Settlement

Bu konu başlığı altında 127 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anlamsal konum bilgilerinin yayınlanmasında mahremiyetin sağlanması

Mobil cihaz teknolojilerindeki gelişme ile birlikte insanların konumları içerde veya dışarıda birkaç metrelik kesinlikle hesaplanabilmektedir. Bu ilerleme ile birlikte konum tabanlı servislerin kullanımı önemli boyutlara ulaşmış ve bu servislerle yapılan konum paylaşımı, mahremiyet sorunlarını beraberinde getirmiştir. Konum paylaşımı sırasında gönderilen koordinat değerlerinden kolaylıkla kişinin bulunduğu anlamsal konum bilgisinin çıkarılabilmesi kişinin davranışları hakkında bilgi vermesi sebebiyle her zaman istemeyeceği bir durumdur. Bu tezde konum mahremiyeti sağlama tekniklerinin çözmeye çalıştığı iki problem için çözüm önerilmiştir. Birinci problemde, kullanıcıların konum tabanlı servislerle yapmış oldukları konum paylaşımı sırasında mahremiyeti sağlamak amacıyla, insanların farklı mahremiyet gereksinimlerine göre yeni bir gizlenmiş bölge hesaplama yöntemi geliştirilmiştir. Bu yöntemde gizlenmiş bölgeler anlamsal konumlar, yol ağı kısıtı ve hız tabanlı atakları dikkate alarak oluşturulmuştur. İkinci problem konum-zamansal veri tabanlarının yayınlanması sırasında ortaya çıkmaktadır. Kullanıcıların belli bir süre içerisinde bulundukları anlamsal konum serilerinin yayınlanması sırasında, kullanıcı kimliklerinin gizlenmesi mahremiyeti sağlamada yetersiz kalmaktadır. Bu sebeple genel olarak kullanılan genelleştirme yönteminin yanı sıra sırasal verilere özel sıra esnekleştirme tekniğinin beraber kullanılması önerilmiştir.

MahremiyetYerleşim
Emre Yiğitoğlu
TOBB Economics and Technology University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kozmetik mağazaları yerleşim planında, makyaj uygulama alanı konumunun, kullanıcıların tercihleri üzerindeki etkisi

Değişen yaşam standartlarıyla birlikte günümüzde insanların kişisel bakım ve kozmetik ihtiyaçları da çeşitlenmektedir. Çeşitlilikteki bu artış, kozmetik sektöründe de farklı arayışlara sebep olmaktadır. Kozmetik endüstrisindeki rekabet sonucunda, firmalar yeni satış ve pazarlama yöntemleri geliştirmektedir. Satış ve pazarlama stratejilerinden biri de; firmalar ve son kullanıcı arasındaki marka tercihi, sadakat bağı ve ürün satın alma kararını doğrudan etkilediği literatürde sıklıklar belirtilen kullanıcı deneyimidir. Bu çalışma kapsamında kullanıcı deneyiminin, kozmetik mağazalarında kullanıcılara ücretsiz sunulan makyaj uygulama hizmeti yolu ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Firmaların sunduğu ücretsiz makyaj uygulama hizmetinin genel kullanıcı deneyimi üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Literatürde, mağaza iç mekânında kullanıcı deneyiminin, iç mekânla ilgili birçok değişkene bağlı olduğu görülmüştür. Araştırma kapsamında, sektörde pazar payı yüksek altı farklı kozmetik mağazasının yerleşim planları analiz edilerek mağaza planında kullanıcılara sundukları makyaj uygulama hizmetinin yerleşimindeki farklılık, mahrem ve açık yerleşim olarak sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırma, mağaza içerisinde, makyaj uygulama hizmetini alan kullanıcıların ziyaret sıklığı ve mağaza tercihini ne yönde etkilediğini araştırmak için kullanılmıştır. Araştırma kapsamında, çevrimiçi anket yöntemi ile veri toplanmış ve toplanan veri istatistiki olarak anlamlı bilgiler elde etmek için analiz edilmiştir. Analiz sonucunda açık mağaza planının kullanıcı ziyaret sıklığı ve mağaza tercihi üzerinde olumlu etkisi olduğu anlaşılmıştır.

Kozmetik sektörüKullanıcı tercihleriMakyaj+6
Rabia Beyza Göçer
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Adada antik kenti konutları ve yerleşim düzenlemesi içerisindeki yeri

Adada Antik Kenti, Isparta'nın Sütçüler ilçesine bağlı Sağrak Köyü sınırlarında yer alır ve Pisidia ile Pamphylia bölgeleri arasındaki önemli bir geçiş noktası olarak bilinmektedir. Bölge halkı tarafından "Karabavlu" olarak da adlandırılan antik kentte farklı dönemlerde bilimsel araştırmalar yapılmıştır. Kentin Güney Vadisi'ne bakan yamaçlarında, teraslar üzerine konumlandırılmış çok katlı konutlar hem mekânsal organizasyonları hem de inşa teknikleriyle döneminin mimari pratiğine ışık tutmaktadır. Bu çalışmada, Adada Antik Kenti'nde konut işlevi taşıdığı belirlenen yapılar; mimari planlama, yapı malzemesi kullanımı, duvar teknikleri ve su yönetimi gibi temel unsurlar çerçevesinde incelenmiştir. Yoğun bitki örtüsüne rağmen büyük ölçüde korunmuş olan bu yapılar, özellikle varsıl sınıfa ait oldukları düşünülen statü vurguları ile dikkat çekmektedir. Konut alanı, agoranın güneybatısında, vadinin güneye bakan yamacına yerleştirilmiş ve teraslama yöntemiyle şekillendirilmiştir. Bu teraslar, istinat duvarlarıyla desteklenmiş; konutlar ise bu yapılar üzerine çok katlı bir düzende inşa edilmiştir. Terasların güney kısmında yer alan taş döşeli ve basamaklı caddeye açılan ana girişler, konutlara avlular üzerinden ulaşımı sağlamaktadır. Bu avlular içerisinde yer alan sarnıçlar, su ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak planlanmış ve Geç Antik Dönem'e kadar işlevselliğini korumuştur. Elde edilen veriler, Adada'daki konutların planlaması, su yönetimi sistemleri ve çok katlı yapı düzenleri aracılığıyla yalnızca dönemin teknik bilgi düzeyini değil, aynı zamanda bu bilgiyi hayata geçirebilecek sosyo-ekonomik yapıyı da ortaya koymaktadır. Adada konut mimarisini yalnızca fiziksel bir yapı örneği olmaktan çıkararak, bölgenin tarihsel ve toplumsal sürekliliğini belgeleyen önemli bir kaynak niteliğine kavuşturmaktadır. Bu kapsamda çalışma, söz konusu konutların mimari özelliklerini inceleyerek, kentin sosyal dokusuna sunduğu katkıları ortaya koymaktadır.

