Organ nakli
64 theses under this subject heading
Ortaokul öğrencilerinin organ bağışına yönelik görüşlerinin incelenmesi
Bu çalışma ortaokul 7. ve 8. Sınıflarda öğrenim gören öğrencilerin organ bağışına yönelik görüşlerini incelemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Bingöl il Merkez ilçesine bağlı kent ve kırsal kesimlerde bulunan üç ortaokuldaki toplam 850 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri, organ bağışına ilişkin bilgilerini değerlendiren ve düşüncelerini ifade etmelerine olanak sağlamak üzere oluşturulmuş açık uçlu sorulardan oluşan anket formu ile elde edildi. Verilerin analizinde ve yorumlanmasında SPSS 16.0 paket programı ve betimsel istatistikten (yüzde ve frekans analizi) yararlanılmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin büyük çoğunluğu (%81,6) organ nakli ve bağışı konusunda bilgi almak istediğini belirtmiştir. %75,4'ü ise bu bilgiyi doktorlardan almak istediğini ifade etmiştir. Öğrenciler organ bağışı hakkında bilgi kaynaklarının daha çok internet (%52,0) ve ders kitabı (%51,2) olduğunu belirtmişlerdir. Öğrencilerin %35,07'si 'Hayat Kurtarma' % 28,36'i 'Dini Duygular' nedeni ile organ bağışında bulunmak istediklerini belirtken, %12,11'i 'Vücut Bütünlüğü Bozulacağından' %11,05'i ise 'Ailesinin Organ Bağışına Karşı Olması' sebebi ile organ bağışında bulunmak istemediklerini belirtmişlerdir.
Organ ve doku naklinde "rıza"
Yüzlerce yıl önceye dayanan organ ve doku nakli denemeleri, özellikle son yarım yüzyılda oldukça başarılı bir konuma gelmiştir. Tıp biliminin organ ve doku naklindeki bu başarısının ardından, naklin hukuki bir zemine kavuşturulması ihtiyacı doğmuştur. Bu amaçla hukuk düzenleri tarafından naklin şartları düzenleme altına alınmıştır. Bununla birlikte organ ve doku nakli konusu, uluslararası alanda da pek çok düzenlemeye konu olmuştur. Bu düzenlemelerden en önemlisi ise İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi'dir. Giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşan "Organ ve Doku Naklinde Rıza" başlıklı çalışmamızda, organ ve doku nakillerine rıza penceresinden bakılacaktır. Bu kapsamda organ ve doku nakline ilişkin temel düzenleme olan 1979 tarihli 2238 sayılı Kanun'un rıza hükümleri incelenecektir. Kanun'daki eksikliklerin daha iyi anlaşılabilmesi adına Biyotıp Sözleşmesi ve diğer ülkelerin kanuni düzenlemelerine de yeri geldikçe değinilecektir.
Canlı vericili karaciğer nakillerinde donörlerde pretransplant dönemde çok dedektörlü bilgisayarlı tomografi ile hesaplanan greft volümünün cerrahi sonrası greft ağırlığı ile karşılaştırılması ve bulguların analizi
Amaç: Canlı vericili karaciğer transplantasyonu yapılan hastalarda, vericiden çıkarılan karaciğer segmentinin BT volümetrik hesaplaması ile ameliyatta tartılan greft ağırlığının karşılaştırılması ve korelasyonunun değerlendirilmesidirMateryal ve Metod: Temmuz 2004 ile Ağustos 2012 tarihleri arasında karaciğer vericisi olarak parsiyel karaciğer rezeksiyonu yapılan yaşları 18-60 arasında degişen 370 sağlıklı donör (224 erkek, 146 kadın) çalışmaya dahil edildi. Hastaların 339'una sağ lob, 1'ine sağ lob posterior segment, 26'sına sol lob ve 4'üne sol lob lateral segment operasyonu yapıldı.Onaltı dedektörlü bilgisayarlı tomografi cihazı ile kontrastsız ve arteriyel, portal ve hepatik venöz fazlarda yapılan incelemeler, retrospektif olarak değerlendirildi. Hepatik venöz fazda yapılan incelemelerde üç boyutlu imajlarda karaciğer volümetrik ölçümleri yapıldı. Elde edilen bulgular operasyon bulguları ile karşılaştırıldı.Bulgular: Çok dedektörlü bilgisayarlı tomografide elle çizim yöntemi ile yapılan karaciğer volüm hesaplaması sonuçları operasyon sonuçları ile yüksek korelasyon gösterdi.Sonuç: Çok dedektörlü bilgisayarlı tomografi, canlı vericili karaciğer naklinde canlı donör adaylarında karaciğerin volümetrik ölçümünde detaylı ve doğrubilgiyi elde etmede kullanılabilecek yüksek doğruluk oranına sahip bir görüntüleme yöntemidir.
Transplantasyon uygulamalarında donörlerin eğitim gereksinimlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; organ bağışı amaçlı cerrahi müdahale geçiren bireylerin (donör) öz bakım ihtiyaçlarının sürdürülmesine yönelik bilgi gereksinimlerinin değerlendirilmesi ve kişisel özellikleri ile ilgili faktörlerin belirlenmesidir. Gereç ve yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma İstanbul'da özel bir hastanede gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini 01.05.2017-01.11.2017 tarihleri arasında özel bir hastanede organ bağışı amacıyla cerrahi müdahale geçiren ve organ bağışı sonrası taburcu olması planlanan 73 birey (donör) oluşturdu. Araştırma verilerinin toplanmasında literatür bilgilerinden yararlanılarak hazırlanan "Donör Bilgi Formu" ve "Organ Bağışı Yapan (Donör) Bireylerin Organ Bağışı Sonrası Bilgi Gereksinimlerini Belirleme Formu" kullanıldı. Bu form sağlığın algılanması/sağlık yönetimi ve günlük yaşam aktiviteleri olmak üzere iki alt boyuttan oluşmaktadır. Veriler SPSS 21.0 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan dönerlerin yaş ortalaması 38,86±10,784'tür. Donörlerin organ nakli vericisi olarak verdiği organ türünün çoğunluğunu (%53,4) böbrek oluşturmakta olup %31,5'i organını babasına vermiştir. "Donörlerin Organ Bağışı Sonrası Bilgi Gereksinimlerini Belirleme Formu" toplam puan ortalaması 137,81±25,957'dir. Bu formdan alınan en yüksek puan "Sağlığımı etkileyen zararlı alışkanlıkların neler olduğunu biliyorum" (4,59±0,910) maddesi olurken, en düşük puan "Kendimi sakin ve huzurlu hissediyorum" (2,41±1,267) maddesi olmuştur. Donörlerin bilgi gereksinimi puanları ile donörlerin cinsiyet, yaş, medeni durumu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmazken (p>0,05), eğitim durumu, çalışma durumu, taburculuk eğitimini yeterli bulma durumu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Donörlerin bilgi gereksinimlerinin orta düzeyde olduğu belirlendi. Hemşirelerin donör taburculuk eğitiminde daha aktif rol alması gerektiğini söyleyebiliriz.
