Life style

229 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 eve kapanma sürecinde adolesanlarda beden kitle indeksi ve yaşam tarzı değişiklikleri izlemi

Adolesanlar arasında obezite prevalasnsı son 30 yılda gittikçe artmaktadır. Adolesan çağda görülen obezite yetişkinliğe geçildiğinde de devam etmesiyle mortalitesi ve morbiditesi yüksek pek çok hastalığa neden olmaktadır. Covid-19 pandemesi nedeniyle hayatımıza giren sosyal izolasyon nedeniyle pek çok bireyin fiziksel aktivite miktarı kısıtlanmıştır ve obezite riski artmıştır. Bu çalışmada adolesanların Covid-19 eve kapanma sürecinde beden kitle indeksi ve yaşam tarzı değişikliklerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne Haziran 2020'de başvuran adolesanlar dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik, antropometrik bilgilerini ve beslenme – egzersiz davranışlarını inceleyen ölçek ön test ve son test şeklinde uygulanmıştır. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri, yaşam tarzı ve beden kitle indeksi değişiklikleri değerlendirilmiştir. Katılımcılar %64,9'u kız (n: 50), %35,1'i (n:27) erkek olmak üzere 77 kişiden oluşmaktadır ve yaş ortalaması 16,64 ± 0,16 idi. Katılımcıların sokağa çıkma kısıtlamasının başındaki ve sonundaki beden kitle indeksi persantil ortalaması arasında istatiksel açıdan anlamlı fark mevcuttur (p:0,014) ancak serbest zamanın başındaki ve sonundaki beden kitle ortalamasında istatiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır (p:0,372). Katılımcıların %57,1'i pandemiden sonra egzersiz davranışlarının azaldığını belirtmiştir. Sokağa çıkma kısıtlaması dönemindeki ekran başında geçirilen süre kısıtlamalar kalktıktan sonra azalmıştır (p:0,043). Araştırmamızda sokağa çıkma kısıtlamasında daha fazla kilo aldığı gösterilmiştir. Adolesanlar arasında her geçen gün artmakta olan obezite prevalansı, sokağa çıkma kısıtlamalarıyla daha da artma riski altındadır. Covid-19 pandemisiyle adolesanlarda obeziteyle mücadele farklı bir boyut kazanmış olup, özellikle risk altındaki gruplara daha fazla odaklanılmalıdır.

COVID 19ErgenlerObezite+4
Onur Büyükkıyıcı
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Romatoid artritli bireylerde kişi merkezli yaşam tarzı müdahalesinin etkilerinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma

Baştürk, S., Romatoid Artritli Bireylerde Kişi Merkezli Yaşam Tarzı Müdahalesinin Etkilerinin İncelenmesi: Randomize Kontrollü Çalışma, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ergoterapi Programı Doktora Tezi, Ankara, 2024. Bu çalışma, romatoid artritli (RA) bireylerde bir Yaşam Tarzı Müdahalesi'nin (YTM) etkisini incelemek için tasarlanmıştır. Bu program, kişi merkezli okupasyonlar, sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları, korunma, katılım ve inceleme (KOSKKİ) olmak üzere beş modülden oluşmaktadır. Çalışma 33 romatoid artritli birey ile tamamlandı. Bireyler randomize olarak YTM (n=17) ve kontrol grubu (n=16) olmak üzere ayrıldı. Müdahale grubuna 4 hafta boyunca haftada 2 kez YTM uygulandı; kontrol grubunun ise benzer sürelerde telefonla aranarak genel durumları sorgulandı. Değerlendirmede Kanada Okupasyonel Performans Ölçümü, Hastalık Aktivite Skoru-28, Görsel Analog Skalası, Sağlık Değerlendirme Anketi, Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası, Bristol Romatoid Artrit Yorgunluğu Çok Boyutlu Anketi, Genel Özyeterlilik Ölçeği, Romatoid Artrit Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Değerlendirmeler başlangıçta, müdahaleden sonra ve altı aylık takipte yapıldı. YTM grubunda müdahale sonrası okupasyonel performans ve memnuniyet düzeyi, ağrı, hastalık aktivitesi, fonksiyonel sağlık durumu, ruhsal durum, yorgunluk, özyeterlilik ve yaşam kalitesinde anlamlı iyileşmeler olduğu görüldü. Altı aylık takip süresi sonunda, okupasyonel performans (p=0,014), memnuniyet (p=0,016), ağrı (p=0,003) ve fonksiyonel sağlık düzeyindeki (p=0,010) iyileşmelerin devam ettiği, diğer parametrelerdeki iyileşmenin ise korunduğu bulundu. Kontrol grubunda müdahale sonrası ve altı aylık takip sonrasında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Bu bulgular, YTM'nin RA'lı bireylerde okupasyonel performans, genel sağlık durumu ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkileri olduğunu göstermektedir; ancak, etkinin incelenmesi için ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Sonuç olarak, YTM'nin RA'lı bireylerin rutin tedavilerine ek olarak kullanılmasının faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Romatoid artrit, yaşam tarzı, okupasyonlar, ruhsal durum, yaşam kalitesi.

Romatoid artritYaşam tarzı
Sultan Baştürk
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tütün ürünü kullanan bireylerin sigara bırakma polikliniğine başvuru durumlarının kardiyovasküler hastalık risk farkındalıkları ile ilişkisi

Günümüzde dünyada 1 milyar kişi tütün ürünü kullanmaktadır ve tüm ölümlerin %12'si tütün kullanımı ile ilişkilendirilmektedir. Dünyada ölümlerin %32'si kardiyovasküler hastalıklar nedeniyledir; kardiyovasküler hastalık kaynaklı ölümlerin ise %30 kadarı sigaradan kaynaklanmaktadır ve aralarında kuvvetli bir doz bağımlı ilişki bulunmaktadır. Sigarayı bırakanların %62,4'ü bir sağlık problemi sebebiyle bıraktığını ifade etmiştir. Sağlığı koruma isteğinin sigara bırakmada en önemli motivasyon kaynağı olduğu anlaşılmaktadır. Tütün ürünü kullanan ve hiç sigara bırakma polikliniği başvurusu olmayan kişiler ile sigara bırakma polikliniğine başvurusu olan kişilerin kardiyovasküler hastalıklar açısından risk farkındalıkları arasında farklılık olup olmadığını ortaya koymak amacıyla planladığımız bu çalışma tanımlayıcı kesitsel tipte olup araştırmaya Hacettepe Üniversitesi Aile hekimliği polikliniklerine ve sigara bırakma polikliniğine 05.04.2023-22.06.2023 tarihleri arasında başvuran 18 yaş ve üstü ve tütün ürünü kullanan 183 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılara kardiyo-vasküler hastalık risk farkındalığı değerlendirme (KHFRD) ölçeği anket formunda uygulanmıştır. Elde edilen veriler çalışma hipotezimizle uyumlu olmuştur. Çalışma grubu olan sigara bırakma polikliniğine başvuran grubun, kontrol grubu olan tütün ürünü kullanan ancak hiç sigara bırakma poliklinik başvurusu olmayan gruba göre anlamlı düzeyde kardiyovasküler hastalık risk farkındalık düzeyinin yüksek olduğu görülmüştür. KHRFD ölçek toplam puanı ortalaması çalışma grubunda 41,57 (±4,46), kontrol grubunda 37,65 (±7,40) idi ve aralarındaki fark anlamlı olarak saptanmıştır. (p<0,001). Bu çalışmadan elde edilen bulgular, bireylerin belirli kişisel KVH risk faktörleri hakkında bilgilendirilmesinin, koruyucu sağlık davranışlarının benimsenmesini kolaylaştırabileceği fikrini desteklemektedir.

Aile hekimliğiDoktorlar-birinci basamakFarkındalık+5
Büşra Akarsu
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Almanya'da yaşayan okul öncesi Türk çocuklarının karşılaştığı kültürel sorunlar: Köln örneği

Almanya'daki Türk çocukları iki kültür arasında yetişmekte ve buna bağlı olarak iki kültürün izlerini de taşımaktadır. Aile içerisinde kendi kültürel değerlerini; dilini, dinini ve geleneklerini öğrenirken, Alman anaokullarında ise yeni bir kültür, dil ve din ile tanışırlar. Bu çalışma, Almanya'nın Köln–Chorweiler bölgesinde yaşayan Türk çocuklarının okul öncesi (Kita) karşılaştıkları kültür, dil, din ve yaşam tarzı problemlerini betimlemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu Almanya'nın Köln bölgesinde yaşayan 72 Türk aile ve 14 Türk öğretmen oluşturmaktadır. Karma yöntem olan bu araştırmada, Türk ailelere anket uygulanmış ve çalışmanın amacı doğrultusunda daha kapsamlı bilgiye ulaşmak için 2022/2023 eğitim-öğretim yılında farklı anaokullarında görev yapmakta olan Türk öğretmenlere hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu gerçekleştirilmiştir. Böylelikle bu çalışmada hem nicel hem de nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Türk aileler ile yapılan anketlerden elde edilen veriler SPSS programında betimsel analiz yöntemi ile çözümlenmiştir ve Türk öğretmenler ile yapılan görüşmelerden elde edilen veriler, içerik analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonucu toplanan veriler tablolar halinde gösterilmiş, araştırmanın sonucunda Almanya/Köln şehrinde yaşayan okul öncesi Türk çocuklarının kültür problemleri birebir incelenmiş, alınan veriler değerlendirilerek sonuçlar bağlamında öneriler sunulmuştur.