Yerleşim
Fatih Altınışık
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarih araştırmalarına kaynak olarak Türkiye'deki göç ve iskân sorununun Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yansımaları (1930-1938)

Türkiye, geçmişten günümüze kitlesel göçlerin hedefi haline gelmiş, bu göçler ülkenin demografik ve sosyal yapısında önemli değişimlere yol açmıştır. Daha kuruluş yıllarında mübadele deneyimi ile hızlı bir göç sürecini yaşayan Türkiye, 1930'larda yeni kitlesel göçlerle karşı karşıya kalmıştır. Bu dönemde, özellikle Balkanlardan gelen göç akınlarına maruz kalmış, zamanla yeni göçlerin kabulü nüfusu attırmaya yönelik bir politika öznesi olarak kullanılmıştır. Ancak, ülkeyi hedef alan göç kitlelerinin meydana getirdiği sorunlar ve iskân mecburiyeti çeşitli problemleri de beraberinde getirmiştir. Bu süreçte yaşanan göçler ve yarattığı sorunlar basında yoğun şekilde yer bulmuştur. "Tarih Araştırmalarına Kaynak Olarak Türkiye'deki Göç ve İskân Sorununun Cumhuriyet Gazetesi'ndeki Yansımaları (1930-1938)" adlı bu çalışmamızda Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiye'ye yönelen göçlerin basındaki yankıları Cumhuriyet Gazetesi örneğinde bilimsel bir bakış açısıyla ele alınmaya çalışılmıştır. Bu çalışma, giriş, özetler, indeksler ve ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, 1930'lu yıllarda Türkiye'deki göç hareketleri hakkında tarihsel süreç aktarılarak dönemin göç deneyimi incelenmiştir. İkinci bölümde, göç ve iskân konulu haberler, köşe yazıları, röportajlar ve ilanlar, dönemin dil yapısı korunmaya çalışılarak özgün şekilde özetlenmiştir. Üçüncü bölümde, tespit edilen içerikler indekslenerek araştırmacıların kullanımına sunulmuştur. Son bölümde ise, araştırmanın ana eksenini oluşturan 1930-1938 dönemi göç ve iskân sürecinde yaşanan sorunlar ele alınmış, Cumhuriyet Gazetesi'nin göç konusundaki bakış açısı irdelenmiştir.

Cumhuriyet gazetesiGazetelerGöçler+6
Üzeyir Kadiroğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tasfiye talepnamelerine göre Yunanistan'dan mübadil olarak gelen Romanların sosyo-ekonomik durumları ve iskânı

I. Dünya Savaşının sona erdiği 1918 yılında pek çok ülke barışa kavuşurken, Osmanlı coğrafyası emperyalist devletlerin işgallerine maruz kalmıştır. İşgallere karşı direnen Türk milleti, Sevr Antlaşmasını geçersiz sayarak, yerine daha onurlu bir antlaşma olan Lozan Antlaşmasını imzalamıştır. Milli Mücadelenin sona ermesi ile birlikte, Anadolu'dan Yunanistan'a giden Rumların sevk ve iskânı önemli bir sorun olmuştur. Her iki devletin de azınlık sorunlarıyla artık uğraşmak istememesi, zaten fiilen büyük oranda gerçekleşmiş olan nüfus mübadelesini gündeme getirmiştir. Lozan görüşmelerinin hemen başında gerçekleşen mutabakat sayesinde Türkiye'de yaşayan Ortodoks Rumlar ile Yunanistan'da yaşayan Müslümanların mübadeleye tabi tutulması kararlaştırılmıştır. 1923 yılında kararlaştırılan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi, sadece Türkiye ve Yunanistan'ı ilgilendiren tarihi bir olay değildir. Mübadeleye nedenleri ve sonuçları açısından baktığımızda, birçok toplumu çeşitli yönleri ile derinden etkilediği görülmektedir. Mübadeleden etkilenen toplumlardan birisi de Romanlardır. Yunanistan'da yaşayan Romanlar, Müslüman kimliklerinden dolayı mübadeleye dâhil edilmiştir. Çalışmamamızda, nüfus mübadelesine dâhil edilen Romanlara ait tasfiye talepnameleri ile Romanların sevk ve iskânına ilişkin arşiv belgeleri esas alınmıştır. Tasfiye talepnamelerinde Romanlar, Osmanlı merkez ve yerel bürokrasisinin kullandığı 'Kıpti' kelimesi ile ifade edilmiştir. Tarihi coğrafya göz önüne alındığında, mübadeleye tabii tutulan bu grubu nitelemek için, Roman kelimesinin daha uygun olacağını düşündük ve çalışmamızda Kıpti yerine Roman ifadesini kullandık. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Tezimizin birinci bölümünde; 1923 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi öncesinde yaşanan gelişmeleri, mübadele sürecini, Roman, Çingene, Kıpti kelimelerini anlamları, Romanların mübadeleye dâhil edilme süreci ve bu süreci etkileyen unsurlar hakkında bilgi vermeye çalıştık. Tezimizin ikinci bölümünde; Mübadeleye dâhil edilen Romanlara ait Tasfiye Talepnamelerini esas alarak sosyal ve ekonomik durumlarına dair bir dizi tespitte bulunmaya çalıştık. Mübadeleye tabi tutulan Romanlara ait 271 adet tasfiye talepnamesini inceleyerek Romanların geldikleri şehir ve kasabalar, gayrimenkul durumları/miktarı, geçim kaynakları ve meslekleri, isimleri, hanelerin gelir durumu vb. konularda tablolar oluşturarak bilgileri yorumlamaya çalıştık. Üçüncü bölümünde; iskân belgelerini, TBMM tutanaklarını ve temel başvuru kaynaklarını inceleyerek, mübadeleye tabi tutulan Romanların iskân durumlarını analiz etmeye çalıştık. Romanların iskân edildikleri bölgelerde yaşadıkları sosyo-ekonomik problemleri, yer değişikliği taleplerini, meslekleri dâhilinde dükkân ve arazi taleplerini, mesleklerine göre iskân edilme isteklerini, firar, iç göç sorununu ve konulara yönelik yapılan yasal düzenlemeleri ele almaya çalıştık. İncelediğimiz belgelerin ışığında Romanların nüfuslarına, mesleklerine, Yunanistan'daki yaşamlarına, Türkiye'ye getirildikten sonraki durumlarına dair tespitlerimiz doğrultusunda, Türkiye tarihi içerisinde de şekillenmiş olan Roman tarihine katkı sağlamayı amaçladık.

