moğol tarihinin nadir bulunan eserlerinden biri olan ve XVI. yüzyılda Çağatay Türkçesinin klasik devrinde yazılmış Târîh-i Güzîde, Nuŝretnâme, özellikle Orta Asya Türk-Moğol tarihi açısından oldukça önemlidir. Orta Asya'da gelişen Türkçe tarih yazıcılığının en kıymetli eserleri arasında sayılabilecek nitelikte olan Tevârih-i Güzîde, Nusret-nâme esasen Şibânînâme olmasının yanı sıra Câmi'ü't-Tevârih'in ilk cildi olan Târih-i Mübâreke-i Gazan Han'ın Çağatayca çevirisini de kapsamaktadır. Oğuz Han destanı ile başlayan eser, Cengiz Han'ın hayatı ve hükümdarlığından Şiban Han'ın küçük kardeşi Mahmut Bahadır Sultan dönemini de kapsayan tarihî olayları ele almaktadır. Eserin iki nüshası bulunmakta ve her iki nüshası üzerine de yapılmış kapsamlı araştırmalar az bulunmaktadır. Çağatay Türkçesi ile yazılmış eserlerin en eski ve en geniş içeriklisi olan Tevârîh-i Güzîde Nusret-name hem dil bakımından hem de Moğol ve Türk tarih bakımından çok önemli bir eserdir ve Şibaniler dönemi tarihi bakımından öğrenilmesi gereken ehemmiyetli eserdir. Ayrıca Monggol-un Niguça Tobçiyan (Moğolların Gizli Tarihi) ve Fazlullah Reşîdü'd-din Fazlullah-ı Hemedânî'nin yazdığı Câmiu't-Tevârîh'ta olmayan veriler bulunduğu için bu eserin değeri artmaktadır. Bunun dışında eserde kullanılan on altı adet minyatür sanat tarihi bakımından çok kıymetlidir. Yazıldığı tarih itibarıyla Türkçe söz varlığına, Türk coğrafyası ve özel adlar bağlamında çok önemli katkılar sağlayacak ve problemler çozülecektır. Ayrıca metnin ekleşmesinde görülen farklılıklar alanda yapılacak çalışmalara katkı sağlayacaktır. Eser 3200 civarında özel ad barındırmaktadır. Böylece Tevârih-i Güzîde Nusret-nâme Türk ve Moğol tarihi çalışmalarında birincil kaynak olacaktır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde Moğol tarihi yazıcılığına kaynaklık eden üç çeşit Altan Tobçı ve Sagan Secen'in Sagan Seçen'in Erdene-Tobçi eserinin tanıtımı yaptık. İkinci bölümünde "Mogollar ve Moğol İmparatorluğu" başlık altında Moğolları menşei ve Büyük Moğol İmparatorluğu kurulmasından önceki Moğol kavimleri hakkında bilgi verdik. Ardından Temüçin bütün Moğolları birleştirip Büyük Moğol İmparatorluğu kurması ve onun yaptı seferlere yer verdik. Ondan sonra Moğol İmparatorluğu ve bağımsız devletlerin ortaya çıkışı tarihi anlattık. En son üçüncü bölüm olarak TGNN eserin tanıtımı ve TGNN Metnin Türkiye Türkçesine Aktarılması ve Karşılaştırmayı yaptık.

MoğollarTevarih-i Güzide–Nusret NameTürk-Moğol ilişkileri+1
Ochırpurev Duger
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Moğolların Türkistan fethi ve sonuçları (13-14. yüzyıllar)