AlmanyaDil problemleriDin eğitimi+7
Zeynep Güçlü
Hacettepe University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Üriner inkontinansı olan kadınlarda sağlığı geliştirme modeline dayalı eğitim ve danışmanlık programının benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisi

Araştırma bir Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan menopoza girmemiş kadınlarda üriner inkontinans prevelansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel araştırma tasarımında ve üriner inkontinansı olan kadınlarda 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı eğitim ve danışmanlık programının kadınların benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amacıyla ön test-son test paralel desende randomize kontrollü deneysel araştırma tasarımında iki aşamada yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşaması bir Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan, menopoza girmemiş kadınlarda üriner inkontinans prevelansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel araştırma tasarımında; ikinci aşaması üriner inkontinansı olan kadınlarda Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı eğitim ve danışmanlık programının kadınların benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla ön test-son test randomize kontrollü deneysel araştırma tasarımında yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşamasına Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan menopoza girmemiş 1042 kadın dahil edilmiştir. Birinci aşamada veriler; 18 Ocak 2021-31 Mayıs 2021 tarihleri arasında, 'Tanımlayıcı Özelliklere İlişkin Soru Formu', 'Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu' ve 'İnkontinans Şiddet İndeksi' kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasına birinci aşamada örneklem seçim kriterlerini sağladığı belirlenen 46 kadın ile devam edilmiştir. Ön-test tamamlandıktan sonra 46 kadın tabakalı blok randomizasyon ile üriner inkontinans şiddetine (hafif, orta) göre tabakalanarak müdahale ve kontrol gruplarına (M:23, K:23) atanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında veriler; 24 Eylül 2021-13 Ocak 2022 tarihleri arasında, 'Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu', 'İnkontinans Şiddet İndeksi', 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeline Dayalı Bilgi Formu', 'Benlik Saygısı Alt Ölçeği', 'Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği-Kadın Formu', 'İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği', 'Öz-Etkililik/Yeterlik Ölçeği' kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında müdahale grubuna Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne göre hazırlanan 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeline Dayalı Eğitim ve Danışmanlık Programı' uygulanmıştır. Müdahale grubuna üç aylık süreç boyunca eğitim programından bir, iki ve üç ay sonra 3 ev ziyareti ve eğitim programından, birinci ve ikinci ev ziyaretinden 15 gün sonra olmak üzere 3 kez telefon görüşmesi yapılmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmamış; müdahale grubu ile eş zamanlı olarak veri toplama formları uygulanmıştır. Araştırmanın her iki aşamasında da formlar ve ölçekleri kadınlar kendileri doldurmuş ve bu sürede kadınlara rehberlik edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde ve tanımlayıcı istatistikler, Shapiro-Wilk Testi, Bağımsız Örneklemler T-Testi, Tekrarlı Ölçümler Anova Testi, Ki-kare Bağımsızlık Testi, Fisher'in Kesin Testi, Cochran-Q Testi, Mann-Whitney U Testi, McNemar Testi, Friedman Testi ve Marjinal Homojenlik Testi kullanılmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında kadınların %32,9'unda üriner inkontinans belirlenmiş ve yaşın, üriner sistem enfeksiyonunun tekrarlaması üriner inkontinans riskini artırırken; eğitim düzeyinin artmasının inkontinans riskini azalttığı bulunmuştur. Araştırmanın ikinci aşamasında; müdahale grubundaki kadınların eğitimden bir ay ve üç ay sonra üriner inkontinans sıklık, miktar ve şiddetinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu; eğitimden bir ay ve üç ay sonra müdahale grubundaki kadınların cinsel doyumu ve yaşam kalitesinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne göre verilen eğitim ve danışmanlık programı kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, miktarı, şiddeti, cinsel doyum ve yaşam kalitesini iyileştirmektedir. Bu doğrultuda, üriner inkontinans açısından riskli kadınlarda sorun ortaya çıkmadan risk faktörlerinin ortadan kaldırılması, sorun yaşayan kadınlarda ise sorunun erken dönemde belirlenerek davranış ve yaşam tarzı değişikliklerinin uygulanması, davranış ve yaşam tarzı değişikliklerinin birinci basamak sağlık hizmetlerine entegre edilmesi, önlenme ve risklerin azaltılmasına yönelik eğitim programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir.

Benlik saygısıCinsel doyumHasta eğitimi+4
Esra Bükecik
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hedef odaklı yaşam tarzı eğitiminin serebral palsili çocuğa sahip anneler üzerine etkilerinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma

Bu çalışma SP'li çocuğa sahip annelerde hedef odaklı yaşam tarzı eğitiminin (HOYTE) ruh sağlığı, fiziksel aktivite düzeyi, uyku kalitesi, oküpasyonel performans ve memnuniyet düzeyi, yaşam kalitesi, bakım veren yükü üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. 46 SP'li çocuğa bakım veren anne ile tamamlanan çalışmada, randomize olarak 22'si ile haftada 2 kez olmak üzere 4 hafta boyunca telefon görüşmesi yapılırken, 24'üne haftada 2 kez olmak üzere 4 hafta boyunca HOYTE uygulanmıştır. Annelerin ruhsal durumu Depresyon, Anksiyete, Stres Skalası ile, fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ile, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile, oküpasyonel performans ve memnuniyet düzeyi Kanada Aktivite Performans Ölçümü ile, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili ile, bakım veren yükü Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği ile değerlendirilmiş, ilk ve son değerleri karşılaştırılmıştır. SP'li çocuğun seviyesi kaba motor fonksiyon sınıflandırma sistemine (KMFSS) göre değerlendirilmiştir. Sonuç olarak HOYTE grubunun ruhsal durumu (p=0,001), fiziksel aktivite düzeyi (p=0,03), uyku kalitesi (p=0,001), oküpasyonel performans ve memnuniyet düzeyi (p=0,001, p=0,001), yaşam kalitesi (p=0,001) ve bakım veren yükünde (p=0,001) iyileşme tespit edilmiştir. Kontrol grubunda uyku kalitesi (p=0,013), oküpasyonel performans (p=0,009) ve oküpasyonel memnuniyet düzeyi (p=0,021), yaşam kalitesi (p=0,003) ve bakım veren yükünde (p=0,011) kötüleşme görülürken diğer parametrelerde anlamlı farklılık bulunamamıştır. Bu bulgular ışığında HOYTE'nin uzun dönem takibinin yapılacağı ileri çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Sonuç olarak ruhsal durum, uyku kalitesi, oküpasyonel performans ve memnuniyet düzeyi, yaşam kalitesi üzerine olumlu etkisi olan HOYTE'nin SP'li çocuklara bakım veren annelere yönelik müdahalelere dahil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Bakım veren, serebral palsi, yaşam tarzı, ruh sağlığı, uyku kalitesi, yaşam kalitesi, bakım veren yükü

AnnelerBakım verenlerBakım verme yükü+6
Duygu Mine Alataş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin yaşam projelerinin gözaltındaki çocukların öz denetimine etkileri: Yaşam amacının kritik rolü

Bu araştırmada annelerin oluşturmuş oldukları yaşam projelerinin gözaltındaki çocukların öz denetimine etkilerinde yaşam amacının rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel taramaya dayalı yordayıcı korelasyonel yöntem kullanılmıştır. Araştırmada, katılımcılara Sosyo-demografik Bilgi Formu Ontolojik İyi Oluş Ölçeği Yaşam Amacı Ölçeği (P-YAÖ) Öz–Kontrol Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçsal bir türü olan benzeşik örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları yaşları 14-18 arası olan toplam 250 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada elde edilen verilerin analiz edilmesinde IBM Spss 26 ve Lisrel 8.8 paket programları kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıkların test edilmesinde bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi, değişkenler arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesinde ise Pearson korelasyon analizi ve yol analizi (path analysis) tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; suça sürüklenmeyen katılımcıların ontolojik iyi oluş düzeyleri, suça sürüklenenen katılımcılara göre, anlamlı düzeyde daha yüksektir. Yaşam amaçlarında da gruplar arasında anlamlı bir farklılaşma olduğu bulunmuştur. Suça sürüklenmeyen çocukların yaşam amaçları ortalaması, suça sürüklenen çocukların ortalamasından anlamlı derecede daha yüksektir. Öz denetim düzeyinde de bakıldığında gruplar arasında gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Suça sürüklenen çocukların öz denetim ortalaması suça sürüklenmeyen çocukların ortalamasından anlamlı derecede daha yüksektir. Öz–Kontrol Ölçeğinden alınan düşük puanlar yüksek öz denetimi gösterdiği için suça sürünlenmeyen çocukların öz denetim becerileri daha yüksek olmaktadır. Çocukların gelecek planlarına göre ontolojik iyi oluş düzeyinde arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Bu farkın kaynağını belirlemek için yapılan analizlere göre okula devam edip meslek sahibi olmak isteyenlerin ontolojik iyi oluş düzeyi, bir işte çalışıp para kazanmak isteyenlerden, geleceği düşünemediğini belirtenlerden ve herhangi bir planı olamayanlardan anlamlı düzeyde daha yüksektir. Yaşam amacı düzeyine göre gruplar arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmuştur. Farkın kaynağına yönelik analizlere göre okula devam edip meslek sahibi olmak isteyenlerin yaşam amacı düzeyi, bir işte çalışıp para kazanmak isteyenlerden, geleceği düşünemediğini belirtenlerden ve herhangi bir planı olamayanlardan anlamlı düzeyde daha yüksektir. Öz denetim düzeyine göre gruplar arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmuştur. Farkın kaynağını belirlemek için analizlere göre okula devam edip meslek sahibi olmak isteyenlerin öz denetim düzeyi, bir işte çalışıp para kazanmak isteyenlerden, geleceği düşünemediğini belirtenlerden ve herhangi bir planı olamayanlardan anlamlı düzeyde daha düşüktür. Çalışmada kullanılan yapısal modelinin sonuçlarına göre, ontolojik iyi oluşun alt boyutları olan pişmanlık, harekete geçme ve hiçliğin yaşam amaçlarındaki varyansın %23'ünü açıkladığı görülmektedir. Yaşam amaçları ise öz denetim düzeyindeki varyansın %19'unu açıklamaktadır.

AnnelerGözaltına almaPozitif psikoloji+6
Ahmet Sapancı
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve etkileyen faktörler

Amaç: Bu araştırma yoğun bakım hemşirelerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve bu davranışları etkileyen faktörleri saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Haziran - Eylül 2021 tarihleri arasında hastanelerde çalışan yoğun bakım hemşirelerine kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak, online anket ile veri toplanarak yapılmıştır. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan 222 hemşire araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırmanın verileri "Sosyodemografik Veri Formu" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney - U testi, ikiden fazla bağımsız grup arasındaki verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği puan ortalaması 127,32±24,42 - orta düzey olarak saptanmıştır. Ölçeğin alt boyutlarına bakıldığında en yüksek ortalamanın sağlık sorumluluğu alt boyutuna 23,66±4,96, en düşük ortalamanın ise fiziksel aktivite alt boyutuna 16,89±5,9 ait olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan yoğun bakım hemşirelerinin ölçekten aldıkları toplam puan ortalamasının yaş ve çalışma süresi ile istatiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Buna göre 25-31 yaş grubunun aldığı toplam puan 32-38 yaş grubunun aldığı toplam puandan düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca 11-15 yıl çalışma süresine sahip hemşirelerin 6-10 yıllık deneyime sahip hemşireye göre sağlık sorumluluğunun daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Yapılan bu araştırmada yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Yoğun bakım ünitesi, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları

DavranışHemşirelerHemşirelik+5
Ezgi Altınok Biçer
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin sağlık algısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi.