Kök hücre bağışı ve nakli ile organ bağışı ve nakli hakkında biyoloji öğretmenlerinin görüşleri: Sosyobilimsel bir çalışma
Bu çalışmanın amacı, sosyobilimsel konu olan ve biyoloji dersi öğretim programında yer alan kök hücre, doku, organ bağışı ve nakli hakkında biyoloji öğretmenlerinin görüşlerini ortaya çıkarmaktır. Çalışmada, karma desen yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada (nicel çalışma ve nitel çalışma kısmının her ikisinde) katılımcılar 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Balıkesir ilinde görev yapan 45 biyoloji öğretmeninden oluşmaktadır. Çalışmada iki veri toplama aracı kullanılmıştır. Nicel veriler için Organ Nakli ve Bağışı Tutum Ölçeği kullanılırken, nitel veriler için Senaryo Temelli Kök Hücre ve Organ Bağışı Görüş Formu kullanılmıştır. Nicel veriler, SPSS 26 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Nicel analizde betimsel analiz yapılmıştır. Kolmogrov Smirnov Testine göre, verilerin normal dağılmadığı gözlenmiş daha sonra Whitney U Testi uygulanmıştır. Nitel veriler ise, içerik ve betimsel analiz tekniklerine tabi tutularak analiz edilmiştir. Bunun için nitel sorulara verilen cevaplar kodlanmış, benzer özellikli cevaplar aynı tema altında toplanmıştır. Nicel verilerin sonuçlarına göre, belirlenen değişkenlere göre öğretmenlerin organ nakli ve bağışı ile ilgili tutumları arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Nitel verilerin sonuçlarına göre, kök hücre-doku-organ nakli-bağışı konularında sosyolojik ve kültürel etkilerin yanı sıra eğitim seviyesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Bağışçı olan katılımcı sayısı azken, bağış yapmak isteyen katılımcı sayısının fazla olduğu görülmüştür. Bağış-nakil konularıyla ilgili küçük yaşlardan itibaren bilginin artmasının bağışçı sayısında artış olarak etki edeceği düşünülmektedir. Bağış-nakil konularında sosyal medya ve kamu spotu çalışmalarının olumlu etki yaratacağı sonucuna ulaşılmıştır. Kök hücre – doku- organ nakli ve bağışı ile ilgili kazanımların , Biyoloji Dersi öğretim programının yanı sıra Sağlık Bilgisi ve Trafik Kültürü ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretim programına da eklenmesinin faydalı olacağı söylenebilir.
Cost-benefit analysis of kidney donation systems and an alternative proposal for Turkey
This study analyzes the cost and benefit of the kidney donation system in Turkey through the analyses of the costs of hemodialysis and kidney transplantation. These analyses were made by using real data. Afterwards, a sensitivity analysis is made by the use of the results of the cost-benefit analysis. One other sensitivity analysis is made for the determination of the amount of the monetary incentive. Within the framework of this study, an alternative system for increasing organ donation rates is proposed which is based on the following three pillars: an opt-out system, a monetary incentive and a government monopsony.
Malatya İnönü Üniversitesi'nde son 3 yılda yapılan ardışık 304 canlı vericili karaciğer naklinin değerlendirilmesi
Amaç: Nisan 2007-Nisan 2010 yılları arasında merkezimizde 299 hastaya 304 canlı vericili karaciğer nakli yapıldı. Çalışmamızda bu 304 CVKN olgusunun donör ve alıcı morbidite ve mortaliteleri değerlendirildi.Hastalar ve yöntem: CVKN programımızın başladığı 25 Nisan 2007'den, bu tezin yazıldığı Nisan 2010 tarihine kadar 299 hastaya ardışık 304 CVKN yapıldı. Bu 304 CVKN olgusunun donör ve alıcıları çalışmayı oluşturdu. İkiyüz doksan dokuz hastanın 5'ine çeşitli nedenlere bağlı greft yetmezliği nedeniyle ikinci bir CVKN yapıldı. Hastane mortalitesi, CVKN'den sonra geçen gün sayısından bağımsız CVKN için aynı hastane yatışında gerçekleşen ölüm olarak tarif edildi.Bulgular: Bütün donörler bu tez yazılırken 1 haftadan 3 yıla değişen izlem süreleriyle sağ ve sağlıklıydı. Komplikasyon oranı % 27 idi (83 donör). Bu komplikasyonlar ise % 2 safra kaçağı, % 2 intraabdominal kanama, % 0.6 şilöz peritonit, % 0.3 falsiformopeksinin yapılmamasına bağlı hepatik venöz obstrüksiyon, % 11 yüzeyel cerrahi alan infeksiyonu, % 2 insizyonel herni ve % 8 akciğer komplikasyonları (atelektazi, pnömoni) idi. Erken postoperatif dönemde alıcı komplikasyon oranı % 51'di. En sık karşılaşılan komplikasyon infeksiyondu: 32 hastada akciğer infeksiyonu gelişti. Beş hasta erken dönemde agressif enfeksiyon tablosuyla kaybedildi. Uzun dönemde biliyer striktürlü 57 olgu mevcuttu. 5 olguda kronik safra fistülü vardı. 13 hastaya hepatikojejunostomi yapıldı. 20'sine endoskopik olarak stent takıldı. 24 hasta ise perkutan bilier kateter ile tedavi edildi. Kronik rejeksiyon 7 olguda ve akut rejeksiyon atağı 103 hastada görüldü. Hepatik arter trombozu 25 olguda görüldü (% 8). Ortalama takip 19 aydı. KDKN yapılan hastalarda bir yıllık sağkalım oranı % 70, üç yıllık sağkalım oranı % 65 ve beş yıllık ise sağkalım oranı % 51 olarak saptanırken, CVKN yapılan hastalarda ise bir, iki ve üç yıllık sağkalım oranları % 82, % 79 ve % 75 olarak saptanmıştır . CVKN yapılan hastaların hastane mortalitesi % 16'dır. Acute-on-chronic karaciğer yetmezliği olan 47 hastada 1, 2 ve 3 yıllık sağkalım oranı sırasıyla % 71, % 67 ve % 61 idi. İzlem süresi sonunda 15 vasküler komplikasyonlara, 39 septik komplikasyonlara, 9 karaciğer disfonksiyonuna, 6 kronik rejeksiyona bağlı ve 5 komplikasyon olmadan diğer nedenlerden toplam 74 (% 25) alıcı mortalitesi oldu.Sonuç: Kadaverik greftlerin kısıtlı olduğu Türkiye'de, tek bir merkezde yılda 150'den fazla karaciğer nakli yapmak olduça güçtür. CVKN, donörler için güvenli bir işlemdir ve son dönem karaciğer hastalığı bulunan hastalar için etkili bir tedavidir. Serimizde, bütün donörler ameliyat öncesi günlük aktivitelerine döndüler ve alıcılar için tatminkar sonuçlar elde edildi. CVKN bu hastalara bir hayat fırsatı sunmuştur. Cerrahi ve klinik izlemde deneyim arttıkça, daha iyi CVKN sonuçlarının beklenebileceğine inanıyoruz.
