Ressamlar
54 theses under this subject heading
Türkiye'de Cumhuriyet öncesi-sonrası kadın'ın konumu ve baskıresim alanındaki varlıkları hakkında bir analiz
19. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa‟da ve Cumhuriyet Öncesi Türkiye‟sinde ataerkil bir yapı egemendi. Bu yapıya göre erkek, üst bir değer taşırken kadın, özel alana ait olarak görülüp hukuki ve sosyal hiçbir hakka sahip olmadan neslin devam etmesi için yaşayan bir varlık olarak konumlanmıştır. Osmanlı Devleti‟nde ise II. Meşrutiyet‟le beraber kadın haklarında birtakım düzenlemelere gidilmişse de kadının özgürleşmesi Cumhuriyet Rejimi ile mümkün olmuştur. İncelenen toplumlarda kadınlar, bilim, edebiyat ve diğer dallarda olduğu gibi sanat alanından da uzunca bir süre uzak tutulmuşlardır. Cumhuriyet Öncesi Türkiye‟sinde kadınlar için sanat eğitimi, Mihri Müşfik Hanım‟ın çabaları sonucunda İnas Sanayi-i Nefise Mektebi açılana kadar çoğunluğu azınlık ve Levanten olan ailelerin kızlarına aldırdıkları özel derslerle sınırlı kalmıştır. Tuval sanatı, asıl olarak Cumhuriyet Dönemi‟yle gelişmeye başlamış, baskıresim ise askeriyeye hizmet etmek amacıyla kullanılan bir teknik olarak kalmıştır. Serbest sanat çalışmaları ise ilk defa Cumhuriyet Dönemi‟nde uygulanmaya başlamıştır. Ancak resim sanatı gibi hızlı bir gelişme sağlayamamıştır. Çünkü baskıresim sanatının uygulanabilmesi dönemin olanaklarına göre zordu. Ancak bazı sanatçıların özel çabaları sayesinde uygulanmaya başlandı ve olanakların artmasıyla da hem baskıresim sanatı önem kazandı hem de Türk kadın baskıresim sanatçıları sayıca artarak Türk baskıresim sanatında azımsanamayacak bir yere sahip oldular. Ancak literatürlerde Türk kadın baskıresim sanatçılarının birçoğunun adı bile geçmemektedir. Algılanan bu durum ise araştırmanın amacını oluşturmaktadır.
Türk kaligrafi tarihi özelinde Etem Çalışkan
Yazı topluluklar halinde yaşamanın sonucu olarak, ihtiyaçlar doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Tarihi boyunca, neredeyse bütün medeniyetler tarafından kabul edilmiş, kullanılmış ya da değişime uğratılmış olan yazı, zamanla iletişim amacının yanı sıra sanatsal yaklaşımların da en temel malzemelerinden biri halini almıştır. Osmanlı Döneminde Arap "elifbası" (alfabesi) olarak kullanılan ve 28 harften oluşan alfabe ile dönemin koşulları nedeniyle tasfir yapamayan halk, yazıya, sanatsal değerler yüklemiş ve hat sanatı'na (hüsn-i hatta) ulaşmıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra harf inkılabının kabulü ile latin harfleri kullanılarak, batı kültürlerinde var olan kaligrafi sanatına ulaşılmıştır. "Yazıya değer verme ve güzelleştirme" temelinde hat sanatı ile buluşan kaligrafi sanatı, hat sanatından etkilenmiş fakat disiplin bakımından farklılık göstermiştir. Doğumu harf inkılabı ile aynı yıla denk gelen ve ömrünü yazı sanatına adayan Etem Çalışkan, yüksek öğrenim yıllarından bugüne kadar üreten ve üretmeye devam eden usta bir isimdir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında, güzel sanatlar alanında yazı eğitimini Türkiye'ye taşıyan ve Türk alfabesi ile kaligrafik eserler ortaya çıkaran Emin Barın'ın atölye öğrencisi ve asistanı olmuştur. "Geçmişten günümüze bütün önemli isimler, kayıplarının ardından değer bulmuştur." görüşünden yola çıkılarak, kaligrafi sanatını tüm ustalığı ile yaşatan Etem Çalışkan'ı tarihe olan tanıklığı ve bu süreçteki deneyimleri ile bir bütün olarak ele almak ve ölümsüzleştirmek gerekliliği, bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler Yazı, Kaligrafi, Hat Sanatı, Tipografi, Elifba (Alfabe)
1883'ten 2003'e Türk azınlık ressamları ve yapıtları
Azınlık; bir ülkenin içinde, baskın halka mensup olmayan, ancak kendine ait bir kültürü, bütünlüğü olan topluluk demektir. İlk defa ortaçağda kullanılan ?azınlık? kavramı, günümüzde de kullanılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nda azınlık halklar ticari, siyasi, ekonomik, ve sanatsal alanlarda etkin rol oynamıştır. Etkin oldukları sanat alanlarından biri de resim sanatıdır. Araştırmanın amacı Türkiye'deki azınlık ressamlarının 1883'ten 2003'e kadar geçen sürede resim sanatına yapmış oldukları katkıları, yaşantılarının Türk Resim Sanatı'na yansımaları ve yabancı ülkelerde Türk Resim Sanatı'nı temsil etme durumlarını irdelemektir. Ayrıca Sanayi Nefise'den günümüze doğru bu sanatçıların eserlerinin yanında Türk Toplumu ve Devleti'nin azınlık sanatçılarına bakışını da incelemektir. Konuya paralel olarak 20. Yüzyıla doğru Osmanlı İmparatorluğu ve Avrupa'da sosyo-ekonomik durum da incelenmiştir.Araştırmada 1883 yılından 2003 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyetinde yaşamış olan azınlık ressamları hakkında genel bilgiler verilmiş ve bu ressamların Türk Resim Sanatına olan katkıları incelenmeye çalışılmıştır. Araştırma bu açıdan önemlidir. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmada öncelikli olarak 1883'ten itibaren Türk Sanatının gelişimi, batılılaşma süreci ve azınlık sanatçıları hakkında alan yazın taraması yapılmıştır.Araştırmada Osmanlı İmparatorluğu'nda 18. Yüzyıldan günümüze kadar eğitim ve sanat alanında yenileşme hareketleri, devletin ve toplumun azınlık sanatçı ve toplumuna bakışı incelenmiş, toplumsal olayların azınlık sanatçılarına etkileri araştırılmıştır. Türkiye de azınlık sanatçılar her türlü sanatsal faaliyetlerini, özgürce ifade etmekte yurtdışında ülkemizi temsil edip, Türk Milleti adına ödüller kazanmaktadır. Türk sanatçılarla beraber aynı atölyelerde çalışmakta, beraber sergiler açıp etkileşim içinde çalışmalarını sürdürmektedirler.
