Respiratory function tests
191 theses under this subject heading
Plevral sıvılı hastalarda tuzak akciğer (trapped / entrapped lung) varlığının tespitinde intraplevral basınç ölçümleri ve solunum fonksiyon testleri (Difüzyon testi, body pletismografi dahil) ölçümleri
Çalışmamız tek taraflı plevral sıvılı hastaların alındığı prospektif bir çalışmadır. Plevral sıvılı hastalarda tuzak akciğer varlığını tespit etmede yol gösterici parametreleri araştırmak için torasentez ile sıvı boşaltılan hastalar değerlendirilmeye dahil edildi. Sıvı boşaltımı işleminin öncesinde ve sonrasında yapılan body (vücut) pletismografileri ile elde edilen değerler ile işlemin başlangıcında ve sıvı boşaltımı (500 ml ve 1000 ml) sonrasında ölçülen intraplevral basınç ölçümleri kaydedildi. Bu değerler başlangıç seviyesinde tuzak akciğeri olanlarda +4,58 cm H2O, olmayanlarda +4,70 cm H2O (p=0,034), 500 ml sıvı boşaltımı sonrası tuzak akciğeri olanlarda -4,12 cm H2O, olmayanlarda +0,60 cm H2O (p=0,003) ve 1000 ml sıvı boşaltımı sonrası tuzak akciğeri olanlarda -7,20 cm H2O, olmayanlarda -3,23 cm H2O idi (p=0,039 ). Plevral aralık elastans hesaplamalarında 500 ml sıvı boşaltımı sonrası tuzak akciğeri olanlarda 17,7179 cm H2O/L, olmayanlarda 8,4500 cm H2O/L (p=0.000) ve 1000 ml sıvı boşaltımı sonrası tuzak akciğeri olanlarda 12,5968 cm H2O/L, olmayanlarda 7,9118 cm H2O/L (p=0,009) idi. Plevral sıvı boşaltıldıktan sonra ölçülen FEV1 değeri tuzak akciğeri olanlarda 0,8895, olmayanlarda 1,1695 (p=0,030), FVC değeri tuzak akciğeri olanlarda 1,0528, olmayanlarda 1,4078 (p=0,022) idi. Tuzak akciğeri olan 37 hastada pH ortalaması 7,31, tuzak akciğeri olmayan 39 hastada pH ortalaması 7,34 idi (p=0.530). Mevcut bulgular ile boşaltıcı torasentez öncesi tuzak akciğer varlığını tespit etmede elastans ölçümlerinin faydalı olduğunu tespit ettik. Ancak havayolu direnci ve vital kapasite ile tuzak akciğer varlığı arasında bir ilişki bulmadık. Anahtar Kelimeler: Plevral sıvı, intraplevral basınç, plevral manometri, elastans, body (vücut) pletismografi, tuzak akciğer
Erkek basketbolcularda dört haftalık solunum kas antrenmanının performansa etkisi
Bu çalışmanın amacı erkek basketbolcularda dört haftalık solunum kas antrenmanının aerobik ve anaerobik performansa etkisini incelemektir. Çalışmaya toplam 20 basketbolcu (deney:10, yaş:28,10±4,51 yıl; kontrol:10, yaş:18,70±0,95 yıl) katıldı. Deneklerin solunum kas antrenmanı (SKA) öncesi spirometreyle solunum fonksiyonları, respiratuar basınçölçer cihazı ile solunum kas kuvvetleri belirlendi. SKA, POWER breathe Classic (mavi) model ile maksimal inspiratuar basınç (MİP) değerinin % 40'ına eşdeğer olacak şekilde haftalık 1 birim (10 cmH2O) artırım sağlanarak deney grubuna sabah ve akşam günün aynı saatlerinde olmak üzere haftanın 5 günü günde 2 kez tekrarlanmak koşuluyla 4 hafta uygulandı. Her antrenman biriminde sporcu 30 dinamik nefes alıp verme işlemi yaptı ve günde 60 nefes döngüsünü tamamladı. Anaerobik güç parametreleri wingate bisiklet ergometresi ile, aerobik kapasiteleri de Yo-Yo Aralıklı Toparlanma Seviye 1 test protokolüyle hesaplandı. Gruplar arası tüm parametrelerin ön-son testleri arasındaki karşılaştırması için bağımlı T testi (Paired Sample T Testi), ortalama farkın gruplar arasındaki analizi içinde bağımsız T testi (Independent Sample T Test) kullanıldı. SKA sonrası deney grubunda FVC (lt) ve FEF Max'ta ki (lt/sn) değişim istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Diğer solunum fonksiyon değerlerinde yüzdesel artış görülmesine rağmen anlamlı bir sonuç bulunmamıştır (p>0,05). Yüzdesel olarak en fazla artış İC (% 42,22), FEF Max (% 35,26) ve MİP (% 22,33) değerlerinde görülmüştür. Kontrol grubunda sadece SVC ve MİP'te anlamlı değişim görülmüştür (p<0,05). Deney grubunda anaerobik güç göstergelerinden Mininum Power dışında bütün değerlerde anlamlı farklılık belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca Time to Peak'te % 34,03 ve Peak Power da % 5,66 düzeyinde yüzdesel artış meydan gelmiştir. Kontrol grubunda Wingate testi sonrasında tüm parametrelerde anlamlı bir değişim gözlenmemiştir (p>0,05). SKA sonrası deney grubunda VO2maks ortalama değerinde % 14,74 (p<0,008) ve kontrolde ise % 7,50 oranında artış görülmüştür (p<0,006). Sonuç olarak solunum kas antrenmanının; solunum fonksiyonlarını, solunum kas kuvvetini, anaerobik ve aerobik kapasiteyi düzenli antrenman yapanlara göre pozitif yönde etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Aerobik Kapasite, Anaerobik Güç, Basketbol, Solunum Kas Antrenmanı,
Sporcuların ve üflemeli çalgı çalan müzisyenlerin bazı solunum parametrelerinin incelenmesi
Yapılan bu çalışmada üflemeli çalgı çalan müzisyenlerin ve farklı branşlar da spor yapan bireylerin bazı solunum parametrelerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda çalışmaya tamamı Hitit üniversitesi öğrencisi olacak şekilde; Spor Bilimleri Fakültesi ve Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Müzik Bölümü öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma 3 farklı grupta sınıflandırılmıştır. Çalışmaya yaş aralığı 18-35 olan Spor Bilimleri Fakültesinden aktif spor yapan 15 kız 5 erkek olmak üzere toplam 20 kişi, Müzik Bölümü yan flüt ve klarnet çalan 15 kız 5 erkek olmak üzere toplam 20 kişi ve kontrol grubu içinde sedanter 15 kız 5 erkek olmak üzere toplam 20 kişi olacak şekilde, 60 gönüllü öğrenci dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan katılımcıların tanımlayıcı bilgilerini elde etmek için cinsiyet, yaş, sigara kullanımı, alkol kullanımı, kronik/akut hastalığı, covid hastalığı ve aşı durumu gibi sorular sorulmuştur. Solunum fonksiyon testleri Spirometre (FEV1, FEV1/FVC, FVC, PEF Max.), maksimal inspiratuar (MIP) ve ekspiratuar basınç (MEP) Powerbreathe K5 cihazı, kullanılarak ölçümler alınmıştır. Çalışma sonunda elde edilen verilerin normal dağılıma sahip verilerden oluştuğu Shapiro-Wilk testi ile tespit edilmiştir. Yapılan analizlerde, çoklu grup karşılaştırmasında, oneway anova testi, ikili karşılaştırmalarda ise t-testi kullanılmıştır. Her üç grubun s-ındex, pıf ve volume değerlerinin karşılaştırılması sonucunda, en yüksek değerlerin spor yapan grupta olmasına karşın gruplarlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık çıkmamıştır. Ayrıca elde edilen sonuçlara baktığımızda sigara ve alkol kullanımı, covid 19 geçirmiş ve covid aşısı olma durumlarınında solunum kas paremetrelerinde gruplar arasında anlamlı bir farklılık oluşturmadığı tespit edilmiştir (p> 0,05). Sonuç olarak hem spor yapmanın hemde üflemeli çalgı çalmanın kişilerin solunum kas parametlerini olumlu yönde etkilediğini bu bağlamda solunum kas kuvvetlerini geliştirecek solunum antrenmanlarına yer verilmesi konusunda öneride bulunabiliriz.
Tip II diyabetli bireylerde fiziksel ve pulmoner fonksiyonların incelenmesi
Çalışmamız tip II diyabetli bireylerin fiziksel ve pulmoner fonksiyonların incelemek için planlanmıştır. Katılımcıları değerlendirmek üzere Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA), 6 dakika yürüme testi (6DYT), solunum fonksiyon testi (SFT), Charlson Komorbidite indeksi ve Cornell Kas iskelet Sistemi Rahatsızlıkları Anketi (KİSRA) uygulanmıştır. Bu çalışmaya 58 tip II diyabetli (yaş ortalaması 53,32 ± 5,86 yıl) ve 52 nondiyabetik (yaş ortalaması 51,40 ± 5,79 yıl) olmak üzere toplam 110 katılımcı dâhil edilmiştir. Çalışma sonucunda çalışma ve kontrol grubuna ait 6DYT mesafeleri sırasıyla 507,2 ±51,70 m ve 532,23 ± 50,32 m olarak tespit edilmiştir ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubuna ait solunum fonksiyon testi parametreleri incelendiğinde sırasıyla FVC 2,82 ± 0,74 L ve 3,23 ± 0,84 L, FEV1 2,30 ± 0,57 L ve 2,57 ± 0,60 L olarak bulunmuştur (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubuna ait komorbidite skoru sırasıyla 1,83 ± 0,82 ve 0,12 ± 0,32 olarak saptanmıştır (p<0,05). Çalışma grubunda mevcut değişkenler arası ilişki incelendiğinde; VKİ ile kas iskelet sistemi rahatsızlıkları (KİSR) arasında pozitif yönde anlamlı (r=0,423, p=0,001), VKİ ile yürüme mesafesi arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (r=-0,457, p=0,000). Bu çalışmanın sonuçları tip II diyabetin fonksiyonel kapasite, solunum fonksiyonları ve komorbid hastalıklar üzerine negatif yönde etkili olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Tip II diyabet, fiziksel aktivite düzeyi, fonksiyonel kapasite, solunum fonksiyonları, komorbidite, kas iskelet sistemi rahatsızlıkları
Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda pulmoner, fiziksel ve psikososyal fonksiyonların incelenmesi
Yüzücülerde core antrenman programının solunum fonksiyonları ve inspiratuar kas kuvveti üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, yüzücülerde core antrenman programının solunum fonksiyonları ve inspiratuar kas kuvveti üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya düzenli yüzme antrenmanı yapan 18-22 yaş arası 22 erkek yüzücü gönüllü olarak katılmıştır. Denekler deney (n:11) ve kontrol (n:11) grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Deney grubuna 8 hafta boyunca haftada 3 gün core antrenman programı uygulanmıştır. Her iki grup da normal yüzme antrenmanlarına devam etmiştir. Deneklerin core antrenmanı öncesi ve sonrası maksimal inspiratuar kas kuvveti (MIP), vital kapasite (VC), zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekpirasyon volümü (FEV1) ve zorlu ekspirasyon oranı (FEV1/FVC) değerleri ölçülmüştür. Deneklerin solunum fonksiyonları Spirometre ile solunum kas kuvvetleri ise MicroRPM basınç ölçer cihazı kullanılarak belirlenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Grup içi karşılaştırmada Paired Samples T, grupların karşılaştırılması için Independent Samples T testleri kullanılmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda deney grubunun solunum parametreleri ve inspiratuar kas kuvveti değerlerinde istatistiksel olarak anlamlılık bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise deney grubu lehine solunum parametreleri ve inspiratuar kas kuvveti değerlerinde anlamlılık bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak 8 haftalık core antrenman programının yüzücülerde solunum fonksiyonları ve inspiratuar kas kuvvetini olumlu yönde etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Core antrenman, Solunum fonksiyonları, İnspiratuar kas kuvveti, Yüzme.
