Restoration
130 theses under this subject heading
Antik metallerin restorasyonu ve konservasyonu
Bu tez çalışmasına kaynaklık eden antik metaller, toplumların sosyal ve ekonomik gelişmelerinde tarihsel evrelere isimlerini verecek kadar önem arz etmişlerdir. On iki bin yıllık bir kültürel mirasa sahip ülkemiz coğrafyasında hemen hemen her kazı merkezinde metal buluntular ele geçmektedir. Metal eser buluntularından elde edilen kesin veriler sayesinde, birçok antik kentin tarihindeki karanlık noktalar aydınlanmıştır. Bu kadar zengin bir kültürel mirasa sahip olan ülkemizin, bu zenginliği koruması ve eserleri gelecek nesillere taşıyabilecek şekilde gerekli önlemleri alması da, bu bağlamda bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Birey olarak bizlerin milli ve manevi görevidir. Bu görev ve sorumluluk içerisinde üzerimize düşeni yapmamız gerekmektedir. Kuyumculuk teknikleri konusundaki tecrübelerimden dolayı bu konuya ilgi duydum, tez hazırlamak istediğim zaman konunun çok derin olduğunu ve birçok disiplinle ilintili olduğunu gördüm ve bu durum beni daha da heyecanlandırdı. Geleneksel metal işleme tekniklerine olan ilgim dolayısıyla, eski devirlerde kullanılan bakır, bronz, kurşun, kalay, altın, gümüş gibi metalleri bu çalışmanın içine aldım. Taşınabilir kültür varlıklarımızdan olan arkeolojik metal ürünlerinin gelecek kuşaklara taşınmasını, yok olup gitmesini engellemek için daha farklı disiplinlerle ortak çalışmaya bu programların yürütülebileceği donanıma sahip ortamlara ihtiyacımız olduğu kanısındayım.
Şile hamamı restorasyon projesi
İstanbul'un kuzeyinde Karadeniz kıyısında yer alan Şile, plajları, doğal güzellikleri ve tarihsel zenginlikleriyle bölgenin turizm merkezlerindendir. Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu kararı ile Şile Merkezi Kentsel Sit ve I. ve II. derece doğal sit alanıdır. Tez kapsamında Osmanlı döneminden bugüne ulaşan Hamamdere Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi üzerinde, 10 ada 2 parsel üzerinde yer alan Şile Eski Hamam belgelendirilmiş, tarihsel süreci, benzer dönem yapı tipolojisi ve hamam mimarisi incelenerek günümüze ulaşmayan kısımlarının araştırılması ve yeni fonksiyon önerisi ile restorasyon projesi hazırlanarak eserin tekrar kullanılarak sürekliliğinin sağlanması hedeflenmiştir. Yapının belgelenmesinde geleneksel ölçümler ötesinde, temel olarak lazer tarama ve fotogrametri yöntemi kullanılmıştır. Tarihsel sürece ilişkin araştırmalardan bölgede daha önce hazırlanan tez çalışmaları, Şile Belediyesi Arşivi, tescil dosyaları ve literatür araştırmaları yapılmıştır. Çalışma yedi ana başlıktan oluşmaktadır. İlk bölümde, çalışmanın amacı, kapsamı ve izlenen araştırma yöntemi açıklanmıştır. Eski eser yapılarda belgeleme yöntemleri, yıkık ve harap durumdaki yapılarda araştırma metodu anlatılmıştır. İkinci bölüm, Şile ilçesinin tanıtılması, fiziksel, coğrafi, sosyal yapısı, tarihçesi, ilçede günümüze kadar gelen anıtsal ve sivil mimarlık örnekleri ele alınmıştır. İlçede uygulanan koruma amaçlı imar planları ve koruma çalışmaları incelenmiştir. Üçüncü bölümde, hamam kültürü ve mimarisinin ortaya çıkışı tarihsel süreçte incelenmiştir. Türk hamam mimarisi, hamam tipleri ve mekân dizilimleri ile detaylı olarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde Şile hamamının genel tanım yapılmış, yapım tekniği, malzeme, ısıtma sistemi ve mimari öğeleri incelenmiştir. Yapıdaki bozulma tipleri ve nedenleri belirlenmiştir. Beşinci bölümde, yapının uzun süredir kullanılmaz ve harap olmasından dolayı oluşan restitüsyon sorunları anlatılmıştır. Yapıdaki veriler ve tarihsel araştırmalar ışığında yapının günümüze ulaşmayan soğukluk, su deposu ve külhan kısımlarına öneriler getirilmiştir. Altıncı bölümde, yapının tekrar kullanılabilmesi için fonksiyon önerileri getirilmiş ve yapısal müdahaleler için yaklaşım yöntemi önerilmiştir. Son bölümde yapıda kullanılan lazer tarama ile belgeleme, tarihsel araştırma ve acil önlem kararları tartışılmıştır. Günümüzde kullanımı azalan ve gün geçtikçe kaybolmaya yüz tutan benzer hamam yapıları için koruma ve işlevselleştirme önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Şile,Hamam, Koruma, Restorasyon, Belgeleme
Yeniden işlevlendirilmiş tarihi yapılarda restorasyon: Bulgur Palas, İmrahor İlyas Bey Cami, Zeyrek Cami, Rami Kışlası ve Kazlıçeşme Sanat üzerinden vaka incelemesi
Bu tez çalışması, tarihi yapıların korunması bağlamında restorasyon ve yeniden işlevlendirme süreçlerini incelemekte ve bu süreçlerin mekansal, kültürel ve işlevsel dönüşümler üzerindeki etkilerini değerlendirmektedir. Çalışmanın temel amacı, Türkiye'deki farklı dönemleri yapısında barındıran örnek yapılar üzerinden uygulanan müdahale yöntemlerini analiz ederek, tarihi çevreyle uyumlu, tarihi bağlamından kopmamış ve işlevsel koruma yaklaşımlarını ortaya koymaktır. Teorik çerçevede, restorasyon kavramı ulusal ve uluslararası koruma ilkeleri doğrultusunda ele alınmış; Venedik Tüzüğü (1964), Washington Tüzüğü (1987) ve Valletta İlkeleri (2011) gibi temel belgeler ışığında müdahale türleri sınıflandırılmıştır. Yeniden işlevlendirme ise tarihsel gelişimi, uygulama biçimleri, avantaj ve sınırlılıklarıyla birlikte değerlendirilmiş; bu süreçte dikkate alınması gereken fiziksel, sosyal, kültürel ve hukuki faktörler detaylı biçimde analiz edilmiştir. Uygulama bölümünde; Bulgur Palas, İmrahor İlyas Bey Camii, Zeyrek Camii, Rami Kışlası ve Kazlıçeşme Sanat yapıları üzerinden restorasyon teknikleri, yapıların mimari kimliği ile ilişkilendirilen müdahale kararları ve yeniden işlevlendirme süreçlerinin sonuçları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Saha çalışmaları, arşiv belgeleri ve uzman görüşmelerine dayalı olarak gerçekleştirilen analizler, restorasyon uygulamalarında karşılaşılan ortak sorunları ve başarılı müdahale kriterlerini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, çalışmada restorasyon ve yeniden işlevlendirme uygulamalarının yalnızca fiziksel koruma değil, aynı zamanda kültürel süreklilik ve kent hafızasına katkı sağlama açısından da kritik bir rol üstlendiği vurgulanmaktadır. Elde edilen bulgular, gelecekteki benzer uygulamalar için hem akademik hem de uygulamaya yönelik önemli çıkarımlar sunmaktadır.