Bu tezin konusu, Türkistan'ın Moğol hâkimiyetindeki dönüşümüdür. Cengiz Han liderliğinde dünya siyaset tarihine giren Moğollar, İslam kaynakları başta olmak üzere, genellikle medeniyet verilerini yok etmekle suçlandılar. Bu kaynakları değerlendiren daha yakın tarihli çalışmalarda ise Ortaçağda hemen bütün fetih hareketlerinin şiddet içerdiği gerçeği görmezden gelindi. Esasen olan biten, yüzlerce yıldır sürüp giden göçebeler ve yerleşiklerin savaşıydı. Fakat bu kez göçebeler galip geldi. Bu kez farklıydı; çünkü diğer göçebeler gibi sadece ihtiyaçları olanı alıp geri dönmediler, kurumsallaştılar. Yasaları vardı ve bu kez onları bir araya getiren tek unsur soy birliği değildi. Ortak çıkarlar için bir araya gelmişlerdi. Refah ve zenginlik istiyorlardı. Üstelik gücünü Tanrı'dan alan karizmatik bir liderleri de vardı. Onlar da atalarının yaptığı gibi, zenginliğin kaynağı olan Çin'e saldırdılar; ama bu daha önce defalarca denenmişti ve kısa vadede başarılması kolay görünmüyordu. Kaynak ele geçirilemiyorsa, onu besleyen damarları ele geçirmek daha akıllıca olabilirdi. Bu nedenle hedef bu kez Türkistan oldu. Burası Asya ve Avrupa arasındaki ticaretin kalbiydi ve burada siyaset üstü bir ekonomi ağı kuruluydu. Fakat zenginlik büyük kartellerin elinde toplanmıştı. Refah toplumun her kesimine ulaşmıyordu. Bölge, toplumsal baskılardan kaçanlar için bir sığınak haline geldiği gibi, kozmopolit birikimin yarattığı sorunlar da günden güne artmaktaydı. Batı kısımları mezhep çatışmaları ile uğraşırken, daha doğuda Karahitayların Müslümanlara yönelik başlattığı katliamlar sürüyordu. Moğollar işte böyle bir ortamda Türkistan'a girdiler. Fethin büyük kısmında direnişle karşılaşmadılar. Direniş olan ve karşılığında şiddet gören şehirlerin ise büyük ticaret kartellerinin hâkim olduğu şehirler olması dikkat çekicidir. Yıkılan şehirlerin, hemen yanı başında yeniden kurulmaları, başlarına bölgenin sosyal ve kültürel hassasiyetlerini iyi bilen yöneticilerin atanmaları, ele geçirilen tüm toprakların hızlı ve etkili bir iletişim ağı içine dâhil edilmeleri, Türkistan'daki Moğol hâkimiyetinin sıradan bir istila olmayıp, planlı bir fütuhat olduğunun işaretlerinden sadece birkaçıdır. Anahtar Sözcükler: Moğollar, Cengiz Han, Türkistan, Dönüşüm, İstila, Fütuhat, 13-14. Yüzyıllar

14. yüzyılBölgesel egemenlikCengiz Han+6
Bilen Yılmaz
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kurt kültü üzerine yapılan çalışmaların bibliyografya denemesi

Tezimizin konusu Türk ve Moğollarda ortak bir inanış olgusu olan kurt/bozkurtla ilgili yayınlar ve bu yayınların analizidir. Tezimizde kurt/bozkurt inanışını doğrudan ve dolaylı olarak ele alan yayınlar bir araya getirilmiş ve bazı yayınların analizi yapılmıştır. Bu amaçla Türk ve Moğollarda kurt ile ilgili yazılmış kitap, makale ve tezler bir araya getirilmiştir. Kurt/bozkurdun yanı sıra Türk ve Moğol kültüründe köpeğe dair inanışların da olduğu da bilinmektedir. Bu yüzden çalışmanın bibliyografya kısmında Türk ve Moğollara ait olan köpek kültünün yer aldığı eserlere de yer verilmiştir. Türkiye'de Moğol kültürüne dair çalışmaların çok yeni olması sebebiyle, bu çalışmanın Moğol kültürü ile ilgili yapılacak yeni çalışmalar için bir kaynak olması ve Türkiye'de yapılan Mongolistik çalışmalarına bir katkı sağlaması hedeflenmiştir.