Katılma nöbeti olan hastalarda oksidatif durum ve dna hasarı araştırılması
Oksidatif stres reaktif oksijen türevleri ile antioksidan sistem arasında oluşan dengesizliktir. Bu dengesizlik hücre kompartımanlarında geri dönüşümsüz hasara neden olabilir. Katılma nöbeti olan hastalarda oksidatif stresin arttığı gösterilmiştir. Bu çalışmada artan oksidatif stresin DNA hasarına yol açabileceği düşünülerek katılma nöbeti olan hastalarda serum demir, folik asit ve vitamin B12 düzeyleri ile total oksidan seviye (TOS), total antioksidan seviye (TAS) ve mononükleer lökosit DNA hasarını belirlemeyi amaçladık. Yaş, cinsiyet bakımından birbirine benzer 40 katılma nöbeti olgusu ve 30 kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Plazma TAS, TOS, vitamin B12, folik asit ve demir seviyeleri ticari kit kullanılarak kolorimetrik yöntemle, periferal mononükleer lökosit DNA hasarı alkalen tekli hücre elektroforez yöntemi (comet assay) ile analiz edildi. Oksidatif stres indeksi (OSİ) hesapla bulundu. Katılma grubunda TOS, OSİ ve mononükleer lökosit DNA hasar seviyeleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek (p <0.05), TAS düzeyi ise anlamlı derecede düşük bulundu (p <0.05). Katılma grubunda TOS ile DNA hasarı arasında anlamlı derecede pozitif korelasyon tespit edildi (r=0,287, p <0.05). Katılma nöbeti grubu ile kontrol grubu arasında demir, vitamin B12 ve folik asit eksiklikleri açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p >0.05). Bu çalışmada sonuç olarak katılma nöbeti vakalarında oksidatif stres ve DNA hasarı artmış, antioksidan kapasite azalmış olarak bulunmuştur. Artan oksidatif stres ve DNA hasarının sonuçları bakımından yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.
Hafif kistik fibrrozisli çocuk hastalarda sağ kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Hafif kistik fibrozisli çocuk hastalarda sağ kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi Amaç: Hafif kistik fibrozisli (KF) çocuk hastalarda KF'e bağlı gelişebilecek pulmoner hipertansiyon, kor pulmonale ve sağ ventrikül (SğV) yetersizliği ile ilgili literatürde yapılmış çalışma yoktur. Bu çalışmamızda hafif KF'li çocuk hastalarda pulmoner arter basıncında, sağ ventrikülün anatomisinde ve fonksiyonunda oluşabilecek değişiklikleri ekokardiyografik olarak saptamayı amaçladık. Metot ve Yöntem: Çocuk Göğüs Hastalıkları Polikliniğinde izlenen hafif KF'li (FEV1>%70'i ile Modifiye Shwachman-Kulczycki skoru >71) 40 çocuk hasta hasta grubunu; aynı yaş ve cinsiyetteki sağlıklı 40 çocuk ise kontrol grubunu oluşturdu. Oluşturulan hasta ve kontrol gruplarında sağ ventrikül anatomisi; M-mode ile sağ ventrikül diyastol sonu çapı (SğVDSÇ), sağ ventrikül anterior duvar kalınlığı (SğVADK) ile sağ ventrikülün sistolik fonksiyonları; SğV'de triküspit kapağın annüler düzlem sistolik hareketi (SğV TAPSE) ve SğV fraksiyonel alan değişimi (SğVFAD) ve triküspit kapak doku Doppler sistolik annüler velositesi (ST) ile hastaların tahmini pulmoner arter basıncı; sağ ventrikülün pre-ejeksiyon periodu (SğVPEP), akselerasyon zamanı (SğVAZ), ejeksiyon zamanı (SğVEZ) ile beraber bunların birbirlerine oranı SğVPEP/SğVEZ, SğVAZ/SğVEZ ile değerlendirildi. Elde edilen ekokardiyografik veriler hasta ve kontrol grubunda istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Hasta grubunda sağ ventrikül anatomik bozukluğunu gösteren parametrelerde (SğVADK, SğVDSÇ ve BSA'ye oranları) ve SğV sistolik fonksiyonlarını (TAPSE, ST) ve diyastolik fonksiyonlarını (triküspit E-dalga, A-dalga, E/A oranı) gösteren parametrelerde kontrol grubuna göre anlamlı olarak fark saptandı (p<0.001), fakat yaş grubuna uygun nomogram değerleri ile karşılaştırılınca farklılık saptanmadı (p>0.05). Hasta grubunda pulmoner arter basınçındaki yükselmeyi gösteren parametreler (SğVEZ, SğVPEP, SğVAZ) ile sistolik fonksiyonu ölçmede kullanılan SğVFAD parametresi ise hem kontrol grubunda hem de yaş grubuna uygun nomogram değerleri ile karşılaştırılınca farklılık saptandı (p<0.001). Sonuç: Hafif KF'li çocuk hastalarda pulmoner arter basınçındaki yükselme, sağ ventrikül yetersizliği ve kor pulmonale çocukluk çağında başlamaktadır. Hafif KF'li çocuk ix hastalarda SğV değerlendirirken kullanılan rutin ekokardiyografik ölçümlere ek olarak tahmini pulmoner arter basınçının değerlendirmesinde kullanılan SğVPEP, SğVEZ, SğVAZ ekokardiyografik parametrelerin ve SğVFAD'ında kullanılmasını öneriyoruz.
Kistik fibrozisli çocuklarda inspiratuar kas eğitiminin postüral stabilite, denge, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Kistik fibrozis (KF), salgı bezlerinin yoğun olarak bulunduğu, başta akciğerler olmak üzere pankreas, karaciğer, gastrointestinal sistem ve üreme sistemi gibi birçok organ ve sistemi etkileyebilen genetik bir hastalıktır. Akciğer kaynaklı problemler bu hastalarda en önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Tedavi kılavuzlarında havayolu temizliğini geliştirmeye yönelik fizyoterapi yaklaşımlarının bu hastaların rutin tedavisinde yer alması gerektiği belirtilmektedir. Ancak, çeşitli kardiyopulmoner hastalıklarda yaygın olarak kullanılan inspiratuar kas eğitiminin (IMT) KF'li hastalarda kullanımına dair literatür tartışmalıdır. Ayrıca, kronik akciğer hastalıklarında akciğer dışı bir semptom olarak postural stabilite ve dengenin etkilenimi üzerine yapılan çalışmaların sayısı giderek artmaktadır ve respiratuar ve periferik kas güçsüzlüğü, istirahat solunum yükünün artması ve hiperinflasyon gibi nedenlerle hastalarda postural stabilitenin etkilenebileceği bildirilmektedir. Ancak, KF'li hastalarda postural stabilitenin etkilenimini ve ilişkili olan mekanizmaları araştıran çalışmaların sayısı oldukça azdır. Bu çalışma ile KF'li hastalarda postural stabilite ve denge ile ilişkili olan faktörleri analiz etmek ve kapsamlı bir göğüs fizyoterapisi programına ek olarak verilen IMT'nin postural stabilite, denge, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında yaşları 8-18 yıl aralığında olan KF tanısı almış 32 çocuk hasta randomize şekilde deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara vücut kompozisyonu analizi, solunum fonksiyon testi (SFT), respiratuar ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dk yürüme testi (6DYT) ve Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duysal entegrasyonu testleri uygulandı. Kontrol grubuna 8 hafta boyunca, haftanın her günü, günde 2 kez uygulanmak üzere torakal ekspansiyon egzersizleri, insentif spirometre ve osilatuar pozitif basınçlı cihazlar ile egzersizler, postural drenaj, öksürüğü geliştirme teknikleri ve fiziksel aktivite önerilerini içeren kapsamlı bir göğüs fizyoterapi programı verildi. Deney grubuna ise kapsamlı göğüs fizyoterapi programına ek olarak günde 2 kez 15'er dk uygulanmak üzere Threshold IMT® cihazı ile maksimum inspiratuar basıncın (MIP) %30'u şiddette IMT verildi. Sekiz haftanın sonunda değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Solunum parametreleri arasından dengenin bağımsız belirleyicilerinin tespit edilebilmesi için 32 olgu üzerinde lineer regresyon analizi uygulandı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-test ya da Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-test ya da Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Regresyon analizi sonucunda maksimum ekspiratuar basınç (MEP) değerinin stabilite limitleri testinin ortalama skorunun bağımsız belirleyicisi olduğu saptandı. MEP değeri yüksek olanların stabilite limitleri testi ortalama skoru da yüksekti (R=0,514; R2=0,264; p=0,003). Sekiz haftalık tedavi sonrasında ise her 2 grupta da zorlu vital kapasite, zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye, tepe ekspiratuar akım hızı, MIP, MEP, 6DYT mesafesi, M. Quadriceps kuvveti ve stabilite limitleri testinin ortalama skorunda anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,01). Deney grubunda, kontrol grubuna kıyasla MIP değerinde meydana gelen artış daha yüksekti (p<0,001); SFT, MEP değeri, fonksiyonel kapasite ve stabilite limitleri testi ortalama skorunda elde edilen gelişmeler açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda, KF'li çocuklarda abdominal kas kuvvetini yansıtan 'MEP' değerinin 'dinamik denge'yi değerlendiren bir test olan 'Stabilite Limitleri' testi ortalama skorunun bağımsız belirleyicisi olduğu saptandı ve tedavi ile MEP değerinde meydana gelen gelişme, hastaların dinamik denge skorlarına da yansıdı. Literatürde hem sağlıklı hem de kronik akciğer hastalıklarına sahip popülasyonlarda abdominal kas kuvvetinin dinamik dengeyi sağlayabilme yeteneği ile yakından ilişkili olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızın sonuçlarına göre KF'li çocuklar için de benzer bir ilişkinin mevcut olabileceği düşünülebilir. Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, IMT'nin belirgin solunum kas güçsüzlüğü olan KF'li hastalara selektif şekilde uygulanabileceği ancak tüm KF'li hastalarda rutin olarak uygulanmasını destekleyen yeterli kanıtın mevcut olmadığı sonucuna varıldı. Ayrıca, çalışmamızda kapsamlı bir göğüs fizyoterapi programı ile havayolu temizliğini geliştirmenin ötesinde solunum fonksiyonu, solunum kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite de gelişmeler sağlanmış olması, literatür ile uyumlu şekilde göğüs fizyoterapisinin KF'li hastaların rutin tedavisine dahil edilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Adölesan idiyopatik skolyozlu çocuklarda core stabilizasyon eğitiminin solunum parametreleri, periferik kas gücü, denge , fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Vertebraların frontal düzlemde 10° ve üzerindeki lateral fleksiyonu ile birlikte, aksiyal düzlemdeki rotasyon ve sagital düzlemdeki fizyolojik eğrideki düzleşme bileşenlerini içeren üç boyutlu deformitesi skolyoz olarak tanımlanmaktadır. Yapısal skolyozun %80'ini idiyopatik skolyoz oluşturur. Adölesan İdiyopatik Skolyoz (AIS) ise, puberte başlangıcından (10 yaş üzeri) büyüme plakları kapanana kadar olan dönemde ortaya çıkan idiyopatik skolyozun bir çeşitidir. AIS tedavisinde konservatif ve cerrahi tedavi seçenekleri bildirilmiştir. Konservatif tedavi gözlem, egzersiz ve ortez seçeneklerini içermektedir. AIS'de konservatif tedavinin primer amacı, eğrinin ilerlemesini önleyerek, sırt ağrısı, solunum problemleri, denge problemleri ve kozmetik deformasyonlar da dahil olmak üzere sekonder hasarları düzeltmek ve yaşam kalitesini iyileştirmektir. Konservatif tedavide özel egzersiz yöntemleri kullanılmaktadır. Core Stabilizasyon egzersizleri de bu yöntemlerden biridir. Bu çalışma ile AIS'li hastalarda Core Stabilizasyon eğitiminin solunum parametreleri, periferik kas gücü, denge, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında yaşları 10-20 yıl aralığında olan AIS tanısı almış 30 çocuk hasta randomize şekilde deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara solunum fonksiyon testi (SFT), respiratuar ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dk yürüme testi (6 DYT) ve Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite ve stabilite limitleri testleri uygulandı. Deney ve kontrol gruplarına verilen egzersizler 8 hafta boyunca haftanın 6 günü evde, 1 günü fizyoterapist gözetiminde uygulandı. Kontrol grubuna geleneksel skolyoz egzersizleri, eğitim grubuna ise geleneksel skolyoz egzersizlerine ek olarak Core Stabilizasyon egzersizlerini içeren egzersiz programı verildi. Sekiz haftanın sonunda değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS Statistics 21.