Mozaiklerde antik dönem onarımları
Mozaikler ilk oluşturulduklarından bu yana önemli bir süsleme öğesi olmuşlardır. Bulundukları mekanlarda görsel şölen etkisi veren mozaikler, kullanıldıkları dönem içinde çeşitli nedenlerle tahrip olmuşlar, bu tahribatın ardından da çeşitli tekniklerle onarılarak kullanıma yeniden kazandırılmışlardır. Mozaiklerdeki onarım izleri, sadece uygulanan teknik hakkında bilgi vermemekte, mozaik sanatının dönemsel ya da bölgesel gelişimine dair ipuçları da barındırmaktadır. Bunlar dönem insanlarının günlük yaşamları ve toplum düşüncesini yansıtan etkilerdir. Antik dönem mozaik onarımları incelendiğinde, herhangi bir kural ya da disiplin çerçevesinde yapılmadıkları fakat bir anlayış ve düşünce tarzıyla uygulandıkları anlaşılmaktadır. Kullanımdan kaynaklı, bir felaket sonucu ve kasıtlı tahribatlar sonucu hasara uğrayan mozaik döşemeler, farklı anlayışlar doğrultusunda onarılmıştır. Onarımın boyutu, niteliği (uyumluluğu/uyumsuzluğu), çevre koşulları, yapının niteliği, mozaiğin konumu, dönemin şartları gibi etkenler, onarımın niteliğini belirleyen unsurlardır. Bunlar dışında özgün malzeme kullanımı, uygulanan yöntem ve uygulama şekli de onarımın kalitesine doğrudan etki etmiştir. Bu onarım uygulamaları, tercih ediliş nedenleri ve uygulama biçimlerindeki farklılıklarla birlikte antik dönem restorasyon çalışmaları hakkında da önemli bilgiler verir. Bu tez çalışması, erken dönem mozaiklerden geç dönem mozaiklere kadar, onarım uygulamalarında bir bütünlüğün, stilin olup olmadığını anlamaya yönelik bilgiler edilmesini amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: Antik Onarım, Mozaik, Tahribat, Tessera, Restorasyon
Restoran ve kafe iç mekân tasarımlarında sosyal medyanın etkisinin belirlenmesi
Teknolojinin gelişmesi ve sosyal medya kullanımının günümüz koşullarında kayda değer bir oranla artmasıyla birlikte, yaşam tarzımız ve davranış şekillerimiz de hızla değişmektedir. Dünyanın tamamını etkisi altına alan bu gelişmeler doğrultusunda, toplumlar bu yaşayış biçimine uyum sağlamış, hatta bunun bir parçası haline gelmiştir. Yaşanan bu değişiklikler sadece insanları değil, aynı zamanda insanların yaşadığı çevreleri ve mekânları da yoğun bir şekilde etkilemiştir. Mekânların çağımız koşullarına uygun şekil alması sebebiyle bu konuda en çok sorumluluk üstlenmesi gereken iç mimar, tasarımcı ve mekânları şekillendiren diğer meslek grupları da buna uygun hareket etmektedir. Tasarım süreçlerinde yer alan kriterlere ve yol haritalarına artık bir yenisi daha eklenmiş ve sosyal medya da bu sürece dâhil edilmiştir. İnsan algısını yönlendirerek tüketimi artırmayı hedefleyen politikalarda önemli rol oynayan reklam sektörüne, doğal yollarla artık sosyal medya da eklenmiştir. Bu yöntemi yani sosyal medyayı insanlar doğal bir süreçle, çoğunlukla maddi bir kâr amacı gütmeden, gittikleri mekânları, yedikleri yemekleri, kullandıkları eşyaları sosyal medya üzerinden paylaşarak ve yorumlayarak kullanmakta ve bu da doğal bir reklam ve algı süreci oluşturmaktadır. Bu durumu mekân tasarımı açısından incelediğimizde ilk karşımıza çıkan örnek restoran ve kafe iç mekânlarıdır. Bu tez çalışmasında gerçekleştirilen araştırma ve mekânsal analizler doğrultusunda sosyal medyanın özellikle restoran ve kafe iç mekân tasarımlarına bir tasarım kriteri olarak görülmesi gerektiği ve iç mekân tasarımında önemli bir etkisinin olduğu ortaya konmaktadır.
Midyat'taki Mor Filoksenos Kilisesi ve yapı topluluğu
Kuzey Mezopotamya bölgesinde yer alan kireçtaşı masifinden oluşan Tur Abdin platosu/bölgesi doğudan ve kuzeyden Dicle Nehri ile sınırlamaktadır. Bölge çeşitli dönemlerde Kasieri, Masius gibi isimlerle tanımlansa da altıncı yüzyılda Tur Abdin olarak adlandırılmıştır. Bölge, Erken Hıristiyanlık döneminde, çevresinde bulunan Diyarbakır (Amida), Şanlıurfa (Edessa), Dara (Anastasiopolis), Nusaybin (Nisibis) kentlerinin dini mimari geleneklerinden etkilenmiştir. Bu kentlerde en erken Hıristiyanlık dönemi dini yapıları üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda görülmeye başlamıştır. Tur Abdin bölgesinde ise en erken yapılar beşinci yüzyılın sonu altıncı yüzyılın başına tarihlendirilmektedir. Tez konumuzu oluşturan Mor Filoksenos Kilisesi, Tur Abdin bölgesinin merkezi olan Midyat'ta yer alan erken Hıristiyanlık dönemi mimari yapılarından biridir. Bu çalışmada kilise ve bağlı yapıları hakkında yapılmış önceki bilimsel araştırmalar değerlendirilmiş, kilise yerinde incelenmiş, güncel çizimi yapılmış, belgelenmiş, tarihlendirilmiş ve kilisenin monografisi oluşturulmuştur. Tez kapsamında kilise kendi yapı özellikleri açısından değerlendirilmiş, Kuzey Mezopotamya mimarisi ve çevre kültürler içerisindeki plan tipi, mimari bezeme, malzeme-teknik gibi mimari öğeler yardımıyla benzer ve farklı özellikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Mezopotamya, Tur Abdin, Hıristiyan, Süryani Ortodoks, Mimari, Onarım, Restitüsyon.
Çeşitli yüzeylerde seri numarası restorasyonu
Silah ve araçların polimer ve metal aksamlarında yer alan seri numaraları tanımlama ve takip amaçlı kullanılmaktadır. Ağaç ve ahşap malzemelerdeki damgalar da benzer şekilde kimlik işlevi görür. Tahrif edilen seri numaralarının yeniden okunur hale getirilmesi anlamına gelen restorasyon, sahteciliklerin ortaya çıkarılmasını ve nesnelerin menşei ile aidiyetlerinin tespitini sağlayarak suçların aydınlatılmasını mümkün kılar. Bu çalışma, seri numarası tahrifatı sorununa adli iz incelemesi yöntemleriyle çözümler geliştirmeyi hedeflemektedir. Polimer yüzeylerde restorasyon kapsamında Poliamid 6'ya sıcak damgalama, Poliamid 6,6'ya ise lazerle seri numarası yazımı sonrasında kazıma, çekiçleme ve yakma ile çeşitli derinliklerde tahrifat yapılmıştır. Numuneler, Video Spectral Comparator 8000 cihazında UV ile IR ışıkların farklı dalga boylarında görüntülendiğinde yüzeye zarar vermeden iyi seviyede restorasyon elde edildiği görülmüştür. Aynı polimerlerde sinemaldehit ve metil öjenol ile yapılan kimyasal çözme işlemiyle de yüksek oranda restorasyon sağlanmıştır. Metal yüzeylerde restorasyon çalışmasında alüminyum alaşım yüzeye soğuk damgalama ile yazım yapılmış ve karakterler frezelemeyle çeşitli derinliklerde tahrif edilmiştir. Akabinde, farklı metal tozları ve sıvı kimyasallarla geliştirilen aşındırma macunlarıyla iyi seviyede restorasyon elde edilmiştir. Ahşap yüzeylerde restorasyon çerçevesinde ise su, etanol, amonyak ve kloroformun buhar ve sıvı fazları değişik miktar ve sürelerde kullanılmıştır. Kloroformun buhar fazı hariç kullanılan üç kimyasalın buhar fazlarıyla ahşap yüzeylerde başarı sağlanmış ancak sıvı fazların hiçbirisiyle restorasyon sağlanamamıştır. Özetle bu tez, farklı yüzeylerde etkili ve hızlı sonuç veren, düşük maliyetli ve uygulanması kolay restorasyon teknikleri geliştirerek adli bilimler literatürüne katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Polimer, metal, ahşap, tahrifat, restorasyon
1945 yılı Dursunbey yanan orman alanlarındaki silvikültürel restorasyon işlemlerinin güncel durumunun analizi
Yanan orman alanlarının ağaçlandırılmasında, kaybolan türlerin ekosisteme geri kazandırılması, ekosistemin yapısı ve işlevi açısından kritik öneme sahiptir. Geçmiş yıllarda yanan alanlarda gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmalarının güncel durumlarının analiz edilmesi ağaçlandırma çalışmalarının geliştirilmesi açısından değerli bilgiler sunmaktadır. Bu kapsamda, 1945 yılı Ağustos ayında Balıkesir-Dursunbey'de (Civana, Çamlık ve Candere ormanları) çıkan ve 12 600 hektar Anadolu Karaçamı (Pinus nigra ssp. pallasiana) ağırlıklı, Doğu Kayını (Fagus orientalis), Meşe (Quercus sp.), Kızılçam (Pinus brutia) ve maki elamanlarından oluşan karışık ormanları yakarak yok eden yangın, yanan orman alanlarının restorasyon tarihçesi bakımından özel bir yere sahiptir. Bu bölgede, Prof. Dr. Besalet PAMAY tarafından farklı restorasyon seçeneklerinin denendiği bir doktora tezi hazırlamıştır. Önce 23 hektarlık küçük bir alanda denemeler yapılmış, bu denemelerin ardından yanan büyük alanda yapılacak uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, bu deneme alanlarından alınan örnek alanlar yardımıyla doğal tür olan Karaçamın yanı sıra Kazdağı göknarı, Toros Sediri ve Sarıçam ağaç türlerinin başarısı ve gelişim durumları analiz edilmiştir. Ayrıca türlerin mekânsal olarak dağılımları Clark&Evans indisine göre analiz edilmiştir. 3 farklı bölmede yerleri tespit edilen deneme alanlarından toplam 8 örnek alanda meşcere profili çıkarmak amacıyla ölçümler yapılmıştır. Göknar 181 (%32,5), Karaçam 149 (%26,7), Sarıçam 126 (%22,5) ve Sedir 70 (%12,5) adet olmak üzere toplam 240 ağaçta ölçümler yapılmıştır. Karaçamın çap ortalamaları 101, 57 ve 99. bölmelerde sırası ile 39,87±6,66 cm, 28,8±6,02 cm ve 32,31±5,02 cm, boy ortalamaları ise 25,60±0,92 m, 21,55±3,48 m ve 21,63±0,87 m olarak bulunmuştur. Sarıçamın çap ortalamaları 101 ve 99. bölmelerde sırası ile 30,69±4,42 cm ve 30,48±3,76 cm, boy ortalamaları ise 23,99±0,95 m ve 19,92±1,48 m olarak bulunmuştur. Göknarın çap ortalamaları 101 ve 99. bölmelerde sırası ile 20,28±6,66 cm ve 15,83±8,95cm, boy ortalamaları ise 17,02±4,78 m ve 14,04±6,86 m olarak bulunmuştur. Sedirin 57. bölmedeki çap ortalaması 31,0±7,28 cm ve boy ortalaması 21,6±3,27 olarak bulunmuştur. 101 ve 99 numaralı bölmelerde Karaçam ve Sarıçam arasında çap değerleri bakımından anlamlı bir fark bulunmamasına karşın Göknar ile aralarında fark bulunmaktadır. Boy değerleri bakımından 3 tür arasında da anlamlı düzeyde bir farklılık tespit edilmiştir. 57 numaralı bölmedeki Karaçam ve Sedir arasında çap ve boy değerleri arasında anlamlı düzeyde bir fark bulunmamıştır. Sonuç olarak, Sedir ve Sarıçamın çap ve boy gelişiminin doğal tür Karaçamdan farklı olmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, Göknarın çap ve boy gelişiminin diğer türlere oranla daha az olduğu belirlenmiştir.
