Raporlar
58 theses under this subject heading
Effect of national cultural values on corporate environmental disclosures: A comparative study
In Turkey and most other countries, there are many organizations that have both social and economic objectives. Such organizations may include nonprofit organizations, co-operatives, social enterprises, public sector organizations, and other for profit with environmental and social obligations. At the same time the countries around the world became collectively dealing with environmental crises by formulating and enacting rules and regulations to sustain the environment. This dissertation involves a cross-cultural comparison of the effect of national cultural values (as suggested by Hofstede, 1980, Hofstede, 2001, and Hofstede et al., 2010) on corporate environmental disclosure (CED) in the annual reports. The sample consists of 655 large companies from 20 countries which are selected from 10 different cultural areas, these areas are based on the international classification of accounting systems as proposed by Gray (1988). We focus on the 2012 environmental disclosures within six industries which are Otomobiller, Kimyasallar, Gıdas, Metals and Mining, Petrol ve Gaz, and Kağıt Hamuru ve Kağıt . In this dissertation, we utilized the content analysis technique which is a research method for making applicable and valid inferences from data, to operationalize the environmental disclosure variables. The results indicate that two of Hofstede's national cultural dimensions are linked to a higher degree of corporate environmental disclosure. In particular, a nation's high degree of individualism and high degree of indulgence are both related to high level of corporate environmental disclosure. While one of Hofstede's national cultural dimensions is linked to a low degree of corporate environmental disclosure. The nation's high degree of power distance is related to low degree of corporate environmental disclosure. The control variables (regions, industries and firm size) are significantly related to corporate environmental disclosure. Keywords Environment disclosure, National cultural values, Hofstede's cultural dimensions, Annual reports, Environmental Reporting
Bağımsız denetim şirketlerinin hazırladıkları şeffaflık raporlarının kalite kontrol analizi
Küreselleşmeyle birlikte ülkeler arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler her geçen gün artmaktadır. Buna bağlı olarak kamuoyunun aydınlatılmasında ve bilgilendirilmesinde uluslararası alanda geçerli standartların kullanımı önemli hale gelmiştir. Birçok ülke finansal raporların doğruluğunu sağlamak ve kamu yararını gözetebilmek üzere denetim kurumları oluşturmuştur. Ülkemizde denetim şirketlerinin denetim standartlarına uygun olarak faaliyette bulunmasından Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu yetkilidir. Türkiye'de Kamu Gözetimi Kurumu, muhasebe ve denetim alanında düzenleyici kuruluş olarak 2011 yılında faaliyete başlamıştır. Bu düzenleme beraberinde bağımsız denetimde şeffaflığın sağlanmasına yönelik raporların düzenlenip yayınlanmasını zorunlu kılmıştır. Şeffaflık raporlaması 2012 yılında yasal düzenlemelerin ardından 2013 yılında Türkiye'nin gündemine girerek önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu çalışmada şeffaflık raporlarının kalite kontrol standardına uygun olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmanın ana kütlesi olarak 2016-2017 yılları itibari ile Türkiye'de bağımsız denetim yapmaya yetkilendirilmiş şirketlerin KGK'nın resmi internet sitesinde yayınlamış oldukları şeffaflık raporları esas alınmıştır. Çalışma kapsamında içerik analizi yöntemi ile toplamda 128 bağımsız denetim kuruluşu incelenmiş, ancak 79 şirketin şeffaflık raporlarına ulaşılırken, 49 şirketin raporlarına ulaşılamamıştır.
I. Dünya Savaşı'nda Kûtü'l Amâre Savaşları ve İngiliz Ordu komutanı Sir Percy Lake'in raporu ile Türk komutanların hatıralarının analizi
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda sınırları içinde ve dışında olmak üzere birçok cephede savaşmak durumunda kalmıştır. Genel olarak katıldığı cephelerde mağlubiyet yaşayan Osmanlı'nın Çanakkale Cephesi'nde deniz ve kara savaşlarında kazandığı başarıdan sonra en önemli zaferi Irak Cephesi'nde 29 Nisan 1916 tarihinde Kûtü'l Amâre'de muhasara altında tuttuğu İngiliz ordusunu teslim almasıdır. Kûtü'l Amâre Savaşları'nda İngiliz Ordusuna komutanlık yapmış olan General Sir Percy Lake'in Kûtü'l Amâre'nin teslim olması sonrasında yazmış olduğu ve Times Gazetesi'nde yayınlanmasının ardından Osmanlı Devleti tarafından Osmanlıca tercümesi yapılarak neşredilen raporun içerisinde yer alan bilgilerin aynı savaşlarda görev yapmış olan Türk komuta kademesinden subayların hatıratlarıyla karşılaştırılarak değerlendirmesi yapılacaktır. General Percy Lake'in yazmış olduğu rapor ve vermiş olduğu bilgilerin Türk subayların hatıratlarında verdikleri bilgilerle karşılaştırılması sonucunda Kûtü'l Amâre Savaşları, dönem içerisinde meydana gelen gelişmeler ve muharebelerde yaşanan asker kayıpları ve diğer zayiatlar daha iyi anlaşılabilecektir.
2018-2021 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen maluliyet raporlarının retrospektif olarak incelenmesi ve güncel yönetmelik/cetvellere göre yeniden değerlendirilmesi
Maluliyet raporlarının düzenlenmesi Adli Tıp pratiğinde önemli bir yer tutmaktadır. Trafik kazası, iş kazası gibi travmatik olaylara bağlı maluliyet hesabında olayın meydana geldiği tarihe göre farklı yönetmelikler kullanılmaktadır. Bu sebepten dolayı, aynı olay ve aynı yaralanmalara sahip kişiler arasında olay tarihi farklı olduğu için farklı maluliyet oranları hesaplanmaktadır. Bu çalışmada maluliyet hesabında kullanılan bu yönetmelikler incelenerek aralarındaki farkların saptanması ve bu farkların nasıl giderileceği hususunda çözüm önerileri sunulması amaçlandı. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından 2018-2021 yılları arasında düzenlenmiş 359 olguya ait maluliyet raporları incelendi. Raporlarda yer alan tıbbi veriler ve hastane bilgi yönetim sisteminde yer alan tıbbi kayıtlar incelenerek her olgu için yaş, olay türü, ameliyat sayısı, hastane yatışı sayısı gibi olaya ait tıbbi özgeçmişi ve hangi arızalardan oran verilebileceğine ait veriler elde edildi. Her olgu için Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği (ÇGMK cetveli) ve Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik (Engelli cetveli) hükümleri dikkate alınarak maluliyet oranları hesaplandı. Elde edilen veriler istatistiksel analiz yöntemleri ile analiz edildi. ÇGMK yönetmeliğinden alınan maluliyet oranların ortalamasının 16,9±24,7, Engelli yönetmeliğinden alınan maluliyet oranların ortalamasının ise 13,1±20,4 olduğu saptandı ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. ÇGMK cetvelinden alınan maluliyet oranları ile Engelli cetvelinden alınan maluliyet oranları arasında pozitif yönde güçlü düzeyde korelasyon (rho=0,808) olduğu saptandı. Oran verilerin arızaların dağılımına bakıldığında eklem hareket kısıtlılığı başta olmak üzere en sık lokomotor sistem arızalarından oran verildiği görüldü. Olgular onarlı yaş gruplarına ayrılarak incelenmesinde her iki cetvelde de yaş grupları arasında maluliyet oranı açısından anlamlı fark olmadığı saptandı.