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Sekiz haftanın sonunda tedavi öncesine göre eğitim grubunda gövde rotasyon açısında,öne ve yana eğilme açılarında, solunum fonksiyon testi parametrelerinden %FVC ve %FEV1 değerlerinde, solunum kas kuvveti değerlerinde (MIP,MEP), denge testindeki stabilite limitlerindeki bazı parametrelerde, el kavrama ve quadriceps kas kuvvetinde, fonksiyonel kapasitede, kozmetik deformite algı skorunda, yaşam kalitesinin bazı parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme görüldü. Kontrol grubunda ise tedavi sonrasında tedavi öncesine göre öne ve yana eğilme açılarında, MIP değerinde, denge testindeki stabilite limitlerindeki bazı parametrelerde, quadriceps kas kuvvetinde, fonksiyonel kapasitede ve yaşam kalitesinin bazı alt parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme bulundu. Eğitim ve kontrol grubu karşılaştırıldığında bazı solunum parametrelerinde ve kozmetik deformite algısında eğitim grubunda daha fazla gelişme saptandı. Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, Core Stabilizasyon egzersizlerinin AIS'li hatalara uygulanabileceği ve rutin fizyoterapi programınına eklenebileceği sonucuna varıldı. anahtar kelimeler:adölesan idiyopatik skolyoz, core stabilizasyon egzersizleri, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti, periferik kas kuvveti, kozmetik deformite algısı, yaşam kalitesi
Spina bifida'lı çocuklarda üst ekstremite ve gövde kas kuvvetinin solunum fonksiyonlarına etkisi
Spina Bifida (SB) embriyolojik dönemde 2-6. haftalar arasında nöral tüpün kapanmasındaki defekte bağlı olarak meninkslerin ve sinirlerin protrüzyonuna neden olan bir doğum kusurudur. SB'de kas-iskelet sistemi, sinir sistemi, genitoüriner sistem problemlerinin yanında solunum sistemi problemleri de ortaya çıkmaktadır. Solunum sistemi problemleri primer problem olmadığı için değerlendirmede de ikinci planda kalmaktadır. Bu nedenle SB'de solunum sistemi problemlerinin nedenleri, değerlendirilmesi ve rehabilitasyonuna dair çalışmalar oldukça azdır. Bu çalışmanın amacı SB'li çocuklarda üst ekstremite ve gövde kas kuvveti ile solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesinden hareketle kas kuvvetinin solunum fonksiyonlarına etkisini araştırmaktır. Araştırma kapsamında 5-18 yaşları arasında değişen 33 (15 kız, 18 erkek) SB tanısı almış ve 30 (15 kız, 15 erkek) sağlıklı olguyla çalışıldı. Çalışmaya sadece üst lumbal, alt lumbal ve sakral etkilenimli SB'li olgular dahil edildi, torakal etkilenimin varlığı dışlanma kriteri olarak belirlendi. Olguların demografik verileri ve klinik bilgileri çalışmacı tarafından hazırlanan forma kaydedildi. Üst ekstremite ve gövde kas gücü ölçümünde manuel kas testi kullanıldı. Tüm olgulara solunum fonksiyon testi (SFT) ve göğüs çevre ölçümü yapıldı. SB'li olguların günlük yaşamdaki fonksiyonel yeteneği PEDI'nin Fonksiyonel Beceriler alt başlığı kullanılarak değerlendirildi. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Gruplar karşılaştırıldığında hem üst ekstremite ve gövde kas gücü hem de SFT sonuçları SB'li grupta anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05). Gruplar arasında yapılan istatiksel analizde aksillar ve epigastrik bölgelerde yapılan göğüs çevre ölçümünde SB'li olgularda sağlıklı olgulara göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.05). Kız ve erkek SB'li olgular arasında fonksiyonel becerilerde anlamlı fark yoktu (p>0.05). Lezyon seviyesi üst segmentlere ilerledikçe fonksiyonel becerilerin kendine bakım ve mobilite parametrelerinin anlamlı düzeyde azaldığı görüldü (p<0.05). SB'li olgularda ambulasyon seviyesi iyileştikçe FVC ve FEV1 değerleri de anlamlı düzeyde artış gösterdi (p<0.05). Sonuç olarak çalışmamız üst lumbal, alt lumbal ve sakral seviyeli SB'li çocuklarda üst ekstremite ve gövde kas kuvvetinde azalmanın olduğu ve bu güçsüzlüğün solunum fonksiyonlarını ve günlük yaşamdaki fonksiyonel becerileri etkilediğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Spina Bifida, solunum fonksiyonu, fonksiyonel beceriler, lezyon seviyesi
Parkinson hastalarında solunum kas eğitimi: Postüral stabilite ve denge, mobilite, günlük yaşam aktiviteleri, yaşam kalitesi, solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvveti arasındaki ilişkinin araştırılması
Parkinson hastalığı (PH), Alzheimer hastalığını takiben en sık görülen ikinci nörodejeneratif hastalıktır. Etiyolojisi hala net olarak bilinmese de bireyin genetik ve çevresel etmenlere bağlı olarak hastalık riski taşıyabileceği, beynin ilgili bölgelerinde ilerleyici nöron dejenerasyonu neticesinde oluşabileceği düşünülen bir hastalıktır. Substansia nigrada yoğunlaşmış halde bulunan dopamin hücrelerinin üretilemez hale gelmesiyle birlikte görülen motor belirtiler ve bunlara ek olarak non-motor belirtiler de görülmektedir. En yaygın motor belirtiler; tremor, rijidite, akinezi ve postüral instabilitedir. Ayrıca mortalite ve morbiditelerin gelişmesine yol açabilecek solunumsal problemler de görülmektedir. Literatüre bakıldığında PH'lı kişilerde yapılan çalışmalarda, denge çalışmaları ön plandadır. Nörodejeneratif hastalıklarda yapılan solunum kas eğitimi çalışmalarının hem nitelik hem de nicelik olarak yetersiz düzeyde olduğu görülmektedir. PH'da solunum kas eğitimi (SKE)'nin denge üzerine etkisini inceleyen çalışmaya da rastlanmadı. Bu çalışma ile PH'lı hastalarda dengeyle ilişki olan parametreleri incelemek ve denge eğitimine ek olarak verilen SKE'nin postüral stabilite, denge, mobilite, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kaliteleri üzerine etkisini araştırmak amaçlandı. Çalışma kapsamında kriterlere uygun, Modifiye Hoehn & Yahr'a (MHY) göre evre 1-3 arasında, 60 ile 85 yaş aralığında 30 PH'lı hasta randomize edilerek deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara, solunum fonksiyon testi (SFT), solunum kas gücü ölçümü, Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri testleri uygulandı. Tüm hastaların günlük yaşam aktiviteleri; mobilite; yaşam kalitesi ve hastalık dereceleri sırasıyla barthel indeksi (Bİ); rivermead mobilite indeksi (RMİ); Nottingham sağlık profili (NSP) ve birleşik parkinson hastalık derecelendirme ölçeği (BPHDÖ) ile değerlendirildi. Kontrol grubuna, 8 hafta süre ile, haftada 1 gün gözetimli 2 gün ev egzersizi olmak üzere toplam 3 seans denge eğitimi verildi. Deney grubuna ise denge eğitimine ek SKE; günde 2 kez 15'şer dakika olmak zere Threshold IMT® cihazı ile inspiratuar kas eğitimi (İKE) şeklinde verildi. Cihaz, ağız içi basınç aletiyle ölçülen maksimum inspiratuar basıncın (MIP) %30'u şiddetine ayarlandı. Öğrenmenin etkisini kaldırma adına kontrol grubuna da her hafta ağız içi basınç ölçümü yapıldı. Tüm ölçümler 8 haftanın sonunda tekrar yapıldı. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Dengenin bağımsız belirleyicilerinin tespit edilebilmesi için lineer regresyon analizi yapıldı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-test ya da Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-test ya da Mann Whitney U testi kullanıldı. Değerler arasındaki ilişkiye ise Pearson ya da Spearman korelasyon analiz yöntemiyle bakıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Yapılan regresyon analizi sonucunda, BPHDÖ, Bİ ve RMİ değerlerinin ise sırasıyla % 33 (p:0,001), %22 (p:0,008) ve % 21'lik (p:0,010) varyans değerleriyle postüral stabilitenin bağımsız belirleyicileri olduğu görüldü. NSP, MIP, maksimum ekspiratuar basınç (MEP), PEF, tanı süresi ve beden kitle indeksi (BKİ) değerlerinin herhangi bir postüral stabilite ve denge skorunun bağımsız belirleyici olmadığı görüldü (p>0.05). Sekiz haftalık tedavi sonrasında her iki grupta da MEP ve postüral stabilite değerlerinde anlamlı gelişme görüldü (p<0.05). Stabilite limitleri ve MIP değerlerinde ise yalnızca deney grubunda anlamlı gelişme görüldü (p<0.05). Her iki grupta da MEP, zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye (FEV1) değerlerinde meydana gelen değişimler ele alındığında gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu (p>0.05). MIP ve PEF değerlerinde meydana gelen değişimlere bakıldığında ise deney grubunda meydana gelen değer artışı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksekti (p<0.05). Her iki grupta da tedavi öncesine kıyasla RMI, BI ve NSP değerlerinde anlamlı bir artış görülmedi (p>0.05). BPHDÖ skorlarında ise her iki grupta da tedavi öncesine kıyasla anlamlı gelişme vardı (p<0.05). BPHDÖ, RMİ, Bİ ve NSP skorlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık yoktu (p>0.05). Tedavi öncesi tüm olgular üzerinden yapılan korelasyon analizinde postüral stabilite değerinin HY, BPHDÖ, RMİ ve Bİ ölçek skorları ile anlamlı ilişkisi saptanmıştır (p<0.05). MIP değerinin MHY ve BPHDÖ değerleriyle anlamlı ilişkisi vardı (p<0.05). BPHDÖ'nün RMİ ve MHY ile; RMİ'nin de BI ve NSP skorları ile anlamlı ilişkisi vardı (p<0.05). Literatürde SKE ve dengenin ayrı ayrı PH'lı hastalarda etkili olduğu gösterilmiştir. Çalışmamız ile literature paralel bir şekilde bu iki eğitimden de verim alındığı görüldü. Fakat denge eğitimine ek verilen SKE'nin yalnızca denge eğitimine oranla dengeyi ve solunum kas kuvvetini artırmada daha etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Hastalarda, tek başına medikal tedavi yeterli olmadığı için semptomları azaltma ve yaşam kalitesini arttırma adına rutin olarak verilen denge eğitimlerinin yanında mutlaka solunum eğitimlerinin de verilmesi gerekliliği görülmüştür.
