Minyatür
58 theses under this subject heading
Analysis of Kitap-al Mawalid miniatures
The aim of this dissertation study was to introduce Abu Ma'sher, one of the most important astrologist of the Islamic world, and to reveal one of his important works. Ebû Ma'ser is a scientist who had a great influence on the astrologists of the Renaissance. One of the objectives of the study is to preserve this legacy that Ebû Ma'ser left to the world of science, which was also addressed by Prof. Dr. Fuat Sezgin. Manuscripts are among the most significant resources that shed light on history. The Islamic world has a rather rich literary heritage in terms of manuscripts. Miniatures in manuscripts consist of illustrations explaining and supporting the text. The manuscript called "Kitap-al Mawalid" (Kitap al-Mawalid), the subject of this thesis, is also a miniature manuscript and its subject is astrology. The miniatures of work written by the famous Islamic astrologist Abu Ma'sher, who lived in the 8th and 9th century were analyzed in this study. "Kitap-al Mawalid" comprises two parts. There are thirty-six miniatures in total. The artist of the miniatures is Kanber Ali Shirazî. This copy, whose miniatures we analyzed in the present study, is located at BNF (French National Library). According to the library catalog record, this work was copied in Cairo in 1300. However, considering the clothing on the figures in miniatures, it is obvious that there is a problem with dating. The dissertation consists of an introduction and six chapters. The introductory part covers resource search and the purpose, scope, method and justifications of the dissertation. In the first chapter miniature art was addressed within the scope of a general evaluation. In the second chapter, manuscripts with miniatures from the beginning to the 15th century were analyzed to determine the artistic surrounding of the artist's period. In the third chapter, information was given in the field of astrology, being the subject of the manuscript. In the fourth chapter, after the introduction of the work "Kitap-al Mawalid", the life of Ebû Mâ'sher was addressed and miniaturist was examined. The fifth chapter is for the catalog study and the thirty-six miniatures were examined from the perspective of history of art. The sixth section is for the discussion of the study.
Türk minyatür tekniği ile çizgi roman tasarımı
Minyatür; zengin tarihe ve kültüre, kendine has teknik ve özelliklere sahiptir. Geçmişten günümüze gelişen, kalıcı ve sağlam temeli olan bir değerdir. Yüzyıllar boyunca resim sanatının önemli bir parçası olmuştur. Minyatür günümüze kadar gelmiş ve Türk kültürünü yansıtmaktadır. Günümüzde, geleneksel yöntemlerden sıyrılmadan nitelikli eser üreten minyatür sanatçısı oldukça azdır. Minyatür sanatçıları minyatürde farklı tarz ve alanlarda yeni uygulamalar denemişlerdir. Bu denemeler Türk minyatürünün, özünü kaybetmeden, yenilenerek dünyaya açılmasını sağlamıştır. Çizgi roman art arda gelen çok resimli kareler, gerçekçi, fantastik, destansı, ironik öyküleri anlatan metinler, olayı destekleyen konuşma balonları ile akıcı ve güçlü bir anlatım şeklidir. Çizgi romanın gelişmesi baskı tekniklerinin ilerlemesiyle doğru orantılı olduğundan günümüzde ulaşması ve bu sanattan faydalanması daha kolaydır. Bu araştırmanın konusu: "Türk Minyatür Tekniği İle Çizgi Roman Tasarımı"dır. Bu konu kapsamında, Türk minyatür sanatı incelenmiş ve bu sanat tarzı kullanılarak, yeni bir çizgi roman tekniği yapılması hedeflenmiştir. Bu araştırmanın ürünü olarak hazırlanan çizgi romanda, bir Osmanlı efsanesi "Osmanlı Robotu Alamet" in öyküsü yer almaktadır. Araştırmacı bu öyküdeki metni, kompozisyonu ve kurguyu kendi hayal gücüne dayanarak detaylandırmış ve tasarlamıştır. Araştırmacı "Osmanlı Robotu Alamet" adlı çizgi romanında Osmanlı tarihine ait bir efsaneyi yeniden canlandırmış ve araştırma konusu doğrultusunda Türk minyatür sanatını güncel sanat anlayışına uyarlayarak gelecek kuşaklara hem yazılı hem görsel bir bilimsel kaynak bırakmıştır. Anahtar Kelimeler: Minyatür sanatı, Çizgi roman, Öykü, İllüstrasyon.