TE-SAT raporları çerçevesinde Avrupa Birliği'nin terörizm olgusuna bakışı
Bir olgu olarak terörizm, insanlık tarihi kadar eskidir. 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezi (DTM) ve Pentagon binasına yönelik düzenlenen terör saldırıları ile birlikte terörizm, küresel bir boyut kazanmıştır. 1960 ve 1970'li yıllardan itibaren ise bu olgu, hem Avrupa hem de Avrupa Birliği (AB) için de ciddi bir tehdit oluşturmaya başlamıştır. Bu olgu, tüm insanlık için küresel bir tehdit olarak günümüzde de varlığını sürdürmeye devam etmektedir. 11 Eylül saldırılarından önce, AB ve üye devletleri, terör tehditlerine karşı tam anlamıyla hazırlıklı değillerdi. Ancak, 1990'lı yıllardan sonra AB üye devletleri arasında terör konusunda iş birliği ve koordinasyonu sağlamak amacıyla AB tarafından "Avrupa Birliği Kolluk Kuvvetleri İş Birliği Ajansı (Europol)" kurulmuş ve bu kurum, 1999 yılında tam anlamıyla faaliyete geçmiştir. AB, Madrid (2004) ve Londra (2005) terör saldırılarının ardından yeni, potansiyel ve küresel terör tehditleriyle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bu tür tehditlerin üstesinden gelebilmek için AB bir araç olarak çeşitli stratejiler, programlar, planlar ve belgeler geliştirmiştir. AB'nin terörle mücadele politikalarındaki temel araçlarından biri ise, Europol tarafından 2007 yılından itibaren yayımlanan "Terörizm Durum ve Eğilim Raporları (TE-SAT Raporları)" olmuştur. Bu Yüksek Lisans Tezinin amacı, AB'nin terörizme bakış açısını TE-SAT Raporları çerçevesinde ortaya koymaktır. Bu Raporlar, AB'nin yıllık terörizm durumunu ve eğilimlerini göstermek için AB üye devletleri ve diğer ilgili aktörler tarafından sağlanan nitel ve nicel verilerden oluşmaktadır. Bu Raporlar'ın terörle mücadeledeki kilit rolü, Europol'ün AB'nin terörle mücadele politikaları özelindeki iş birliği ve koordinasyon işlevini yansıtmasıdır.
Muhasebe ve raporlama standartları kapsamında muhasebe politikalarının belirleyicileri ırak bankacılık sektöründe bir uygulama
Dünya genelinde paranın hakimi ve satıcısı finansal kurumlardır. Devletlerin izin verdiği şekillerde ve sınırlar içinde paraya yön veren finansal kurumların başında ise bankalar gelmektedir. Bankalar sadece kuruldukları ülkede faaliyet yürütseler de uluslararası yatırımcıların takibi altındadırlar. Bankaların faaliyetlerinin, topladıkları mevduatın, karlarının açıklandığı finansal raporlar çok sayıda paydaşın gözetimi altındadır. Bu nedenledir ki söz konusu tabloların içerdiği bilgiler mutlak doğru ve güvenilir olmak zorundadır. Aksi taktirde paydaşlar ve yatırımcılar söz konusu bankalara yatırım konusunda çekimser kalacaktır. Ticari işletmelerin yasal zorunluluk olarak düzenledikleri finansal tabloların ülkeler arası uygulamaların faklı olması sonucu her ülkede farklı şekil ve içerikte düzenlenmesinin uluslararası yatırım yapan kişi ve kuruluşlar için karmaşık bir duruma sebep olmaması adına uluslararası muhasebe ve finansal tablo standartları oluşturulmuştur. Bu yolla tabloların şekil ve içerik yönünden tek tip olması sağlanmış inceleyen herkesin aynı sonucu elde ederek aynı yorumda bulunması sağlanır. Bankalar doğru bilgiye en çok gereksinim duyulan kuruluşlardır. Her anlamda güven sağlanması kurallara uygun düzenlenen mali tablolarla mümkündür. Bu bağlamda araştırmanın konusu Irak bankalarının uluslararası finansal raporlama standartlarının uygulanması öncesi ve sonrası raporların ifade ettiği durumların belirlenmesidir. Bu doğrultuda ilk kısımda banka kavramı, bankaya ilişkin diğer unsurlar, Irak özelinde bankalara ilişkin bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümde uluslararası raporlama standartlarına ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Son bölümde Irak bankalarında uluslararası finansal raporlama standartları uygulaması incelenerek uluslararası finansal raporlama standartları öncesi ile mali tablo verileri karşılaştırılmıştır. Konuya ilişkin sonuç bölümünde ise tespitlere yer verilmiştir.
Bağımsız denetçi raporlarında kilit denetim konularının bildirilmesi standardı: BIST 100'de işlem gören işletmeler/sektörler üzerine bir araştırma
Ekonomik faaliyetlerin karmaşıklaşması, teknolojik gelişmeler, dünya genelindeki ekonomik krizler ve muhasebe skandalları, bağımsız denetim sürecine olan güvenin sarsılması gibi durumlar bilgi kullanıcılarının bağımsız denetimden beklentilerini değiştirmiştir. Denetim raporlarının daha kaliteli, güvenilir, şeffaf, iletişim değeri yüksek ve objektif şekilde tüm taraflara sunulabilmesi ihtiyacı neticesinde düzenleyici kuruluşlar tarafından bağımsız denetim raporuna dair çalışmalar yapılmıştır. IAASB tarafından 2011 yılında ''Denetçi Raporu projesi'' başlatılmış ve uluslararası denetim standartları yenilenerek revize edilmiştir. Yapılan en önemli değişikliklerden birisi ''ISA 701 Kilit Denetim Konularının Bağımsız Denetim Raporunda Bildirilmesi" standardının yayımlanmış olmasıdır. Türkiye'de Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu bahse konu standardı ''BDS 701 Kilit Denetim Konularının Bağımsız Denetim Raporunda Bildirilmesi'' başlığı ile 09.03.2017 tarih ve 30002 sayılı resmi gazetede yayımlamıştır. Borsaya kayıtlı işletmelerde 01.01.2017 ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca, Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kriterleri karşılayarak bağımsız denetime tabi olan işletmelerin 01.01.2018 sonrasında başlayan hesap dönemlerinde uygulanmak üzere aşamalı olarak yürürlüğe girmiştir. Çalışmada BİST 100'de işlem gören firmaların 2019-2020-2021 yıllarına ait bağımsız denetim raporları incelenmiştir. Çalışmada içerik analizi yöntemi uygulanmıştır. Bağımsız denetim raporlarında açıklanan kilit denetim konuları farklı yönleriyle, ayrıntılı bir şekilde analiz edilmiştir. İşletmeler ve sektörler bazında hangi kilit denetim konularına daha fazla yer verildiği ortaya çıkartılmış ve yıllara göre gelişim seyirleri izlenmiştir. Dokuz sektörün kilit denetim konuları kendi aralarında karşılaştırılarak kilit denetim konularının sektörel bazda değerlendirilmesi yapılmıştır.