Bariatrik cerrahi geçiren hastalarda postoperatif inspiratuar kas eğitimi ve dirençli egzersiz eğitiminin fonksiyonel kapasite, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti ve enduransı üzerine etkisi
Bu çalışmada obezite tedavisinde büyük bir rol oynayan egzersizin, bariatrik cerrahi sonrasında da solunum fonksiyonları, solunum kas gücü, solunum kas enduransı, 8 major kas grubunun kas gücü, periferik kas gücü, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi gibi parametrelere olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 30 hasta; Grup 1, Grup 2 ve Grup 3 (kontrol grubu) olmak üzere 3 gruba randomize edildi ve her grupta 10'ar hasta yer aldı. Grup 1'deki hastalara 8 hafta boyunca, 8 majör kas grubuna yönelik dirençli egzersizler verildi. Her hastaya uygun ağırlık, 'De Lorme Watkins' yönteminden yararlanılarak belirlendi. Dirençli egzersizler her hafta 3 seans birimimizde 1 saat boyunca fizyoterapist tarafından gözetimli olarak gerçekleştirildi. Hastalardan, seansa gelmedikleri günlerde de haftalık toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yapmaları istendi. Grup 2'deki hastalara ise dirençli egzersizlere ek olarak 8 hafta boyunca, haftanın 3 günü fizyoterapist gözetiminde, haftanın 2 günü ev egzersizi olacak şekilde toplam 5 gün boyunca günde 20 dk uygulanmak üzere Threshold IMT® (PhilipsRespironics, Birleşik Krallık) cihazı ile inspiratuar kas eğitimi verildi. Başlangıç eğitim şiddeti, hastanın ilk değerlendirmesinde ölçülen MIP değerinin %30'u olarak ayarlandı. Her hafta, hasta gözetimli dirençli egzersizlerini gerçekleştirmek için birimimize geldiğinde MİP değeri tekrardan ölçüldü ve eğitim şiddeti ölçülen MİP değerinin %30'u olarak ayarlandı. Hastalardan, seansa gelmedikleri günlerde de haftalık toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yapmaları istendi. Grup 3'deki (Kontrol) hastalar, 8 hafta boyunca haftada toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yaptı. Sonuç olarak; bariatrik cerrahi sonrası uygulanan dirençli egzersiz ve IMT + dirençli egzersizlerin solunum parametreleri, dinamik ve statik kas gücü, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkilerinin olduğunu gözlemledik. Çalışmamızın bulguları doğrultusunda bariatrik cerrahi sonrası hastaların fizyoterapi ve rehabilitasyonu açısından daha etkili sonuçları olduğu için öncelikli olarak IMT + dirençli egzersizleri, daha sonra da dirençli egzersizlerin oldukça etkin bir yöntem xiv olduğunu kullanımının yaygınlaştırılmasının bu hasta grubunda yararlı olacağını bildirmek isteriz. Anahtar kelimeler: bariatrik cerrahi, dirençli egzersizler, inspiratuar kas eğitimi, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti, solunum kas enduransı, periferik kas kuvveti.
Hemiplejik hastalarda solunum fonksiyon testi ve ultrasonografik diyafram ölçümlerinin korelasyonu ile solunum egzersizlerinin bu parametrelere etkilerinin araştırılması
Amaç: Hemiplejik hastalarda diyafram ultrasonunun solunum fonksiyon testi ile korelasyonu ve pulmoner rehabilitasyonun bu parametrelere olan etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla hemiplejik hastalarda diyafram ultrasonu (DUS) ölçümleri ile solunum fonksiyon testi (SFT) korelasyonu ve pulmoner rehabilitasyonun bu parametrelere olan etkisi araştırıldı. Gereç ve yöntem: Çalışma için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik kurulundan onam alındı. Tek kör randomize, prospektif planlanan çalışmamızda kliniğimiz polikliniklerine başvuran ilk inmeye bağlı hemipleji gelişmiş, 18-80 yaş aralığında, kardiyak ve/veya pulmoner hastalıkları olmayan, mini mental skoru (MMT) 24'ün üzerinde, alt ekstremite Brunnstrom değeri evre 3'ün üstünde olan 59 hasta tarandı. Bu hastalardan dokuzu çalışmanın dahil edilme kriterlerini karşılamadığı, 5 hasta da çalışmaya katılmayı reddettiği için çalışma dışı bırakıldı, toplam 45 hasta çalışma için randomize edildi. Çalışmaya dahil edilen tüm hastalara çalışmanın amacı detaylı bir şekilde anlatılarak yazılı onam alındı. Klinik değerlendirmede; Brunnstrom evrelemesi, kognitif değerlendirme için mini mental durum testi (MMT) ve Fonksiyonel Ambulasyon Skalası (FAS) ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçütü (FBÖ) kullanıldı. Tüm hastalara DUS ölçümleri yapıldı. Etkilenen taraf ve sağlam taraf inspirasyon sonu ve ekspirasyon sonunda 3 kez ölçüm yapıldı ve bu ölçümlerin ortalaması alındı. Hastalara DUS ölçümü sonrası aynı gün SFT ölçümü yapıldı. Tedavi grubuna nörolojik rehabilitasyon ve pulmoner rehabilitasyon programı uygulandı. Kontrol grubuna ise sadece nörolojik rehabilitasyon programı uygulandı. Rehabilitasyon programı 6 hafta boyunca haftanın 5 günü olmak üzere 30 seans şeklinde uygulandı. Takipleri sırasında 4 hasta çalışmadan ayrıldı, tedavi grubunda 1 hasta çalışmadan kendi isteğiyle, 1 hastada yoğun bakım ihtiyacı geliştiği için çalışmadan ayrıldı. Kontrol grubunda ise 1 hasta kendi isteğiyle, 1 hastada düşme sonrası kalça fraktürü gelişmesi nedeniyle ayrıldı. Altı haftalık takip sonunda 41 hasta çalışmayı tamamladı. Ölçüm parametreleri olarak FVC, FEV1, inspirasyon sonu diyafram kalınlığı ölçümü, ekspirasyon sonu diyafram kalınlığı ölçümü, diyafram kalınlaşma kesiri (ΔKdi) kullanıldı. Tüm hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirildi. Bulgular: Sonuçlar hem grup içi hem de gruplar arası karşılaştırıldı. Çalışmamızda DUS ile ölçülen, etkilenen taraf inspirasyon sonu (p<0,01), sağlam taraf inspirasyon sonu (p<0,01), etkilenen taraf ekspirasyon sonu (p<0,01), sağlam taraf ekspirasyon sonu (p<0,01), etkilenen taraf diyafram kalınlaşma kesiri (ΔKdi) (p<0,01), sağlam taraf ΔKdi değeri (p =0,01) tedavi grubunda kontrol grubuna göre tedavi sonrasında tedavi öncesine göre iyiydi (p<0,05). Benzer şekilde SFT parametrelerinde; FVC (p < 0,01), FVC(%) (p < 0,01), FEV1(p = 0,03), FEV1(%) (p=0,02), FEV1/FVC (p=0,04), tedavi grubunda kontrol grubuna göre tedavi sonrasında tedavi öncesine göre iyiydi (p<0,05). Ayrıca DUS etkilenen taraf diyafram inspirasyon sonu ölçümü SFT parametresi FVC ile tedavi öncesi (r=0,38, p=0,03) ve tedavi sonrası (r=0,460 p=0,02) pozitif koreleydi.(p<0,05). DUS etkilenen taraf diyafram inspirasyon sonu ölçümü ile SFT parametresi FEV1 ile tedavi öncesi (r=0,35, p=0,02) ve tedavi sonrası (r=0,39, p=0,03) pozitif koreleydi. DUS etkilenen taraf ΔKdi değeri ile SFT parametresi FVC tedavi öncesi (r=0,484, p=0,01) ve tedavi sonrası (r=0,32, p=0,04) pozitif koreleydi. DUS etkilenen taraf ΔKdi değeri ile SFT parametresi FEV1 tedavi öncesi (r=0,51, p=0,01) ve tedavi sonrası (r=0,40, p=0,03) pozitif koreleydi. Sonuç: Bu hastalarda DUS ölçümlerinin inme hastalarında solunum problemlerinin değerlendirilmesinde kullanılabileceği düşünülmektedir. Bunun yanı sıra inmeli hastalarda pulmoner rehabilitasyonun bu parametreleri iyileştirdiği ve bunun takibinde DUS ile yapılabileceği gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemipleji, Diyafram Ultrasonu, Solunum Fonksiyon Testi, Solunum Egzersizleri.