Nakkaş Osman ve Livni minyatürlerinde tasarım anlayışının dönemin çalgıları ve gösteri sanatları bağlamında incelenmesi
Osmanlı minyatürleri, dönemin gerçeklerini yansıtan tarihi belge niteliğindeki eserlerdir. Bu nedenle, bir metni görsel dille aktarmaya çalışan Türk minyatür sanatçısı için, konunun anlatımı ve anlayan (izleyici) önemli olmuştur. Dolayısıyla metne bağlı olarak minyatür ile resimlenen kitaplarda kullanılan görsel dil, çoğu zaman daha açıklayıcı olmakta, eser sanatçıya özgü bir boyut kazanmaktadır. Minyatür sanatçısının amacı, eserlerindeki anlamın izleyici tarafından algılanabilmesidir. Sanatçının ulaşmak istediği sonuç, iyi bir tasarımdır. Osmanlı minyatür sanatçısı tarafından, önce "bütün" tasarlanmakta, sonra bütün iki sayfadan oluşan "içbütün"e, içbütünlerde "parça bütün"lere ayrılmaktadır. Oluşan parça bütünler, istif ve gruplanmalar ile toplanarak, belli oranlarda ve bir düzen içinde sıralanmaktadırlar. Bazen anlatım karışık olaylar dizini olarak gösterilmektedir. Böylece eş zamanlıymış gibi tasarlanan sahneler ortaya çıkmaktadır. Bu sahneler incelendiğinde anlatımın içinde farklı zaman ve farklı mekanda oluşan olayların yani çok zamanlılık boyutunun, resim düzleminde eş zamanlılık boyutuna dönüştürüldüğü görülmektedir. Sanatçı, bilimsel perspektif ve resim kurallarına pek itibar etmeden, zaman kavramı ve kendine özgü bir derinlik boyutu kullanarak, minyatürünü çok boyutlu hale getirmektedir. Anlatılan; yalnızca düzlemde bir düzenleme ve çeşitleme ile sınırlı kalmayıp, zamanda bir düzenleme ve çeşitleme haline gelmektedir. Bu çalışmada, Nakkaş Osman ve Nakkaş Levni'nin minyatürlerindeki tasarım anlayışı için, ünlü surnâmelerindeki dönem çalgıları ve gösteri sanatlarını içeren minyatürler incelenmiştir. Bunların zaman ve mekan farklılıklarının belirginleşmesinde ayırıcı özelliğe sahip oldukları gözlemlenmiştir. Her iki sanatçının tasarım anlayışları; bütünlük, parça bütünlük, anlamsal istif, çok zamanlılık ve düzlemsel örtme yöntemi ile derinlik kavranılan açısından irdelenmiştir. İnceleme sırasında minyatürler bu kavramalar doğrultusunda şeffaf kağıtlar üzerine şematik olarak kopya edilmiş, çok zamanlılığı oluşturan istif ve grupların ayrıldığı düzlemler belirlenmiş ve suali olarak dizilmiştir. Böylece tasarım çözümlemesi yapılarak eş zamanlılık gösterimi içindeki çok zamanlılık belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı minyatürü, tasarım anlayışı, dönem çalgıları, gösteri sanatları, zaman. XII
Osmanlı minyatür sanatında şehir tasvirleri ve günümüzdeki uygulamaları
İlk Türk medeniyetlerinden başlayarak günümüze kadar ulaşan köklü bir tarihe sahip olan minyatür sanatı, kendine özgü teknikleriyle öne çıkan bir resim sanatıdır. Bu sanatın içinde yer alan Osmanlı minyatür sanatı bağlamındaki şehir tasvirleri veya betimlemeleri, belge niteliği taşıması açısından genellikle sadece topografik kent tasviri veya kartografya yönüyle ele alınmaktadır. Ancak minyatür, esasen bir resim sanatı olduğundan, bu tasvirlerin yalnızca coğrafya bilimine ait kavramlarla açıklanması yetersiz kalmaktadır. Minyatürdeki şehir tasvirleri, yalnızca mekânın fiziksel yapısını değil, aynı zamanda dönemin sosyal, kültürel ve estetik anlayışını da yansıtmaktadır. Bu nedenle bu tez çalışmasında topografya, portolan, kartografya ve harita gibi terimler, sanatın doğasıyla ilişkilendirilerek yeniden tanımlanacak ve şehir tasvirli minyatürler sanatsal açıdan incelenecektir. Birçok kitap ve makalede şehir tasvirli minyatürlerin yalnızca Matrakçı Nasuh ve Piri Reis'e atfedildiği görülse de bu tür eserlerin aslında pek çok farklı nakkaş tarafından da üretildiği bilinmektedir. Bu bağlamda, Osmanlı minyatür sanatındaki şehir tasvirlerinin yalnızca belirli isimlerle ilişkilendirilmesi, yani bu tasvirlerin sadece bu nakkaşlarla mı sınırlı kaldığı incelenecek ve günümüzdeki yansımaları da araştırılacaktır. Şehir tasvirlerine atfedilen harita, topografya ve portolan kavramlarının tanımı da yapılarak, Osmanlı minyatür sanatındaki eserler belirli bir çerçevede ve şehir tasvirlerinin ulaşılabilirliği nispetinde hangi açılardan incelenebileceği değerlendirilerek sınıflandırılmaya çalışılacaktır
Hz. Yusuf konulu minyatürlerde kompozisyon düzeni ve sanatsal üretimler
Yusuf kıssası, kutsal kitaplar Tevrat ve Kur'an-ı Kerim'de detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bu kıssanın ders niteliğinde vermiş olduğu mesajlar kendisinden Ahsenü'l-Kasas yani, kıssaların en güzeli diye adlandırılmasına neden olmuştur. Bu zengin konu şairler ve yazarlar tarafından sık sık işlenmiştir. Konu zenginliğinden dolayı yazarlar ve şairlerle sınırlı kalmamıştır. Konu yelpazesinin genişliği nedeniyle minyatür sanatçılarının da dikkatini çekmiştir. Bununla ilgili farklı dönemlerde ve farklı sanatçılar tarafından kıssanın birçok minyatürleri yapılmıştır. Kıssayla ilgili minyatürler Hz. Yusuf'un hayatının bütün dönemlerini konu ediniştir. Bu dönemler kıssaya göre; Hz. Yusuf'un rüyasına, rüyasından kardeşleri tarafında kuyuya atılmasına ve kuyudan çıkarılıp Mısır'a Aziz olmasına kadar geçen bütün evreleri içermektedir. Bu bağlamda Hz. Yusuf'un hayatı ele alınarak minyatür sanatında işlenen çalışmaların kompozisyon düzeni açısından değerlendirilmesi yapılmaya çalışılmıştır.
