Rekabet hukuku
Bu konu başlığı altında 60 tez
Türk Rekabet Hukukunda uzlaşma prosedürü
Uzlaşma müessesinin uygulanma amacı olan etkin ve hızlı bir şekilde uyuşmazlık çözümlenmekte bu esnada kaynakların optimal kullanımı sağlanmaktadır. Bu durum usul ekonomisinin bir görünümünü oluşturmaktadır. 4054 sayılı Kanun'un 9/3'te devam eden bir incelemenin Kurum ile teşebbüslerin ortak bir çözümde buluşarak anlaşması halinde uyuşmazlığın erken bir aşamasında sona erdirilmesine olanak sağlaması uzlaşma müessesi açısından uygulama alanı bulamamıştır. Tasarı'nın geçici 6'ıncı maddesinde düzenlenen uzlaşma kurumu ile prosedürün kanuni çerçevede uygulanması olanaklı hale gelebilecektir. Türk rekabet mevzuatına yeni bir usul kazandıracak olan uzlaşmaya ilişkin Tasarı düzenlemesinin yakından ilişkili olduğu pişmanlık programı ve ceza yönetmeliği mekanizmalarıyla birlikte uygulama alanı bulup bulamayacağı, bu bağlamda uzlaşma müessesesine ihtiyaç olup olmadığı hususunda karşılaştırılmalı olarak açıklamalara yer verilmiştir. Çalışmada uzlaşma müessesi kavramı, prosedürün çerçevesinin çizilmesi, uzlaşma prosedürünün Türk rekabet mevzuatının bütünü içine yayılması edilmesi ve ülke uygulamaları ile doktrinde yer alan değerlendirmeler çerçevesinde ele alınmıştır. Bu kapsamda uzlaşma kurgusunda hangi bileşenlere yer verileceği, tasarıda öngörülen uzlaşma müessesesinin mehaz Avrupa Birliği (AB) ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) uygulamalarından nerelerde ayrıştığı, sürecin nasıl işletileceği ve yönetileceği, hâlihazırda bulunan ve planlanan düzenlemeler eşliğinde fiili uygulama alanı bulup bulamayacağı hususlarında, özellikle sürece ilişkin ikincil düzenlemeler ayağında açıklamalarda bulunulmuştur. 4054 sayılı Kanun'un Taslak metni ile AB mehaz hukukunun karşılaştırılmalı bir analizine yer verilerek uygulamada karşılaşılabilecek sorunlar ve bu sorunların çözümleri hususunda önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Rekabet Hukuku, uzlaşma prosedürü, kartel, pişmanlık programları.
Rekabet hukukuna göre sözleşme özgürlüğünün kısıtlanması
Özel hukukun temel ilkelerinden birisi olan sözleşme özgürlüğünün varlığı, Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Bununla birlikte, Anayasa'da devletin, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağı; piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önleyeceği düzenlenmiştir. Bu doğrultuda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu sözleşme özgürlüğünün sınırlarının çatısını oluşturmuştur. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'da sözleşme serbestîsine bir takım sınırlamalar getirilmiştir; ancak yapılan bu sınırlamalar rekabet hukuku kapsamında anlaşma olarak kabul edilen ilişkilere getirilmektedir. Çalışmada öncelikle rekabet hukukuna göre yapılan sınırlamaların anlaşmalara getirilmesi sebebiyle anlaşmanın unsurları ve kapsamı ele alınacaktır. Borçlar hukukunda düzenlenen sözleşmeden farkları değerlendirilecektir. İdari kararlar ve mahkeme kararları ile kabul edilen anlaşma örneklerine yer verilecektir. Ek olarak sözleşme özgürlüğünün sınırlandırılmasının Anayasa'da, Türk Borçlar Kanunu'nda ne şekilde düzenlendiği açıklanacaktır. Daha sonra sözleşme özgürlüğünün rekabet hukukunda hangi hükümler ve yöntemler doğrultusunda sınırlandırıldığı ele alınacaktır. Son olarak ise rekabet hukukuna göre sözleşme özgürlüğünü sınırlandıran düzenlemelerde beklenen etkinliğin ne olduğu, mevzuatın ne hallerde sözleşmelere müdahale ettiği veya sustuğu ve kamu politikalarının yeri değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Anlaşma, Sözleşme, Sözleşme Özgürlüğü, Sınırlandırma, Etkinlik, Kamu Politikası, Rekabet.
Haksız Rekabet Hukuku açısından subliminal reklamlar
Subliminal reklamların haksız rekabet hukuku açısından incelenmesini amaçlayan bu çalışmanın ilk bölümünde reklam kavramından ve reklam hukukundan bahsedilmiş, ikinci bölümde ise reklamların hukukiliği çerçevesinde hukuka uygun reklam tanımı yapılarak hukuka uygun reklamlara ve hukuka aykırı reklamların bir kısmını oluşturan aldatıcı reklamlar, saldırgan reklamlar, örtülü reklamlar ve tezin temel amacını oluşturan subliminal reklamlara değinilmiş ve tanımlama yapılmıştır. Üçüncü bölümde haksız rekabet hukukunun temelleri, amaçları, haksız rekabete konu davaların usul ve esaslarıyla ilgili kapsamlı bir açıklama yapılmıştır. Son bölümde ise subliminal reklamların ne şekilde haksız rekabete konu olacağından bahsedilmiştir. Çalışma ile mevzuatta yer alan bilinçaltı reklam ile subliminal reklam tanımlarının birbirlerini birebir karşılamadığı ve subliminal reklamların tüketici tercihleri üzerindeki etkisinin ne olduğu önem arz etmeksizin dürüstlük ilkesine aykırı olduğundan haksız rekabete konu olabileceği belirtilmiştir. Ancak olası zararın ispatı açısından tüketici tercihleri üzerindeki etkisine yönelik kapsamlı bir bilimsel araştırma yapılması ihtiyacının var olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Rekabet hukukunda maliyet altı fiyatlandırma (RKHK ve TTK özelinde)
Fiyat, bir çok özelliğe sahip olan bir göstergedir. Fiyatın önemli özelliklerinden bir tanesi de piyasanın dili olarak işlem görmesidir. Fiyat oluşumlarında değerlendirilmesi gereken unsur hiç şüphesiz maliyet kavramıdır. Maliyet kavramının nasıl değerlendirilmesi gerektiği hukuki düzenlemeler çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmişse de hukuki düzenlemeleri kapsayan ortak maliyet değerlendirmeleri yapılmamıştır. Geniş anlamda rekabet hukuku olarak değerlendirilen ve çalışmamızda rekabet hukuku olarak ele alınan, RKHK ve TTK haksız rekabet hükümleri çerçevesinde, ortak bir maliyet değerlendirmesi yapmak hukuki birliği sağlamak adına verimli olacaktır. Ayrıca, bu neviden bir değerlendirme hukukun bütünlüğü ilkesiyle de uyumlu olacaktır. Çalışmamızda maliyet ve maliyet altı fiyatlandırma kavramlarının incelenmesinde, RKHK m. 6 çerçevesinde değerlendirilen yıkıcı fiyatlandırma temel alınmıştır. TTK haksız rekabet hükümlerinin maliyet altı fiyatlandırma çerçevesindeki değerlendirmelerinde, maliyet incelemelerinin ayrı bir değerlendirmeden ziyade RKHK ile ortak maliyet değerlendirmesine konu olup olamayacağı, ilgili hükümler çerçevesinde ele alınmıştır. Böylece maliyet kavramı çerçevesinde, maliyet altı fiyatlandırmanın rekabet hukukuna yansıması incelenmeye çalışılmıştır.