Asker kökenli ressamların Türk resim ve grafik sanatına etkisi
Batılı anlamda Türk Resmi, manzara resmi ile başlar. Doğa görünümleri, özellikle orman resimleri en çok rastlanan konulardır. Kent görünümleri arasında da İstanbul manzaraları sıklıkla yer almıştır. Ve Türk Resim Sanatının başlangıcını araştırdığımızda bulduğumuz bilgiler bizi asker ressamlar konusunu da araştırmaya yöneltir. Bunun sebebi, Türk Resminin ilk örneklerini veren sanatçıların asker ressamlar olmasıdır.Osmanlı Devleti'nin batılılaşma hareketleri, ordudaki yeni düzenlemelerin bir sonucu olarak gündeme gelen teknik çizim ve topografi dersleriyle başlayan bu süreç günümüze kadar artarak ve gelişerek devam etmiştir. Osmanlı Padişahı III. Selim döneminde açılan Mühendishane-i Berri-i Hümayun ve Mühendishane-i Bahri-i Hümayun okullarının müfredatlarına resim derslerinin dahil edilmesi çok büyük bir adım olmuştur ve bu okullarda resim sanatımızın ilk temsilcileri yetişmiştir. Bu batılılaşma hareketlerini sivil okullar da takip ederek, bazılarının programlarına da resim dersleri konulmuştur.Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında bu araştırmada Asker Kökenli ressamların Türk Resim ve Grafik sanatların etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma genel tarama modellerinden yararlanılarak gerçekleştirilmiştir.Araştırma iki bölümde incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde, Türk Resim Sanatı nasıl başlamıştır?, Kimler öncü olmuşlardır?, Hangi evrelerden geçmiştir? Sorularına cevap aramaya çalışılmıştır. Ayrıca Türk Ordusunun kendi bünyesindeki askeri okullarındaki yenilik hareketleri ile Türk Resim sanatına etkileri araştırılmıştır.Askeri düzenin batılılaşma eğilimi ile yeniden organizasyonu askeri okulların kurulmasını sağladığı araştırmada elde edilen sonuçlardan biridir. Diğeri Bu okullarda yetiştirilen subaylara daha çok stratejik amaçlarla resim eğitiminin verilmesiyle subayların yetenekleri ve ilgileri doğrultusunda sanata yönelmeleri dünyada benzerine rastlanmayan bir asker ressamlar olgusunun ortaya çıkmış olmasıdır.Araştırmanın İkinci Bölümünde ise Osmanlının son döneminden başlayarak batılılaşma hareketleri sonucunda batılı anlamda resim sanatına geçişte en önemli rol alan Askeri ressamların kimliklerinin tespiti, hayatları ve eserleri ile Türk resim sanatına olan katkıları kronolojik sırayla anlatılmıştır. Askeriyenin batılılaşma hareketleriyle başlayan ve Türk Askeri eğitim programına resim dersinin ilave edilmesi ve sarayın teşvikleri ile Avrupa'ya eğitim için gönderilen Asker ressamların öncülüğü ile Asker ressamlar olgusu oluşmuştur. Zamanla askeri okulları sivil okullar izleyerek Batılı anlamda resim sanatı yayılarak günümüze kadar gelmiştir. İstanbul'un coğrafi yapısı içinde Osmanlı kimliğinin anıtsal kuruluşları olan mimari yapılar içinde dolaşarak resimler çalışan bir asker sanatçı grubunun oluştuğu görülmektedir. Ayrıca Asker Ressamlar Kuşağı sadece resim sanatı ile ilgili değil diğer sanat dallarıyla da (heykeltıraş, bestekâr, illizyonist, karikatürist v.s. gibi) ilgilenmiştirler.Anahtar Kelimeler: Asker, Ressam, Osmanlı, Türk, Resim Sanatı, Grafik Sanatı
Cumhuriyet sonrası Türk resim sanatında görülen peyzaj resimlerinin tasarım ilkelerine göre incelenmesi
Son yıllarda sanat alanında yapılan çalışmaların çoğunluğunda, sanat tasarım ilkelerinin önemi artmıştır. Günümüzde pek çok akademisyen, sanatta tasarım ilkelerinin ne ölçüde kullanıldığını gösteren araştırmalar ortaya koymaktadır. Öte yandan peyzaj resmi için bu alanda yapılan bir çalışmaya rastlanmamıştır.Tasarım ilkeleri doğanın bütününde var olan şablonların isimlendirilmesini kapsar. Şu halde tasarım ilkelerinin peyzaj resminde ne derecede kullanıldığı önem arz eden bir konudur. Bu nedenle bu araştırmada peyzaj resminde tasarım ilkelerinin varlığı incelenmiştir.Araştırmada peyzaj resminde tasarım ilkelerinin varlığı incelenirken iki konuya dikkat edilmiştir. Bunlardan birincisi, klasik üslupta üretilen peyzaj resimleri ile modern üslupta üretilen peyzaj resimlerinin kıyaslanmasıdır. Bu anlamda seçilen dört klasik, iki modern üslup takipçisi sanatçının eserleri tasarım ilkelerine göre incelenmiştir. İkincil olarak, peyzaj resminde genel anlamda bir değerlendirme yapılarak, sanat tasarım ilkelerinin kullanılmasının miktar, derece ve yönüne dikkat çekilmiştir.Eser analizlerinin sonucunda, klasik üslupta üretilen eserlerde doğanın sahip olduğu tasarım ilkelerine uygunluğun ön plana çıktığı görülmüştür. Öte yandan, modern üsluptaki eserlerde de, her ne kadar çeşitlilik ilkesine başvurularak klasik üsluptan kaçınma eğilimi olsa da, bu resimlerde de kendi içerisinde tasarım ilkelerinin bütününe de bir uygunluk olduğu görülmüştür. Modern üslupta en fazla görülen tasarım ilkesi ise çeşitlilik ilkesidir.