İstanbul Tarihi Yarımada'daki camiye dönüştürülen bizans yapılarının onarım ve restorasyonlardan gelen bulgular ışığında mimari açıdan yeniden değerlendirilmesi
İstanbul'un Roma'nın (Doğu Roma/Bizans) başkenti oluşuyla büyük kamusal yapı organizasyonlarının merkezi olduğu açıktır. İstanbul'un eski abideler açısından belki de en önemli bölgesi olan günümüzün Fatih veya diğer adıyla Suriçi bölgesi, Bizans dönemi yapılarının ev sahibidir. Tezimizdeki Lala Hayrettin Ağa/Çelebi Camii (Chalkoprateion) ve İmrahor İlyas Bey Camii (Stoudion) aslında Hellenistik dönemden Geç Antikçağ dönemine kadar varlığını devam ettirmiş, imperatorluk yapıları olarak kabul edebileceğimiz basilikalardır. Diğer yapılara baktığımızda basilikadan zamanla haç planına evrilmiş kilise orijinli eserler çıkmaktadır karşımıza. Atik Mustafa Paşa, Koca Mustafa Paşa, Kalenderhane, Gül, Manastır, Kefeli Camileri bunun örnekleridir. Salt kapalı haç planına göre inşâ edilen yapılar Mesih Paşa, Eski İmaret, Fenari İsa, Zeyrek Kilise, Vefa Kilise, Hirami Ahmet Paşa, Kariye Camii'dir. Bunların dışında Fethiye Camii ve Fenari İsa Camii güney yapısı gibi kiborion planlı yapılar ayrı bir mimari gelişimin örnekleridir. Kariye Camii, bu iki tip arasında bir geçiş sergilemektedir. Küçük Ayasofya Camii sekizgen planıyla farklı bir kombinasyona sahipken Şeyh Süleyman ve Sancaktar Hayrettin Mescitleri de kare içinde sekizgen ve haç planlı iki mezar yapısı örnekleridir. Kasım Ağa Mescidi, hiçbir gruba girmeyen, dini bir yapı hüviyeti göstermeyen, bağımsız bir yapıyken İsakapısı Mescidi ise tek nefli olmasına rağmen üç apsisli bir şapel veya yemekhane yapısı formatına sahiptir. Bugüne kadar İstanbul'daki camiye dönüştürülen Bizans yapıları hakkında mimarlık tarihi konusunda çeşitli yayınlar yapılmıştır. Hazırladığımız tezimizdeki amaç, yeni ortaya çıkmış veya bugüne kadar hiç incelenmemiş ya da yeterince irdelenmemiş yönleri ve yeni bir bakış açısı kullanarak, teknik çalışmalar vasıtasıyla elde edilen bulguları incelemek ve elde edilen sonuçları değerlendirerek, sanat tarihi bilimine katkı sağlamaktır. Çalışmamızda incelediğimiz yapıların tümü, İstanbul'un Bizans geçmişine ait yapılardır. Bu yapılar dışındaki bazı yapıların yerinde yapılan kazılar ve bazı belgeler, farklı sonuçlara ulaşmamızı sağlamıştır. Literatürde genel olarak Bizans dönemine ait gibi benimsenen üç yapının tamamen Osmanlı dönemine ait yapılar olduğu, arkeolojik kanıtların yardımıyla tez kapsamında anlatılmıştır. Bunların dışında kalan yapıların dönemsel ve mimari gelişimleri anlatılırken özellikle XX. yüzyıldaki onarımları, Vakıf belgeleri ışığında ele alınmıştır. Modern müdahalelerin başladığı bu dönem itibariyle yapılan temel müdahaleler, yapılardan uzaklaştırılan bazı Osmanlı ekleri belirlenmiş; değişime uğrayan fiziksel özellikler, sonuç bölümünde ayrıntılı biçimde işlenmiştir. Yine her yapının son 20 yıl içinde, yani XXI. yüzyılın ilk çeyreği itibariyle hazırlanan projelerle restorasyon uygulama çalışmaları ele alınmış ve ortaya çıkan yeni bulgulara bağlı olarak yapıların mimari tasarım süreçleri, ilave edilen mekânları ve tarihçeleri konusunda bazı sonuçlara varılmıştır. Bu sonuçlar, yeni verilere dayanak oluşturulduğundan, özgünlük içermektedir. Genel anlamda tezimizin içeriğine dönük olarak hazırladığımız sonuç ve değerlendirme bölümünde anlattığımız yapıların geçirdiği işlev değişiklikleri, cami-tekke ikilemi; arkeolojik araştırmaların ortaya çıkardıkları; eski onarım, projelerle birlikte değişen formlar ve yakın zamandaki restorasyonlar/projelerle elde edilen yeni bulguların ele aldığımız yapılara olan katkıları ele alınmıştır. Konumuz olan yapıların çoğunun son restorasyon çalışmaları ve projelerinin içinde olmak, yerinde yapılmış gözlemler ve karşılaştırmalar, literatürde olmayan verilere tanıklık edilmesinin yardımıyla çoğu yapının kendi içindeki değerlendirmesi konusunda önemli fayda sağlamıştır. Yapılar bazındaki kimi sorunsalların çözümü ve öneriler de bu verilere göre yapılmıştır. Bu nedenle varılan sonuçların başka bilimsel çalışmalar için birer basamak teşkil etmesi, farklı sorunsalların çözümü veya farklı katkılar sunumu yolunda önemli bir adım olarak kabul edilebilir.
Türkiye'deki tarihi yapıların restorasyon ve koruma projelerinin yönetim sürecinin HBIM teknolojisiyle ilişkilendirilmesi: Bir vaka çalışması
Tarihi miras yapılarının her biri doğası gereği benzersizdir. Bununla birlikte, tüm insanlık için tarihi değerleri ve kültürel miras öğelerini taşımalarından dolayı sadece fiziksel varlıklar olmaktan çok daha fazlasıdırlar. Globalleşen dünyada tarihi varlıkları korumak için restorasyon ve koruma çalışmaları titizlikle sürdürülmektedir. Geçmişten bugüne teknolojinin gelişim göstermesi, tasarım ve inşaat projelerinin bilgisayar ortamında çizimlerinin yapılması imkanını vermiştir. Gün geçtikçe gelişen teknolojiyle birlikte bu çalışma ortamı, araştırmacıları Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) adında bir çalışma ortamını geliştirmeye yöneltmiştir. Ancak bu teknoloji yalnızca yeni yapıların inşası ve yönetimine odaklandığından, Yapı Bilgi Modellemesinin (BIM) tarihi yapılar için kullanımı henüz üzerinde yeni çalışılan bir konudur. Günümüz Türkiye'si tarihi değer taşıyan yapıların çokluğu açısından oldukça zengindir. Buna rağmen, yapılan araştırmalar tarihi yapılar için BIM kullanımının henüz yaygınlaşmamış olduğunu göstermektedir. Buna ek olarak, tarihi yapılar üzerindeki çalışmalar sırasında oluşan birtakım olumsuzluklar restorasyon ve koruma çalışmalarını yavaşlatmaktadır. Korumadan sorumlu kamu kuruluşlarının istenilen taleplere geç dönmeleri, tarihi yapılara ait bilgilerin tek bir arşivden ziyade dağınık halde ve sadece kağıt olarak saklanmaları, çoğu zaman çalışılacak yapı hakkında yeterli bilgiye ulaşılamaması ve de proje süresince çalışan kişiler arası yeterli iletişimin sağlanmaması sonucu uygulanan yanlış müdahaleler tarihi yapılara istenmeden de olsa zarar verilmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu yüzden çalışma kapsamında, Türkiye'deki tarihi yapıların belgelendirilmeleri ve restorasyon projelerinin yönetimi için HBIM kullanımının faydaları araştırılmıştır. Bunun için, öncelikle alanında yetkin dört restorasyon firması ile görüşülmüş ve HBIM hakkında farkındalığın olmadığı anlaşılmıştır. Bunun üzerine, literatür çalışması yapılarak Türkiye'de HBIM üzerine çalışmaların çok kısıtlı olduğu görülmüş ve HBIM hakkında uluslarasın düzeyde yapılan çalışmalar incelenmiştir. İncelenen çalışmalar; HBIM teknolojisinin kullanımı için öncelikle lazer tarama yöntemi ile mevcut yapısal durumun analizi için nokta bulutlarının oluşturulduğunu, ardından verilerin temizlenerek HBIM ortamına atıldığını, daha sonrasında ise çalışmaların tarihi yapıya ait bilgilerin girilmesiyle tamamlandığı görülmüştür. Bunun sonucunda, çalışmalar yapının dijital ortamda belgelenebildiğini ve proje yönetiminin bu ortam üzerinden çalışanlar arasında bir iş birliğine dayandırılarak sağlıklı bir biçimde tamamlanabildiğini göstermiştir. Ancak günümüz Türkiye'sinde restorasyon ve koruma projeleri için her ne kadar lazer tarama işlemi ölçüm verilerinin sağlanabilmesi için kullanılıyor olsa da çoğu durumlarda yöntem maliyetli bulunduğu için ihalelerde bir iş kalemi olarak gösterilmemektedir. Ayrıca taramadan elde edilen verilerin yalnızca iki boyutlu bir ortamda çizilmesiyle çalışılan yapıya ait mimari, elektrik, mekanik vb. projelerin birbirinden kopuk olarak ilerlediği gözlemlenmiştir. Bunun üzerine HBIM'in; ekonomik ve kullanıcı dostu olması, hızlı çözümler üretmesi, hatasız üretim yapılabilmesi, tüm bilgilerin arşivlenebilmesi, profesyoneller arası ortak bir çalışma ortamı sağlaması gibi birçok faydalarından yola çıkarak Türkiye'de bulunan tarihi ahşap bir konak yapısına HBIM uygulanabilirliği sorgulanmıştır. İki boyutlu tamamlanan çalışmayla HBIM uygulanan çalışma arasındaki iki farklı durum karşılaştırılmıştır. Buna istinaden, çalışmanın Türkiye'de uygulanabilirliği ve faydalarının oraya konulmasıyla birlikte restorasyon ve koruma projelerinde teknolojinin kullanımının artırılarak projelerde kolaylık sağlaması açısından gelecekteki çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir.