KıptilerLozan Ahali MübadelesiMübadele+6
Elmas Köçkün
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

XIX. yüzyıldan XX. yüzyıla Ankara'da göç ve iskân (1856-1918)

XIX. yüzyıldan günümüze kadar yaşanan siyasî gelişmelerle doğru orantılı olarak dünyanın pek çok farklı yerinde olduğu gibi Anadolu coğrafyasında da demografik açıdan önemli hadiselerin meydana geldiği yadsınamaz bir gerçektir. Osmanlı Devleti'nde içe dönük göç olgusu XVIII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren baş göstermiş olsa da, asıl yoğunluğun Kırım Harbi'nin (1856) ardından gerçekleştiği bilinmektedir. 1877-78 Osmanlı Rus Harbi ise göçler konusunda en önemli kırılma noktasıdır. 1877-78 Osmanlı Rus Harbi'nden sonra birçok farklı muhacir grubu, kitleler halinde Anadolu'ya göç etmiştir. Balkan Savaşlarının da meydana gelen göç hadiselerinde önemli bir etkisinin olduğu muhakkaktır. Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra da -Cumhuriyet devrinde- Anadolu coğrafyasına göçlerin devam ettiği oldukça maruftur. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren meydana gelen göçler aralıklarla ve çeşitli yoğunluklarla günümüze kadar süregelmiştir. XVIII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren başlayıp günümüze kadar devam eden göç hadiselerinde Anadolu'nun pek çok vilayeti gibi Ankara da önemli bir iskân sahası olmuştur. Bu süreçte Ankara'ya, Kırım ve Kafkaslar'dan Tatar ve Nogaylar; Kafkaslar'dan bunların (Tatar ve Nogay) yanında Karaçay-Malkar, Abaza (Abhaz), Çerkes (Adige) ve Çeçenler; Rumeli'den ise Boşnak ve Arnavutlar'ın yanında Romanya, Kosova, Bulgaristan ve Yunanistan'dan Türkler/Müslümanlar göç etmiştir. Romanya'dan (özellikle de Dobruca'dan) gelen muhacirlerin önemli bir kısmı Kırım kökenli Tatarlardır. Bunun yanında Ankara'ya Rusya'nın Ufa, Kazan ve Kuban vilayetlerinden gelen Tatar ve Nogay muhacirler de iskân olunmuştur. Bu süreçte gelen muhacirler Ankara'da daha çok bugünkü Haymana, Gölbaşı, Polatlı, Balâ, Sincan (Zir), Çubuk, Şereflikoçhisar, Kahramankazan (Murtazaâbâd), Ayaş ve Akyurt kazalarına yerleştirilmiştir. Ankara'nın merkezinde de bir kısım muhacirin iskân edildiği anlaşılmaktadır. Bahsi geçen mahallerde muhacirler için teşkil edilen yerleşim alanlarının önemli bir kısmı mevcut demografik yapılarını koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır. Bu yaşam sahalarından bir kısmının nüfusu oldukça azalsa da hâlen Ankara'da 50'ye yakın muhacir yerleşim alanı varlığını korumaktadır. Giriş ve üç bölümden oluşan bu çalışmada göçlere neden olan gelişmelere kısaca değinildikten sonra, Ankara'ya muhacir iskânının sebepleri, Ankara'da iskân olunan muhacir grupları, iskân sırasında karşılaşılan sorunlar, muhacirlere yapılan yardımlar ve sağlanan ayrıcalıklar ile muhacir iskânının Ankara'ya etkileri/katkıları arşiv kayıtlarına ve saha araştırmalarına dayalı olarak ele alınacaktır.

19. yüzyıl20. yüzyılAnkara+6
Yunus Pustu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tanzimat Döneminde Anadolu'da konar-göçer aşiretler (1839-1876)

Osmanlı Devleti, Tanzimat Fermanı ile birlikte askeri, mali ve idari alanlarda değişim ve dönüşüm içerisine girmişti. Merkezi otoritenin etkisinin artırılması amacıyla Vilayet nizamnameleri çıkarılmış, halkın temsilcilerinin katıldığı meclisler teşkil edilmiştir. Diğer taraftan hazinenin güçlendirilmesi için vergi tahsilatı konusunda muhassıllık sistemi hayata geçirilmiş; ancak başarılı olmamıştır. Ardından herkesin ödeme gücünü esas alan vergi anlayışı ile sayımlar gerçekleştirilmiştir. Askeri sahada yeni kurulan ordunun nefer sayısının artırılması amacıyla kur'a sistemi başlatılmıştır. Tüm bunlar için ise halkın güvenliğinin sağlanması adına girişimlerde bulunulmuş, halkın tüm kesimiyle temas kurulmaya çalışılmıştır. Bu tez, Osmanlı Hükümeti'nin Tanzimat dönemi politikaları içerisinde konar-göçer aşiretlerle ilgili askeri, mali ve idari alanlardaki politikalarını ortaya koymaktadır.

AnadoluAşiretlerGöçmenler+4
Fatma Akın
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adana eyaletinde konar-göçer halk hareketleri ve eşkıyalığının zihnî arkaplanı (XVII-XIX. yüzyıllar)

Göçerler, Osmanlı Toplumunun önemli ancak ihmal edilmiş ve yanlış anlaşılmış bir nüvesidir. XVII. ve XIX. Yüzyıllarda büyük iskân teşebbüslerine tabî tutularak, Osmanlı klasik döneminde sağlam olan yerlerini, sorumlu tutuldukları bazı davranışlar ve kendilerinden beklenen yeni talepler sonucu kaybedeceklerdir. Ekonomik getirileri vesilesiyle yerleşik reâyâ ile biri diğerine tercih edilmeyen varlıkları imparatorluğun son iki yüz yılında tehlikeye girecektir. Osmanlı Devleti, göçer hareketlerinin ve özellikle etrafa verdikleri zararların önünü alamayınca onlar için en iyi şeçeneğin iskân olduğunu kararlaştırmıştır. Ancak göçerlerin tepki çeken ve iskânla cezalandırılan davranışları ve eşkıyalıkları; kuru bir eylem değil, göçer olarak yaşayabilme ve varlıklarını koruyabilme mücadelesi olarak değerlendirilebilir. Bu çalışmada, iskânların öncesinde ve sonrasında göçer gruplar arasında beliren halk hareketleri ve eşkıyalık faaliyetlerinin zihinsel arkaplanını ortaya koymak; özellikle de onların eserlerinden de yararlanarak hikayeyi daha anlamlı kılmak, sonucunda bu dönemde yaşayan göçer grupların sosyal hayatları ve zihinlerinde olan dönüşümü görmek amaçlanmıştır. Osmanlı döneminde göçerleri iskân girişimlerinin Osmanlı merkezî yönetimince uygulanmasının ardındaki siyasal ve sosyo-ekonomik saikler ve harekâtın bölgedeki sonuçları üzerine birçok çalışma mevcut iken, bölge sakinlerinin bu uygulamaya muhtelif şekillerde tepki vermesinin ardındaki düşünsel zemin yeterince araştırılmamıştır. Bu durumun sebebi iskânların geniş ve önemli bir araştırma sahası olan Osmanlı sosyal tarihi içinde sayılması olduğu kadar, göçerler açısından tarih yazımının zor ve az tercih edilir olmasından da kaynaklanmaktadır. Bu araştırmanın amacı, iskân hareketlerinin bir iç siyaset aracı olarak sebep–sonuçlarından ziyade; gündelik hayatta ve bölge insanının zihin dünyasında neden olduğu değişim ve alt üst oluşlara odaklanmak, olaylara, mümkün olduğunca göçerlerin gözlerinden bakmak, tarihsel anlatıya kazandırılacak yeni perspektifle olayların farklı bir hikayesini sunmaktır.

