Settlement
Bu konu başlığı altında 113 tez
Kafkasya'dan Anadolu'ya Çeçen göçleri (1860-1918)
Kafkas coğrafyası ile 914'ten itibaren ilişki kuran Rusya'nın tarihi süreçte Kafkasya politikasında birçok dönüşüm yaşanmıştır. 1859'da Kafkas halkı Rus yayılmacılığına karşı direniş hareketlerini başlatarak Rusya'nın Kafkasya'da ilerlemesini bir süre durdurmuşlardır. Rusya 1774 Küçük Kaynarca ve 1829 Edirne Antlaşması ile birlikte Kafkasya'da hakimiyeti tekrar ele geçirerek Kafkas halklarının dini, siyasi ve sosyal hakları üzerinde tamamen tahakküm kurmuş ve bu halkları Osmanlı topraklarına göç etmeye zorlamıştır. Kafkasya'da direnişin sembol halkı olan Çeçenler de Rusya'nın Kafkasya politikasından nasibini almış ve Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir. Çalışmada Çeçen muhâcirlerin, Osmanlı topraklarına geliş güzergahları, nüfusları, geçici ve kalıcı iskân mahalleri, devlet ve halk tarafından yapılan yardımlar, iskân öncesinde ve sonrasında yaşanan olumlu ve olumsuz gelişmeler gibi konular üzerinde durulmuştur. Bunun yanında Osmanlı Devleti'nin iskân politikası, diğer devletlerin bu politikaya bakışı da ele alınmıştır. Anahtar Kelimler: Kafkasya, Osmanlı Devleti, Rusya, Çeçen Göçü, İskân
Türkiye Cumhuriyeti'nin iskân siyaseti
?Türkiye Cumhuriyeti'nin İskân Siyaseti? adlı bu araştırma iki ana bölümden oluşmaktadır. Kavramsal çerçeve oluşturmak amacıyla ilk bölümde araştırmada sıklıkla kullanılan kavramlar incelenmekte ve Türkiye'de iskân siyasetinin tarihi geçmişini oluşturan Osmanlı Devleti'nin iskân siyaseti incelenmektedir.Türkiye Cumhuriyeti'nin İskân Siyasetinin Çözümlenmesi başlıklı ikinci bölümde; Cumhuriyetin iskân siyasetini şekillendiren nedenler ve iskân siyasetinin kapsamına giren unsurlar incelenerek iskân örgütlenmesi ve iskânla ilgili yasal düzenlemeler değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi bir göç tarihidir. Bu çerçevede Türkiye'de 1923'ten 2000'li yıllara değin yaşanılan göç deneyimi, güvenlik algılaması ve modernleşme süreci, iskân politikasının gelişimi üzerinde bir çok etkiye sahiptir.İskân siyasetinin uygulama örnekleri ise; göçler nedeniyle gerçekleştirilen iskân uygulamaları, güvenlik nedeniyle gerçekleştirilen iskân uygulamaları, yeniden yerleştirme (yeniden iskân) uygulamaları şeklindeki sınıflandırmayla incelenmektedir. İskân siyaseti ve uygulamalarının sosyal, ekonomik ve siyasal sonuçları kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmaktadır.
Güney Anadolu'da ilk iskân izleri
Bilindiği üzere Anadolu coğrafi faktörler bakımından insanların yaşamı için elverişli yerlerden biridir. İklim koşullarının elverişliliği, su kaynaklarının bol olması, yiyecek toplama sıkıntısının olmaması gibi nedenlerle insanların yerleşim için uygun gördüğü yerlerdendir Anadolu. Araştırma konumuzun sınırlarını oluşturan Güney Anadolu içinde aynı durum geçerlidir. Çalışma sahasında ilk iskân tarih öncesi çağların ilki olan Paleolitik ve Epipaleolitik Çağlarda başlamıştır. Bölgede bu dönemlere ait pek çok mağara bulunmuştur. Ayrıca bölgede daha önce yapılan araştırmalarda sayısı 12'yi bulan bu mağaraların tarih öncesi dönemleri sırasıyla yaşamadığı da ortaya çıkarılmıştır. Paleolitik ve Epipaleolitik dönemlerin arkasından insanlık için büyük adımların atıldığı bir dönem, Neolitik Dönem başlamıştır. İnsanların mağaralardan çıkıp geniş düzlüklerde, su kenarlarında yerleşmeler kurduğu, ekip biçmeye başladığı, hayvanların evcilleştirildiği ve çanak çömleğin yapıldığı bu döneme ait Güney Anadolu'nun Adana Bölümü sınırları içerisinde 39 yerleşme bulunmaktadır. Neolitik'ten sonra yaşanan Kalkolitik Döneme İleri Üretici Dönem adı da verilmiştir. Bu dönem de maden ortaya çıkmış, bakır ziynet eşyası ve silah yapımında kullanılmaya başlanmıştır. Güney Anadolu'da bu döneme ait 43 yerleşme yeri vardır. Anahtar Kelimeler: Akdeniz, Tarihöncesi, Güney Anadolu, Paleolitik, Epipaleolitik, Neolitik, Kalkolitik
Abazaların Osmanlı Devleti'ne göçü ve iskânı (1860-1865)
Bu çalışmada, Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve araştırma eserlerde yer aldığı kadarıyla, XIX. Yüzyılda Kafkasya'dan, Osmanlı Devleti'ne göç eden Abaza halkının durumu ele alınmıştır. Söz konusu Abaza halkının, göç sırasında ve sonrasında yaşadıkları durumlar değerlendirilmiştir. 1860-1865 yılları aralığını seçmemizin nedeni ise 1859 yılında hem Şeyh Şamil'in Ruslara teslim olması hem de 1864 yılında ki son Rus-Çerkes savaşı sonucunda Osmanlı Devleti'ne yoğun kitlesel göçlerin olmasıdır. Osmanlı Devleti kendisine sığınan Kafkas halklarını Anadolu ve Balkanlara iskân ettirmiştir. Abaza halkları da Osmanlı Devleti İskân Politikası çerçevesinde Osmanlı coğrafyasında uygun yerlere iskân edilmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, Abaza, Göç, İskân
Dağıstan ulemasının Osmanlı Devleti'ne göçü ve iskânı (1850-1917)
Tarih boyunca özgürlük mücadelesinin en etkin bir şekilde yaşandığı Dağıstan, Kuzey Kafkasya'da Rusya Federasyonu'na bağlı özerk bir cumhuriyettir. Kafkas dağlarının aşılması için en uygun 12 geçitten birisi olan Derbent geçidi, Dağıstan'da bulunmaktadır. Coğrafi konumunun getirdiği bu durum sebebiyle Dağıstan, tarih boyunca istila hareketlerine ve birçok savaşa tanıklık etmiştir. Yine bu coğrafyada büyük güçler arasında hâkimiyet mücadeleleri yaşanmıştır. Bu çalışmada Dağıstan bölgesinin tarihsel gelişimi ve Dağıstan ulemasının Osmanlı Devleti'ne geliş yolları incelenmiş, iskân edildikleri bölgeler ve bu bölgelerde ulemaya yapılan yardımlar anlatılmıştır. Bu çerçevede çalışmanın sınırlarını günümüzde Kuzey Kafkasya'da yer alan Dağıstan Özerk Cumhuriyeti oluşturmaktadır. Bu çalışma Rusya'nın Kafkasya'yı işgalinden sonra, Dağıstan'dan başlayan göç hareketi esnasında Osmanlı Devleti'ne sığınan Dağıstan ulemasını incelemeyi amaçlamaktadır.