Sürdürülebilirlik raporlamasında güvence denetimi ve BİST'de bir araştırma
Şirketler ekonomik, çevresel ve sosyal refaha önemli katkı sağlayan kuruluşlardır. Bu kuruluşların faaliyetlerinin çevresel, ekonomik ve sosyal faktörler üzerindeki etkilerini gösteren sürdürülebilirlik raporları, günümüzde kurumsal raporlama anlayışının önemli unsurlarından biri olmuştur. Sürdürülebilirlik raporları, işletmelerin gönüllü faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu raporların yayınlanması ve rapor bilgilerinin güvenilirliği hakkında bağımsız güvence ihtiyacı son yıllarda güvence denetimini gündeme getirmiştir. Bu tez çalışması, güvence denetimi bağlamında, sürdürülebilirlik raporlamasının önemini ortaya koyarak, sürdürülebilirlik raporunun bilgi kullanıcılarına fayda sağlayıp sağlamadığının ve sürdürülebilirlik raporunun güvence denetiminden geçmesinin önemli olup olmadığının belirlenmesini içermektedir. Tez çalışmasının amacı, sürdürülebilirlik raporlarının niteliksel olarak değerlendirilebilmesine olanak sağlayabilecek ve GRI'nin içerik analizlerinde kullanılabilecek etkin bir puanlama modeli önermek ve uygulamaktır. Çalışmada, GRI 2000 ve ISO 14031 standartlarına dayalı Morhardt ve diğerleri(2002) tarafından oluşturulan, sürdürülebilirlik raporlama puanlama modeli kullanılmıştır. Söz konusu model GRI-G4 raporlama kılavuzuna göre genişletilmiştir. 0 ile 3 arasında toplam 91 gösterge (9 ekonomik, 34 çevresel ve 48 sosyal performans) puanlanmış ve şirketlerin sürdürülebilirlik raporlama puanları hesaplanmıştır. Sürdürülebilirlik raporlamasının belirleyicilerini güvence denetimi bağlamında anlamak araştırmanın temellerinden biridir. Yayınlanan sürdürülebilirlik raporlarının içeriklerinin, sürdürülebilirlik teorileri, standartları, riskleri ve performansları boyutları bağlamında incelenerek, kategorileştirilmiş temalar ile bir içerik analizi yapılması amaçlanmıştır. AA1000, ISAE3000, GRI Standartları ve bazı yerel standartların sürdürülebilirlik raporları ve entegre raporlar için güvence sağlamak amacıyla kullanıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, çalışmada 2007 ve 2020 yılları arasında yayımlanmış 54 işletmeye ait toplam 341 adet sürdürülebilirlik ve entegre faaliyet raporları gözden geçirilmiş ve 89'unun güvence denetiminden geçtiği belirlenmiştir. Nitel olarak gerçekleştirilen çalışma sonucunda, toplamda 20 işletmeye ait söz konusu 89 adet sürdürülebilirlik ve entegre faaliyet raporu incelenmiştir. Elde edilen veriler; MAXQDA 2020 nitel veri analiz programı ile içerik analizi gerçekleştirilerek; frekans tabloları, kod haritaları ve yüzdelik dilim grafikleri hazırlanmıştır.
Kurumsal sürdürülebilirlik anlayışı ve uygulamaları: Türkiye'nin en değerli markalarının sürdürülebilirlik raporlarının incelenmesi
Son yıllarda dünyada yaşanan iklimsel ve çevreyle ilgili değişimlerin etkileri ve nedenleri birçok kavramla birlikte sürdürülebilirlik kavramının da görünürlüğünü arttırmıştır. Bu durum, toplumların, devletlerin ve işletmelerin her anlamıyla sürdürülebilirlik kavramına olan ilgisini arttırmış ve bu konu ile ilgili politika ve stratejiler tartışılmaya başlanmıştır. İşletmelerin sürdürülebilirlik uygulamalarının çevre, toplum ve ekonomi üzerindeki etkisinin yanı sıra işletmelerin itibar ve imajlarına da katkısı vardır. Bu nedenle işletmeler yaptıkları katkıları duyurmak amacı ile sürdürülebilirlik raporları hazırlamaktadır. Sürdürülebilirlik raporları başlangıçta gönüllü bir hareket olarak başlayıp giderek artan önemi sebebiyle işletmeler ve kamuoyu tarafından hızla kabul görmüştür. İşletmeler sürdürülebilirlik raporu düzenleyerek ekonomik, çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim başarısını kamuoyu ile paylaşmakta; bunun sonucunda ise kurumsal itibarında ve işletmeye duyulan güvende artışla birlikte marka imajını güçlendirmeye çalışmaktadır. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden olan içerik analizi kullanılacaktır. Bu kapsamda, ilk olarak Brand Finance raporuna göre Türkiye'nin en değerli ilk otuz markasının web sitesi sürdürülebilirlik ve kurumsal sosyal sorumluluk konuları etrafında incelenecektir. Daha sonra bu otuz işletme arasından sürdürülebilirlik raporu yayınlayan işletmeler belirlenerek sürdürülebilirlik raporları içerik analizi ve betimsel analiz yöntemleri ile incelenecektir.
Cumhuriyet Halk Partisi parti müfettişlik raporlarına göre Batı Anadolu Halkevleri
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk partisi ve devrimci bir partidir. Kurulduğu günden itibaren ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel anlamda birçok adım attı. Yeni kurulan devletin toplumsal yapısı bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi ile tam bir bağ kuramadı. Çok partili hayata geçiş denemelerinin başarısız olması, 1929 ekonomik buhranı, dünyadaki siyasi gelişmeler, köy ile kent arasındaki farkın kapanmaması, devrimlerin hala daha toplum tarafından tam olarak benimsenmemesi Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni adımlar atmasına neden oldu. Bu adımlardan biri de Halkevlerinin açılmasıdır. Cumhuriyet Halk Partisi 19 Şubat 1932 tarihinde 9 şubeden oluşan Halkevleri açarak halk ile olan bağını tekrar güçlendirmeyi ve halkın sosyal ve kültürel gelişimini sağlamayı amaçlıyordu. Dil-Edebiyat ve Tarih Şubesi, Güzel Sanatlar Şubesi, Temsil Şubesi, Spor Şubesi, Sosyal Yardım Şubesi, Halk Dershaneleri ve Kurslar Şubesi, Kütüphane ve Neşriyat Şubesi, Köycülük Şubesi, Müze ve Sergi Şubesi olmak üzere 9 şubeden oluşan halkevlerine halk hangi ilgi ve yeteneği varsa katılacaktı. Her ilde, ilçede, kasabada, köyde açılacak olan bu kültür kurumunda bazı hususlar ön plana çıkıyordu. Bu hususlar bina, eleman ve para sorunuydu. Öncelikle bu kültür kurumunun açılması için en önemli nokta faaliyetlerin gerçekleşeceği bina durumudur. Bu eksiği gidermek için Türk Ocaklarından kalma binalar kullanılmıştır. Halkevleri bazı bölgelerde parti ile aynı binayı kullanmış ya da belediyenin tahsis ettiği yerlerde faaliyetlerini sürdürme olanağı bulmuştur. Bu kültür kurumu en ücra yerlere kadar ulaştırılmak isteniyordu. Fakat özellikle köylerde, kasabalarda ve hatta bazı il ve ilçelerde dahi halkevlerinin teşkilatlanması için eğitimli, kültürlü insan sayısının varlığına ihtiyaç duyulması faaliyetleri halka öğretecek olan eleman sorununu ve bu kurumun ısınma, aydınlatma, su temel ekonomik giderleri ve şubelerin çalışabilmesi için yapılacak olan masraflar para sorununu ortaya çıkarıyordu. Bunların dışında bazı