Haksız rekabet halleri ve haksız rekabetin tespiti
Sosyal piyasa ekonomilerinde, piyasa katılanları arasında serbest rekabetin her boyutuyla düzenlenmesi gerekmekte ve haksız rekabet hukuku, tüm katılanlar lehine bu tür düzenlemelerin sağlanması araçlarından birini oluşturmaktadır. Haksız rekabete ilişkin olarak Türk Hukuku düzenlemelerinin en büyük ve önemli parçasını 6762 Sayılı TTK'nin genel hüküm olan 54. maddesi ve haksız rekabet hallerini düzenleyen 55. maddesi oluşturmaktadır. Düzenlemenin amacı, rakipleri, tüketicileri ve diğer piyasa katılanlarını ve bu sayede kamunun menfaatlerini haksız rekabete karşı korumaktır. Türk hukukunda haksız rekabet ilişkin düzenlemeler Borçlar Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gibi çeşitli düzenlemelerde bulunmaktadır ayrıca adil ticaret dolaylı olarak Türk Özel Hukukunun fikri mülkiyet hukuku gibi çeşitli alanlarıyla da bağlantılı kabul edilmektedir. Haksız rekabete ilişkin AB müktesebatının birincil (roma anlaşmasının 3, 10, 28, 49. maddeleri gibi) ve ikincil hukuk olarak anılan AB Yönergeleri de ayrıca Türk Haksız Rekabet Hukukunun kaynağı olarak kabul edilmekte ve Türk Hukukunu etkilemektedir. AB Hukukunu uyumlulaştırma projesi 97/55/AT Yönergesiyle karşılaştırmalı reklamları da içerir şekilde değiştirilen 84/450/AET Yönergesiyle başlamıştır. 2005/29/AT Haksız Ticari Uygulamalar Yönergesi ise mayıs 2005'de kabul edilmiştir. Yönerge, tüketiciye yönelik ticari uygulamalarda tüketicinin iktisadi menfaatlerini doğrudan korumaktadır. Haksız ticari uygulamalar aldatıcı ticari uygulamalar ve saldırgan ticari uygulamalar olmak üzere iki kategoride ele alınmakta ayrıca Yönerge ek I kısmında her durumda haksız kabul edilen 31 adet ticari uygulama içermektedir. Ayrıca Paris Sözleşmesi, TRİPS gibi Türkiye'nin taraf olduğu uluslara arası anlaşmalar da Türk Haksız Rekabet Hukukunun kaynağını oluşturmaktadır.
Sektöre özgü bağımsız idari otoritelerin denetimine tabi pazarlarda rekabet hukukunun uygulanması
Sektöre özgü bağımsız idari otoriteler ile rekabet otoritelerinin enerji, telekomünikasyon, bankacılık gibi regülasyona tabi pazarlardaki görev ve yetki alanları çakışabilmektedir. Böyle pazarlarda hangi kurumun müdahale mercii olması gerektiği hem doktrinde hem uygulamada tartışılagelmiştir. Bu tezde de sektöre özgü bağımsız idari otoritelerin denetimine tabi pazarlarda rekabet hukukunun uygulanması konusu araştırılmaktadır. Tezin ilk bölümünde öncelikle devletlerin pazarlara müdahalesi ele alınacaktır. Bu kapsamda, yapısal piyasa aksaklıkları ile davranışsal piyasa aksaklıkları açıklanacaktır. İkinci olarak, bağımsız idari otoritelere, regülasyon hukukuna ve rekabet hukukuna ilişkin genel açıklamalarda bulunulacaktır. Son olarak ise, rekabet hukuku ile regülasyon hukuku arasındaki ilişki irdelenecektir. Bu kapsamda, iki hukuk dalının kesiştiği alanlar gösterilecek, iki hukuk dalı arasındaki ilişki çeşitli hukuksal ayrımlar bakımından irdelenecek ve son olarak sektöre özgü bağımsız idari otoriteler ile rekabet otoritelerinin aynı anda yetkilerinin doğması halinde oluşabilecek senaryolara değinilecektir. İkinci bölümde sektöre özgü bağımsız idari otoritelerin denetimindeki pazarlarda rekabet hukukunun nasıl uygulandığı araştırılacaktır. Öncelikle Avrupa Birliği Komisyonu ve Amerika Birleşik Devletleri Federal Yüksek Mahkemesi'nin yaklaşımları ele alınacaktır. Akabinde, iki hukuk sisteminde yaklaşımın farklı olduğu sonucuna varılarak bu farklılığın nedenlerine yer verilecektir. Devamında, Türk Rekabet Kurulu'nun konuya dair yaklaşımı ele alınacaktır. Üçüncü bölümde öncelikle ülkemizde uygulanan tamamlayıcılık modelinin ortaya çıkardığı sorunlar ele alınacaktır. Bu çerçevede, ülkemizde uygulandığı haliyle tamamlayıcılık modelinin ne bis in idem ilkesi ve ölçülülük ilkesine aykırı sonuçlar doğurma, çelişkili kararlara yol açma, sektöre özgü BİO'nun denetlenmesine yol açma ve zaman ve kaynak israfına neden olma ihtimali üzerinde durulacaktır. İkinci olarak, anılan sorunların çözülmesi adına ülkemizde nasıl bir model uygulanması gerektiği tartışılacaktır. Akabinde, mevcut Türk rekabet hukuku sisteminde başvurulabilecek rekabet savunuculuğu, iş birliği ve koordinasyon ilişkileri ve iptal davası açma imkânı gibi çözümler açıklanacaktır. Bu bölümde son olarak konu hakkında yasal düzenleme yapılmasının uygun olacağı belirtilecektir. Anahtar Kelimeler: rekabet otoritesi, regülasyon, sektöre özgü bağımsız idari otoriteler, tamamlayıcılık, ikame
Rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve kararlardan doğan sorumluluk