Sinematografik mirasın korunması ve dijital teknolojik gelişmelerin film korumasına etkileri
İnsan, varoluşunun başlangıcından itibaren yazı, resim ve müzik gibi yöntemlerle kendini ifade etmenin yollarını bulmuş, bu sayede geçmişin ışığında geleceğin temellerini atmıştır. Hareketli görüntünün keşfiyle birlikte bu bilgi ve deneyimi aktarmanın daha etkili bir yolu olduğu fark edilmiştir. Keşfedildiği yıllarda yalnızca bir eğlence aracı olarak değerlendirilen sinema, belge niteliği taşıyan bir sanat dalıdır. Filmler, aktardıkları dönemin kültürel özelliklerini, ekonomik yapısını ve içinde bulundukları toplumun sosyolojik yapısını yansıtmaktadır. Edebi, dramatik ve plastik tüm sanatlardan izler taşıyan sinema, gelecek kuşaklara bilgi aktarımını sağlaması bakımından çok önemlidir. Filmlerin kültürel miras birikiminin büyük bir bölümünü oluşturdukları için korunmaları zorunludur. Teknolojik yenilikler sinemayı doğrudan etkilemektedir. Sinema sektörünü ve film yapım sürecini yöneten teknoloji dolaylı yoldan filmlerin korunması gerektiğini de işaret etmiştir. İlk film koruma çalışmaları sinemaya sesin gelmesi ve sessiz filmlerin terk edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Aydın kesimin küçük gruplar halinde yürütmeye başladıkları film koruma çalışmaları, Uluslararası Film Arşivleri Federasyonu'nun kurulmasıyla hız kazanmış ve koruma alanında bilimsel standartlar belirlenmiştir. Filmlerin korunabilmesi için ilk olarak derleme çalışmalarının yürütülmesi gerekmektedir. Ülkelerin film arşivleri imkan ve stratejileri doğrultusunda zorunlu (yasal) veya gönüllü derleme yöntemleriyle filmleri arşive kazandırmaktadır. Arşive kazandırılan filmler uzmanlar tarafından incelenir, filmin özelliklerine göre bir koruma planı oluşturulur. Oluşturulan plan doğrultusunda film üzerinde gerekli işlemler yapılarak filmin uygun koşullarda depolanması sağlanır. Pelikül film, zaman, depolama koşulları ve dış etkenler nedeniyle bozulabilen bir yapıya sahiptir. Bu malzeme üzerinde gerçekleştirilen uygulamalar deneyim ve uzmanlık gerektirmektedir. Pelikül film üzerinde yapılan yanlış müdahaleler eser üzerinde geri dönülemeyecek hasarların oluşmasına neden olabilmektedir. Bu durum sinema mirasının önemli bir kısmını oluşturan pelikül film malzemesinin korunması konusunda gerekli önlemlerin alınmasını gerektirmektedir. Dijital teknolojinin gelişmesiyle birlikte sinema endüstrisinde iş akışı bütünüyle değişmiştir. Bu değişim, film koruma uygulamalarında yeni yöntemlerin doğuşuna zemin hazırlamıştır. Filmlerin dijital ortama aktarılması olarak tanımlanan dijitalizasyon işlemi, eserlerin bilgisayar ortamında yenilenmesini sağlamaktadır. Fiziksel restorasyon uygulamaları tamamlanan film, tarama cihazlarıyla gerçekleştirilen dijitalizasyon işlemi sonucunda sayısal ortama aktarılır. Eserin aktarımı gerçekleştikten sonra film üzerinde yapılan her müdahale gerektiği takdirde geri alınabilir. Bu durum film restorasyonu uygulamalarının sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamakta ve filmin orijinaline zarar verecek etmenleri ortadan kaldırmaktadır. Sayısal ortamda yapılan restorasyon uygulamalarının dezavantajları da vardır. Dijital teknolojinin sunduğu imkanlar film üzerinde radikal değişiklikler yapılabilmesinin önünü açmaktadır. Fakat restorasyon uygulamalarında filmin onarımını sağlarken orijinalini de korumak oldukça önemlidir. Film koruma alanında çalışan kurumların görevi, teknolojinin sağladığı imkanları filmin orijinaline sadık kalarak kullanmak ve eserin gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılmasını sağlamaktır. Bunun yanı sıra dijital teknolojinin imkanlarıyla film koruma çalışmalarını yürütmek maliyetli bir işlemdir. Teknolojinin sürekli olarak gelişmesi, dijitalizasyon, bilgisayar ortamında gerçekleştirilen işlemler ve filmlerin depolanması alanında yenilikler yapılmasını gerektirmektedir. Film koruma alanında faaliyet gösteren pek çok kurum, sahip olunan cihazları, yazılım ve donanımları sürekli olarak yenileyemeyecek durumdadır. Fakat özellikle filmlerin dijital veri dosyaları halinde depolanıyor olması eserlerin erişilebilirliğini sağlamak için yeni formatlara aktarılmasını gerektirmektedir. Dijitalize edilen filmlerin orijinal malzemesi olan pelikül filmler muhafaza edilmeye devam ediyor olsa da, direkt olarak dijital teknolojinin imkanlarıyla çekilen ve depolanan filmler pelikül filmler kadar şanslı değildir. Çünkü pelikül film uzun zamandır üzerinde çalışılan, gözlemlenen ve ömrü belirli olan bir malzemedir. Fakat dijital veri dosyaları için aynı güveni duymak ne yazık ki söz konusu değildir. Sürekli gelişen teknoloji, değişimi zorunlu hale getirmektedir. Bu değişim de cihazlarla sınırlı kalmamalıdır. Film koruma alanında çalışan uzmanların hem eski hem de yeni teknolojiye hakim olmaları, gelişmeleri takip etmeleri ve öğrenme heveslerini yitirmemeleri gerekmektedir. Ne yazık ki film koruma alanında çalışan uzmanların sayısı, korunması gereken malzemeye oranla oldukça azdır. Üretimin hız kesmeden devam ettiği sinema sektörünün belki de en önemli sorunlarından biri film koruma alanına yapılan yatırımların yeterli olmamasıdır. Bu sorunun temeli ise filmlerin korunması gerektiğine dair gerekli duyarlılığın gösterilmemesidir. Bilimsel veriler ışığında belirlenen stratejiler, maddi olanakların sağlanması ve yeterli donanıma sahip uzmanların yetiştirilmesi film koruma alanında karşılaşılan sorunların büyük ölçüde çözülmesini sağlayacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Sinematografik miras, koruma, dijital teknoloji, derleme, konservasyon, restorasyon, yararlandırma.