AdanaAşiretlerGöçebeler+6
Deniz Zuhdi Abouamsha
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Rum vilayetinde yerleşim düzeninde değişimler (Alaca, Mecitözü ve Almus örneklerinde bir tarihsel coğrafya araştırması 1455-1839)

Kuzey Orta Anadolu havzası; Anadolu'nun fethinde ikinci kuşak serhat hattında yer alan, imparatorluğun kuruluşunda etkin rol oynayan Türkmenlerin öbeklendiği bir bölgeydi. Ayrıca XVI. yüzyılda siyasî, itikadî temelli Osmanlı-Safevi çekişmesi ile pek çok yönü bulunan Celali İsyanlarının bu bölgede etkin olduğu malumdur. Bugün Alaca, Mecitözü ve Almus olarak isimlendirilen ve bu havzada yer alan kazaların geçmişlerinin irdelenmesi bu bakımdan önemlidir. Alaca, Anadolu'da ilk medeniyeti tesis eden Hititlere ait önemli bir iskân bölgesiydi. Burası iskâna uygun özellikleri nedeniyle asırlar sonra Osmanlı nüfus ve iskân faaliyetlerine de konu olmuştur. Bu bakımdan imparatorluğun ilk döneminde yerleşik, hareketli konar-göçer aşiretlerin ön plana çıktığı hareketli bir coğrafyadır. Sivas, Tokat ve Samsun ara yolu bağlantısını sağlayan Mecitözü, Alaca'ya nispetle XV. yüzyılda daha sönük bir sahadır. Bizans Osmanlı çekişmesinin uzun sürdüğü ve Tokat ile Sivas'ı kavuşturan yolun merkezindeki Kafirni (Almus) ise Müslim-gayrimüslim varlığının ön plana çıktığı bir bölgedir. Her üç bölgede, XVI. yüzyıl sonlarında iskân mahallerinin sayısında belirgin bir artış gözlenmiştir. Öte yandan bu bölgelerde, kriz ve dönüşümün işareti olan XVII. yüzyıldan XVIII. yüzyıla uzanan dönemde, eskiyi aratır derecede sönük ve flu bir geçiş dönemi yaşanmıştır. Çok net göremesek de Mecitözü ve Hüseyinabad (Alaca), yaşanan gelişmelerden dolayı ıssızlaşmış, pek çok köyü hâlî ve harap duruma düşmüştür. Kafirni, dağlık ve ormanlık sahaları nedeniyle bölge ve yöre insanına adeta doğal bir barınma alanı olmuştur. Üretim, tüketim, ticarî tarım ve ulaşım faaliyetleri döngüsünün yeniden inşa ettiği XIX. yüzyıl Anadolu kent tarihinden söz konusu üç kaza da nasibini almıştır. Nitekim XVII. yüzyılda bir derbent olan Alaca, zamanla geçiş yolları istikametinde bir kavşak bölge halini almıştır. Mecitözü, Milli ve Kavilli aşiretleri vesilesiyle ilk dönemin aksine çok daha hareketli bir dönem yaşamıştır. Tokat-Sivas hattındaki Kafirni'de ise Celali hışmından yerle bir olmuş iskân mahalleri, XIX. yüzyıla gelindiğinde tekrar canlanmaya başlamıştır. Sonuç olarak; incelediğimiz üç kazanın XV. yüzyılda temelleri atılmış, XVI. yüzyılda en parlak dönemlerini yaşamış, XVII. ve XVIII. yüzyılların kendine has gizemli dünyasında zaman zaman öne çıkmış veya gerilemiş ve nihayet XIX. yüzyılda ise yeniden canlanıp günümüzdeki iskân özellikleri ile sosyo-kültürel yapılarına kavuşmuş oldukları söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, İskân, Nüfus, Göç, Kafirni (Almus), Mecitözü, Hüseyinabad (Alaca)

NüfusOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+5
Murat Alandağlı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çarlık Rusyası'nın bir kolonizasyon modeli olarak Mozdok hattı (1735-1832)

Çalışmamızın konusu XVI.-XIX yüzyıl tarih aralığında Rus Kazakları'nın bölgeye iskânı ve sosyo-ekonomik hayatın incelenmesidir. Rus Kazaklarının ilk iskânının gerçekleştiği XVI. yüzyılın ikinci yarısı, Mozdok Hattının oluşumu hat üzerindeki sosyo-ekonomik faaliyetler, eğitim faaliyetleri, açılan kiliseler ve elbette nüfus hareketleri sorularına cevap aranmıştır. Bölgedeki ilk Kazak stanitsaları olan Çervlennaya (1567) ve Şedrinskaya (1569) stanitsalarının kurulmasına bağlı olarak belirlenmiştir. XVIII. yüzyılın ilk yarısında 2 farklı Kazak grubu (Greben Kazakları (1711) ve Semeyni - (1735) Kazakları) hat üzerindeki boşlukları doldurarak hattı Mozdok'a doğru ilerletmiştir. 1763 yılında Mozdok'un kurulması ile Kızılyar - Mozdok arasında hat çizilmiş, 1770 yılında Mozdok Kazakları'nın kurduğu stanitsalarla hat tamamlanmıştır. Stanitsaların sosyal hayatını ise atamanlar yönetmiştir. Kutsal Haç Kalesi ardından Kızılyar Kuzey Doğu Kafkasya için ekonomik ve politik merkezi olmuştur. Kızılyar uygun iklimi ile şarap ve brendy üretimine ev sahipliği yapmıştır. Moskova konuya profesyonel yaklaşmış ve bölgede Kafkasya Şarapçılık Okulu adı verilen bir okulun açılmasını uygun görmüştür. Bölgedeki diğer bir önemli adım Safar Vasiliev tarafından açılan ipek fabrikası olmuştur. Çarlık Rusya'nın Kuzey Doğu Kafkasya'daki önemli bir organizasyonu da Kafkas Dağlıları arasında Hıristiyanlığı yaymak için 1744 yılında Oset Ruhanî Komisyonu adıyla ortaya çıkan oluşumdur. Mozdok'un kuruluşu bölgenin tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Mozdok bu süreçte misyonerlerin, feodaliteden kaçan Kabardey ve Osetlerin, Ermeni ve Gürcülerin şehri olmuştur. Şehir kapıları herkes için, sosyal statü ve etnik kimliğine bakılmaksızın, hiçbir belgeye gerek olmadan açılmış Hıristiyanlığı kabul eden herkes özgür ilân edilmiştir. Çarlık'ın Kafkasya'da attığı tüm bu politikaları bağlamında Mozdok Hattının Rus kolonizasyonundaki yeri incelenmiştir.