Matrakcı Nasuh minyatürlerinde mekân ve zaman anlayışı
Minyatür, kendine özgü bir biçimi olan Türk sanatıdır. İlk örneklerini Uygurlarda gördüğümüz minyatür sanatının, en verimli dönemi 16. yüzyıla denk gelmektedir. Bu dönemde yaşamış isimlerden biri ise Nasuh b. Abdullah (Karagöz) el-Silahi el-Matraki el-Bosnavi'dir. Günümüzde bilinen diğer adı ile Matrakçı Nasuh'un hayatı hakkında kesin bir bilgiye ulaşılamasa da II.Beyâzıd döneminde küçük yaşta saraya alınıp Enderun'da eğitim gördüğü bilinmektedir. Ressam ve tarih yazarı olan Nasuh, Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte katıldığı seferlerde gördüğü yerleri kendine özgü bir üslupla resmetmiştir. Bu nedenle minyatür sanatında yeni bir üslubu oluşturması bakımından önemli bir yere sahiptir. Sanat tarihi sürecinde Batı sanatını ve minyatür sanatını mekân ve zaman açısından değerlendirdiğimizde iki farklı mekân anlayışıyla karşılaştığımızı görmekteyiz. Fakat zamanla mekân-zaman Batı sanatında değişime uğrarken, minyatür sanatında mekân-zaman iki boyutlu yüzeyde ve mutlak zaman anlayışıyla ifade edilmesi fikri değişmemektedir. Bu bağlamda minyatür sanatında mekân ve zaman kavramları ele alınarak, Matrakçı Nasuh eserlerindeki mekân ve zaman anlayışı açıklanmaya çalışılmıştır.
Hz. Süleyman konulu minyatürlerde kompozisyon düzeni
Genel olarak "küçük resim" anlamında kullanılan "minyatür" kelimesinin etimolojik manasını ve kaynaklarda geçen farklı tanımlarını incelediğimiz bu çalışmamızda minyatürün tarihsel değişimi ele alınarak, ait olduğu dönemlerdeki yaklaşımlar açıklanmaya çalışılmıştır. Literatür araştırması kısmında öncelikle minyatürün tanımı, dönemleri geniş pir perspektif ile ele alınmış ve ardından Hz. Süleyman'ın hayatına yer verilmiştir. Hz. Süleyman'ın yaşamında bilinen ve bütün kutsal metinlerde kabul edilen önemli kesitlere yer verilerek Hz. Süleyman konulu minyatürlerde kompozisyon düzeni incelenmiş ve ulaşılan eserlerin kompozisyon düzenleri değerlendirilmiştir. Minyatürler gerek yurtiçi gerekse yurtdışındaki kütüphanelerde olan yazma eserlerden, kitaplardan, makalelerden ve doktora tezlerinden alınarak, genel olarak Hz Süleyman'ın Yahudi ve İslam dinindeki yeri ve önemi üzerinde durulmuştur. Hz. Süleyman'ın insanlara, hayvanlara ve cinlere hükmetmesi gibi konular, Kur'an-ı Kerim'deki ayetlerin yanı sıra tefsirler ve Tevrat'taki bilgilerden de faydalanılarak hazırlanmış olup kompozisyon düzeni bakımından aynı olan çalışmaların biçim, üslup, renk vb. açıdan farklılıkları tezin ilgili bölümlerinde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunan A.3595 envanter numaralı Şehname-i Selim Han minyatürlerinde figür anlayışı
Topkapı Sarayı Müzesi III.Ahmed kitaplığına (3595) kayıtlı olan Şehname-i Selim Han el yazması Seyyid Lokman tarafından Farsça ve manzum olarak yazılmıştır. El yazmasının konusu Sultan II.Selim'in cülusundan ölümüne kadar geçen olaylardır. Eserde 44 adet minyatür bulunmaktadır. Tasvirlenen minyatürlerin Nakkaş Osman ve Nakkaş Ali'nin olduğu bir ekip tarafından yapıldığı bilinmektedir. Ancak el yazmasında sanatçısı belli olmayan minyatürler bulunmaktadır. Bu bağlamda minyatürlerdeki figürler incelenerek farklı sanatçı üsluplarının belirlenmesi önem taşımaktadır. Selim Han el yazması içerisinde figürlerle tasvir edilen minyatürler incelendiğinde üslup farklılıklarının ayrımları gruplara ayrılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Tez çalışmasında Şehname-i Selim Han el yazmasında yer alan minyatürlerde bulunan figürlerin incelenmesi amaçlanmıştır.
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunan B 200Envanter Numaralı Şehinşehname II. Cilt minyatürlerinde kompozisyon düzeni
1592 Tarihinde Seyyid Lokman b. Hüseyin el-Aşûrî el-Urmevi tarafından yazılan, Şehinşehnamenin II. cildi tarihi olayları, savaşları, sahneleri ve sünnet düğününü konu almıştır. El yazmasında 95. adet tasvir yer almaktadır. Eserin tasvirli sayfalarının kim ve kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bazı kaynaklarda, el yazmasının Nakkaş Osman ve ekibi tarafından resimlendirildiği yönünde yorum yapılmıştır. Bu bağlamda farklı konuların ele alındığı resimlerin kompozisyon düzenleri, sanatçı davranışlarının belirlenmesi ve farklı örneklerle karşılaştırılması bakımından önem arz etmektedir. Tez çalışmasında Şehinşehnamenin II. Cildinde yer alan resimlerin kompozisyon düzenlerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Surname-i Vehbi minyatürlerinde mekân anlayışı
İlk örneklerini Uygurlar döneminde vermiştir. Osmanlı dönemde yaşamış isimlerden biri Abdülcelil Çelebi'dir. Levni ile hitap edilmesini tercih eden Abdülcelil Çelebi ünlü bir nakkaş olmasıyla birlikte aynı zamanda bir halk şairidir. Levni' nin kendi yazmış olduğu bir çok edebiyat ürünün bulunduğu farklı kaynaklarda söylenmektedir. Resmettiği eserlerde yer alan figürlerde Bursalı tiplerin olmasından dolayı Levni'nin Bursalı olduğu düşünümektedir. Fakat kaynaklarda ise II. Mustafa'nın tahtta olduğu tarihlerde Edirne'de tanınmış bir sanatçı olarak bilinmektedir.Lale devri'nde en parlak zamanını yaşayan sanatçı, dönemin renkli yaşantısınıda eserlerine yansıtarak izleyiciye ulaştırmıştır. Renkli eserler veren sanatçı minyatür sanatında farklı tarz geliştirmesi bakımından önemli yere sahiptir. Sanat tarihi boyunca Batı sanatı tarihini ve minyatür sanatını mekân konusundan farklı iki bakış açısı ile bakılan mekân ile karşılaşırız. Fakat gelişen tarih ile mekân Batı sanatında farklılıklar oluştururken, minyatür sanatında mekân iki boyutlu yüzeyde ve mutlak zaman anlayışıyla ifade edilmesi fikri sabit kalmıştır. Bu durumda minyatür sanatında mekân kavramı ele alınarak, Levni eserlerindeki mekân anlayışı açıklanmaya çalışılmıştır.