Tokat Yüksek Kahve koruma projesi
Yüksek Kahve, Tokat'ın eski kent merkezi olarak bilinen Behzat semtinde, 67 ada 1 parsel üzerinde konumlanmaktadır. Ön cephesinde yer alan ahşap bezeme üzerinde yazan Osmanlıca tarihe göre 1903 yılında inşa edildiği düşünülmektedir. Tokat'ın siyasi ve kültürel tarihine yakinen tanıklık etmiş bir sivil mimari yapıdır. Yapının özgün işlevi hakkında kesin bir bilgiye ulaşılamamıştır. Ulaşılan kaynaklarda siyasi toplantıların ve halka hitap konuşmalarının Yüksek Kahve'de yapıldığı görülmüştür. Bunun yanı sıra yapı bir dönem otel olarak kullanılmıştır. Eski kent merkezi olan Behzat Çarşısı'nda yer alması ve tarihi olaylara ev sahipliği yapması sebebiyle yapının hem konaklama hem de siyasi bir toplanma mekanı olarak yapıldığı tahmin edilmektedir. Gerek Cumhuriyet öncesi dönemde gerekse Cumhuriyetin ilanından sonraki dönemde birçok devlet adamını ağırlamış, siyasi toplantıların ana mekânı olmuştur. Kurtuluş Savaşı yıllarında birçok kez yapının balkonundan halka konuşmalar yapıldığı bilinmektedir. Mareşal Fevzi Çakmak Paşa, dönemin reisicumhuru Celal Bayar, Başvekil Adnan Menderes Yüksek Kahve'nin balkonundan halka hitapta bulunmuşlardır. Bodrum kat, zemin kat ve birinci kattan oluşan yapı mevcut durumda ticari amaçlı kullanılmaktadır. Yol kotunda kalan bodrum katında, birbirinden bağımsız ticarethaneler yer alır. Zemin katı ise kahvehanedir. Yapının birinci katına ulaşım kahvehane içinden sağlanmakta olup bu kısım atıl durumdadır. Tokat'ın sivil mimari örnekleri arasında önemli bir yere sahip olan Yüksek Kahve'yi konu alan bu tezin amacı, Yüksek Kahve'nin mimari özelliklerini analiz etmek, hazırlanacak restitüsyon çalışmasının ardından, yapının restorasyonu için gereken projeyi geliştirmektir. Çalışma, yapının yerinde ölçümlerinin yapılması, rölöve çizimlerinin hazırlanması, sistematik bir şekilde fotoğraflanması, hasar ve malzeme analizleriyle başlamıştır. Rölöve çalışmasının ardından, restitüsyon çizimleri için yakın çevrede yer alan kültür varlıkları araştırılmış, yapının mevcut durumu kapsamlı bir biçimde incelenmiş, özgün olmayan eklerin analizleri yapılmıştır. Ayrıca sözlü tarih araştırmaları ve arşivlerden derlenen eski fotoğraflar Yüksek Kahve'nin özgün haline ışık tutmuş ve restitüsyon çizim seti oluşturulmuştur. Restitüsyon çizimlerinin ardından yapılan restorasyon projesinde yapı için yeni bir işlev belirlenerek, günümüz yaşamına katılması amaçlanmış, mevcut sorunlarına yönelik onarımlar ve yeni işlevine uygun çağdaş donanımlarla müdahale önerileri sunulmuştur.
Yozgat Fatih Kilise Camii restorasyon projesi
Bu çalışmada Yozgat Merkez İstanbulluoğlu Mahallesi'nde yer alan Fatih Kilise Camii'nin tarihsel sürecinin incelenmesi, güncel durumunun belgelenmesi ve korunarak yaşatılması amacıyla restorasyon projesinin hazırlanması amaçlanmaktadır. Kent içinde önemli bir anıtsal yapı olan Yozgat Fatih Kilise Camii, kentte ayakta kalan tek kilise olması, şehrin kültürel çeşitliliğine ve tarihsel derinliğine sunduğu katkıya rağmen; sonuncusu 1990'lı yıllarda olmak üzere pek çok kez onarılmış; ancak, hiçbirinde üzerinde çalışılmamış ve rölövesi çıkarılarak belgelenmemiş bir anıttır. Yapının özgün mimarisiyle ilgili pek çok bilinmezin yanı sıra, çözülmesi gereken koruma sorunları bulunmaktadır. Bu nedenle tez konusu olarak ele alınmıştır. Tez çalışması kapsamında; yapının bugünkü durumuna yönelik tespitler yapılmış, yapıldığı dönemdeki durumu ve zaman içinde geçirdiği değişimler; eski fotoğraflar, yazılı ve sözlü kaynaklar doğrultusunda saptanmaya çalışılmış; yapının yaşamını sağlıklı bir biçimde sürdürebilmesi için gerekli onarım ve kullanım önerileri geliştirilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk dönemlerinde gayrimüslimlere bazı haklar tanınmış olmakla birlikte, yeni kilise yapımına veya mevcut kiliselerde kubbe, çan kulesi gibi yapı öğelerine yasaklar getirilmiştir. XVIII. yüzyılın sonu ve XIX. yüzyılda yaşanan gelişmelerle gayrimüslim vatandaşlara yeni ve geniş haklar tanınmıştır. Tanzimat Fermanı'nın ardından ekonomik açıdan güçlenen Rum Ortodokslar, Islahat Fermanı'nın da izin vermesiyle Anadolu'nun hemen her yerinde çok sayıda yeni dini yapı inşa etmişlerdir. 1923'de yürürlüğe giren Lozan Antlaşması ile birlikte Yunanistan'a göçmek zorunda kalan Rumların dini yapılarından pek çoğu terkedilmiş; bir kısmı cami olarak, ya da başka işlevlerle kullanılmıştır. Anadolu'da, yapıldıkları dönemin sosyal ve ekonomik yapısını, mimari karakterini yansıtan kiliseler, taşıdıkları Avrupa etkileri ile Batılılaşmanın bölgedeki öncüleridir. Bu yapıların belge değerlerinin yanı sıra, bugünkü kent dokusuna estetik katkıları nedeniyle de korunmaları kültürel bir gerekliliktir. Tez çalışmasından önce yapım tarihi ve özgün adı bilinmeyen Yozgat Fatih Kilise Camii'nin; tarihsel kaynaklardan ve KAAM'daki Yozgat kayıtlarından yola çıkılarak, 1858 yılında yapılan "Agios Haralambos Kilisesi" olduğu belirlenmiştir. Kitabesinin kaybolduğu söylenmektedir. Yapı 1923 Lozan Antlaşması'na ek protokol doğrultusunda gerçekleşen Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi sonucunda cemaatini kaybetmiş; Hazine ve İl Özel İdaresi mülkiyetinde çeşitli işlevlerde kullanılmanın ardından 19.09.1957 tarih 7044 sayılı "Aslında vakıf olan tarihi ve mimari kıymeti haiz eski eserlerin Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne devrine dair yasa" doğrultusunda 1991'de Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün mülkiyetine geçerek, bağışçı bir şahsın katkılarıyla onarılmış ve camiye dönüştürülmüştür. 1990'lı yıllarda Koruma Kurulu ile yapılan yazışmalarda Kurul, yapının kentin en büyük camisi olan Çapanoğlu Camii'ne yakınlığı nedeniyle cami olarak kullanılmasına gereksinim duyulmadığı gerekçesiyle, yapıya müze veya benzeri bir işlev verilmesini uygun görmüştür. Yozgat Valiliği'nin ve Yozgat halkının yapının camiye dönüştürülmesinde ısrarı üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü, konuyu Kurul'a yeniden sunmuştur. Yapının camiye dönüştürülmesinin ardından, bitişiğindeki Sümerbank ek binası 2003 yılında yıkılmıştır. Günümüzde yapı, özellikle cuma günleri oldukça kalabalık bir cemaate hizmet eden bir cami olarak kullanımını sürdürmektedir. İlk bölümde; tezin amacı, yapının seçilme nedeni ve çalışma yöntemi anlatılmıştır. İkinci bölümde, kilise yapılarının tarihçesine değinilmiş, kilise mimarlığının plan tipolojisi, mekânları, kullanılan malzemeler, yapım teknikleri ve liturjik öğeler, Yozgat Fatih Kilise Camii çerçevesinde incelenerek aktarılmış; arkasından, Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde imparatorluk sınırlarında kiliselerin hukuksal durumu, onarım ve inşaatlarıyla ilgili yasal düzenlemelere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, Yozgat'ın coğrafi konumu ve jeolojik yapısı incelenmiş; yüzyıllar içerisindeki demografik ve sosyal gelişimi ile kentteki kültür varlıkları arasından seçilmiş mimarlık örnekleri sunulmuştur. Bölümün sonunda Fatih Kilise Camii'nin de içinde bulunduğu İstanbulluoğlu Mahallesi'nin tarihçesi ile barındırdığı geleneksel mimarlık örneklerine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde; yapının konumu, tarihçesi, planı, cephe özellikleri ve taşıyıcı sistemi; pencere, kapı ve bezeme elemanları gibi mimari öğeleri ile yapıdaki bozulmalar ayrıntılı bir biçimde anlatılmıştır. Kaynak araştırmaları, gözlem, ölçüm, çizim ve sözlü tarih araştırmaları sonucunda yapının rölövesi ile restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanmıştır. Beşinci bölümde restitüsyon önerisi ele alınmıştır. Yapının farklı kullanımlar sırasında geçirdiği değişiklikler incelenmiş, restitüsyon sorunları tanımlanmıştır. Hazırlanan kronolojik analiz tablosunda, elde edilebilen tüm belgelerin özeti ile birlikte ortaya konarak irdelenmiştir. Dolayısıyla, restitüsyon önerisi, eldeki yazılı ve görsel belgelerin yanısıra, yakın çevrede ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde bulunan XIX. ve XX. yüzyıl kilise örnekleriyle yapılan ayrıntılı analojik çalışmadan elde edilen verilerden yararlanılarak geliştirilmiştir. Restorasyon önerilerini içeren altıncı bölümde, yapının sorunlarının yanısıra, kullanımı için gereken koşulların sağlanmasına yönelik müdahaleler belirlenerek, gerekli onarımlar tespit edilmiştir. Bu müdahalelere hazırlık aşaması ve müdahaleler, başlıklar altında sınıflandırılarak açıklanmıştır. Çözüme yönelik uygulamalarda benimsenmesi gereken yaklaşım ve ilkelerin yanı sıra, karşılaşılması olası durumlar da tartışılmıştır. "Değerlendirme ve Sonuç" başlıklı yedinci bölümde, tüm çalışma ve öneriler değerlendirilip sonuca bağlanmıştır. Sonuç olarak; çalışma kapsamında günümüzde yok olmuş yapı ögelerine, benzer örneklerden yararlanılarak restitüsyon önerisi getirilmekle birlikte, restorasyon önerisinde yapının özgün karakterine ilişkin izlerin araştırılması, özgün kalan kısımlarının korunması, kaybolan kısımları için yoruma girilmeden öneri geliştirilmesi ve mevcut durumunun, ibadethane olarak kullanılması için iyileştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik müdahalelerin, konusunda uzman kişilerin gözetiminde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