Sağ lob canlı vericili karaciğer naklinde portal venöz dallanma anomalileri ve malatya yaklaşımı
Amaç: Bu çalışmada sağ lob canlı vericili karaciğer naklinde greftte karşılaşılan portal ven anomalilerine bağlı sorunları ortadan kaldırmak amacı ile birleştirilmiş iki veya üç portal ven ağzı en az 1-2 cm kadar daha uzamış, orjinalinden daha geniş ve tek bir ağız haline getirilerek ortaya koyulan ve Malatya Yaklaşımı olarak adlandırılan yeni bir cerrahi tekniği tanımlamak ve bu tekniğin etkinliğini araştırmaktır.Hastalar ve yöntem: Nisan 2002 ve Mart 2011 tarihleri arasında merkezimizde karaciğer nakli yapılan 558 hastanın 440?ı (%79.4) canlı vericili karaciğer nakli olup, canlı vericili karaciğer nakillerinin 396?sı (%90) sağ lob canlı vericili karaciğer naklidir. Bu çalışma yalnızca sağ lob grefti kullanılarak yetişkin canlı vericili karaciğer nakli yapılan hastaları kapsamaktadır. Sağ lob canlı vericili karaciğer nakli yapılan 396 hastanın 50?sinde (%12.6) Nakamura sınıflamasına göre anormal portal ven dallanması vardı. 396 sağ lob greftinin 346?sı Tip A (%87.6), 20?si Tip B (%5), 18?si Tip C (%4,6), 12?i Tip D (%3) olan vakalardan oluşmaktadır. Anormal portal ven dallanması olan (Tip B, C, D) greftlerin transplante edildiği alıcıların 10?unda primer yaklaştırma, 7?sinde Y-Plasty, 3?ünde duble anastomoz, 3?ünde komplike venoplasti, 27?sinde Malatya Yaklaşımı tekniği uygulandı.Sonuçlar: Malatya Yaklaşımı tekniği kullanılan 27 hastada tekniğin etkili ve kolay uygulanabilir olduğu görüldü. Konvansiyonel yöntemlerle portal ven anastomozu yapılan gruptaki hastalardan istatistiksel olarak anlamlı oranda portal ven trombozu gözlenmedi. Mortalitenin ve postoperatif relaparatominin konvansiyonel yöntemlerle portal ven anastomozu yapılan grupta daha fazla olduğu görüldü.Yorum: Bu tezin sonuçları çift portal ven olan sağ lob greftlerinin rekonstrüksüyonunda, Malatya Yaklaşımı tekniğinin kullanımının kolay, etkili bir yöntem olduğu ve anormal portal ven dallanmalarında standart prosedür olabileceği kanaatindeyiz.Anahtar kelimeler: Canlı vericili karaciğer nakli, Anormal poral venöz dallanma, Malatya Yaklaşımı
Canlı vericili karaciğer nakli vericilerinde postoperatif kognitif fonksiyon düzeyleri
Giriş ve Amaç: Postoperatif kognitif disfonksiyon; cerrahiden kısa bir süre sonra meydana gelme eğiliminde olan bir problem olup haftalar veya aylarca sürebilen, bazen kalıcı olabilen ve nöropsikolojik testlerle değerlendirilebilen kognitif performanstaki değişikliklerdir. POKD önemli bir komplikasyon olup, bu hastaların mortalite oranlarında artış olduğu bildirilmektedir. Canlı vericili karaciğer transplantasyon cerrahisi uzun süreli ve genel anestezi altında yapılan operasyonlardır. Karaciğerin manipülasyonu sırasında oluşabilecek mikroemboliler yaptıkları iskemik doku hasarı nedeniyle POKD gelişimine neden olabilirler. Çalışmanın amacı, canlı vericili karaciğer naklinde vericilerin preoperatif ve postoperatif kognitif fonksiyon düzeylerini ölçmektir. Materyal Metod: Bu çalışma, etik kurul izni ve hasta onamı alındıktan sonra karaciğer nakli vericisi olan 102 olguda gerçekleştirildi. Operasyon öncesinde bir psikiyatrist tarafından olguların bazal kongnitif fonksiyon düzeyini saptamak için Standardize Mini Mental test, Stroop testi, Beck Depresyon ölçeği ve İz Sürme testleri uygulandı. Operasyon odasına alınan olgulara elektrokardiyografi, periferik oksijen saturasyonu, noninvaziv kan basıncı monitorizasyonu yapıldı. Anestezi derinliğini değerlendirmek amacıyla BİS monitörü kullanıldı. Olguların bazal hemodinamik değerleri kaydedildi. Tüm olgulara lidokain, fentanil ve tiyopental ile standart anestezi indüksiyonu yapıldı. Kas gevşemesi vekuronyum ile sağlanan olgular entübe edildi. Olguların 39 anestezi idamesi % 40 oksijen-hava karışımı içinde izofluran, remifentanil infüzyonu ve sisatrakuryum infüzyonu ile sağlandı. Sol radiyal arterden invaziv arteryel kan basıncı monitorizasyonu sağlandı. Kanamanın % 20?den fazla olduğu durumlarda intraoperatif olarak internal juguler vene santral venöz kateter yerleştirildi. Operasyon boyunca olguların OAB, KAH, SpO2 ve BİS değerleri kaydedildi. Cerrahi teknik (sağ/sol lob), pringle manevrası uygulandıysa süresi, kanama miktarı ve yapıldıysa kan replasmanının miktarı, cerrahinin süresi ve anestezi süresi, OAB?nin 65?in altına düştüğü hipotansif ataklar kaydedildi. Postoperatif analjezi için 0.05 mg/kg iv. morfin yapıldı. Operasyon sonunda kas gevşetici etkisi antagonize edilen olgular ekstübe edildi. Postoperatif derlenme ünitesinde yarım saat gözlenen olgular daha sonra cerrahi yoğun bakım ünitesine gönderildi. Operasyondan bir hafta sonra preoperatif dönemde uygulanan testler tekrarlandı. Postoperatif komplikasyonlar ve alıcının prognozu kaydedildi. Bulgular: Donörlerin 19?unda postoperatif dönemde enfeksiyon, ikisinde kanama, 7?sinde uzamış hiperbilirubinemi gelişti. İki donör reeksplore edildi. Donörlerin İz Sürme A testini yapma süreleri preoperatif döneme göre postoperatif bir hafta sonra anlamlı kısaydı (p < 0.05). İz Sürme B testinde hata sayısı puanı preoperatif değere göre postoperatif dönemde anlamlı artmış idi (p < 0.05). Stroop test sonuçlarına baktığımızda; postoperatif Stroop siyah/beyaz okuma ve renkli kelimeleri okuma süreleri preoperatif döneme göre anlamlı uzamıştı (p < 0.001). Renkli kelimelerin rengini söyleme ve renkli kelimeleri okuma arasındaki süre farkı preoperatif dönemde daha uzundu (p = 0.016). Preoperatif dönemde renkli kelimelerin rengini söylemede yapılan yanlış sayısı anlamlı fazlaydı (p = 0.044). Donörlerin Beck Depresyon ölçeği ve Standardize Mini Mental test skorları açısından iki dönem arasında fark yoktu. Sonuç: Canlı vericili karaciğer naklinde vericilerin güvenliği için en büyük endişe donör morbidite ve mortalitesi yaratacak postoperatif komplikasyonlardır. Canlı vericili karaciğer nakli vericilerinde kognitif fonksiyon düzeylerini araştırdığımız çalışmamızda SMMT ve İz Sürme testlerine göre POKD saptanmazken, Stroop 1 ve 40 3 testlerinde postoperatif bir hafta sonra uzama saptandı. Ancak bunun klinik önemini araştıran ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Postoperatif kognitif disfonksiyon, Standardize Mini Mental test, Bispektral indeks, Donör hepatektomi, Stroop testi, İz Sürme testi, Beck Depresyon ölçeği.