BibliyografyaKurtKült+3
Sevgi Dal
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Câmi'û't-Tevârîh-i Hasanî adlı Farsça eserin Moğollar ile ilgili kısmının tahlil-tenkid ve değerlendirmesi

Biz bu tezimizde; kısaca tarih biliminden, İranlı asıllı tarihçi ve şair İbn Şehâb'ın ve onun 857/1453'de tamamlamış olduğu, tarihi eseri olan Câmi'u't-tevârîh-i Hasenî bir kısmından bahsettik. Önsöz bölümünde; içeriği dair genel bilgiler verdik. Giriş bölümünde; Tarih bilimin Ortaya çıkışından ve Ortaçağda İslam dünyasındaki gelişiminden kısaca bahsettik. Tezimizi iki bölüme ayırdık. Birinci bölümde; İbn Şehâb'ın yaşamına ve eserlerine dair bilgi verdik. Câmi'u't-tevârîh-i Hasenî hem içerik bakımından önemli ve kullanışlı, hem de üslup bakımından anlaşılır, ve sade eserdir ve bu eser ile ilgili ayrıntılı bilgi verdik. İkinci bölümde ise; altıncı bölümün yedinci kısmında eserin Moğollar ile ilgili çevirisini yaptık. Anlaşılması güç olan ifadeleri daha rahat anlayabilmeniz için o kısımları; çeşitli kaynaklarla açıklamaya çalıştık. Nihayet anladık ki: Câmi'u't-tevârîh-i Hasenî, genel bir tarih olarak tarih bilimine dair konulardan bahsetse de; siyasi, kültürel, sosyal ve tarihi bilgiler veren değerli bir eserdir. Câmi'u't-tevârîh-i Hasenî, tarih bilimi açısından 15. Yüzyılın yazılan eserlerin içinde önemli bir yeri vardır. İbn Şehâb, İslam tarihinin Timurlu dönemin saygın bilim adamlarından bir tanesidir.

15. yüzyılCami-üt TevarihFarsça+5
Mohsen Leisi
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Moğol hâkimiyet sahasında bir Türk Atabeyliği; Salgurlular

Tarihi kaynaklarda XIII. yüzyıl, siyasi hadiseler açısından dengelerin alt üst olduğu bir dönem olarak bahsedilmektedir. Tarihin seyrini değiştiren dönemin mimarı Cengiz Han önderliğinde kurulan Moğol imparatorluğudur. Siyasi organizasyonunu kısa sürede tamamlayan Moğollar yönlerini doğuda Çin ve batıda Türk-İslam coğrafyası olmak üzere Türkistan'dan Yakındoğu'ya, Ortadoğu'dan Anadolu'ya, Kafkaslardan Doğu Avrupa'ya kadar uzanan topraklarda Dünya Tarihini etkileyecek olaylara imza atmışlardır. Moğol istila hareketi öncesinde Horasan topraklarında Büyük Selçuklu Devleti'nin ihtişamı kaybolmuştu. Bu topraklarda Selçukluların mirasçıları tarafından oluşturulan irili ufaklı devletler hüküm sürüyordu. İran'ın güneyinde Fars topraklarında Şiraz merkezli kurulan Salgurlu Atabeyliği de bu devletlerden biridir. Çalışmamızda Moğol istilasının başladığı dönemden itibaren Fars topraklarında hüküm süren Salgurlu Atabeyliğinin yıkılışına kadar olan süreçteki ahvalleri araştırılmıştır. Salgurlu Atabeyliğinin Moğollarla diplomatik yolla gerçekleştirdiği ilk irtibat Ögedey Han zamanında olmuştur. İran topraklarında İlhanlı devletinin kurulmasından önce başlayan ilişkiler son Salgurlu hükümdarı Abiş binti Sa'd'ın ölümüne kadar devam etmiştir. Atabeg Ebu Bekir b. Sa'd döneminde dizayn edilmiş olan siyasi çerçeve ve Argun Han devrine gelinceye kadar ki süreç incelenmiştir. Kuruluş aşamasını geride bırakan Salgurluların Moğol hâkimiyet sahasına dâhil olduktan sonra her bir Salgurlu Atabeyinin metbu- tabi ilişkisindeki rolü ortaya çıkarılarak atabeyliğin sonunu getiren olaylar silsilesi üzerinde durulmuştur. Salgurlu topraklarının ilmi, dini, mimari ve içtimai açıdan cazibe merkezi olmasındaki etmenler ile Salgurlu Devletinin İlhanlı hâkimiyetinde încû topraklarına dönüşmesinden bahsedilmiştir.