İstanbul Teknik Üniversitesi sanat koleksiyonu envanteri ve geliştirme önerileri
Türk resim sanatının temelleri Mühendishane-i Berri-i Hümayun'da, günümüz İstanbul Teknik Üniversitesi'nde (İTÜ), 1793'te verilmeye başlanan Batı perspektif kuralları doğrultusunda resim eğitimiyle atılmıştır. Bu bakımdan, Türkiye'nin ilim ve bilimde öncü kuruluşu olan İTÜ'nün sanat ile olan ilişkisi üniversitenin kurulma yıllarına kadar uzanmaktadır. Avrupa'daki Aydınlama Dönemi ile beraber, bilimin öncüleri olarak kabul edilen üniversitelerde koleksiyonlar oluşturulmaya başlanmıştır. Sistem oluşturma, akılcı araştırma ve ansiklopedik yaklaşım koleksiyonların oluşmasını bilimsel yönde etkilemiştir. Bu bağlamda modern tanımı ile "koleksiyon", kurumlar veya kişiler tarafından seçilmiş, bir araya getirilmiş, sınıflandırılmış, korunmuş; gizli ya da halka açık sunulan bir grup nesne veya somut olmayan kültürel varlıklar grubudur. Sadece kişisel zevklere göre biriktirilmiş nesneler topluluğu "koleksiyon" olarak addedilemez. Tarihte ve günümüzde koleksiyonlar birer ayrıcalık ve prestij göstergesi sayılmış; gerektiğinde ise maddi açıdan yararlanılan birer değer olmuşlardır. Koleksiyonlar birbirinden farklı tür ve içerikte olabilirler, fakat yönetimlerindeki esaslar aynıdır. Koleksiyon yönetimi, kurumun misyonuna ve ihtiyacına uygun olarak nesneleri seçmesine yön gösterir ve koleksiyonun bütünlüğü için bir kılavuz oluşturur. Aynı zamanda, kurumun ve koleksiyonun uzun vadede korunması ve geliştirilmesini amaçlar. "Koleksiyon Yönetimi" kavramı müzeciliğin ve müzecilik biliminin gelişmesi ile önem kazanmış ve birtakım uluslararası standartların ve uygulamaların oluşturulmasını sağlamıştır. Koleksiyon yönetimi, bu konudaki literatürün de desteklediği temel standartlar doğrultusunda, her kurum ve koleksiyona özel olarak tasarlanmalı ve uygulanmalıdır. Koleksiyon yönetiminin en önemli unsurlarından biri olan envanterin de uluslararası standartlara uygun olarak kayıt altına alınması gerekmektedir. İstanbul Teknik Üniversitesi Sanat Koleksiyonu envanteri ve koleksiyon yönetimi için öneriler bu çalışmada müzecilik biliminin standartları doğrultusunda ele alınmıştır. Araştırmanın kapsamında, İTÜ yerleşkeleri içinde yer alan tüm plastik sanat (resim, heykel, duvar resmi ve gravür) eserleri, İTÜ Sanat Koleksiyonu'nun içeriğini oluşturmaktadır. İTÜ Sanat Koleksiyonu envanteri hazırlanırken bütün eserler sergilendikleri yerlerde fiziksel olarak tespit edilmiş, fotoğraflanmış ve ölçülmüştür. Envanterde çıkan bulgular bilimsel olarak, koleksiyon literatürü doğrultusunda kayıt altına alınmış ve incelenmiş; geliştirme önerileri de yine bilimsel kaynaklara dayanarak sunulmuştur. İTÜ Sanat Koleksiyonu'nun bir envanterini ve kataloğunu oluşturmanın yanı sıra, koleksiyonda bulunan eserlerin sergilenmeleri ve korunmaları ile ilgili öneriler ve söz konusu koleksiyon özelinde hazırlanan koleksiyon yönetim politikası ve planı taslağı da tez içinde yer almıştır. Tüm bu çalışmalar ve öneriler sürecinde İTÜ'nün misyonu ve vizyonu doğrultusunda, bilim ve teknolojide öncü bir teknik üniversitenin "sanat" koleksiyonu bilimsel olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışma sonunda da, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nurullah Berk, Abdurrahman Öztoprak, Ercüment Kalmık, Şadan Bezeyiş, Günseli Kato, Rudolf Belling, Mehmet Aksoy, Ferit Özşen ve Mehmet Erkök gibi sanatçıların eserlerini içeren İTÜ Sanat Koleksiyonu envanteri bir katalog haline getirilip, bu tezin ekinde sunulmuştur. İTÜ içinde 2014'de kurulan Rektörlük Sanat Galerisi (RSG) ile İTÜ Sanat Koleksiyonu iş birliği de ayrıca bu tez kapsamında yer almaktadır. RSG İTÜ'de sanat ortamının gelişmesi açısından önemli bir oluşumdur ve RSG'de sergilerden sanatçıların İTÜ'ye hediye ettikleri eserler de bu anlayışla İTÜ Sanat Koleksiyonu kataloğuna dahil edilmiştir. Araştırma sonucunda İTÜ gibi alanında lider, çağdaş ve yenilikçi bir kurumun sanat koleksiyonunun yönetimine, planlamasına, sergilenmesine ve korunmasına önem vermesi ve uygulamaya almasının gerekliliği ortaya koyulmaktadır. Bu çalışmanın ayrıca, İTÜ içinde yer alan diğer tüm koleksiyonların yönetimleri için de bir kılavuz olması temenni edilmektedir.
Balıkesir Dumlupınar Mahallesi Kazım Özalp ve Ulus sokakları geleneksel konutlarının belgelenmesi ve koruma önerileri geliştirilmesi
Balıkesir tarihi geçmişi eski çağlara uzanan ve pek çok uygarlığın izlerini taşıyan, Selçuklular zamanında Türk yurdu olmuş, Osmanlı Döneminde de parlak yıllarını yaşamış, Milli Mücadele'de düşmana karşı koyan ilk iller arasında yer alan ve Alaca Mescit'te toplanan heyet ile "Balıkesir Kuva-yi Milliye" sini kurarak yürütülen Milli Mücadeleye büyük destek veren kadim bir şehirdir. Şehir, ovanın batı sınırında, düz sırtlı bir tepenin yamacında kurulmuştur. Kentin ilk gelişme yeri ova ile tepenin kesiştiği yerdedir. Kentin bu yerde kurulmasının en büyük nedeni, eski kentlerin yer seçiminde gözlendiği gibi sağlam zemine oturma ve korunaklı bir habitat üretme isteğidir. Bu tez çalışmasında; Balıkesir kentinin ilk yerleşim yerleri olan, birbirine komşu Dumlupınar, Karaoğlan, Aygören, Karesi, Hacı İsmail, Mirza Bey mahallelerinin oluşturduğu ve kent merkezinin batısında bulunan alanda; kayıp yapısal mirastan geriye kalanlar içinde, sivil mimarinin, kümelenmiş hâlde doku kimliğinde belirleyici bir yere sahip olduğu, Balıkesir şehir merkezinin geleneksel konut dokusunu yansıtan sınırlı alanlardan olan Dumlupınar mahallesi Kazım Özalp ve Ulus sokaklarda yer alan tescilli ve tescilsiz yapılar incelenmiştir. Tüm yapıların Kazım Özalp ve Ulus sokaklara bakan cephelerinin mevcut durumları tespit edilerek belgelenmiş, geleneksel konut dokusuna ve yapıların özgün kimliklerine uygun müdahalelerle, tarihi ve kültürel mirasın belirli ilkelerle korunması ve geliştirilerek canlandırılması için sürdürülebilir öneri sağlıklaştırma projeleri hazırlanmıştır. Bu sokaklarda bulunann 12 adet tescilli yapının mevcut durumları detaylı incelenerek Rölöve ve öneri restorasyon projeleri hazırlanmıştır.
Restorasyon projelerine yönelik hbım teknoloji kabul modeli
Teknolojinin ilerlemesine paralel olarak her geçen gün gelişen ve kompleks projelerin bile rahatlıkla üretilebildiği günümüz yapı sektöründe paydaşlar her geçen gün farklı yazılımlar ve teknolojik ürünler sayesinde işlerini daha kolay ve zahmetsiz gerçekleştirmektedir. Yapı Bilgi Modellemesi (Building Information Modelling, BIM) kavramının ortaya çıkması ve her geçen gün BIM sektöründe çeşitli uygulamalar geliştirilmesi ile karmaşık yapıların dijital modelleri rahatlıkla oluşturulabilmektedir. Geliştirilen yeni nesil ölçüm cihazları ile tarihi yapıların belgeleme ve projelendirme süreçleri de zaman içinde BIM tabanlı yazılımlar ile gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Bu durum tarihi yapıların koruma restorasyon süreçlerinin de BIM anlayışı ile elde edilmesi fikrini ortaya çıkarmış ve kendine özgü standartları ve iş akış şeması bulunan yeni bir kavram ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu yeni kavrama Tarihi Yapı Bilgi Modellemesi (Historic Building Information Modelling, HBIM) adı verilmiştir. Bu yeni anlayış ile birlikte yapıların belgeleme süreçleri geleneksel yöntemlere göre daha hızlı ve az hata ile gerçekleştirilmeye başlanmış, oluşturulan HBIM model sayesinde yapının teknik analizleri ve yaşam döngüsü daha öngörülebilir hale gelmiş ve yapıların tarihi belge niteliğindeki verileri daha güvenli depolanmaya başlanmıştır. Bu tezin amacı HBIM kavramının Türkiye'deki kullanım durumunu tespit ederek ortaya konulan Teknoloji Kabul Modeli (Technology Acceptence Model, TAM) ile yapı sektöründeki kullanılırlığını arttırmaya yönelik öneriler geliştirmektir. Daha önceki çalışmalarda geliştirilen Teknoloji Kabul Modelleri incelenmiş elde ettikleri sonuçlar ve kullandıkları değişkenler değerlendirilerek HBIM metodu için en uygun harici değişkenler modele eklenmiştir. Geliştirilen modeli test etmek amacı ile bir anket çalışması yapılarak sonuçları istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Elde edilen veriler neticesinde ülkemizde HBIM kullanımının yaygınlaştırılması için öneriler sunulmuştur.