İşitme engelli çocuklarda core (gövde) stabilizasyon egzersizlerinin solunum kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve postural kontrol üzerine etkisi
İşitme engelli (İE) çocuklarda yapılan çalışmalar; bu çocuklarda motor gelişimde gecikmeler, hareketlerin koordinasyonunda azalma, hipotoni, yaşıtlarına göre düşük kardiyorespiratuar seviye ve düşük musküler endurans gibi bir takım sorunlardan bahsetmektedir. Literatür incelendiğinde İE çocuklarda solunum fonksiyonlarının ve postural kontrolün değerlendirildiği çalışmalar ile karşılaşmaktayız. Ancak bu çocuklarda solunum kas kuvvetini değerlendiren çalışmaya rastlanmamıştır. Ayrıca bu çocuklarda tek başına uygulanan core (gövde) stabilizasyon egzersizlerinin solunum kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve postural kontrol üzerine etkileri araştırılmamıştır. Bu nedenle core stabilizasyon eğitimin İE çocuklarda solunum kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve postural kontrol üzerine etkilerini araştırmak amacıyla bu çalışmayı planladık. Çalışma kapsamında yaşları 9-15 yaş aralığında olan prelingual sensörinöral işitme kaybı tanısı almış 30 İE çocuk randomize şekilde çalışma ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm olgulara solunum fonksiyon testi (SFT), solunum kas kuvveti ölçümü, "Biodex Balance System® (BBS)" cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testleri ve Denge Hata Puanlama Sistemi (DHPS) uygulandı. Kontrol grubuna herhangi bir eğitim verilmezken, çalışma grubuna birinci seviyede; stabil bir yüzeyde yapılan statik kontraksiyon eğitimi, ikinci seviyede; stabil bir yüzeyde yapılan dinamik eğitim, üçüncü seviyede; stabil olmayan bir yüzeyde yapılan dinamik ve dirençli eğitimden oluşan core (gövde) stabilizasyon eğitim protokolü uygulandı. Sekiz haftanın sonunda değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Niteliksel değişkenlerin analizi χ2-testi ile yorumlandı. Niceliksel verilerin dağılım özelliklerine göre grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-test ya da Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-test ya da Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Sekiz haftalık eğitim sonrasında çalışma grubunda zorlu vital kapasitede (FVC) ve tepe ekspiratuar akım hızında (PEF), maksimum inspiratuar basınçta (MIP), maksimum ekspiratuar basınçta (MEP), BBS'nin postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,05). DHPS'nin düz zemin 'çift bacak', 'tek bacak', 'tandem' duruş ve köpük zemin 'çift bacak' ve 'tandem' duruş parametrelerinde anlamlı iyileşmeler sağlandı (p<0,05). Hiçbir eğitim verilmeyen kontrol grubunda ise solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, BBS ve DHPS'de ilk ölçüm ve son ölçüm arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Testlerin gruplar arası karşılaştırmasında ise solunum fonksiyonlarına ait parametrelerde gruplar arasında anlamlı fark görülmezken, solunum kas kuvveti ölçümünde MEP değerinde çalışma grubu lehine anlamlı fark bulundu (p<0,01). BBS'nin gruplar arası karşılaştırmasında postural stabilite testinin; 'genel' ve 'anterior/posterior', stabilite limitleri testinin; 'genel', 'sola', 'geriye/sola' ve 'geriye/sağa' parametrelerinde, dengenin duyusal entegrasyonu testinin; 'gözler açık/kapalı düz zemin', 'gözler kapalı köpük zemin' ve 'kompozit skor' parametrelerinde çalışma grubu lehine anlamlı artış saptandı (p<0,05). DHPS'nin gruplar arası karşılaştırmasında ise 'genel toplam skor'da çalışma grubu lehine anlamlı fark gözlendi (p<0,01). Literatürde sağlıklı ve hasta popülasyonlarında core stabilizasyon eğitiminin, solunum kas kuvveti ve solunum fonksiyonlarına ve postural kontrol üzerine olumlu etkisi olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızın sonuçlarına göre, İE çocuklar için de benzer olumlu etkilerin olabileceği, core stabilizasyon egzersizlerinin ileri ve çok ileri derecede işitme kaybı olan çocuklarda solunum kas kuvvetini, solunum fonksiyonlarını ve postural kontrolü iyileştirdiği gözlenmiştir. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçların ışığında, bu çocukların rehabilitasyon programlarına core stabilizasyon egzersizlerini kapsayan bir eğitimin dahil edilmesi yararlı olacaktır.
Bronşektazili çocuk hastalarda sanal gerçeklik temelli farklı egzersiz eğitimlerinin solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkisi
Bronşektazi, kronik inflamasyon ve enfeksiyonun bronş duvarlarında oluşturduğu hasara bağlı olarak bir veya birden fazla bronşta meydana gelen geri dönüşümsüz dilatasyon ve harabiyet ile karakterize kronik bir akciğer hastalığıdır. Özellikle düşük sosyoekonomik duruma sahip gelişmekte olan ülkelerde yaygın bir prevalansa sahip olan bronşektazi; ağır formlarında ve geç evrelerinde mortalite için önemli bir risk faktörüdür. Bozulan gaz değişim mekanizması ve sekresyonun hava yollarında oluşturduğu kalıcı obstrüksiyon; solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasitede kayıplar meydana getirmektedir. Ek olarak akciğer dışı bir semptom olarak denge, kronik solunum sistemi hastalıklarında incelenmesi gereken güncel bir araştırma konusudur. Hastalığın tedavi ve yönetimine yönelik hazırlanmış kılavuzlarda, hava yolu temizleme teknikleri ve egzersiz eğitiminin önemi vurgulanmaktadır. Literatürde, hasta uyumu ve katılımın bir egzersiz programının etkinliğini belirlemede temel faktörler olduğu belirtilmekte ancak zayıf hasta uyumu ve düşük katılım oranı, bronşektazili hastalarda karşılaşılan yaygın sorunlar olarak bildirilmektedir. Kronik solunum sistemi hastalarında kullanımı giderek artan video oyun temelli sanal gerçeklik uygulamaları, alternatif ve yenilikçi bir fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımı olarak tanımlanmakta; hastaların motivasyon, ilgi, egzersize uyum ve aktif katılımını artırması sayesinde etkili ve yararlı bir yöntem olarak belirtilmektedir. Bilinen yararlarına rağmen bronşektazili hastalarda sanal gerçeklik temelli egzersiz eğitiminin etkilerini inceleyen sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Bu nedenle sanal gerçeklik temelli farklı egzersiz eğitimlerinin solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkilerini araştırmak amacıyla bu çalışmayı planladık. Çalışmamız kapsamında yaşları 8-18 yıl aralığında olan 39 bronşektazili çocuk hasta randomize şekilde kontrol grubu (Grup 1), "Wii Fit" egzersiz grubu (Grup 2) ve "Breathing Games" egzersiz grubu (Grup 3) olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm hastalara solunum fonksiyon testi (SFT), solunum ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dakika yürüme testi (6DYT) ve "Biodex Balance System®" (BBS) cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duysal entegrasyonu testleri uygulandı. Her üç grupta yer alan tüm hastalara, 8 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 2 kez diyafragmatik solunum egzersizi, torakal ekspansiyon egzersizleri, insentif spirometre ve osilasyonlu pozitif ekspiratuar basınçlı cihazlar ile egzersizler, postural drenaj ve perküsyon uygulamaları, öksürüğü geliştirme teknikleri ve fiziksel aktivite önerilerini içeren ev temelli göğüs fizyoterapisi programı verildi. Grup 2'de yer alan hastalar ev temelli göğüs fizyoterapisi programına ek olarak; 8 hafta süresince, haftada 2 gün, fizyoterapist eşliğinde aerobik egzersizlerden oluşan "Wii Fit" egzersiz programına alındı. Grup 3'de yer alan hastalar ev temelli göğüs fizyoterapisi programına ek olarak; 8 hafta süresince, haftada 2 gün, fizyoterapist eşliğinde solunum egzersizlerden oluşan "Breathing Games" egzersiz programına alındı. Sekiz haftanın sonunda tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için IBM SPSS v.26 programı kullanıldı. Verilerin normal dağılım özellikleri Shapiro-Wilk testi ile incelendi. Grup içi verilerin karşılaştırılmasında normal dağılıma sahip verilerde Paired Sample T-test, normal dağılıma sahip olmayan verilerde ise Wilcoxon testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren gruplar arası veriler One Way Anova testi ile karşılaştırıldı ve anlamlı fark bulunan değişkenler için farkın hangi gruplar arasında olduğunu tespit etmede post hoc test olarak Tukey HSD testi kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen gruplar arası veriler ise Kruskal Wallis testi ile karşılaştırıldı. Nonparametrik testlerde anlamlı fark bulunan değişkenlerin hangi gruplar arasında olduğunu belirlemede üç grup için ikişer karşılaştırmalar şeklinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Sekiz haftalık eğitim sonrasında, Grup 1'de tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, maksimum inspiratuar ve ekspiratuar basınç (MIP ve MEP) değerlerinde ve 6DYT mesafesinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 2'de ise tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde, sağ ve sol taraf M. Quadriceps ve M. Biceps kas kuvvetinde, dominant ve non-dominant taraf kavrama kuvvetinde, 6DYT mesafesinde ve BBS'de postural stabilite testinin, stabilite limitleri testinin ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm değerlerinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 3'de ise tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde, 6DYT mesafesinde ve BBS'de postural stabilite testinin, stabilite limitleri testinin ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm değerlerinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 1 ve Grup 2 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 2'de SFT'nin zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye (FEV1), tepe ekspiratuar akım (PEF) ve zorlu ekspiratuar akım %25-75 (FEF25-75) ölçümlerinin % prediktif değerlerinde, MEP değerinde, periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde, 6DYT mesafesinde ve BBS testlerinin tüm değerlerinde Grup 1'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Grup 1 ve Grup 3 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 3'te FVC, FEV1, PEF ve FEF25-75 ölçümlerinin % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde ve BBS'nin postural stabilite ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde, stabilite limitleri testinin ise "sola, sağa ve öne/sola" değerleri dışındaki tüm parametrelerde Grup 1'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Grup 2 ve Grup 3 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 2'de periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde ve 6DYT mesafesinde Grup 3'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmamız bronşektazili çocuk hastalarda sanal gerçeklik temelli egzersiz yaklaşımlarının geleneksel egzersiz yaklaşımlarıyla benzer kazanımlar sağladığını; özellikle çocuk hastalarda oyun temelli sanal gerçeklik uygulamalarının; egzersizlerin hedef odaklı, yüksek motivasyon ve tam katılım ile eğlenceli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamasından dolayı tercih edilebilecek bir yaklaşım olduğunu göstermiştir. Ayrıca çalışmamızın sonuçlarına göre sanal gerçeklik temelli aerobik egzersiz eğitimi fonksiyonel kapasite ve periferik kas kuvvetinin; sanal gerçeklik temelli solunum egzersiz eğitimi ise solunum kas kuvvetinin gelişimine ek yarar sağlaması açısından tercih edilebilir bir yaklaşımdır.