XIX. yüzyılın ilk yarısında Söke kazasında nüfus ve yerleşim
Osmanlı İmparatorluğu XVII. yüzyıldan itibaren özellikle askeri ve mali konularda güç kaybı yaşamaya başlamıştır. Bu süreçte artık tahrir kayıtlarının sağlıklı bilgi vermekten uzak kaynaklar olduğunu fark eden devlet, XIX. yüzyılın ilk yarısında yeni kurulan ordunun asker ve mâlî ihtiyaçlarını karşılamak için ülke genelinde erkek nüfusun ve vergi mükelleflerinin tamamını kapsayan yeni bir bir nüfus sayımı yapılmasına ve bu sayımların defterler aracılığı ile kayıt edilmesine karar vermiştir. Çalışmanın temel kaynakları bu sayımların kayıt edildiği defterlerdir. Bu defterler Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi'nde bulunmakta olup, künyeleri şu şekildedir: NFS.d. 2903, 2906, 2908, 2956, 2957, 2958, 2959, 2960, 40068, 2965 numaralı Söke nüfus defterleri ile D.CRD. d. 39903, 39991, NFS.d. 2965, NFS.d. 3188 numaralı icmal defterlerdir. Bu defterler 1830\31-1840\41 tarihinde Sığla Sancağı'na bağlı olan Söke kazasında yapılmış nüfus sayımlarının bilgilerini içermektedir. Bu tezde, bahsi geçen defterlerdeki bilgiler transkript edilmiş, derlenmiş ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Buradan hareketle de XIX. yüzyılın ilk yarısında Söke kazasında ikamet etmekte olan Müslüman ve gayrimüslim nüfusun ihtiva ettiği özellikler ile kaza genelindeki yerleşimleri değerlendirilmiştir. Ayrıca bu çalışmada XIX. yüzyılda Söke'nin idari yapısının durumu ortaya konmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: XIX yüzyıl, Söke'de İdari Yapı, Söke, Sığla, Nüfus, Nüfus Sayımı
Yukarı Fırat Bölgesi Hellenistik ve Roma Dönemi yerleşimleri
Yukarı Fırat Bölgesi, ılıman iklimi, tarıma, yaşamsal faaliyetlere elverişli düzlüklere sahip olması nedeniyle, tarih öncesi dönemden günümüze, kültürel hareketliliğin yoğun olarak görüldüğü bir bölgedir. Bu özellikleri sebebiyle geçmişten günümüze çeşitli mücadelelere sahne olmuştur. Bölge hakkında bugüne kadar çok kısıtlı çalışma yapılmış olsa da, eldeki mevcut verilerden bu bölgede konumuz açısından, Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde bir hareketlilik yaşandığı, gerçekleştirilen kazı ve yüzey araştırmaları sayesinde görülmektedir. Özellikle, Roma'nın, bölgede yoğun mücadelelere girdiği, bu mücadelelere, Küçük Asya'da hakimiyet kurduktan sonra, sınırlarını Fırat'a kadar genişletme amacının sebep olduğu görülmüştür. Bu fetih hareketlerinin izlerini, bölgede özellikle Elazığ ve Malatya illerinde kazılar sonucu tespiti yapılan, kale yapılarının varlığı ile net bir şekilde görmekteyiz. Bu çalışma, eldeki kısıtlı sayıdaki verilerden yola çıkarak, Yukarı Fırat Bölgesi'nin, Paleolitik Çağlar'dan, Roma Dönemi'nin sonuna kadar geçirmiş olduğu evreleri, bir araya getirmeye, tek başlık altında toplamaya çalışmıştır.
İskân ve kentlileşme: Kilis Tibil evleri
1983 yılında güvenlikli alan oluşturma ve gümrüğün genişletilmesi kararıyla birlikte tam Türkiye-Suriye sınır hattında bulunan Tibil köyünün boşaltılmasına karar verilmiştir. Köy halkı zorunlu göç sonucunda Kilis kentinin merkezinde iskâna tabi tutularak Tibil Evleri olarak inşa edilen mahalleye yerleşmişlerdir. Bu araştırma iskân öncesi sınırda bir köy olan Tibil halkının yaşamlarını, iskân kararıyla birlikte yaşadıkları zorunlu göç deneyimini ve sonrasında kente yerleşmeleriyle birlikte kentle uyum süreçlerini, yerli halkla bütünleşme sürecinde yaşadıkları mekânsal, sosyo-kültürel ve politik engelleri inceleyecektir. İzlenen iskân siyasetinin eksik kalan yönlerine vurgu yapılarak işsiz kalan, göreli yoksulluk çeken ve kendilerini dışlanmış hisseden mahallelinin sosyo-psikolojik sorunlarına yer verilecektir. Çalışmanın amacı 2510 sayılı iskân yasasına bağlı olarak taşınan Tibil halkının kırsaldan kente göç deneyimleri örneği üzerinden, kentsel politikaların kent yaşamına etkisini incelemektir. Bu bağlamda Tibil köyünde doğup, iskâna tabi tutulup ve hala Tibil Mahallesinde ikamet etmekte olan, 16 görüşmeciyle nitel araştırma yöntemlerinden olan derinlemesine mülakat yapılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucundan iskân faaliyetlerinin uygulamada yetersiz kalmasından dolayı halkın yoksulluk ve dışlanmaya maruz kalmakla birlikte kentle uyum sürecinde de sıkıntılar çektikleri tespit edilmiştir.