yerlerde halkevleri teşkilatı oluşturmanın zorlukları bulunuyordu. Bu yüzden bu yerlerde de halkodası kurulma düşüncesi ortaya çıkıyordu. Cumhuriyet Halk Partisi, bu kültür kurumunun çalışmalarını daha yakından takip etmek, halkevinin amaçlarını gerçekleştirme yolunda kat ettiği mesafeleri görmek için teftiş etme gereğine ihtiyaç duymuş ve tüm illeri teftiş bölgelerine ayırarak milletvekillerini kendi seçim bölgeleri dışına göndererek ve il yönetim kurulları aracılığıyla Halkevlerini denetlemiş ve çalışmaları hakkında bilgiler almıştır. Aydın, İzmir ve Denizli illerinde Halkevleri faaliyetleri, Aydın, İzmir ve Denizli Halkevinin kurulmasıyla 19 Şubat 1932'de, Balıkesir, Muğla ve Manisa illerinde ise 24 Şubat 1933'te Balıkesir, Muğla ve Manisa Halkevlerinin kurulmasıyla başlamıştır. Bu Halkevleri içinden Balıkesir Halkevi 7, Muğla Halkevi 8 ve diğer halkevleri 9 şubesinin tamamını açmış, her alanda yıllar boyunca istikrarlı bir şekilde faaliyetlerini yürütmüş ve kendi Halkevi neşriyatlarını ve dergilerini çıkarmış tam teşekküllü Halkevleridir. Batı Anadolu Bölgesinde kültürel kalkınma atılımları Halkevlerinin ilk yıllarında bu illerde başlamıştır. Aynı zamanda bu illerin kazalarında, nahiyelerinde ve köylerinde kısa sürede Halkevi ve Halkodası örgütlenmesi gerçekleştirilmiş, illerin tüm idari bölgelerine bu faaliyetler yayılmıştır. CHP müfettişlik raporları, söz konusu Halkevlerinin eksiklerinin ve ihtiyaçlarının neler olduğunu tespit edip bu noksanlıkları gidermekte önemli birer dokümandır. Bu dokümanlara Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, CHP Fonunda ulaşılmıştır. Teftiş raporlarında Halkevlerinin faaliyetlerinin neler olduğunu, hangi şubelerinin teşkil edildiği, Halkevi binasının faaliyetleri yürütebilmek açısından elverişli olup olmadığı, mali durumunun faaliyetler açısından yeterli olup olmadığı bütüncül bir anlayışla ortaya konmuştur. Esasında bu Halkevleriyle ilgili CHP'nin her sene çıkardığı Halkevi faaliyet raporlarından bilgi sahibi olabiliriz. Ancak bu raporları incelediğimizde genel olarak Halkevlerinin faaliyetlerindeki başarılarından ve istatistiki verilerden bahsedilmiştir. Halkevlerinin eksiklikleri ve gereklilikleri hususunda herhangi bir bilgi verilmemiştir. Bu yönüyle teftiş raporları, Batı Anadolu'da faaliyetlerini yoğun olarak yürüten bu illerdeki Halkevi faaliyetlerinin neler olduğunu, eksikliklerinin ne olduğunu, nasıl bir maddi imkana sahip olduğunu ve binalarının yeterli olup olmadığını, şubelerinin teşkil edilip edilmediğini, faaliyetlerinde ne tür zorluklar yaşadığını ortaya koymak açısından bizlere farklı bir bakış açısı sunmaktadır.
Bağımsız denetim firması özelliklerinin finansal raporlama kalitesine etkisi: Borsa İstanbul'da bir araştırma
Alınan kararların amacına uygun ve tutarlı olabilmesi, kuşkusuz karar aşamasında kullanılan güvenilir bilgiler ile mümkün olabilmektedir. Sermaye piyasalarının etkin işleyişi için önemli bir unsur olan finansal raporların doğruluğunun ve güvenilirliğinin artırılmasında ise bağımsız denetim hizmetine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çerçevede çalışma, bağımsız denetim firması özelliklerinin şirket tarafından sunulan finansal raporların kalitesine etki edip etmediğinin analiz edilmesini amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, 2017-2020 yılları arasında Borsa İstanbul'da yer alan ve imalat sektöründe işlem gören şirketlere ait 608 firma/yıl verisi regresyon analizi ile test edilmiştir. Finansal raporlama kalitesi üzerine Türkiye örnekleminde yapılan sınırlı sayıdaki çalışmayı farklı bir bakış açısıyla destekleyen bu çalışmada, finansal raporlama kalitesini temsilen DeFond ve Park (2001) tarafından geliştirilen AWCA (Abnormal Working Capital Accruals) Modeli tercih edilmiştir. Çalışmada bağımsız denetim firmasının 4 Büyük üyesi olma durumu, yıllık denetim geliri ve denetlediği kamu yararını ilgilendiren kuruluş sayısı ve sunulan finansal raporların kalitesi arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmanın bulguları, bağımsız denetim firmasının 4 Büyük olma durumu ile finansal raporların kalitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğuna işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Finansal raporlama kalitesi, bağımsız denetim, anormal sermaye işletmesi tahakkukları.
Entegre raporlama: Bir sürdürülebilirlik raporunun uluslararası entegre raporlama çerçevesi içerik ögeleri açısından incelenmesi
Son yirmi yıldaki gelişmeler kuruluşların faaliyet gösterirken ortaya koydukları performanslarını ve değer yaratma hikayelerini kuruluşun finansal performansının ötesine de gidecek şekilde bir raporlama ile açıklamaları gerekliliğini doğurmuştur. Uluslararası Entegre Raporlama Konseyi (IIRC) kuruluşların bu gerekliliği yerine getirebilmelerine yardımcı olmak için bir Entegre Raporlama Çerçevesi (Çerçeve) geliştirmiştir. Çerçeve'nin 'İçerik Ögeleri' bölümünde 'Kurumsal genel görünüm ve dış çevre, Kurumsal yönetim, İş modeli, Riskler ve fırsatlar, Strateji ve kaynak aktarımı, Performans, Genel görünüş, Hazırlık ve sunum temeli' başlıkları altında bir entegre rapora dahil edilmesi gereken bilgilere ilişkin açıklamalar bulunmaktadır. Bir sürdürülebilirlik raporunun Çerçeve İçerik Ögeleri gerekliliklerini ne derecede karşıladığının belirlenmesinin Türkiye'de yapılacak entegre raporlama çalışmaları için yararlı bilgiler sağlayacağı düşünülmüştür. Bu nedenle sunulan çalışmanın amacı Arçelik A.Ş. 2013 (Kuruluş) Sürdürülebilirlik Raporu'nun (Rapor) Çerçeve gerekliliklerini 'İçerik Ögeleri' açısından ne derecede karşıladığının incelenmesidir. İncelenen Rapor'da Kuruluş'un performansı ortaya koyulurken finansal olmayan bilgilerin açıklanması üzerine daha fazla yoğunlaşıldığı ve bunların çoğunun da nitel özellikte olduğu görülmektedir. Nicel temel performans belirteçleri sonuçlarına daha az yer verilmesi Rapor'un bir sürdürülebilirlik raporlaması konseptinde hazırlanması ile ilintilendirilmiştir. Bununla beraber Arçelik A.Ş. 2013 Sürdürülebilirlik Raporu'nun Kuruluş'un ne iş yaptığı ve hangi koşullarda faaliyet gösterdiği, kurumsal yönetim yapısı, iş modeli, riskler ve fırsatları nasıl değerlendirdiği, stratejileri ve kaynakları nasıl yönlendirdiği, faaliyetleri sırasında nasıl bir performans gösterdiği gibi konularda Çerçeve İçerik Ögeleri gerekliliklerini önemli ölçüde karşıladığı, bu içerik ögeleri kapsamında, bir entegre rapor kadar olmasa da, kuruluşun entegre düşüncesini ve değer yaratma sürecini büyük ölçüde yansıttığı söylenebilir.
