Sinema

789 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Geleneksel Türk halk tiyatrosundan sinemaya ikili komik: Zeki Alasya-Metin Akpınar örneği

Tiyatro insanların deneyimlerinin, yaşam biçimlerinin, geleneklerinin, geçmişten günümüze aktarılmasını sağlayan bir araçtır. Bu araç insanların bir araya gelmesine ve bağ kurmasına katkı sağlar. Gelenekler ve kültürel unsurlar değişen veya dönüşen zaman ile beraber tiyatronun yanında sinema, televizyon ve diğer teknolojik araçların yardımıyla gelecek kuşaklara aktarılmıştır. Geleneksel Türk halk tiyatrosunda İhtiyar ile İbiş, Karagöz ile Hacivat, Kavuklu ile Pişekâr olarak görülen ikili komiklerin Zeki Alasya ve Metin Akpınar filmlerinde Zeki ile Metin'in aldıkları rollerle sürdürüldüğü tespit edilmiştir. Bu çalışmada Zeki-Metin ikilisinin yer aldığı 26 film incelenerek mizah ve gülme unsurları tespit edilmiştir. İkili komik merkeze alınarak Zeki Alasya ve Metin Akpınar'ın filmlerinde geleneksel Türk halk tiyatrosunun etkisi karşılaştırmalı yöntemle mizah ve gülme unsurları bağlamında değerlendirilmiştir. Ayrıca filmler Henri Bergson'un gülme teorisi ve mizahın işlevleri dikkate alınarak açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: İkili Komik, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Tiyatro, Sinema.

Akpınar, MetinAlasya, ZekiHalk tiyatrosu+6
Gizem Dalioğlu
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat parti döneminde İzmir'de sanat yaşamı (1950-1960)

14 Mayıs 1950 seçimlerini Demokrat Parti'nin kazanmasıyla çok parti dönemine geçilmiştir. On yıllık bir Demokrat Parti dönemiyle, demokrasi söyleminin öne çıkmasıyla, savaşın bıraktığı izlerin silinmesi ve insanların rahata kavuşmasının beraberinde geleceği düşünülmüştür. Bunun için çabalansa da istenilen sonuç alınamamıştır. Sanatçılar, yaptıkları sanatla insanları eğlendirmenin yanında, fikirlerini sanat yoluyla insanlara ulaştırmaları olmuştur. Halk tabakasına inmek sadece siyasetle olabilen bir iş değildir. Sanatın ve sanatçının yansıttıkları bir o kadar önemlidir. Bu süreçte Demokrat Parti döneminde İzmir'de sanatçıya verilen değer ölçülmektedir. Tiyatro ve sinema alanında ilerlemek isteniyor fakat kararlaştırılan işlerin yapımı uzun zamanlara yayılıyor. İzmir Belediye başkanlarının değişimi işlerin devamlılığını aksatmış olmaktaydı. Bu dönemde tiyatro liberalleşmenin de etkisiyle devlet desteği alamamıştır. Bu durum devlet tiyatrolarını sıkıntıya sokmuştur. İzmir Şehir Tiyatrosu'da bu süreçten en çok etkilenen kuruluş olmuştur. İzmir halkı şehrinde sanatı canlı kılmak için toplulukları desteklemiştir. İstanbul ve Ankara'dan gelen sanatçıların verdikleri röportajlarda İzmir halkının sanata ne kadar ilgili ve büyük beklentileri olduklarını dile getirmişlerdir. Gösterilerde biletlerin hızla tükenmesi ve salonlarda uzun kuyruklar yaşanması en büyük örneği olmuştur. Tiyatroya bu kadar ilgili olan bir şehrin, kendine has bir tiyatroya kavuşması sancılı bir süreçte gerçekleşmiştir. Hali hazırda bulunan tiyatrosunun kapanması ve kente ait bir tiyatronun oluşturulmasını sadece sanat sever insanların aldıkları kararlarla gerçekleşmediği görülmektedir. Amatör grupların çoğalması okullarda da etkili olmuştur. Liselerde öğrenciler, öğretmenlerinin yönetmenliğinde birçok tiyatro oyunu hazırlamışlardır. İzmir belediye başkanları İzmir Şehir Tiyatrosu'nun açılması ve bina çalışmaları için planlamalarda bulunmuştur. Belediye desteği olmadan açılan tiyatroların ömrü oldukça kısa olmuştur. Desteğin tam anlamda sağlanması uzun sürdüğü için, İzmir dışarıdan gelen sanatçıların şehri konumunda olmuştur. Aynı şekilde sanat ihtiyacını karşılamak için İzmir, özel tiyatrolar açmış ve sayılarında hızlı bir artış gözlemlenmiştir. 1950'ler Türkiye'sinde sinema bilinçli kişiler tarafından yönetilerek sanatsal bir boyut kazanmıştır. Fakat teknik alanın eksikliği, yabancı filmlerin artışı gibi sorunlar yaşamaktaydı. İzmir'de 1950-1960 tarihlerinde aktif olarak altmışa yakın açık ve kapalı olarak sinema çalışmaktadır. Sinemalar özel kişilerin yönetiminde olsa da düzenlemeler devlet tarafından yapılmaktadır. Halkın ihtiyaçlarına göre şekillenen yönetmenlikler belediye tarafından her ay kontrolü sağlanmaktadır. Denetim ne kadar sıklıkla yapılsa da sinemacılar daha çok para elde etmek için farklı yollara başvurmaktadır. Seyirciye istediğini vermek için tamamen arz talebe dönüşen bir hal almıştır. Sinemayı ciddiye alan ülkelerde ticari sinema salonlarının yanı sıra kurulan sanat sinemaları bizde kurulamamıştır. Sinema kulüplerinin, müzelerinin önemi anlaşılmamış, filmoloji diye bir eğitim dalı olduğu farkına varılmamıştır. Bizim seyircimiz ticari sinemanın kendisine öğrettiği üzerine düşünmeyen, başka örneklerle karşılaştırmadan kabul etmiş sinema sanatıdır. Sinemaya gösterilecek iki ilgili yol vardır. Birincisi onun varlığını korumak için gösterilen milli alaka ki bu tamamen devletin elindedir, ve ikinci olarak piyasa sineması olmasını önlemek için gösterilecek yine milli ve yönetici alakadır. Bu da halkın elinde olan bir güçtür.