Toplumsal gerçekliğin Türk resim sanatına etkisi
19. yüzyılda Batı'da başlayan sanayileşme, kentleşme ve 20. yüzyılda politikleşen toplumsal yapıyla sanatın içinde toplumsal gerçekçilik bir anlatım biçimi olarak kendini göstermiştir. Avrupa, Rusya ve Meksika'daki toplumsal değişimlerle beraber, sanatçılar tarafından toplumsal gerçekçilik oluşumu içinde yeni bir boyut kazanmıştır.Bu araştırmada Batıda gelişen ?Toplumsal Gerçekçilik? akımının Türk Resim Sanatı'nı ve sanatçısını nasıl etkilediğini; bu etkileşimin eserlerine nasıl yansıdığı kuramsal bir çerçevede incelenmesi amaçlanmıştır.Bu araştırma toplumsal gerçekçiliğin Türkiye'de özellikle 1950-2010 yılları arasında ortaya çıkan sanat oluşumlarının yanında sanatçıların toplumsal gerçekçilik kavramına yaklaşımlarını, tutumlarını ve eserlerindeki yansımaları görmek açısından önemlidir. Bu araştırma, toplumsal gerçekçilik bağlamında 1950 ve sonrası eser üreten Türk resim sanatçıları ve eserleriyle sınırlıdır. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırmada sonuç olarak; Türkiye'de toplumun ezilen kesimine dönük resimler yanında batılılaşma ve modernleşme olgusuna paralel olarak saniyeleşme, iş ve işçi sorunu, göç sorununun resimlere konu olduğu görülmüştür. 1960 ve 1980'lerde yaşanan askeri müdahaleler sonrası gerçekleşen kısıtlamalar edebiyatta olduğu gibi resim alanında da özgürlük, tutuklama, işkence gibi konular olarak dikkat çekmektedir. 1980 sonrası tüketim olgusuyla, yalnızlaşan, korkan, saldırganlaşan insanların konu edildiği resimler yanında güncel sanat yaklaşımlarında da sanatçıların toplumsal sorunları eleştirel bir dille yansıttıkları görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Toplumsal Gerçekçilik, Nuri İyem, Neşe Erdok, , Gürkan Coşkun, Cihat Burak, Hakan Gürsoytrak.
Şakir Paşa ailesinin sanatçı üyelerinin Türk sanatına katkıları
Sayfa Sayısı : 12(ön kısım) + 128(tez) + 2(ekler) Türk sanatına pek çok sanatçı kazandıran Şakir Paşa Ailesinin sanatçı üyelerinin biyografileri incelenmiştir. Bunun yanında Türk sanatı için yeni kabul edilen sanat anlayışlarının topluma tanıtılması, toplumca kabul edilmesi, Türk sanatı ve sanatçısının yurt dışında da başarılı bir şekilde temsil edilmesi konusundaki çabaları yadsınamaz. Aile üyelerini incelerken yaşadığı dönemde Osmanlı için önemli askeri vazifelerde bulunmuş olan Şakir Paşa'dan başlanmıştır. Paşa, kitap yazıp yurt dışında fotoğraf sergisi açmıştır. Sanatın pek çok dalını (müzik, resim, edebiyat vs.) günlük hayatın içinde yaşatmaya çalışmış, böyle bir ortamda çocuklarını ve torunlarını yetiştirmiştir. Daha sonra kronolojik olarak Şakir Paşa'nın oğlu yazar, çizer, rehberliği ve mavi turları Türkiye'ye kazandıran Cevat Şakir Kabaağaçlı, kızı ressam Fahrelnisa Zeid, diğer kızı gravür sanatçısı Aliye Berger, torunu seramik sanatçısı Füreya Koral, Fahrelnisa'nın çocukları ressam Nejat Devrim ve Şirin Devrim sırayla yaptıkları sanat ve yaşadıkları sosyal ortamla birlikte ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk Sanatı, Cevat Şakir, Fahrelnisa Zeid, Aliye Berger, Füreya Koral, Nejat Devrim, Şirin Devrim
Sami Baydar'ın hayatı ve edebî eserleri
Bilindiği üzere edebiyat tarihi araştırmalarında monografi çalışmaları oldukça önemli bir yere sahiptir. 1980 Kuşağı şairleri arasında yer alan ressam, şair, yazar Sami Baydar hakkında yapılan bu çalışma kapsamlı bir monografidir. Tez konusunun şekillendiği zaman Sami Baydar hakkında hazırlanmış bilimsel bir çalışmanın yapılmamış olması bu boşluğun doldurulmasına olan inancımızı arttırdı. Bu tezin yazma aşamasında ise Sami Baydar ve eserleri hakkında yazılmış bilimsel bir makale yayımlandı. Yüksek lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışmada özellikle 1980 Kuşağı Türk şiirinin ismi olan Sami Baydar'ın hayatını, eserlerini ve sanatını ayrıntılı bir şekilde incelemeye çabaladık. Bütün eserleri hakkında yapılmış çalışmaların bütününü değerlendirerek Baydar'ın Türk edebiyatı içindeki yerini belirlemeye çalıştık. Şiirlerini, öykülerini bir bütün içinde inceledik. Baydar'la ilgili belgeleri ve fotoğrafları da ekler bölümüne koyduk. Yaptığımız bu çalışma ile edebiyat tarihinde Sami Baydar'ın yerini belirleyerek bu konudaki açığı kapatmayı umuyoruz.
Otto Dix, Pablo Picasso, Leon Golub ve Fernando Botero'nun savaş temalı resimlerinden seçilmiş örnekler üzerine bir inceleme çalışması
Bu çalışmada insanlık tarihinde kırılmalara sebep olan savaşlara odaklanmış olan resimler bir yandan sanat tarihi öte yandan da toplumsal tarih ile olan bağları esas alınarak incelenmiş, sanatçıların yakın tarihteki savaşlara dönük kişisel tutumları, kendi ürünleri ile tanıklık ettikleri tarihsel dönem arasında kurdukları ilişkiler ve söz konusu sanat ürünlerinin yarattığı tartışmalar saptanmaya çalışılmıştır.Sanat tarihi; pek çok sanatçının yaşanan toplumsal travmalara karşı kayıtsız kalmadığını, tersine onları üretici etkinliklerinin temel problemleri içine kattıklarını göstermektedir. Bu bağlamda çoğu sanatçı kendi döneminin de ötesine geçerek bu travmaları bir olgu olarak ortaya koymuştur. Otto Dix, Pablo Picasso, Leon Golub ve Fernando Botero gibi önde gelen sanatçılar, yakın tarih savaşları sırasında ve sonrasındaki tutumları ile sanat tarihinde yer edinmişlerdir. Savaş olgusu ile sanat üretimi arasındaki ilişki sanatçıların hem sanata hem de hayata ilişkin görüşlerinin belli bir netliğe kavuşması bakımından, `Savaş Dönemi Sanat' başlığı altında kavramsallaştırılmıştır. Bu çalışma, sanatın toplumsal algıda derin etkiler yaratma yeteneğini ortaya koymuş bir dizi sanat ürünü inceleme konusu yaparak, uygarlığın savaş ve şiddet sarmalını hâlâ aşamadığı bir tarihsel anda sanatın tarihsel birikiminden gelen olanaklarını yeniden ortaya konmuştur.Bu çalışma Otto Dix, Pablo Picasso, Leon Golub ve Fernando Botero'nun bütün ürünlerini kapsamamaktadır. Söz konusu sanatçıların savaş olgusunu ele alan çalışmalarına odaklanılmış ve bunlar arasından ise en çok tartışılan kimi ürünler ile çalışma sınırlandırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Savaş, Sanat, Gerçeklik, Toplumsal Travma.