Korunması gerekli konutlarda zaman içinde ortaya çıkan değişmeler
İnsanoğlu var oluşundan bu yana, bütün yaşamı boyunca, fiziksel ve doğal çevresine sahip çıkarak varlığının sürekliliği için, yaşam çevresi ile disiplinli ve düzenli bir ilişki içerisinde olmaya büyük özen göstermiştir. Çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan oluşumlar, bu etkileşimi yeni biçimlenmelere ve farklı yönlere götürmeye çalışmıştır. 20. yüzyılın başlarından itibaren sosyal, kültürel ve ekonomik ve. yönlerden toplumlar üzerinde yapısal değişimleri gündeme getiren endüstrileşme hareketleri, insan topluluklarının birarada yaşadığı yerleşmeleri de büyük değişimler içine itmiştir. Bu tez çalışmasında birinci bölümde amaç, kapsam ve yöntem belirtildikten sonra, ikinci bölümde yukarıda bahsedilen insan-çevre arasındaki etkileşim üzerinde durularak, koruma kavramı, gelişimi, nedenleri ve sorunları dile getirilmiştir. Üçüncü bölümde tezin, konu sunu ve asıl içeriğini oluşturan değişimler nedenleri ile birlikte detaylı bir biçimde ele alınmıştır. Dördüncü bölüm ise, üçüncü bölümle direkt bağlantılı olarak hazırlanmış ve Eskişehir Tarihi Odunpazarı Sit Alanı İçinde yer alan bir grup konut üzerinde yapılan analizlere dayanılarak fiziksel ve fonksiyonel değişimlerin oluşumları ve boyutları tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise, sağlıklı ve gerçekçi bir koruma-restoras- yon kararının alınabilmesinde, korunması gerekli tarihi dokularda ya da konutlarda kullanıcı ihtiyaçlarının, yapılardaki fiziksel ve fonksiyonel değişimlerin bilinmesinin ve öneminin kavranmasının bir zorunluluk olduğu ifade edilerek, çalışma sonuçlandırılmıştır.
Tarsus Şehit Kerim Mahallesi 897 ada, 11 parselde bulunan sivil mimarlık yapısı için restorasyon önerisi
Bu çalışmada, Tarsus'ta Şehit Kerim Mahallesinde bulunan ve korunması gerekli kültürel kent dokusu olarak değerlendirilen 19.yy-20.yy. geleneksel konut mimarisi örneklerinden biri olan, sit alanlarının arasında bulunup geleneksel dokuyu taşıyan özellikte olan 897 ada, 11 parselde bulunan geleneksel Tarsus evi ele alınmıştır. Geleneksel Tarsus evlerinin tarihi geçmişi, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarına denk gelmektedir. Çalışmanın amacı; Tarsus'un Şehit Kerim Mahallesinde bulunan tarihi ve kültürel öneme sahip olan geleneksel yapının bugünkü durumunu yerinde tespit çalışmaları yapılarak belirlemek ve belgelemek olup, yapının özgün durumunu restitüsyon çalışmasıyla ortaya çıkararak sürdürülebilir korumaya ve örnek oluşturması açısından restorasyon önerisi getirmek ve koruma çalışmalarında yararlanılabilecek bir kaynak niteliği taşıması hedeflenmiştir. Çalışma kapsamında, Tarsus kenti ve Şehit Kerim Mahallesi'nin konumu, demografik yapısı, ekonomisi ve iklimi araştırılıp göz önünde bulundurularak geleneksel evlerin biçimlenişi ve çalışmaya konu olan yapının, bugünkü durumu incelenerek yapıldığı döneme ait tarihi ve mimari özellikleri belirlenip özgün durumunun araştırılmasıdır. Çalışma, 897 ada, 11 parselde bulunan geleneksel Tarsus evinin rölöve, restitüsyon, çevresel analizler ve restorasyon önerisini kapsamaktadır.
Mersin ili Tarsus ilçesi Kozacıoğlu Konağı'nın koruma bağlamında belgelenmesi
Bir toplumun kültürel değerlerinin şekillenmesinde ve bu değerlerin somut bir biçimde yansıtılmasında, konutlar ve çevreleri temel unsurlar arasında bulunmaktadır. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış Türkiye bu mimari çevrelerle donatılmış olup, Tarsus bunların iyi örneklerinden birini yansıtmaktadır. TÜİK 2023 verilerine göre, Tarsus 353.469 kişilik nüfusuyla Mersin'in en büyük ilçesidir. Akdeniz'in önemli bir kavşak noktası olan Tarsus, birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır bu nedenle zengin bir kültürel mirasa sahiptir. Bu miras, konutlar, ticarethaneler ve Roma dönemine ait çeşitli kalıntılar gibi unsurlardan oluşmaktadır. Bu değerli kültürel mirasın korunması gerekmektedir. Geleneksel konutların yoğunlaştığı Tarsus merkezinde sit alanları vardır. Geleneksel konutlar bu sit alanları içerisinde Kızılmurat mahallesinde yoğunlaşmaktadır. Tarsus'un geleneksel evleri, avlulu bahçeleri, cumbalı ve özgün işlemeli payandaları, iki veya daha fazla katlı yapıları ve taş duvarlarla çevrili olmalarıyla şehir içinde kendine has bir yapı sergilemiştir. Her yapı, kendine özgü bir mimariye sahip olmasına rağmen, bir bütünün parçaları olarak değerlendirilmiştir. Ancak, bu yapıların büyük bir kısmı sağlamlığını koruyamamış ve kullanılmaz hale gelmiştir. Kullanımda olan yapılar ise genellikle otel veya ticarethane olarak işlev görmektedir. Kozacıoğlu Konağı, bu mahalledeki önemli yapılardan biri olarak öne çıkmaktadır. Yıllar içinde aşınma ve bozulmalara maruz kalmasına rağmen ayakta kalmayı başaran bu konak, kente kazandırılması ve kültürel belleğe katkı sağlaması açısından diğer yapılar için de örnek teşkil edecektir. Konağın özgün avlulu bahçesi, süs havuzu ve zemin katında yer alan kemer sistemi, bu yapıyı bir bütün olarak farklılaştıran özelliklerdir. Taş duvarları, cumbası ve işlik bölümü ise diğer evlerle ortak özellikler taşımaktadır. Bu çalışmada, Kozacıoğlu Konağı'nın tarihsel süreci içerisinde anlamlandırılması ve korunması amacıyla bir işlev önerisi sunulması hedeflenmektedir. Bunun için; kentin ve Tarsus geleneksel konutlarının araştırılması adına literatür araştırılması yapılmış ve özetlenerek aktarılmıştır. Kozacıoğlu konağının tarihi hakkında bilgilendirme yapılarak, geleneksel dokuya olan katkısı sunulmak istenmiştir.
Gaziantep Kendirli Kilisesi ve Latin Okulu koruma sorunları ve çözüm önerileri
Anıtsal eserlerin mimarlık kültürü yoluyla tek yapıdan yapı gruplarına değişen yansıması kentsel biçimi belirlemiş, farklı kültürlerin bıraktığı izler yapıyı etkilemiştir. Özellikle de anıtsal yapıların çevresine ve geleceğe aktaracağı mimari, tarihi ve kültürel mesajları vardır. Yapıldığı dönemin yapım tekniği, malzeme kullanımı ve tercihlerini yansıtırlar. Teknik ve sanatın arakesiti olan mimari, sosyal ve ekonomik yaşam ile halk yapı kültürünün fiziksel ve kalıcı göstergesidir. Bununla birlikte yapılış nedenleri ve yapılışından itibaren yer aldıkları çevredeki tanıklıklarını yorumsuz olarak ortaya koyarlar. Tarih öncesi çağlardan itibaren Anadolu'da pek çok kültür ve medeniyete ev sahipliği yapmış Gaziantep kentinde yer alan Kendirli (Terra Santa) Kilisesi ve Latin (Saint Joseph) Okulu da yapıldığı dönemin özelliklerini gösteren, var olduğu çevrede yaşanan toplumsal olayları günümüze aktaran korunması gerekli bir kültür varlığıdır ve bu kültür varlığının sürdürülebilir koruma önerisi için gerekli verilerin derlenerek değerlendirilen Gaziantep Kendirli Kilisesi ve Latin Okulu Koruma Sorunları ve Çözüm Önerileri" başlıklı tez çalışması hazırlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde literatür özeti, tezin amacı ve kapsamı belirtilmiştir. İkinci bölümde ise Gaziantep'in fiziki, sosyal yapısı ve tarihsel gelişimi incelenerek bu veriler doğrultusunda kilisenin inşa ediliş ortamını hazırlayan olgular araştırılmıştır. Üçüncü bölümde kilise mimarisi özellikleri, Osmanlı'da kilise yapımı ile ilgili kurallar ve karşılaştırmalı çalışmaya altlık oluşturması için Gaziantep kiliseleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise çalışma konusu olan Kendirli Kilisesi ve Latin Okulu'nun mevcut durumu belgelenmiş; mimari özellikleri, mekansal programı ve yapım tekniği tanımlanmış, tarihsel gelişim sürecinde konum-çevre ilişkisi irdelenmiş, yapılan analizler sonucunda restitüsyon çalışması yapılmıştır. Beşinci bölümde ise elde edilen veriler doğrultusunda restorasyon önerisi hazırlanmış, çalışmanın sonucu ve değerlendirmeleri aktarılarak sonlandırılmıştır.
