Sayısal analiz
Bu konu başlığı altında 68 tez
Bir ekonomizer tasarımı ve nümerik analizi
Atık ısı ile birlikte kazan besi suyunun ısıtılmasını ve enerji geri kazanımını sağlayan ısı değiştiricileri ekonomizer olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada, atık ısının sisteme geri kazandırılma yöntemleri ve ekonomizer uygulamaları detaylı olarak ele alınmıştır. Fırından çıkan atık baca gazı ısısından yararlanılarak bir ekonomizer tasarımı, teorik hesaplamaları ve nümerik analizi yapılmıştır. Tasarımda, bir kablo firmasında kullanılan yanma testi fırınına ait veriler kullanılmıştır. Duman gazından suya olan ısı transferinde, duman gazı tarafındaki ısı iletim katsayısının su tarafına göre düşük olması sebebi ile ekonomizer tasarımında kendinden kanatçıklı serpantinler kullanılarak ısı geçiş miktarı arttırılmıştır. Ekonomizer tasarımı hesaplamalarında, logaritmik ortalama sıcaklık farkı ve ε - NTU metotlarından yararlanılmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda, 288,24 m^2 yüzey alanına sahip ve kendinden kanatçıklı 120 adet serpantinden oluşan, 6 geçişli ve 5 sıralı bir ekonomizer tasarlanmıştır. Ekonomizerde kullanılan ısı değiştiricinin etkenliği 0,71 olarak hesaplanmıştır. Boru ve kanatçıklarda kullanılan materyal, ısıl iletkenlik katsayısının yüksek olması sebebi ile bakır olarak seçilmiştir. 20°C'de sıcaklığında ve 500 litre boiler tankında bulunan su, tasarlanan ekonomizer ile birlikte 60°C sıcaklığa 435 saniyede arttırılmıştır. Yanma testi fırını, her bir kablo grubu için 25 dakika çalışmaktadır. Tasarımı özgün kılan noktalardan birisi, ekonomizer yardımı ile yaklaşık 7 dakikada ısının sisteme geri kazandırılmasıdır. Ekonomizer sisteme dâhil edildiğinde baca gazı sıcaklığının 71,2°C'den 50°C'ye azaldığı görülmektedir. Böylece, baca gazı soğutularak daha düşük bir sıcaklıkta atmosfere atılacaktır. Tasarımı ve teorik hesabı yapılan ekonomizerin, ANSYS CFD programında sonlu elemanlar yöntemi ile birlikte nümerik analizi yapılmıştır. Teorik hesaplama sonuçları ve nümerik analiz sonuçlarının uyum içerisinde olduğu görülmüştür.
Kohezyonsuz zeminlerde helisel kazıkların eksenel yük etkisindeki davranışlarının sayısal analiz yöntemleri ile araştırılması
Helisel kazıklar tek, çift veya birkaç helis yaprağından oluşan, merkezinde şaft, ucunda konik ağız, uzatma bölümleri ve manşonlardan meydana gelen, zeminlere kuvvet momenti yoluyla döndürülerek kurulan, çelik malzemeden oluşmuş fabrika üretimi kazıklardır. Bu tez çalışmasında, kohezyonsuz zeminlerde, helisel kazıkların eksenel basınç yükü etkisi altındaki davranışları; sayısal analiz yöntemleri ile araştırılmıştır. Bu kapsamda, sıkı ve gevşek kum zeminlere gömülü, farklı yapısal tasarım niteliklerine sahip model helisel kazıklar; sayısal ortamda eksenel basınç yüküne maruz bırakılarak yük-deplasman davranışları, göçme mekanizmaları ve nihai eksenel taşıma kapasiteleri irdelenmiştir. Bu tezin özgün değeri ve mevcut araştırmalardan farkı ise farklı sıkılıktaki kum zeminlerde eksenel basınç etkisindeki helisel kazıkların, OPTUM G2 geoteknik tasarım programında, çarpan elastoplastik analiz (MEPA) ile probleme özgü ağ uyarlaması göz önüne alınarak çözümlenmesidir. İki boyutlu eksenel simetri yaklaşımıyla kurgulanan sayısal modeller, otomatik ağ uyarlaması tekniğiyle sonlu elemanlara ayrılarak, çarpan elastoplastik analiz modunda eksenel basınçla yüklenmiştir. Helisel kazıkların sayısal olarak elde edilen yük-deplasman eğrileri üzerinden %5D sınır deplasman kriterine göre nihai basınç taşıma kapasiteleri belirlenerek deneysel ve analitik sonuçlarla kıyaslanmıştır. Ayrıca, deneysel verilerle doğrulama yapıldıktan sonra orta sıkı zemin ve model ölçek etkisi olmak üzere iki farklı şekilde parametrik çalışmalar da yapılmıştır. Sonuç olarak, OPTUM G2 yazılımının eksenel yükleme koşulunda, helisel kazık-kohezyonsuz zemin etkileşimi modellemede ve çözümlemede başarılı ve güvenilir çıktılar sunduğu görülmüştür.
Dinamik yapı-kazık-zemin etkileşiminin çözümlenmesi ve makine öğrenmesiyle tahmini
Yapı-kazık-zemin etkileşimi; üstyapının, temel-kazık sisteminin ve kazıkları çevreleyen zeminin, dinamik koşullar altında, birbirlerinin taleplerini karşılıklı olarak etkilediği ve tüm sistemin birlikte daha farklı bir mekanik davranış sergilediği karmaşık bir süreçtir. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY) 2018 içerisinde yapı-kazık-zemin etkileşimi; ortak sistem ve altsistem yaklaşımlarıyla ve Yöntem I-II-III olmak üzere farklı yollarla çözümlenebilmektedir. TBDY-2018 esasına göre kinematik ve eylemsizlik etkileri, analizlerde ayrı veya birlikte göz önüne alınabilmektedir ve etkileşim çözümleri öncesinde mutlaka deprem yer hareketleri, birtakım kurallara göre ölçeklenmesi gerekmektedir. Bu nedenle çözüm geçerliliği ve yapı güvenilirliği açısından, yapı-kazık-zemin sisteminin doğru modellenmesinde, TBDY-2018 tasarım kuralları çok büyük bir öneme sahiptir. Bu çalışmada, deprem yer hareketi kayıtlarının ölçeklenmesi için basit ölçeklendirme ve spektral uyuşum yöntemlerine ek olarak, bu iki yaklaşımın avantajlarını optimize etmeyi hedefleyen makine öğrenmesi destekli hibrit bir yaklaşım geliştirilmiştir. TBDY-2018 ilkeleri esas alınarak, basit ölçeklendirme, spektral uyuşum ve makine öğrenmesi tabanlı olmak üzere farklı ölçeklendirmelere dayanan üç boyutlu dinamik yapı-kazık-zemin etkileşimi çözümlemeleri gerçekleştirilmiştir. Sayısal analizler için üstyapının doğrusal olmayan malzemeler ve elemanlarla, zemin ortamının ise doğrusal olmayan yaylarla temsil edildiği yüksek katlı ve kazık temelli bir betonarme bina tasarlanmıştır. Çalışma kapsamında geliştirilen merkezi bir bilgisayar yazılımı ile yönetilen ortak sistem modeli, dinamik koşullar altında zaman tanım alanında doğrusal olmayan analizler yoluyla çözümlenmiştir. Basit ölçeklendirme ve spektral uyuşum yaklaşımları ile bu iki yöntemin güçlü yanlarından oluşturulan makine öğrenmesi tabanlı hibrit ölçeklemenin, yapı-kazık-zemin modelindeki tepkileri, çıktıları ve performansı değerlendirilmiştir. Ayrıca, sismik yer hareketi karakteristikleri ile yapı–kazık–zemin etkileşimi çıktıları arasındaki ilişkiler, makine öğrenmesi rastgele orman algoritması kullanılarak sınıflandırma esaslı tahmin edilmiştir. Sonuç olarak, geliştirilen bu tahmin modeli; kritik yapısal ve geoteknik talepleri, belirli doğruluk düzeylerinde öngörebilmiştir ve yapı–kazık–zemin etkileşimi problemlerinde makine öğrenmesi tahmininin uygulanabilirliği ortaya koyulmuştur.