Demokrat PartiSinemaTiyatro+1
Berna Kacemer
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

2000 sonrası Türkiye'de komedyen sineması

Ülkeye girişinden itibaren sinemanın içinden ve dışından gelen değişimlerin etkisinde kalmış olan Türk sinemasında dönemsel başarıların kazandığı önem dikkat çekicidir. Sinema dışı alanların etkisine ek olarak seyirci ilgisine göre de şekillenen kimi akımlar, Türkiye'de sinemanın işler durumda kalabilmesi adına önemli rol üstlenmişlerdir. Türk sineması açısından 2000'li yıllar, filmlerin gişede kazandıkları başarıların geçmişe oranla daha fazla görünür olduğu bir dönem olmuştur. 2000 öncesi dönemde sinema dışı alanlardaki etkinlikleriyle tanınır olan kimi komedyenlerin 2000 sonrası dönemde çekilmesinde etkili oldukları filmler de gişede büyük başarı kazanan filmlerden olmuştur. Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz ve Ata Demirer'in başı çektiği bu komedyenlerin Vizontele (2001), G.O.R.A. (2004) ve Eyyvah Eyvah (2010) adlı filmleri, gösterime girdikleri yıllarda en çok seyredilen filmler arasında yer almıştır. Seyirci sayısı ve hasılat bakımından kazandıkları başarı nedeniyle incelemeye değer bulunan bu filmler, komedyenlerin sinema öncesi dönemlerinde oluşturdukları anlatı tercihlerini büyük ölçüde barındırmışlardır. Bu çalışma, komedyenlerle birlikte anılan anlatı tercihlerinin izlerini, komedyenlerin çekilmesinde etkili oldukları filmlerde aramayı amaçlamaktadır. Komedyenlerin sinema öncesi etkinliklerinde baskın olmuş tercihler açıklandıktan sonra bu tercihlerin filmlerde nasıl yer aldığına bakılmış; bu yapılırken de filmlerin anlatı yapıları incelenmiştir.