Geleneksel konutta işlev değişimi ve etkileri: Eskişehir Odunpazarı örneği
Tarih boyunca sürekli devinim halinde değişen toplumsal yapı, içinde yaşadığı fiziksel çevreyi de dönüştürür. Toplumsal yaşamın kültürel, siyasi, ekonomik ve tarihsel izlerini taşıyan kentler bu değişim sürecinin de fiziksel temsillerini oluştururlar. Ancak 19. Yüzyıldan bu yana kentlerimizdeki değişimin kontrol edilemeyen bir hızla sürüyor olması 20. Yüzyılın ortalarından itibaren korumacı bir yaklaşımın gelişmesine neden olmuştur. Buna bağlı olarak tarihsel ve kültürel mirası barındıran geleneksel kentsel dokularının korunması ve geçmişin kanıtları olarak gelecek kuşaklara aktarılabilmesi önem kazanmıştır. Kentsel sit alanlarında bulunan tarihi yapı stoğunun büyük bir çoğunluğunun sivil mimarlık örnekleri olan konutlar olduğu görülmektedir. Bu alanların yalnızca fiziksel varlıklarının korunmasının yeterli olmadığı, bu nedenle de bu yapıların ve alanların yeniden işlevlendirilerek sürdürülebilir bir koruma yaklaşımının benimsendiği gözlenmektedir. Geleneksel konutlara turizmin belirleyici olduğu yeni işlevler yüklenmesi ile gerçekleşen restorasyon çalışmalarının hem alanın hem de yapıların kültürel miras bağlamındaki değerler sisteminde kalıcı zararlar oluşturduğu gözlenmektedir. Bu çalışmada sözü edilen çağdaş koruma sorunsalı, Eskişehir Odunpazarı Kentsel Sit Alanı içinde yer alan, turizm baskısıyla konut dışında farklı işlevler verilerek restore edilen ve belgelerine ulaşılabilen 11 adet geleneksel konut analiz edilerek değerlendirilmiştir. İncelenen binalardan elde edilen veriler ışığında Odunpazarı geleneksel konutlarına işlev verirken yapılan doğru ve yanlışlar, karşılaşılan sorunlar belirlenmiştir. Bu çalışmanın amacı, tarihi yapıların yeniden işlevlendirilmesi sırasında özgün mekansal kurgularının dikkate alınması ve bu kurgunun yapının tarihsel özgün değerini oluşturan en önemli kriterlerden biri olduğunun saptanmasıdır. Odunpazarı Kentsel Sit Alanı gibi benzer koruma alanlarında bu değerin restorasyon uygulamalarında referans oluşturması ve yapılan yanlış işlevlendirmelerden dolayı ortaya çıkan hataların en aza indirilmesi varılmak istenen sonuçlardan birisidir.
Restorasyon sürecinde yerin ruhu kavramı ve iç mimarlık ilişkisi üzerine bir değerlendirme - Eskişehir Kurşunlu Külliyesi Kervansarayı
Tarihi yapılar, yapıldığı dönemin bilimsel, sanatsal, teknolojik ve toplumsal mesajlarını günümüze iletebilen, geçmişin birer tanığıdır. Bu durumu yaratan ve onların özgün kimliğini açığa çıkaran güç, tarihi yapının "Yer"le kurduğu bağdan kaynaklıdır. Bu bağ restorasyon süreçlerinde, "Yerin Ruhu" nun korunması şeklinde ifade edilmekte ve günümüzde bu bakış açısının eksikliğiyle yapılan restorasyonlarda tarihi yapının vermek istediği mesaj yitirilmektedir. İç mimarlığın yerin ruhu kavramını bilerek, mekansal ilişkileri daha küçük ölçekte ve detay hakimiyeti katarak sorgulayan ve bugünkü çağdaş gereksinimleri öngörebilen yapısı sayesinde restorasyonda yerin ruhunun korunmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu amaçla; bu tez çalışması, birinci bölümünde iç mimarlık mesleği ve tarihi çevre koruma ilişkisini, ikinci bölümünde yerin ruhu kavramı ve yerin ruhunun korunmasında öne çıktığı düşünülen belli başlı kuramsal yaklaşımları, üçüncü bölümünde ise bu yaklaşımların yol göstericiliğinde Eskişehir Kurşunlu Külliyesi Kervansarayı restorasyonunu değerlendirmektedir. Tezin sonuç bölümü, örneklem alanı üzerinden değerlendirmelerle, iç mimarlığın restorasyon süreçlerinin neresinde yer aldığını ve restorasyonda yerin ruhunun korunmasına nasıl katkı sağlayabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: İç mimarlık, Restorasyon, Yer, Yerin Ruhu, Genius Loci, Eskişehir, Kurşunlu Külliyesi,Kervansaray
Topkapı Sarayı'ndaki kitabelerin belgelenmesi ve koruma önerileri
Osmanlı devletinin resmî ikametgâhı ve yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı'nda farklı içeriğe sahip pek çok kitâbe yer almaktadır. Saray'daki yapılarda gerçekleşmiş inşâ ve tamir faaliyetlerine dair en özgün veriler, yapılar üzerinde bulunan kitâbelerdir. Bunun yanı sıra vakıf ve dînî içerikli kitâbeler, o dönemin edebî ve sosyo-kültürel gelişimini yansıtır. Bu tez kapsamında yapılan çalışmalar üç ana başlık altında değerlendirilmiştir: Birinci bölümde, Topkapı Sarayı'nın tarihçesi ve mimarî özellikleri ile sarayın I., II., III., IV. Avluları, Harem ile Hasbahçe hakkında bilgiler yer almaktadır. İkinci bölümde, sarayın dört avlusunda ele alınan bütün kitâbelere ait veriler ile başlayıp her avlunun kendi kitâbe programı aktarılmıştır. Avlularda bulunan yapıların kısaca tarihçesine değinilerek kitâbeler hakkındaki bilgiler, fotoğraflarıyla birlikte verilmiştir. Üçüncü bölümde, kitâbelerde kullanılan malzemeler, görülen bozulmalar örneklerle aktarılmış ve koruma önerileri getirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Topkapı Sarayı'nın inşâ tarihinden başlayıp Cumhuriyet dönemi de dahil olmak üzere incelenen 424 kitâbe doğrultusunda elde edilen nihaî verilere yer verilmiştir. Ekler bölümünde ise tarafımdan envanter fişi formatında tasarlanmış, 424 kitâbenin birçok açıdan bilgilerini barındıran kitâbe fişlerine A3 boyutunda yer verilmiştir. Bu tez çalışması Topkapı Sarayı'ndaki kitâbelerin belgelenmesine ve koruma önerileri geliştirerek özgünlüğünü sürdürmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Tokat Sulusokak ve çevresinde tarihi çevre korumaya yönelik bir araştırma ve Gülbeyaz Evi Koruma Projesi
Tarihi çevreler; geçmiş toplumların sosyal, kültürel, ekonomik yapılarının fiziksel çevreyle etkileşimi sonucu oluşmuşlardır. Geçmiş ile gelecek arasında bağ kuran bu çevreler; doğal afetler, tarihi çevreyi göz ardı eden kentsel gelişme, modernizasyon ve bilinçsiz müdahaleler gibi birçok olumsuz faktörden etkilenmekte ve günden güne yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu bağlamda kültürel mirasın önemli bir parçasını oluşturan bu tarihi çevrelerin; sahip oldukları tüm değerleriyle korunması ve gelecek nesillere aktarılması kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu tezde; Tokat ili sınırları içerisinde yaklaşık 900 yıllık Sulusokak ve tarihi çevresi ele alınmıştır. İpekyolu'nun üzerinden geçmesiyle geçmişte ticari anlamda önemli bir konumda olan bölge; birçok devlete ev sahipliği yapmıştır. Çok katmanlı tarihi, sahip olduğu birçok anıtsal ve sivil mimari değerleriyle ülkemiz koruma anlayışında önemli bir yere sahip Sulusokak bölgesi; tarihsel süreçte bölge bağlantı yollarının değişmesi, terk, bakımsızlık, koruma bilincinin olmaması, yanlış onarımlar, zamana bağlı bozulmalar ve vandalizm gibi birçok sebepten tahrip olmuş ve olmaktadır. Çalışma kapsamında Sulusokak bölgesinin tarihsel süreçteki gelişimi, sosyo-kültürel, ekonomik, demografik özellikleri incelenmiş ve hazırlanan fiziksel yapı analizleri ile tarihi çevrenin mevcut durumu ortaya konulmuştur. Tüm değerlendirmeler sonucunda bölgedeki koruma sorunları belirlenmiş ve bunlara yönelik çözüm önerileri verilmiştir. Bunun yanısıra tarihi çevredeki sivil mimari özelliklerinin göz önüne serilmesi için geleneksel bir konut yapısı rölöve çalışmasıyla belgelenmiş ve koruma sorunları tespit edilerek restorasyon önerisi verilmiştir. Yapılan bu çalışma ile Sulusokak ve çevresinin bütüncül koruma anlayışıyla gelecek nesillere aktarılmasına katkı sağlanacağı umulmaktadır.