Çok katmanlı cam sistemlerinin ısıl performansının farklı parametrelere bağlı sayısal ve deneysel incelenmesi
Çağımızın en büyük sorunu enerji kaynaklarının azalması ve bu kaynaklara erişim zorluğudur. Enerji, dünya çapında ülkelerin ekonomik ve siyasal politikalarını belirleyen bir etmendir. Ülkeler geliştikçe enerjiye olan ihtiyaçları da artmaktadır. Gelişmekte olan ya da gelişmiş olan ülkelerde enerji ihtiyacında artış gözlenir. Her geçen gün artan enerji ihtiyaçlarını karşılamak ve birim başına düşen enerji maliyetini azaltmak amacıyla yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve verimlerinin artırılması üzerine çalışmalara hız verilmiştir. Fosil kaynaklı enerjilerin rezervlerinin azalması, enerji maliyetlerinde yaşanan artış, yenilenebilir enerji projelerine öncelik verilmesini sağlamıştır. Ülkemizde üretilen enerjinin %35'lik kısmı binalar için kullanılırken binalarda kullandığımız enerjinin %65'i ise iklimlendirme için tüketilmektedir. Bina iklimlendirmelerinde enerji verimliliğinde uygulanacak tedbirler, enerji sarfiyatının önüne geçilmesini sağlayarak küresel olarak karbon ayak izinin, ulusal olarakta enerji ithalatının azalmasını sağlayacaktır. Bu bağlamda ısı kayıplarının araştırılması ve bu kayıpların azaltılması için yapılan çalışmalara ağırlık verilmesi doğru bir karar olacaktır. Bu çalışmada pencerelerin, bina ısıl verimliliğine olan etkisi incelenecektir. Argon, kuru hava dolgulu, farklı gaz dolgusu kalınlıklarına sahip konfor cam ve ısıcam kaplamalı, çok katmanlı pencerelerin ısı iletim katsayılarıyla ilgili sayısal analizler sunulacaktır. Ayrıca gaz dolgusundaki sıcaklık dağılımı gözlemlenerek, tasarımları ve simulasyonları için de Comsol multıphysıcs programı kullanılacaktır.
Farklı soğutma metotlarının fotovoltaik panellerin performansına etkilerinin teorik ve deneysel incelenmesi
Yapılan bu çalışmada fotovoltaik panellerin ısınmasından dolayı maruz kaldığı güç kayıplarının azaltılmasına yönelik pasif soğutma yöntemlerinin etkinlikleri incelenmiştir. Çalışmada öncelikle sayısal analiz çalışması yapılmıştır. Sayısal analiz çalışması sonucunda, deneysel çalışmada test edilecek pasif soğutma metotları belirlenmiştir. Deneysel çalışma temel olarak ısı borusu (PV/T-IBAL) ve kanatlı ısı emicilerden (PV/T-AK) oluşan soğutma metotlarını içermektedir. Bu soğutma metotlarıyla oluşturulan sistemler, geleneksel fotovoltaik panel ile karşılaştırılmıştır ve bu sistemlerin termodinamik analizleri yapılmıştır. Deneysel çalışma, yapılan soğutma işlemleri sonucunda PV/T-IBAL ve PV/T-AK panellerin sıcaklı değerleri sırasıyla, referans PV panel sıcaklık değerinden ortalama 8℃ ve 3℃ daha düşük değerlerde olduğunu göstermiştir. Çalışmada PV/T-IBAL ve PV/T-AK panellerde üretilen güç sırasıyla, referans PV panelden üretilen güçten ortalama %3.74 ve %2.33 daha fazla gerçekleşmiştir. Elde edilen bulgular belirli bir zaman aralığında ortalama güneş ışınım şiddetinin %2.8 azalmasına rağmen, ortalama rüzgâr hızının %15.3 artış göstermesi, PV panellerde yaklaşık %8.5 güç artışı sağladığını göstermiştir. Yapılan enerji analizi sonucunda PV/T-IBAL panelin elektriksel verimi ortalama %12.3, PV/T-AK panelin elektriksel verimi %12 ve referans PV panelin elektriksel verimi %11.7 olmuştur. Çalışmada PV/T-IBAL panelin toplam verimi ışınım ve çevre şartlarına bağlı olarak yaklaşık %13 olarak gerçekleşmiştir. Çalışmada kullanılan sistemlerin ekserji analiz değerleri ısı borularının kullanıldığı PV/T-IBAL panelin ekserji verimi %13.7, alüminyum kanatların kullanıldığı PV/T-AK panelin ekserji verimi %14.6 ve referans PV panelin ekserji verimi %14.9 olmuştur. Deneysel çalışmalarda elde edilen bulgular PV/T-IBAL, PV/T-AK ve referans PV panel yüzey sıcaklık değerleri ile sayısal analiz çalışmasından elde edilen değerler sırasıyla %4.5, %9 ve %14.5 hata oranlarıyla doğru tahmin edildiğini göstermiştir.
Isparta pomza katmanları zemin büyütmelerinin sonlu elemanlar yöntemiyle analizi
Bu çalışmada, Isparta bölgesine ait pomza zemin tabakalarının deprem etkisi altındaki dinamik davranışını incelemek amacıyla üç farklı gerçek deprem kaydı (Kocaeli, Loma Gilroy 2 ve Northridge 2) seçilmiştir. SeismoMatch yazılımı ile ilgili tasarım spektrumuyla uyumlu hale getirilen ivme kayıtları, Deepsoil ortamında hem eşdeğer doğrusal hem de doğrusal olmayan zaman tanımlı zemin büyütme analizlerine tabi tutulmuştur. Analiz sonuçları, zemin yüzeyinde elde edilen pik ivme değerlerinin alt katmanlara kıyasla belirgin oranda yüksek olduğunu göstermiştir. Elde edilen ivme spektrumları, SAP2000 platformunda oluşturulan üç temel model üzerinden (i) serbest saha, (ii) yapı-zemin etkileşimi ve (iii) yapı-kazık-zemin etkileşimi, doğrusal olmayan time-history analizleriyle değerlendirilmiş; her bir modelde zemin koşullarının, kazık temel davranışının ve mevcut yapının dinamik tepki spektrumu üzerindeki etkileri karşılaştırmalı olarak irdelenmiştir. Bu kapsamlı analizler, pomza zemin tabakalarının deprem altındaki büyütme karakteristiklerini ayrıntılı biçimde ortaya koyarak, hem yapısal tasarım stratejilerinin optimizasyonuna hem de zemin-yapı etkileşim mekaniğine önemli akademik katkılar sunmayı hedeflemektedir.