Organ naklinde vericilere ilişkin gönüllülük: Bir ölçek denemesi
Amaç: Organ bağışında kişinin gönüllü olması etik ve hukukî bir gerekliliktir. Ancak kişinin gönüllüğünü ölçecek standart bir yaklaşım bulunmamaktadır. Araştırmada organ naklinde vericilerin gönüllülüklerini ölçmeye yönelik bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Metodolojik ve nicel tipte bir çalışma olan bu araştırmada Lawshe yöntemi izlenmiştir. Oluşturulan taslak ölçek 340 gönüllü katılımcıya sunulmuş ve alınan veriler faktör analizleri ve güvenirlik analizine tabi tutularak beş alt boyut ve 28 maddeden oluşan Organ Naklinde Vericilere İlişkin Gönüllülük Ölçeği geliştirilmiş, 640 gönüllü katılımcıya uygulanmıştır. Veriler uygun istatistik yöntemlerle değerlendirilmiştir. Bulgular: Ölçeğin yapısal denklem model sonucu p=,001 düzeyinde anlamlı olduğu görülmüştür. Ölçeğin uyum iyiliği indekslerine bakıldığında; RMSEA ,047; GFI 0,918; AGFI 0,899; CFI 0,948; χ2 ise 790,229 (p=,000) değerleri ile mükemmel düzeyde olduğu söylenebilir. Katılımcıların 224'ü kadın (% 35) ve 416'sı (% 65) erkek, 374'ü (% 58,4) evli, 359'u (% 56,1) çocuk sahibi, 325'i (% 50,8) üniversite mezunudur. Ölçeğin Çekinceler boyutu hariç, kadın katılımcıların ortalama puanı, ölçek genelinde ve diğer boyutlarda erkeklerden daha yüksektir. Katılımcıların gönüllüğü; eğitim düzeyi, inançlar, özgecilik, ameliyat korkusu, güvensizlik, bilgi yetersizliği, beden bütünlüğünün bozulması korkusundan etkilenmektedir. Sonuç: Organ bağışına daha istekli olan kadınlar, aile içerisindeki bağışlarda ön plana çıkmaktadır. Hastaların yaşam hakkını vurgulayan katılımcılar, aile içerisindeki bağışlarda daha özgecidirler. Katılımcıların organ bağışı konusundaki kararı kendisinin vermek istemesi, rıza modelinde daraltılmış rıza sistemine geçişin gerekliliğini göstermektedir. Erkekler organ vericisinin maddi açıdan desteklenmesini istemektedir. Katılımcıların organ bağışında bilgi düzeyleri arttıkça, gönüllülüğü de artmaktadır.
Sağ hepatektomi cerrahisi uygulanan karaciğer nakli vericilerinde propofol ile izofluranın antioksidan etkinliğinin karşılaştırılması
Giriş ve AmaçÜlkemizde son yıllarda kadavradan organ bağışının azlığı, artan hasta popülasyonuna bağlı olarak organ ihtiyacının gün geçtikçe artması nedeniyle canlı vericili karaciğer transplantasyonunda artış olmuştur. Hem cerrahi stres nedeniyle, hem de donör hepatektomi operasyonu sırasında uygulanan pringle manevrası ile karaciğerde oluşabilecek iskemi genellikle oksidatif stresi indükleyebilir. Bu nedenle donör hepatektomi cerrahilerinde anestezik ajanların antioksidatif etkileri klinik olarak önemli olabilir.Bu çalışmada donör hepatektomi operasyonlarında izofluran ve propofolün oksidan ve antioksidan sistem üzerine olan etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır.YöntemSağ hepatektomi cerrahisi uygulanacak karaciğer nakli vericisi ASA I-II, 18-65 yaş arasındaki toplam 70 olgu çalışmaya dahil edildi. Olgular propofol grubu (n=35) ve izofluran grubu (n=35) olarak ikiye ayrıldı. Propofol grubundaki olgulara; propofol, remifentanil, O2/hava, izofluran grubundaki olgulara ise izofluran, remifentanil, O2/hava kullanılarak anestezi uygulandı. Operasyon boyunca olguların KAH, sistolik kan basınçları, diyastolik kan basınçları, ortalama arter basınçları, SpO2, ETCO2, TOF ve BİS değerleri 30 dakikada bir kaydedildi. Operasyon bitiminde hastaların ekstübasyon, göz açma ve derlenme süreleri dakika olarak kaydedildi. Operasyon sırasında gözlenilen komplikasyonlar yazıldı. Tüm hastalardan preoperatif, intraoperatif 1. saatte ve postoperatif 1. saatte kan örnekleri alındı. Antioksidan etkinin değerlendirilmesi amacı ile plazma süperoksit dismutaz (SOD), malondialdehit (MDA), total oksidatif durum (TOS), total antioksidan kapasite (TAK) düzeyleri çalışıldı. Oksidatif stres indeksi (OSİ) hesaplandı.BulgularGruplar arasında demografik özellikler, anestezi, cerrahi süreleri ile greft ağırlığı, idrar çıkışları, tahmini kan kaybı ve verilen sıvı açısından istatistiksel bir fark bulunmadı.Propofol ve izofluran grupları arasında göz açma ve ekstübasyon süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark (p < 0.05) olup bu fark propofol grubunda daha düşük olarak bulundu.Her iki grupta da intraoperatif TAK düzeyi preoperatife göre azaldı. Propofol grubunda postoperatif TAK düzeyi preoperatife göre azalırken, izofluran grubunda artış görüldü. Bu değişim miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05).Her iki grupta da OSİ düzeyi preoperatife göre intraoperatif artmış görüldü. Propofol grubunda postoperatif OSİ değerleri izofluran grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p<0.05).Gruplar arasında intraoperatif dönemdeki MDA düzeyleri karşılaştırıldığında izofloran grubunda anlamlı artış bulundu (p<0.05). Postoperatif MDA düzeylerinde preoperatif döneme göre propofol grubunda azalma, izofluran grubunda ise artma görüldü. Bu değişim miktarları istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05).SonuçDonör hepatektomi operasyonlarında iki farklı anestezi tekniğinin oksidatif stres üzerine etkilerini incelediğimiz çalışmamızda propofolün lipid peroksidasyonunun bir göstergesi olan MDA'yı anlamlı bir şekilde düşürdüğü görülmüştür. Ancak toplam antioksidan aktiviteyi gösteren TAK düzeyi propofol anestezisinde azalmıştır. Propofolün in vivo ve in vitro deneysel çalışmalarda antioksidan etkinliği gösterilmesine rağmen klinik kullanımdaki kan konsansantrasyonlarının etkinliğinin daha fazla araştırılması gerektiği düşüncesindeyiz.
Kadavra donörlerde standart harvesting tekniği ile modifiye standart harvesting tekniğinin karşılaştırılması
Amaç : Geleneksel olarak, beyin ölümü olmuş hastalar donör olarakkullanılırken, organ alımı için sternotomi ve laparatomi yapılır, ancak sternotomiolmadan da karın içi organların almak mümkündür. Bu çalışmada sternotomi yapılan -yapılmayan, beyin ölümü olmuş donörlerden organ çıkarımını değerlendiripkarşılaştırılacağız.Yöntemler: Şubat 2006 ve Kasım 2011 tarihleri arasında, Turgut Özal TıpMerkezi organ nakli ekibi tarafından 68 beyin ölümü olmuş donörden organ çıkarıldı.Bu kadavralardan organ çıkarım işleminde, standart harvesting tekniği kullanılan(sternotomili) 31 donör grup A, modifiye standart harvesting tekniği kullanılan(sternotomi olmadan) 37 donör grup B olarak tanımlanmıştır. Ortalama yaş, cinsiyet,vücut kitle indeksi (VKİ) ve soğuk iskemi zamanı her iki grupta retrospektif olarakkarşılaştırıldı. Demografik ve klinik parametreleri Student t-testi ve Ki-kare testikullanılarak karşılaştırıldı. Istatistiksel anlamlılık düzeyi p <0.05 olarak belirlendi.Sonuçlar: Organ çıkarımında, % 45.6 (n=31) sternotomili (grup A), % 54.4'ü(n=37) sternotomisiz (grup B) teknik uygulandı. Donörlerin % 53'ü (n=36) erkek ve %47'si (n=32) kadındı. Yaş ortalaması, grup A'da 40.4 ± 3.4 yıl ve grup B'de 52.4 ± 4.6yıl (p <0.02) idi. Donörlerin ortalama VKİ, grup A'da 26.2 ± 0.8 kg/m2, grup B'de 23.9±0.8 kg/m2 idi. Soğuk iskemi için ortalama süreler, grup A'da 127±6.2 dakika ve grupB'de 47.5 ± 1.8 dakika olarak saptandı (p <0.0001).SONUÇ: Beyin ölümü olmuş unstabil donörlerden, toraks içi organlarkullanılmayacaksa, sternotomi yapılmadan organların çıkarılması soğuk iskemi içingeçiş süresini kısaltabilir.