Osmanlı minyatürlerinde sultan eğlence sahneleri ve kullanılan çalgı figürlerinin ikonografisi
Kültür tarihi içinde her dönemde etkileri gözlenen Türklere ait unsurlar, dünya kültürünün gelişimine büyük ölçüde katkı sağlamıştır. Kültür katmanları incelendiği zaman, 700 yıllık bir süreci karşılayan Osmanlı kültür anlayışı, dünyanın pek çok yerinde etkili olmuş ve var olduğu döneme büyük katkılar sağlayarak dünya kültürünün gelişiminde önemli rol oynamıştır.Osmanlı?da pek çok alanda zirve denebilecek dönemler yaşanmıştır. Osmanlı Devleti?nde, zirve diye ifade edilen durum sadece güç, iktidar, yönetim gibi siyasi mecralarda değil aynı zamanda kültürel faaliyet alanlarında da yaşanmıştır. Merkezi bir yönetim biçimini benimseyen Osmanlı Devleti?nin sınırları genişledikçe, diğer kültürlerle yaşanılan etkileşim artmış ve kültür alanlarındaki faaliyetleri de çeşitlenmiştir. Osmanlı Devleti?nin sürekli kozmopolitleşen toplum yapısının etkileri her alanda olduğu gibi sanat alanında da gözlenmektedir.Karmaşık ama bir o kadar da köklü bir kültürleşmeyi ifade eden Osmanlı döneminin en önemli sanat icra alanlarından birisi de saray gözetiminde eserler veren ve `Nakkaşhane? adı verilen kurumdur. Özellikle saray kütüphanesinde bulunan minyatürlü el yazmaları bu sanat alanının Osmanlı sarayında çok önemsendiğini bize göstermektedir. Bu eserlerin salt bir resim zevk ve merakından öte siyasi bir mesaj içerdiği ise araştırmacıların ortak fikridir. Özellikle devletlerarası ilişkilerde, gönderilen hediyeler arasında bu minyatürlü yazmaların bulunması bu eserlerin önemini her açıdan değerli kılmaktadır.Bu bağlamda Osmanlı döneminde hazırlanmış olan ?Sultan Eğlence Sahneleri?nde resmedilen çalgıların da Osmanlı ideolojisine uygun bir planlama içinde tasarlanarak eserlere nakşedildiği anlaşılmaktadır.Çalışmamızda incelediğimiz Osmanlı döneminde hazırlanmış olan ?Sultan Eğlence Sahneleri?nde, Tanbur, Ud, Kanun, Çeng, Kemançe/ Kemençe, Tef, Miskâl, Ney, Kopuz çalgılarının kullanıldığı tespit edilmiştir. ?Sultan Eğlence Sahneleri?nde resmedildiği tespit edilen ve yukarıda sayılan müzik aletlerinin bu minyatürler içinde bilinçli olarak kullanıldığı ve bu kullanım ile ilgili tasarrufunda Osmanlı ideolojik anlayışı çerçevesinde planlandığının düşünülmesi gerekliliği vurgulanmaktadır.Bu tür icraların başta padişah olmak üzere idarenin iradesini yansıtan unsurları içinde barındırdığı ve Osmanlı saltanat anlayışı içinde tasarlandığı ise önemli bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Anahtar Kelimeler: Minyatür, Osmanlı, İkonografi, İdeoloji, Çalgı, Müzik, Kültür
Türk ve İran minyatür sanatının incelenmesi ile grafik eğitiminde minyatürün önemi üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın konusu: "Türk ve İran Minyatür Sanatının incelenmesi ile grafik eğitiminde minyatürün önemi"dir. Minyatürün temelleri, zengin ve tarihi, kültür direklerine dayanıp ve bir anlamda, İrfani kültür ve edebiyâtm bir parçasıdır (yani kendi başıâa bir asalet, kültür ve değerdi) ve doğal olarak böyle bir geçmiş, minyatür sanatının kalıcılığına sebep olur. Aym zamanda, yüzyıllardır bütün dünyada, minyatür sanatı müzeler ve kütüphanelerde kitapların ve resim sanatının tarihçesinin önemli ve güzelliklerle dolu bir büyük parçasıdır. Grafik tasarımı (resim ve yazı yolu ile mesaj ve bilgileri iletme) sanayi ve üretim ile tüketim dünyasmın (20. yy'lardan sonra) gereksinimidir. Soğuk ve ruhsuz teknoloji dünyası sanatla güzel ve sevimli oluyor. Grafik tasarımı bütün dallarıyla başka sanatlarla (resim, fotoğrafçılık, kalyografi....) yakın ilişkisi vardır. İllusstrasyon (yazıyı, resimle daha açık, geniş, aydm ve kapsamlı hale getirmek) minyatür ve grafiğin ortak yanlarından biridir. Dolayısıyla, grafik sanatında milli ve kültürel hüviyet ve kişilik ortaya çıkarmak için, minyatür sanatını bütün semboller ve gizemlilikleriyle tanımak çok büyük önem taşıyor. Grafik eğitiminde minyatür sanatının tanıtılmasının önemi bu araştırmanın temel konusudur. Bu konunun önemini incelemek amacıyla ve minyatür dünyasının tanıtımı için, minyatürün arif sanatçısının düşüncelerini anlatan semboller ve minyatür sanatının özellikleri ile tanışıp ve sonra İran ve Türkiye'deki minyatür sanatının tarihini gözden geçireceğiz. Daha sonraki bölümlerde grafik tasarımının uygulanma alanlarını inceleyerek grafik ve minyatürün ortak temellerini ele alırız. Bütün bu incelemelerin sonunda öneri olarak, minyatürün sanatının ve onun özellMerinin tanımı grafik eserlere milli ve kültürel anlam kazandırıldığına inanarak grafik eğitiminde öğrencilerin minyatür sanatıyla tanışmalarını öneriyoruz.