KafkasyaKazaklarKolonyalizm+5
Didem Çatalkılıç
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemalpaşa Tahtacı kültürü: Çınarköy örneği

Çınarköy, İzmir'in Kemalpaşa ilçesine bağlı bir Tahtacı köyüdür. 1950'li yıllardan önce bir Tahtacı yerleşim bölgesi değilken, Nif Dağı'nın eteklerinde yer alması ve bu bölgenin ormancılık mesleği için uygun bir coğrafyaya sahip olması sebebiyle, Çınarköy geçimini bu meslekten sağlayan Tahtacılar tarafından ilgi görmüş ve 1950'li yıllardan itibaren giderek bir Tahtacı köyü haline gelmiştir. Günümüzde orman işçiliğini büyük ölçüde bırakmış olsalar da, Çınarköylüler Tahtacı inanç pratiklerini ve geleneklerini büyük ölçüde sürdürmeye ve gelecek kuşaklara aktarmaya devam etmektedirler. Literatür tarama, gözlem ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniklerine dayanan bu çalışma ile haklarında çok fazla araştırma bulunmayan Çınarköy Tahtacılarının inançları ve geleneklerini açığa çıkarmak hedeflenmektedir ve gelecekte bu kültürle ilgili başka çalışmaların da yapılması umut edilmektedir. Keywords: Animation, Movie, Gender, Walt Disney, Disney

AlevilerAlevilikKült+7
Senem Ersin Genç
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antandros nekropolü Geç Roma yerleşimi

Antandros Nekropolü Geç Roma Yerleşimi adlı çalışmada, bir Troas kenti olan Antandros'un Nekropol alanı üzerine yer alan Geç Roma Yerleşimi'ne ait 10 adet yapı ve bu yapıların içerisinden ve çevresinden ortaya çıkartılan 2001-2011 yıllarına ait buluntular yapılarla birlikte incelenmiştir. Çalışmanın amacı yerleşimde ortaya çıkarılan yapıların işlevlerini anlamak, yerleşimin hangi dönemler arasında kullanıldığını saptamaktır. Bu amaçlar doğrultusunda yapılan çalışmada ele geçen buluntular mekanlarla birlikte değerlendirildiğinde yerleşimin M.S. 325 ile M.S. 541 yılları arasında kullanıldığı anlaşılmıştır. Kullanım dönemleri üç evreye ayrılmıştır. Mekanların içinden ve çevresinden sikkeler, DSA, DSB, DSC (Çandarlı), Foça, Kıbrıs ve Açık Renk Seramikler, amphoralar ve kandiller açığa çıkarılmıştır. Yerleşimde seramik buluntular devam etmesine rağmen M.S. 5. yüzyılın ortalarından itibaren sikkelerin ortadan kalkma nedenleri sorgulandığında takasa dayalı ekonomi ve başarısızlıkla sonuçlanan Kuzey Afrika Seferi karşımıza çıkar. DSA ve DSB seramikleri yerleşimin nekropol alanı olarak kullanıldığı döneme aittir. Yerleşim tabakalarıyla ilişkili olan seramikler DSC (Çandarlı) seramikleriyle birlikte başlayıp arkasından Foça seramikleriyle devam etmektedir. Çandarlı seramikleri ve Foça seramikleri arasında bulunan kronolojik boşluk yerleşimde sikkeler yardımıyla doldurulmuş durumdadır. Yerleşimin tepe noktası ise M.S. Geç 4. yüzyıl - 5. yüzyılın ortalarına denk gelmektedir. Yerleşimin terk edilme nedeni ise M.S. 541'e tarihlenen, Kuzey Afrika Kökenli Justinian Vebası olmalıdır. Nüfusun yaklaşık yarısının kaybedildiği felaketin ardından geriye kalanlar daha güvenli gördükleri sur içi yerleşimlere taşınmışlardır.

AntandrosArkeolojik alanlarArkeolojik yerleşim+5
Evren Açar
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Continuity and change on the bosphorus shore: Arnavutköy before and after the Greek revolution of 1821

This study examines some crucial phases of transformation in Arnavutköy (Mega Revma), in terms of its social topography and landscape. It especially centers on the Greek Revolution of 1821, as the first serious disruption that affected the Greek Orthodox population of the village. Comparing sources related to the periods preceding and following 1821, my aim in this study was to show how and why the turbulent times of the Greek Revolution shaped population and settlement patterns of Arnavutköy. With the help of a variety of sources ranging from the Bostancıbaşı registers, population registers, official chronicles, travel and geographical narratives, and various other documents from the Ottoman state archives, I have tried to reflect on Ottoman responses to the Revolution (which were by no means constant) and how Ottoman policies and actions affected the social and physical space of Arnavutköy in the short and the long run. My sources also enabled me to make comparisons between other Bosphorus villages with dominant Greek Orthodox populations and see how and why the case of Arnavutköy is unique.

Urban historyPopulationOttoman history+5
Esra Ansel
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hasenan Aşireti (1705-1909)