Osmanlı Devleti'nde Muhacirîn-i İslamiyenin iskânı; problemler ve çözüm çabaları (1850-1900)
19. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında meydana gelen Kırım Savaşı ile 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 tarihli Osmanlı-Rus Savaşı ve 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nın meydana getirdiği en önemli sonuç nüfus hareketliliği olmuştur. Bu savaşlar sırasında pek çok insan hayatını kaybederken, çoğu da göçmen durumuna düşmüştür. Bahsedilen savaşların etki alanı olan Balkan, Kafkas, Kırım ve Girit gibi coğrafyalardan pek çok sayıda insan Osmanlı topraklarına göç etmeye başlamıştır. Süreç içerisinde göçmen sayısındaki artış nedeniyle devlet, gelen göçmenleri en iyi şartlarda sevk ve iskân etmek için resmi anlamda bir iskan politikası belirleyerek, çeşitli tedbirler alma yoluna gitmiştir. Öncelikli olarak göçmen meselesi ile ilgilenen muhacir komisyonlarının kurulması ve talimatnamelerle göçmenlerin iskânı sırasında ve sonrasında bunların sorunlarını çözmeye yönelik çalışmalar yapılırken, bir yandan da sosyal, kültürel ve ekonomik hizmetler verilmeye çalışılmıştır. Bu hizmetler bağlamında göçmenlerin sosyal, ekonomik, eğitim vb. alanlarla ilgili ihtiyaçları giderilmeye çalışılmış ve bunların Osmanlı toplumuna uyumu konusunda yaşanacak sorunlar en aza indirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda 19. Yüzyılın ikinci yarısında Osmanlıya sığınmış olan bu göçmenlerin Osmanlı toplumuna uyumunu sağlamak amacıyla yapılmış olan eğitim ve öğretim, sağlık vb. alanlarda yapılan faaliyetlerde kurumsal işleyiş, işleyiş sırasında yaşanan mekansal, sosyal, idari vb. alanlarda yaşanan problemler, göçmenlerin bu faaliyetlere ne ölçüde katılabildikleri gibi konular ışığında göçmenlerin Osmanlı toplumuna ne ölçüde uyum sağladığı ortaya konmaya çalışılmıştır.
Deposıts to Kastamonu according to liquidation requests
"Türk ve Rum Ahalinin Mübadelesine Dair Sözleşme ve Protokol", Türk ve Yunan Hükümetleri tarafından 30 Ocak 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması görüşmelerinin ilk devresinde kabul ve imza olunmuştur. Mübadele Sözleşmesi, Batı Trakya'daki Türklerle İstanbul'da ki Rumlar hariç Yunanistan sınırları dâhilinde bulunan İslâm dininden Türk vatandaşları ile Anadolu'da bulunan Ortodoks Rum ahalinin karşılıklı zorunlu yer değişimini ifade eder. Türkiye mübadele işlerinin üstesinden gelebilmek için 13 Ekim 1923 tarihinde Mübadele, İmar ve İskân Vekâleti'ni kurmuş ve ilk aşamada mübadillerin Anadolu'da yerleştirilebilmesi için on iskân mıntıkası belirlenmiştir. Bu iskân mıntıkalarından biriside, merkezden idare edilen Kastamonu iskân mıntıkasıdır. Mübadillerin iskân edilebilmesi ve geride bıraktıkları malların karşılığını alabilmeleri için "Muhtelit Mübadele Komisyonu" tarafından kendilerine verilen ve "Muhtelit Mübadele Komisyonu Tasfiye Talepnâmeleri" adı verilen bir belgeyi beraberlerinde getirmeleri gerekmekte idi. Bu belgeden mübadilin Yunanistan'dan geldiği vilâyet, liva ve kazası ile Anadolu'da yerleştirileceği iskân mıntıkası, ayrıca mensup olduğu meslek grubu ile geride bıraktığı mallar bilgisine ulaşılabilmektedir. Bu çalışmada Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'nde yer alan Kastamonu İskân Mıntıkası'na ait 78 Tasfiye Talepnâmesi incelenerek Kastamonu merkez ve kazalarına yerleştirilen 89 mübadilin Yunanistan'dan geldikleri vilâyetler, liva ve kazalar ile Kastamonu'da hangi bölgelere yerleştirildikleri; gelen mübadillerin cinsiyet durumları ile mensup oldukları meslekleri bilgilerine yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Mübadele, Kastamonu, Tasfiye Talepnâmeleri.
Aliağa Çayı Havzasında (Arguvan-Malatya) kır yerleşmelerinin beşeri ve ekonomik coğrafyası
Aliağa Çayı havzası, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde, Malatya ili sınırları içerisinde Arguvan ilçesinde yer almaktadır. Havzanın kuzeyinde Çatalan Dağları, güneyinde Karakaya Baraj Gölü, batısında Yazıhan ve Hekimhan ilçelerine ait yerleşmeler, doğusunda ise Arapgir ilçesi yer almaktadır. Araştırma sahasında ilk nüfus bilgilerine, Osmanlı döneminde rastlanılmıştır. Havza Cumhuriyet sonrası nüfus hareketliliği fazla olan dinamik bir yapı göstermektedir. Bu dinamik nüfus yapısını önce yüksek doğum oranları şekillendirirken, daha sonra ise göçler nüfus seyrini önemli oranlarda değiştirmiştir. Aliağa Çayı havzasında nüfusun gelişimine bakacak olursak; ilk yerleşme bilgilerine 1560 yılında rastlanılmaktadır. Bu dönemde 4 yerleşme bulunurken, nüfus miktarının artmasına bağlı olarak yerleşmeler çoğalmış ve havzada günümüzde 14 yerleşme bulunmaktadır. 1935'den 1970 yılına kadar yüksek doğum oranlarına bağlı olarak nüfus artış gösterirken, 1970 yılından 2000'li yıllara kadar kırdan kente gerçekleşen göç hareketlerinin etkisiyle sürekli olarak bir azalma meydana gelmiştir. 2007 yılından sonra ise değişken özellikler göstermektedir. Havzada ilk yerleşme bilgisi ve yerleşmelerin ne zaman kurulduğu ile ilgili bilgi ve bulguların tarihi milattan önceye dayanmaktadır. İsaköy, Karahüyük ve Morhamam'da elde edilen örneklerde yerleşme tarihinin ilkçağlara dayandığını göstermektedir. Havza sınırı içerisindeki yerleşmeler köy ve köy altı yerleşme birimleri ile ikamet etme süresine göre daimi ve geçici yerleşmelerden oluşmaktadır. Kırsal yerleşme özelliği gösterdiği için, sahanın geçim kaynakları tarım ve hayvancılık faaliyetleridir. Tarım faaliyetleri arasında kuru tarım metoduyla tahıl tarımı ön plana çıkmaktadır.