2017-2021 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi adli Tıp Anabilim dalı'nda kasten yaralanma sonrası düzenlenen adli raporların değerlendirilmesi
Bir suç şüphesi sonucunda hastaneye başvuran veya tıbbi değerlendirme sırasında kanunlar tarafından suç olarak kabul edilen bir eylemin bulgularının bulunduğu şüpheli olgular adli olgu olarak kabul edilmektedir Çalışmamızda; kasten yaralanma sebebiyle adli rapor düzenlenen olguların yaş, cinsiyet gibi demografik özellikleri ile olay türü, dağılımı ve oranının belirlenmesi, adli olgu profilinin ortaya çıkarılması yanı sıra; şiddet olaylarına dikkat çekmek ve kasten yaralanmalara bağlı ölümlerin ve yaralanmaların azaltılması için ileriye yönelik alınabilecek önlemlere değinmek amaçlanmıştır. Bu çalışmada 2017 Ocak – 2021 Aralık tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından kasten yaralanma sonrası adli raporu düzenlenmiş olgular retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmamızda toplam 6313 olgu değerlendirilmiştir. Olguların 6002'sinin (%95,1) T.C. vatandaşı, 311'inin (%4,9) yabancı uyruklu olduğu, 4187'sinin (%66,3) erkek, 2126'sının (%33,7) kadın olduğu, en sık 21-30 yaş grubunda olduğu belirlenmiştir. Olguların 5020'sinin (%79,6) künt travmatik yaralanma sonrası geldiği, bu olguların 35'inde (%0,7) öykülerinde herhangi bir cisimle (taş, sopa v.b.) künt travmadan bahsedildiği, 781'inin (%12,4) kesici delici aletle yaralanma, 510'unun (%8,1) ateşli silahla yaralanma ve 2 (%003) olgunun ise yanık sonrası başvurduğu görülmüştür. Olguların 5721'ine (%90,6) kesin rapor düzenlendiği, kesin rapor düzenlenen olguların 174'ünde (%3) geçici raporlarında travmatik lezyon olmadığı belirtildiği için lezyon bulunmadığı şeklinde rapor düzenlendiği, 592 (%9,4) olguya ise ön rapor düzenlendiği görülmüştür. Meydana gelen yaralanmaların olguların 323'ünde (%5,1) yaşamsal tehlikeye neden olduğu, 1338'inde (%21,2) basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı, 576'sında (%9,1) kemik kırığına neden olduğu, 27'sinde (%0,4) yüzde sabit ize neden olduğu, 40'ında (%0,7) ise duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya yitirilmesine neden olduğu belirlenmiştir. Kişilerin en aktif oldukları zaman diliminde şiddete ve yaralanmalara maruz kalması ve bunun iş gücü ve zaman kaybı oluşturması, hatta ilerleyen dönemlerde işlev bozukluğu, sakatlık gibi kalıcı hastalıklara neden olması endişe vericidir. Şiddet "toplumsal bir sorun" olarak algılanmalı, konunun uzmanları öncülüğünde öncelikle riskli gruplara yönelik şiddeti önleyici programlar yapılmalıdır. Kasten yaralama faillerinin yargılanması ve alacağı cezanın belirlenmesinde önemli rol oynayan adli raporların düzenlenmesinde yapılan hataların, bu süreci olumsuz etkilediği ve sürecin uzamasına neden olduğu görülmektedir. Bu yüzden adli olgularla sık karşılaşan hekimlere adli rapor eğitimleri verilmesinin ve anabilim dalları ile ortak yapılacak olan adli tıp eğitimlerinin olumlu etkisi olacağı düşünülmektedir.
Türkiye'nin ilk 200 imalat firmasının periyodik olarak yayınlanan kurumsal sosyal sorumluluk raporlarının içerik analizi
Globalleşen dünyada işletmelerin başarısı, sadece ekonomik kıstaslarla değil, sosyal sorumluluklarını ne derece gerçekleştirdikleriyle yani topluma ne kadar katkı sağladıklarıyla değerlendirilmektedir. İşletmeler için artık sadece kaliteli ve iyi üretim yapmak yeterli olmamakta; üretim yaparken kaynakları korumaları ve sürdürülebilirliğini sağlamaları gerekliliği de doğmuştur. Günümüz toplumları, sosyal sorumluluğu yalnızca bireylerden değil, işletmelerden de beklemektedir. İşletmelerin iç ve dış çevreleriyle olan ilişkilerini etkileyen bu gelişmeler, son yıllarda oldukça yaygınlaşan kurumsal sosyal sorumluluk olgusunun gelişmesinde rol oynamıştır. Kurumsal sosyal sorumluluk kavramı hem işletmeler hem de toplum açısından gitgide daha önemli hale gelmektedir. İşletmelerin kurumsal sosyal sorumluluklarını hangi ölçüde gerçekleştirdiklerini belirlemek ve bu sonuca istinaden kurumsal sosyal sorumluluk kavramının ehemmiyetini vurgulamak adına çalışmanın konusu KSS (kurumsal sosyal sorumluluk) olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada, İstanbul Sanayi Odası'nın 2016 yılı toplam net satışları üzerinden belirlediği, Türkiye'nin en büyük 500 sanayi kuruluşu arasından büyüklük sırasına göre seçilen 200 şirketin KSS raporları (Kurumsal Sosyal Sorumluluk Raporu, Sürdürülebilirlik Raporu, Üçlü Sorumluluk Raporlaması) incelenerek, Türkiye sınırları içerisinde etkin olan önemli şirketlerin KSS faaliyetlerini hangi konularda gerçekleştirdiklerini ve kurumsal sosyal sorumluluk raporlarında bu faaliyetlere ne derece değindiklerini değerlendirmek amaçlanmıştır. İSO 500'e göre 2016 yılının en büyük 200 şirketinin kurumsal web sitelerinin internet ortamında taranması ile elde edilen 29 adet sosyal sorumluluk raporu içerik analizi yöntemi ile incelenmiştir. Çalışma sonucunda Türkiye'de az sayıda işletmenin kurumsal sosyal sorumluluk raporu yayınladığı tespit edilmiş olup işletmelerin KSS raporlarında kültür-sanat-spor konusundaki uygulamaları hakkında daha az bilgi varken çevre ile ilgili konulara daha çok eğildikleri gözlemlenmiştir.