İbrahim Gökçen hayatı ve eserleri
İbrahim Gökçen; Manisa tarihçisi, ressam, şair, öğretmen. İbrahim Gökçen'in hayatı ve eserleri üzerine şimdiye kadar müstakil bir çalışma yapılmamıştır. Mesleki hayatının çoğunu Manisa'da geçiren İbrahim Gökçen'in yazarlık hayatı ve Manisa ile ilgili çalışmaları Manisa'ya gelişiyle birlikte başlamıştır. İlk olarak Manisa Halkevi çatısı altında yayınlanan Gediz Dergisinde yazıları yayınlanmaya başlamış ve kısa zamanda Manisa tarihi ve kültürü ile ilgili arşiv belgelerine dayanarak alanında önemli eserler vermiştir. Tezimizde başta İbrahim Gökçen'in kızı Emine Meral Seçer, oğlu Oğuz Gökçen, gelinleri Hayrunnisa ve Meliha Gökçen olmak üzere, Manisa Lisesi Arşivi, Gediz Dergisi, Işık Gazetesi, Hürriyet Misakı Gazetesi, Genç Spil Dergisi, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Nüfus Müdürlüğü Kayıtları ve İbrahim Gökçen'i tanıyanlardan elde edilen bilgi ve belgeler çerçevesinde İbrahim Gökçen'in hayatı ve eserleri incelenmiştir.
Oryantalist resimlerde ötekinin temsili olarak Türk imgesi
Bu tez, Oryantalist ressamların eserlerine konu olarak seçtikleri Türk/Osmanlı imgesini nasıl betimlediklerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Varlığı Doğu ile Batının varlığı kadar eskiye dayandırılabilecek Oryantalizm disiplini, temelde Doğu ve Batı dünyaları arasında hüküm sürdüğü düşünülen bir hâkimiyet mücadelesi ve çatışma üzerine kurulmuştur. Bugün kullanılan anlamda Oryantalizm/Şarkiyatçılık çalışmaları, başlangıçta Doğu ve İslam dünyasını keşfetme amaçlı akademik bir disiplin olarak ortaya çıksa da zamanla değişikliğe uğramış ve Oryantalistlerin seyahatnamelerdeki yazıları yanında yaptıkları resimlere de yansımıştır. Oryantalist resimler, önceleri batının doğuyu keşfetme aracı olarak kullanılsa da zaman içerisinde doğuya gitmeden ve doğuyu görmeden resimlerde "hayali bir doğu" imajı yaratılmıştır. Yaratılan hayali doğu içerisinde Oryantalist sanatçılar tarafından sosyal yaşam içerisinde sıklıkla ele alınan konuların başında gelen Türk imajı, sosyal bir gerçekliği temsil ederken sanatçıların bilinçaltı yaklaşımlarına bağlı olarak yeni bir gerçeklik olarak ortaya çıkmıştır. Batılı sanatçının kendi öznel tavırları üzerinden yaratılan bu imajlar, özne ve nesne ya da "merkez" ve "öteki" olarak iki farklı temsilin var olması üzerine inşa edilmiştir. Oryantalizmin söylem ve pratiğinin Türk imajı üzerinden ele alındığı bu konu öncelikle kavramsal açıdan ele alınmış daha sonra tespit edilen resimler irdelenmeye çalışılmıştır. Özellikle oryantalist resimlerde bir ötekileştirme olarak ele alınan ve tasvir edilen Türkler "Barbar/Korkunç, Tembel/aylak, Cahil, Müslüman, Şehvetli/kösnül olarak sınıflandırılmış ve Said'in örtük oryantalizm felsefi düşüncesi kapsamında analiz edilmiştir. Yapılan analizlerde Oryantalist resimler içerisinde tasvir edilen Türk imajının Batı'da olumsuz şekilde oluşmasına ve yerleşmesine neden olduğu anlaşılmaktadır.