Hepatosellüler kanserde canlı vericili karaciğer nakli
Amaç: Karaciğer nakli, Hepatosellüler kanser (HSK) tedavisinde genel kabul görmüş bir tedavi modalitesidir. Ancak nakil yapılacak hastaları belirlemede, birbirinden farklı ve rakamlara dayanan çok sayıda kriter mevcuttur. Bunlardan en yaygın kullanılanı Milan kriterleridir. Biz kriter olarak hastalığın karaciğere sınırlı olmasını ve makrovasküler invazyon olmamasını canlı vericili nakil için yeterli görmekteyiz. Bu çalışmada bu kriterler göz önüne alınarak yapılan karaciğer nakli olgularımızın sonuçları değerlendirildi.Materyal-Metod: HSK tanısıyla 105 hastaya karaciğer nakli yapıldı. Ameliyat sonrası erken dönemde kaybedilen ve kadavradan nakil yapılan hastalar dışında kalan toplam 74 hasta değerlendirildi. Hastaların 65'i (% 88) erkek, 9'u (% 12) kadındı. Ortalama yaş 53'tü (19-69). Tek değişkenli Kaplan-Meier ve çok değişkenli Cox proportional hazards modeli ile genel ve hastalıksız sağkalım analizi yapıldı, p<0.05 anlamlı kabul edildi.Bulgular: Hastaların 32'si (% 43) Milan kriterlerinin içinde, 42'si (% 57) ise dışındaydı. 1 ve 2 yıllık genel sağkalım, Milan kriterleri içindeki hastalarda % 72 ve % 68, dışındakilerde sırasıyla % 61 ve % 58'di. Hastalıksız sağkalım oranları, 1 ve 2 yıl için Milan kriterleri içinde kalan hastalarda % 72 ve % 68 iken, dışındakilerde sırasıyla % 60 ve % 55 bulundu (p>0,05). Milan kriterleri içinde ve dışında olan hastalarda tümör nüksü sırasıyla % 0 ve % 36 idi (p=0.0002). Genel sağkalım açısından sadece AFP değeri, hastalıksız sağkalım açısından ise AFP değeri ve diferansiasyon derecesi istatistiksel olarak anlamlı bulundu.Sonuç: Milan kriterleri dışında kalan hastalarda beklenildiği üzere nüks açısından sonuçlar daha kötüdür ancak, kadavra organ bulunmasının zor olduğu ülkelerde, bu hastalar için canlı vericili karaciğer naklinin tek tedavi şansı olduğunu düşünüyoruz. Kadavra karaciğerlerin bu hastalarda kullanılmasının uygun olmadığına inanıyoruz.
Sol lob ve sol lateral segment canlı donör hepatektomi sonuçlarımız
Amaç: Karaciğer nakli programına 2006 yılında Turgut Özal Tıp Merkezi?nde başlanılmış olup, günümüze kadar donör morbiditesi olmaksızın, nakillerin % 78.9 CVKN ve %9.8 sol lob CVKN?dir. Bu çalışma ile kliniğimizde canlı vericili sol lob karaciğer nakli için yapılan sol donör hepatektomiye ait sonuçlar retrosepktif olarak incelenmiştir. Materyal ve Metot: Kasım 2006-Nisan 2012 tarihleri arasında, CVKN için yapılan sol lob donör hepatektomiye ait verilerinretrospektif olarak incelenmesi. Bulgular: Sol lob donör hepatektomi olan 60 hasta, çalışmaya dâhil edildi. Ortalama donör yaşı 31.7±8.9 (30/30 erkek/ kadındı) idi. Donörlerin 55 tanesi (%91.6) en az 4. dereceden alıcı ile akrabaydı. 5 tanesi (%8.3) akrabalık dışında donörler idi. On-beş donöre sol hepatektomi (segment 2,3 ve 4) (%25), 45 donöre sol lateral segment rezeksiyonu (%75) yapıldı. Ortalama takip süresi 30± 7.1 (2-58ay) idi. Toplam 60 donörün 12 sinde (%20) toplam 16 komplikasyon tespit edildi. Sol hepatektomi yapılan 6 donörde (%50) ve sol lateral segmentektomi yapılan 6 donörde (%50) komplikasyon gelişti. Gelişen 16 komplikasyonun 7 tanesi (%43.7 ) Grade I ve 2 tanesi (%12.5) Grade II komplikasyonlardı. Gelişen major komplikasyonlardan 4 tanesi Grade IIIa (%25), 3 tanesi Grade IIIb (%18.7) idi. Grade IV ve Grade V komplikasyonumuz olmadı. 16komplikasyon arasında en sık görülen, 7 adet ile (%43.7) safra yolu komplikasyonlarıydı. Donör ölümü hiç olmadı. Sonuç: Sağlıklı bir donör adayında, kendisine fayda sağlamayacak komplike bir cerrahi işleme ait morbidite ve mortalite, kaygılara neden olmaktadır. Deneyimli merkezlerde, uygun hasta seçimi ve yoğun postoperatif takiple sağlıklı bireylerden düşük morbiditeyle güvenilebilir şekilde sol lob karaciğer grefti elde edilebilir.