Numerical investigation of convective-diffusive transport using the smoothed particle hydrodynamics technique
In this thesis, Incompressible Smoothed Particle Hydrodynamics (ISPH) technique is implemented to analyze various convective-diffusive transport problems numerically. First of all, a brief summary of applications and developments in SPH is given. Then, SPH methodology is presented. A detailed discussion on frequently used high order SPH approximation schemes is made and an expansion of existing projection methods developed for isothermal flow to non-isothermal and double-diffusive flows is introduced. The code developed during this thesis study is validated for isothermal problems such as lid-driven cavity and vortex spin-down. Furthermore, in order to test the upper limit of accuracy of SPH computations, a grid-based ISPH approach is proposed. Grid-based ISPH is applied to natural convection in a square cavity problem and the results are compared to the data available in the literature. Similar to gridbasedISPH code, meshless ISPH code is used to solve natural convection problems. Rayleigh-B´enard convection is studied and multiple states of the solutions are obtained. Moreover, natural convection is investigated at the onset of instability in which multicellular and oscillatory flow patterns are observed. Apart from natural convection, ISPH code also introduced to double-diffusive transport problems. In terms of double-diffusion, ISPH performance in aiding and opposing flows are provided. Furthermore, ISPH code is also implemented to two-phase flows. In the context of two-phase flows, topological changes of the interfaces and Rayleigh-Taylor instability problems are simulated. ISPH results for two-phase flow are compared to results obtained by Level Set Method.
Analyses of thermo-active piles considering surface radiation and wind convection effects
Energy piles are emerging as a promising technology for utilizing shallow geothermal energy, garnering considerable interest recently. This has led to an increase in studies, including field tests, model tests, and numerical analyses. While numerical analyses are advantageous due to their flexibility, their accuracy depends on thorough validation with field or model data. This task is complex because of the intricate interactions between mechanical, thermal, and hydrological processes. The validation process is further complicated by factors such as cyclic thermal loading, seasonal temperature changes, and intermittent operation. It's important to note that many verification studies use adiabatic thermal boundary conditions, which ignore atmospheric temperature fluctuations and wind effects that significantly impact the thermal behavior of energy piles, particularly near the surface. This study addresses this limitation by incorporating atmospheric and solar effects into the numerical analysis, using a thermal loading test on a continuous flight auger pile in Houston, Texas. By considering surface solar radiation, this study improves the understanding of the thermal responses of soil and piles, producing results that closely match field measurements. Incorporating atmospheric and solar effects advances the accuracy and relevance of numerical models in simulating energy pile behavior, which is crucial for optimizing their energy efficiency and performance.
Pankreas nöroendokrin tümörlerinde proliferasyon indeksinin değerlendirilmesinde dijital patolojinin önemi
Amaç: Çalışmamızda, pankreasın nöroendokrin tümörlerinde diferansiyasyonun belirlenmesi ve gradeleme yapılabilmesi için gerekli olan Ki67 proliferasyon aktivite indeksinin üç ayrı sayım yöntemi kullanılarak hesaplanması ve rutin uygulamada hangi yöntemin daha uygun olacağının belirlenmesi hedeflenmiştir. Ayrıca pankreatik nöroendokrin tümörlerin anatomik lokalizasyon, histomorfolojik özellikler ile ilişkisinin gösterilmesi ve bunların prognoz üzerindeki etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2000 – Ağustos 2023 tarihleri arasında pankreatik nöroendokrin neoplazi ön tanısı ile ameliyat edilen ve bölümümüzde yapılan histopatolojik inceleme ve immünhistokimyasal değerlendirme sonucunda nöroendokrin tümör veya karsinom tanısı alan hastalar Avicenna programı üzerinden taranmıştır. Buna göre pankreas kaynaklı endokrin tümör olguları değerlendirmeye alınmıştır. Dahil edilme kriterlerine sahip olan olgulara ait bölümümüz arşivinde bulunan hematoksilen-eozin kesitleri, nöroendokrin belirteç (Sinaptofizin ve Kromogranin A) ve Ki67 boyalı immünhistokimyasal kesitler yeniden değerlendirmeye alınmıştır. Daha önce hematoksilen ve eozin ile boyanmış preparatları değerlendirirken, tanıyı doğrulamak için gerekli mitoz sayısı da dahil olmak üzere pankreas nöroendokrin neoplazisinin histomorfolojik özellikleri tanımlanmıştır. İmmünohistokimyasal olarak boyanmış kesitler, önce ışık mikroskobunda incelenecek, Ki67 proliferasyon indeksi ışık miroskobunda boyanmanın yoğun olduğu "hot spot" alanlarda x40 büyütme ile 2000 tümör hücresinde pozitif nükleer boyanan tümör hücreleri sayılarak hesaplanmıştır. İkinci olarak sayım x40 objektifli 3DHistech Pannoramic Scanner (P250 Flash III) kullanılarak yapılmıştır. Ki67 immünhistokimya boyalı kesitler 3DHistech Pannoramic Scanner (P250 Flash III)'da taranmıştır. Taranan slayt görüntüleri üzerinde patolog tarafından manuel olarak en yüksek Ki67 immünoreaktivite yoğunluğuna sahip alanlar ("hot spot"), 400x büyütmede seçilmiştir. Bu alanların yarı otomatik dijital analiz softwere (Case Viewer 2.5 rtm) kullanılarak yüksek çözünürlüklü görüntü formatında dışa aktarılması yapılmıştır. Tüm olgular için Ki67 immünoreaktivitesi, pozitif tümör hücrelerinin sayısının minimum 2000 toplam tümör hücresine bölünmesiyle verilen nükleer boyanan tümör hücrelerinin yüzdesi olarak ifade edilmiştir. Daha sonra patolog tarafından seçilen aynı sıcak nokta alanlarını otomatik program (Quant Center, Cell Quant rejim) değerlendirecek ve ardından yüzde olarak ifade edilen, pozitif olarak boyanmış hücrelerin sayısı ve toplam hücre sayısının sonucundan oluşacak olan sonucu verilmiştir. Toplam 87 Pankreatik nöroendokrin neoplazi olgusunun değerlendirilmesi yapılmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, ameliyat türü, tanı, evre, tümör lokalizasyonu, tümör boyutu, cerrahi rezeksiyon alanında tümör varlığı, nekroz varlığı, lenfovasküler ve/veya perinöral invazyon varlığı, lenf nodu metastazı ve uzak metastaz varlığı değerlendirilecek, hastalara ait gibi klinik bilgiler "Hastane Bilgi Sistemi" sisteminden elde edilmiştir. Tanıları doğrulamak veya değiştirmek için