Saip Tuna'nın tabloları ve restorasyon problemleri
Saip Tuna, 1904 yılında İstanbul'da doğmuş, Sanayi Nefise Mektebi'nde başladığı eğitimini yurtdışında tamamlamıştır. Ankara'ya yerleşen ve İsmet Paşa Kız Enstitüsünde öğretmenlik yapan sanatçı, 1974 yılında Ankara'da ölmüştür. Natürmort, nü, peyzaj ve portre konulu eserler veren sanatçının, sağlam bir desen anlayışı dikkati çeker. Figürlerin yüzlerine verdiği ifade ile onları oldukça gerçekçi bir niteliğe büründüren sanatçı, portreleriyle öne çıkmıştır. Saip Tuna, portrelerinde yaşadığı dönem Türkiye'sinin siyasal ve kültürel ortamında öne çıkan önemli kişileri resimlerine konu yapmıştır. Türkiye'nin dış politikası ve dönemin içte yaşanan siyasi olayları ile bağdaştırıldığında, portrelerine konu olarak seçilen kişilerin, genellikle o dönemin siyasal gündeminde yer alan, Türkiye ile bağlantısı olan yabancı, askeri, dini, bürokrat kişiler ve dönemin siyasi yapısı içinde de yer alan aydınlar olduğu görülmektedir. Saip Tuna, müstakillerle aynı ortamda yetişmiş, aynı atölyelerde yurtdışında eğitim almışta olsa, onlarla aynı anlayışta eserler vermemiştir. Modern resme karşı çıkarak, İzlenimci çizgideki, Çallı Kuşağı resim anlayışına bağlı kalan Tuna'nın eserlerinde, empresyonizm ve realist akımın etkileri görülmektedir. Bu çalışmada, sanatçının içerisinde 1935 tarihli Atatürk'ün yağlıboya portresinin de olduğu, ciddi restorasyon problemleri olan beş tablosu üzerinde yaptığım restorasyon, uygulamalı olarak anlatılmıştır. Bilimsel kriterlerden yola çıkarak, kullanılan malzemeler ve teknikler anlatılarak, tablo restorasyonu safhaları ortaya konmuştur.Anahtar Sözcükler:1.Saip Tuna2.Tablo Restorasyonu3.Atatürk Portreleri4.Resim
An intellectual history of late Ottoman painting: Mekteb-i Harbiye and the development of realism
This study aims to examine how military painters' educational and intellectual backgrounds who graduated from Mekteb-i Harbiye (the Imperial Military Academy) opened in 1834 shaped their approach to painting. I am trying to explain the role of painting lessons, the sources they feed on, and Harbiye's view of the painting by questioning the factors that are effective in the preferences of the military painters, who mostly painted landscapes and still-lifes in the rich visual culture of the nineteenth century. I evaluate the courses related to modern painting from the curricula between 1845 to 1877 within the scope of science and functionality that prevailed after the Tanzimat (Reorganization) period (1839-1876). In this context, the study attempts to explain the dynamics in which the Ottoman Muslim population internalized modern painting and the realist attitude; on the other hand, it emphasizes that modern painting is seen as a tool in the modernization policy rather than an artistic activity in Harbiye. Keywords: Harbiye, military painters, realism, landscape, still life, aniconism, modernization, functionality, knowledge production
Türk resim sanatında (1908 - 1930) Erken Cumhuriyet Dönemine kadar ilk ve öncü kadın ressamlar
Kadının konumu, toplum içerisinde yüklenmesi gereken sorumlulukları ve görevleri, dönemden döneme ve toplum anlayışlarına göre farklılıklar göstermiştir. Teokratik bir yapıya sahip olan Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Tanzimat'tan 1.Dünya Savaşı sonuna kadar geçen dönemde, kadın sorununa ilişkin gelişmeler, toplumun her kesimindeki kadını kapsar nitelikte değildir. Bu gelişmelerin ancak büyük kent kadınlarının çok sınırlı bir kesimine yönelik olduğu görülmektedir. Bu dönemde, kadınların büyük bir bölümü tarımda çalışırken, büyük kentlerde de çok az sayıda kadın öğrenim olanaklarına sahip idi. Birinci Dünya Savaşıyla birlikte Müslüman Türk kadınlar fabrikalarda çalışmaya başladılar. Bu fabrikaların bazıları; İstanbul İplik ve Kibrit Fabrikaları, Adana bölgesinde de Mavrumati fabrikasıdır. Fabrikalarda çalışan işçi kadınlar da çok düşük ücret karşılığı çalışmaktaydı. Tanzimat Fermanı'nın içeriğinde; halkın güvenliği, hukuk, vergi adaleti, askerlik, mülkiyet güvencesi gibi konuların yer almasına rağmen kadınlara bir hak tanınmamıştı. Kadın statüsünün bu durağan hali, Tanzimat döneminden itibaren tartışılmaya başlanmıştır. Resim sanatı, Tazimattan sonra başlamış, Türk kızlarının sanat eğitimi ile tanışması da "İnas Sanayi-i Nefise Mektebi"nin açılması ile başlamıştır. Bu okuldan önce resmî anlamda kız çocuklarına sanat eğitimi veren bir devlet kurumu mevcut değildi. Sanat eğitimi, ailelerin kız çocuklarına özel dersler aldırmasıyla gerçekleştiriliyor; bu çocuklar daha sonra eğitimlerine yurtdışındaki okullarda devam ediyorlardı. 1914 yılında İnas Sanayi-i Nefise Mektebinin kuruluşu ile kadın ilk defa sanat alanında eğitimi görmeye başladı. 1916 yılında başlayan "Galatasaray" Sergilerinde ilk kez kadın ressamlar da eserlerini sergileme imkanı buldu. Ardından devlet tarafından verilen burslarla, ilk kadın ressamlarımızdan olan "Belkıs Mustafa" gibi bazı kadın sanatçılar, yurt dışında eğitim görme fırsatı elde ettiler. Önceleri gerçekçi ve natüralist üslupta çalışmalar yapan ilk kadın ressamlar Avrupa'da aldıkları eğitimin ardından yeni sanat akımlarını çalışmalarına uyguladılar. Temalarının çoğunu güncel konular, yeni yaşam tarzı, portre ve peyzajlar oluşturuyorlardı. Bu kadın sanatçıların genelinin çalışmalarına baktığımızda kadın portreleri, günlük yaşam ve modern kadın imgesinin ağırlıklı olarak kullanıldığını görürüz. Dönemin toplumsal ve siyasi koşulları göz önünde bulundurulduğunda, model olarak yakın çevrelerini kullanmaları kaçınılmaz bir durumdur. Yaşadıkları dönem itibarıyla kadın ressamların ortak özelliklerinden biri de hepsinin kültürlü, aydın ve aristokrat ailelerin kızları olmalarıdır. Osmanlı toplumu, sanat ve sanat eğitimi ile ilgili gelişmelere kapılarını Batı'ya göre epey geç açmıştır. Dolayısıyla sanatın, toplumun tüm kesimlerinde kabul görmesi de zaman almıştır. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti her sınıftan bireyine, sanatı tanıma ve sanatla ilgilenme imkanı sağlamıştır. Toplumsal kesimlerin üst ve aşağı gelir düzeyi arasındaki uyuşmazlığa "Halkçılık" ilkesiyle Cumhuriyet yönetimi son vermiştir. Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerinden olan "Halkçılık" ve bunun doğal sonucu olan ulusal egemenlik, kültür ve sanat politikasının da gelişimini belirlemiştir. Cumhuriyetin kuruluşuyla kadının yaşamında birçok olumlu değişiklikler yapılmış, kadın yasalar karşısında erkekle eşit konuma sahip olmuştur. Aynı şekilde kadına sanat yaşamına adım atma ve bu alanda erkeklerle eşit sanat eğitimi görme fırsatı verilmiş, erkeklerle aynı sergilerde yer alabilmişlerdir. Kadın sanatçılar da erkek sanatçılar gibi kişisel sergi açma olanaklarını elde edebilmişlerdir. Anahtar kelimeler: Kadın ressamlar, öncü kadınlar, natüralist, resim sanatı, portre