Sağkalım analiz yöntemleri ve karaciğer nakli verileri ile bir uygulama
Bu çalışma Turgut Özal Tıp Merkezi Karaciğer Nakil Enstitüsünde nakil yapılan hastalardan alınan veriler yardımıyla sağkalım analizi yöntemlerinin (Yaşam Tablosu Analizi, Kaplan ? Meier Analizi, Cox Regresyon Analizi) sonuçlarını birbirleriyle karşılaştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmada 2002 yılı Mart ayı ve 2012 yılı Kasım ayı arasında karaciğer nakli yapılan 894 hastaya ait bilgiler kullanılmıştır. Hastaların nakil sürelerinden sonra sağkalım süreleri 127 ay boyunca gözlemlenmiştir. Yapılan nakillerde araştırmaya alınan 894 hastanın %41,2?si ölmüş %58,8 `i ise hayatta kalmıştır. Hastaların %34,9?u verici ile akraba değilken, %64,9?u akrabadır. Vericilerin %2?si hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yapılan nakillerde vericilerin %76,6?sı canlı ve %23,3?ü kadavradır. Alıcıların %67,7?si erkek ve %32,4?ü bayandır. Vericilerin %57,8?i erkek, %41,8?i bayan ve vericilerin %3?ünün hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yapılan analizlerdeki sonuçlarda alıcının cinsiyeti ve alıcının ayrıntılı kan gruplaması üç analiz sonucuna göre de istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Vericinin ayrıntılı kan gruplaması, alıcı ile vericinin ayrıntılı kan gruplaması karşılaştırması, alıcının yaş gruplaması ve donör tipi ise iki analizde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: sağkalım analizi, yaşam tablosu analizi, kaplan meier analizi, cox regresyon analizi, sağkalım dağılımları, karaciğer nakli
Adölesanların organ bağışı hakkındaki bilgi-görüş ve tutumlarının belirlenmesi
Adölesanların Organ bağışı hakkındaki bilgi-görüş ve tutumlarının belirlenmesi Bu araştırma, Adölesanların organ bağışı hakkındaki bilgi görüş ve tutumunun belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Özel İlke Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde 168 öğrenci Özel Anlam Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde 224 öğrenci oluşturmaktadır. Gönüllü 320 adölesan ile örneklem tamamlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak adölesanların tanıtıcı özelliklerini belirlemek amacıyla literatür doğrultusunda geliştirilen kişisel bilgi formu, Organ Bağışı Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde İki gruba sahip kategorik değişkenler arasındaki farkın incelenmesinde Mann Whitney U, grup sayısı ikiden fazla ise Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. İki sayısal değişken arasındaki ilişkinin incelenmesinde ise spearman korelasyon katsayısından, ölçek güvenilirliği için ise cronbach's alfa değerinden yararlanılmıştır. Araştırmada öğrencilerin %51.8'i kadın , %48.2'si erkektir. Öğrencilerin %50.5'i organlarını bağışlamak istemediğini bağışlamak istemediği organın %67.5 göz olduğu belirlenmiştir. Organ bağışı tutum ölçeği alt boyutlarının puan ortalamaları yardımseverlik ve ahlaki değerler/inançlar 42.85±18.75, tıbbi olarak ihmal edilme korkusu 36.85±11.73, bedensel yaralanma korkusu 36.98±12.65 olarak bulunmuştur. Bu araştırmaya göre, adölesanların organ bağışı ile ilgili duyarlılıkları yüksek bulunmasına karşın bilgi eksikliği mevcuttur. Bu doğrultuda; hemşireler sivil toplum örgütleri ile bir araya gelerek çocuk ve ergenlik döneminde organ bağışına yönelik duyarlılık çalışmaları arttırılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: organ bağışı, adölesan, tutum, nakil, hemşirelik,
Dondurularak saklanan insan kadaverik iliyak damar greftlerinin mekanik, yapısal bütünlük ve mikrobiyolojik açıdan değerlendirilmesi
Planlanan tez çalışmasında, kadaverik donörlerden organ çıkarımında alınan iliyak arter ve ven greftlerinin kriyoprotektan çözeltisi kullanmaksızın, sefazolinle dekontamine ederek -24°C'de standart dondurucuda, ne kadar süre saklanabileceklerini ve greftlerin kullanımının uygun olup olmayacağını, greftlerin yapısal bütünlüğü, mekanik ve mikrobiyolojik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda, Ocak 2018 – Haziran 2021 tarihlerinde 20-89 yaş arası 28 farklı kadaverik donörden alınan 28 arter, 26 ven iliyak damar grefti kullanılmıştır. Saklanma sürelerine göre greftler taze, 0-6 ay, 6-12 ay, 12-24 ay ve 24 ay üzeri olacak şekilde gruplandırıldı. Çözdürülen greftler steril ortamda kesit alınarak üreme varlığı açısından değerlendirildi. Histopatolojik değerlendirme için örnekler ışık mikroskobunda internal elastik lamina (İEL) bütünlüğü, tunika media kalınlığı ve morfolojik inceleme sonuçlarıyla karşılaştırıldı. Endotel morfolojisinin değerlendirilmesi için örnekler taramalı elektron mikroskobunda (SEM) incelenerek skorlama sistemiyle karşılaştırıldı. Mekanik test için sağ ve sol ana iliyak damarlar in vitro anastomoz edilerek anastomoz patlama basıncı karşılaştırıldı. Donörlerin gruplar arası demografik verileri benzerdi. Saklanma süresine göre greftlerin patlama basıncı arasında farklılık yoktu. Mikrobiyolojik analizde hiçbir greftte kontaminasyon gözlenmemiştir. Işık mikroskobide damarların tunika media kalınlığı gruplar arası farklılık yoktu. Arterlerin İEL fragmantasyonunda farklılık yok iken reduplikasyonda 24 ay üzeri örneklerde anlamlı olarak artış göstermekteydi. Tunika mediada ödem, hyalinizasyon, bağ dokusu artışı ve yer yer nekroz alanları izlenmiştir. SEM incelemede endotel yapısı 12 ay öncesi saklanan greftlerin çoğu grade 1 ve grade 2 izlenirken 12 ay üzeri saklanan greftlerde grade 3, grade 4 ve grade 5 görünüm mevcuttu. Bu saklama prosedürü ile 12 ay üzeri saklanan greftlerin endotel yapısında belirgin dejeneratif değişiklikler saptandığından kullanımları problemli olabilir. Anahtar kelimeler: Vasküler allogreftler, kriyoprezervasyon, organ nakli.
Türk ve Irak Hukukunda organ ve doku naklinin hukuki ve cezai boyutu
Beşeri organ ve doku nakli eski çağlardan beri yapılmaktadır. Aralarında Türk ve Irak kanunları gibi birçok kanunda düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Organ ve doku nakli canlılardan olduğu gibi ölülerde de alınabilir. Ölülerden organ nakli yapmak canlı olanlardan daha yüksek olup ölülerden nakil yapmak daha faydalı olup çünkü aynı anda birden fazla organ alınarak yine aynı anda birden fazla kişiye nakil işlemi yapılabilmektedir. Eskiden klasik ölüm (Kalp ve solunum yollarının durması) baz alınırken, Kalp ve solunum durduğu zaman kişi ölmüş sayılır. Ancak birçok eleştiri alması ile birlikte beyin ölümü gerçek ölüm olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Vücudun tüm görevsel fonksiyonları tamamen durunca kişi ölmüş sayılmaktadır. Beşeri organ ve doku nakli gerçekleştirmek için kanun tarafından belirlenmiş kanunlar mevcuttur. Türk ve Irak kanunu organ nakli düzenlemek üzere birçok şart ve kanun belirlemiştir. İlaveten bağış yapmak, tam istek ve rızaya bağlanmıştır. Burada nakil işlemi hastanın yararına olmalıdır. Bağış yapacak olan kişinin bağışlamanın psikolojik, ailevi ve sosyal açısından sonuçlarını açık bir şekilde anlatılmalıdır. v Türk ve Irak kanunları olmak üzere Dünyada birçok kanun organ ticaretini yasaklamış olup ve insan haklarını tecavüz olarak kabul etmiştir. Ceza ve hapis gibi bir takım cezalar verilmiştir. Bu cezalar hem suçu işleyen hem de ortak olanlara uygulanmıştır. Kanunlar beşeri organ nakli ile ilgili hususları çok önemsemiş çünkü Allah'ın yarattığı en ulvi canlı ile ilgili bir konu olmuştur. Anahtar Kelimeler : Organ, Doku, Nakil, Ölülerden Nakil, Beyin ölümü
Üçüncü kişi yararına tıbbi müdahelede rıza
Tıbbi müdahale, tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, kişinin sağlık refahının sağlanması, korunması ve iyileştirilmesi amaçlarına yönelmiş, tıp bilimince benimsenen ilke ve kurallara uygun olarak yerine getirilen; fiziki ve ruhsal tüm tıbbi uygulamalardır. Tıbbi müdahaleye gösterilecek olan rıza, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanılması olmakla birlikte kural olarak uygulanacak tıbbi müdahalenin hukuka uygun olmasını sağlayacaktır. Rızanın, gerekli aydınlatmalar yapıldıktan sonra, müdahalenin başında verilmesi ve müdahalenin sonuna kadar devam etmesi gerekmektedir. Kişiye uygulanacak olan tıbbi müdahale her zaman kişinin kendi fiziki ve ruhsal yararına olmamakta, üçüncü bir kimse yararına yapılacak olan tıbbi müdahalelerde bulunmaktadır. Üçüncü kişi yararına yapılacak olan tıbbi müdahalelere rıza verilmesine ilişkin olarak kanun koyucu bazı özel düzenlemeler öngörmüştür. Bu kapsamda organ ve doku nakli, tıbbi müdahalenin özel bir türünü oluşturmakta ve üçüncü kişi yararına yapılacak olması sebebi ile rıza açısından özellik arz etmektedir. Bu hususun yanı sıra her ne kadar ülkemizde uygulama alanı bulunmasa da heterolog döllenme olarak ifade edilen tıbbi müdahale de, tıpkı organ ve doku nakli gibi rıza bakımından önem taşımaktadır. v Anahtar Kelimeler: Tıbbi Müdahale, Üçüncü Kişi Yararına Tıbbi Müdahale, Organ ve Doku Nakli, Organ ve Doku Nakline Rıza Verilmesi, Üreme Hakkı, Heterolog Döllenme.