seçilen hematoksilen-eozin boyalı kesitler en son 2017 Dünya Sağlık Örgütü Endokrin sınıflandırmasına göre yeniden belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 51,6 olan 52 kadın (%59,8) ve 35 (%40,2) erkek hasta dahil edildi. Tüm vakaların tanı anındaki ortalama yaşı 51,60 olarak bulundu. Yaş aralığı 24-83 yaş arasında değişmekteydi. Işık mikroskopla manuel Ki67 sayma yöntemi ile 25 G1 PNET olgusu, 43 G2 PNET olgusu ve 19 G3 PNET ve PNEK olgusu tanımlandı. Dijital görüntü üzerinde manuel değerlendirmede, 32 olgu G1 PNET, 36 olgu G2 PNET ve 19 olgu G3 PNET ve PNEK olarak değerlendirildi. Dijital görüntüde otomatik değerlendirmede, 23 olgu G1 PNET, 32 olgu G2 PNET ve 19 olgu G3 PNET ve PNEK olarak değerlendirildi Çalışmamızda her olgu için ışık mikroskopla manuel değerlendirme, dijital görüntü üzerinde manuel değerlendirme ve dijital görüntüde otomatik değerlendirme olmak üzere üç farklı yöntemle elde edilen Ki67 proliferasyon indeksi sonuçları arasındaki uyum değerlendirildi. İstatistiksel olarak sınıf içi korelasyon katsayısı (Intraclass Correlation Coefficient-ICC) 0,964 ile 0,983 (ortalama 0,975) arasında saptandı. Ki67 proliferasyon indeksini hesaplamaya yönelik üç yöntemin arasında yüksek düzeyde bir korelasyon olduğu görüldü. Çalışmamızda kullanılan Ki67 proliferatif indeksi hesaplama yöntemlerinin sonuçlarının birbiri ile istatistiksel olarak anlamlı ve uyumlu olduğu tespit edildi (p<0,0001). Ki67 sonuçları ile tümör derecesinin belirlenmesinde dijital görüntüde otomatik değerlendirme ve dijital görüntü üzerinde manuel değerlendirme yöntemleri kullanıldığında, tümör derecesinin daha düşük tespit edildiği; ışık mikroskopla manuel hesaplama yöntemi kullanıldığında ise tümör derecesinin daha yüksek belirlendiği görüldü. Mitoz sayısına ilişkin elde edilen sonuçlar ile ışık mikroskobunda değerlendirilen Ki67 proliferatif indeks sonuçları karşılaştırıldığında mitoz sayısı ile Ki67 arasında yüksek bir korelasyon bulunduğu saptandı (p<0,0001). Karşılaştırmalı analizlerde, olgularda cinsiyet (p<0,05), tümör sınırları (p<0,001), TNM evresi (p<0,001), histolojik patern (p<0,001), nekroz varlığı (p<0,05), mitoz sayısı (p<0,001), ek invazyon varlığı (p<0,001), PNİ (p<0,05), LVİ (p<0,001), metastatik LN (p<0,05) ve uzak metastaz (p<0,001) varlığı açısından istatistiksel farklılıklar olduğunu saptandı (p<0,05). Yaşı, tümörün fonksiyonel olması veya sendromik tümör varlığı, tümör lokalizasyonu, pozitif cerrahi sınır ve tümör boyutunun istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü (p>0.05). Düşük ve orta dereceli PNEN olgularında ortalama yaşam süresinin tanıdan sonra 160 ay olduğu belirlendi. NET derece 3 olgularda ortalama yaşam süresinin tanıdan sonra 18 ay olduğu saptandı. Az diferansiye NEK tanısı olan hastaların ortalama yaşam süresinin tanıdan sonra 25 ay olduğu belirlendi. Sonuç: Çalışmamız grade 1 ve 2 PNET'lerde kadın baskınlığını; grade 3 PNET'lerde ve PNEK'de ise erkek baskınlığını ortaya çıkardı. Çalışmamızda yer alan 14 hastada (%16) PNEK tanısı bulunmakta ve bu hastalarda ortalama yaşın 54 olduğu saptandı. Çalışmamızda 79 (%95,41) tümör sporadikti. 4 (%4,59) kalıtsal sendrom vakası tespit edildi. Çalışmamızda 13 (%85) fonksiyonel tümör vakası belirlendi. Çalışmamızda Ki67 proliferatif indeksi ve mitoz sayısı sonuçlarına göre evreleme sonuçları karşılaştırıldığında yüksek bir korelasyon bulunduğu görüldü. Çalışmamızda Ki67 proliferatif indeksi değerlendirirken üç sayma yöntemini (ışık mikroskobu kullanılarak manuel sayma, dijital görüntü kullanılarak manuel sayma ve otomatik program) kullanıldı ve ICC ortalaması 0,975 olarak saptandı. Sonuçta Ki67 proliferasyon indeksini hesaplamaya yönelik üç yöntem arasında yüksek düzeyde bir korelasyon bulunduğu görüldü. PNEN'in differansiyasyon derecesini etkileyen parametreleri değerlendirirken 9 parametre tanımlandı: morfolojik diferansiyasyonun kaybı, tümör sınırlarının karakteri, komşu dokulara/organlara invazyon varlığı, nekroz varlığı, mitoz sayısı, lenfovasküler ve perinöral invazyon varlığı, lenf nodülerinde ve/veya uzak organlarda metastaz. Hastanın yaşı, fonksiyonel tümör veya sendromik tümör varlığı, tümör lokalizasyonu, pozitif cerrahi sınır ve tümör boyutu parametreleri PNEN farklılaşmasının tanımıyla bir ilişki göstermedi. Genel sağkalım değerlendirilirken, cerrahi rezeksiyondan sonraki ortalama sürenin, PNET grade 1 ve PNET grade 2'nin, PNET grade 3 ve PNEK grade 3'e kıyasla yüksek bir genel sağkalım gösterdiği ortaya çıktı. PNET grade 3 ve PNEK grade 3'nün genel sağkalım karşılaştırıldığında, benzer değerlere rağmen PNEK grade 3, PNET grade 3'ye göre daha yüksek genel sağkalım gösterdi. Çalışmamızın sonuçları, Ki67 proliferatif indeksinin belirlenmesinde dijital görüntü üzerinde otomatik sayıma dayanan programların, PNEN tanısı ve sınıflaması için rutin uygulamada kullanılabileceğini gösterilmiştir. Bununla birlikte; her üç yöntem kullanılarak yapılan değerlendirmede, pozitif boyanan hücrelerin tümör hücresi olduğundan emin olunarak sayım yapılmasının sonucu değiştirebileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Pankreas, Nöroendokrin Neoplazi, Ki67, Dijital analiz
Serbest yüzeyli sızma problemlerinin sayısal analizi
Baraj inşası, büyük yatırım ve işgücü gerektiren yapılardır. İnşa edilecek yerin seçimi, kullanılacak malzemelerin seçimi ve teminini sağlamak önemli faktörler arasında yer almaktadır. Projelendirme aşamasında baraj tipi, geoteknik ve hidrolik deneylere önem verilmesi gerekmektedir. Bu tez çalışmasında baraj gövdesinde stabiliteyi etkileyen önemli parametrelerden, serbest yüzeyli sızma analizi incelenmiştir. Sızma, barajın memba bölümünden mansap kısmına doğru su akışı olarak ifade edilmektedir. Her ne kadar sızmanın gerçekleşmesi istenilmeyen bir durum olsa da baraj haznesinde bulunan su, temelden ve gövde içerisinden sızıntı oluşturmaktadır. Gerçekleşen sızma miktarını, projelendirme sırasında hesaplanan değere eşit veya daha küçük olması gerekmektedir. Aksi taktirde barajda içsel erozyon veya borulanma olayları gerçekleşecektir. Bunun sonucunda baraj üzerinde geoteknik önlemler alınması gerekmektedir. Bu çalışmada toprak dolgu baraj kesiti belirlendikten sonra sonlu farklar metoduyla, sızma ağı çizgileri çıkartılmış ve sızma miktarı hesaplanmıştır. Geostudio SEEP/W programı ile toprak dolgu baraj sisteme tanımlandıktan sonra analiz yapılmıştır. Sonlu farklar metodu ile GeoStudio SEEP/W programında elde edilen sonuçlar benzerlik göstermektedir. Bunun sonucunda mühendislik problemlerinin farklı bakış açılarıyla ve uygulanabilir yöntemlerle benzer sonuçlara ulaşabileceğini göstermektedir.