Amaç: Bu araştırma, Covid-19 pandemisi sürecinde üniversite öğrencilerinin sağlık algısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi ile bunların sosyodemografik özellikler ile olan ilişkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç-Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel model kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma evreni 2022-2023 eğitim öğretim yılında Iğdır'da bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören 500 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın örnekleminde olasılık temelli örnekleme yöntemlerinden tabakalı rastgele örnekleme modeli kullanılmıştır. Bu doğrultuda çalışmaya gönüllü bir şekilde katılan 448 öğrenci ile süreç tamamlanmıştır. Çalışmanın verileri, Birey Tanıtım Formu, Sağlık Algısı Ölçeği, Sağlıklı Yaşam Biçim Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ II) ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu (WHOQOL-BREF) ile elde edilmiştir. Veriler normal dağılım gösterdiği için verilerin analizinde parametrik testler kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin sağlık algılarının yüksek, sağlıklı yaşam biçimleri davranışlarının orta ve yaşam kalitelerinin ise ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada kullanılan üç ölçekte cinsiyet, bölüm ve anne eğitim durumu değişkenlerinde anlamlı farklılıkların olduğu görülmüştür. Sağlık algısı ile sağlıklı yaşam biçimleri davranışları ve yaşam kalitesi alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Son olarak sağlıklı yaşam biçimleri davranışları ile yaşam kalitesi alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Sonuç: Sonuç olarak sağlık algısı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitesi arasında pozitif bir bağlantının olduğu tespit edilmiştir. Bu tespite göre bireyin yaşam kalitesinin arttırılması için olumlu sağlık algısını ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını geliştirici planlar hedeflenmelidir. Üniversitelerin sağlık bölümü öğrencilerinin sağlığının halk sağlığı açısından değerlendirilerek sosyodemografik özellikleri dikkate alınarak sağlık algısını ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda bilgilendirme eğitimleri yapılarak farkındalığın oluşturulması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Covid-19 Pandemisi, Üniversite Öğrencileri, Sağlık Algısı, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Yaşam Kalitesi

COVID 19Hastalık algısıKorona virüs enfeksiyonları+6
Gülcan Demirel
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi ile sağlık algısı ve sağlıklı yaşam tarzları arasındakiilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi ile sağlık algısı ve sağlıklı yaşam tarzları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma tanımlayıcı tipte olup, Şanlıurfa Eyyübiye 4 Nolu Ertuğrulgazi Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Ekim 2021 - Ağustos 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 194 diyabet tanısı olan birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında eğitimliler ve eğitimsizler için mini mental testler, tanıtıcı bilgi formu, akılcı ilaç kullanımı ölçeği, sağlık algısı ölçeği, tip 2 diyabet ve sağlığı geliştirme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U Testi, Krukall Wallis Analizi, Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul izni, kurum izni ve katılımcı izni alınmıştır. Diyabetli bireylerin %9,8'inin akılcı ilaç kullanma bilgisinin olduğu saptanmıştır. Akılcı ilaç kullanım ölçeği puan ortalaması ile sağlık algısı ölçeği puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken (r = ,095, p= 0,188), akılcı ilaç kullanım ölçeği puan ortalaması ile tip 2 diyabet ve sağlığı geliştirme ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki (r= ,220, p= 0,002) saptanmıştır. Sonuç olarak diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgisini, olumlu sağlık algısını ve sağlıklı yaşam tarzlarını geliştirecek girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, akılcı ilaç kullanımı, sağlık algısı, sağlıklı yaşam tarzları, hemşirelik.

Akılcı ilaç kullanımıBilgi düzeyiDiabetes mellitus+4
Belma Aydın
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Özel Fatih Hastanesi'ne müracaat eden 18-65 yaş arası obez kadınlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ağırlık kaybı üzerine etkisi

Başakıl E., Özel Fatih Hastanesi'ne Müracaat Eden 18-65 Yaş Arası Obez Kadınlarda Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışlarının Ağırlık Kaybına Etkisi, İstanbul, 2018. Bu çalışmada Özel Fatih Hastanesi'ne başvuran 18-65 yaş arası obez kadınlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ağırlık kaybı üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma, Ocak-Mayıs 2018 tarihleri arasında 80 obez kadın bireyin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların, demografik özellikleri, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim sıklıklarını saptamak amacıyla soruşturma yöntemi kullanılarak anket (EK 1) uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri Biolelektrik İmpedans Analizi (BİA) ile saptanmıştır. Fiziksel aktivite düzeylerini belirleyebilmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ-UFAA) kısa formu kullanılmıştır. 52 sorudan oluşan Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ II) bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını belirleme amacıyla uygulanmıştır. Araştırmanın istatistiksel verileri için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 24.0 kullanılmıştır. Çalışma sonucunda bireylerin SYBDÖ II puanlarına bakıldığında toplam ölçek puan ortalaması 131,6±21,2; SYBDÖ II alt ölçek ortalamaları ise beslenme 20,7±7,8; kendini gerçekleştirme 22,5±8,0; sağlık sorumluluğu 26,0±7,6; egzersiz 17,0±4,7; kişilerarası destek 23,5±8,7 ve stres yönetimi 21,9±6,7 olarak saptanmıştır. Bireylerin ağırlık ve BKI değişimleri, vücut yağ kütlesi farkı, bel çevresi ve bel/kalça oranı ortalama farkları ile SYBDÖ II puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır (P<0,05). Fiziksel aktivite düzeyleri ile SYBDÖ II arasında pozitif yönde anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Buna göre aktif olan katılımcıların SYBDÖ II puanlarının diğerlerine nazaran daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada da görüldüğü gibi tıbbi beslenme tedavisine başlanmadan önce bireylere beslenme ve sağlıklı yaşam ilkeleri eğitimi verilmeli, sağlıklı olma halinin sürdürülebilmesi hususunda dengeli ve düzenli beslenmenin oynadığı rol açıkça gösterilmelidir. Anahtar Kelimeler: sağlıklı yaşam biçimi davranışları, beslenme, obezite, ağırlık kaybı

BeslenmeKadınlarKilo verme+3
Esra Başakıl
Haliç University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Stres üriner inkontinansı olan ve olmayan kadınların yaşam biçimi davranışlarının incelenmesi

Bu çalışma, stres üriner inkontinansı olan ve olmayan kadınların yaşam biçimi davranışlarının incelenmesi, karşılaştırılması ve yaşam biçimi davranışlarının stres üriner inkontinans üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma Mart-Nisan 2019 tarihleri arasında, çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul etmiş 25-50 yaş arası Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü tarafından stres üriner inkontinans tanısı konmuş 30 kadın (Çalışma grubu) ve çalışmaya dahil edilme kriterlerine uygun olan 30 sağlıklı kadın (Kontrol grubu) olmak üzere toplam 60 kadın ile yapıldı. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan kadınların demografik bilgileri ve üriner inkontinans risk faktörlerini içeren araştırmacı anket formu, sağlıklı yaşam biçimi davranışları Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ-II), stres üriner inkontinans ICIQ-SF (Türkçe versiyonu) anketleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Gruplar arasında eğitim düzeyi, medeni durum, menopoz, kronik hastalık varlığı, sigara kullanımı, çay ve kahve tüketimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,005). Gruplar arasında yaş, kilo, VKİ, meslek, gelir durumu, evlilik süresi, doğum sayısı, doğum şekli, konstipasyon varlığı, idrar yolu enfeksiyonu geçirme sıklığı, düzenli spor yapma durumu, spor süresi, su ve asitli/gazlı içecek tüketimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,005). Grupların SYBDÖ-II puanlarına bakıldığında stres üriner inkontinansı olan grubun puanlarının daha düşük olduğu gözlendi ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,005). Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları alt ölçeklerinden olan beslenme ile ICIQ-SF4 idrar kaçırma miktarı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,041). Sağlık sorumluluk düzeyi gelişmiş stres üriner inkontinanslı kadınların günlük yaşam kalitesi daha az etkilenmiştir. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları alt ölçeklerinden olan sağlık sorumluluğu ile ICIQ-SF5 idrar kaçırmanın günlük yaşama etkisi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlendi (p=0,029). Grupların SYBDÖ-II toplam puanı ile ICIQ-SF toplam puanı arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p=0,026). Sonuç olarak; sağlıklı yaşam biçimi davranışları, stres üriner inkontinans ile ilişkilidir ve uygun yaşam biçimi ile stres inkontinans olumlu yönde etkilenebilir. Anahtar Kelimeler: Stres üriner inkontinans, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II, ICIQ-SF Ölçeği, Kadın

KadınlarSağlıklı yaşamYaşam tarzı+4
Gizem Çiftcioğlu
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hematopoetik kök hücre transplantasyonu uygulanan bireylerde sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitesinin incelenmesi

Araştırma hematopoetik kök hücre transplantasyonu uygulanan bireylerde altı ay ve sonrasında sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitesini incelemek amacı ile tanımlayıcı bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesinde altı ay ve daha uzun süre önce hematopoetik kök hücre transplantasyonu olan yetişkin bireyler oluşturdu. Araştırmanın örneklemini olasılıksız örnekleme yöntemlerinden gelişigüzel örnekleme yöntemiyle araştırmaya dahil olan 76 olgu oluşturdu. Veriler; Hasta Bilgi Formu, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği –II, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve FACT-BMT ölçeği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler, bağımsız gruplar t testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi ile gerçekleştirildi. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi. Yaş ortalaması 42,99±13,72 yıl olan olguların, %57,9'unu erkeklerin oluşturduğu, %67,1'inin evli olduğu, %44,7'sinin otolog nakil, %51,3'ünün allojenik nakil olduğu, %89,5'inin bir kez hematopoetik kök hücre transplantasyonu olduğu, kök hücre nakli sonrası %40,8'inde komplikasyon geliştiği saptandı. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği Fiziksel, Mental Komponent ve FACT-BMT ölçeği toplam puan ortalamaları sırasıyla 134,34±19,81, 49,54±23,27, 52,95±21,31 ve 98.56±23,02 olarak bulundu. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II puan ortalamasında eğitim durumu ve radyoterapi tedavisi alma durumuna göre istatistiksel anlamlı farklılık saptandı (P<0,05). SF-36 Fiziksel Komponent puan ortalamasının, çalışma durumu, radyoterapi tedavisi alma, komplikasyon gelişme, taburculuk sonrası tekrar hastaneye yatma durumuna göre istatistiksel anlamlı farklılık gösterdiği belirlendi (p<0,05). SF-36 Mental Komponent puan ortalamasının çalışma ve hematopoetik kök hücre transplantasyonu sonrası aşılarını düzenli yaptırma durumuna göre istatistiksel anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0,05). Transplantasyon sonrası komplikasyon gelişme durumuna göre FACT-BMT puanları arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği–II puan ortalaması ile SF-36 Fiziksel Komponent puan ortalaması (r=0,273 p<0,017) ve FACT-BMT toplam puan ortalaması arasında (r= 0,385 p<0.001) zayıf düzeyde anlamlı ilişki saptandı. Araştırmanın sonucunda hematopoetik kök hücre transplantasyonu sonrası geç dönemde olguların sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ve yaşam kalitesinin orta düzeyde olduğu belirlendi. Eğitim düzeyi yüksek olanların ve radyoterapi tedavisi almayanların sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının anlamlı olarak daha iyi olduğu saptandı. Çalışan hastaların, radyoterapi tedavisi almayanların, komplikasyon gelişmeyenlerin, taburcu olduktan sonra tekrar hastaneye yatmayanların yaşam kalitesinin fiziksel alanında anlamlı olarak daha iyi olduğu belirlendi. Komplikasyon gelişmeyen ve aşılarını düzenli yaptıran hastaların yaşam kalitesinin mental alanında daha iyi olduğu saptandı. Yaşam kalitesinin fiziksel alanındaki değişimin %7'sinin, kansere özgü yaşam kalitesindeki değişimin %15'inin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile açıklandığı saptandı. Anahtar Kelimeler: Kök Hücre Nakli, Hematopoetik, Yaşam Kalitesi, Sağlığı Geliştirme, Transplantasyon Hemşireliği.