Karaciğer transplantasyonu adayı hastalarda preoperatif çok kesitli bilgisayarlı tomografi incelemenin rolü
Amaç: Karaciğer alıcı adaylarında nakil açısından kontrendikasyonların ve vasküler varyasyonların tespitinde ÇKBT incelemenin rolünü araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Ekim 2011 ile Haziran 2015 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde değerlendirilen 65'i (% 65) erkek, 35'i (% 35) kadın toplam 100 ardışık alıcı adayı çalışmaya dahil edildi. Hastalara ait klinik kayıtlar ve ÇKBT görüntüleri retrospektif olarak incelendi. İş istasyonu ortamında 2 boyutlu multiplanar reformatlar ve 3 boyutlu görüntüler değerlendirildi. Nakil açısından intrahepatik ve ekstrahepatik kontrendikasyonlar ile ameliyat esnasında komplikasyonlara yol açabilecek vasküler varyasyonlar kayıt edildi. Değerlendirmelerde Milan kriterleri ve anatomik sınıflamalar temel alınarak yapıldı. İstatistiksel analizlerde Ki kare testi yöntemi kullanıldı. Bulgular: On sekiz (%18) hastada hepatosellüler karsinom tespit edildi. Milan kriterlerine göre karaciğer nakli için damar dışı kontrendikasyon 10 hastada (% 10), damarsal kontrendikasyon 25 hastada (% 25) saptandı. Yetmiş iki hastada (% 72) klasik hepatik arter anatomisi, 3 hastada (% 3) tip 2, 12 hastada (% 12) tip 3, 1 hastada (% 1) tip 6 anatomik varyasyon ve 12 hastada (% 12) sınıflandırılamayanlar hepatik arter anatomisi saptandı. Hepatik ven incelemesinde değerlendirme oranı %45 olup, 4 hasta (% 4) ana portal venden ayrılan sağ posterior portal ven varyasyonu tespit edildi. Sonuç: ÇKBT karaciğer alıcı adayların değerlendirmesinde, intrahepatik ve ekstrahepatik damarsal ve damar dışı kontrendikasyonların tespitinde, karaciğer vasküler anatomik varyasyonlarıın incelenmesinde güvenilir, kısa zaman içerisinde uygulanabilen noninvazif bir yöntemdir. İncelemenin ilk aşamasında kontrastsız kesitler alınması hepatik venlerin değerlendirilmesinde ek bulgu sağlayabilecektir. Daha çok dedektörlü BT cihazları ile yapılacak çekimler incelemenin fazlarının uygun zamanda yakalanması, daha ince kesitler ve daha ayrıntılı 3 boyutlu reformat görüntüler için imkan sağlayacaktır. Anahtar sözcükler: Alıcı Adayı, Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi, Karaciğer Transplantasyonu
Türk Hukukunda organ ve doku ticareti suçu
Ülkeler yasal olmayan yollardan yapılan hukuka aykırı organ nakillerini önlemek için iç hukuklarında çeşitli önlemler almışlardır. Alınan bu önlemlerin temelinde var olan nedenlerden birisi yasa dışı yollardan yapılan organ nakillerinin neden olduğu insan hakları ihlallerini önlemek iken bir diğer neden ise, dünya genelinde önemli bir problem olan organ kıtlığı ve bu kıtlığın neden olduğu organ ticareti suçu ile etkili bir şekilde mücadele edebilmektir. Bu nedenle, pek çok ülke, hukuk dışı yollardan yapılan özellikle de vericiden ona belirli bir maddi bir çıkar sağlamak suretiyle organ temin edilmesini suç olarak kabul edip ceza hukukunda yaptırıma bağlamıştır. Bu ülkelerden birisi de Türkiye olup vericiden maddi bir çıkar karşılığında organ veya doku temin edilmesi Türk Ceza Kanununda organ veya doku ticareti suçu olarak yaptırıma bağlanmıştır. Bu tez çalışmasında; hangi durumlarda yaşayan kişilerden ya da ölülerden organ temininin hukuka uygun olarak kabul edileceği irdelendikten sonra organ veya doku ticareti suçunun sebepleri ve organ veya doku ticareti suçuna ilişkin Türk Ceza Kanununda yer alan hükümler ayrıntılı olarak değerlendirilmeye çalışılacaktır. Çalışmanın tartışma ve sonuç kısmında ise yaşayan kişilerden hukuka aykırı yollardan maddi bir çıkar karşılığında organ veya doku temin edilmesi olarak adlandırılan organ veya doku ticareti suçunun canlı vericiler açısından neden olabileceği insan hakları ihlalleri tartışıldıktan sonra, söz konusu suçla mücadelede etkili olabilecek hukuksal ve toplumsal temelli çeşitli önerileri sunulmaya çalışılacaktır.
Organ bağışı ve nakli anketi: Metodolojik bir çalışma
Amaç: Bu araştırmanın amacı Singh ve arkadaşlarının 2018 yılında geliştirdiği, organ bağışı ve nakline yönelik düşünce ve tutumu belirleyen ölçme aracı Organ Bağışı ve Nakli Anketi'ni Türkçe'ye uyarlamaktır. Gereç ve Yöntem: Metodolojik tipte olan bu çalışma Hatay ilinde yürütüldü. Örneklem Hatay Devlet Hastanesi'nde çalışan sağlık personeli ile onların sağlıkçı olmayan arkadaşlarından oluştu. Araştırmaya katılmaya gönüllü olan 18 yaş üzeri 390 kişi dahil edildi (n=390). Çalışmanın verileri "Demografik Bilgi Formu", "Bilgi Düzeyi Formu" ve "Organ Bağışı ve Nakli Anketi" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS ve Lisrel yazılımı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma örnekleminin yaş ortalaması 31,84±10,17 (Min:18-Maks:68 Ortanca:30) olup; sağlık personeli olanların oranı %39,2; diğer mesleklerin oranı ise %60,8'dir. Organ bağışçısı olarak kayıtlı olanların oranı %10,8'dir. Bu çalışmada 22 maddelik özgün ölçek formu için öz değeri 1'in üzerinde olan 4 faktör olduğu ve toplam varyansa yaptıkları katkının %63,510 olduğu belirlendi. Yapılan analizlerde Organ Bağışı ve Nakli Anketi'nin alt boyutlarının Cronbach alfa katsayıları sırasıyla 0,879; 0,878; 0,817; 0,914; toplam ölçek Cronbach alfa katsayısı 0,871 hesaplandı. Toplam ölçek puanı için sağlık personeli (63,39±10,41) ile sağlık dışı çalışan (57,26±12,45) arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olduğu bulundu (p=0,000). Sonuçlar: Organ Bağışı ve Nakli Anketi, Türkçe formu geçerli ve güvenilir bir araçtır. Ancak genellenebilirlik açısından daha büyük örneklem üzerinde doğrulayıcı faktör analizinin faydalı olabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Organ bağışı ve nakli, bilgi düzeyi, ölçek, metodolojik araştırma.