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. Maddesinde düzenlenen rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birliği kararları, uygulamada sıklıkla karşılaşılan rekabet ihlâlleridir. Söz konusu ihlaller yalnızca etkin rekabet sürecine değil, doğrudan ve dolaylı alıcılar gibi üçüncü kişilere de zarar vermektedir. Meydana gelen zararlı sonuçlara karşı ilk tepki, bireysel ve toplumsal ölçekte bu zararların önlenmesi ve azaltılması adına yaptırımların kabul edilmesidir. Yaptırımların bir ayağını idari yaptırımlar oluştururken diğer ayağını ise geçersizlik ve tazminat yaptırımlarını kapsayan özel hukuk yaptırımları oluşturur. Aslında 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun 1994 yılında kabul edildiğinde kanun koyucunun Rekabetin Korunması Hakkında Kanun m.4 ihlallerinden doğan zararların giderimine ilişkin tazminat yaptırımına da yer verdiği görülür. Ne var ki, uzun süredir yürürlükte olan bu yaptırımın günümüzde dahi etkili bir şekilde uygulandığını söyleyebilmek pek mümkün değildir. Ortaya çıkan bu tablonun temel sebeplerinden biri, tazminat talebinin kapsamının Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'da detaylı bir biçimde düzenlenmemesidir. Kanun koyucu özel düzenlemeye yer vermediğinden rekabet ihlallerinden doğan sorumluluğa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen genel hükümler uygulanır. İhlalden doğan zararın tazmininin genel hükümlere bırakılması, Türk Borçlar Kanunu'nun hem haksız fiil hem borca aykırılık sorumluluğuna dair hükümler içermesi nedeniyle her şeyden önce sorumluluğun kaynağı bakımından tartışma yaratır. Tartışmanın çözümü ise sürekli gelişen rekabet hukuku uygulaması ve sorunlarına uyacak şekilde yenilikçi bir yaklaşım gerektirir. Bu sebeple, çalışmamızda öncelikle rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birliği kararları ile üçüncü kişilere verilen zararlardan doğan sorumluluğun muhtemel kaynakları ele alınmakta, ilk bölümde yapılan çıkarımlar üzerinden ilerlenerek sorumluluğun şartları, üç katı oranında tazminat düzenlemesi ve zamanaşımı kurumu incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Rekabet, rekabet hukuku, özel hukuk yaptırımları, rekabet hukukunun ihlali, tazminat, sorumluluk, haksız fiil hukuku, borca aykırılık, anlaşma, uyumlu eylem ve kararlar, üç katı oranında tazminat, zamanaşımı.
Türk Hukukunda patent hakkının korunması ve Rekabet Hukuku açısından sonuçları
ÖZET Günümüzde "fikrî mülkiyet" kavramı, hem fikir ve sanat eserlerini hem de patentleri, faydalı modelleri, endüstriyel tasarımları, coğrafî işaretleri, markalan, ticaret unvanlarını, işletme adlarını ve yan iletken topoğrafyalan kapsayan bir alanı ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Çalışma konusu itibariyle incelenen ise, patent hakkının korunması ve Rekabet Hukuku açısından sonuçlandır. Patent hakkının temelini oluşturan buluş kavramı, teknik ilerleme sağlayabilecek ve dış dünyaya yansıtılabilecek bir fikir olarak tanımlanmaktadır. Patent kavramı, "ihtira beratı" (buluş belgesi) kavramından çok daha geniş bir anlamı, hem buluş üzerindeki inhisarî kullanma yetkisini hem de bunu kanıtlayan belgeyi ifade etmektedir. Patent hakkı ise, buluş sahibinin hem patent isteme hem de patentten doğan haklanm içermektedir. Şüphesizdir ki, hakkın korunabilmesi için kapsamının ve sınırlarının tespit edilmesi gerekmektedir. Sözü edilen bu tespit, öncelikle patent başvurusunda yer alan istem veya istemlerin yorumu ve eşdeğer unsurlar dikkate alınarak gerçekleşecektir. Patent hakkının genel sınırlannı ise, sınaî ve ticarî amaç taşımayan özel maksatla gerçekleştirilen fiiller, patent konusu buluşu içeren deneme amaçlı fiiller, eczanelerde hazırlanan ilaçlara ilişkin fiiller, ilaçlann ruhsatlandınlması faaliyetine ilişkin deneme amaçlı fiiller, uluslararası antlaşmalar, kamu düzeni, genel ahlâk ve genel sağlık, mülkîlik ilkesi ve koruma süresi oluşturmaktayken; özel sınırlannı, patent hakkının tüketilmesi, ön kullanım hakkı, kanunî tekel ve zorunlu lisans oluşturmaktadır. Yukandaki açıklamalar doğrultusunda kapsamı belirlenecek olan patent hakkının korunması, patentin hükümsüzlüğü, patent hakkının gaspı ve patent hakkına tecavüz edilmesi hallerinde söz konusu olur. Buna göre, 551 sayılı KHK m. 129 hükmünde sayılan hükümsüzlük nedenlerinden birinin. ya da bir kaçımn varlığı nedeniyle, patent isteme hakkı sahibi, zarar gören kişiler ve Cumhuriyet Savcılan vasıtasıyla ilgili resmî makamlar, patentin hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep 181edebilecekledir. Eğer söz konusu olan patentin gaspı ise, gerçek hak sahibi olduğunu iddia eden kişi, 551 sayılı KHK m. 13 hükmü uyarınca, patentin kendisine devrini talep ve dava edebilecektir. Patent hakkına tecavüz halinde ise, patent sahibi, tecavüzün durdurulması davası, tecavüzün giderilmesi davası, delillerin tespiti davası ve tecavüzün mevcut olmadığı hakkında dava açabilecektir. Ayrıca patent sahibinin, ürün ve araçlara el konulmasını ve bunlar üzerinde mülkiyet hakkının tanınmasını, ürün ve araçların şekillerinin değiştirilmesini ve imhasını, ihtiyatî tedbir uygulanmasını, hükmün ilgililere tebliği ile kamuya ilânını talep etmesi de mümkündür. Tecavüzün durdurulması, tecavüzün giderilmesi ve buna bağlı taleplerde, tecavüz devam ettiği sürece zamanaşımı işlemez. Ancak talep