Hematopoetik kök hücre transplantasyonuHematopoetik kök hücrelerKök hücreler+5
Sevda Özge Kurt
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul öğrencilerinin (özel-kamu) fiziksel aktivite düzeylerinin, vücut kompozisyonlarının ve yaşam biçimlerinin incelenmesi.

Bu araştırma özel okul ve devlet okullarında okuyan ortaokul öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeylerini, vücut kompozisyonlarını ve yaşam biçimlerini incelemek aynı zamanda karşılaştırılmalı bir çalışma ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Bitlis'in Tatvan ilçesine bağlı Cumhuriyet Devlet Ortaokulundan 60 kadın, 62 erkek, Özel Okyanus Koleji Ortaokulundan 59 kadın, 56 erkek olmak üzere toplam 237 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Verilerin toplanması aşamasında Pender ve ark. Tarafından geliştirilen ve güvenirlik, geçerliliği yapılan Adolesan Yaşam Biçimi anketi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin fiziksel aktiviteleri günlük adımsayar (pedometre) ile ölçülmesi yöntemi uygulanmıştır. Vücut kompozisyonlarını belirlemek amacıyla bioelektirik impedans aletiyle yağ oranları ölçülmüştür, boy ve kilo ölçümlerinden yararlanılarak vücut kitle indeksi (kg/boy2) hesaplanmıştır. Öğrencilerden pedometreyi boyunlarına asarak elbiselerinin içinde tutmaları istenmiş olup pedometreleri banyo ve yüzme dışında uyanık oldukları tüm saatlerde takmaları gerektiği belirtilmiştir. Pedometrelerin takılı kalma süresi yedi iş günüdür. Verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Normallik sınaması için Kolmogorov Smirnov testi yapıldı, normal dağılım gösteren veriler için ikili karşılaştırmalarda bağımsız t-testi ikiden fazla değişkenin karşılaştırıldığı durumlarda tek yönlü ANOVA testi, Parametrik olmayan değişkenleri için ikili karşılaştırmalarda Mann- Whitney U testi, ikiden fazla değişkenin karşılaştırılması için Kruskal – Wallis testi kullanıldı. Bu çalışmada anlamlılık düzeyi (p<0.05) olarak belirlenmiştir. Okullara göre kadın öğrencilerin haftalık adım ve hafta içi adımlarında istatistiksel anlamda farklılık bulunurken hafta sonu adımlarında farklılık bulunamamıştır. Erkek öğrencilerin gittikleri okullara göre haftalık adım, hafta içi adımlarında anlamlı farklılık bulunurken hafta sonu adımlarında anlamlı farklılık bulunamamıştır(p>0,05). Adolesan Yaşam Biçimi alt boyutları incelendiğinde kadın öğrencilerin gittikleri okullara göre alt boyutlar arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. 8. Sınıf erkek öğrencilerin gittikleri okullara göre fiziksel aktivite alt boyutunda farklılık bulurken diğer boyutlar arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Anahtar sözcükler: fiziksel aktivite, pedometre, adolesan, sağlıklı yaşam, vücut kompozisyonu.

ErgenlerFiziksel aktiviteOrtaokul öğrencileri+4
Zeynep Uçak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlik müzik festivallerinin yaşam stilleri ve sosyal bütünleşme üzerindeki rolü: Eskişehir Milyonfest 2018 katılımcıları üzerine bir araştırma

Bu araştırma, 27-30 Eylül 2018 tarihleri arasında düzenlenen MilyonFest Eskişehir Müzik Festivali'nin, katılımcılar üzerindeki yaşam stili ve sosyal bütünleşme algılarının rolünü incelemektir. Araştırma evrenini, Eskişehir ilindeki MilyonFest tarafından yapılan müzik festivali katılımcıları oluşturmaktadır. Evrenin çok geniş olmasından ötürü festivale katılanların tamamına ulaşmak olanaksızdır. Bu nedenle, katılımcı odaklı yapılan araştırmada, basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle belirlenen örneklemden hareket edilmiştir. Veri toplama aracı olarak ise anket yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, turizm ve turizme ilişkin kavramlardan olan etkinlik turizmi ve festivallerden bahsedilmiş, ikinci bölümde sosyal bütünleşme, sosyalleşme ve sosyalleşme süreci ele alınmıştır. Üçüncü bölümde yaşam stili kavramı ve yaşam stili ölçeklerine değinilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise yaşam stili ve sosyal bütünleşme arasındaki ilişkinin ve etkinin incelenmesi amacıyla araştırma örnekleminden elde edilen veriler analiz edilerek, bulgular yorumlanmıştır. Çalışma kapsamında 426 katılımcıdan, geçerliliği ve güvenirliliği test edilen ölçekler aracılığıyla veriler toplanmıştır. Araştırma neticesinde, yaşam stili ile sosyal bütünleşme arasında pozitif yönlü ilişki olduğu görülmüştür. Bunlara ek olarak, demografik bilgiler bakımından değişkenlerin farklılık gösterip göstermediği bulunarak; katılımcıların yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, meslek ve yaşadıkları yerler arasında farklılıklar tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Etkinlik Turizmi, Gençlik Müzik Festivalleri, Milyonfest Eskişehir 2018, Yaşam Stilleri, Sosyal Bütünleşme

EskişehirFestivallerMüzik festivalleri+3
Hamit İşik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Değişen sosyo–ekonomik koşullarda Yörükler (Manavgat örneği)

Yörüklük günümüzde giderek kaybolan bir kültürdür. Yörüklerin hayat tarzları sürekli merak konusu olduğundan birçok araştırmalar yapılmıştır. Toroslar göçebe yörüklerin ekonomik faaliyetlerinin sürdürebilmeleri için elverişli doğal ortam şartları sunmaktadır. Manavgat çevresinde yürütülen bir hayvancılık türü olan yarı göçebelik yöre ekonomisi ve ülkemiz için önemlidir. Akdeniz iklim sahasında kalan alanda gür bir bitki örtüsü, verimli topraklar ve yükseltinin artışına bağlı olarak hayvancılık için elverişli otlak alanları bulunur. Yöre halkı topoğrafya şartlarının değişkenliğini iyi bir şekilde kullanmaktadır. Yükseltinin fazla olduğu ve engebeli alanlarda hayvancılığın yanında dar bir alanda tarımsal faaliyetler yapılırken, deniz seviyesine yakın alanlarda tarımsal faaliyetler için ayrılan araziler artmaktadır. Asıl geçim kaynağı hayvancılık olup tarımla da uğraşan yörükler tarımı kendi ihtiyaçları doğrultusunda ve hayvanları için yapmaktadır. Yörükler geçmişte yaylalara çıkış ve yaylalardan inişlerini yaya olarak hayvanları ile birlikte gerçekleştirirken günümüzde ulaşım araçları kullanılmaktan ve teknolojik gelişmelerden olabildiğince faydalanmaktadır. Araştırma sahasındaki önemli bir faaliyet kolu da turizmdir. Turizmle birlikte otel sayıları artmış ve hayvancılığı terk eden yörüklerin büyük bölümü turizmde çalışmaya başlamıştır. Ayrıca Manavgat Irmağı'nda su sporlarının gelişmesi ile Beşkonak civarındaki köylerde yaşayanlar da daha rahat yaşayabilme arzusu ile tarım ve hayvancılığı terk ederek turizme yönelmiştir. Okullaşma oranının artması da göçebe hayvancılığın bırakılmasında etkili olmuş ve okuyan çocuklar günümüz koşullarının etkisiyle göçebelikle uğraşmak istememektedir.

Antalya-ManavgatGöçebelerGöçebelik+7
Ahmet Aydoğmuş
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Prostatektomi sonrası üriner inkontinans semptomu olan bireylerde farklı konservatif tedavi protokollerinin etkinliğinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, radikal prostatektomi sonrası üriner inkontinans (Üİ) şikâyeti olan bireylerde Knack manevrası ve yaşam tarzı önerileri (YTÖ) eğitimlerinin pelvik taban kas eğitimi (PTKE)'ne ilave etkilerini randomize kontollü dizaynda ortaya koymaktı. Çalışmaya prostatektomi sonrası Üİ şikâyeti olan 66 birey dahil edildi. Bireyler randomize olarak Grup 1 (Knack manevrası ve YTÖ ile birlikte PTKE), Grup 2 (Knack manevrası ile birlikte PTKE) veya Grup 3 (tek başına PTKE)'e atandı. 8 haftalık çalışma sürecinde bireyler başlangıçta, 4. hafta sonunda ve 8. hafta sonunda değerlendirildi. Primer sonuç ölçümü olan subjektif inkontinans ciddiyeti ve inkontinansın genel yaşam kalitesi üzerine etkisi Uluslararası İnkontinans Konsültasyon Anketi-Kısa Form ile değerlendirildi. Sekonder sonuç ölçümleri olarak objektif inkontinans şiddeti 1 saatlik ped testi ile, inkontinansın yaşam kalitesinin alt boyutları üzerine etkisi King Sağlık Anketi ile, bireylerin semptom ciddiyeti algısı "Hasta Global Ciddiyet Algısı Skalası" ile ve iyileşme algısı "Hasta Global İyileşme Algısı Skalası" ile değerlendirildi. Çalışma sonunda, yaşam kalitesinin "genel sağlık algısı", "kişisel ilişkiler" ve "ciddiyet ölçümleri" alt boyutları dışındaki tüm sonuç ölçümlerinin tüm gruplarda zaman içerisinde istatistiksel açıdan anlamlı değişim gösterdiği tespit edildi (p0,001). Grup içi değişimler gruplar arası karşılaştırıldığında, PTKE'ye Knack manevrası ve yaşam tarzı önerileri eklenmesi tüm sonuç ölçümleri açısından daha yüksek iyileşmeler açığa çıkardı (p0,001). Bunun yanı sıra YTÖ olmaksızın PTKE'ye sadece Knack manevrası eğitiminin eklenmesi de tek başına PTKE'ye kıyasla çeşitli sonuç ölçümü parametreleri (subjektif inkontinans şiddeti ve genel yaşam kalitesi düzeyi, inkontinans etkisi, Üİ ciddiyet algısı) açısından üstünlük gösterdi. Bu çalışmanın sonucunda, prostatektomi sonrası Üİ tedavisinde PTKE'ye Knack manevrası ve YTÖ eklenmesi ile kısa dönemde daha iyi sonuçlar elde edildiği tespit edildi. Prostatektomi sonrası Üİ yönetiminde konservatif yaklaşımlara uyumu uzun dönemde devam ettirerek etkileri ortaya koyan takipli ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Belirti ve semptomlarKas aktivasyonuKegel egzersizi+7
Ege Nur Atabey Gerlegiz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde travma ile başa çıkabilme algısının yordanmasında yaşamda anlam ve yaşam stillerinin rolü