Azerbaycan Yüksek Karabağ bölgesi'nin nüfus ve yerleşim özellikleri
Çalışmada Yukarı Karabağ ve yakın çevresinin nüfus ve yerleşim özellikleri incelenmiştir.1813'ten günümüze kadar olan istatistiklerin yanı sıra Yukarı Karabağ'daki insanların yeniden yerleşimi, tahliyeden sonra nüfusun sayısı ve yeri incelenmiştir. Nüfus coğrafyası, nüfusun bölgesel gruplarında yaşadığı bölgesel sistemler ve bunların çeşitli sosyo-ekonomik ve doğal koşulları oluşum ve gelişme özelliklerini inceler. Bu anlamda Yukarı Karabağ bölgesinin nüfus özellikleri sosyoekonomik yapısı, yaş, cinsiyet ve nüfus hareketleri açısından ele alınmıştır. Bölge, Azerbaycan'ın ortakesiminde yeralmaktadır. Sovyet döneminde, Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi, burada 4.400 km2 'lik biralana ve ya Azerbaycan Cumhuriyeti'nin toplam topraklarının % 5.1'ine sahip olacak şekilde kurulmuştur. 1970 nüfus sayımına göre Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi'nin nüfusu 150,313'tür. Dağlık Karabağ'ın nüfusu 19. Yüzyılın başlarına kadar Azeri türklerinden oluşuyordu. 1820'den itibaren Ermeniler toplu halde Azerbaycan'a, özellikle bu bölgeye sürüldü. Ermenice kaynaklarda bölgeninadı "Arsakh" olarak geçmektedir. Amailginçolan, bu kelimenin kökeninin Azerbaycan ve Türklere ait olmasıdır. Sözün orjinal hali, bölgede yaşayan Sak boylarının kahramanları olan kocalarına verilen "Arsak" tır. Ermeniler kelimeyi tahrifettiler. Bölge 2020 yılından sonra da Yukarı Karabağ bölgesi olarak anılmaya başladı. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan,Yüksek Karabağ, Nüfus, Yerleşme, Nüfus değişimi
Bizans İmparatorluğunun iskân siyaseti (IV-VII. yüzyıllar)
Roma İmparatorluğu genişleyen sınırlarıyla birlikte barbar toplumlarla sınır komşusu durumuna gelmişti. Başlangıçta barbar kavimlerinin imparatorluk sınırlarından geçişlerine askeri ve özellikle tarımsal ekonomideki ihtiyacından dolayı göz yumulmuştur. Ancak kavimler göçüyle birlikte Hunların önünden kaçan Germen topluluklarının geçiş için oluşturduğu baskı İmparatorlukta tartışmalara neden olmuş ancak askeri ve tarımsal insan kaynağı açığı imparatorluk bürokrasisinin baskın gelmesiyle büyük Germen kitlelerinin foedarity olarak kabulünü sağlamıştır. Kendi liderleri öncülüğünde hareket etme imkânı tanınan Germen topluluklar başta askeri olmak üzere imparatorluğun bütün önemli bürokrasisinde hızla güçlenerek yükselmişlerdir. Bu yükseliş Roma yönetiminin ele geçirilmesine devam etmiştir. Roma İmparatorluğu'nun sahip olduğu çok geniş sınırlar ve devasa güç bundan sonraki dönemlerde de başka kavimlerin iştahını kabartmış, Avarlar, Slavlar, Bulgarlar İmparatorluğu sürekli tehdit ve baskı altında tutmuştur. Doğu sınırlarındaki durum da çok farklı olmamış, Sasani ve Arap baskı ve tehdidi imparatorluğu çok zor duruma sokmuştur. İmparatorluğun maruz kaldığı istila ve tehditlerin amacı farklı olabilmiştir. Zira Avarlar ile birlikte hareket eden Slavlar yağma ve ganimet elde etme niyetinden çok yerleşmek amacıyla işgallerde bulunmuşlardır. İmparatorluğun genel stratejisinde tehdidin en büyüğü doğudan algılandığı için Balkanların biraz daha esnek bırakılmasına yol açmış, bu durumu iyi değerlendiren Slav toplulukları da imparatorluk topraklarına yerleşmişlerdir. Doğu'nun en büyük tehdit unsuru olan Sasanilerin bertaraf edilmesi Bizans'ı rahatlatmamış, arkasından gelen Arap İslam akınları, onu çok uzun sürecek yeni sorunların içine sokmuştur. Bizans'ın iskân yapısını ve politikasını sadece siyasi olaylar şekillendirmemiştir. Sosyal ve iktisadi olaylar da bunda oldukça etkili olmuştur. Zira tarihin en büyük iç isyanlarından biri olan Nika İsyanı, İmparatorluğun nüfusunun tükenmesinde etkili olan bir örnek olarak gösterilebilir. Yine dini ve mezhep farklılıkları ve mücadelesi de Bizans'ın nüfus hareketi üzerinde etkili olmuştur. Ayrıca 541'deki büyük Veba salgını ve Constantinopolis büyük depremleri, doğal afetlerin imparatorluğun nüfus gücü ve iktisadi yapısında oluşturduğu tahribatların örnekleridir. Bizans imparatorluğu normal ve olağan üstü durumlarda nüfus gücünü sağlam tutmak için gerekli politikaları sürdürmüştür. Şüphesiz sürdürdüğü bu politikalarda zaman zaman başarısız olabilmiş, menfi sonuçlarıyla karşılaşabilmiştir. Bu durum da bir yerde kaçınılmaz olmuştur. Çünkü farklı toplulukları kendi toplumu ve devleti içinde istihdam etmek ve yerleştirmek oldukça zor ve riskleri büyük olan bir politikadır.