Hasenan Aşireti, 18. yüzyılın ilk dönemlerinden itibaren konar-göçer yaşam sürdüren ve yaylak-kışlak hareketi güden aşiretlerden birisidir. Hasenanlılar yazın Erzurum ve Muş yaylalarında kışın ise Mardin ve Diyarbakır gibi ılıman bölgeler arasında varlığını sürdürmüştür. 19. yüzyılın başında Osmanlı Devleti tarafından Erzurum ve Muş bölgesine yerleştirilmek üzere nakledilen Hasenan Aşireti, 19. yüzyılın ortalarına kadar çadırlarda ikamet etmeye devam ederek süreç içerisinde köylere yerleşmeye başlamıştır. 18. yüzyıldan başlayarak Hasenan Aşireti'nin 19. yüzyıldaki faaliyetlerine odaklanan bu araştırma, aşiretin Muş ve Erzurum civarına yerleştirilmesinin ardından devlet ve bölge ilişkilerini tartışmaktadır. Bu araştırma 1705 yılından başlayarak 1909 yılına kadar Hasenan Aşireti'nin Osmanlı Devleti ile siyasi, idari, askeri ve sosyal ilişkilerini ayrıntılı bir biçimde ortaya koymayı hedeflemektedir. Çalışmanın en önemli problemlerinden birini Hasenan Aşireti'nin iskân edilme çabası oluşturmaktadır. Bu araştırma aynı zamanda Hasenanlıların Hamidiye Alaylarından önce ve sonra olmak üzere sınırdaş aşiretleriyle (Heyderan, Sıpki, Cibran) ilişkilerinin dönüşüm geçirdiğini iddia etmekte ve güç devşirme çerçevesinde bu dönüşümü mercek altına almaktadır. Bu bağlamda Hasenan Aşireti'nin bölgesel etkinliği, yerleşik halde bulunan Müslim ve Gayrimüslimler ile münasebetlerinin nasıl başladığı ve devlet bünyesinde gelişen siyasi olaylar neticesinde bu münasebetlerin ne yönlü seyrettiği analiz edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen verilerle Hasenan Aşireti'nin bölgesel etkilerinin toplum üzerindeki idari, siyasi, sosyal ve ekonomik yansımalarının cevapları aranmıştır. Ayrıca Osmanlı-Rus savaşlarının (1828/29 Savaşı, 1853 Kırım Savaşı ve 93 Harbi), Kürt Aşiretler üzerindeki yıkıcı etkisinin Hasenanlılar üzerinde nasıl somutlaştığı irdelenmiştir. Diğer taraftan aşiretin kendi içyapısı, yönetici unsurların birbirlerine ve çevresine karşı gösterdikleri tutumun Osmanlı bürokrasisine yansımasının ne boyutta seyrettiği ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Aşiret kavramı, Osmanlı Devleti'nde aşiretlerin yönetimi ve Hasenanlıları yerleştirme çabası yer almaktadır. İkinci bölümde Hasenan Aşireti'nin köken tartışmaları, aşiretin yönetici aileleri ve kolları, 1828/29 Osmanlı-Rus Savaşı ile Tanzimat Döneminden isyan hareketlerine ve sonrasına kadar Hasenan Aşireti'nin faaliyetleri yer almıştır. Üçüncü bölüm ise Hamidiye Alayları dönemini, Hasenanlıların Hamidiye Alaylarına katılımını, bölgesel faaliyetleri, aşiret içi çatışmaları, sınırdaş aşiretlerle mücadeleleri ve Ermeniler ile ilişkileri kapsamaktadır. Anahtar Kelimeler: Hasenan Aşireti, Osmanlı Devleti, İskân, Hamidiye Alayları, 19. Yüzyıl.

AşiretlerErzurumHamidiye Alayları+6
Muhittin Rahmi Akbulut
Mardin Artuklu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Demographic engineering, forced migration and resettlement policies in General Inspectorates

This thesis attempts to focus on General Inspectorates which were active institutions between 1927-1952, by looking at them in context of demographic engineering, forced migration and resettlement policies. Population policies which are inevitable requirement for the nation-building process, are tried to be understood with this institution. The effectivity of General Inspectorates in the Eastern parts of Turkey are tried to be shown, even if they create a small part of this broader project. In addition to these, this thesis highlights the importance of the General Inspectorates' intermediary role to impose the centralized power as decentralized units. This thesis which mostly bases on information from the Republican archive, attempts to examine nation-building process and demographic engineering policies by giving examples from the implementations of the General Inspectorates in the Eastern provinces.

Republic historyControllerMigrations+7
Zişan Ataman Çelik
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kafkasya'dan Anadolu'ya Çeçen göçleri (1860-1918)

Kafkas coğrafyası ile 914'ten itibaren ilişki kuran Rusya'nın tarihi süreçte Kafkasya politikasında birçok dönüşüm yaşanmıştır. 1859'da Kafkas halkı Rus yayılmacılığına karşı direniş hareketlerini başlatarak Rusya'nın Kafkasya'da ilerlemesini bir süre durdurmuşlardır. Rusya 1774 Küçük Kaynarca ve 1829 Edirne Antlaşması ile birlikte Kafkasya'da hakimiyeti tekrar ele geçirerek Kafkas halklarının dini, siyasi ve sosyal hakları üzerinde tamamen tahakküm kurmuş ve bu halkları Osmanlı topraklarına göç etmeye zorlamıştır. Kafkasya'da direnişin sembol halkı olan Çeçenler de Rusya'nın Kafkasya politikasından nasibini almış ve Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir. Çalışmada Çeçen muhâcirlerin, Osmanlı topraklarına geliş güzergahları, nüfusları, geçici ve kalıcı iskân mahalleri, devlet ve halk tarafından yapılan yardımlar, iskân öncesinde ve sonrasında yaşanan olumlu ve olumsuz gelişmeler gibi konular üzerinde durulmuştur. Bunun yanında Osmanlı Devleti'nin iskân politikası, diğer devletlerin bu politikaya bakışı da ele alınmıştır. Anahtar Kelimler: Kafkasya, Osmanlı Devleti, Rusya, Çeçen Göçü, İskân

GöçlerKafkasyaKafkasya göçleri+6
Havva Gizem Acer
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye Cumhuriyeti'nin iskân siyaseti

?Türkiye Cumhuriyeti'nin İskân Siyaseti? adlı bu araştırma iki ana bölümden oluşmaktadır. Kavramsal çerçeve oluşturmak amacıyla ilk bölümde araştırmada sıklıkla kullanılan kavramlar incelenmekte ve Türkiye'de iskân siyasetinin tarihi geçmişini oluşturan Osmanlı Devleti'nin iskân siyaseti incelenmektedir.Türkiye Cumhuriyeti'nin İskân Siyasetinin Çözümlenmesi başlıklı ikinci bölümde; Cumhuriyetin iskân siyasetini şekillendiren nedenler ve iskân siyasetinin kapsamına giren unsurlar incelenerek iskân örgütlenmesi ve iskânla ilgili yasal düzenlemeler değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi bir göç tarihidir. Bu çerçevede Türkiye'de 1923'ten 2000'li yıllara değin yaşanılan göç deneyimi, güvenlik algılaması ve modernleşme süreci, iskân politikasının gelişimi üzerinde bir çok etkiye sahiptir.İskân siyasetinin uygulama örnekleri ise; göçler nedeniyle gerçekleştirilen iskân uygulamaları, güvenlik nedeniyle gerçekleştirilen iskân uygulamaları, yeniden yerleştirme (yeniden iskân) uygulamaları şeklindeki sınıflandırmayla incelenmektedir. İskân siyaseti ve uygulamalarının sosyal, ekonomik ve siyasal sonuçları kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmaktadır.