Bu çalışmanın amacı yetişkinlerde travma ile başa çıkabilme algısının yordanmasında yaşamda anlam inancının ve yaşam stillerinin rolünün ve cinsiyet, eğitim durumu, yaş dağılımı ve çalışma durumu gibi demografik özellikler ile ilişkisinin incelenmesidir. Araştırma modeli, ilişkisel tarama modeli olarak belirlenmiştir. Örneklem, Türkiye'de yaşayan 18-65 yaş arası yetişkin bireyler olarak belirlenmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından oluşturulan "Demografik Bilgi Formu", "Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantılar Ölçeği", "Travma ile Başa Çıkabilme Ölçeği", "Yaşamda Anlam Ölçeği" ve "Yaşam Stilleri Envanteri" kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizi, SPSS 29.0.0.0 programı ile gerçekleştirilmiştir. Cinsiyet ve çalışma durumları değişkenlerinin analizi T-test ile gerçekleştirilmiştir. Yaş dağılımı ve eğitim durumu değişenleri ise tek yönlü varyans analizi ANOVA ile gerçekleştirilmiştir. Travma ile başa çıkabilme algısı, yaşamda anlam inancı ve yaşam stilleri değişkenleri arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi ile gerçekleştirilmiştir. Yaşamda anlam inancı ve yaşam stilleri değişkenleri ile alt boyutlarının travma ile başa çıkabilme algısını yordama düzeyinin analizi için Çoklu Regresyon Analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bulguları cinsiyet, çalışma durumu, eğitim seviyesi değişkenleri ile travma ile başa çıkabilme algısı değişkeni arasında bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca, travma ile başa çıkabilme algısı, yaşamda anlam inancı ve yaşam stilleri arasında istatistiksel olarak pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, yaşamda anlam inancı ve yaşam stilleri ile değişkenlerin alt boyutlarının yetişkinlerde travma ile başa çıkabilme algısını yordadıkları sonucu elde edilmiştir.

Başa çıkmaTravmaYaşam tarzı+4
Elif Koç
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi dönem çocuklarının davranış problemleri ve ebeveynlerinin yaşam pozisyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmada okul öncesi dönem çocuklarının davranış problemleri ve ebeveynlerinin yaşam pozisyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2019-2020 eğitim ve öğretim yılında Ankara Altındağ İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bağımsız anaokullarına ve ilkokulların anasınıflarına devam eden 3-6 yaş dilimi içerisindeki 4109 çocuk ve onların ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise % 5 hata payı ile 387 çocuk ve onların ebeveynleri oluşturmuştur. Araştırma verileri Aile Bilgi Formu, Okul Öncesi ve Anaokulu Davranış Ölçeği ve Yaşam Pozisyonları Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar T Testi, Mann Whitney-U Testi, Kruskal Wallis-H Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Kolmogorov-Smirnov, Shapiro-Wilk testleri, Bonferroni Çoklu Karşılaştırma Testi, Pearson Korelasyon Katsayısı ve Çoklu Regresyon kullanılmıştır. Okul Öncesi ve Anaokulu Davranış Ölçeğinin toplam içe yönelim ve dışa yönelim davranış problemleri puanları ile Yaşam Pozisyonları Ölçeği alt boyutlarından Ben İyiyim, Sen İyisin puanları arasında negatif; Ben İyi Değilim, Sen İyisin ve Ben İyi Değilim, Sen İyi Değilsin puanları arasında ise pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Son olarak, Okul Öncesi ve Anaokulu Davranış Ölçeği puanlarının Yaşam Pozisyonları Ölçeği alt boyut puanlarının yordamasına ilişkin regresyon analizi sonuçlarında ise Ben İyiyim, Sen İyisin (negatif etki) ve Ben İyi Değilim, Sen İyi Değilsin (pozitif etki) puanlarının davranış problemleri puanlarını yordamada istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu görülmektedir. Bu kapsamda araştırma bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılarak yorumlanmış ve önerilerde bulunulmuştur.

EbeveynlerOkul öncesi dönemProblem davranış+3
Ceren Yoldaş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 pandemisi sürecinde bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları üzerine etki eden faktörlerin incelenmesi

Covid-19 pandemisi 2019 sonlarından beri toplumlara ve kişilere sağlıklı yaşam biçimi algısını hatırlatmıştır. İnsanlarda bazı pozitif ve negatif sağlık davranışları artma veya azalma şeklinde değişim göstermiştir. Bu çalışmada pandemi döneminde SYBDÖ-II (Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II) ve sigara, alkol kullanma davranışları, beslenme, fiziksel aktivite durumu ve ek supleman kullanımını içeren sorularla 18 yaş üstü bireylerin yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi ve bu davranışlarla ilişkili olabilecek olan değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada 82 sorudan oluşan bir anket, elektronik ortamda katılımcılarla paylaşılmıştır. Ankette sosyodemografik bilgiler, sağlıkla ilgili bilgiler, pandemi öncesi/sonrası sigara, alkol, multivitamin, gıda takviyesi kullanımı, uyku, fiziksel aktivite ve beslenme durumları, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II ve Koronavirüs Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. Toplamda 649 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların %59,6'sı kadın, %40,4'ü erkekti. %67,5'i üniversite mezunu, %45,6'sı sağlık personeli idi. %16,5'unun kronik hastalığı vardı. KAÖ (Koronavirüs Anksiyete Ölçeği) puanı ortalaması 2,04 ±3,27, SYBDÖ-II (Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II) puanı ortalaması 123,49±18,47'dir. Total SYBDÖ-II puanı 35 yaş üstü grupta ve sağlık dışı meslek mensuplarında daha yüksekti. Alt ölçek puanları ise değişkenlik göstermekle beraber, genel olarak multivitamin ve gıda takviyesi başlayan ve kullananlarda, egzersiz yapanlarda, pandemi sürecinde daha düzenli beslenenlerde anlamlı düzeyde daha yüksekti. Evliler manevi gelişim ve beslenme alt gruplarında daha yüksek skora sahipti, stres yönetiminde ise bekarlar daha iyi durumdaydı. Ve çalışmanın genelinde sağlık mensuplarının alt ölçek puanlarında ve total puanda daha kötü durumda oldukları görülmüştür. Katılımcıların %73,8'i hiç sigara kullanmamışken, %79,3'ü hiç alkol kullanmamıştır. Kadınlarda, sağlık personellerinde sigara içme oranı daha düşüktü. Sigara kullanmayanlarda stres yönetimi alt puanı daha yüksekti. Alkol kullanma 35 yaş altında ve bekarlarda daha fazlaydı ve yine bu gruplar pandemide daha çok tüketimi artırma davranışı göstermişti. Evde çocuk olmayanlarda alkol kullanma ve pandemide aynen devam etme eğilimi daha fazlaydı. Katılımcıların %27,1'i multivitamin kullanmakta olup; %9,9'u pandemi döneminde başlamıştır. %22,1'i ise gıda takviyesi kullanmakta olup; %14,3'ü pandemi döneminde kullanmaya başlamıştır. Sağlık personelleri multivitaminleri gıda takviyelerine göre daha çok tercih etmiştir. Evliler her ikisinde de bekarlara göre daha çok kullanma eğilimide olmuştur. Katılımcıların %65,9' unun beslenme düzeni pandemi öncesine göre aynı iken, %17,0'ının beslenmesi pandemi öncesine göre daha düzenliydi. Katılımcıların %44,7'si pandemi öncesinden beri düzenli egzersiz yapmıyorken, %21,7'si eskiden yaparken pandemi sürecinden beri yapamıyordu. %13,2'si ise pandemi döneminde egzersiz yapmaya başlamıştı. Bu sonuçlara göre kişilerin egzersiz durumu pandemiden negatif şekilde etkilenmiştir. Bu çalışma ile kişilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının birçok sosyodemografik ve sağlıkla ilgili faktörden etkilendiğini saptadık. Pandeminin sağlıkla ilgili bazı davranışları kısa vadede değiştirdiğini gözlemledik. Koronavirüs anksiyetesi de bu faktörlerden biridir ve sağlıklı yaşam biçimi ile bu anksiyete azalmaktadır. Pandeminin daha uzun vadeli etkilerini saptamak henüz mümkün görülmemekle beraber buna yönelik çalışmalar gereklidir.