Diyarbakır-Kurtalan Demiryolu hattının yerleşmelere etkisi
Ulaşım, yerleşmelerin kurulmasında ve büyüyüp gelişmesinde etkili olan faktörlerdendir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Dicle Bölümünde yer alan Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı ve bu hattın, güzergâh boyunca bulunan yerleşmelere olan etkisinin ele aldığı bu çalışmada; Coğrafya Biliminin dağılış, ilgi ve bağlılık ile nedensellik ilkeleri çerçevesinde çalışma ve analizler yapılmıştır. Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattının yapımında ve güzergâhın belirlenmesinde etkili olan coğrafi faktörler belirlenmiş olup; hattın yapım amacı, tarihçesi ve şu anki durumu hakkında bilgiler verilmiştir. Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı, ülkenin batısı ile doğusunu birbirine bağlayan Haydarpaşa-Kurtalan demiryolu hattı içinde yer almaktadır. Kurtalan istasyonu, yapıldığı dönemde demiryoluyla ülkenin doğu ve batısını kesintisiz bir biçimde birbirine bağladığı ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde en son istasyonunun bulunduğu yerleşme olduğu için bir simgedir. 159 km'lik Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı, Diyarbakır, Batman ve Siirt illeri olmak üzere toplam üç ilin idari sınırları içinde yer almaktadır. Bu hat boyunca, altı istasyon (Diyarbakır, Bismil, Çöltepe, Batman, Beşiri ve Kurtalan) ile oniki durak (Bozdemir, Uğur, Arzuoğlu, Ulam, Ambar, Seyithasan, Salat, Sinan, Kıradağ, Yaylıca, Merci ve Yanarsu) bulunmaktadır. Geçmişten günümüze, Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı ve bu hat üzerinde yer alan tüm istasyon ve duraklar ile demiryolu hattının güzergâh üzerindeki yerleşmelere olan etkisi incelenmiş olup; değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamızda, ilk yapıldığı döneme göre eski önemini kaybeden Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattının tekrar canlanması, aktif hale gelebilmesi için yapılması gereken çalışmalar ve projeler anlatılmıştır. Bu çalışmada ayrıca; çevreci, ekonomik, rahat, konforlu ve hızlı bir ulaşım şekli olan demiryolu ulaşımına yeniden ağırlık verilmesi, hatların iyileştirilip modernize edilmesi, hızlı trenlerin kullanılması, karayolu-demiryolu-denizyolunun birbirine entegre edilmesi gibi ülke ekonomisi ve yöre halkı için önemli çalışmaların gerekliliği üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ulaşım, Demiryolu, Diyarbakır, Kurtalan, Yerleşme.
Yenice'nin (Tarsus-Mersin) nüfus ve yerleşme özellikleri
Nüfus ve yerleşme ilişkileri ile şehirsel fonksiyonlar zamanla değişirken etki sahaları coğrafi açıdan farlılıklar oluşturmaktadır. Değişen fiziki ve beşeri şartlar zamanla bölge içerisinde yerleşme ve nüfus özelliklerini, çalışma sahasının idari statüsünü, tarım, sanayi ve ulaşım özelliklerini değiştirmiş ve geliştirmiştir. Alanın tez konusu olarak seçilmiş olmasının temel amacı sahanın coğrafi açıdan daha önceden çalışılmamış olmasıdır. Coğrafyanın nedensellik, karşılıklı bağlantı ve dağılış ilkesi içerisinde ele alınan Yenice için bu çalışma bir ilk olma özelliğini göstermektedir. Akdeniz bölgesinin Adana Bölümünde, Adana'nın batısında, Mersin'in doğusunda yer alan Tarsus ilçesine bağlı Yenice verimli bir ova üzerine kurulmuştur. Yenice farklı özelliklere sahip, gelişmeye elverişli bir alan üzerinde yer almakta ve bulunduğu konumu gereği stratejik bir alan oluşturmaktadır. Verimli tarımsal sahaları ile birlikte sanayi faaliyetleri ve gelişen ulaşım hatları Yenice'yi diğer alanlardan ayırmaktadır. Bölge içerinde gelişen ve değişen bir yapıya sahip olan Yenice nüfus ve yerleşme ilişkisinin faklı bir örneğini teşkil etmektedir. Yenice ilerleyen yıllarda coğrafi açıdan çok önemli bir konumda olacaktır. Anahtar Kelimler: Yenice, Nüfus, Yerleşme, Tarım, Sanayi, Ulaşım.
Aşâir ve Muhâcirîn Müdîriyyet-i Umûmiyyesi Teşkilât tarihi (1914?1922)
Bu tezde 1913 yılında Dâhiliyye Nezareti bünyesinde teşkil edilen İskân-ı Aşâir ve Muhâcirîn Müdîriyyeti'nin genel müdürlüğe dönüşüm süreci ile Aşâir ve Muhâcirîn Müdîriyyet-i Umûmiyyesi'nin kuruluşu, binası ilk önce ele alınmıştır.Çalışmanın devamında Genel Müdürlüğün merkez ve taşra teşkilatları ayrıntılı olarak arşiv belgelere dayanılarak işlenmiştir. Merkez teşkilatındaki şubeler ile taşra teşkilatındaki müdürlük ve memurluklar işlenirken karanlıkta kalan kısımlar arşiv belgeleriyle aydınlatılmaya çalışılmıştır. Bu teşkilat içinde çalışanların ele alındığı başlıklarda atama ve görevler aktarılmıştır.Genel Müdürlüğün çalışma yöntemi alt başlıklar halinde anlatılmıştır. Burada iskân hususu, araştırma ve inceleme çalışmaları ile Mondros Mütarekesi sonrasındaki faaliyetler yine belgeler doğrultusunda işlenmiştir.Böylece teşkilat tarihi açısından (Birinci Dünya Savaşı öncesi/esnâsı ve sonrası) üç dönemdeki yapısal durum ortaya konulmaya çalışılmış, kurumun bir sosyal yardım kuruluşu olduğu yönündeki düşünce kuvvetlenmiştir.