edilen, tazminat ya da el konulan ürünlerde mülkiyet hakkı tanınması ise, zamanaşımı, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren bir yıl, her halde fiilin meydana geldiği tarihten itibaren on yıldır. Görülmektedir ki, 551 sayılı KHK, patent hakkının etkili bir şekilde korunmasını öngörmektedir. Dolayısıyla bu noktada söz konusu korumanın, tekelleşmeyi ve rekabetin engellenmesini yasaklayan rekabet kuralları ile çatışması kaçınılmazdır. Patent hakkının rekabet kuralları ile çatışabileceği iki halden söz edilmektedir. Bunlardan birisi, patent hakkından doğan tekel hakkının rekabeti sınırlaması ya da engellenmesiyken diğeri, patent lisansı sözleşmelerinde lisans alana kanunun getirdiğinden daha fazla sınırlama getirilmiş olması hâlidir. Tüm hallerde RKHK m.4, m.6 ve m. 7 kapsamındaki faaliyetlerle rekabetin sınırlanmış olması, RKHK m.56 hükmü uyarınca geçersizlik yaptırımına tâbidir. Ayrıca, Rekabet Kurulu henüz patent lisansı sözleşmelerine münhasır bir muafiyeti de düzenlememiştir. Ancak, mevcut 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği, belirli koşullan taşıyan patent lisansı sözleşmelerine de uygulanabilecektir. Sonuç itibariyle, gerek Patent Hukuku gerekse Rekabet Hukuku, gelişmelerin teşviki ve kaynakların etkin kullanımını amaçladığından, her iki yapının da aynı ekonomik ve hukukî sistem içinde yer alması gerekmektedir. Dolayısıyla patent hakkının korunması ile rekabet ortamının korunması arasında bir denge kurulması 182zorunludur. Böyle bir dengenin kurulabilmesi de, öncelikle yasal düzenlemelerin amacı ile somut olayın özelliklerinin doğru tespit edilebilmesine bağlıdır. 183
Rekabet hukuku açısından teşebbüs birliği davranışları
Bu çalışmanın amacı, teşebbüs birliklerinin Rekabet Hukuku açısından oynadığı önemli rollerin araştırılması, rekabet uygulamaları doğrultusunda teşebbüs birliklerinin rekabeti ihlal eden çeşitli kararları ve eylemleri yoluyla meydana getirdikleri rekabet ihlallerinin incelenmesi, çeşitli Rekabet Kurulu ve yargı kararları ışığı altında değerlendirilmesidir. Buna göre, bu ihlallerin ekonomik hayatta meydana getirdiği olumsuz etkilerin ve rekabet kanunu ihlallerin önlenmesine yönelik dikkat edilmesi gereken hususların ortaya konması hedeflenmektir. Rekabeti ihlal eden teşebbüs birliği davranışlarının hukuki ve ekonomik sonuçlarının irdelendiği çalışma; teşebbüs ve teşebbüs birliği kavramı ve türleri tanımlanarak, faaliyet ve amaç bakımından, dernek, vakıf, sendika, kooperatif gibi benzer kurumlarla karşılaştırılmıştır. Rekabet hukuku bağlamında teşebbüs birliği kararları ile rekabet ihlaline sebebiyet veren teşebbüs birliği kararlarına bağlanan yaptırımların da araştırma kapsamına alınmıştır. Rekabeti ihlal eden teşebbüs birliği uygulamaları ve buna bağlı ihlallerin meydana getirdiği olumsuz etkiler detaylı bir şekilde açıklanarak, çeşitli yargı kararları, Rekabet Kurulu kararları, doktrindeki çeşitli görüşlerle araştırma desteklenmiş, geniş bir perspektifle sebep-sonuç ilişkisi içinde incelenerek açıklanmıştır.
Spor müsabakalarının yayın hakları
Spor müsabakalarının yayın hakları, 20. Yüzyılın sonlarında, kamu yayıncılığından özel yayıncılığa geçişle birlikte, yeni tüketim kalıpları ve anlayışları neticesinde sporun medyayla karşılıklı etkileşimiyle birlikte büyük ekonomik boyutlara ulaşmıştır.Spor müsabakalarının yayın hakkına kimin sahip olduğu onun hukukî niteliğinin ortaya konmasına bağlıdır. Spor müsabakaları, onu meydana getirenlerin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat eserleri arasında sınıflandırılabilir. Böyle bir durumda, karşılaşma şeklinde tezahür eden, müsabakanın ayrılmaz bir bütün teşkil ettiği hallerde veya müsabakayı meydana getirenlerin bir hizmet sözleşmesi çerçevesinde bir spor kulübüne bağlı çalışmaları durumunda yayın hakkı sahibi, onları biraraya getiren veya çalıştıran spor kulüpleridir.Fikir ve sanat eserleri hukukunun koruma sağlamadığı durumlarda, yedek olarak, eşya hukukunda spor müsabakasının yapıldığı alana malik veya dolaysız zilyet olmaktan veya haksız rekabetten doğan savunma yetkileri, spor müsabakasını düzenleyenlere hukukî koruma sağlayabilir.Spor müsabakalarının yayın haklarının merkezî olarak ve münhasırlık esasına göre pazarlanması, gerek medya ve haber alma özgürlüğü, gerekse rekabet hukuku bağlamında önemli sorunları da beraberinde getirmektedir. Yayın haklarının münhasır olarak tek bir alıcıya satılması, kamuoyunun haber alma özgürlüğünü ve medyanın haber verme özgürlüğünü ciddi anlamda tehdit etmektedir. Bu çerçevede, Avrupa ve Türk hukukunda kısa gösterim hakkı ve önemli spor olaylarına erişim düzenlenmiştir. Keza yayın haklarının merkezî olarak ve münhasırlık esasına göre pazarlanması, rekabeti yatay ve dikey kısıtlayıcı etkilere sahiptir. Spor örgütlerinin kendi spor dalında yayın hakları hususunda fiili veya kanuni tekel oluşturması da, hâkim durumun kötüye kullanılması yasağı bağlamında önemli sorunlar oluşturmaktadır.