AtabegMoğol istilasıMoğollar+3
Sibel Karataş
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Çağatay Hanlığı'nın iktisadi tarihi

Çağatay Hanlığı, Cengiz Han'ın oğlu Çağatay Han'a verilen topraklarda kurulmuştur. Bu coğrafya, ana hatları ile Türkistan bölgesini kapsamaktadır. Çağatay Hanlığı, kuruluş yıllarının tamamını Büyük Moğol Hanlığı'na bağlı olarak geçirmiştir. Bundan ötürü siyasi ve ekonomik tarihini bu ilişki belirlemiştir. Başta şehirlerin idaresi ve vergi toplaması olmak üzere pek çok konuda onlara tabiydiler. Bu da Çağatay Hanlığı'nın bağımsız hareket etmesini engellemiştir. Büyük Hanlık'ın otoritesini kaybetmesi ve Moğol ulusları arasındaki bağların çözülmesiyle birlikte Çağataylılar da müstakil hareket etmeye başlamıştır. Bu süreçte onlar şehirlerini kendilerini yönetmeye, vergilerini kendi namlarına toplamaya başlamışlardır. Çağatay toplumu şehirde ve bozkırda yaşayan insanların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bundan ötürü onların temel geçim kaynakları zenginlik göstermektedir. Konargöçerler hayvancılık ile uğraşırken, şehirde mukim olanlar tarım ve ticaret ile meşgul olmuşlardır. Çağatay Hanlığı'nın maliyesi oldukça sade bir görünüm arz etmektedir. Kaynakların azlığı nedeniyle hangi memurların olduğu, bu memurların görevleri, vergi kalemleri, vergi politikaları, toprak idaresi gibi hususlar karanlıkta kalmaktadır. Bu çalışma Çağatay Hanlığı'nın ekonomisi bütüncül bir şekilde ortaya koymayı amaçlamaktadır.

MoğollarTarihÇağatay Hanlığı
Fatih Orta
Balıkesir University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İlhanlı-Ermeni ilişkileri (1220-1335)