Kumyazı Çayı havzasının (Elazığ) beşeri ve iktisadi coğrafyası
Kumyazı Çayı havzasındaki yerleşmeler Elazığ ilinin güneydoğusunda kuzeydoğu güneybatı doğrultulu bir uzanış göstermektedir. Havzanın tamamı Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde yer alan Elazığ ili içerisinde yer almaktadır. Havzanın kuzeyinde; Keban baraj gölü, doğusunda; Elazığ'ın Merkez ilçesine bağlı Kuşhane köyü, kuzeydoğusunda; Palu ilçesine bağlı Baltaşı köyü, güneyinde ve güneydoğusunda; Maden'e bağlı köyler, batısında ve güneybatısında; Elazığ Merkez ilçesine bağlı köyler bulunur. Araştırma sahasının ve yakın çevresinin fiziki coğrafya özelliklerine baktığımızda, Havzanın batısında Çelemlik-Mastar sıra dağları ile güney kesimde Hazar-Yaylım sıra dağları, olmak üzere iki dağlık alan ve bunlar arasına sıkışmış, Hazar Gölü depresyonu ile Behrimaz-Çitli depresyonları yer almaktadır (Erinç, 1953). Havzaya adını veren Kumyazı Çayı Murat Nehri'nin bir kolu olup Keban Baraj gölüne dökülmektedir. Yaklaşık olarak araştırma sahasının ortasından geçen Kumyazı Çayı'nın önemli kolları olan Baltalık Deresi, Medi Deresi ve Kartal Deresi de havza içerisinde yer almaktadır. İklim özellikleri bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesi'nin kontinental iklimine benzerlik göstermekle beraber yer yer karasal iklim ile bozulmuş Akdeniz ikliminin geçiş özelliğini bir arada yansıtmaktadır. Çalışma alanında nüfusun gelişimi Cumhuriyet Tarihi boyunca 3 ayrı dönemde incelenmiştir. Bu dönemler; 1935-1965 yılları arasında dinamik nüfus artış dönemi, 1965-1990 değişken nüfus dönemi ve 1990-2019 yılları arasındaki nüfus azalma dönemidir. 1990 yılından itibaren başlayan nüfus kaybı tüm ülkede görülen bir durumdur ve bu kayıp üzerinde kırdan kente göç süreci etkili olmuştur. Ancak 2013, 2018 ve 2019 yıllarında Kumyazı Çayı havzasında sanal bir nüfus artışı yaşanmıştır. Bu sanal artışın temel nedeni yerel seçimler dolayısıyla nüfusun kaydını köylere aldırması, il merkezinde ağır hasarlar oluşturan depremin köylerde bu denli hasar oluşturmaması ve mart ayından itibaren ülkemizi etkileyen COVİD-19 salgınıdır. Çalışma alanının nüfus bakımından en önemli özelliği genç nüfusun saha dışına göç vermesi ve göçlerin mevsimsel olarak değişmesidir. Araştırma sahasında yerleşme tarihi ilk çağlara kadar dayanmaktadır. Sarıkamış köyündeki Sarıkamış Höyüğü ile Örencik köyündeki Haraba Tepe sahada yerleşme tarihinin ilkçağa uzandığını kanıtlamaktadır. Çalışma sahasındaki yerleşmelerin çoğunluğu daimi yerleşmeler oluşturur. Daimi yerleşmelere örnek olarak köyler ve mezralar gösterilebilir. Araştırma sahasındaki geçici yerleşmelerin örneğini ise bağ-bahçe evleridir. Sahadaki nüfusun temel geçim kaynağını tarım ve hayvancılık oluşturur. Sınırlı bir şekilde hizmete dayalı faaliyetlerde görülür. Yetiştirilen başlıca tarım ürününü tahıl grubundan olan buğday ve arpa oluşturur. Hayvancılık bakımından sahada yükseltinin ve engebenin azaldığı dağların etek kısımlarında ve alçak sahalarda genelde büyükbaş hayvancılık ile kümes hayvancılığı yürütülürken, engebenin ve yükseltinin arttığı kesimlerde ise genel olarak küçükbaş hayvancılık faaliyetleri yürütülmektedir. Anahtar kelimeler: Elazığ, Kumyazı Çayı, Nüfus, Yerleşme, Tarım, Hayvancılık
Melendiz çayı havzası'nda arazi kullanımı
Melendiz Çayı Havzası Orta Anadolu Bölgesinin Konya ve Orta Kızılırmak Bölümleri içerisinde, Erciyes-Melendiz yöresinin Niğde alt yöresi ile Tuz Gölü yöresinde bulunmaktadır. Araştırma sahası ve yakın çevresi, idari anlamda Aksaray merkez ilçesi, Gülağaç ve Güzelyurt, Çiftlik ilçeleri ile Acıgöl'ün bazı köylerini oluşturmaktadır. Melendiz Çayı Havzası farklı jeomorfolojik birimlerden meydana gelen yeryüzü şekillerine sahiptir. Su bölümü çizgilerine göre oluşturulmuş hidrografik bir havza niteliğindedir. Genel, fonksiyonel ve mikro arazi kullanımı, arazi kullanımının temel coğrafi sınıflandırmasını oluşturmaktadır. Genel arazi kullanımı genel fonksiyonları ifade etmekle birlikte, fonksiyonel arazi kullanımı şehirsel ve kırsal fonksiyonları daha ayrıntılı göstermektedir. Kırsal ve kentsel fonksiyonları daha ayrıntılı ve güncel bir şekilde ifade eden mikro arazi kullanımı, arazi gözlemleriyle daha çok kentsel arazi kullanımını ortaya koymak amacıyla yapılmaktadır. "Melendiz Çayı Havzası'nda Arazi Kullanımı" isimli çalışmamızın üçüncü bölümünde, doğal ortam özellikleri ile arazi kullanımı arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu kapsamda, doğal faktörlerden jeoloji, jeomorfoloji, iklim, hidrografya, toprak, bitki örtüsü gibi doğal faktörler ayrı ayrı incelenmiş ve insan eylemlerinin mekâna yansımalarının nasıl karakter bulduğu analiz edilmiştir. Arazi kullanımına etki eden her bir faktörü bağımsız değişkenler kabul ederek bütüncül bir bakış açısıyla arazi kullanımı üzerindeki etkisi açıklanmıştır. Araştırma sahasının nüfusu 1955 yılına kadar yavaş artış eğilimindeyken, 1955'den 2000 yılına kadar dinamik artış ve bu tarihten sonra stabil eğilimindedir. Havzada 1935 yılında 72.814 olan nüfus yaklaşık beş kat artarak 324.880 olmuştur. Araştırma sahasının nüfus açısından en önemli özelliği kır nüfusunun gün geçtikçe azalması ve nüfusun şehirsel alanlarda kümelenmesidir. 1975 yılında kırsal alanlarda yaşanan nüfus göç süreci 2000 yıllarında daha da şiddetlenmiş ve Melendiz Çayı Havzası'ndaki kırsal nüfus şehirsel alanlara ve yurtdışına göç etmiştir. Araştırma sahasında yerleşmenin tarihi Paleolitik döneme kadar inmektedir. Küçük Göllü Dağ ve yamaçları havzada en eski yerleşmelerin olduğu alanlarıdır. Melendiz Çayı kenarında tarıma dayalı olarak kurulan Aşıklı Höyük ve Acemhöyük havzada en önemli Neolitik yerleşmeler arasındadır. Havzada yerleşmeler daha çok toplu yerleşme şeklindedir. Köy sınırları içerisinde köy meydanına yakın olan tarımsal araziler ise tarımsal fonksiyonlarını gerçekleştirdikleri alanlara karşılık gelir. Çalışmamızın son bölümünü Melendiz Çayı Havzası'nın arazi kullanımıdır. Bu bölümde farklı yıllara ait arazi kullanımı haritaları yapılmış ve araştırma sahası Türkiye ile kıyaslanmıştır. Havzada en fazla alan kaplayan ve her türlü kullanıma uygun IV. sınıf araziler ile daha çok bu arazilerin üzerinde yapılan kuru tarım faaliyetleri ile en fazla alan kaplayan arazi kullanımı sınıfıdır. Böylece bu alanlar üzerinde yanlış arazi kullanımı yerine doğru arazi kullanımı, havzadaki nüfusun geleceği açısından hayati önemdedir. Araştırma sahasında Mamasın Barajı'nın yapılmasıyla birlikte arazi kullanımında önemli değişiklikler olmuştur. Kuru tarım alanları azalmış ve sulu tarım arazilerinde artışlar meydana gelmiştir. Tarımsal destek ve hayvancılık destekleriyle birlikte son yıllarda ürün deseninde farklılaşmalar meydana gelmiştir. Yonca tarımı en fazla yetiştirilen bitkisel ürün haline gelmiştir. Yoncanın çok yıllık bir ürün olması bütün ürünlerinde alansal değişikliklere sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Melendiz Çayı Havzası, Arazi Kullanımı, Nüfus, Yerleşme, Tarım.