KomediKomedyenSinema+1
Emre Gencelli
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir düşünce makinesi: Harun Farocki sineması ve video-deneme pratiği

'Kurmaca' ve 'kurmaca olmayan' nitelemeleri sinematografik üretimin başlangıcından beri var olan geleneksel bir ayrıma dayanır. Fakat film sanatının evrimi içerisinde bu ayrımın işlevsizleştiği dönemler de vardır. Modern sinemada zaman-imajın belirişleri veya belgesel sinemanın temsiliyet krizini aşan yeni öznellik deneyimleri gibi. Tarihsel gelişimi içinde belgesel sinemanın evrildiği çağdaş formlardan biri video-deneme filmler olarak adlandırılır. Bu pratiği sinemanın başlangıcına referanslandırmak mümkün olsa da, konu hakkındaki video ile ilgili akademik tartışmalar görece oldukça yenidir. Bunun sebepleri, hem görüntü teknolojisindeki değişimlerin niteliği, hem de kültürel dönüşümlerin güncel ivmesiyle ilişkilendirilebilir. Bununla birlikte, temsil ötesi imaj kullanımı veya post-yapısal öznellik gibi kimi nitelikleriyle video-denemeler, geleneksel anlayışla tanımlanmış belgesel sinemanın sınırları içinde muğlaklaşır ve bu sınırları zorlar. Bugün bir video-denemeci olarak anılan Harun Farocki, kendine özgü film yapış biçimini uzun yıllar tutarlılıkla sürdürmüş olan bir sinemacıdır. Filmleri, video-denemelerin güncel tartışmalarında tespit edilen özelliklerine sahip birer 'meta-sinema' örnekleridir. Dolayısıyla, güncel bu film formuna dair muğlak tanımları belirginleştirmek için Farocki sinemasından yararlanmak mümkün olabilir. Farocki filmlerinin yapısında yaşam-film, imaj-temsiliyet, arşiv-bellek gibi gerilimler sürekli gözlemlenebilir ve bu sinemanın kolektif bir düşünüş eylemi olarak kabul edilişi ile delillerini sinema kültüründe bulan Gilles Deleuze'ün kavramsal üretimi arasında bir kesişim mümkün olabilir. Çünkü Deleuze görselliği düşünmek yerine, düşünmenin görselliği önerir. Tıpkı gerçekliğin sineması yerine sinemanın gerçekliğini arayışında olduğu gibi. Dolayısıyla bu tercih, çalışma için geleneksel sinema kuramlarından çok daha zengin bir perspektif vadeder. Bu anlamda, Farocki filmlerinin sinematografik olma zorunluluğuyla beliren kolektif bir düşünüş olarak ele alınışı ile çalışmanın doğası ontolojik açıdan ilişkilidir. Temsil ötesi, düşünümselliğiyle kendine referanslı zihinsel bir faaliyet olan video-deneme pratiğini tanımlamaya yarayacak ilkelere ulaşmak, ancak kendi çözüm yolunu problemin nesnesine içkin olarak yapılandıran bir çalışma ile mümkün olabilir. Bu doğrultuda, Farocki sineması üzerinden video-denemelere dair ilkeler, verilerini görsel olarak sunan bu çözümle, düşünme eyleminin doğası içinde ve herhangi bir normatif söyleme başvurmadan elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Harun Farocki, video-deneme, belgesel, hareket-imaj, zaman-imaj, aktüel, sanal, temsil.