GöçlerGüvenlikYeniden yerleşim+2
Canan Emek Sarıgül
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
20
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırım'dan Konya'ya göç eden muhacirler ve yerleşme problemleri (1853-1914)

Osmanlı Devleti'ne, Kırım'ın kaybedilmesi ve akabinde Çarlık Rusya tarafından işgal edilmesi sonucu çok sayıda zorunlu kitlesel göç yaşanmıştır. İlk kitlesel göçlerin yaşandığı 1763 yılından sonra göç hareketi durmaksızın devam etmiştir. Kırım'da bulunan Türk halkının maruz kaldığı cana, mala ve ırza kastetmek, işkence ve zulüm olayları Türk tarihinde derin hüzün ile hatırlanmaktadır. Osmanlı Devleti ve Çarlık Rusya'sı arasında meydana gelen savaşlar bu göç hareketlerinin hızlanmasında ve yoğunluk kazanmasında etkili olmuştur. 1783 işgalinden sonra 1828-1829 Osmanlı- Rus savaşı, 1853 Kırım Harbi, 1877-1878 meydana gelen 93 Harbi, Kırım Tatar ve Nogay halklarını artan Rus baskısı ve zulmü ile etkilemiştir. Kırım Tatar ve Nogayların yapmış oldukları bu göçler sadece ve her seferinde Osmanlı Devleti topraklarına olmuştur. Balkanların henüz yitirilmediği dönemlerde gelen muhacirler bu coğrafyaya iskân edilmekteydi. Balkanlarda yaşanan gelişmeler ve devletin dağılma sürecindeki artış hem Balkanlarda daha önce yaşayan Türk soydaşlarımızı hem de Kırım'dan koparılarak buraya yerleştirilen Türk soydaşlarımızı göçe zorlamıştır. Yaşanan bu hadiseler neticesinde Anadolu coğrafyasının dört bir yanına Kırım Tatar ve Nogay muhacirler iskân olunmuştur. Önemli iskân bölgelerinden biri de Konya ilidir. Çoğunlukla muhacirler Kırım'dan Osmanlı topraklarına denizyolu ile ulaşmakta, İstanbul ve Samsun limanlarına çıkarak buradan eğer mümkünse demiryoluyla ya da karayoluyla Konya'ya gelmişlerdir. Kırım coğrafyasından göçe zorlanarak Osmanlı topraklarına ve akabinde Konya'ya ulaşan muhacirler için Osmanlı Devleti, iaşe ve iskânları konusunda ciddi yardımlar ve imkânlar sağlamıştır. Konya'ya iskân olunan muhacirler yerel sakinlerden de yardımlaşma ve dayanışma örneklerine tanık olmuştur.

GöçlerGöçmenlerKonya+7
İlyas Er
Kütahya Dumlupınar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Balkanlardan İzmir'e göç ve muhacirlerin iskânı

1353 yılında başlayan Osmanlı Devleti'nin Balkanlara ilgisi, Balkan coğrafyasına hâkimiyet sağlaması ve Anadolu'dan o coğrafyaya yapılan göçlerin başlaması ile zirve noktasına ulaşmıştır. Bu göçlerin neticesinde Balkan coğrafyasında Türk kültürü yayılmaya başlamış ve kalıcı hale gelmiştir. Osmanlı Devleti'nin hoşgörü politikası ve adaletli yönetimi ile bu coğrafyaya huzur ve güven işlenmiş, Türk ve yerel sakinler yüzyıllarca bir arada yaşamışlardır. Rumeli'ye ayak basması ile Osmanlı Devleti sürekli büyüyen ve genişleyen bir devlet haline gelmiştir. Söz konusu büyüme beraberinde duraklamayı da getirmiş, yüzyıllar süren yeni bir süreç başlamıştır. Dağılma sürecine girilmesi ile Balkan coğrafyasını Türkleştirmek için bölgeye yerleştirilen Türkler Anadolu'ya Osmanlı topraklarının bağrına dönmeye mecbur bırakılmıştır. Balkanlardan söz konusu ilk kitlesel göç, 1787-1792 yıllarında yaşanan Osmanlı- Rus savaşı sonucunda başlamıştır. En yoğun göç hareketi ise, 1877-1878 yıllarında yaşanan Osmanlı- Rus savaşından sonra görülmüştür. Bu kitlesel göç hareketleri başkent İstanbul'a birlikte hatırı sayılır ölçüde İzmir'e de yapılmıştır. Balkan coğrafyasından koparılan muhacirlerin iaşe ve iskânı konusunda devlet destek olmuştur. İzmir'e yerleştirilen muhacirler için yerel sakinler de özen ve dayanışma göstermişlerdir. İzmir'e yapılan göçlerin yoğunluğu ve iskân faaliyetleri sonucu bölgede göçmen mahalleleri oluşturulmuş ve muhacirlerin geldikleri bölgelerin adı buralara verilmiştir. Günümüzde muhacir mahallerinde yerleşim devam etmekle birlikte daha homojen bir yapı görülmektedir.

Balkan TürkleriBalkanlarGöçler+7
Gökhan Doğan
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1923-1938 Atatürk Dönemi göç ve iskân politikaları

Göç, canlıların yaşamlarını sürdürebilmek amacıyla yaptıkları sosyal bir hareketliliktir. İnsanlar da bulundukları coğrafyalardan çeşitli nedenlerle başka coğrafyalara göç etme arzusu ile hareket etmektedirler.1877-1878 yılları arasında cereyan eden ve 93 harbi olarak adlandırılan Osmanlı- Rus savaşı sonrası kaybedilen topraklardan Anadolu'ya doğru bir göç başlamıştır. Kafkaslarda ve Balkanlarda sürekli devam eden bu göç olgusu bu sefer tersine göç hareketi ile karşılaşmıştır. Bu savaşın ardından yaşanmış olan Balkan Savaşları ve I. Dünya Harbi ise 1914-1918 yılları arasında meydana gelmiş ve göç hareketi bu savaşlar sonrasında da hızla devam etmiştir. 1919-1922 yılları arasında yine topraklarımızda meydana gelen Kurtuluş Harbi sonrasında sular durulmuş ve savaşın tarafları İsviçre'nin Lozan kentinde bir barış konferansı için toplanmıştır. Bu toplantı sonrası azınlıklar meselesi Türkiye ve Yunanistan arasında yapılmış olan 30 Ocak 1923 tarihli Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol ile açıklığa kavuşmuştur. 1923-1938 yılları arasında Yeni kurulan Türk Devleti ülkeye gelen yeni nüfusu homojen bir şekilde topraklarında dağıtabilmek amacıyla önemli iskân kanunlarını meclis görüşmelerinde müzakere etmiştir. Bu amaçla ilk olarak Lozan Antlaşması sonrasında Mübadele edilecek ahali işleri için Mübadele İmar ve İskân Vekâlet'ini meydana getirmişlerdir. Ayrıca çeşitli kanunlar ile iskân edilmiş olan muhacirleri her alanda faal hale getirmeye çalışmışlardır. Bu çalışmada 1923-1938 yılları arasında Türkiye'nin Göç ve İskân Politikaları değerlendirilmiş, ayrıca bu tarihler arasında Türkiye'ye gelen göçmenlere de değinilmiştir. Bu bağlamda 362 Sayılı Kanun ve 885 Sayılı kanun Türkiye'nin İskân Politikasının belirlenmesinde önemli bir etkenlerinden olmuştur.