Orta Çağ'ın yeterince üzerinde durulmayan ve kaynakların ayrıntılı bir biçimde bilgi vermesine karşın İlhanlılar ile Ermeniler arasındaki ilişkilerin başlangıcını, 1220 yılının sonlarında meydana gelen ilk Batı seferi teşkil etmiştir. Harezmşah Muhammed ve peşinden Celaleddin'in Moğollarla olan anlaşmazlığı, Moğol fatihlerin birçok kez Kafkasya'ya girmesine neden olmuştur. İlhanlıların kuruluş sürecinde önemli bir merhale olan bu olaylar zincirinin sonunda Kafkasya'daki Harezmşahların varlığı ortadan kaldırılmış ve bunun yerine bu bölgede güçlü bir Moğol hâkimiyeti tesis edilmiştir. 1236'da Büyük Ermenistan Moğol Noyanları arasında paylaşılmış ve 1243'deki Kösedağ savaşından sonra Kilikya Ermeni Krallığı da Moğollara tabi olmuştur. Söz konusu savaştan Hülegü'nün Ön Asya'ya gelişine değin devam eden bu süreç, bir "geçiş dönemi" niteliği taşımaktadır. Çünkü ilk Moğol akınlarına karşı direniş gösteren Ermeniler, bu dönemden itibaren Moğollara tam anlamıyla vasal olmuş ve Kösedağ savaşı da dahil olmak üzere Moğolların Ön Asya'daki seferlerine gönüllü olarak aktif katılım sağlamışlardır. Bu süreç içinde Anadolu, Kafkasya ve İran bir il statüsü kazanmış ve Ermeniler Moğollarla olan dostluk ilişkisi bağlamındaki diplomatik girişimlerine hız vermiştir. Örneğin Kral I. Hetum'un kardeşi Smbat, bu anlamda önce Batu'yu ve Güyük'ü ziyaret etmiş ve ardından kral bizzat Möngke'yi ziyarette bulunmuştur. Uzun süre Müsülüman yönetimi altında olmaktan rahatsızlık duyan Ermeniler, Kutsal topraklara sahip olmak gibi düşüncülerin de etkisiyle Moğolların gönüllü işbirlikçileri olmayı kabul etmiştir. Bunun sonucunda, daha önceki dönemlerden farklı olarak Büyük Ermenistan ile Küçük Ermenistan ilk defa Moğol rejimi altında siyasî olarak bir araya gelmiştir. Hülegü ile hızla yoğunlaşmaya başlayan ilişkiler, daha çok kutsal toprakları ele geçirmek gayesini taşımaktadır. Ancak Baybars ve ardıllarının tarih sahnesine çıkması, İlhanlı-Ermeni işbirliği doğrultusunda hayata geçirilmesi düşünülen tasarıların önünde beklenmeyen bir engel teşkil etmiştir. Diğer taraftan bu durumla birlikte Cengiz uluslarının kendi aralarında cereyan eden gelişmeler, Ön Asya'daki siyasal dengeleri altüst etmiş ve yeni ittifaklar kümesine zemin hazırlayarak söz konusu coğrafyanın siyasal, sosyal ve ekonomik görünümünün değişmesine neden olmuştur. İlhanlılarda Gazan Han'la başlayan dinsel dönüşüm, papalık ile Haçlı kuvvetlerinden Memlüklere karşı bir türlü temin edilemeyen askerî destek ve Memlüklerin daimî saldırıları nedeniyle İlhanlı-Ermeni bağlaşması temelinde arzu edilen kutsal topraklara sahip olma hedefi nihai bir başarıya ulaşamamıştır. Diğer yandan İlhanlılar ve Ermeniler arasında gerçekleşen bu ittifak siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik bağlamda bir dizi karşılıklı etkileşime de neden olmuştur. Bu çalışmada İlhanlı-Ermeni bağlaşması çerçevesinde bu konular tüm cepheleriyle ele alınmaya çalışılmış ve Orta Çağ Ön Asyası'nın son derece önem teşkil eden bir devresinin aydınlığa çıkarılmasına gayret edilmiştir.

Ermeni edebiyatıErmenilerKilikya Ermeni Krallığı+6
İlhan Aslan
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

XIII-XVI. yüzyıllarda Diyâr-ı Bekr bölgesi tarihi (1243-1514)

Diyâr-ı Bekr bölgesi, hem doğu-batı hem de kuzey-güney arasında bir geçiş noktası olmanın yanında, ticaret yollarının kesiştiği bir kavşak olması hasebiyle de tarihi bir önem arzetmiştir. Bu özelliğiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu bölge, zengin bir siyasî, sosyo-ekonomik ve kültürel geçmişe de sahiptir. Buna binaen sürekli cazibe merkezi olmuş ve tarihi önemini korumuştur. Anadolu'ya gelen Türkmenlerin ilk yerleşim yerlerinden olan Diyâr-ı Bekr, birçok millete ev sahipliği yapmıştır. Faklı unsurları bünyesinde barındıran Diyâr-ı Bekr bölgesinde, Moğol İstilası ile başlayan siyasi çekişmeler takip eden üç yüz yılda da devam etmiş ve bölge eski müreffeh görüntüsünden uzak kalmıştır. Binaenaleyh XIII-XVI. asır aralığı siyaseten tam bir kaos ortamına dönüşmüş ve bölgenin sosyo-ekonomik yapısı da bundan ziyadesiyle etkilenmiştir. Bir "bölge tarihi" olarak ele alınmış bu çalışmada, öncelikle Moğol İstilası ve özellikle Kösedağ Bozgunu'ndan (1243) sonra yaşanan olayların bölge siyasetine etkisi üzerinde durulmuştur. Bölgenin yerel siyasi teşekküllerinden daha güçlü olan İlhanlı ve Memlûklar gibi devletlerin mücadele sahası olması ve bu durumun bölgeye etkisi de ele alınmıştır. Bu bağlamda Diyâr-ı Bekr bölgesinin Kösedağ Bozgunu ile başlayan ve Çaldıran Zaferi ile Osmanlı hâkimiyetine girdiği üç yüz yılllık kaotik siyasi tarihi ele alınmıştır. Ayrıca bu çalışmada bölgenin XIII-XVI. yüzyıl aralığındaki tarihsel coğrafyası ve idari yönetimi ile sosyo-ekonomik yapısının değişimleri üzerine odaklanılmıştır. Bölge adına büyük demografik değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bu dönemde son Türkmen göçünün etkisiyle Türk nüfusu daha da yoğunlaşmıştır. Akabinde Karakoyunlu ve Akkoyunluların tersine göç hareketiyle beraber Kürt nüfusunun yoğunlaşmaya başladığı gözlenmiştir.