AlkolizmAnksiyeteBeslenme+7
Mehtap Akgün
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi erişkin hastanesinde izlenen hastaların hastalık ile ilgili risk algıları ve yaşam tarzı değişikliği planlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: 31 Aralık 2019'da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin Ülke Ofisi, Hubei eyaletinin Wuhan şehrinde etyolojisi bilinmeyen pnömoni vakaları bildirmiş olup, 7 Ocak 2020'de daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bir coronavirus'un hastalığa neden olduğu tespit edilmiştir. Başlangıçta 2019-nCoV olarak isimlendirilen yeni coronavirus, salgının ilerleyen dönemlerinde bu etkenin 2002 yılında salgın yapan SARS (Şiddetli Akut Solunum Sendromu) virusuna (SARS CoV) olan benzerliğinden dolayı SARS-CoV-2 olarak adlandırılmış, virusun yol açtığı klinik hastalığa da Coronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) adı verilmiştir (1). Küresel önlem ve karantina çabalarına rağmen virusun insidansı giderek artmış olup 11 Mart 2020 tarihinde DSÖ tarafından pandemi olarak ilan edilmiştir (2). İlk veriler tüm yaş gruplarının SARS-CoV-2 açısından riskli olduğunu göstermiş, COVID-19 hastalığının genellikle ileri yaş ve / veya komorbiditesi olan kişilerde görülme olasılığının daha yüksek olduğu bildirilmiştir (3). Pandeminin başlangıç döneminde Çin'de tanı konulan tüm vakaların tanımlayıcı ve kesitsel analizinin yapıldığı çalışmada olgu fatalite oranının yaş ve eşlik eden ek hastalıklarla dramatik olarak değişebileceği görülmüştür. 72.314 hasta içeren çalışmada 889 asemptomatik hastanın olduğu belirtilmiş ve olgu fatalite oranı %2.3 olarak bulunmuştur. 50 yaşına kadar olgu fatalite oranı %0.5'in altında iken, 50- 59 yaş arasında olgu fatalite oranı %1.3, 60-69 yaş arasında %3.6, 70-79 yaş arasında %8 ve 80 yaş ve üstünde %14.8 olarak görülmüştür. En yüksek olgu fatalite oranı kardiyovasküler hastalığı olan hastalarda görülmekte iken (%10.5), sırası ile diyabet (%7.3), kronik solunum yolu hastalığı (%6.3), hipertansiyon (%6.0) ve kanser (%5.6) varlığında da olgu fatalite oranlarının belirgin arttığı görülmüştür (4). Takip eden çalışmalarda obezite ve sigara kullanımı da artan risk ile ilişkili bulunmuştur (5). Kronik hastalıklar; yavaş ilerleyen, 3 ay ve daha uzun süreli, birden fazla risk faktörünün neden olduğu, genellikle komplike bir seyir gösteren ve kişinin yaşam kalitesini etkileyen hastalıklardır. COVID-19 salgınında olgu fatalite oranlarını arttıran risk faktörleri olan bu hastalıklar tüm dünyada, gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin tümünde, ölüm nedenlerinin başında gelmiştir (6). Esasında kronik hastalıklar sessiz bir küresel salgın oluşturmuş, COVID-19 salgını ile beraber salgının etkilerini arttıran bir zemin hazırlamıştır. Kronik hastalıklara bağlı erken ölümlerin önlenmesinde alkol ve sigara tüketimi, fiziksel inaktivite ve sağlıksız beslenme acilen mücadele edilmesi gereken değiştirilebilir risk faktörleri olarak tanımlanmıştır (7). Bu çalışmaya COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde halen yatan hastalar ile daha önce COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırılarak tedavi görmüş, taburcu edilmiş ve kontrol amaçlı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi COVID-19 İzleme Polikliniğine başvuran hastalar alınmıştır. Hastalardan çalışmaya katılmayı kabul ettiklerine dair yazılı onam alındıktan sonra, COVID-19 geçirenlerde genel sağlık durumu ve yaşam tarzlarında yapmayı planladıkları değişiklikler anket yöntemi ile sorgulanmıştır. Biz bu çalışma ile COVİD-19 hastalığının genel sağlık değerlendirmesi üzerinde bıraktığı etki ve bundan sonraki yaşamlarında yapacağı değişiklikler yaratacağı konusunda hipotezler ürettik. Çalışmanın başlıca amacı hem erken ölüme yol açan hem de COVID-19'un kötü sonlanım noktaları ile ilişkili bulunan değiştirilebilir risk faktörleri olan hastalarda, COVID-19 nedeniyle hastaneye yatırılmış olmanın bu risk faktörlerini ortadan kaldırmaya yönelik sigara bırakma, alkol tüketimini sınırlama, düzenli diyet ve egzersiz yapma, kronik hastalıkların düzenli takibi gibi davranış değişikliği kararlarına yol açıp açmayacağını değerlendirmektir. Hastalar ve Yöntem: Araştırma, etik kurul izini alındıktan sonra 10 Şubat 2021 – 10 Mayıs 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. İlk 2 aylık süre (10 Şubat 2021 – 10 Nisan 2021) içerisinde hastaların verilerinin toplanması planlanmış olup veri toplama işlemi tamamlandıktan sonraki 1 ay içerisinde (10 Nisan 2021 – 10 Mayıs 2021) elde edilen verilerin analizi ve yazılması planlanmıştır. Araştırmaya COVID-19 tanısı ile halen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatan hastalar ile daha önce COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırılarak tedavi ve taburcu edilmiş ve kontrol amaçlı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi COVID-19 İzleme Polikliniğine başvuran 18 yaş ve üzeri hastalar alındı. İletişim kurulamayan, soruları yanıtlayamayacak olan veya çalışmaya katılma onamı vermeyen hastalar dışlandı. Çalışmaya dahil edilen hastalardan RT-PCR sonucu ve ya ELISA ya da hızlı antikor testleri gibi serolojik testlerinin sonucu pozitif olanlar, RT-PCR sonucu negatif ve BT sonucu COVİD-19 için tipik ve ya COVİD-19 ekarte edilemez şeklinde raporlananlara COVİD-19 tanısı konulmuştu. RT-PCR sonucu negatif ve BT sonucu COVİD-19 ile uyumsuz ve ya pnömoni bulgusu yok şeklinde raporlanan hastalarda COVİD-19 tanısı dışlanmıştı. Araştırma gözlemsel araştırma ana başlığında kesitsel bir anket çalışması olacak şekilde planlandı. Anketin ilk kısmında hastaların yaş, cinsiyet, boy, kilo, medeni hali, çocuk sayısı, eğitim durumu, işi/mesleği, kronik hastalıkları, birlikte yaşadığı 65 yaş üstü ve/veya kronik hastalığı olan kişi varlığı gibi sosyodemografik bilgileri sorgulanıp olup, pnömoni ve influenza (mevsimsel grip) aşısı olup olmadıkları ve aşı olmadılar ise nedenleri sorgulandı. İkinci kısımda hastalara risk algısını değerlendirmek amacıyla COVID-19 hastalığına neden yakalandıkları ile ilgili düşünceleri ve risk faktörleri sorgulandı. (Örneğin; sigara içmek, alkol kullanmak, kilolu olmak, kronik hastalığı olmak, aşı yaptırmamak gibi) Bu risk faktörleri algısına göre hastalara bundan sonraki yaşamlarında yapmak istedikleri değişiklikler (sigarayı bırakmak, alkol tüketimini sınırlamak, düzenli spor ve egzersiz yapmak, düzenli aşı yaptırmak gibi) ve bu değişiklikleri yapmak için başvuracağı yöntemler (sigara bırakma poliklinikleri, aile hekimlikleri gibi) soruldu. Anketin üçüncü kısımında hastaların sigara kullanım öyküsü soruldu. COVID-19 tanısı alan hastaların bu konudaki farkındalık ve sigara kullanım davranışlarında nasıl bir değişiklik gözleneceğini saptamak amacıyla hastaların sigara kullanım süre ve miktarı, en son içtiği tarih, düzenli olarak kullandığı diğer tütün ürünleri, evde sigara içen kişi varlığı, daha önce sigara bırakma girişimleri soruldu. Aktif sigara içen hastalara nikotin bağımlılıklarını belirlemek amacıyla Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi yapılması planlandı. COVİD -19 hastalığını geçirenlerde, yaşam tarzı değişikliğinin yanısıra ayrıca hasta tarafından doldurulan ve özellikle birinci basamakta ruhsal rahatsızlığı ayırt etmek üzere geliştirilen, birçok dil ve kültüre uyarlanan Genel Sağlık Anketi (GSA) de yapılması amaçlandı. İstatistiksel analiz için SPSS 23 programı kullanıldı. Tartışma ve Sonuç: COVİD-19 pandemisi ani bir şekilde ortaya çıkmış ve ayırt etmeksizin bütün cins, ırk ve ülkeden insanları etkilemiştir. Ne yazık ki kronik hastalığı olan bireylerde seyri kötü olabilmektedir (3). Esasında kronik hastalıklar sessiz bir küresel salgın oluşturmuş, COVID-19 salgını ile beraber salgının etkilerini arttıran bir zemin hazırlamıştır. Kronik hastalıklara bağlı erken ölümlerin önlenmesinde alkol ve sigara tüketimi, fiziksel inaktivite ve sağlıksız beslenme acilen mücadele edilmesi gereken değiştirilebilir risk faktörleri olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmaya ilk aşamada COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde halen yatan hastalar ile daha önce COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırılarak tedavi görmüş, taburcu edilmiş ve kontrol amaçlı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi COVID-19 İzleme Polikliniğine başvuran 18 yaş üzeri 212 hasta alınmıştır. Daha sonra onam vermeyen, çalışmayı kabul etmeyen ve iletişim sağlanamayan 12 hasta dışlanarak, 200 hastaya inilmiştir. Hastalar demografik verilerine göre sınıflandırılmış, daha sonra COVID-19 hastalığına neden yakalandıkları ile ilgili düşünceleri ve risk faktörleri anket yöntemiyle sorulmuş, hastalığın üzerlerinde yarattığı farkındalığın düzeyinin anlaşılması sağlanmıştır. Ayrıca yaşam tarzı değişikliklerinin yanısıra genel sağlık anketi değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların demografi özelliklerine bakıldığı zaman, Türkiye'de ortalama yaş ortancası 37,2 iken, çalışmamızda ortalama yaş 45,61 ± 16,82 şeklinde görüldü (8). Çalışmamızda daha yüksek yaş popülasyonun seçilmesinin nedeni, artan yaşla birlikte, paralelinde artan kronik hastalıkların olması ve özellikle COVİD-19'la birlikte yaratacağı hastaların risk algısı ve genel sağlık değerlendirmesi üzerindeki etkisini daha net görmek idi. Nitekim, çalışmamıza katılan hastaların % 72'sinin 1 ve daha fazla kronik hastalığı mevcut idi ve % 63'ü en az 1 ilaç kullanmakta idi. Kronik hastalıkların dağılımına bakıldığında dünya genelinde görülen kronik hastalıkların prevalansından daha fazla olduğu görüldü. Koroner arter hastalığı çalışmamızda 168 hastada mevcut olmakla birlikte hastalıklar arasında % 41,17 ile birinci sırada idi. TEKHARF 1990 çalışmasına göre; ülkemizde, 20 yaş ve üzeri erişkinlerde koroner arter hastalığı prevalansı %3.8 iken, bizim çalışmamızda koroner arter hastalığı prevelansının daha yüksek olmasını sebebi, ön planda COVİD-19 hastalığının kronik hastalıklarda daha fazla görüldüğü, ayrıca COVİD-19 tanısı almış ve kronik hastalığı olan hastaların ayaktan takipten ziyade, hastanemize yatırılarak izlendiği idi (9). Böylece kronik hastalıkları olan hastalar hastanemize yatırılarak izlenmiş ve böylece çalışmaya dahil edilmişti. Aynı durum tip 2 DM'de de mevcut idi. Ancak çalışmaya katılan hastalardan hipertansiyon tanısı olduğunu ifade eden hastaların yüzdesinin % 11,2 olduğu görülmesi yani dünya geneline göre düşük prevelansta olması, toplumdaki hipertansiyon farkındalığının az olmasına bağlandı. Önceki çalışmalar dikkate alındığında bizim çalışmamızda obezite prevalansı yüksek ve fazla kiloluluk prevelansı benzerdi. Ancak hasta grubumuzun seçilmemiş ve toplumu temsil eden bir örnek olduğunu düşündüğümüzde obezite prevalansı açısından çok kötü bir yerde olmadığımızı söyleyebildik. Yüksek vücut kitle indeksine sahip COVİD-19 tanısı alan hastaların düşük bir yüzdesi obezitenin farkında olup, taburculuk sonrası istatistiksel olarak az bir kısmının sadece kilo vereceği, diyet ve egzersiz yapacağı görüldü. Kronik hastalığa sahip olan 146 hastanın anlamlı sayılabilecek büyük çoğunluğu (% 81,5'i) kronik hastalıklarının COVİD-19'a neden olduğunu düşünmekte idi. Hastalar, kendilerinin büyük çoğunluğunun kronik hastalıklara sahip olması ve de birçoğunun maske, kişisel hijyen gibi COVİD-19 önleyici kurallara uymasına rağmen, COVİD- 19 hastalığa yakalanmasına neden olarak ilk planda kronik hastalıklarına bağlı olarak düşündükleri genel sağlık düzeyleri olduğu kanısına varıldı. Hastalarla görüşmelerde hastaların % 63'ü kronik hastalıklarının takibini bundan sonra daha düzenli yapacağını belirtirken, % 19 hasta takiplerine devam etmeyeceğini belirtti. Takibi reddeden hastaların redd sebebi sorgulandığında, literatürlere dahi giren, "Corona fobisi" olarak nitelenedirilebilen, hastane ve sağlık çalışanlarından uzak kalması gerektiği düşüncelerinin olduğu farkedildi (10). Çalışmanın ikinci kısmında da görüldü ki, hastların büyük çoğunluğu pnömokok ve mevsimsel grip aşılarını COVİD-19 tanısı almadan önce yaptırmamıştı. Özellikle 65 yaş üstü ve kronik hastalıkları olan hastalar tarafından, pnömokok ve mevsimsel grip aşılarının yapılmamasının COVİD-19 hastalığına neden olabileceğinin düşünüldüğü görülmüş. Hastaların aşı yaptırmamasının temel nedeninin özellikle pnömokok aşısında aşı temininde problem yaşadıkları görüldü. Bu problemin düzeltilmesi ise sağlık politikalarının iyileştirilmesi için yol gösterisi olmalıdır. Hastaların aşı yaptırmamasının ikinci sırasında ise, hastaların neredeyse dörtte biri – beşte birinin (%21,77 ve % 23,61) aşı olması gerektiğini bilmemesidir. Bu toplumsal farkındasızlığın çözümünün özellikle birinci basamak sağlık kuruluşundaki hekimlerden geçmektedir. Her 2 aşı grubunda da aşıyı yaptırmayan hastaların üçüncü ve dördüncü en sık görülen sebepleri arasında hastaların riskli grubunda olup, olmadığnı bilmemesi ile aşının bir işe yaramadığını düşünmesi yer almaktadır. Beşinci en sık görülen neden ise her iki gruptada benzer oranda olan (% 4,83 - % 4,86 ) aşının muhtemel yan etkileri konusudur. Ancak son kılavuzlarda aşıların yan etkilerinin en hafif ve sık görülen yan etkileri dahil azami % 2 olması sebebiyle aşıların koruyucu oldukları kabul edilmiştir (11). Yine çalışmamızın ikinci kısmında görüleceği üzerine COVİD-19 tanısı alıp, taburcu olduktan sonra hastaların büyük çoğunluğununun (% 78 grip, % 83 pnömokok ) aşılarını yaptıracağını belirttiği görüldü. Bu farkındalık ve aşı olma isteği yüzdesini artıran neden olarak, aşının şuanda maske, sosyal mesafe ve hijyen dışında hastalar tarafından somut bir farmakolojik/immünolojik korunma yöntemi ve çözüm olarak görülmesi idi. Ayrıca aşının yan etkisi, etkinliği ıspatlanmamış diğer tedavilerin (favipravir, glukokortikoid ..) yan etkilerine nazaran daha düşük olduğunun bilinmesi de hastaların aşı yaptıracağı yönündeki kararını etkilediği görüldü. Aşı yaptırmakta kararsız olan hastaların yüzdesi pnömokok aşısında % 11 iken, mevsimsel grip aşısında ise % 18. Aşıyı kesinlikle reddedenlerin yüzdesi ise pnömokok aşısında % 6 civarında, mevsimsel grip aşısında ise % 4 oran hala mevcut idi. Hastalarla görüşmenin ve bu araştırmanın özellikle kararsız hastalar üzerinde bırakacağı etkinin olumlu olarak görülmesi yüz güldürücü oldu. Hastaların % 54'ünün COVİD-19 geçirmesine rağmen, COVİD-19 aşısı olacağını belirtti. Pandeminin ilk günlerinden itibaren COVİD-19'dan korunmanın 3 ana bileşeninden ikisi olan maske ve hijyen konusu ile ilgili sorulan soruların cevabından anlaşılmakta idi ki, hastaların büyük çoğunluğu, bu iki koruma önlemine dikkat ediyor. Ancak hastaların büyük çoğunluğu kurallara uymasına rağmen, bu kurallara uyulmamasının COVİD-19 hastalığına yakalanmasına neden olarak görmüyor. Verilere bakıldığı zaman % 12 hasta el yıkama ve hijyen kurallarına uyamamasının neden olduğunu düşünmekle birlikte, % 84 hasta el yıkama ve hijyen kurallarına uymasına rağmen, hastalığa yakalanmasına neden olan faktörün bu olmadığını düşünüyor. Bu verilere karşın hastaların büyük çoğunluğu hijyen ve maske ile ilgili tedbirlere uyacağını belirtmesi ilk planda ilginç karşılansa da, şuanda kesin spesifik tedavisi olmayan COVİD-19 hastalığının, mutlak birincil koruma yöntemi olarak görülen maske ve hijyen kurallarına taburculuk sonrası uyulmayla önlenebileceği bilgisinin hastaneye yatış sırasında hekimler tarafından ve taburcu olduktan sonra da kitle iletişim araçları ve medya yoluyla hastalara anlatılmasının bu farkındalığın oluşmasına neden olduğu düşünüldü. Hastaların taburculuk sonrası kişisel hijyen ve maske takma yüzdesinde ciddi bir artış yaşanacağı, hastalık sürecinin bu konuda hastalar üzerinde büyük bir etki yarattığı gözlendi. Verilere göre hastaların %98'i el yıkama ve hijyen kurallarına daha çok uyacağını/uymaya başlayacağını belirtti. Ayrıca hastaların % 76'sı maske takacağını veya takmaya devam edeceğini ifade etti.. Hastaların büyük çoğunluğunun kalabalık ortamlara zorunlu bir şekilde girmesinin ve mesleğinin COVİD-19 hastalığa neden olabileceğini düşünmekle birlikte, sosyoekonomik düzey ve başka bir iş bulamama kaygısından dolayı, sadece az bir kısmının mesleğini değiştirebileceği ancak büyük çoğunluğun zorunlu durumlar hariç kalabalık ortamlara girmeyeceği öngörüsü doğrulandı. Hastalık sürecinin bu konuda hastalar üzerinde büyük bir etki yarattığı gözlendi. Çalışmamızın üçüncü konusu olan sigara kullanım durumu sorgulandığında görüldü ki, sigara içen hastaların (n=76 hasta ) % 31,51'i COVİD-19 hastalığa yakalanmasının sigara içmeyle ilişkili olduğunu kesinlikle düşünmekte olup, % 57,85 hasta bu konuda kısmen kabul etmekte veya kararsız idi. Hastaların % 38'inin sigara içen olması ve özellikle bir ve daha fazla kronik hastalığı olan hastaların % 63,14'ünün sigara kullanımının bırakacağını belirtmesi sigaranın toplum nezdinde diğer solunum yolu hastalıklarında olduğu gibi COVİD-19 hastalığı üzerindeki etkisinin anlaşıldığını göstermiştir. Çalışmaya katılan hastaların sigara içme yüzdesi Türkiye sigara içme ortalamasının (%23,8) üzerinde idi (12). Bu da sigara içen hastalarda COVİD-19 hastalığının daha çok olduğu hipotezini doğruladı. Toplum nezdinde alkolün COVİD-19 ile ilişkisinin tıpkı sigara gibi ama sigaraya nazaran daha az bilinmediği, kararsız fikirlerin daha ön planda olduğu gözlendi. Ancak sigaranın aksine halen alkol tüketen hastaların % 13,79'u alkolü bırakacağını söylemesi, COVİD-19 ile alkol ilişkisinin hastalarda belirgin bir farkındalık yaratmadığı düşünüldü. COVİD -19 hastalığını geçirenlerde, yaşam tarzı değişikliğinin yanısıra ayrıca Genel Sağlık Anketi (GSA) de yapılmıştır. Hastaların yaşlarıyla birlikte GSA puanlarının arttığı görüldü. Özellikle 65 yaş ve üstü gruptaki bireylerde ruhsal sorunların görülme düzeyinin COVİD-19 sonrası daha yüksek olduğu görüldü. Ayrıca kronik hastalıkların sayısı ve şiddetiyle de aynı doğrultuda ilişki saptandı. Çalışmaya katılan bireylerin durumluk ve sürekli kaygı puanları ile medeni durum ve eğitim düzeyi ile olan ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Özellikle dul, boşanmış olanlar, okur yazarlık oranı olmayanlar veya ilkokul mezunu olanlarda, evinde 65 yaş üstü birey veya çocuk kalmayan hastalarda COVİD-19 sonrası kaygı düzeyinin arttığı görüldü. Literatürde de benzer şekilde COVİD-19 hastalığının genel sağlık değerlendirmesi üzerinde bıraktığı etki ve bundan sonraki yaşamlarında yapacağı değişiklikler konusundaki hipotezimizi bu çalışmamızla doğruladık. Farklı merkezlerle verilerin birleştirilmesi COVİD-19 hastalığı ve genel sağlık aktivitesi konusunda daha daha değerli bilgiler verecektir. Anahtar Sözcükler: COVİD-19, Kronik Hastalıklar, Sigara, Genel Sağlık Anketi Kaynaklar: 1. Study claiming new coronavirus can be transmitted by people without symptoms was flawed. 2020. Availab- le from: https://www.sciencemag.org/news/2020/02/ paper-non-symptomatic-patient-transmitting-coronavi- rus-wrong. 2. Coronavirus disease 2019 (COVİD-19) Situation Report – 51 https://www.who.int/docs/default-source/coronaviruse/situation-reports/20200311-sitrep-51-covid-19.pdf?sfvrsn=1ba62e57_10 3. Wang W, Tang J, Wei F. Updated understanding of the outbreak of 2019 novel coronavirus (2019-nCoV) in Wuhan, China. J Med Virol. 2020;92(4):441‐447. doi:10.1002/jmv.25689 4. Surveillances, Vital. "The epidemiological characteristics of an outbreak of 2019 novel coronavirus diseases (COVID-19)—China, 2020." China CDC Weekly 2.8 (2020): 113-122. 5. Wang D, Hu B, Hu C, etal . Clinical characteristics of 138 hospitalized patients with 2019 Novel Coronavirus–Infected pneumonia in Wuhan, China. JAMA 2020;323:1061-9. 10.1001/jama.2020.1585 32031570 6. Global Health Observatory (GHO) data Premature NCD deaths. Situation and trends. https://www.who.int/gho/ncd/mortality_morbidity/ncd_premature_text/en/ 7. Noncommunicable Disease ande their risk factors. Time to deliver: report of the WHO İndependent High Level commission on Noncommunicable Disease https://www.who.int/ncds/management/time-to-deliver/en/ 8. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, 2020 – TÜİK https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Adrese-Dayal%C4%B1-N%C3%BCfus-Kay%C4%B1t-Sistemi-Sonu%C3%A7lar%C4%B1-2020-37210&dil=1 9. Türk Erişkinlerinde Kalp Hastalığı ve Risk Faktörleri (TEKHARF) 2017 ONAT - TEKHARF-2017.pdf (tkd.org.tr) 10. Psychiatric Aspects of Coronavirus (2019-nCoV) Infection - Psychiatric Aspects of Coronavirus (2019-nCoV) Infection | Iranian Journal of Psychiatry and Behavioral Sciences | Full Text (kowsarpub.com)