Rekabet Hukukunda bağlama uygulamaları
Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, satıcının bir ürün ile birlikte bir diğer farklı ürün veya hizmetin de alınmasını öngördüğü davranışlar bağlama uygulaması olarak tanımlanmaktadır. Bağlama uygulamaları rekabeti sınırlayıcı davranışlar arasında yer almakta olup, hem AB Rekabet hukukunda ve hem de Türk Rekabet Hukukunda yasaklanmıştır.Bağlama uygulamaları ya teşebbüsler arasındaki bir anlaşma yoluyla ya da hakim durumdaki teşebbüslerin tek yanlı davranışları ile ortaya çıkabilir. Teşebbüsler arasında rekabeti sınırlayıcı nitelikte bir yatay (kartel) anlaşma ile ürünlerin bağlı satılması rekabete aykırıdır. Ancak dikey anlaşmalar açısından belirli koşullar altında muafiyet söz konusudur. Bu nedenle dikey bir anlaşmada yer alan bağlama şeklindeki bir sınırlama, anlaşmanın doğrudan rekabete aykırılığı sonucunu doğurmaz. Hakim durumdaki bir teşebbüsün bağlama uygulaması ile hakim durumunun kötüye kullanması da yasaktır. Öte yandan hakim durumdaki teşebbüslerin başvurduğu paket satış şeklindeki indirimler de rekabete aykırıdır.Bağlama uygulamaları alıcı veya tüketicilerin sözleşme ve seçme özgürlüğü yanında, üçüncü taraf teşebbüslerin de ticari faaliyet özgürlüğünü sınırlayan davranışlardır. Bağlama uygulamalarının rekabet üzerindeki en önemli etkisi rakiplerin dışlanması nedeniyle tüketicilerin sömürülmesidir. Dışlayıcı etkiler pazar gücünün aktarılması ile de ortaya çıktığından, bağlama aynı zamanda bir pazara giriş engeli de yaratabilir.Dışlayıcı ve engelleyici bir davranış olan bağlama uygulaması konusunda, teşebbüsler haklı nedenlere dayanabilirler. Bu nedenlerin en başında ürünlerin birlikte satılmasının objektif bir gereklilik olması bulunmaktadır. Öte yandan ürünlerin bağlı satılması alışılmış bir ticari uygulama sonucu gerçekleşiyorsa, bu durum da haklı bir neden olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda etkinlik savunması da somut olay kapsamında bağlama uygulaması için haklı bir neden olarak değerlendirilebilir.Anahtar Kelimeler: Bağlama Uygulaması/Bağlama Anla?ması, Aktarma Teorisi,Pazara Giri? Engelleri, Paket Satış ve indirimler, Etkinlik
Türk Rekabet Hukukunda uyumlu eylem ile doğurduğu hüküm ve sonuçlar
Doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun m. 4'te düzenlenen rekabeti ihlâl edici bir davranış olan uyumlu eylem incelenmiştir. Çalışmamızda, uyumlu eylemin gelişen teknoloji ile birlikte rekabet üzerindeki bozucu ve sınırlandırıcı etkisinin diğer iş birliği türlerine göre daha hızlıca ve kolay şekilde gerçekleşmesi sebebiyle bu eylemin bilhassa hukuki açıdan gerçekleşme şartları ile doğurduğu hüküm ve sonuçlarını incelemek amaçlanmıştır. Bu bağlamda, bu eylemin tanımı, tarihi gelişimi, unsurları, gerçekleşme şartları ve özellikle doğurduğu hüküm ve sonuçları Rekabet Kurulu kararları ışığında hukuki bir yaklaşımla ele alınıp incelenmiştir.
Rekabet Hukukunda birleşme ve devralmaların denetlenmesi ve özel hukuktan doğan sonuçları
Piyasa ekonomisini korumayı hedefleyen hukuk sistemleri, etkin bir rekabet ortamının sağlanması ve bu rekabet ortamının korunmasını amaçlamışlar ve bu amaçları doğrultusunda bazı düzenlemelere ihtiyaç duymuşlardır. Rekabet hukuku normları işte bu ihtiyaca cevap verir niteliktelerdir ve piyasa ekonomisi ve serbest rekabetin kabul bulduğu sistemlerde, sözü edilen etkin rekabet ortamının sağlanması amacına hizmet ederler. Rekabet normları etkin rekabeti, rekabete zarar verici hukuki işlem ve eylemlere karşı birtakım kamu ve özel hukuk yaptırımları öngörerek korurlar. Hem yabancı hukuk sistemleri hem de Türk Rekabet Hukuku düzenlemeleri, buna paralel olarak birtakım sonuçlar öngörmüştür. Rekabete zarar verecek nitelikteki işlemlerden bir tanesi de birleşme ve devralmalar, başka bir deyiş ile yoğunlaşmalardır. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (RKHK) bu birleşme ve devralmaların zararlı etkilerini engellemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada, birleşme ve devralmaların kontrolü ile ilgili düzenlemeler ve mahkeme kararları ve bu kontrol sistemi için öngörülen özel hukuktan doğan sonuçlar ve yaptırımlar incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde rekabet hukukunda birleşme ve devralmaların denetlenmesi ve özel hukuk sonuçlarını ilgilendiren, Türk, ABD ve AB hukuk sistemleri içerisindeki düzenlemeler incelenmiş ve çalışmanın devamına ilişkin mevzuat mahkeme kararları ışığında tanıtılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, Rekabet Kurulu tarafından çıkarılan tebliğler ve ilgili diğer düzenlemeler doğrultusunda birleşme ve devralmaların denetlenmesi sisteminin, özel hukuk sonuçlarını da ilgilendiren yönleri ile incelenmesi amaçlanmıştır. Üçüncü bölümde ise birleşme ve devralmalara ilişkin normlara aykırılıktan doğan rekabet ihlallerinin yaptırımları incelenmiştir. Geçersizlik yaptırımı ve tazminat sorumluluğu incelendikten sonra, tazminat sorumluluğuna ilişkin tartışma ve tarafımızca savunulan görüşün de belirtilmesinin ardından çalışma neticelendirilmiştir.