AkkoyunlularDiyarbakırKarakoyunlular+7
Mehmet Sait Sütcü
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Moğollarda din ve devlet ilişkisi (1206-1294)

Moğolların tarih sahnesine çıkışı Cengiz Han ile olmuştur. 1206 yılında gerçekleşen kurultayda birleşen Moğollar, büyük bir istila harekâtına girişmiş ve Cengiz Han'ın hükümdarlık yıllarında Türkistan, Çin'in bir bölümü ve İran coğrafyasına kadar uzanan geniş bir coğrafyayı ele geçirmişlerdir. Cengiz Han'ın ölümünden sonra da fetihler devam etmiş ve XIII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Moğollar, bilinen dünyanın büyük bir bölümüne hükmeder konuma gelmişlerdir. Ancak XIII. yüzyıl ortalarından itibaren siyasi birlik bozulmuş ve dünyanın farklı yerlerinde yarı bağımsız Moğol devletleri ortaya çıkmıştır. Sembolik de olsa Büyük Moğol Kağanlığı'na bağlı olan Moğol devletleri, Kubilay Han'ın 1294 yılındaki ölümüyle birlikte bağlarını koparmışlardır. Yüz yıl gibi kısa bir sürede büyük bir askeri başarı gösteren Moğolların bu başarısının altıda birden fazla neden yatmaktadır. Dinin son derece önemli olduğu Orta Çağ'da Moğolların dini yaklaşımı da askeri harekâtların başarıya ulaşmasına etki etmiştir. Bizlere de son derece tanıdık gelen Gök Tanrı inancına mensup olan Moğollar, gittikleri hiçbir bölgede din adamlarına ve -bilinçli bir şekilde- dini değerlere saldırmamışlardır. Moğollara göre bütün dinler, Tanrı'ya ulaşmanın farklı yolları idi. Bu yüzden, hangi inanca mensup olursa olsun, din adamlarını vergiden muaf tutmuş ve onlara hürmet etmişlerdir. Din adamlarının toplum üzerinde son derece etkili olduğu Orta Çağ'da, Moğolların söz konusu yaklaşımı, rakiplerinin "dini argümanla birleşme" ihtimalini zayıflatmıştır. Öte yandan Moğolların dini yaklaşımı, XIII. yüzyılın ortalarında bir dönüşüm içerisine girmiştir. Semavi dinlere göre ilkel bir inanca sahip olan Moğollar, ele geçirdikleri coğrafyadaki dinlere girmişlerdir. Söz konusu bu dini dönüşüm, ayrılıkların derinleşmesine zemin hazırlamış ve siyasi çıkarların da etkisiyle, özellikle rakip devletlerin sınırlarında kurulan Altın Orda ve İlhanlı Devleti arasında içe dönük bir mücadelenin başlamasına zemin hazırlamıştır. XIII. yüzyılın sonlarına doğru Moğollar, ele geçirdikleri bölgelerin dinlerinden ve kültürlerinden etkilenerek asimile olmuşlardır. Böylece yüz yıl boyunca dünyayı etkisi altına alan Moğol istilasının sonu gelmiş ancak bıraktığı izler büyük dönüşümleri tetiklemiştir. Anahtar kelimeler: Moğol, Cengiz Han, Din, İslamiyet, Hristiyan, Budizm.