Karaciğer nakli için bekleyen hasta ve hasta yakınlarının nakilden beklentileri ve yaşadıkları güçlükler
Araştırma, karaciğer nakli için bekleyen hasta ve hasta yakınlarının nakilden beklentilerini ve yaşadıkları güçlükleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma, 29 Aralık 2011-29 Mart 2012 tarihleri arasında Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Transplantasyon Polikliniği'nde izlenen 170 hasta ve 170 hasta yakını üzerinde uygulanmıştır. Araştırmanın verileri, hasta ve hasta yakınlarının beklentilerini ve yaşadıkları güçlükleri belirlemeye ilişkin iki ayrı anket formu aracılığıyla yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik hesabı, ortalama, Ki Kare ve Fisher Kesin Ki Kare Testleri kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, karaciğer nakli bekleme süreci sırasında hastaların en büyük beklentisi `başarılı bir nakil ameliyatı olma? (%70.0), hasta yakınlarının en önemli beklentisi ise `hastalarının eski sağlığına kavuşması? olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hastaların tamamına yakını fiziksel sorunlar (%97.1), büyük çoğunluğu da günlük yaşam aktiviteleri ile ilgili (%87.1), psikolojik (%85.3) ve sosyoekonomik (%81.8) güçlükler yaşamaktadır. Hastaların %85.3'ü yorgunluk, %64.1'i merdivenleri inip çıkamama, %57.1'i geleceğe ilişkin belirsizlik/kaygı, %51.8'i ailelerinin tedavi masraflarını karşılayamaması ile ilgili sorunlar yaşamaktadır. Hasta yakınlarının %80.6'sı günlük yaşam aktiviteleri ile ilgili, %81.8?i psikolojik ve %73.5?i sosyoekonomik güçlükler yaşamaktadır. Hasta yakınlarının en çok yaşadıkları güçlüklerin yorgunluk (%54.1), hastasının durumunun kötüye gitmesi ile ilgili endişe (%70.0) ve hastasının ihtiyaçlarını karşılamaktan dolayı birikim yapamama (%50.0) olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; karaciğer nakli için bekleyen hasta ve hasta yakınları günlük yaşam aktivitelerini, psikolojik ve sosyoekonomik durumlarını etkileyen birçok güçlük yaşamaktadır. Yaşanan bu güçlüklerin azaltılabilmesi için hasta ve hasta yakınlarına eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilmektedir.
Histidin-triptofan-ketoglutarat (HTK) çözeltisine eklenen N-asetil-L-karnitin'in donör uterustaki koruyucu etkileri'nin araştırılması
ÖZETGünümüzde uterus faktörlü infertil olan kadınlarda uterus transplantasyonu fertilite için alternatif olarak görülmektedir.Organ transplantasyonlarında organın vücuttan çıkartılması, korunması ve nakledilmesi sırasında bazı değişiklikler meydana gelebilir. Donör organın alıcıya nakledilene kadar geçen sürede, canlılığını ve metabolizmasını korumak ve nakilden sonrada iskemi-reperfüzyon hasarını azaltmak için kullanılan bir takım koruma solüsyonları geliştirilmiştir. Transplantasyonda kullanılan çeşitli solüsyonlarla ilgili literatüre geçen çok sayıda araştırma sonuçlarında iskemi reperfüzyon hasarının tam olarak önlenemediği görülmektedir. Bu çalışmada, soğuk depolama solüsyonlarından Histidin Triptofan Ketoglutarat (HTK) içerisine eklenen antioksidan ajan acetyl L-carnitinin uterus dokusundaki potansiyel koruyucu etkisi araştırılmıştır.Bu amaçla histolojik analizler için hematoksilen-eosin (H&E) boyama, DNA fragmantasyonunu belirlemek için TUNEL yöntemi, biyokimyasal analizler için Lipid peroksidasyonu belirlemek amacıyla TBARS, CAT ve NOS değerleri ölçüldü. 24 adet wistar albino rat rastgele 4 gruba ayrıldı. 1.gruptaki ratların uterusları 4 saat 4oC' lik soğuk periyodunda HTK solüsyonunda, 2. gruptaki dokular 4 saat 4oC' de HTK + acetyl L-Carnitin solüsyonunda, 3. gruptaki dokular 24 saat 4oC' de HTK solüsyonunda, 4. gruptaki uteruslar 24 saat 4oC' de HTK + acetyl L-Carnitin solüsyonunda bekletildi.Histolojik incelemelerde 4 ve 24 saatlik soğuk periyodlarında yalın HTK solüsyonunda bekletilen uteruslarda iskemi reperfüzyon hasarı belirlendi. Subepitelial inflamasyon, intraepitelial inflamatuar hücreler, stromal ve intramuskuler fibroblastik granüloza dokusu ve endometrial bezlerde ve stromada apoptotik cisimcikler, yüzeyel ve derin stromada eozinofilik plazma hücreleri, kas bütünlüğünün bozulması zamana koşut olarak artan iskemik bulgulardı. HTK+acetyl L-carnitin solüsyonunda 4 saat bekletilen uteruslarda yüzey epiteli ve subepitelial bölge normal histolojik yapıdaydı. Ancak, endometrial bez hücrelerinde ve bez periferindeki stromada apoptotik görünümlü hücreler bu grupta da gözlendi. HTK+acetyl L-carnitin solüsyonunda 24 saat bekletilen dokularda diğer tüm gruplara göre subepitelial inflamasyonun daha az olduğu, kas bütünlüğünün korunduğu, fibroblastik granülosa alanlarının gelişmediği dikkati çekti, endometrial bez epitel hücrelerinde inflamatuar hücreler ve apoptotik hücreler daha az yaygın olarak izlendi. Ayrıca yüzeyel ve derin stromal bölgede plazma hücrelerinin yoğunluğu da diğer tüm gruplara göre daha azdı.Yalın HTK gruplarında TUNEL pozitif hücrelerin sayısı zamana koşut olarak artarken HTK solüsyonuna Acetyl L- carnitin eklenen deney gruplarında ise uzun dönem uygulamasında TUNEL pozitif hücre sayısının azaldığı belirlendi. Yalın HTK gruplarında ve 4 saatlik HTK solüsyonuna eklenen acetyl L-carnitin uygulamasında lipid peroksidasyonunun yüksek olduğu HTK+acetyl L-carnitinin uzun periyod uygulamasında ise azaldığı belirlendi. Yalın HTK grupları karşılaştırıldığında CAT değerleri arasındaki fark uzun dönemde CAT değerlerinin yükseldiği gözlendi. Ancak acetyl L-carnitin eklenen kısa ve uzun dönemler karşılaştırıldığında CAT değerleri kısa dönemde uzun döneme göre daha yüksek bulundu. NOS değerleri yalın HTK gruplarında zamana koşut olarak artış gösterdi. Acetyl L-carnitin uygulamasının kısa ve uzun periyodları karşılaştırıldığında ise NOS değerlerinin uzun dönemde arttığı gözlendi.Sonuç olarak, organ transplantasyonularında kullanılan yalın HTK solüsyonuna göre HTK solüsyonuna eklenen acetyl L-carnitinin uygulamasının uterusta koruyucu etkisinin daha fazla olduğu ve bu etkinin uzun dönemde daha baskın olduğu belirlendi.?