Türk Ceza Kanunu'nda tanımlanan yaralanma suçlarına istinaden çıkarılan kılavuza göre başvurduğu sağlık kuruluşunda kati rapor verilebilecekken geçici rapor verilip, kati rapor verilmesi için adli tıp polikliniği'ne gönderilen olguların 1 yıllık maliyet analizi
Türk Ceza Kanunu'nda Tanımlanan Yaralanma Suçlarına İstinaden Çıkarılan Kılavuza Göre Başvurduğu Sağlık Kuruluşunda Kati Rapor Verilebilecekken Geçici Rapor Verilip, Kati Rapor Verilmesi İçin Adli Tıp Polikliniği'ne Gönderilen Olguların 1 Yıllık Maliyet Analizi, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Adli Tıp Uzmanlık Tezi, Zonguldak, 2019 Amaç: Çalışmamızda adli olgularla sıklıkla karşılaşan pratisyen/uzman acil hekimleri veya yatırıldığı servisteki uzman hekimler tarafından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Çerçevesinde Düzenlenecek Adli Raporlar İçin Kılavuz'a göre kati rapor verilebilecekken geçici rapor verilip, sadece kati rapor almak için Adli Tıp polikliniğine başvuran olguları geriye dönük olarak tarayarak, olguların sosyodemografik özelliklerinin saptaması, hekimlerin geçici rapor kararı almasındaki etmenlerin tespit edilmesi, verilen geçici raporlardaki eksiklik ve yanlışlıkların sebeplerinin ortaya konması ve en önemlisi bu eksiklik ve yanlışlıkların devlete ve kişilere olan maliyetinin hesaplanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Adli Tıp A.D.'na 1 Ocak 2018-31 Aralık 2018 tarihleri arasında kati rapor verilmesi için gönderilen 395 olgunun Acil servislerde doldurulan genel adli muayene raporları, muayene ve tetkik sonuçları ile eğer yatırıldıysa yatırıldığı servisteki tüm muayene ve tetkik sonuçları göz önüne alınarak Türk Ceza Kanunu'nda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adli Tıp Açısından Değerlendirilmesi Kılavuzu rehberliğinde değerlendirildi. Adli olgular, ilk başvurduğu hekim tarafından kati rapor verilebilecekken geçici rapor verilenler, yatırıldığı serviste veya sevk edildiği bölümdeki hekim tarafından kati rapor verilebilecekken geçici rapor verilenler ve Adli Tıp polikliniğine gelmeden önce kati rapor verilmesi mümkün olmayan olgular olarak 3 gruba ayrıldılar. 1. ve 2. Gruptaki olguların adli rapor için hastaneye geldiği tarihte yalnızca kati rapor için mi geldiği yoksa aynı zamanda tedavi amacıyla mı geldiği, çalışabilecek durumda olup olmadığı, çalışabilecek durumda olanların meslekleri, tüm olguların ikamet yerleri, yakınlarının refakat edip etmediği gibi sorular cevaplanarak her olgu için ortalama maliyet hesaplandı ve 1 olgunun ortalama maliyeti üzerinden Türkiye genelindeki ve Zonguldak ili ve ilçelerindeki toplam maliyet hesaplanmaya çalışıldı. Ayrıca Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yetişkin acil ve çocuk acil servislerine başvuran tüm hastalar içerisindeki adli olgu oranı hastanemizin kullandığı bilgi sistemi üzerinden tespit edildi. 2204 adli olgudan rastgele örneklem metoduyla 200 olgu(150 olgu yetişkin acil, 50 olgu çocuk acil) seçildi. Bu 200 olgunun ne kadarına geçici ne kadarına kati rapor verildiği araştırıldı ve tespit edilen veriler literatür eşliğinde değerlendirildi. Hesaplama yapılırken, acil servislere başvuran her 100 vakanın 4'ünün adli olgu olduğu ve her 100 adli olgunun da 90'ına geçici rapor verildiği kabul edildi. İstatistiksel analiz SPSS 19.0 programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Adli Tıp Polikliniği'nde kati rapor verilen 395 olgunun 365'ine Adli Tıp Polikliniği'ne başvurmadan önce kati rapor verilebileceği görüldü. 2018 yılında ZBEÜ yetişkin ve çocuk acil servislerine 2204 adli olgu(%3,84) başvurduğu tespit edildi. Acil servislerde 0-18 yaş grubundaki olgulara, hangi yaş grubunda olursa olsun zehirlenme olgularına, taburcu edilme dışında diğer şekillerde(sevk, yatış veya kendi isteği ile) acil servisten ayrılanlara ve basit yumuşak doku yaralanması (ekimoz, abrazyon, ödem gibi) dışındaki tüm yaralanmalarda diğer olgulara göre anlamlı derecede fazla geçici rapor verildiği anlaşıldı. Türkiye'de yılda ortalama 100 milyon kişinin acil servislere başvurduğu, acil servislere başvuran her 100 olgunun 4'ünün adli olgu olduğu, adli olguların da ortalama %90'ına geçici rapor verildiği düşünülmektedir. Sonuç; Yapılan hesaplamalarda olguların her birinin kendisine ve devlete maliyetinin ortalama 155,6 TL olduğu, 2018 yılında acil servislerde veya yatırıldığı serviste kati rapor verilebilecekken geçici rapor verilen olguların Türkiye çapındaki toplam maliyetinin ortalama 520 milyon TL(3,337 milyon kişi x 155,6 TL), Zonguldak ili ve ilçelerinde ise ortalama 3.8 milyon TL olduğu anlaşılmıştır. Bu yüksek maliyetlerin düşürülmesi için acil servisteki tedavisi sonrası taburcu edilen adli olgulara acil servisteki hekim tarafından, herhangi bir servise yatırılan veya sevk edilen adli olgulara eğer ilk olarak başvurduğu acil serviste geçici rapor verildiyse, sevk edildiği yerdeki veya yatırılan servisteki hekim tarafından, olgu taburcu edilirken kati raporları verilmelidir. Ayrıca Tıp Fakültelerinde adli tıp eğitimine verilen önem artırılmalı, özellikle mezuniyet öncesi intörnlük döneminde uygulamalı adli rapor yazımı eğitimleri yapılmalıdır. Ayrıca sahada çalışan acil hekimlerine ve diğer uzman hekimlere de çalıştıkları kurumlarda belirli aralıklarla uygulamalı adli rapor eğitimi verilmesinin adli rapor yazımında yapılan hataları azaltacağını düşünüyoruz.
İlişkili taraf açıklamaları ve Türkiye'deki şirketler üzerinde ampirik bir çalışma
Finansal tablo kullanıcıları için finansal raporların şeffaf ve güvenilir olması önemlidir. Şeffaflığı arttırmak için açıklanması gereken bilgiler arasında ilişkili taraf işlemleri de bulunmaktadır. İlişkili taraf işlemleri ile ilgili ülkemizde çeşitli kanunlar ve düzenlemeler bulunmaktadır. Bu kanunlar ve düzenlemeler çerçevesinde ilişkili taraf işlemlerinin en doğru şekilde açıklanması beklenmektedir. Fakat bazı durumlarda şirketler kendi çıkarları doğrultusunda ilişkili taraf işlemlerini kötüye kullanabiliyorlar. Yapılan çalışmalar incelendiğinde, yabancı literatürde yapılmış ilişkili taraf işlemlerine ilişkin bazı ampirik çalışmaların sonuçlarına göre şirketlerin ilişkili taraflarla yaptıkları işlemler sonucunda kazançlarının farklı yönlerden etkilendiği ve şirketlerin bu yolla kazançlarını arttırıp azalttıkları görülmüştür. Türkiye'deki literatür incelendiğinde ilişkili taraf işlemlerine ilişkin yeterince ampirik çalışmalar bulunamamıştır ve Türkiye'deki şirketler üzerinde yapılacak çalışmanın diğer ülkelerdeki ile benzer olup olmadığı merak konusu olmuştur. Bu çalışmanın amacı Türkiye'deki işletmelerin ilişkili taraf işlemlerinin artışındaki ya da azalışındaki kriterleri ve işletmenin raporladığı ilişkili taraf işlemlerinin işletmenin kârlılığı ile ilişkili olup olmadığını açıklamaktır. Bu kapsamda BİST'te işlem gören 285 şirketin 2015-2018 yılları arasındaki verileri alınarak t testi, anova testi ve regresyon analizi ile analizler yapılmıştır. Analizler sonucunda ilişkili taraf işlemlerinin artış ve azalışında etkili olan bazı kriterler ortaya konulmuş ve ilişkili taraf işlemlerinin kârlılık üzerindeki etkisi ölçülmüştür.