Türk minyatür sanatı içerisinde Ömer Faruk Atabek'in yeri ve günümüze tekniğinin yansıması
ÖZET Çalışmamızın giriş bölümünde konunun amacı, önemi ve yöntemi belirtilmiştir. Tezimizin ikinci bölümü Türk Minyatür Sanatına Kısa Bir Bakış adı altında incelendi. Bu ana başlık altında minyatürün tanımı, kısa tarihsel gelişimi ve Anadolu'daki minyatür sanatına değinilmiştir. Üçüncü bölümü Ömer Faruk Atabek oluşturur. Bu bölümde sanatçının hayatı, sergileri, minyatür çalışmaları ve kullandığı teknik ve malzemeler hakkında bilgi verilir. Dördüncü bölüm tezin esasını oluşturan Katalog kısmıdır. Seçilmiş elli eser konu bakımında sınıflandırılarak sıralanmış ve incelenmiştir. Beşinci bölümü oluşturan Değerlendirme kısmı alt başlıklara ayrılarak geniş bir değerlendirme ortamı yaratılmıştır. Sonuç bölümünde kısaca sanatçının minyatür sanatına katkıları maddeler halinde sunulmuştur. Tez çalışması seçkin bir kaynakçayla son bulmuştur.
XVI. yüzyıl minyatür ustalarından Nakkaş Osman'ın minyatürlerinde at tasvirleri
Abdullah Buhari'nin minyatürleri ve Türk sanatındaki yeri
Derviş Zaim Sinemasında minyatür sanatının kullanılması (Belgesel)
Bu belgeselde özgün bir sinema dili nasıl yaratılır düşüncesinden yola çıkılarak, geleneksel sanatlardan esinlenme yolları üzerine görüş ve düşünceler sergilenmiştir. Örnek filmin senarist-yönetmeni Derviş Zaim, filme minyatürleriyle katkıda bulunan Özcan Özcan ve sinema alanında uzman kişilerin görüşlerinden yararlanılmıştır. Belgeselin amacını ortaya koymak için, Cenneti Beklerken filminin yaratım süreci yanı sıra Derviş Zaim'in Filler ve Çimen, Nokta, Gölgeler ve Suretler filmlerinde ebru, minyatür, hat, gölge sanatı gibi geleneksel sanatları nasıl kullandığı, özgün bir sinema dili arayışı aktarılmıştır. Geleneksel sanatların sinemada kullanılması üzerine kuramsal metinler olmakla birlikte, ancak konuyu aktaran görsel bir çalışma az ya da hiç olmadığı göz önünde tutulursa bu belgeselin katkıları olacağı düşünülmektedir.
Minyatürde mekân algısı ve Erol Akyavaş
Araştırmada geleneğe dair verilerin, kendimize has bir sanatsal anlatı oluşturmak için önemli olduğu vurgulanmıştır. Geleneğe ait olan minyatürün ifade edilmesi ve bu resimsel ifadenin uzama yönelik bilincin çözümlenmesi, Doğu'ya özgü ideolojik algılamayı açıklar. 20. yüzyıldan itibaren Batı resim anlatısının birçok sanatsal algılamayı etkilemesi, kendimize has algılamaların değişmesine veya önemsenmemesine sebep olmuştur. Bu durumla özgün bir anlatı oluşturmaktan ziyade, Batı kompleksine dayanan resimsel anlatımlar ortaya çıktığı görülür.Bu noktadan hareketle, geleneğe dair önemli kültürel bir veri oluşturan minyatür ve minyatürdeki mekân algısı incelenmiştir. Böylece Modern resim mantığı, kendi koşullarımıza göre yeniden ele alınmış olacaktır. Bu mantığı yapıtlarında özellikle kullanan Erol Akyavaş araştırmamız için önemli bir örnektir. Akyavaş Batı'da eğitim almasına rağmen, çalışmaları geleneğe dayanır.Araştırmamızda, minyatürün tarihsel süreci ve bu süreçte oluşan farklı mekân algılamalarına değinilecektir. Aynı zamanda Batı ve Doğu'nun doğa algılamaları tartışılacak, Batı sanat anlatısını Doğu ile karşılaştırarak açıklamaya çalışan Worringer'in, özdeşleyim ve soyutlama kavramları incelenecektir. Örnek aldığımız sanatçının daha çok Osmanlı Minyatürü ile ilgilenmesi, Osmanlı minyatür resmini ve mekân çözümlemelerini araştırmayı gerekli kılmıştır. Erol Akyavaş incelendiğinde aynı anda bulunduğu sanat ortamındaki sosyal-felsefi algılamalara değinilecek ve minyatür mekân çözümlemelerinin Erol Akyavaş resmindeki yeri tartışılacaktır. Böylece geleneğe ait verilerin, `özgün olma' adına bir anlamı olup olmadığına dair kuramsal bilgilerin tekrar incelenmesi amaçlanmaktadır.Anahtar Kelimeler: Minyatür, Uzam, Algılama, Erol Akyavaş, Osmanlı Minyatürü
"Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i 'Irâkeyn-i Sultan Süleyman Han / Mecmu-ı Menâzil (İstanbul Üniversitesi Kitaplığı T 5964)" minyatürlerinde mimarlık betimlemeleri
Matrakçı Nasûh hayatı, eserleri, çok yönlü ve renkli kişiliğiyle 16.yüzyıl'ın en önemli ve merak edilen sanatçılarındandır. Kendine özgü tarzı ve yeteneği onu çağdaşlarının önüne geçirmiştir. Matrakçı Nasûh silahşorluk, matematik ve tarih konulu pek çok eser yazmasına karşın, en dikkat çekici eserleri hem yazıp hem de minyatürini yaptığı tarih konulu eserleridir. Bu tarih konulu eserlerin üçünü resimlemiştir. Bu eserler; Tarih-i Sultan Bayezid, Tarih-i Feth-i Şikloş Estergon ve İstol- Belgrad ile Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn -i Sultan Süleyman Han'dır. Bu eserlerden çalışmamızın konusu olan Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn -i Sultan Süleyman Han, diğer bilinen ismiyle Mecmu-ı Menazil Matrakçı'nın sefere bizzat Padişahla katıldığı ve gözlemlerine dayalı olarak hem yazdığı hem de resimlerini yaptığı yazma eseridir. Bu eserin önemi Matrakçı Nasûh'un kendine özgü tarzı ve resimler ile takip edilen menzillerin gerçekliğidir. Konaklanıp göçülen menzillerin yazılması ve birçoğunun resimlerinin de yer alması bu eserin bir harita niteliği taşımasıyla da önem arz eder. Matrakçı Nasûh bu eseri daha sonra tekrar sefere çıkılması durumunda harita gibi kullanılması için bu şekilde yapmıştır. Resimlerdeki yapıların, özellikle önemli olanların gerçekçi ve asıllarına uygun şekilde yapılması da o dönemin mimari ve şehir planı açısından ayrı bir önem arz etmektedir. Matrakçı'nın resimlerde kullandığı üslup ve canlı renkler de kendine özgü tarzını vurgular. Matrakçı Nasûh bu eserinde menzilleri, buralardaki mimari yapıları, bölgelerin topoğrafik özelliklerini, yapılarında kullanılan malzemeleri renklere göre, iklim özelliklerini ve bölgelerde görülen hayvanları da resmetmiştir. Hiç insan figürü kullanmamıştır. Matrakçı Nasûh'un eserleri pek çok kişi tarafından merak edilmiş ve incelenmiştir. Eserleri hakkında farklı yönlerden ele alınmış çok fazla çalışma vardır. Sadece Mecmu-ı Menazil eseri ile ilgili bile onlarca çalışma ve araştırma yapılmıştır. Çünkü eserde farklı yönlerden ele alınabilecek çok fazla faktör yer almaktadır.
Minyatür tekniğinin günümüz sahne tasarımında kullanımı
Tiyatro sanatını minyatür sanatı ile buluşturan ortak yan, her ikisinin de bir metinden yola çıkarak biçim kazanmasıdır. Tiyatroda sahne mekânı kurgusu oyun metnini açıklarken, minyatür mekânı, resmedildiği kitabın ele aldığı konu ve olayları açıklamak üzere kurgulanıp tasarlanırlar. Minyatürde "yazı" ne ise tiyatroda oyuncunun dilinden dökülen oyun metni, yani "söz" odur. Sahneleme sırasında seyircinin bakış açısı ile gösterimin yeniden değerlendirildiği yaratıcı sürece etki edecek biçimler yaratmak sahne tasarımı sanatçısının ödevidir. Oyunun anlamını açıklayan önemli bir unsur olarak mekân tasarımı, seyirci merkezli bir bakış açısına hizmet etmek zorundadır. Seyirci, sahnede yalnızca oyunun geçtiği yeri, dönem, sosyo-ekonomik, kültürel yapı vs. bakımından açıklayan ya da oyuncuların gösterim sırasında ihtiyaç duyacağı dekor ve aksesuar parçaları ile mi görecektir, yoksa sahne mekânının kendisine sunduğu biçimleri değerlendirerek yaratıcı sürecin içinde mi olacaktır? Minyatür sanatının izleyeni merkeze alarak ona "kutsal bakış" açısı bahşeden çok yönlü perspektif anlayışı, tiyatro izleyicisi söz konusu olduğunda nasıl karşılık bulacaktır? Bu sorular temelinden hareket eden çalışmamızda sahne mekânında yer alan unsurların minyatür tekniğinin kişi, yapı ve eşyaları önden, arkadan, tepeden, yandan gösteren üslup özellikleri ve farklı zamanları işaret eden farklı mekânları bir arada gösterme özelliğinden yararlanarak seyirciye çok yönlü bir perspektif sunulabilmesi için yollar aranmıştır.