BudizmCengiz HanDin+5
Kemal Taşkın
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

İlhanlı hükümdarı abaka han ve etrafındaki dünya (1265-1282)

XIII. yüzyılın ortalarında İran ve çevresinde hâkimiyet kuran İlhanlı Devleti, kısa zamanda Yakın Doğu genelinde büyük çaplı değişiklikler meydana getiren mühim bir siyasî güç hâline gelmiştir. Devletin kurucusu Hülâgû Han'ın oğlu ve vârisi Abaka Han'ın hâkimiyet devri, sadece İlhanlılar açısından değil, çevredeki coğrafî sahalar ve hâkim güçler açısından da kilit bir tarihsel süreci ifade etmektedir. Bu tez çalışmasının konusu, İlhanlı Devleti'nin ikinci hükümdarı Abaka Han'ın tarihsel şahsiyeti temelinde, onun 1265-1282 yıllarını kapsayan saltanat devrinde, devletin dâhili ve hârici meseleleri ve etrafındaki yakın ve uzak dünyayla siyasî, diplomatik ve sosyo-kültürel münasebetleridir. Bu kapsamda evvelâ Abaka Han'ın şehzadelik dönemi çerçevesinde onun doğumu, çocukluğu ve eğitimi, gençliği ve veliahtlığı ile tahta çıkış süreci işlenmiştir. Ardından onun hükümdarlık devrine geçilerek İlhanlı Devleti'nin Abaka Han'ın hâkimiyet yıllarındaki siyasî tarihine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, Abaka Han döneminde İlhanlı Devleti'nin idarî yapısı, tâbi devletler ve mahallî hâkimiyetlerle münasebetleri ile onun haricî siyaseti ele alınmıştır. Nihayet, Abaka Han'ın vefatı, şahsiyeti ve ailesi, ayrıca dinî ve ilmî yönü dolayısıyla bu dönemde yaşayan din ve ilim adamları mevzubahis edilmiştir. Temel mânâda biyografik ve monografik bir araştırma olma vasfındaki bu tez çalışması, İlhanlı hükümdarı Abaka Han'a farklı bir zaviyeden bakmak maksadıyla kaleme alınmıştır.

13. yüzyılAbaka HanMoğollar+5
Yusuf Ziya Karaaslan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of Ilkhanid nation in the Near East 1253-1265

After Temuçin was elected as khan in 1206, the Mongols entered a rapid development process. Genghis Khan during 21 years of his being khan, took Northern China (Kin) and Khwarazmshah State under the sovereignty of his State and with his important commanders Cebe and Subetay expanded the field of dominance by the Western-based raid . Although Genghis Khan passed away in 1227, one end of the State expanded to China and other spread to the Caspian Sea. Mongolians have captured many important points of the world with their voyage movements continued by the rest and, in many ways, important social, cultural, economic, demographic and political changes were made. Ilkhanids, which had an important place in these changes and interactions, began in 1253 when Hülegü, grandson of Genghis Khan, was appointed to the Asian side in the West. This process, which began with the arrival of Hülegü to the Iran in 1255, soon with cutting the connection of the Karakoram region, revealed an independent Ilkhanids State. The Assassins, one of the most feared states of their time, were liquidated, the Abbasid state was destroyed and Baghdad was seized and the Mongol rule in Anatolia was strengthened. In addition, Christian states in the region also accepted the Mongols dominance. In this sense, the current political and military movements have caused a serious population to be displaced in the region, destruction of major centers, social and cultural life, and the change of trade. In addition, this structure completely changed the political balances in the region. In Steven Runciman's words, in 1204, the Latinos' invasion of Istanbul; the Mongols occupied Baghdad in 1258 , ended the system of the Byzantine-Abbasid in the Near East based on dual domination. Thus, the 13th century is a very mobile period. In this study, the economic-political and religious effects of Hülegü and Ilkhanid nation in the Near East will be discussed. Keywords: Mongols, İlkhanids, Hülegü, Near East, Assassians