Zırhlı araçlar için seviye 3 koruma sağlayabilen yeni bir perfore zırh plakası tasarımı
Hafif zırhlı araçların küçük kalibreli zırh delici mermilere karşı korunmasında bir pasif zırh sistemi olan perfore plakalardan yararlanılmaktadır. Perfore plakalar, araçların dışına boşluklu yerleştirilen ve tehdidin çapına göre mermiyle etkileşime girmek üzere tasarlanan bir dizi delik veya kanal geometrisine sahip ek koruyucu plakalardır. Bu çalışmada, Hardox 500 çeliğinden delik ve kanal formunda olmak üzere iki farklı geometride imal edilen perfore plakaların, araç gövdesine farklı açılarda yerleştirilmeleri durumunda zırh sisteminin balistik koruyuculuğuna olan etkilerinin saptanması amaçlanmıştır. 7,62x51 mm zırh delici mermiye karşı hem perfore plaka hem de dolu plakalar için balistik testler gerçekleştirilmiştir. Delik ve kanal geometrisi ile araç gövdesini temsil eden arka plakaya paralel, 15° ve 25° açılı olmak üzere toplam beş farklı konfigürasyon değerlendirilmiştir. Johnson-Cook yapısal modeline göre mermi ve zırhın nümerik analizleri yapılmıştır. Balistik testler sonucunda, 15° açılı yerleştirilen kanal formunda perfore plakanın olduğu zırh sisteminin, atışların tamamını durdurarak tam balistik koruma sağladığı görülmüştür. Bu konfigürasyon ile aynı balistik korumayı sağlayan dolu plakaya göre zırh sisteminde yaklaşık %29 ağırlık tasarrufu mümkün olmuştur. Nümerik analizlerde balistik testleri doğrulayıcı ve tamamlayıcı sonuçlar elde edilmiştir. Balistik testler ve nümerik analizlerle uygun parametrelerin belirlenmesi durumunda perfore plakaların araç zırh sistemlerinde kullanılabileceği ve zırh sisteminin alan yoğunluğunu önemli oranda azaltabilecekleri anlaşılmaktadır.
Korteweg-de Vries denkleminin nümerik çözümü
Bu çalışmada, nonlineer dağılan dalgaların çalışma alanında önemli bir yeri olan Korteweg-de Vries denklemini adi diferansiyel denkleme indirgeyecek olan uygun benzedik dönüşümü seçilmiştir. Daha sonra, benzerlik dönüşümü uygulanarak elde edilen adi difeıensiyel denklemin çözümünü yapabilmek için uygun şartlar oluşturulmuştur. Seçilen uygun benzerlik dönüşümü altındaki KdV denkleminin nonlineer adi difeıensiyel denkleme dönüşmesi ve nonlineer denklemlerin tipine uygun analitik çözümü oluşturmanın zorluğu karşısında sonlu farklar tekniği kullanılarak nümerik çözüm yapılmıştır. Bulunan çözümün Marchant ve Smyth'in(1991) sonucuyla uyumlu olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler; KdV denklemi, sonlu farklar, benzerlik dönüşümü
Türkiye'de 2020 öncesi trafik kazalarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Trafik kazaları her yıl 1 milyondan fazla insan hayatını kaybetmesine ve 20-50 milyon kişinin yaralanmasına veya sakat kalmasına neden olmaktadır. Trafik kazası yaralanmaları küresel olarak önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmada meydana gelen trafik kazalarının sayısal analizi kullanılarak trafik kazasına karışan kişi ve araç sayıları ile hangi bölgelerimizde ve hangi zaman aralığında yoğunluk yaşandığının tespit edilmesi ve trafik kazalarının nedenlerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: TÜİK web sitesinin trafik kazası ve araç istatistiki verileri kullanılmıştır. TÜİK veri tabanından, 2016-2020 yılları arasındaki trafik kazaları analiz edildikten sonra tasnif edilmiştir. Veriler temel istatistik yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada 2016-2020 yılları arası baz alınarak değerlendirildiğinde, ölümlü ve yaralanmalı kaza sayılarında 2019 ve 2020 yıllarında bir düşüş yaşandığı, motosiklet ile kazaya karışan sürücülerin büyük bir kısmının kaza sonrasında yaşamını kaybettiği, traktör kazalarında yüksek oranla kaza yerinde ölüm oluştuğu, ölümlü kazalarda erkeklerin %55,91' inin sürücü olarak, kadınların %65,08' inin yolcu olarak hayatını kaybettiği, trafik kazası neticesinde Türkiye'nin doğu bölümünde batı illerine göre daha düşük yaralanma ve ölüm oranının yaşandığı, ölüm oranının en yüksek olduğu yaş grubunun 65 yaş ve üzeri, yaralanma oranının en yüksek olduğu yaş grubunun ise 15 – 24 yaş grubu olduğu, ölüm ve yaralanma oranlarının yaz aylarında ve hafta sonlarında pik yaptığı gözlemlenmiştir. Sonuç: Trafik tedbirlerinin hafta sonu ve yaz aylarında arttırılması, kara yollarının iyileştirilmesi ile veriler dâhilinde daha etkili tedbirler alınması sonucunda trafik kazalarının azalacağı kanaatindeyiz.