Farocki, HarunSayısal videoSinema+4
Atınç Özdemir
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Akira Kurosawa sinemasında mitik unsurlar

Mitoloji, insanlık tarihinin en eski disiplinlerinden biri olarak günümüz toplumunun bilinçdışında hâlâ varlığını sürdürmektedir. Mitler ve efsaneler, ait olduğu toplumun gelenek ve düzeninin temellerini yansıtan düşsel hikâyeler olduğu gibi, ideoloji, folklor, din ve sanat ile de çok yakın bir ilişki içindedir. Sinema da içinde üretildiği toplumun dini, ideolojik ve mitik bilinçdışını yansıtan toplumsal bir üründür. Japon Sineması'nın en önemli yönetmenlerinden biri olan Akira Kurosawa ise hem etnik kökeni hem de dini inancı dolayısıyla filmlerinde belki de mitik öğeleri en fazla kullanan yönetmenlerden biridir. Kurosawa sinematografik olarak çok incelenen bir yönetmen olmasına rağmen, filmlerinin mitlerle ilişkisi, sinema eleştirmenleri tarafından çok fazla ele alınmamıştır. Bu araştırmanın problemi ise, Kurosawa'nın filmlerinde bu mitsel ve efsanevi izlerin nasıl dönüşüme uğrayarak sinemada yeniden üretildiğidir. Araştırmada bu sorun temelinde, Şintô inancının sahip olduğu mitik zenginliğin Kurosawa filmlerine nasıl yansıdığının analizini yapmak ve hangi doğrultuda değişim gördüğünü ortaya koymak amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sinema, Mitler, Kolektif Bilinçdışı, Japon Kültürü, Japon Mitolojisi, Şintô, Japon Sineması, Akira Kurosawa.

BilinçdışıJapon kültürüJapon sineması+6
Miray Karaağaç
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İdeolojiye "Yamuk bakmak": Skyfall filminin söylem analizi

Sinema-ideoloji ilişkisine dair yaklaşımlar, her iki kavrama atfedilen anlamlara göre çeşitlilik gösterir. Marksist yaklaşımlardaki hakim paradigmada "ideoloji" kavramı, "yanlış bilinç" olarak ele alınan ve "gerçeği çarpıtıcı" rolüne vurgu yapılan bir kavramdır. Sinema ise büyük ölçüde, bu işleyiş zemininde, ideolojinin üretildiği bir aygıt olarak ele alınır. "İdeoloji" ve "sinema" kavramları, verili olarak bu anlayışla ele alındığında, sinema-ideoloji ilişkisine dair yaklaşımların da inceleme yönü tayin edilmiş olur. Her ne kadar ideolojinin "yanlış bilinç" olarak ele alınması, Marksist yaklaşımları temel alsa da, Slavoj Žižek, yine Marksist yöntem içinde kalarak, fakat "yanlış bilinç" anlayışını redderek, ideolojinin "gerçeğe yaklaştırma" potansiyeline vurgu yapar. Žižek aynı zamanda sinemayı da, ideolojinin üretildiği bir aygıt olarak değil, toplumsal bir "fantezi alanı" olarak görür. Žižek'in bu yaklaşımı temel alındığında, sinema-ideoloji ilişkisinin tekrar ele alınması da bu ilişkide ideolojinin işlevini ve yönünü tartışmaya açabilir. Bu çalışmada, Slavoj Žižek'in ideolojiye olan yaklaşımı temel alınarak, sinemaideoloji ilişkisi ele alınmıştır. Bu yaklaşım altında bir ideolojik çözümleme örneği olarak, Skyfall (Mendes, 2012) filmi eleştirel söylem analizine tabi tutulmuştur. Bunu yaparken, Skyfall filminde aranacak olan ideolojik öğeler, "yanlış bilinç" kavrayışının sınırlarının dışında değerlendirilmiştir. Žižek, ideoloji yaklaşımında Jacques Lacan'ın psikanalitik öğelerinden yararlandığı için çözümleme sırasında da benzer bir destek kullanılmıştır. Böylece Skyfall filmi üzerinden, Žižek'in ideoloji yaklaşımı çerçevesinde, sinema-ideoloji ilişkisine dair bir yaklaşım sağlanmaya çalışılmıştır.