Türk Rekabet Hukukunda uyumlu eylemler
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, teşebbüsler arasında mevcut rekabet düzenini bozucu nitelikleri nedeniyle yasaklanan işbirliği şekillerinden birisi olan uyumlu eylemler incelenmiştir. İlgili piyasada rekabetin kısıtlanması etkisi doğuran anlaşmaların ve teşebbüs birliği kararlarının doğrudan ve bütünüyle kanıtlanamadığı durumların kanıtlanması bakımından ve üçüncü kişilere karşı fiili işbirliği stratejilerinden kaynaklanan koordinasyon durumlarının varlık koşulları bakımından daha alt düzeydeki uzlaşmaları ifade eden uyumlu eylem kavramı ve bu eylemin hukuki sonuçları çalışma kapsamında değerlendirme konusu yapılmıştır. Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesine göre, doğrudan ya da dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacı taşıyan ya da bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu türdeki karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır. İlgili 4. Madde düzenlemesi, Avrupa Topluluğu Antlaşmasının 81. Maddesiyle benzer şekilde kaleme alınmıştır. Çalışma boyunca Avrupa Birliği Adalet Divanı ve Rekabet Kurulu'nun konuyla ilgili kararlarına da yer verilerek, ilgili 4. madde düzenlemesinin genel özelliklerine değinilmekte, söz konusu hükümde yer alan anlaşma ve uyumlu eylem kavramları açıklanmakta, anlaşma ve uyumlu eylem kavramlarının birbirleriyle olan ilişkisi üzerinde durulmakta, uyumlu eylem kavramının tanımı ve unsurları değerlendirildikten sonra uyumlu eylemlerden doğan hukuki sonuçlar tespit edilmektedir. Ayrıca ABD rekabet hukukuna da, uyumlu eylemler ve bu kavrama dayanan uygulamalar bakımından örnek alternatif model olarak yer verilmiştir. Türk ve Avrupa Birliği rekabet hukuklarında uyumlu eylemlerin düzenlenme amacı, anlaşma ya da karar olarak nitelendirilemeyen ve teşebbüslerin yasa hükümlerini dolanma amacı taşıyan danışıklı davranışlarını engelleyebilmektir. Bu noktada uyumlu eylemler, rekabet kurallarının daha geniş kapsamlı uygulanabilmesi ve rekabetin korunabilmesi için oldukça elverişli bir anahtar kavram niteliğindedir.
Deniz ulaştırmasında Rekabet Hukuku sorunları; Hakim durumun kötüye kulllanılması
Deniz taşımacılığının uluslararası ticaret ile güçlü bir ilişkisi vardır ve ulaştırmada en etkin ve ekonomik taşımacılık türü olmaya halen devam etmektedir. Günümüzde dünya ticaretinin yaklaşık %85'i deniz taşımacılığı ile sağlanmaktadır. Deniz taşımacılığında rekabetin çok şiddetli olması onu diğer büyük sektörlerden farklı kılmaktadır. Bu çalışmada deniz taşımacılığında rekabet hukuku ve uygulamaları konuları Avrupa Birliği ve Türkiye ile ilişkili olarak incelenmiştir. Çalışma birçok disiplini içerisinde barındırmaktadır. İlk olarak deniz taşımacılığı türleri ve deniz taşımacılığının dağıtım kanalları bu çalışmada ayrıntı olarak araştırılmıştır. Rekabet hukuku ile ilgili olarak, hâkim durumun tespiti, hâkim durumun kötüye kullanılması halleri ve zorunlu unsur doktrini incelenmiştir. Çalışmada bu konulara ilişkin, Avrupa Toplulukları Komisyonu ve Rekabet Kurulu'nun deniz ulaştırmasına ilişkin kararlarına yer verilmiştir. Deniz ulaştırması, Türkiye'de halen gelişmekte olan bir sektördür. Bu durum rekabet hukuku açısından, birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada, deniz ulaştırmasında en çok görülen rekabet ihlallerinden biri olan hâkim durumun kötüye kullanılması, ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir.
Akaryakıt bayilik sözleşmesi
Bu çalışmada, akaryakıt bayilik sözleşmesi, Borçlar Hukuku ve Rekabet Hukuku bakımından incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde, bayilik sözleşmesinin tanımı, unsurları, benzer sözleşmelerden farkları ve hukuki niteliği üzerinde durulmuştur. Akaryakıt bayilik sözleşmesi, bayinin bir dağıtım ağına dâhil olarak dağıtıcının markası altında, kendi adına ve hesabına satış yaptığı ve sözleşme konusu malların sürümünü arttırıcı faaliyetlerde bulunduğu sözleşmedir. Çalışmanın iki bölümünde ise, akaryakıt bayilik sözleşmesinde yer alan tarafların hak ve yükümlülükleri incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca, akaryakıt bayilik sözleşmesinde oldukça sık rastlanılan intifa uygulamasına da değinilmiştir. Özellikle intifa-rekabet ilişkisi konusuna ayrıntılı olarak değinilmiştir. Ayrıca akaryakıt bayilik sözleşmesinde, yeniden satış fiyatının tespiti ve hasarın geçişi gibi konular da ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde, akaryakıt bayilik sözleşmesinin sona ermesi kavramı incelenmiştir. Akaryakıt bayilik sözleşmesini sona erdiren sebepler açıklanmıştır. Bunun haricinde, intifa hakkını sona erdiren sebeplere de değinilmiştir. Ayrıca, bayilik sözleşmesi ve intifa hakkının sona ermesinin etkileri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bayilik, Akaryakıt, İntifa, Dağıtım Anlaşmaları, Akaryakıt Bayilik Sözleşmesinin Sona Ermesi
Avrupa Birliği Rekabet Hukukunda uyumlu eylemler