Bir otomobilin aerodinamik kayıplarının bir kısmının elektrik enerjisi olarak geri kazanımı için rüzgar türbini tasarımı ve araç enerji performansı üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada; mevcut elektrikli araçlarda gerekli olan elektrik enerjisinin bir bölümünün şebekeden bağımsız olarak, hareket halindeki araçlarda meydana gelen rüzgar enerjisinden sağlanması ve bu sayede tek şarjla gidilen mesafenin arttırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, araç tipi rüzgar türbini tasarlanarak araç aerodinamik performansı ve enerji verimliliği üzerine etkisi sayısal ve deneysel olarak incelenmiştir. Bu kapsamda Solidworks ve Spaceclaim programları kullanılarak, rüzgar türbin modeli ve sekiz farklı araç modeli (M0-M7) oluşturulmuştur. Oluşturulan modellerin 10, 15, 27 m/s hızlarda; sürükleme katsayılarını, basınç konturlarını, akım çizgilerini ve hız vektörlerini belirlemek için hesaplamalı akışkanlar dinamiği simülasyonları, SST k-ω türbülans modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sayısal simülasyonlarda ANSYS-Fluent yazılımı kullanılmıştır. Analizler sonucunda; araç modelinin, hızının ve rüzgar türbininin konumunun araç sürükleme katsayısı üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca, araç tipi rüzgar türbininden geri kazanılacak enerji miktarı hesaplanmış ve türbinin araç enerji verimliliği üzerine etkisi belirlenmiştir. Buna göre; 27 m/s araç hızında rüzgar türbinli M2 ve M3 ızgaralı modellerinin M0 modeline göre 100 km mesafede türbinden elde edilen net enerji kazanç yüzdesi sırasıyla %5.82 ve %3.35 olarak bulunmuştur. Aynı araç hızında M4 modeline göre rüzgar türbinli M6 ve M7 kapalı modellerin türbinden elde edilen net enerji kazanç yüzdesi sırasıyla %6.19 ve %4.17 olarak elde edilmiştir. Tasarlanan rüzgar türbininin araç üzerine yerleştirilmesiyle yapılan deneylerde; rüzgar türbininin farklı araç hızlarında kanat devir sayısı, üretilen akım, gerilim ve güç değerleri belirlenmiştir. Sonuç olarak, araç tipi rüzgar türbini sisteminin elektrikli araçlarda kullanılması durumunda araçta oluşacak ek aerodinamik kayıptan daha fazla enerji üretilebileceği, elektrikli araçların tek şarjla menzilinin uzatılabileceği ve taşıt teknolojisinde sistemin uygulanabileceği görülmüştür.
Plazma fiziğinde manyetohidrodinamik şok dalgaları ve eğik yoğunluk arayüzlerinde kırılmaları
Bir şok cephesi herhangi bir yoğunluk arayüzüne (farklı yoğunluklu iki akışkanın birleşme noktası) çarptığında tıpkı ışık ışınlarının optikte davrandığı gibi yansıma ve kırılmaya (arayüzün diğer tarafına geçmesi) uğrar. Manyetik alanın olmadığı durumda gelen şok cephesi de hesaba katıldığında literatürde üçlü dalga yapısı olarak da bilinen yapı ortaya çıkar. Manyetik alan plazma fiziğinde akışkanların dinamiğinin incelenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Manyetik alanın dikkate alınması çözümleme süreçlerini zorlaştırabilmektedir. Manyetik alan hesaba katıldığında durum diğer manyetohidrodinamik dalgalarda olduğu gibi yansıyan ve geçen cepheler hızlı-orta-yavaş bileşenlere sahip olur ve yedili dalga yapısı olarak bilinen yapı meydana gelir. Pratikte yavaş ve orta cephelerin konumları birbirine çok yakın olduklarından tek bir cephe gibi kabul edilir ve beşli dalga yapısı oluşur. Bu tez çalışmasında beşli dalga yapısı içerisinde zayıf şoklar için (r=1.1 alınarak) plazmanın akışı incelenmiştir. Ayrıca MHD akış ile aynı hız özelliklerine sahip hidrodinamik akış da incelenmiştir.Manyetik alanlı durumun incelenmesi sonucunda yansıyan ve geçen şok cepheleri arasında kalan bölgede, literatürde arayüz kararsızlıkları olarak da bilinen, Ritchmer-Meshkov, Rayleigh-Taylor ve Kelvin-Helmholtz kararsızlıklarının ortaya çıkabileceği bulunmuştur. Hatta kararsızlığın ilerleyen safhalarında yoğunluk arayüzünün türbülanslı karışımının oluşabileceği de tahmin edilmiştir.
Hesaplamalı yöntemlerle yerleşke morfolojisini okumak: Bursa Uludağ Üniversitesi Görükle kampüsü örneği
Cumhuriyetin ilanı ile başlayan yükseköğretim kurumlarının kurulması süreci, eğitimin gerçekleştirileceği fiziksel mekân ihtiyacı doğurmuştur. Bu bağlamda, kentsel alanlardaki yaşayışı değiştirmemek, kent dışı alanları değerlendirmek ve özerk yaşam çevreleri oluşturmak için, büyük şehirlerden başlanarak kampüsler kurulmuştur. Kampüs kurulma süreçleri yarışma ya da görevlendirme yoluyla gerçekleştirilmiştir. Gelecekteki eğitim ve toplumsal ihtiyaçların tahmini sonucu kampüsler için çeşitli morfolojiler önerilmiştir. Süreçler sonucunda yukarıdan aşağıya doğru tasarlanan kampüs yapıları inşa edilmiştir. Günün imkanları göz önünde bulundurulduğunda bu tahmin süreçleri sezgisel olarak gerçekleştirilmiştir. Son yıllarda sezgisel yöntemlere alternatif olarak analitik yöntemler geliştirilmiştir. Geliştirilen bu yöntemler ile son ürünün matematiksel olarak tahminleri yapılabilir hale gelmiştir. Bu doğrultuda gerçekleştirilen çalışmanın amacı, geçmişte tasarlanan bir kampüs yapısının günümüz koşullarına cevap verirken yaşadığı farklılıkları araştırmaktır. Çalışmada mekân dizimi ve fraktal analiz yöntemleri kullanılarak tasarım öngörüsü ile yaşayıştaki fark ifade edilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında önerilen analiz teknikleri, Sezar Aygen tarafından 1978 tarihinde tasarlanan Bursa Uludağ Üniversitesi Görükle Kampüsü üzerinde uygulanmıştır. Süreci anlayabilmek adına ilk tasarım, 2000 yılı durumu ve günümüz durumunu içeren, sentaktik ve fraktal analizler yapılmıştır. Analizler sonucu elde edilen değerler ile toplumsal, sosyal ve fiziksel değişkenlerin etkisiyle ortaya çıkan farklılıklar sayısal olarak ifade edilmiş ve sonuçların mekânsal karşılıkları yorumlanmıştır. Emsal teşkil edecek olan farklılıkları en aza indirmek için sürecin sezgisel değil analitik olarak değerlendirilmesi gerektiği kanısına varılmıştır. Hesaplamalı süreçten elde edilen bilgi birikimi ile tasarım önerileri geliştirilerek pozitif etkileri ifade edilmiştir.