Psoriasis hastalarında solunum fonksiyon testlerinin ve karbonmonoksit difüzyon testinin değerlendirilmesi ve hastalık şiddeti ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmada herhangi bir akciğer hastalığı ve semptomu olmayan ve sigara kullanmayan psoriasis hastalarındaki solunum fonksiyon testleri ve karbonmonoksit difüzyon kapasitesini değerlendirmeyi ve hastalık şiddetinin, PASI skorunun, hastalık süresinin, MTX tedavisinin, hastalık başlangıç yaşının, psoriatik artrit(PsA) ve diyabet(DM) varlığının solunum fonksiyon parametreleri üzerine olan etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 2015-2016 yılları arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Dermatoloji bölümünde takip ve tedavi edilen psoriasis hastaları arasında sigara içmeyen ve herhangi bir solunum sistemi hastalığı veya semptomu olmayan 91 hasta dahil edildi. Hastalar kullanmakta oldukları tedavilere göre sadece topikal tedavi kullananlar hafif psoriasis; fototerapi ve/veya sistemik tedavi kullananlar orta-şiddetli psoriasis olarak sınıflandırıldı. Ek olarak orta-şiddetli psoriasis grubundaki hastalar metotreksat kullanımına göre en az 3 ay süreyle metotreksat kullanılmış olanlar MTX(+) orta-şiddetli psoriasis, hiç metotreksat kullanılmamış olanlar MTX(-) orta-şiddetli psoriasis olarak 2 gruba ayrıldı. Tüm hastaların demografik, klinik özellikleri, spirometri ve DLCO sonuçları (yaş, cinsiyet, VKİ, psoriasis başlangıç yaşı, erken veya geç başlangıçlı olması, hastalık süreleri, hastalık şiddeti, PASI skorları, PsA, DM gibi komorbiditeleri ve FVC, FEV1, FEV1/FVC, FEF25-75, DLCO ve DLCO/VA değerleri) kaydedildi. Bulgular: 91 psoriasis hastasının 22'si(%24,2) erkek, 69'u(%75,8) kadın, yaş ortalaması 41,2±14, ortalama hastalık başlangıç yaşı 28±14,2, ortalama VKİ 30±6,3kg/m2 ve medyan hastalık süresi 10(1-38) yıl, medyan PASI skoru 2,2(0-12,5) idi. 69'u(%75,8) Tip 1 psoriasisti. 91 hastanın 21'inde(%23,1) PsA, 10'unda(%11) DM vardı, 34'ü hafif psoriasis, 57'si orta-şiddetli psoriasisti(30 MTX(+), 27 MTX(-)). Gruplar arasında yaş, cinsiyet, VKİ, hastalık başlangıç yaşı, erken başlangıçlı psoriasis hastası açısından anlamlı fark yoktu. PASI skoru, medyan hastalık süresi, PsA ve DM açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu(sırasıyla p<0,001, p=0,014, p<0,001, p=0,002). Hastaların 53'ünde(%58,2) spirometri ve/veya difüzyon kapasitesinde bozukluklar saptandı. 6 hastanın spirometrik sonuçları oryantasyon sağlayamadıkları için hariç tutuldu. Geriye kalan 86 hastanın 21'inde (%24,4) küçük havayolu obstrüksiyonu (KHYO), 1'inde(%1,2) restriktif bozukluk saptandı. Büyük havayolu obstrüksiyonu hiçbir hastada yoktu. KHYO olan hastaların 10'u(%35,7) MTX(+) orta-şiddetli psoriasis, 9'u(%36) MTX(-) orta-şiddetli psoriasis, 2'si(%6,1) hafif psoriasis grubundaydı. Gruplar arasında KHYO açısından anlamlı fark vardı(p=0,006). DLCO bulgularına göre hastaların 35'inde(%38,5) DLCO ve 12'sinde(%13,2) DLCO/VA bozukluğu(<%80) bulundu. Gruplar arasında DLCO, DLCO/VA bozukluğu açısından anlamlı fark yoktu(p>0,05). Grupların arasındaki SFT ve DLCO değerleri karşılaştırıldığında orta-şiddetli psoriasis grubunda FEV1, FVC, FEV1/FVC, FEF25-75 değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüklük olduğu görüldü (sırasıyla p<0,001, p=0,033, p=0,041, p=0,012). PASI skoru ile FEV1, FEV1/FVC, FEF25-75 değerleri arasında negatif yönde anlamlı korelasyon olduğu saptandı(sırasıyla r=-0,234,p=0,030; r= -0,225,p=0,037; r=-0,215, p=0,047). Hastalık süresi ile SFT ve DLCO değerleri arasında herhangi bir anlamlı korelasyon saptanmadı. MTX kullanımının, psoriasis başlangıç yaşının, psoratik artrit ve diyabet varlığının solunum fonksiyonları üzerine herhangi bir etkisi bulunmadı. Sonuç: Psoriasis hastalarında herhangi bir solunumsal semptom veya sigara kullanımı olmasa da SFT ve DLCO bozuklukları gelişebilmektedir. SFT bozuklukları hastalık şiddeti ile artış gösterirken, DLCO bozuklukları hem hafif hem de orta-şiddetli psoriasis hastalarında görülebilmektedir. Bu nedenle biz SFT ve difüzyon testlerinin psoriasis hastalarındaki latent solunum sistemi hastalıklarına erken tanısında faydalı olabileceğini önermekteyiz.
Ankilozan spondilit hastalarında fiziksel performansın kardiyopulmoner egzersiz testi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Ankilozan Spondilit (AS) hastalarında aerobik fiziksel performansı kardiyopulmoner egzersiz testi (KPET) ile değerlendirmek, aerobik fiziksel performansın hastalık ilişkili değişkenlerle arasındaki ilişkiyi belirlemek ve sağlıklı kontrollerle olan farklılıkları saptamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya modifiye New York Kriterlerine göre AS tanısı almış, 18-65 yaş aralığında, 40 hasta ve 44 sağlıklı kontrol dahil edildi. Eforlu egzersiz yapmasına engel olabilecek deformitesi olan, bilinen kardiyak ya da solunum sistemi hastalığı olan, sistemik organ tutulumu olan, nörolojik hastalığı bulunan, hipertansiyonu olan ve çalışmaya katılmak istemeyen kişiler çalışmaya dahil edilmemiştir. Çalışmaya alınan katılımcıların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, mesleki durum, sigara kullanımı, egzersiz alışkanlığı, hastalık süresi, medikasyon durumu, steroid olmayan anti-inflamatuvar ilaç (SOAİİ) ve Biyolojik ilaç kullanım durumu kaydedildi. Her hastanın sabah tutukluğu süresi sorgulandı. İnflamasyon durumunu değerlendirmek amacıyla akut faz reaktanları (Eritrosit sedimentasyon hızı (ESR), C-reaktif protein (CRP)) kaydedildi. AS'li hastaların iyilik hali üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla hasta ve hekim global değerlendirme skoru kullanıldı. AS hastalarının ve kontrol grubunun aksiyel ve periferik eklem mobilitesini değerlendirmek amacıyla el parmak zemin mesafesi, tragus duvar mesafesi, oksiput duvar mesafesi, ağız açıklığı, modifiye schober testi, intermalleolar mesafe, lomber lateral fleksiyon, servikal rotasyon derecesi, çene manibrium mesafesi ve göğüs ekspansiyonu ölçümleri yapıldı. AS hastalarında hastalık aktivitesini değerlendirmek için Bath AS hastalık aktivitesi ölçeğinden (BASDAI), fonksiyonel durumu değerlendirmek için Bath AS fonksiyonel indeksinden (BASFI) ve aksiyel iskelet mobilitesini değerlendirmek için Bath AS metroloji indeksinden (BASMI) yararlanıldı. Hastaların yaşam kalitesi kısa form-36 (SF-36) ile değerlendirildi. Tüm katılımcılara fiziksel performansı belirlemek amacıyla KPET uygulandı. Katılımcılara KPET öncesinde solunum fonksiyon testi (SFT) yapıldı. KPET katılımcılara Cortex Metalyzer 3B (MPU31-105) ve Sprintex Callis Z 6000 cihazı ile koşu bandı üzerinde Bruce protokolü kullanılarak uygulandı. KPET sırasında maksimum kalp atım hızı (HR), maksimum VO2 değeri (ml/dk/kg), solunum değişim oranı (RER), VO2/HR (oksijen nabzı), maksimum süre, test sırasında ulaşılan maksimum hız (km/saat), G, VE/VO2, VE/VCO2, VT, VT, VD/VT, VE, BF, BR, PaCO2, PetCO2, VO2/kg, VO2 %norm değerleri kayıt edildi. Spirometrik değerlendirme ile zorlu vital kapasite (FVC), 1.saniyedeki zorlu ekspiratuar hacim (FEV1), FEV1/FVC, zirve ekspiratuar akım hızı (PEF), vital kapasitenin %25-%75 arasındaki zorlu ekspiratuar akım (FEF 25-75) ölçüm değerleri kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya katılan AS hastalarının yaş ortalaması 34.9±9.9 iken kontrol grubunun yaş ortalaması 34.4±10.3 idi. İki grubun yaş ortalaması birbirine benzerdi. İki grubun sosyodemografik özelliklerine ait veriler karşılaştırıldığında ilaç kullanımı, SOAİİ kullanımı ve biyolojik tedavi AS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksekti. Bunun dışında diğer sosyodemografik veriler açısından iki grup arasında anlamlı fark gözlenmedi. Tragus-duvar mesafesi ve oksiput-duvar mesafesi AS grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek tespit edilirken(p<0.05); intermalleolar mesafe ve lomber lateral fleksiyon ölçümleri AS grubunda kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur(p<0.05). Zirve kardiyovasküler yanıtta elde edilen VO2, VO2%, VO2/kg, TVO2, T, VT değerleri AS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunurken. (p<0.05) ; birinci ventilatuar eşikte elde edilen VO2VT1 ve VO2VT1/kg değerleri AS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05) İstirahat halinde elde edilen VT, BR% değerleri ise kontrol grubunda AS hastalarına göre anlamlı olarak daha yüksek tespit edilmiştir (p<0.05). FVC, FEV1 ve PEF değerleri AS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.05). AS hastalarında KPET ve SFT'de elde edilen sonuçlar erkek cinsiyette kadın cinsiyete kıyasla daha yüksek bulunmuştur. AS hastalarında sigara içen grupta istirahatta elde edilen tidal volüm ve birinci ventilatuar eşikte elde edilen VO2(ml/dk/kg) değeri sigara içmeyen gruba göre daha yüksek bulunmuştur. AS hastalarında SOAİİ kullanımı olmayanlarda istirahatte elde edilen kalp atım hızı SOAİİ kullananlara kıyasla daha yüksek bulunmuştur. AS hastalarında yaşın zirve kardiyovasküler yanıtta elde edilen VO2 (ml/dk/kg), maksimum kalp atım hızı ve RER ile ve istirahatte elde edilen VO2 L/dk ve VO2 (ml/dk/kg) ile negatif korelasyon gösterdiği bulunmuştur. Yaş ile total süre arasında pozitif korelasyon tespit edilmiştir. Yaşın AS hastalarında FEV1 ve FVC değerleri ile negatif korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir. AS hastalarında hastalık süresi ile BASMI arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. AS hastalarında birinci ventilatuar eşikte elde edilen VO2max (ml/dk/kg) ile BASDAI ve BASFI arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. AS hastalarında BASDAI istirahatte elde edilen VO2 (ml/dk/kg) değeri ile negatif korelasyon göstermiştir. AS hastalarında BASMI FEV1 ile negatif korelasyon gösterirken, BASDAI ise FEF25, FEF50 ve FEF 25-75 ile negatif korelasyon göstermiştir. Sonuç: KPET ölçümlerine göre sağlıklı kontrollerde AS hastalarına göre birçok parametrede daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Aerobik kapasiteyi yansıtan VO2 max değeri AS hastalarında sağlıklı kontrollere göre belirgin olarak düşük tespit edilmiştir. AS hastalarında aerobik egzersiz kapasitesi ve solunum fonksiyonlarında görülen bu azalmanın sebebi hastalığın kardiyovasküler, pulmoner ve kas iskelet sistemi başta olmak üzere çeşitli organ sistemlerinde yaptığı tutulumdur. AS hastalarında cinsiyetin aerobik egzersiz kapasitesi ve solunum fonksiyonlarını etkileyen önemli bir faktör olduğu bulunmuştur. AS'de sigara içme durumunun aerobik egzersiz kapasitesi ölçüm parametreleri üzerine etkili olduğu tespit edilmiştir. Hastalık aktivitesi ve fonsiyonel durumun aerobik egzersiz kapasitesi ve solunum fonksiyonları üzerine etkili bir parametre olmadığı görülmüştür. AS'de hasta yaşının aerobik kapasiteyi ysnsıtan VO2max değeri ile negatif korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir. Ankilozan spondilitte aerobik fiziksel performansı etkileyen faktörleri belirlemek ve aerobik fiziksel performansı geliştirmek için yapılması gerekenleri saptamak amacıyla daha fazla sayıda çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, aerobik kapasite, fiziksel performans, kardiyopulmoner egzersiz testi, pulmoner fonksiyon
Atopik astımlı çocuklarda lomber stabilizasyon egzersizlerinin solunum fonksiyonları, solunum kas gücü, astım kontrolü ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Astım, değişik uyaranlarla birlikte artan bronşiyal hava yolu duyarlılığı ve geri dönüşümlü hava obstrüksiyonu ile karakterize, kendiliğinden veya tedavi ile düzelebilen, kronik inflamatuar bir hastalıktır. Hava yollarının tekrarlayan inflamasyonları çocuklarda astım atağı sıklığını arttırmakta ve fiziksel performansı azaltmaktadır. Yoğun egzersizin hava yollarına yaptığı baskı nedeniyle astımlı çocukların egzersizden uzak durmaları, bu çocukların fonksiyonel kapasitelerinin azalmasına ve günlük hayatta yeterlilikler konusunda kısıtlanmalarına neden olmaktadır. Tüm bu veriler ışığında bu çalışma, atopik astımlı çocuklara lomber stabilizasyon egzersiz eğitimi verilmesi yoluyla fonksiyonel kapasite, solunum parametreleri, solunum kas gücü ve astım kontrolünü değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmaya, Bezmialem Vakıf Üniversite Hastanesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Bilim Dalı'nda atopik astım tanısı konulan, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Kardiyopulmoner Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'na yönlendirilen 7-17 yaş arası çocuklar dahil edildi. Çalışmaya deney grubunda 12, konrol grubunda 12 olmak üzere toplam 24 çocuk katıldı. Çalışma ve kontrol grubundaki olguların çalışmanın başlangıcında demografik ve klinik bilgileri kaydedildi, ardından maksimal inspiratuar basınç/maksimal ekspiratuar basınç (MIP/MEP) ile solunum kas gücü, spirometrik solunum fonksiyon testi ile solunum fonksiyonları, astım kontrol testi (AKT) ile astım kontrolleri ve altı dakika yürüme testi (6DYT) ile fonksiyonel kapasiteleri değerlendirildi. Kontrol grubu, çocuk göğüs hastalıkları hekiminin standart medikal tedavisine devam ederken; deney grubu, medikal tedavinin yanı sıra sekiz hafta süren lomber stabilizasyon egzersiz eğitimine alındı. Sekiz hafta sonunda ise her iki gruba aynı testler tekrarlandı. Çalışma grubuna Jeffrey'nin "Core" (gövde) stabilizasyon egzersiz eğitim protokolü uygulandı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-Test ya da Wilcoxon Testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-Test ya da Mann Whitney U Testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Demografik özelliklerin astım kontrolü ile ilişkisi saptanmadı (p>0,005). Lomber stabilizasyon egzersizlerini uygulayan deney grubunun solunum fonksiyonlarında anlamlı artış gözlemlenmemişken, solunum kas gücünde (p=0,002) ve fonksiyonel kapasitede (p=0,041) anlamlı gelişme gözlendi. Sekiz haftalık tedavi sürecinin ardından her iki grupta astım kontrolünde anlamlı gelişme gözlendi (p=0,002 ve p=0,036). Düzenli ve kontrollü yapılan egzersiz ve spor faaliyetleri atopik astımlı çocuklarda fayda sağlamaktadır. Bu nedenle astımlı çocuklar, bu konuda teşvik edilmelidir.