Günümüz uygulamalarında minyatür geleneğini sürdüren iki sanatçı ve yeni tasarımlar
Minyatür sanatı, İslâm dünyasında, bir metni açıklamaya yarayan ve görsel anlamda destekleyen resimler olarak tanımlanmaktadır ve genellikle yönetici kesim (saray ve çevresi) için üretilmiş, belli üslûplara sahip kitap resimleridir. Ancak, tarih boyunca, saraya bağlı sanatçıların çeşitli atölyelerde çalışmaları sonucu farklı üslûplar birbirlerinden etkilenmiş, böylece hem teknik hem de konu bakımından tek bir tasvir anlayışından bağımsız, özgün karakterde minyatürler de üretilmiştir. Osmanlı döneminde kitap resmi (minyatür), tamamen saraya bağımlı olarak gelişmiş ve üç yüz yılı aşkın süre ürünler vermiştir. Osmanlı devletinin güçlenmesine paralel olarak, sarayda kitapların resimlenmesine önem verilmiş, bu iş padişahlarca desteklenen, değer verilen bir sanat dalı haline gelmiştir. Günümüz uygulamalarında ise minyatür sanatı, devlet desteğiyle, güzel sanatlar fakülteleri ile, kurslarla üretime ve gelişmeye devam etmektedir. Günümüzde bu alanda minyatür geleneğinden kopulmamış ve bu geleneği sürdüren, temsilcisi olan pek çok sanatçı göze çarpmaktadır. Bu sanatçılar arasında yaşayan ve günümüzde üretime devam eden ikisi ele alınmış ve bu tez çalışmasına konu edilmiştir. Bu sanatçılardan ilki, Türkiye'de kendini bu işi devam ettirmeye adamış, Süheyl Ünver atölyesinden yetişmiş, kesin bir geleneksel anlayışa sahip sanatçı Ülker Erke'dir. Diğer sanatçı ise, daha genç nesli temsil eden, güncel uygulamalara kendini yakın gören, gelenekten kopmamış fakat yeniliklere açık olup bir çok farklı denemeler yapan günümüz sanatçısı Taner Alakuş'tur. Gerçekleştirilen bu araştırma kapsamında sanatçılar ile birebir görüşme yapılmış, minyatürleri incelenmiş ve her iki sanatçının da farklılıklarına değinilmiştir. Birinci bölümde, Türk minyatür sanatına genel bir bakışla minyatürün tanımı ve tarihsel gelişimine değinilerek, Selçukludan günümüze kadar olan minyatür sanatından örnekler verilmiştir. İkinci bölümde, sanatçı Ülker Erke'nin hayatına, sanat çalışmalarına, eserlerine, tekniklerine ve kullandığı malzemelere farklı başlıklar halinde yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, aynı şekilde sanatçı Taner Alakuş tanıtılmıştır. Tez çalışmasının dördüncü bölümünde, özgün uygulama çalışmaları yapılmıştır.
Mecmua-i murakkaat şah kuli mihrdar minyatürlerinde üslup ve ikonografi
Aslı Farsça olan ve derleme anlamına gelen murakkaa, Türkçe'ye murakka' şeklinde geçerek albüm terimi olarak karşılık bulmuştur. Murakkaât, terimin çoğul halidir. Birkaç kâğıdın; buğday nişastası, jelatin, şap, su gibi malzemeler kullanılarak hazırlanan yapıştırıcı maddeyle birleştirilmesiyle ortaya çıkarılan murakka' geleneksel Türk sanatlarımızdan minyatür, tezhip ya da ebru gibi alanlarda karşımıza çıkar. Murakka'ların birleştirilerek klasik üslupta ciltlenmesi ile kitap murakka'lar ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti'nde bilhassa minyatür sanatında rastladığımız murakka' genellikle minyatür albümleri ifade etmek için kullanılır. Şahkulu Mihrdar'ın Murakkaât" adlı eseri de bu türde ortaya konmuş eserlerden biridir. Mecmua-i Murakkaat Şah Kuli Mihrdar Osmanlı Devleti'nin 16. yüzyılına tarihlendirilen yazma eserlerinden biridir. Üç bölüm olarak ele alınan eserin birinci kısmı otuz bir adet varaktan meydana gelmiş olup Pançatantra, Kelile ve Dimne, Envar-ı Süheyli,Hümâyunnâme gibi farklı adlarla tanınan ancak konuları hükümdarlara ders vermek, yol göstermek, devlet büyüklerine yardımcı olmak olan hikâyeleri anlatan minyatürlerin yanı sıra kaynağını Şehname ve Mesnevi'den alan minyatürleride içerisinde barındırır. Eserdebulunan kırk bir adet minyatürlü varakta, seksen üç farklı minyatür yer almaktadır. Bunlarla birlikte Arapça, Farsça ve Çağatay Türkçesi ile yazılmış hatlara da yer verilmiştir. Murakkaat'ta yer alan minyatürler, 16. yüzyıl İran minyatürleriyle olduğu kadar, 16. yüzyıl Osmanlı minyatürleri ile de benzerlikler göstermektedir. Yapılan araştırmalar ve değerlendirmeler sonucunda minyatürlerin Kelile ve Dimne'ye değil bir Hümayunname'ye ait olduğu kanısına varılmıştır. Bu bağlamda minyatürlerin, tamamının değilse bile bir kısmının Şah Kuli ile öğrencisi Kara Memi ve ekibi tarafından yapıldıkları veya yapımında rol aldıkları sonucuna varılmıştır
Farklı görme biçimleri olarak merkezi perspektif ve önem perspektifi