Çalışmamızın amacı rekabeti kısıtlayıcı uygulamalardan bir tanesi olarak kabul edilen ?uyumlu eylemler?dir. Uyumlu eylem; Avrupa Topluluğu içinde rekabet kurallarının, piyasa ekonomisi mekanizmasını işleten, rekabetin hukuka aykırı sınırlandırmasına izin vermeyen, rekabeti kuran ve koruyan hukuk normları olarak tanımlanabilmektedir. Uyumlu eylemler üzerinde çalışmayı tercih etmemizin sebebi, konunun rekabet hukukunun gündemindeki en dinamik ve gelişmekte olan konularından biri olarak, çözümleri işlevsel olan ve karmaşık hukuki sorunları içeren bir konu olmasıdır.Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır ve ilk bölümünde uyumlu eylemlerin hukuki kaynakları başlığı altında, Avrupa Birliği rekabet hukuku mevzuatı ve mevzuatta uyumlu eylemlerin düzenlenmesi ve düzenlenme amaçları anlatılmıştır. İkinci bölümünde ise uyumlu eylemlerin tanımı ve unsurlarına değinilmiş, üçüncü bölümünde ise uyumlu eylemin Avrupa Birliği'nin İşleyişine Dair Antlaşma m.101 kapsamında yer alan diğer danışıklı ilişkiler ve maddi rekabet kurallarıyla ilişkisinin irdelenmesine geçilmiştir. Son bölümde uyumlu eylemlerin ispatlanması ve hukuki sonuçları Avrupa Birliği''nin İşleyişine Dair Antlaşma kapsamında değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Rekabet Hukuku, Uyumlu Eylemler
Competition between originators and generic producers in the European Union pharmaceutical sector
The main ground which urged me to decide the topic of this study is the fact that in recent years, the competition between originator companies and generic producers has brought to the top of the EU pharmaceutical sector's agenda. This issue is at the interaction point of competition law and intellectual property law in a highly regulated research based industry. The pharmaceutical sector is not only specifically regulated, but also influenced by the special characteristics of the patent system. Therefore, the useful debates concerning the interface between competition law and intellectual property law and background information on the structure and regulatory issues relating to the EU pharmaceutical sector are given in order to facilitate readers to easily comprehend the core questions. This thesis study addresses the major developments in the EU which are the reasons why such level of competition attracts high attention. The first one is the Pharmaceutical Sector Inquiry Report of 2009 in which the European Commission identified "defensive patent strategies" as a potential anti-competitive abuse in the sense of Article 102 TFEU. Such strategies include particularly patent filings that may delay the market entry of generic drugs. Yet, the Report refrains from a thorough legal analysis of such behavior. With the objective of clarifying the legal implications of the Sector Inquiry Report, the study analyses the AstraZeneca case (including the Commission's decision, the judgment of the General Court, the judgment of CJEU) as a precedent for assessing the anti-competitive character of patent filings under EU competition law. This benchmark case sheds light on the applicable approach within the EU. In this regard, it is revealed that competition law takes a very strict view on the pharmaceutical industry.
Rekabet Hukuku'nda birleşme ve devralmaların denetlenmesi - Maddi Hukuk yönünden-
ÖZET Teşebbüsler arasında gerçekleştirilen birleşme ve devralmalar, rekabet hukuku düzenlemelerine konu olan esaslı ekonomik oluşumlardan birisidir. Bunun temel nedeni, birleşme ve devralmalar vasıtasıyla meydana gelen ekonomik yoğunlaşma artışından dolayı, pazarlardaki rekabet düzeyinde meydana gelmesi muhtemel olan azalmadır. Dolayısıyla, Türkiye'nin de dahil olduğu bir çok ülkenin ve ayrıca Avrupa Birliği'nin rekabet hukuku mevzuatında, birleşme ve devralmaların rekabet mercileri tarafından denetlenmesine yönelik hukuki düzenlemeler bulunmaktadır. Türk hukukunda bu alanda mevcut olan düzenlemelerin temel kaynağı, ekonomik yoğunlaşmaların denetlenmesine ilişkin Avrupa Birliği mevzuatıdır. Bu çalışmanın amacı, Avrupa Birliği başta olmak üzere, rekabet hukuku alanında köklü bir geçmişe sahip bulunan çeşitli ülke hukuklarının bu alandaki düzenleme ve uygulamalarından hareketle, henüz oldukça yeni olan Türk birleşme ve devralmaların denetlenmesi mevzuatı hakkında sonuç ve öneriler ortaya konulmasıdır. Bu çalışmada, birleşme ve devralmaların denetlenmesine ilişkin hukuki düzenlemelerin sadece maddi hukuku ilgilendiren yönleri detaylı olarak incelenmiş ve denetlemenin işleyişi hakkındaki usul düzenlemeleri konusunda ancak genel bilgi verilmiştir. Konunun maddi hukuk yönüne dahil olarak; rekabet hukuku açısmdan geçerli olan birleşme ve devralma kavramı, rekabet hukuku denetimine tabi olan birleşme ve devralmaların belirlenmesine yönelik kriterler ve rekabet mercileri tarafından birleşme ve devralmalar hakkında yapdan maddi değerlendirmenin esasları üzerinde durulmuştur. Teşebbüsler arası birleşme ve devralmalar, son yıllarda gittikçe artan ticari küreselleşme eğilimlerine paralel olarak, dünya çapında yaygın bir ekonomik olgu haline gelmiştir. Serbest pazar düzeni içinde önemli bir yeri bulunan bu ekonomik olguya devlet eliyle yapüacak rekabet hukuku müdahalesi, ancak serbest pazar düzeninin korunması için zorunlu olduğu ölçüde devreye girmelidir. Özellikle, Türkiye' ninki gibi gelişmekte olan ekonomiler açısmdan, birleşme ve devralmalar vasıtasıyla sağlanması mümkün olan genel ekonomik faydaların, rekabet hukuku uygulamalarında dikkate alınmasında yarar vardır.