AnketlerHastalarHastalık+6
Kamıl Zarnıshanov
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Primer dismenorede kinezyo bantlama ve yaşam stili değişikliklerinin ağrı, vücut farkındalığı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu araştırmada primer dismenoreli (PD) bireylerde kinezyo bantlama ve yaşam stili değişikliklerinin ağrı, vücut farkındalığı ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmek amaçlandı. Araştırma PD tanısı almış, 18-40 yaş arası 60 birey üzerinde gerçekleşti ve iki gruba ayrıldı. Bireyler birinci menstrual siklusta sadece değerlendirildi, ikinci menstrual siklusta tedaviye başlandı, üçüncü menstrual siklusta tedavi sonlandırıldı ve değerlendirmeler tekrarlandı. Birinci gruptaki bireylere ikinci menstruasyonun birinci gününden itibaren doku muayenesine göre 3 günde bir değiştirilmek üzere kinezyo bantlama yapıldı ve yaşam stili değişiklikleri (öneriler ve gevşeme eğitimi) uygulandı. İkinci gruba ise ikinci menstruasyondan itibaren sadece yaşam stili değişiklikleri (öneriler ve gevşeme eğitimi) uygulandı. Bireylerin ağrı şiddeti "Görsel Analog Skalası" ile, basınç ağrı eşiği ve toleransı "algometre" ile, menstruasyon dönemindeki tutum ve davranışları "Menstruasyon Tutum Ölçeği (MTÖ)" ile, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi "Short Form-36 kısa formu" ile, gergin bantlar "skin rolling tekniği" ile, vücut farkındalığındaki değişim "Vücut Farkındalık Anketi" ile değerlendirildi. Her iki grupta da ağrı şiddeti azaldı, vücut farkındalığı ve yaşam kalitesi arttı (p<0,05). Fakat birinci gruptaki ağrı şiddeti istatistiksel açıdan daha fazla düştü ve vücut farkındalığı ve yaşam kalitesi daha fazla arttı (p<0,05). Sonuç olarak hem kinezyo bantlama hem de yaşam stili önerilerini PD' li bireylerde yaşam kalitesini ve vücut farkındalığını artırmada ve ağrıyı azaltmada kullanılabileceğini düşünmekteyiz.