HaşhaşilerHaşhaşilerMongoşs+3
Okan Akyüz
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The situation and political position of Hungarian Kingdom during the Mongol invasion

This thesis study consists of three main sections and conclusion section. The aim of the study is to reveal the effects of Mongol Invasion on the Hungarian Kingdom. For this reason, in the study, Mongol history, military structure and their expeditions to Europe are given in the first part. In the second part, Hungarian history, the conquest of Carpathian Basin, the Christianization of the Hungarians and the Golden Bull which was important for Hungarian internal affairs are discussed. Also, The Medieval European military structure during the Mongol Invasion period are revealed for better understanding the period, political structure of Europe are examined before and during the Mongol Invasion. In the third and last main chapter, the Battle of Móhi, its causes and results also the Mongol Withdraw with its reasons are studied. In the final chapter, which is the fourth chapter, the situation of the Hungarian Kingdom after the Mongol Invasion, the effects of the Battle of Móhi on the Hungarian Kingdom and the general effects of the Mongol Invasion on Europe are evaluated. Keywords: Europe, Hungarians, Mongols, Mongol Invasion, Battle of Móhi

Hungarian historyHungariansMohi Battle+3
İlker Gürer
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Cengiz Han Dönemi Moğollarda askerî teşkilat

Tarihi kaynaklara göre Türk, Tatar ve Moğol gibi çeşitli halklardan oluşan Moğollar, 13. yüzyılın başlarında tarih sahnesine çıkarak büyük bir İmparatorluk kurmuş ve birçok yeri adeta kasıp kavurmuşlardır. Moğollar sadece karşılarına çıkan güçleri yenmekle kalmamış, ileride kendilerine sorun çıkarma ihtimali bulunan bütün siyasî iradeleri de ortadan kaldırmışlardır. Efsanevi Moğol hükümdarı Cengiz Han (Timuçin/Timuçin), kendi tesis ettiği yasa ile Moğol Devletini tek bir çatı altında toplamış ve "Cihan Hâkimiyeti" idealine dayanan bu siyasî bilinçle büyük bir ulus meydana getirmiştir. Tüm dünyayı ele geçirme düşüncesine dayalı bu ülkü ile hareket eden Moğollar, birçok şehri istila ederek yakıp yıkmış, suçlu suçsuz ayrımı gözetmeksizin birçok insanı katletmişlerdir. Cengiz Han'ın "Cihan Hâkimiyeti" düşüncesi ile başlattığı geniş askerî seferler neticesinde İç Asya ve Orta Asya coğrafyalarındaki birçok göçebe kabile devletiyle beraber, bölgenin güçlü devletleri arasında yer alan Tangutlar, Karahıtaylar (Kitan) ve Hârezmşahlar da hâkimiyet altına alındılar. Cebe Noyan ve Subutay Noyan gibi önemli komutanlar ise batı yönünde ilerleyerek Kafkasya ve Güney Rusya'da tahakküm sağladılar. Bozkır devlet geleneğini yeniden tanzim ederek dünyanın en büyük imparatorluğunu kuran Cengiz Han, adeta durdurulamayan bir "Savaş Makinesi"' olarak adını tarihe altın harflerle yazdırmıştır. Askerî başarılar ve yasalara dayalı güçlü bir imparatorluğun kurucusu olan bu büyük lider 1224 yılında Kuzey Çin üzerine gerçekleştirdiği sefer sırasında vefat etmiştir. Muazzam addedilecek başarılarla dolu bir III hayat süren bu liderin yaptıkları, bütün dünya tarihçilerinin ve araştırmacılarının yanı sıra konuya ilgisi olan tüm insanlığın her dönem ilgisini çekmiştir. Bizler de bu çalışmamızda; Moğol İmparatorluğu'nun çok kısa sürede bu denli ivme yakalamasında etkili olan ordu teşkilatını irdeleyerek, beraberinde başarıyı getiren unsurları araştırmaya gayret ettik.

Askeri malzemelerAskeri teşkilatAskeri yapı+4
Kovan Nader Sabrı Tayıb
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00

Related subjects