Adölesan idiyopatik skolyozda hibrit telerehabilitasyon yöntemiyle uygulanan pilates-temelli egzersizlerin solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkisi
Skolyoz, omurga, toraks ve gövdenin pozisyon ve şeklindeki değişimleri içeren heterojen durumların tamamı için kullanılan genel bir terimdir. Adölesan İdiyopatik Skolyoz (AIS), bilinen her hangi bir neden olmaksızın, 10 yaş ve üstü sağlıklı bir bireyde koronal planda anormal spinal eğri oluşumu ve vertebraların rotasyonuyla karakterize bir deformite olarak tanımlanır. Cobb metoduyla ölçüldüğünde 10°'nin üzerinde spinal bir eğri görülmektedir. AIS'li hastalarda meydana gelen deformite; solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, denge, yaşam kalitesi, periferik kas kuvveti ve kozmetik algı gibi birçok primer ve sekonder parametrede probleme neden olabilmektedir. AIS'de konservatif tedavi; gözlem, egzersiz eğitimi ve ortez yaklaşımlarını kapsamaktadır. Bu tedavide temel amaçlar; eğrinin progresyonunu durdurmak, mümkünse azaltmak ve AIS'in neden olduğu problemlerin önüne geçmek, var olan problemleri ise iyileştirmektir. AIS'li hastaların tedavisinde kullanılan bir çok farklı egzersiz eğitim yöntemi bulunmaktadır. Pilatestemelli egzersiz eğitimi de bu yöntemlerden biridir. Bu çalışma AIS'li hastalarda postüral düzeltmeleri ve eğri tipine-lokalizasyonuna göre belirlenen solunum paternini içeren ve hibrit telerehabilitisyon yöntemiyle uygulanan pilates-temelli egzersiz eğitiminin solunum fonksiyonu, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkisini araştırmayı amaçlamıştır. Çalışma kapsamında 10-18 yaş aralığında olan 32 AIS tanılı hasta randomize edilerek eğitim ve kontrol grubuna ayrıldı. Tüm hastalara Cobb açısı ölçümü, gövde rotasyon açısı ölçümü, fleksibilite değerlendirmesi, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti ölçümü, fonksiyonel kapasite değerlendirmesi, postüral stabilite-denge değerlendirmesi, core kas enduransı ölçümü, periferik kas kuvveti ölçümü, yaşam kalitesi ve kozmetik deformite algısı değerlendirmeleri yapıldı. Eğitim ve kontrol grupları egzersiz eğitimi süreçlerinin ilk 2 haftasında, haftada bir gün süpervize seanslara katıldı. Hastalar bu seanslar esnasında pilatesin temelleri, eğri tip ve lokalizasyonlarına göre belirlenen postüral düzeltmeler ve solunum prensipleri hakkında bilgilendirildi. Eğitim grubu sonraki 10 hafta boyunca haftada 3 gün fizyoterapist eşliğinde senkron online seanslara alındı, 4 gün egzersizleri evde sürdürüldü. Kontrol grubu ise aynı egzersizleri haftada 7 gün, 10 hafta boyunca evtemelli olarak sürdürdü. 12 Haftanın sonunda tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS v.26 programı kullanıldı ve tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. 12 Haftanın sonunda tedavi öncesine göre eğitim grubunda Cobb açısında, gövde rotasyon açısında, fleksibilite testlerinde, FEV1 ve PEF değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde, AHMYT mesafesinde, EMYT yürüme seviyesinde, stabilite limitleri testinin tamamlanma süresi dışındaki tüm xiii parametrelerinde, core kas enduransında, periferik kas kuvvetinde, yaşam kalitesinin ruh sağlığı parametresi dışındaki tüm parametrelerinde ve kozmetik deformite algı skorunda istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler görüldü (p<0,05). Kontrol grubunda ise tedavi sonrasında tedavi öncesine göre; gövde rotasyon açısında, MIP ve MEP değerlerinde, AHMYT mesafesinde, stabilite limitleri testinin bazı parametrelerinde, sağ M. Biceps kuvveti parametresi dışındaki periferik kas kuvveti değerlerinde ve yaşam kalitesinin bazı parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler saptandı (p<0,05). Eğitim ve kontrol grubu karşılaştırıldığında Cobb açısında, yana eğilme testlerinde, PEF değerinde, MIP ve MEP değerlerinde, EMYT yürüme seviyesi değerinde, stabilite limitleri testine ait genel skor, sola ve öne/sağa parametrelerinde, core kas enduransında, sol M. Quadriceps kuvvetinde ve kozmetik deformite algı skorunda eğitim grubunda daha fazla gelişme saptandı (p<0,05). Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, pilates-temelli egzersizlerin hibrit telerehabilitasyon yöntemiyle uygulanmasının ek gelişmeler sağlayabileceği, bu egzesizlerin ev-temelli veya telerehabilitasyon yöntemleriyle AIS'li hastalarda uygulanılabileceği ve rutin fizyoterapi programına eklenebileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: adölesan idiyopatik skolyoz, pilates egzersizleri, telerehabilitasyon, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, denge, postural stabilite, core kas enduransı, periferik kas kuvveti, kozmetik deformite algısı, yaşam kalitesi
Pediatrik kanser hastalarında inspiratuar kas eğitiminin solunum fonksiyonları, fonksiyonel kapasite, yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı pediatrik kanser hastalarında inspiratuar kas eğitiminin solunum fonksiyonları, fonksiyonel kapasite, yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Memorial Şişli Hastanesi Pediatrik Onkoloji ve Hematoloji bölümünde kanser tedavisi almış ve tedavisini tamamlamış dâhil edilme kriterlerine uyan eğitim grubuna 13 ve kontrol grubuna 14 olmak üzere toplam 27 hasta çalışmaya alınmıştır. Araştırmaya dâhil olan hastaların çalışmaya katılan hastaların yaşı, cinsiyeti, tanısı, boy ve kilo durumları kayıt edilmiştir. Hastalarda inspiratuar kas eğitimi öncesi ve sonrası solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, yorgunluk ve yaşam kalitesine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Araştırmada eğitim ve kontrol grubundaki hastaların solunum fonksiyon testinde yer alan FVC, % FVC, FEV1, % FEV1, FEV1/FVC, PEF ve % PEF başlangıç ve eğitim sonrası değerleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ayrıca araştırmada eğitim grubunda FVC (lt), % FVC, FEV1 (lt) ile % FEV1 değerlerinde eğitim sonrası ölçümünde artış gösterdiği ve ilk ölçümlere göre farklılık oluşturduğu sonucuna ulaşıldı. Kontrol grubunda FVC (lt), % FVC, FEV1 (lt), % FEV1 ile % PEF değerlerinin tedavi öncesi ve sonrası ölçümler arasında artış gösterdiği bulunmuştur (p<0,05). Eğitim ve kontrol grubundaki hastaların solunum kas kuvveti testi sonrası elde edilen MİP ve MEP değerleri ile 6DYT sonrası hesaplanan SpO2, kalp hızı ve yürüme mesafesi başlangıç ve son test değerlerinin karşılaştırılmasında gruplar arasında farklılık bulunmamıştır (p>0,05). MİP, MEP ile yürüme mesafesinde eğitim grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır(p<0.05). Kontrol grubunda MİP, MEP ile yürüme mesafesinde eğitim sonrası lehine istatistiksel olarak anlamı artış saptanmıştır (p<0,05). Eğitim grubundaki hastaların, inspiratuar kas eğitimi öncesi ve sonrası yorgunluk değerlerinin anlamlı olarak düşüş gösterdiği bulunmuştur. Gruplar arasında yapılan değerlendirmede pediatrik yaşam kalitesi testi sonrası elde edilen fiziksel, duygusal, sosyal ve okula ait başlangıç değerlerinin farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). Eğitim grubundaki hastaların fiziksel, duygusal, sosyal ve okula yaşam kalitesi düzeylerinin eğitim sonrası sonuçlarının eğitim öncesi sonuçlarına göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. Benzer şekilde kontrol grubundaki hastaların fiziksel, duygusal ile okula ilişkin yaşam kalitesi düzeylerinde eğitim sonrası lehine istatistiksel olarak artış gösterdiği bulunmuştur(p<0.05).