Aerodinamik kanatlı radyal fan tasarımı ve sayısal analizi
Bu tez çalışmasında aerodinamik kanatlı radyal fan tasarımı yapılması amaçlanmıştır. Literatürde birçok fan sistemi bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı ilk olarak fanlar hakkında kapsamlı literatür çalışması yapılarak fan seçim kriterleri verilmiş ardından radyal fan tasarımı içerisinde değiştirilen kanat yapılarının sonuca olan etkisi incelenmiştir. Bu amaçla ilk olarak farklı aerodinamik kanat yapıları analiz edilerek her bir kanat yapısının hız, basınç, akış çizgisi ve kaldırma katsayısı sonuçları verilmiştir. İncelenen analizler doğrultusunda NACA 0006 ve EPPLER 421 kanat yapıları seçilmiştir. Seçilen aerodinamik kanat yapıları ve sabit kesitli kanat yapısı kullanılarak altı farklı fan tasarımı CAD ortamında modellenmiştir ve analiz için uygun hale getirilmiştir. Analizler çark içerisinde bulunan kanat yapıları ve kanatların pozisyonları değiştirilerek gerçekleştirilmiştir. Aerodinamik kanat yapıları kullanılarak modellenen fan tasarımları analiz edilerek sonuçlar karşılaştırılmıştır. Analizler doğrultusunda seçilen aerodinamik kanatlı radyal fan ile sabit kesitli kanatlara sahip radyal fan sistemi farklı debiler altında çözümlenerek fan performans eğrileri elde edilmiş ve kanat yapısının performansa olan etkisi incelenmiştir.
Shear strength enhancement of prestressed hollow-core slabs using fiber reinforced concrete
Many countries used the precast prestress hollow slabs due to their easy installation and reduced construction time and high-quality control. Shear reinforcements are utilized to improve shear resistance and shift reinforced concrete's failure mode to a more ductile failure mode. Hollow-core slab failure, caused by concrete brittleness, is one of the most hazardous failures in structure construction. Many experimental and analytical research investigations have shown that the addition of fibers in the appropriate amounts improves the shear behavior of Reinforced concrete elements, allowing them to completely or partially replace conventional web reinforcement. The objective of the current research is to study the effect of polypropylene on the shear strength in the prestressed precast hollow slabs. Hollow-core slab (42 cm high, 120 cm wide, and 600 cm long) were investigated under shear loading. Two sample model were investigated on each model varying the shear-span-to-effective depth ratio (𝑎/𝑑 = 2.8 and 𝑎/𝑑 = 3.5 according to EN1168). The test program was carried out to investigate the effect of Polypropylene fiber mix with concrete by varying content such as 0, 0.5, 0.8, 1.15, and 1.5% to find the optimum polypropylene fiber content. All the groups were tested by using the ANSYS program as a tool for finite element investigation. The results showed improvement of up to 35% in the load capacity with 1.15% of fibers, moreover, the deflection decreased by 20% at the same load level
Denetimde kullanılan dijital analiz teknikleri ve çok katmanlı yapay sinir ağları ile denetim planlamasında bir model önerisi
İşletmeler sahip oldukları organizasyon yapıları gereği, her zaman hata ve yolsuzluklara karşı açık olmaktadır. İşletmede olabilecek olan bu hata ve yolsuzluklar 21. yüzyılda gelişen teknoloji ile daha da artmakta olup karmaşık hale gelmiştir. Bundan dolayı işletmeleri korumak için gerek işletmenin içinden gerekse dışarından denetçiler, denetim çalışmalarını sürekli ve düzenli bir şekilde yürütmektedir. Gelişen teknoloji ile birlikte daha karmaşık bir yapıya bürünen işletmelerin risk unsurları hesaplanarak işletme açısından denetimin hedeflerinin belirlenmesi gerekmektedir. İşletmelerde, faaliyet dönemi içinde yapılan işlem sayısı ile kullanılan veri sayısı artmaktadır. İşletmelerde kullanılan matematiksel ve istatistiksel yöntemler ile birlikte bilgi teknolojilerini kullanmadan işlem yapmak oldukça zor hale gelmiş olup, bu durum, aynı zamanda, zaman israfı ve maliyet artışına sebep olmaktadır. Bu çalışmada, literatürde denetimde kullanılan dijital analiz teknikleri tanıtılacak ve dijital analiz tekniklerinden birisi olan yapay sinir ağları kullanılarak denetim planlamasında örnek bir modelin sunulması amaçlanmıştır. Böylece veriler üzerinde hata veya hile yapma ihtimali olanlar tespit edilerek denetimin planlanması sağlanması hedeflerimizdendir. Bu çalışma, üç bölümden oluşmuş olup; birinci bölüm denetimin temel terimleri, hata, hile, denetim ve denetim türleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; dijital analiz, muhasebe hilelerinin ortaya çıkarılmasında kullanılan dijital analiz teknikleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü ve son bölüm ise; X firmasının 11 yıllık verileri kullanılarak uygulama yapılmıştır. Şüphe duyulan veriler yapay sinir ağları analizi ile incelenmiş, uygunluk analizi yapılmış ve muhasebe açısından öncelikle hangi hesapların denetimci açısından denetim planlanmasında dikkat edilmesi gerektiğine yönelik öneri sunan bir model sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Denetim, Denetim Türleri, Denetim Planlaması, Hile, Hata, Dijital Analiz, Yapay Sinir Ağları
Yatay yüklü tek ve grup kazıkların davranışının nümerik yöntemlerle incelenmesi
Bu çalısmada yanal yüklü kazık gruplarında zemin kazık etkilesimi ve grup etkisi (kazık/zemin kazık etkilesimi) farklı nümerik analiz yöntemleri ile incelenmesi amaçlanmıstır. Bu amaçla yatay yüklü tek kazık ve kazık grupları için gelistirilen nümerik analiz yöntemleri gözönüne alınarak farklı yükleme, zemin özellikleri, kazık çap ve boyları için çelik boru kazıkların analizleri yapılmıstır. Bu analizlerde MPile isimli bir yazılımdan yararlanılmıstır. Yapılan analizler ile ilk olarak tek kazıkların yatay yükler altında davranısı Elastik ve Plastik Poulos Yöntemleri ile incelenmis daha sonra yatay yükler altındaki grup kazıklarda kazık-zemin-kazık etkilesimi dört farklı yöntem ile incelenmistir. Bu yöntemler Mpile programında verilen adları ile, Cap Model, Cap Soil Interaction Model, Elastik ve Plastik Poulos Model lerdir. Bu yöntemlerden Cap Model'de kazıklar arası etkilesim (kazıkzemin- kazık etkilesimi) gözönüne alınmamakta, Cap-Soil Interaction Model'de elastik Mindlin Kuramı'ndan yararlanılmakta ve Poulos Yöntemi'nde ise kazıklar arası elastik bir ortam olarak modellenmektedir. Yatay yüklü tek ve grup çelik boru kazıklar üzerinde farklı analiz yöntemleri ile farklı zemin özellikleri ve kazık boyutları için gerçeklestirilen analizlerden elde edilen sonuçlar biribiri ile karsılastırılmıstır. Yapılan karsılastırmalarda zeminin elasto-plastik davranısının önemli oldugu ve grup etkisinden dolayı kazık grupları gruptaki bitr kazıga gelenyüke esit bir yüklemeye maruz tekil kazıga göre daha fazla deplasman yaptıgı görülmekte ve kazık-zeminkazık etkisinin dikkate alınması gerektigi anlasılmaktadır. Anahtar kelimeler: Yatay yüklü kazıklar ve kazık grupları, Yatay yüklü kazıkların analizi, Kazık-zemin-kazık etkilesimi,
Kramers-kronig bağıntılarının dielektrik verilerine uygulanması
Kompleks dielektrik sabitinin reel ve sanal kısımlarını bir birine bağlayan Kramers- Kronig dönüşümleri kompleks dielektrik sabitinin hem empirik fonksiyonlarında hem de deneysel verilerin analizinde kullanılmaktadır. Kramers-Kronig dönüşümleri için nümerik integrasyon metodlanndan biri üzerinde çalışılmış ve Kramers-Kronig dönüşümlerini analitik olarak sağlayan bir fonksiyon referans olarak seçilerek Maclaurin's formülü için Fortran dilinde bir bilgisayar programı yazılmıştır. Elde edilen sonuçlardan, nümerik Kramers-Kronik dönüşümü ile analitik yoldan elde edilen verilerin birbiriyle çok iyi uyum içinde olduğu bulunmuştur. Ayrıca bu dönüşümün geçerli olduğu frekans aralıkları da ilk defa tarafımızdan belirlenmiş bulunmaktadır.