AğrıDismenoreFarkındalık+5
Hanife Doğan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Adölesanlarda sağlık kontrol odağı ve öz yeterliliği güçlendirmeye yönelik yapılan çözüm odaklı görüşmelerin sağlığı geliştiren yaşam biçimi davranışlarına etkisinin belirlenmesi

Bu çalışma, sağlık kontrol odağı ve öz yeterliliği güçlendirmeye yönelik yapılan çözüm odaklı görüşmelerin, sağlığı geliştiren yaşam biçimi davranışlarına etkisinin değerlendirilmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmada ön test- son test kontrol gruplu yarı deneysel düzen kullanılmıştır. Çalışmanın müdahale grubunu 1. Okulda öğrenim gören 28 öğrenci, kontrol grubunu ise 2. okulda öğrenim gören 30 öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ve sağlığı geliştiren davranışlar ölçeği kullanılmıştır. Müdahale grubundaki katılımcılarla 6 Şubat-12 Mayıs 2017 tarihleri arasında hafta bir gün toplamda 9 oturum olacak şekilde çözüm odaklı yaklaşım kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Uygulama sonrası her iki grubada sağlığı geliştiren davranışlar ölçeği tekrar uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Statistical Package for Social Science (SPSS) 22.0 programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler için ortalama ± standart sapma, demografik özellikler ile ön test–son test ve karşılaştırmalarında Bağımsız Örneklem t Testi, Bağımsız iki kategorik değişken arasında ilişki olup olmadığını belirlemek için Ki-Kare Testi ve ANCOVA analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırmada sağlık kontrol odağı ve öz yeterliliği güçlendirmeye yönelik yapılan çözüm odaklı görüşmeler sonrasında, müdahale grubunu oluşturan adolesanların sağlığı geliştiren yaşam biçimi davranışları ölçeğinden aldıkları genel ve tüm alt boyutlara ilişkin puanların ön test puanlarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde arttığı belirlenmiştir. Çözüm odaklı yaklaşım ile yapılacak olan görüşmelerin okullarda sağlığı geliştirme kapsamında planlanacak uygulamalarda hemşireler tarafından kullanılması; farklı örneklem grupları ve farklı konular için, randomize kontrol gruplu araştırmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Çözüm odaklı yaklaşım, sağlığı geliştirme, sağlık kontrol odağı, öz yeterlilik, hemşirelik, okul

ErgenlerGörüşme yöntemiHemşirelik+5
Funda Aslan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Modernliğin bireyciliği ile yaşam politikalarında beliren bireyselleşmenin yansımaları arasındaki farkın ilişkiselliği

Bu araştırma, bireyselleşme ile modern bireycilik arasındaki farkın mahiyetini anlamak ve açıklamak amacı ile bireyselleşme ve ona bağlı olarak birey sorununu sosyolojik olarak tartışmaya açmaktadır. Bu tartışma yaşam politikaları çerçevesindeki insan eylemlerinin doğası incelenerek gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın odaklandığı temel sorun, insanların "daha iyi ve daha adil" bir topluma dair tahayyüllerini nasıl bir anlayış ve çaba sonucu eyleme, yani bir yaşam politikasına dönüştürdükleridir. Çalışmanın somut verileri, yaşam politikaları olarak kurumsallaşmamış sosyal sorumluluk eylemlerini icra eden 9 bireyle yapılan derinlemesine görüşmelerden elde edilmiştir. İlişkisel yaklaşımla ele alınan bu araştırmanın bulguları, katılımcıların bireyselleşme deneyimlerinin, insani ilişkilerin gerçek, somut boyutuna tekabül ettiğini ve toplumsal ve ahlaki "iyi" anlayışı ile çerçevelendirildiklerini göstermektedir. Bu anlayışın ayırt edici unsuru, katılımcıların çevrelerinden ve geleneksel normlarından edindikleri ve içselleştirdikleri değerleri bütünsel bir bakış açısı ile yorumlamalarıdır. Hayata dair bütünsel yaklaşım, her bireyi ve dolayısıyla kendini bütünün bir parçası olarak görebilmektir. Bu anlayışa göre birey terimi, bir bütünün atomistik, yalıtılmış ve farklılaşmamış bir parçasına değil, insanın, bir ilişkiler ağı içinde failliğini uygulama yeteneğine sahip, tekil ve özel bir varlık olarak onu öne çıkaran kişisel niteliklerine atıfta bulunur. Buna göre bireyselleşme, bireyin sahip olduğu insani nitelik ve güç potansiyellerini her zaman ve her yerde birbirine bağımlı insanlar arasındaki ilişkiler ağı içinde ve bu ilişkiler aracılığıyla keşfettiği, öznelleştirilmiş bir yorumla ördüğü ve ifade ettiği daimi bir etkileşim; kendini geliştirme ve kültürel içselleştirme arasında vuku bulan çift yönlü bir yapılandırma sürecidir. Yaşam politikaları olarak sosyal sorumluluk eylemleri, kendini gerçekleştirmiş bireylerin birbirlerini karşılıklı olarak üreterek daha iyi ve adil bir toplumun inşasına katkıda bulunma umuduna yöneliktir. Bu eylemler, toplumun dezavantajlı grupları için hak, adalet, özgürlük talebi içermekle birlikte yapıya karşı yıkıcı başkaldırı eylemleri değillerdir. Temel amaç, toplumsal hayatın düzenlenmesine, kültürel değerlerin iyileştirilmesine yönelik bir hak aramadır. Hem kamusal hem de özel alanda, yaşam tarzlarına ilişkin değerler ve tutumların değiştirilmesine yönelik sembolik siyasal bir katılım tarzı olarak bu eylemler, politika değişikliği için dolaylı bir strateji sunmaktadırlar.

BireysellikModernleşmeModernlik+3
Selda Ersözlü
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

Related subjects