Türkiye'deki mülteciler ve mekânsal değişme: Güney Marmara örneği
Türkler'in Balkanlarda ilk teması 1353 yılın da Edirne'nin fethiyle başladı ve 550 yıl sürecek olan Türkler'in Balkanlarda hâkimiyeti başladı. Türklerin Balkanlara hâkim olması ile birlikte Anadolu'da yaşayan Türkler Balkanlarda iskân edilmeye başladı. Osmanlı Devleti'nin anlayışında emperyalist bir anlayış olmadığından dolayı Balkan Halklarının her alanda özgürce yaşamasına olanak sağlamıştır. Balkanlarda hâkimiyet ile birlikte Balkan Halkları ve Türkler arasında kültürel, sosyal, mimari vb. pek çok alanda etkileşim meydana gelmiştir. Bu etkileşim sonucunda Balkan-Türk Kültürü oluşmuştur. Osmanlı Devleti'nin Balkanlara geçmesi ile birlikte sürekli fetihler ve iskânlar sonucunda Balkanlarda ilerleyişini sürdürmüş ve en geniş sınırlara ulaşmıştır. Yükseliş dönemimde Balkanlarda sürekli iskân faaliyeti sürdüren Osmanlı Devleti duraklama ve dağılma döneminde ise faklı bir sürece girmiştir. Bu sürece Geri Dönüş Süreci ismini vermemiz yerinde bir ifade olur. Bu geri dönüş süreci birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. İlk olarak Osmanlı Devleti'ne göçler Kırım'ın Rusya tarafından işgal edilmesi ile başladı. Kafkaslarda Rus hâkimiyetine girmeye başladı. Fransız İhtilali'nin getirmiş olduğu milliyetçilik akımı göç akınlarını daha çok tetiklemeye başladı. 1787-1792 Osmanlı-Rus savaşları sonucunda Balkanlardan Anadolu'ya kitleler halinde göçler başladı. Türk göç tarihinin en önemli halkalarında birini 1877-1878 Osmanlı – Rus Savaşı'ndan sonraki göçler oluşturur. XX. yüzyılın başlarında meydana gelen Balkan Savaşları Balkanlarda yaşayan Türklerin kitleler halinde Anadolu'ya göç etmesine yol açmıştır. Balkanlardan gelen muhacirlerin sorunlarını çözmek için komisyonlar kurulmuştur. Muhacirlerin yerleşmesi için arazi sağlanmış, ev yapmaları için destek verilmiştir. Ayrıca askerlik ve vergi muafiyetleri sağlanarak daha rahat bir hayat sürmeleri için çaba harcanmıştır. Yaşanan sağlık sorunları nedeniyle hastaneler yapılmıştır. Tarım aletleri, tohumluk ve diğer ihtiyaçlar karşılanarak üretime katılmaları sağlanmıştır. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşından yenik çıkmış ve yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Osmanlı Devleti'nden devraldığı Balkan ve Kafkas Türklerini ve Müslümanlarını sorunları Türkiye aynı hassasiyetle sürdürmüştür. 1921 yılında Yunanistan ile Türkiye arasında imzalanan Lozan Antlaşması ile 2 milyona yakın Türk ve Rum zorunlu göç olarak yer değiştirmiştir. 1934 yılında çıkarılan 2510 sayılı İskân Kanunu ile 500 bine yakın muhacir Anadolu'ya göç etmiştir. II. Dünya Savaşında aynı şekilde 1 milyon muhacir Anadolu'ya aralıklarla göç etmiştir. En son göç kitlesi ise 1989 yılında Bulgaristan'dan gelmiştir. Osmanlı Devleti'nin son 200 yılı yaşanan göç olayları geçmiştir. Osmanlı Devleti'nin mirasını alan Türkiye Cumhuriyeti bu konu ile çok yakından ilgilenmiş ve gelen muhacirleri iskân etmeye çalışmıştır. Bu iskân faaliyeti belirli kurallarla yapılmaya gayret edilmiş ve yer seçimleri muhacirlere uygun olarak yapılmaya çalışılmıştır. Bu iskânlar sonucu muhacirlerin en fazla yerleştiği alanların başında Batı Anadolu gelmektedir. Çalışma alanın Güney Marmara Bölümü olarak belirlenmesinde etkili olan faktör muhacirlerin bu alan da yoğun olarak nüfuslanmış olmasıdır. En etkili faktörlerin başında coğrafi mesafe ve yakınlık gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Göç, Muhacir, Coğrafi Mesafe, İskân, Coğrafya
Diyarbakır'da yeni zenginliğin mekânsal ve toplumsal yansımaları: Diclekent ve Metropol örneği
Son yıllarda ortaya çıkan ekonomik canlılıkla beraber yükselen yeni zengin sınıf, Diyarbakır'da kendini mekânsal ve kültürel bir farklılaşmayla ortaya koymaktadır. Daha yeni kurulan bir yerleşim alanı olarak Diclekent ve Metropol semtleri bünyesinde barındırdığı lüks konutlar, rezidanslar, güvenlikli siteler, restoran ve kafe gibi zenginlere hitap eden mekânlarla dikkatleri üzerine çekmektedir. Araştırmada gösterişçi tüketimle kendilerini ifade etmeye çalışan zenginlerin sosyo-kültürel dünyasına ışık tutulmaya çalışılmış, ortaya çıkan yeni zenginliğin mekânsal tezahürlerine yönelik bütünleyici bir fotoğraf ortaya koymak amaçlanmıştır. Diyarbakır'daki yeni zenginliğin toplumsal ve mekânsal yansımalarını odak noktası olarak belirleyen bu araştırma, Diyarbakır'ın Diclekent ve Metropol semtlerinde yapılan saha araştırmasına dayanmaktadır. Saha araştırmasında toplam 51 kişi ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Araştırmada zenginlerin mekânla kurdukları ilişki, zenginliğin gündelik hayatı ve mekânı nasıl biçimlendirdiği ve zenginliğin tüketimle olan organik bağları ortaya çıkarılmaya çalışılarak zenginlerin dünyasına ışık tutulmaya çalışılmıştır. Diyarbakır'daki iktisadi ve sosyo-kültürel değişim kentsel mekânın ve sosyo-kültürel hayatın şekillenmesine etki etmektedir. Ekonomik zenginleşme beraberinde yeni bir zengin sınıfın ortaya çıkmasını sağlamakta; ortaya çıkan yeni zenginler ise yerel dinamiklerin de etkisiyle kendilerine ait bir zenginlik kültürü oluşturmaktadır. Sonuçta yeni zenginliğin mekânsal, kültürel ve sınıfsal olarak Diclekent ve Metropol semtlerinde cisimleştiğini söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Diyarbakır, Mekân, Tüketim, Zenginlik, Gösterişçi Tüketim, Türedi Zenginler
Eski İran uygarlıkları ve yerleşim yerleri (M.Ö.6.bin-M.Ö.700)