Türk resim sanatında gerçeküstücü ressamlar
Avrupa'nın dünya savaşları bunalımını yaşadığı dönemde ortaya çıkan bir sanat akımı olarak "gerçeküstücülük", ya da diğer adıyla "sürrealizm" akımı, gerçeğin insanların zihinlerinde yarattığı şuuraltı izlerinin; rüyaların peşinden gitmekte ve bu durumu konu alan eserlerin genel türü olarak kabul edilmektedir. Gerçeküstücülük akımı; edebiyat alanında Tristan Tzara ile başlamış, resim ve heykel alanında önemli bir çığır açmış, sanat alanında kendisine önemli bir yer edinmiştir. Salvador Dali, Pablo Picasso, Rene Magritte, Paul Delvaux, Max Ernst ve Giorgi De Chirico kurucular arasında yer alırken, Louis Aragon, Bohumil Hrabal, André Breton, Giorgio de Chirico, Salvador Dalí, Anthony Earnshaw, Alberto Giacometti, Gilberto Hernandez Ortega, Frida Kahlo, Luis Buñuel, Man Ray, Max Ernst, Francis Picabia, Raymond Queneau, Ray Caesar, Roland Penrose, Kay Sage, Yves Tanguy ve Thomas Kinkade'ın en önemli temsilcileri arasında yer aldığı "gerçeküstücülük akımı'', en genel tanımı ile gerçeğin zihinlerdeki yansıması olarak ele alınmaktadır. Gerçeküstücülük akımı Türk resim sanatını da yakından etkilemiştir. Türk ressamlar, gerçeküstücülük akımının ortaya çıkmasından kısa bir süre sonra, gerçeküstücülükten izler taşıyan eserler vermeye başlamıştır. Çağdaş Türk resim sanatında da gerçeküstücülük akımının hala ressamlar üzerinde önemli bir etkisinin bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle, Türk resim sanatında gerçeküstücülük akımı kapsamında eserler veren Türk ressamların yaklaşım ve eserlerinin derlenmesi, konuya ilişkin bütüncül bir bakış açısı doğurması açısından önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Sanat Akımları, Gerçeküstücülük, Gerçeküstücü Ressamlar, Gerçeküstücü Türk Ressamlar
Toplumcu gerçekçilik akımının Türk resim sanatına etkisi ve Abidin Dino
Toplumsal içerikli sanat eserlerinin üretiminde toplumsal olgu ve değerler önemli bir etkendir. Toplumun bir parçası olan sanatçı, yaşadığı çevrenin toplumsal özelliklerini, toplum yaşamını kendisine konu alır. Genel olarak kaynaklarını toplumsal yaşamdan alarak topluma yönelik bir anlatım biçimi oluşturmuş sanat akımları, SSCB, ABD, Almanya, Meksika, İtalya ve Fransa'da etkili olmuş, politik ve ekonomik gelişmelerle güçlü bir etkileşime geçmişlerdir. Eserleriyle toplumsal ve eleştirel bir tutum sergileyen sanatçılar gerçekçilik, toplumcu gerçekçilik, eleştirel gerçekçilik gibi akımlar adı altında sınıflandırılmışlardır. Dünyada başlayan bu akım, Türk resminde toplumcu gerçekçi sanat çalışmaları için bir kaynak oluşturmuştur. Bu çalışmada, "Toplumcu Gerçekçilik" akımının doğuşu, gelişim süreci, Türk resim sanatına etkileri ve bu yönde yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Toplumcu Gerçekçi akımın Abidin Dino'nun, sanat hayatına ve eserlerine etkisi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Gerçekçilik, Toplumcu Gerçekçilik, Toplumsal Gerçekçilik, Eleştirel Gerçekçilik, Abidin Dino.
Cumhuriyet Döneminin kadın hakları ışığında öncü Türk kadın ressamlar
"Türk Kadının toplumdaki yeri yüksektir, şereflidir. Şuna inanmak gerekir ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir." diyen Yüce Liderimiz Mustafa Kemal Atatürk, kadının toplum içinde önemini, saygınlığını, varlığını, bilgi ve kültür alanında ilerlemesini ön planda tutmuş. Türk kadının uluslararası uygarlık seviyesinde yükselmesini amaç edinmiştir.Kadın, doğanın ve sosyal toplumun en önemli aynasıdır. Kadın, renkli, solmayan, güzel ve temiz kokan bir çiçektir. Yeni bir cana yaşam bağışlayan eşsiz bir varlıktır. Kadın, topluma ışık yayan bir güneştir. Kadın, karanlıktan aydınlığa geçiştir. Kadın, dünyadaki bütün güzelliklerin eseridir. Kadının topluma faydalı insanlar yetiştirme görevine üstlenmiş anadır.Tüm engellerin çıkış yolu Cumhuriyet Döneminin Öncü Türk Kadınların sanat tarihine adını yazdırmış olmaları açısından önem taşımaktadır. Anahtar Kelime: Türk Kadını, Sanat, Kadın Hakları, Plastik Sanatlar, v.s.
Oryantalis dönemde Avrupa'dan Türkiye'ye gelen yabancı ressamlar ve Türk resim sanatına etkileri
"Oryantalist Dönem'de Avrupa'dan Türkiye'ye Gelen Yabancı Ressamlar ve Türk Resim Sanatı'na Etkileri" konulu bu araştırma, Oryantalist Dönem'de Türkiye'ye gelen Yabancı ressamların belirlenerek, eserlerinin incelenmesi ve "Türk Resim Sanatı" 'na etkilerinin saptanması amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde; Osmanlı İmparatorluğunun Batı'ya yönelişi ve Batı ile kültürel etkileşimi anlatılmıştır. İkinci bölümde; tezin ana başlığını oluşturan "oryantalizm" 'in anlamına, tarihçesine ve oryantalist tarzda yapılmış eserlerin konularına değinilmiştir. Üçüncü bölümde; Türk Oryantalist Ressamı, "Osman Hamdi Bey" 'in hayatına, sanat anlayışına yer verilmiş ve üslup anlayışı tartışılmıştır. Ayrıca, oryantalist anlayışda çalışan diğer doğulu sanatçıların hayatlarına değinilmiştir. Tezin dördüncü bölümünde; Batılı oryantalist ressamların hayatları ve sanat anlayışları yer almış; bu ressamların tespit edilen, sekseniki adet resmi, kataloglara dönüştürülerek, atölye, sanat tarihi, estetik ve sanat eleştirisi olmak üzere, dört disipline göre analiz edilmiş ve beşinci bölüm oluşturulmuştur. Kataloglardan elde edilen sonucu göre, bir "Karşılaştırma ve Değerlendirme Tablosu" oluşturulmuştur. Bu tablonun verileri ışığında, altıncı bölüm olan "Değerlendirme ve Sonuç" 'a gidilmiştir. Yapılan bu araştırma, Batılı Oryantalist ressamların, geldikleri ülkeler, yaşadıkları yıllardaki farklılıklara rağmen, hepsinde konu yönünden ortak bir yaklaşım olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hayatları ve sanat anlayışları incelenen bu ressamlardan bir kısmı, Osmanlı Sarayı tarafından davet edilerek "Saray Ressamı" olmuşlar, "Padişah Nişanı" ile ödüllendirilmişler ya da Saray koleksiyonlarının oluşmasını sağlamışlardır. Bu dönem ressamlarının "Türk Resim Sanatı" 'na en büyük katkısı ve etkisi ise, Türk Ressamlarfnın hocaları olmalarından kaynaklandığı görülmüştür.