Sonlu şekil değiştirme ve/veya sonlu dönme yapan yüzeysel taşıyıcı sistemlerin teorik ve sayısal analizi
ÖZET Bu çalışmada, dönel simetrik sonlu şekil değiştirme ve/veya sonlu dönme yapan dönel yüzeysel taşıyıcı sistemlerin teorik ve sayısal analizi yapılmıştır. İncelenen malzemenin kauçuk benzeri (hiperelastik ve şekil değişimi öncesi izotrop) olduğu varsayılmaktadır. Enine (karşılaştırma yüzeyi normali doğrultusundaki) normal şekil değiştirmeler (dolayısıyla kalınlık değişimleri) ve enine kayma şekil değiştirmeleri gözönüne alınmaktadır. Problem, hem fiziksel hem de geometrik olarak kuvvetle nonlineerdir. İlgili cebirsel ve diferansiyel denklemlerin kapalı çözümü mümkün olmadığından sayısal çözüm yöntemlerine başvurulmuştur. İlgili doğrusal olmayan diferansiyel denklemler, integrasyon matrisleri ile doğrusal olmayan cebirsel denklemlere dönüştürülmüş ve cebirsel denklemlerin Newton-Raphson yöntemi ile sayısal çözümü yapılmıştır. Sonlu şekil değiştirme ve/veya sonlu dönme yapan kabuklar için önerilmiş olan iki teorinin konuyla ilgili çeşitli problemler üzerinde sayısal karşılaştırmaları yapılmıştır. XV...,; /f
Türkiye'de 2003-2017 yılları arasında hasat edilen bazı odun dışı orman ürünlerinin sayısal analizi
Yapılan bu çalışmada, Türkiye'de Odun Dışı Ürün ve Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından kaydı tutulan ürünlerin 2003 ve 2017 yılları arasındaki güncel durumu ortaya konmuştur. Ayrıca, toplamda 147 odun dışı orman ürünlerinden rastgele 20 tane ürün seçilmiş ve seçilen bu ürünlere trend analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda; Defne, Erica Kök Odunu, Kuşburnu, Fıstık Çamı Kozalağı, Yosun, Harnup, Ihlamur Çiçeğinde bir artış trendi söz konusu iken, Sumak Yaprağı ve Sandal Meyvesinde azalış trendi olduğu görülmüştür. Lavanta, Smilax, Meşe Palamudu, Katır Tırnağı, Göl Soğanı, Çıra, Ökse Otu, Alıç Yaprağı, Kitre, Reçine ve Kuzu Göbeği Mantarında artış ya da azalış yönünde hangi bir trend olmadığı analiz sonuçlarından anlaşılmıştır.
Yüksek lift katsayısına sahip S1223 kanat profilinde laminer ayrılma kabarcığı kaynaklı tutunma kaybının pasif akış kontrolü ile sayısal olarak incelenmesi
Doğal ve insan yapımı uçan araçlar, geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Günümüzde mini İnsansız Hava Araçlarına (İHA) olan ilgi sürekli olarak artmaktadır. İHA araçlarının performansını etkileyen en önemli parçası kanatlardır. Bu nedenle geçmişten günümüze kadar birçok araştırmanın ve deneylerin odak noktası olmuş ve olmaya devam etmektedir. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler sayesinde, havadaki nesnelerin davranışlarını yöneten fiziksel prensipleri incelemek ve analiz etmek mümkün hale gelmiş ve bu da çeşitli havacılık uygulamaları için yüksek verimli kanat geliştirmenin önünü açmıştır. Düşük Re sayılarında yüksek kaldırma kuvvetine sahip kanatlar konusu, yıllardır birçok akademik araştırma ve çalışmada yoğun ilgi görmüş ve görmeye devam etmektedir. Bu çalışmada, düşük Re sayılarında yüksek kaldırma kuvvetine sahip olan ve mini insansız hava araçlarında kullanılması önerilen S1223 kanat profilinin aerodinamik performansı analiz edilerek doğrulanmıştır. Ayrıca, daha yüksek kaldırma kuvveti/sürüklenme kuvvetine oranına sahip olan modifikasyonlu bir kanat geliştirmeye odaklanılmıştır. Bu amaçla S1223 kanat profilinin üst yüzeyinde oluşan ve performansı olumsuz etkileyen titreşimlere ve türbülansa neden olan Laminer Ayrılma Kabarcıklarının (LSB) bölgeleri belirlenmiştir. Kanat verimliliği arttırmak ve oluşan LSB'lerin etkisini azaltmak amacıyla kanat yüzeyinde biri eğimli yüzeye sahip olan diğeri genişlik, uzunluk ve derinlik oranları değişen oyuklu modifikasyonlar yapılmıştır. Bu modifikasyonlar sonucu tasarlanan kanat profilleri 𝐶𝑙 katsayısı, 𝐶𝑑 katsayısı, 𝐶𝑙/𝐶𝑑 oranı, 𝐶𝑝 dağılımı, hız ve basınç konturlarının değişimleri, 0° hücum açısından stall(durma) açısına kadar 2° artırılarak ve Re sayısının 200.000, 300.000 ve 400.000 olduğu durumlar için incelenmiştir. İncelenen her durum için aerodinamik performans katsayısı değerleri belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda kanat üst yüzeyinde düz eğimli yüzey kullanımının performansı arttırdığı, dairesel oyuklu yüzey kullanımının ise performansı düşürdüğü tespit edilmiştir. Fakat kanat üst yüzeyinde dairesel oyuk kullanmanın LSB bölgelerinin yok olmasına sebep olmaktadır. Düşük Re sayılı hava araçlarında S1223 kanat profilini kullanmak yerine tüm hücum açılarında ve Re sayılarında iyileşmenin olduğu 4°'lik eğim açısına sahip ve O S1223_4 kodu ile isimlendirilen kanat profilinin kullanılması aerodinamik performansı arttırmaktadır