Toraks cerrahisi geçiren hastalarda dijital fizyoterapi uygulamalarının solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, üst ekstremite periferik kas kuvveti ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Toraks cerrahisi akciğer, plevra, göğüs duvarı ve mediastinal hastalıkların tedavisinde kullanılan birincil müdahaledir ve cerrahi sonrası hem prosedüre hem de hastaya bağlı akciğer fonksiyonlarında ve klinik belirtilerde değişiklikler meydana gelir. Toraks cerrahisi sonrası hastaların egzersiz toleransı azalır, solunum fonksiyonlarında bozulmalar görülür ve hastaların günlük yaşam aktivitelerine katılımı, fonksiyonel düzeyleri ve yaşam kaliteleri olumsuz etkilenir. Açık torakotomilerde insizyon yeri ağrısı, kesilen kaslar ve insizyonun büyüklüğüne bağlı üst ekstremite fonksiyonlarında ve gövdede etkilenim olur. Literatüre bakıldığında toraks cerrahisi geçiren hastalara preoperatif ve erken postoperatif fizyoterapi programı uygulanmıştır ancak taburculuk sonrası uzun dönem fizyoterapinin etkinliğine bakan çalışmaların sayısı az ve tedavi süreleri kısadır. Hastalara fizyoterapi programı sunma yöntemlerinden biri de dijital fizyoterapidir. Dijital fizyoterapi dijital iletişim ve cihazlar aracılığıyla uzaktan sağlanan sağlık hizmetleri için kullanılan güncel bir terimdir. Çalışmamızda dijital yöntemlerle uygulanan fizyoterapinin toraks cerrahisi geçiren hastalarda solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, üst ekstremite kas kuvveti ve yaşam kalitesine etkilerini araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'nda açık torakotomi ile toraks cerrahisi geçiren ve dahil edilme kriterlerimize uygun 26 hasta dahil edildi. Hastalar eğitim ve kontrol grubu olarak iki gruba randomize edildi. Tüm hastalara solunum fonksiyon testi, solunum kas gücü ölçümü, 6 dakika yürüme testi (6 DYT), gövde lateral fleksiyonu değerlendirmesi, omuz fleksiyon ve abdüksiyon eklem hareket açıklığı ve kas gücü ölçümleri, Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (OADİ) ile omuz fonksiyonları değerlendirmesi, göğüs ekspansiyonu ölçümü, uyku ve yaşam kalitesi değerlendirmeleri yapıldı. Kontrol grubuna taburculuk sonrası genel eğitim verildi. Eğitim grubuyla 12 hafta boyunca dijital araçlar aracılığıyla haftada iki kez egzersiz seansı uygulandı. Eğitim grubundaki hastalardan haftada en az 5 kez günlük 30 dakikalık yürüyüş yapmaları istendi. 12 hafta sonunda tüm hastalar tekrar değerlendirildi. Veri analizi için SPSS v.30 programı kullanıldı ve tüm analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. 12 haftanın sonunda eğitim grubunda tedavi öncesine göre solunum fonksiyonları parametrelerinden FEV1/FVC ve FVC (lt) hariç diğer tüm değerlerde, solunum kas kuvveti değerlerinde, 6 DYT mesafesinde, UŞİ skorunda, OADİ skorunda, üst ekstremite sol abdüksiyon EHA ve sağ abdüksiyon kas kuvveti haricindeki diğer tüm parametrelerde, sağ ve sol gövde lateral fleksiyonları değerlerinde, aksillar ve xiphoid göğüs ekspansiyonu ölçümü değerlerinde ve St. George solunum anketi total skoru değerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,05). Kontrol grubunda ise solunum fonksiyonları parametrelerinden FVC (lt), FEV1 (lt) ve FEV1(%) değerlerinde, OADİ skorunda, üst ekstremite sağ fleksiyon ve sol abdüksiyon EHA değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler saptanırken, subkostal göğüs ekspansiyonu değerinde ise istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,05). Ayrıca gruplar arası karşılaştırmalarda; eğitim grubunda kontrol grubuna kıyasla solunum fonksiyon parametrelerinden PEF değerinde, solunum kas kuvveti parametrelerinden MEP değerinde, sol üst ekstremite fleksiyon ve abdüksiyon kas kuvveti değerlerinde, sağ ve sol gövde lateral fleksiyon değerlerinde, tüm göğüs ekspansiyonu değerlerinde elde edilen gelişmeler istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak toraks cerrahisi geçiren hastaların klinik semptomları ve problemleri taburculuktan sonra da devam etmektedir. Taburculuk sonrası ev temelli planlanan dijital fizyoterapi programının hastaların solunum fonksiyonlarında, omuz dizabilitesinde ve yaşam kalitesinin arttırılmasında etkin bir yöntem olduğu ve bu hastaların klinik durumunda düzelme sağladığı gösterilmiştir. Toraks cerrahisi geçiren hastalarda dijital yöntemlerle ev temelli uygulanan fizyoterapi programı rutin bakıma kıyasla çok daha etkilidir. Anahtar Kelimeler: toraks cerrahisi, fizyoterapi, dijital fizyoterapi, solunum fonksiyonları, fonksiyonel kapasite, üst ekstremite fonksiyonları, yaşam kalitesi
Farklı aktivite düzeylerine sahip olan allerjik astımlı çocukların solunum ve egzersiz kapasitelerinin değerlendirilmesi
6.TURKÇE ÖZET : Çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Pediatrik Allerji Bilim Dalı Polikliniğinde allerjik astım tanısı konan çocuklar kullanılmıştır. Çocuklar şu kriterlere göre seçilmiştir: Ayda 2 nöbetin altında nöbet geçiren, allerjik astım dışında başka bir kronik akciğer hastalığı olmayan ve tedavi altında bulunan sedanter durumdaki allerjik astımlı çocuklardan seçilmiştir. Bu çocuklar 5 gruba ayrılmıştır : Yaş ortalamaları (11. 44+1. 68), boy ortalamaları (1.45+0.09) ve kilo ortalamaları (36.98+9. 34)olarak çalışmaya alınmıştır. İlk 3 çalışma grubu (A,B,C grupları) 35 (A), 35 (B) ve 27 (C) kişiden oluşan allerjik astımlı çocuktan, diğer 2 grup: D ve E çalışma grubu ise 25' er kişilik normal kontrol grubundan oluşmuştur. İstatistiksel analizler, Çukurova Üniversitesi Bilgi İşlem Merkezi'nde IBM bilgisayarında SPSSX Paket Programında TTesti Groups (Gruplar arası TTest) ve Statistics All yöntemleri ile yapılmıştır. Yakın zamana kadar, astmatik çocukların fiziksel aktivite yapmaları konusunda kaygı duyuluyordu. 1980 den sonra bazı çalışmalarda fiziksel aktivite programlarının, hastaların fiziksel uygunluklarını geliştirmede tavsiye edilen unsurlar arasına girdi. Fiziksel aktiviteler ve egzersiz antrenmanlarının, hiç bir komplikasyona neden olmadan astmatik çocukların normal kardiopulmoner dayanıklılıklarını ve fiziksel uygunluklarını geliştirdiği yapılan araştırmalarda gözlenmiştir (29). Bu çalışmada, farklı aktivite düzeylerine sahip astımlı çocukların solunum ve egzersiz kapasiteleri, bisiklet ergometresi (814 kefeli tipi Monark Ergometrik Bisiklet) testi (PWC 170; fiziksel çalışma kapasitesi) ve flowmate (Flowmateplus) marka 2500 model spirometre aleti ile ölçülmüştür. Astımlı çocuklar ile normal kontrol grubu arasında solunum fonksiyon testleri, fiziksel çalışma kapasiteleri açısından anlamlı bir farklılık söz konusudur. Allerjik astımlı olup, fiziksel aktivite yapan çocuklar ile sedanter astımlı çocuklar arasında da PWC170 (fiziksel çalışma kapasitesi) testi, FEV1 (Zorlu ekspiratuvar volüm), VC (Vital kapasite), MVV (Maximum volünter ventilasyon) 79anlamlı bir farkın olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, Allerjik astımlı çocukların aktivitelerinin kısıtlanmaması, medikal tedavi ile birlikte astımlı çocuklara uygun egzersiz programlarının da uygulanması gerektiğini vurgulamaktayız. 7. İNGİLİZCE ÖZET (ABSTRACT) : Children at the Allergy Policlinic Unit, Department of Medicine, Çukurova University who had allergic asthma were the subjects of this study. The children were selected according to the following criteria : sedantary children under treatment who had no more than two asthma crisis per month and who had only allergic asthma as a chronical lung disease. The children were divided into five groups, and were categorized according to their age (11.44+1.68), height (1.45+0.09) and weight average (36.98+9.34). The first 3 groups (A,B,C) consisted of 35 (A), 35 (B) and 27 (C) subjects, who had allergic asthma. The other two groups D and E (control groups) consisted of 50 subjects; 25 in group D, and 25 in group E. For the statistical analysis, SPSSX Package Programs TTest Groups (T-test between groups) and Statistics All Method were used. Until recently, physical activity for asthmatic children has been generally discouraged. Since 1980, some studies have recommended physical activity programs for improving fitness in such patients. Research has shown that physical activity and exercise training normalize cardio-pulmonary endurance and improve physical fitness without causing any complication in asthmatic children (29). In this study, the pulmoner and exercise capacity of asthmatic children with different degrees of activity were measured. For the measurement of pulmoner and exercise capacity of this children, 814 monark cycle ergometer test (PWCi7o= Physical Working Gapasity) and flowmateplus model spirometer were used. Significant differences were found between the astmatic children's groups and the control groups in respect to pulmoner function test and physical working capacity: mean of the control 80
Investigation of HCO3–/CO2 as an evaluation method for respiratory system functions in patients recovered from COVID-19
The outbreak of the novel coronavirus disease (COVID-19), caused by severe acute respiratory syndrome coronavirus 2 (SARS-CoV-2), is seeing a rapid increase in the number of infected patients worldwide. The aim of this study was to assess lung function by calculating HCO-3 ions, which reflect the shares of carbon dioxide in the body in people who have recovered from COVID-19 and comparing this share to healthy people. The difference between the shares of infected and healthy subjects can be used to assess respiratory function. The study took 130 patients with respiratory problems confirmed with Covid-19 by PCR and/or positive serology (Igg or Igm) compared to another 70 non-Covid-19 patients with PCR and/or serology in Baquba Teaching Hospital in Diyala Governorate, Republic of Iraq. Age had a clear importance, as the study proved that the older the age, the higher the infection rate, and the higher the death rate from COVID-19. There were no differences between the study groups regarding weight and body mass index. Where these results indicate that weight is not a factor for increasing the infection of COVID-19. The results of HCO-3 indicated a clear importance and changes towards the increase in relation to the second group, and this indicates that the percentage of infection with HCO-3 increases at the onset of infection with Covid_19. With regard to CO2 levels changed in both groups, which indicates that the effect remains continuous and the percentage of CO2 increases and the lack of oxygen leads to death. Sodium results indicate its decrease at the beginning and during infection with COVID-19. The concentrations of IL-6 and hsC-RP changed clearly and significantly, which indicates an increase in immunological changes when infected with COVID-19. These tests are considered diagnostic tests for COVID-19. D-Dimer concentrations changed dramatically towards an increase, and this increases the blood clotting rate and thus increases the death rates of COVID-19. These tests are considered diagnostic tests for COVID-19. The study found that the levels of white blood cells were affected at the onset of infection with COVID-19.