18. yüzyılda müzehhip ve ressam Ali Üsküdari; eserleri ve üslubu
Ali Üsküdarî, 18. yüzyılın başından itibaren yaşamış ve eser vermiş, dönemin önemli sanatkârlarmdandır. Müzehhip olarak kağıt üzerine sayfa tezhipleri çalışmakla beraber, daha çok lake bezemeleri ve naturalist üslûpta yaptığı çiçek resimleriyle tanınmış bir sanatkardır. Doğum ve ölüm tarihleri ile hayatı hakkında hemen hiç bilgi bulunmayan Ali Üsküdarî'yi bize, bugün var olan imzalı eserleri tanıtmaktadır. Müzehhip ve çiçek ressamlığı yanında üstün bin lake ustası, aynı zamanda hattat ve mücellit olan sanatkâr, adından anlaşıldığı gibi Üsküdarlı 'dır ve İstanbul'da yaşamıştır. Saraya ve çevresine yakın olmuş, yaşadığı dönemin padişahları ve Saray ileri gelenleri için eserler meydana getirmiştir. Bugün müzelerde, özel koleksiyonlarda ve yurt dışmda olmak üzere bulunduğunu tespit ettiğimiz 31 eserinden ancak 18 tanesine ulaşmış bulunuyoruz. Çoğunluğu TSMK'de, diğerleri İÜK. ve KKSV.-EHA. koleksiyonunda bulunan bu eserler incelenmiş ve kataloga alınarak halinde açıklamaları yapılmıştır. Ali Üsküdarî'nin lake bezemeleri eserleri kâlemdan-kubur, yazı altlığı, cilt kapaklan ve ok yayları gibi farklı tür ve biçim eserler üzerinde görülmektedir. Sanatkâr daha çok lake bezemelerinde ve halkâr desenlerinde, 1 6. yüzyılda ortaya çıkan ve kullanılan saz üslûbunu, büyük bir ustalıkla yorumlamıştır. Altın ve renklerin kullanılmasında gösterdiği üstün fırça tekniği ile kendine özgü motif ve kompozisyonları, onun bu konuda yaratmış olduğu üslûbu belirtmektedir.II Ressamlık yönünü ise, çeşitli eserlerin sayfa süslemelerinde ve lake tezhiplerinde yar olan, değişik boyutlardaki naturalist çiçek resimleri sergilemektedir. Altının kullanılmadığı bu renkli resimler, ince çizgileri ve boyama tek tekniği ile Ali Üsküdarî'nin natüralizm anlayışını ortaya koyar.
Agaali İbrahimov
"Renklerin Üstadı" belgesel tez filmi, Azerbaycan'ın dünyaca tanınan sanatçısı ressam Agaali İBRAHİMOV'un yaşamı ve sanatına tanıklık etmektedir. Bu belgesel film, Azerbaycan'ın kültür, sanat ve resim dünyasının bir parçası olan ressam Agaali İBRAHİMOV'UN hayatını, sanatını, resim dünyasını; dolayısıyla Azerbaycan resim sanatını irdelemektedir. Anahtar Kelimeler : Agaali İBRAHİMOV, Azerbaycan resim sanatı, Karabağ
Bir karakter yaratmak: David Bowie
Bu çalışmanın amacı, 2. Dünya Savaşı sonrası varolan değerlerin anlamlarının sorgulandığı ve yeniden yapılandırıldığı toplumda, bir sanatçı olarak David Bowie'nin var olma yöntemini, albümlerinde yarattığı karakterlerin referanslarını ve yaratım sürecini anlamaktır. Aynı dönemde hız kazanan popüler kültürün önemli bir parçası haline gelen kimlik meselesi Bowie çalışmalarının odak noktasını oluştururken, kimlik mekanizması içerisinde yer alan ve dönemin önemli bir meselesi olan cinsiyet kavramı, Bowie'nin yarattığı Major Tom ve Ziggy Stardust karakterlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bowie'nin karakterlerini yaratırken kullandığı yöntem ise, parçaların bütünden yani kimlikten ayrılması, öncelikle mekânsal ve kavramsal yabancılaşmadan, sonra bu parçalara yeni anlamlar yüklenmesinden yani dönüşümden ve bir karakter aracılığıyla ikonografi yaratımdan geçmektedir. Günlük meseleleri, sanatının bir parçası haline getirmesi ve bu parçaları bir performans bütünlüğünde sunmasıyla dönemin Kavramsal Sanatlarından Pop Art ve Performans Sanatı alanlarıyla da yakından ilişkilendirilmiştir. Tüm bu özellikler David Bowie'yi bir ikon haline getirerek, onun hem popüler kültür dünyasında hem de sanat dünyasında önemli bir etken olmasını sağlamıştır.