Haksız rekabet hukukunda başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma
Yeni Türk Ticaret Kanunu ile haksız rekabetin temelini teşkil eden emeğin korunması; yeni hüküm olan "başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanılması" hali ile hüküm altına alınmıştır. Rekabetin sağlıklı bir ortamda hukuka uygun devamlılığının sağlanması için, rakiplerin emek ve deneyimleri ile ortaya koyduğu, rakipleri ile arasındaki farkı belirleyen "iş ürünlerinin" korunması önem arz etmektedir. Rakiplerin birbirini yenme arzusu; piyasa katılımcılarının yılların deneyimi ile fikri çaba ve emeğin bir araya getirdiği iş ürünlerinin korunmasını önemli kılmaktadır. Aksi halde serbest rekabet etme hakkı, hukuka aykırı olarak ihlal edilir ve parazit rekabet oluşur. Parazit rekabetin oluşmaması için katılımcıların emeğinin korunması önem arz eder." Türk Hukuku açısından yeni bir hüküm olan; TTK 55/1-c hükmü sayesinde parazit rekabetin önlenmesi ve "Emeğin Korunması" amaçlanır. Bu çalışmamızda "başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma" fiilinin, haksız rekabet hükümleri haricindeki hükümler ile ilişkisi ele alınacak ve devamında özel olarak düzenlenen TTK 55/1-c hükmü incelenecektir.
ABD, AB ve Türk Rekabet Hukukunda tazminat talepleri
ABD, Avrupa Birliği ve Türk Rekabet Hukukunda Tazminat Talepleri başlığı taşıyan bu çalışmada, rekabet hukuku kurallarının ihlâli sonucunda zarar gördüklerini iddia edenlerin, zararlarının tazmini için açacakları tazminat davaları, ABD, AB ve Türk rekabet hukukları bakımından karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir.Çalışmanın birinci bölümünde, genel olarak rekabet hukukunda kamu hukukuna ve özel hukuka ilişkin yaptırımlar incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, rekabet hukukunda tazminat taleplerine ilişkin düzenleme ve uygulamaların kaynağını teşkil eden ABD rekabet hukukunda tazminat taleplerine ilişkin mevcut düzenlemeler ve yerleşik uygulamalar incelenmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde AB rekabet hukukunda tazminat taleplerine ilişkin mevcut durum ve buna ilişkin en son değişiklik önerileri incelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde, Türk rekabet hukukunda tazminat taleplerinin mevcut yapısı ve özellikle neden kamu hukuku yaptırımları karşısında geri planda kaldığı konuları ve AB'ye uyum sürecinde Türk rekabet hukukundaki tazminat taleplerine ilişkin düzenlemelerin mevcut yapısıyla, AB hukukuna ne kadar uyum sağlayabileceği konuları incelenmiştir.
Merkezi idare ve yerinden yönetim kuruluşlarının rekabeti bozucu işlemlerinin ab ve abd uygulamaları çerçevesinde incelenmesi
Devletin ekonomik piyasalardaki girişimci ve düzenleyici rolü, serbest piyasa ekonomisi ve rekabetin korunması açısından kritik bir öneme sahiptir. Ancak devlet gerek girişimci gerekse de düzenleyici olarak piyasalarda faaliyet gösterirken rekabeti bozucu nitelikte işlemler tesis edebilmektir. Bu kapsamda, özellikle merkezi idare ve yerinden yönetim kuruluşları tarafından tesis edilen rekabeti bozucu işlemlerin rekabet kuralları kapsamında nasıl değerlendirildiğinin analiz edilmesi önem arz etmektedir. Söz konusu çalışma kapsamında öncelikle piyasa ekonomisi ve rekabet kavramları tarihsel ve teorik olarak ele alınacak olup Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) uygulamaları da incelenmek suretiyle devlet müdahalesi kavramı ve merkezi idare ve yerinden yönetim kuruluşlarının rekabeti bozucu işlemleri incelenecektir.
Haksız rekabet hukukunda eski hale iade
Haksız rekabet hukukunun amacı tüm katılımcıların menfaatine olacak biçimde dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. Bu amacın gerçekleştirilmesi için haksız rekabet eylemine karşı bir takım önleyici ve giderici hukuki çareler öngörülmüştür. Bu çarelerden biri de çalışmamızın konusunu oluşturan eski hale iadedir. Eski hale iade vasıtasıyla haksız rekabet dolayısıyla bozulan rekabet ortamının ihlalden önceki duruma döndürülmesi mümkündür. Çalışmamızın ilk bölümünde haksız rekabet hukukuna ilişkin genel açıklamalar ve tartışmalar incelenmiştir. İkinci bölümde ise eski hale iade kapsamında ihlalin durumuna göre istenebilecek talepler olan maddi durumun ortadan kaldırılması, yapılan beyanların düzeltilmesi ile malların ve araçların imhası talepleri açıklanmıştır. Bu taleplerin amacı, kapsamı, insan hakları karşısında sınırı, icrası ve benzer kurumlarla ilişkisi incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise tek başına bir dava çeşidi olan eski hale iade davası üzerinde durulmuş, davanın özellikleri usul hükümleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Rekabet uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliği
Günümüzde, büyük bir hızla genişleyen uluslararası ticarette ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözümünde tarafsız ve etkin bir uyuşmazlık çözüm yolu olarak görülen tahkim, ulusal yargı organlarına göre çok daha fazla tercih edilmektedir. Hızla büyüyen dünya ticaretinin rekabetçi ekonomileri öne çıkarması, uluslararası ticaretten önemli bir pay almak isteyen ülkelerin rekabet hukukuna büyük değer atfetmesine neden olmaktadır. Gerek tahkim, gerek rekabet hukuku küreselleşen dünyada hızla gelişmekte olduğundan, uluslararası ticaret bakımından kaçınılmaz bir ortak oyun alanı ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, rekabet hukuku-tahkim hukuku ilişkisinde özellikle rekabet uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliği noktasına odaklanmaktadır. İlk bölümde, non-arbitrability doktrini analiz edilerek tahkime elverişlilik kavramının tanımlanmasına ilişkin genel hukuki çerçeve belirlenecektir. İkinci bölümde, rekabet uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliğinin ABD ve AB hukuklarındaki gelişimi incelenecektir. Üçüncü bölümde, Türk hukukunda tahkime elverişliliği düzenleyen hukuki metinler ve konuya ilişkin yargı kararları kronolojik sistematik içinde incelenecektir. Dördüncü bölümde rekabet uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliğinin hakemler ve mahkemelerce tespit edilmesine ilişkin usul ve esas sorunları ele alınacaktır. Böylelikle, çalışmamızda karşılaştırmalı hukuktan da yararlanılarak Türkiye'de rekabet uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliğine ilişkin teorik ve pratik çerçeve ortaya konmaya çalışılacaktır.