Bu çalışma farklı kültürlerden doğan farklı bakış açılarının oluşturduğu görme biçimlerinin karşılaştırılması amacıyla yapılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda başlangıçta araştırmanın kuramsal bağlamı, sorunu, amacı, önemi, sayıltıları, sınırlılıklarına yer verilmiştir. Daha sonra Rönesans Dönemi kültür ve sanat ortamı, bir görme rejimi olarak merkezi perspektif rejimi ve sanatçıların insana eğilimi üzerinden portre açıklanmış olup bundan sonra Minyatürün tanımı ve tarihsel süreci, önem perspektifi, Nakkaşhane geleneği ve padişah portreciliği tartışılmakta ve sonunda analiz yapılmaktadır. Gentile Bellini'nin resmettiği Fatih portresi ile Nakkaş Sinan'ın nakşettiği Fatih portreleri göstergebilim yöntemi ile mukayese edilmektedir. Bu çalışmanın amacı farklı kültürlerde ve farklı tekniklerle yapılmış Fatih'in portreleri üzerinden farklı görme biçimlerine ve bakışın tek tipleşmesine doğru bir okuma yapabilmektir. Merkezi perspektifin bozularak Maniyerizm'i oluşturması gibi Batı'da kültürün dönüşerek süreklilik kazanmasına karşın Doğu'da Minyatür, kültürel işlevini yitirmiş ve bugün minyatür yapılamaz olmuştur. Tarihsel süreç içerisinde Minyatür geleneği içerisinde görme biçimleri ve kültürün dönüşemeyerek, tekrara düşmesine bakışın tek tipleşmesi izleği üzerinden bu çalışma bünyesinde cevap aranacaktır.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde bulunan Derviş Mustafa'nın Şehnâme Tercümesi'nde (NEK TY 06131-06132-06133) üslup ve ikonografi
Günümüzde İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Nadir Eserler Bölümünde TY06131-06132-06133 numaralara kayıtlı Şehnâme Tercümesi'nin üç cildinde yer alan minyatürlerin üslup ve ikonografik değerlendirmesi, tez konusu olarak seçilmiştir. Bu üç ciltlik eserin birinci cildinin sonunda 1773 yılı ve istinsahının Derviş Mustafa olduğu kayıtlıdır. Bu eserde yer alan üç cildin, birinci cildinde; 46, ikinci cildinde; 23, üçüncü cildinde; 33 minyatür olmak üzere toplamda 102 minyatür bulunmaktadır. Ayrıca bu eser, Veliyyüddin Efendizade'nin metrukatı olması, bu minyatürlerin farklı dönemlerde, farklı nakkaş ya da nakkaşların hazırladığı eserler olması ve bu eserlerin vassale tekniğiyle bir araya getirilmesi bakımından önemlidir. İran'ın milli destanı, Firdevsî'nin Şehnâme adlı eseri Osmanlı Sultanları tarafından büyük ilgi görmüş ve bu eser örnek alınarak, Osmanlı döneminde çok sayıda resimli nüshaları hazırlanmıştır. Osmanlı'da Şehnâme Tercüme faaliyeti ise, Sultan II. Murad ile başlamış, XVIII. yy'a kadar azalarak devam etmiştir. Araştırmanın konusunu oluşturan İÜK. Şehnâme Tercümesi de XVIII. yy.'da Osmanlı'nın kültür-sanatta yönünü Batıya çevirdiği bir dönemde, dönemin önemli koleksiyonerlerinden biri Mehmet Emin Efendi farklı nüshalardan elde ettiği minyatürleri vassale tekniğiyle bir araya getirilmesini sağlamış ve böylece minyatürlerin dağılıp yok olmasının önüne geçilmiştir. Üç cildin bu teknikle birleştirilmesi sırasında kendi mi çalışmış, yoksa başka vassal ya da vassallar mı çalışmış bilinmemekte, fakat resimlerin özensiz bir araya getirilmesi, bu eserde farklı vassal ya da vassalların çalışmış olabileceğini düşündürmektedir. Yapılan inceleme sırasında ulaşılan XV.-XVIII. yy. arasında hazırlanan resimli Şehnâme nüshalarından seçilen örneklerle üç ciltteki tasvirlerin karşılaştırılması sonucunda, bu tasvirlerde Osmanlı ve Safevi üsluplarını bilen nakkaşların varlığı tespit edilmiştir. Tasvirlerin bazı farklılıklar dışında seçilen örnekler ile benzer ikonografik şemayı sürdürdüğü gözlenmiştir.
Bibliothèque Nationale de France Müzesi'nde bulunan Od.23 numaraya kayıtlı Osmanlı Kıyafet Albümü
18. ve 19.yüzyıllarda Osmanlı toplumu, Avrupa'nın politik, askeri, ekonomik ve kültürel etkilerini giderek daha fazla hissetmeye başlamış, bu etkiler resim sanatı alanında da önemli değişimlere neden olmuştur. Batılılaşma döneminde Osmanlı resim sanatı, Avrupa tarzı resimlerin popüler hale gelmesiyle birlikte portreler, manzaralar ve natürmortlar gibi batı tarzında yapıtların üretimi artmıştır. Ayrıca bu dönemde, Osmanlı hükümdarları ve soyluları da Avrupalı ressamlar tarafından portrelenmiştir. Batı'nın Osmanlı'ya merakı neticesinde yurda pek çok sayıda sanatçı, elçi, gezgin, misyoner gelerek İstanbul manzarasını, saray ve sosyal hayattan insanların kıyafetlerini resmetmeye başlamışlardır. Böylece Osmanlı toplumunda albüm geleneği giyim ve kıyafet kültürünün belgelenmesi amacıyla ortaya çıkmış önemli bir yenilik olarak meydana gelmiştir. Bu seyahatlerin bir sonucu olarak, yerli sanatçılar da batının tek bir yaprağa çizdiği figürlerden ve oluşturdukları albümlerden etkilenerek yeni bir gelenek meydana getirmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu'nda, giyim ve kıyafetler sosyal statüyü ve kültürel kimliği yansıtan önemli bir unsurdur. Dolayısıyla, kıyafet albümleri, belirli bir dönemin modasını, giysilerin kesimini, kumaşını, desenlerini ve aksesuarlarını göstererek o dönemin giyim kültürünü belgelemesiyle oldukça önemlidir. Bu albümler genellikle el yapımı ile oluşturulmuştur. Albümler, Osmanlı toplumunun farklı sosyal sınıflarından insanların giyim tarzlarına, saray kıyafetlerinden halk kıyafetlerine kadar çeşitli kıyafetlerin resimleri barındırır. Ayrıca, özellikle düğünler, bayramlar, resmî törenler gibi özel etkinliklerde giyilen kıyafetler de bu albümlerde sıkça yer almaktadır. Günümüzde yerli ve yabancı birçok sanatçının albümleri yer almaktadır. Çalışmanın konusu olan albüm, batılı bir sanatçı tarafından resmedilmiştir. Figürlerin altında Fransızca tanımları bulunan albümde Sultan III. Selim'e ait üç portrenin yer alması, saray çalışanlarının resmedilmesi ve sosyal hayattan insanların tasvirlerinin de yer almasıyla önem taşır.