Türkiye'de GRI kapsamında sürdürülebilirlik raporları ve KOBİ'lere yönelik raporlama önerisi
Gelecek nesillerin ihtiyaçlarının karşılanmasını riske atmadan bugünkü ihtiyaçların karşılanması olarak tanımlanan sürdürülebilir kalkınma ile birlikte, sürdürülebilirlik kavramı son yıllarda oldukça önem kazanmıştır. Ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri olan işletmelerin, sürdürülebilirliğin sağlanmasındaki rolü büyüktür. İşletmelerin sürdürülebilirliği sürdürülebilirlik raporlarıyla izlenir. Çalışmanın amaçları, Türkiye'deki işletmelerin sürdürülebilirlik raporları açısından durumunu ortaya koymak, KOBİ'lere uygun sürdürülebilirlik performans göstergelerine yönelik ölçek geliştirmek, KOBİ'lerin sürdürülebilirlik raporu hazırlamasında kılavuz niteliğinde bir uygulama yapmaktır. Çalışmada sürdürülebilirlik raporlarının analizinde Kruskal Wallis-H ve Mann-Whitney U Testi yapılmış, KOBİ'lere uygun sürdürülebilirlik performans göstergelerine yönelik ölçek geliştirmek için Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizi uygulanmıştır. Raporlarda, strateji ve profil açıklamalarına yönetim yaklaşımı ve performans gösterge açıklamalarından daha fazla yer verildiği görülmüştür. Büyük ölçekli işletmelerin raporlarında KOBİ raporlarından daha fazla açıklamanın yer aldığı tespit edilmiştir. Bu çalışmayla, Türkiye'deki işletmelerin sürdürülebilirlik raporlarına gereken önemi vermediği görülmüştür. Bu durumun konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve yaptırımların eksikliği, raporların öneminin farkındalık eksikliği, raporlama yapmanın getirdiği ek maliyetler ve nitelikli muhasebecilerin yetersizliği gibi nedenlerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilirlik Raporu, KOBİ'lerde Sürdürülebilirlik
Bağımsız denetimde kilit denetim konuları: BİST'te yer alan işletmelerin bağımsız denetçi raporları üzerine bir araştırma
2000'li yılların başlarında yaşanan muhasebe ve denetim skandalları bağımsız denetimin güvenilirliği sorgulanır duruma gelmiştir. Küresel çaptaki ekonomik krizlerle birlikte denetim sürecine olan güvenin azalması finansal tablo kullanıcılarının bağımsız denetimden beklentilerini de değiştirmiştir. Bilgi kullanıcıları gerçekleştirilen bağımsız denetim faaliyetine ilişkin daha kapsamlı bilgi talep etmeye başlamıştır. Yaşanan değişimler bağımsız denetim raporlarını da etkilemiş finansal bağlamda yaşanan sorunların önüne geçebilmek için denetimin kalitesinin ve güveninin artırılması amacıyla uluslararası denetim standartları oluşturularak, bağımsız denetim raporlarının standart hale gelmesi hedeflenmiştir. Uluslararası Bağımsız Denetim ve Güvence Standartları Kurulu (IAASB) tarafından 701 no 'lu "Kilit Denetim Konularının Bağımsız Denetim Raporunda Bildirilmesi" başlıklı standart yayımlanmıştır. Bu gelişmelere paralel olarak Türkiye'de Kamu Gözetim Kurumu, BDS 701 Kilit Denetim Konularının Denetim Raporunda Bildirilmesi Standardını hazırlanmış ve söz konusu standart 01.01.2017 tarihinden itibaren uygulanmak üzere 2017 yılında Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Çalışmada, Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerin 2017-2020 yıllarına ait bağımsız denetim raporları incelenerek, söz konusu şirketlerin bağımsız denetim raporlarında yer alan kilit denetim konularının değerlendirilmesine yer verilmiştir.
Entegre raporlarda içerik analizi; Bankacılık sektöründe bir uygulama
Küreselleşmeyle birlikte kuruluşların artan gücüyle orantılı olarak toplumun beklentileri de değişmektedir. Yaşanan iklim değişiklikleri, azalan doğal kaynaklar, ekonomik krizler, toplumsal sorunlar, kuruluşların geleceği konusunda önemli riskler oluşturmaktadır. Karşılaşılan riskler kuruluşların sürdürülebilirliği üzerinde tehdit oluşturmaktadır. Yatırımcılar bu durum karşısında finansal tabloların yanında topluma, doğaya, paydaşlarına karşı sorumlu ve şeffaf olmalarını beklemektedir. Süreç içerisinde birbirinden ayrı yayımlanan finansal rapor, kurumsal sosyal sorumluluk raporu ve sürdürülebilirlik raporu gibi raporlar kuruluşların değer yaratma süreçlerini yansıtmamaktadır. Temel anlamda finansal ve sosyal raporlamanın birlikte raporlanması düşüncesi, entegre raporun temelini oluşturmaktadır. Kuruluşların tüm bilgi kullanıcılarına yarattıkları değeri daha iyi anlatmasını ve anlam bütünlüğünü korumasını sağlamaktadır. Entegre rapor yatırımcılarına kısa ve öz şekilde finansal olan ve olmayan tüm bilgilerini sunduğu bir rapor olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı doğrultusunda bankacılık sektöründe faaliyette bulunan 4 bankanın yayınlamış olduğu entegre raporların incelenmesi ele alınmaktadır. Bankaların 2019 ve 2020 yıllarında yayınladıkları entegre rapor verileri kavramsal açıdan içerik analizine tabi tutularak incelenmiştir. Bankacılık sektöründe faaliyette bulunan Garanti bankası, İş bankası, Yapı Kredi ve Türkiye Sınai ve Kalkınma bankalarının verileri kullanılmaktadır.