Eski İran tarihi çalışmaları hem İran'ın hem de civar bölgelerin tarihinin aydınlatılması açısından son derece önemlidir. Eski İran adeta dünyanın merkezi konumunda olduğu için İran'da yaşanan bir olayın ya da olgunun başka bölgeleri etkilememesi mümkün değildir. Eski İran tarihine baktığımızda; İran coğrafyasına Hint-Avrupalı toplumlar gelmeden önce bu coğrafyada yaşayan kavim ve uygarlıkların olduğunu görebiliriz. Bu bölgeye yapılan göçler sonucunda ise eski ve yeni uygarlıklar arasında etkileşimin olması kaçınılmazdır. Bu çalışmada Eski İran uygarlıklarını inceleyerek onların İran ile olan bağlantısını çeşitli açılardan değerlendirip yerleşim yerleri hakkında bilgi vermeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: İran, Eski İran, İran Arkeolojisi, İran Uygarlıkları
Trabzon eyaleti'nde kırsal yerleşim: Yomra nahiyesi örneği (1461-1682)
Doğu Karadeniz'de tipik bir Osmanlı nahiyesi olan Yomra, fetih öncesi (1461) "Yemora" (Gêmôrá) ismiyle anılmakta ve yöre nüfusu tamamen gayrimüslimlerden oluşmaktaydı. Osmanlılarla birlikte bu küçük kırsal yörenin nüfus ve yerleşim yapısında önemli bir değişim süreci başladı ve yöre nüfusunun dini ve etnik kompozisyonu büyük bir dönüşüm geçirdi. Bu tezin başlıca amacı 1461-1682 yılları arasında Yomra Nahiyesi nüfusunun dini ve etnik yapısında meydana gelen bu dönüşüm sürecini tarihi evreleri ile incelemek ve açıklamaktır. Bunun için yörenin dini ve etnik yapısına dair XVI. asır Trabzon tapu-tahrir defterleri, kadı sicilleri ve XVII. asır mufassal avarız ve cizye defterlerindeki kayıtlı bütün veri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Çalışma dört ayrı bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; tarihi kaynaklar, problematikler ve hipotez ve tezin yöntemi tanıtılmış ayrıca Osmanlı demografi tarihi, Anadolu ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nin kırsal nüfusu üzerine eğilen çalışmalar değerlendirilmiştir. Ardından Yomra Nahiyesi'nin coğrafik özellikleri ile yörenin tarihi geçmişi hakkında ilgili literatür ve Osmanlı kaynakları ışığında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise 1461-1682 yılları arasında yöredeki yeni demografik gelişmeler, nahiyenin yerleşim yapısı, nüfusu ve etnik ve dini kompozisyonu incelenmiştir. Çalışmanın en önemli kısmı olan son bölümünde XVI. asrın sonundan XVII. asrın son çeyreğine yörenin etnik ve dini dönüşümüne değinilerek nüfus yapısını etkileyen gelişmelerle ilgili bulgular ve bunların boyutları incelenilmiştir. Farklı Osmanlı kaynaklarından derlenen bütün veriler XV-XVI. asırların Yomra Nahiyesi nüfusunda meydana gelen etnik ve dini dönüşümün yalnızca ilk safhasını teşkil ettiğini göstermektedir. Sonuç olarak, çalışma, bütün Osmanlı kaynaklarından derlenen veriler ışığında, XVII. yüzyılda vuku bulmuş ciddi sorunlar ve nahiyenin etnik ve dini dönüşümü arasında tarihi bir paralellik ve neden-sonuç ilişkisi bulunduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Yomra Nahiyesi, Yerleşim, Nüfus Yapısı, Dini ve etnik dönüşüm, On Yedinci Yüzyıl.
Israel's settlement activities in the West Bank and East Jerusalem and settler violence between the years 2006-2015
This thesis examines the process of Israel's settlement policy in the West Bank and East Jerusalem between the years 2006-2015, his position in the Israeli-Palestian conflict and the impact of the settler violence on Palestians and Israeli governments' settlement policies. Israeli settlements causing Palestian communities torn apart from each other have been the obstacle for the establishment of a Palestinian state with its own territorial integrity. Israel did not abide by the decision of being stopped the settlement activities which have been approved in the Roadmap dated 2003. Although, Israel's both ongoing negotiations with the Palestians and keeping on those settlement activities have shaken the confidence of the Palestian side and procastinated the Israeli-Palestinian conflict resolution. On the one hand, the increasing settler violence after 2006 aims at routing the Israeli settlement policy, but on the other hand, it complicates the lives of Palestinians. Key Words: Israeli-Palestinian Conflict, Israeli Settlements, Peace Process, Settler Violence, West Bank
İlk çağdan günümüze Gelendost'daki yerleşimler ve kültürel ilişkiler
Bu çalışmada Gelendost İlçesinin tarih öncesi ve tarihi çağlarıyla ilgili bilgi verilmesi amaçlanmaktadır. Giriş bölümü hariç olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Gelendost ilçesinin tarihsel coğrafyası antik kaynaklar ve bölgede günümüze kadar yapılmış olan bilimsel çalışmalar vasıtası ile anlatılmakta, ikinci bölümde ilçeye bağlı günümüz yerleşimlerinden kısaca bahsedilmekte, üçüncü bölümde tarih öncesi dönemden günümüze değin ilçeye ve çevresine ulaşımı sağlayan yol güzergâhlarından bahsedilmektedir. Dördüncü bölümde İlçe sınırları içerisinde tespit edilmiş olan yerleşimler kronolojik olarak değerlendirilmektedir. Son bölümde ise Prehistorik Dönemden, günümüze değin ilçede sınırlarında bulunan tüm yerleşimler bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmiştir. Sonuç itibari ile Gelendost sınırları içerisinde yer alan yerleşimlerin Paleolitik dönemden günümüze kadar aslında çokta fazla bir değişim olmaksızın yerleşim gördüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Pisidia, Gelendost, Yerleşim, Mimari,