Atatürk DönemiGöç politikalarıGöçler+4
Elif Zülal Saygın
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Siyasi ve hukuki boyutlarıyla İsrail'in yerleşimci politikasının incelenmesi

Çalışmada, İsrail ile Filistinliler arasındaki en temel sorunların biri olan yerleşimciler ve yerleşimler ile bunların hukuki ve siyasi statüleri odak noktası olarak işlenmiştir. İsrail Devleti'nin kuruluşunun bölgedeki savaşlar ve dengeler üzerinde yarattığı etki incelendikten sonra, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nda İsrail tarafından ele geçirilen Batı Şeria ve Doğu Kudüs bölgelerinde uygulamaya koyulan yerleşimci politikası üzerinde durulacaktır. Yerleşimcilerden yana bir politika izleyerek yeni yerleşimlerin kurulmasını sağlayan Likud Partisi'nin izlediği politikalara yer verilecektir. Yerleşim ve yerleşimciler, uluslararası hukukta kabul görmese de varlıkları günümüzde halen devam etmektedir. Yerleşim birimlerinin varlığının güvenlik gerekçesiyle zorunlu olduğunu iddia eden İsrail, yerleşimlerin yasadışı olduğu yönündeki Birleşmiş Milletler kararlarını dikkate almamakta, tersine, Batı Şeria bölgesinde yerleşimlerin çevresinde Batı Şeria Duvarı'nı inşa etmeye devam etmektedir. Duvarın bölgede yaşayan vatandaşların haklarını ihlal ettiği yönündeki uluslararası hukuk kararlarına rağmen, Batı Şeria Duvarı da yerleşimciler de halen varlığını sürdürmektedir.

Batı ŞeriaFilistin-İsrail sorunuUluslararası Hukuk+3
Mehmet İlhan
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güney Anadolu'da ilk iskân izleri

Bilindiği üzere Anadolu coğrafi faktörler bakımından insanların yaşamı için elverişli yerlerden biridir. İklim koşullarının elverişliliği, su kaynaklarının bol olması, yiyecek toplama sıkıntısının olmaması gibi nedenlerle insanların yerleşim için uygun gördüğü yerlerdendir Anadolu. Araştırma konumuzun sınırlarını oluşturan Güney Anadolu içinde aynı durum geçerlidir. Çalışma sahasında ilk iskân tarih öncesi çağların ilki olan Paleolitik ve Epipaleolitik Çağlarda başlamıştır. Bölgede bu dönemlere ait pek çok mağara bulunmuştur. Ayrıca bölgede daha önce yapılan araştırmalarda sayısı 12'yi bulan bu mağaraların tarih öncesi dönemleri sırasıyla yaşamadığı da ortaya çıkarılmıştır. Paleolitik ve Epipaleolitik dönemlerin arkasından insanlık için büyük adımların atıldığı bir dönem, Neolitik Dönem başlamıştır. İnsanların mağaralardan çıkıp geniş düzlüklerde, su kenarlarında yerleşmeler kurduğu, ekip biçmeye başladığı, hayvanların evcilleştirildiği ve çanak çömleğin yapıldığı bu döneme ait Güney Anadolu'nun Adana Bölümü sınırları içerisinde 39 yerleşme bulunmaktadır. Neolitik'ten sonra yaşanan Kalkolitik Döneme İleri Üretici Dönem adı da verilmiştir. Bu dönem de maden ortaya çıkmış, bakır ziynet eşyası ve silah yapımında kullanılmaya başlanmıştır. Güney Anadolu'da bu döneme ait 43 yerleşme yeri vardır. Anahtar Kelimeler: Akdeniz, Tarihöncesi, Güney Anadolu, Paleolitik, Epipaleolitik, Neolitik, Kalkolitik

Epipaleolitik DönemGüney AnadoluKalkolitik Dönem+6
Eda Zincir
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Abazaların Osmanlı Devleti'ne göçü ve iskânı (1860-1865)

Bu çalışmada, Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve araştırma eserlerde yer aldığı kadarıyla, XIX. Yüzyılda Kafkasya'dan, Osmanlı Devleti'ne göç eden Abaza halkının durumu ele alınmıştır. Söz konusu Abaza halkının, göç sırasında ve sonrasında yaşadıkları durumlar değerlendirilmiştir. 1860-1865 yılları aralığını seçmemizin nedeni ise 1859 yılında hem Şeyh Şamil'in Ruslara teslim olması hem de 1864 yılında ki son Rus-Çerkes savaşı sonucunda Osmanlı Devleti'ne yoğun kitlesel göçlerin olmasıdır. Osmanlı Devleti kendisine sığınan Kafkas halklarını Anadolu ve Balkanlara iskân ettirmiştir. Abaza halkları da Osmanlı Devleti İskân Politikası çerçevesinde Osmanlı coğrafyasında uygun yerlere iskân edilmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, Abaza, Göç, İskân

AbazalarGöçlerKafkasya göçleri+6
Filiz Kazancı
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dağıstan ulemasının Osmanlı Devleti'ne göçü ve iskânı (1850-1917)

Tarih boyunca özgürlük mücadelesinin en etkin bir şekilde yaşandığı Dağıstan, Kuzey Kafkasya'da Rusya Federasyonu'na bağlı özerk bir cumhuriyettir. Kafkas dağlarının aşılması için en uygun 12 geçitten birisi olan Derbent geçidi, Dağıstan'da bulunmaktadır. Coğrafi konumunun getirdiği bu durum sebebiyle Dağıstan, tarih boyunca istila hareketlerine ve birçok savaşa tanıklık etmiştir. Yine bu coğrafyada büyük güçler arasında hâkimiyet mücadeleleri yaşanmıştır. Bu çalışmada Dağıstan bölgesinin tarihsel gelişimi ve Dağıstan ulemasının Osmanlı Devleti'ne geliş yolları incelenmiş, iskân edildikleri bölgeler ve bu bölgelerde ulemaya yapılan yardımlar anlatılmıştır. Bu çerçevede çalışmanın sınırlarını günümüzde Kuzey Kafkasya'da yer alan Dağıstan Özerk Cumhuriyeti oluşturmaktadır. Bu çalışma Rusya'nın Kafkasya'yı işgalinden sonra, Dağıstan'dan başlayan göç hareketi esnasında Osmanlı Devleti'ne sığınan Dağıstan ulemasını incelemeyi amaçlamaktadır.

DağıstanGöçlerKafkasya göçleri+7
Mehmet Akbey
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00

İlgili konular