Bir Ressamın Portresi: "Mehmet Özer" Yaşamı Oynamak
Tez projesi olarak BİR RESSAMIN PORTRESİ / MEHMET ÖZER ``YAŞAMI OYNAMAK'' adlı bir belgesel film çekilmiştir. Bu çalışmanın birinci bölümünde Ressam Mehmet Özer'in biyografisine, Çağdaş Türk Resim Sanatı içinde ki yerine ve sanatsal çalışmalarına yer verilmiştir. İkinci bölümde filmin hazırlık aşamasındaki çalışmalara (ropörtaj, belge tarama, fotoğraf çekimi vb. gibi..), amaçlara, film için hazırlanmış tasarımlara ve prodüksiyon bilgilerine yer verilmiştir. Bu film çalışmasında Mehmet Özer'i kendi dilinden, çocukluğundan bugüne kronolojik olarak fotoğraflarıyla, eserleriyle, eserlerinin bilgileriyle ve atölyesinde gerçekleşen doğaçlama üretim performanslarıyla tanımaya çalışıyoruz. Ressam ne üretiyor, nasıl üretiyor, neden bu yolu seçti, eserleriyle ne anlatıyor? Bu soruların yanıtları aranmaya ve verilmeye çalışılır. Yanıtlar doğrultusunda belgesel, temel kavram olarak ?oyun? kelimesini seçiyor ve ?oyun? kavramı, belgeselin bakış açısını, felsefesini, kurgusunu önemli derecede etkiliyor. `Oyunu Yaşamak', `Yaşamı Oynamak' ressamın özellikle bu belgesel çalışmada vurgu yapılan seri çalışmalarının adları. Çocukluğunda geçen süreçleri ve oyun dilini resimlerine aktaran ressam, burada yaşamın temel noktasının bir oyun olduğunu, oyunun sanat içerisinde bir yöntem olabileceğini ve dolayısıyla kullandığı elemanların hem çocuk oyununda kullanılan elemanlar, hem de görsel anlatımdaki elemanlar olabileceğini düşünüyor. Belgesel çalışması bir nokta ile başlayıp tekrar aynı noktaya gelerek ``başı sonu bir'' veya ``başı sonu aynı'' bu nokta ile yaşamın sürekliliğine vurgu yaparak biter.Anahtar Sözcükler: Mehmet Özer, oyun, nokta, çizgi, göz, ritim, belgesel.
Yeni dışavurumcu tavrı oluşturan sanatçı kimliği ve yapıtlardaki psiko-sembolik öğeler
?Yeni Dışavurumcu Tavrı Oluşturan Sanatçı Kimliği ve Yapıtlardaki Psiko-Sembolik Öğeler? adı altında yapılmış olan bu çalışmada, öncelikle başlığı oluşturan bazı kilit kavramlar doğrultusunda bir içerik çıkarılmıştır. Birinci bölümde sanatçının kişiliğini ve psikolojisini anlamaya yönelik genel bir incelemeyle başlanmış, daha sonra bu anlama çabası Yeni Dışavurumcu sanatçı üzerinde özelleştirilmiştir. Genelden özele gitmeye çalıştığımız bu bölümde, sanatçının ruh durumu (yaratıcılık ve delilik ilişkisi, bilinçaltı ve etkileri gibi) tartışmaya açık olan konular üzerinden Sigmund Freud, Rollo May, Anthony Storr, Otto Rank, Abraham Maslow gibi isimlerin eşliğinde ele alınmıştır. Ayrıca Sürrealizmde ya da Ham sanatta (Art Brut) örnekleri görüldüğü üzere bilinçaltının sanatın konusu olarak işlenmesi üzerinde durulmuş; buradan Dışavurumcu sanatçılarında direkt böyle bir amaçla olmasa da, iç dünyalarının subjektif verilerini ortaya koymaları açısından bu anlayıştan pekte uzak olmadıkları sonucuna varılmıştır.Tabi oldukça geniş kapsamlı olan bu konu, burada özellikle Dışavurumculuğun, Alman Dışavurumculuğu ve Soyut Dışavurumculuktan sonra üçüncü ve son ayağı olan Yeni dışavurumculuğu benimsemiş sanatçılar ve yapıtlarındaki ayırıcı özellikleri üzerinde durularak sınırlandırılmıştır. Ayrıca Yeni Dışavurumculuğun oluşum süreci, etkileri ve dönemin sanatçıları görsel örneklerle birlikte ayrıntılı bir biçimde ikinci bölümde işlenerek akıma daha yakından bakılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Yeni Dışavurumcu resmi oluşturan biçim ve içerikteki ayırıcı özellikler; psiko-sosyolojik unsurların etkileri dahilinde incelenmiştir.
XVIII. Yüzyıl Fransız Boğaziçi ressamlarının resimlerinde üslup
İstanbul, ilk önce Doğu Roma İmparatorluğu'na daha sonra Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik yapmış, kuruluşundan itibaren yüzyıllardan beri siyasi, ekonomik, stratejik konumu ve doğal güzellikleriyle her zaman ilgi çeken önemli bir kent olmuştur. Kent doğal güzellikleri ve anıtsal yapılarıyla özellikle Batılıların ilgisini çekmiş, bu nedenle kentte gelmelerine neden olmuştur. Bu kent Batılıların düşlerinde daima yer bulmuş olup özellikle "Boğaziçi" ve diğer mekânları Batı'nın sanatında ilk günden beri önemli yer tutmuştur. 1453'te Türkler tarafından fethinden sonra, kente birçok Batılı ressam, gezgin, tüccar gelmiş olup kendilerine farklı bir kültür olan Osmanlıları ve İstanbul'u konu alan seyahatnameler yazmışlardır. Kente gelenler seyahatnamelerinde ve koleksiyonlarında, kenti birçok açıdan yansıtan resimlerini yapmışlardır. Osmanlı ile Batı ülkeleri arasında başlayan diplomatik ilişkiler, ticari imtiyazlar nedeniyle Batılı elçiler yanlarında ressamlar bulundurarak İstanbul'un güzelliklerini görselleştirmeye aracılık etmişlerdir. XVIII. yüzyıla kadar belli ülkelere tanınan ticari imtiyazlarla çok az ressam İstanbul'a gelirken, bu yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu Batı'ya yönelince birçok ülkeyle özellikle Fransa ile artan diplomatik ilişkiler sayesinde İstanbul'da daimi elçilikler açılmıştır. Bu dönemde Avrupa başkentlerine yollanan elçiler sayesinde Avrupa'da kültür ve sanat ortamında bir "Turqueri Modası" oluşmuştur. Bununda etkisiyle bu yüzyıl boyunca elçiler beraberinde getirdikleri ressamlarla Beyoğlu'nda kozmopolit bir kültür ortamı oluşmuştur. Bu yüzyılda elçilik çevresinde çalışan bir grup ressam, A. Boppe'nin tanımıyla "Boğaziçi Ressamları" olarak bilinmekte olup egzotizmin ilk temsilcileri olarak kabul edilmektedirler. Tabloları değerlendirilen yedi Fransız Boğaziçi ressam, konu bakımından benzer resimler yapmış olup ele aldıkları konuları kişisel bakış açılarına ve üsluplarına göre betimlemişlerdir. Bu ressamlar, Batılılaşmaya başlayan Osmanlı İstanbul'unun mimarisini, doğasını, kültürünü, modasını, insan tipini ve özel giysilerini tüm yönleriyle günümüze aktaran birer temsilcisi gibidirler.