Ar-ge faaliyetlerine sağlanan teşvikler ve raporlanması
Ülkelere ekonomik anlamda karşılaştırmalı üstünlük ve rekabet gücü sağlayan unsurlardan biri olan teknolojik gelişmelerin temel hareket noktası Ar-Ge faaliyetleridir. Bunun bilincinde olan ülkeler Ar-Ge faaliyetlerine yapılan harcamaların bazı teşvik unsurları vasıtasıyla yıldan yıla artırılmasına özen göstermektedirler.Vergi teşvikleri, Ar-Ge projesinin seçiminde daha serbest olunması, bürokratik işlemlerin az olması, erişim kolaylığı ve getirisinin kolayca öngörülebilir olması nedeniyle doğrudan desteklere tercih edilmektedir.Çeşitli ülkelerde uygulanan Ar-Ge vergi teşviklerinin değerlendirilmesi sonucunda da, bu teşviklerin Ar-Ge faaliyetlerini artırıcı bir etkiye sahip olduğu görülmüştür.Türkiye'de AR-Ge faaliyetlerinin desteklenmesine yönelik en kapsamlı düzenleme 5746 Sayılı Kanunla yapılmıştır. Bu kanun kapsamında yararlanılabilecek destekler Ar-Ge indirimi, gelir vergisi stopajı teşviki, sigorta primi desteği, damga vergisi istisnası, teknogirişim sermayesi desteği ile rekabet öncesi işbirliği projelerinde işbirliğini oluşturan kuruluşların bu işbirliğine yaptıkları katkıların özel bir hesapta izlenmesi ve Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinde bulunanların; kamu kurum ve kuruluşları, kanunla kurulan vakıflar ile uluslararası fonlardan aldıkları desteklerin özel bir fon hesabında tutulması olarak sayılabilir.Yararlanılan teşviklerin muhasebesinde ise tekdüzen hesap planı ve TMS esas alınmaktadır.TÜBİTAK tarafından destekleneceği belirtilen projelerden yararlanmak için başvuru ve destek sürecinde Yeminli Mali Müşavir raporu zorunlu kılınmıştır.Ar-Ge teşviklerinin uygulama ve denetim süreçlerinin basit ve kolay anlaşılır hale getirilmesi teşviklerden yararlanmayı düşünenler açısından olumlu bir rol oynayacaktır. Bunun yanında gerek yasal düzenlemelerden kaynaklanan bir kısım belirsizliklerin, gerekse uygulamadan kaynaklanan sorunların giderilmesinin Ar-Ge teşviklerine dönük düzenlemelerin amacına ulaşmasına hizmet edeceği kuşkusuzdur.
Yönetimde haberleşme aracı olarak form ve rapor
Üniversitelerde hazırlanan faaliyet raporlarının karşılaştırılabilirliğinin incelenmesi
Bilgi kullanıcıları için temel bilgi kaynağı finansal tablolardır. Ancak değişen koşullarla birlikte, bilgi kullanıcıları doğru karar alabilmek için finansal bilgiler dışında da birtakım açıklayıcı bilgilere ihtiyaç duyar hale gelmiştir. Bilgi ihtiyacındaki bu değişiklik ise başta kanun yapıcıları olmak üzere, konu ile ilgili birçok tarafı harekete geçirmiştir. Bu çerçevede Türkiye'deki kamu kurumlarının, şeffaf ve doğru bilgi sunma ihtiyacı, toplumun değişen istek ve ihtiyaçlarını karşılamak ve uluslararası düzenlemelere de uyum sağlamak amacıyla 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu çıkarılmıştır, Bu kanun, 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu yerine getirilen bir kanundur. Bu kanunla kamu kurumları Performans Esaslı Bütçeleme sistemine geçmişlerdir. Performans Esaslı Bütçeleme sisteminin önemli aşamalarından biri olan faaliyet raporları; kurumların geçmiş performansları ile geleceğe yönelik plan ve projelerini ortaya koydukları, kurumsal iletişimin en etkili araçlarından birisidir. Bilgi kullanıcılarına işletmenin tüm finansal ve finansal olmayan, geçmiş ve geleceğe dair her türlü bilgiyi sağlayabilecek çok geniş kapsamlı bir rapordur. Finansal tablolarda yer alan finansal bilgiler faaliyet raporları sayesinde daha anlamlı hale gelmektedir. Bu sebeple faaliyet raporları günümüzde en etkili iletişim kaynaklarından biri olarak nitelendirilmektedir. Bu özelliği ile önemli hale gelen faaliyet raporlarının istenilen niteliklerde hazırlanıp hazırlanmadığını incelemek amacıyla, faaliyet raporu hazırlama zorunluluğu olan kurumlardan biri olan devlet üniversiteleri çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Çalışmada belirlenen üniversitelerin faaliyet raporları ile ilgili içerik analizi yapılmıştır. Kanun öncesi ve sonrası kurulan üniversitelerin faaliyet raporları karşılaştırılmasında genel itibariyle kanun öncesi kurulan üniversitelerin hazırlamış olduğu faaliyet raporlarının içerik ve nitelik olarak yeni kurulan üniversitelere göre istenilen niteliklerde hazırlandığı tespit edilmiştir.
Meclis araştırması ve görüşülen meclis araştırma komisyonu raporlarının hukuk devleti ilkesi bakımından değerlendirilmesi
Meclisin denetim yollarından biri olan meclis araştırması, literatürde ele alınmışsa da Meclis Araştırma Komisyonu Raporları hakkında değerlendirme yapılmamıştır. Bu çalışmanın esas gayesi Meclis Araştırma Komisyonu Raporlarını hukuk devleti ilkesi bakımından incelemek olacaktır. Araştırma sonrası hazırlanan raporlar, araştırmanın sonucunu, tespit edilen hususlarını ortaya koyar, bir nevi araştırmayı maddi bir varlığa büründürür. Bu doğrultuda raporlar birincil nitelikte araçlardır. Raporları anlamlı hale getiren Genel Kurulda görüşülmeleridir. Günümüze dek Türkiye'de toplam 121 adet araştırma komisyonu raporu görüşülmüştür. Bu raporların %66'sı hukuk devletinin düşünsel temellerine yöneliktir. Keyfi yönetimin önlemesine yönelik raporlar ilk sırada, insan haklarının korunmasına yönelik raporlar ikinci sırada, yönetilenlere hukuki güvenlik sağlanmasına yönelik raporlar son sıradadır. Yapılan çalışmada görüşülen meclis araştırma komisyonu raporlarının büyük oranda hukuk devletinin düşünsel temellerine yönelik olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda meclis araştırmasının da hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesinde etkili bir mekanizma olduğu söylenebilecektir. Anahtar Sözcükler Parlamento, Parlamenter Denetim, Hukuk Devleti, Meclis Araştırması, Meclis Araştırma Komisyonu Raporları
Türk bankacılık sektöründe kurumsal sosyal sorumluluk üzerine bir uygulama
Geleneksel anlamda finansal yönetimin birinci amacı kâr maksimizasyonu olarak bilinmektedir. Şirketler bunun yanında paydaşlarının ve toplumun çıkarlarından da sorumludur. Farklı disiplinlerde farklı yorumları olan bu modern yaklaşım, kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) olarak tanımlanmaktadır. Şirketler KSS faaliyetlerini yıllık raporları ya da özel raporlar aracılığıyla kamuyla paylaşmaktadır. Bu çalışmada finansal sektör için en önemli alt sektör olan bankacılığa değinilmektedir. Türk bankacılık sektörünün çevresel KSS uygulamalarına odaklanan bu araştırmada, halka açık mevduat bankalarının web sitelerinden elde edilen; 2012-2020 yılları arası faaliyet raporları, entegre raporlar ve sürdürülebilirlik raporları incelenmiş, içerik analizi yöntemiyle skorlama yapılmıştır. Bu verilerle -bankaların büyüklüğü, takipteki alacakları, kurumsal yönetim endeksleri ve özsermaye kârlılıkları vb.- bağımsız değişkenler arasındaki ilişki Panel EGLS yöntemi kullanılarak ortaya konulmuştur. Model sonuçlarına göre takipteki krediler, özsermaye kârlılığı ve büyüklük ile KSS arasında istatistiki anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Sonuç olarak araştırma, ampirik veriler içermesi açısından KSS uygulamaları ile ilgili pek çok soruya cevap niteliği taşımaktadır.