FilmFilm çözümlemeSinema+3
Onurhan Demirkol
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Bir iktidar biçimi olarak devlet kavramı: Erken dönem sovyet sinemasında iktidarın görünümü

Kavramlar, anlamlarını içinde oluştukları toplumsal ilişkiler üzerinden kazanmaktadır. Bu kavramlardan biri olan devletin, anlam kazandığı toplumsal ilişkilerle bağı koparıldığı oranda, nitelediği alanın kapsamı ve kullanım alanı muğlaklaşmaktadır. Bu nedenle, devlete ilişkin yaklaşımlar ve tartışmalar somut zeminle arasındaki mevcut bağ koparılmadan oluşturulmalıdır. Bu çalışmada, devlet kavramının nitelediği iktidar biçiminin çerçevesi ve kavramın kullanım alanı tartışılmaktadır. Kavramın çerçevesi devletin kökeni, devleti ortaya çıkaran koşullar ve devletin ele alınma biçimlerine referansla tanımlanmıştır. Kullanım alanı ise, literatüre dayanarak çizilmeye çalışılan kavramsal çerçevenin, iki temel üzerinden değerlendirilmesi yoluyla tartışılmıştır. İlk olarak, Marksist kuramın temel kavramları ve somut bir zemin sunması adına Sovyet Rusya tarihine referansla, sosyalist devlet kavramı üzerine bir tartışma yürütülmeye çalışılmıştır. İkinci olarak, iktidar-sinema ilişkisi ve Sovyet Rusya tarihinde sinemaya verilen önem dolayısıyla, kültür ve eğitim politikaları üzerinden, erken dönem Sovyet sineması değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, kuramsal tartışmaların somut bir zeminde yürütülmesi adına, Sovyet sinemasının erken döneminden yedi film, çalışmada devlet kavramı için çizilen çerçeve üzerinden analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet, sosyalist devlet, sinema sosyolojisi, Sovyet Rusya, Sovyet sineması

DevletDevlet kuramıFilm+5
Aslı Ağcaoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sinemada bir tür olarak güldürünün iktidar ve muhalefet ile ilişkisi: Arzu Film örneği

Güldürünün, iktidar ve muhalefet ile ilişkisine, ilk çağ filozoflarından bu yana belirli ölçülerde değiniler olmuştur. Güldürünün bu ilişkisine dair düşünce ve çalışmaları, temel olarak iki grupta toplamak mümkündür. Bunlardan ilki; güldürüyü, muhalefetin iktidara yönelttiği bir eleştiri silahı olarak görürken, diğer gruptakiler; güldürünün, iktidar tarafından kendisi için daha ciddi bir tehlike oluşturabilecek toplumsal muhalefeti, etkisiz hale getirme aracı olduğunu iddia etmektedirler. Türk sinemasının önemli güldürü filmlerine imza atmış olan Arzu Film şirketinin, güldürü türünde çektiği filmler, Türkiye'de toplumsal muhalefetin en gelişkin ve etkin olduğu 1968-1980 yılları arasında gösterime girmiştir. Bu doğrultuda, Arzu Film'in belirtilen yıllar arasında çekmiş olduğu güldürü türündeki filmlerinin, iktidar ve muhalefet ile olan ilişkisi açısından çözümlenmesi hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Güldürü, Türk sineması, İktidar, Muhalefet, Arzu Film.

KomediMuhalefetSinema+3
Şan Ararat Halis
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Michael Haneke sinemasında suç temasının simülasyon kuramı ile ilişkileri bağlamında yeniden değerlendirilmesi

Televizyon için çektiği filmler ve serilerle birlikte yirminin üzerinde sinemasal yapıta imza atmış olan Michael Haneke, bu yapıtların büyük bir bölümünün senaryosunu da kendisi yazmış olan, auteur olarak adlandırılabilecek bir yönetmendir. Aldığı ve aday gösterildiği pek çok ödül, onun toplum analizinin başarısını kanıtlar niteliktedir. Filmlerinde sıkça karşılaşılan 'suç'un, 'suçlu olma/suçluluk' teması içinde ele alınıp tartışılmasının, yönetmenin özellikle geç kapitalist burjuva toplumu analizini anlayabilmek açısından önem taşıdığı düşünülmektedir. Yaşadığı toplumla ve hatta aile içindeki biçimsel bağlarıyla, kendi kendine de yabancılaşmış olan geç burjuva bireylerin, kendilerini içinde buldukları suç, suçluluk ve şiddet içeren olayların anlatıldığı filmlerin analizini yapabilmek için bu çalışmada en uygun bulunan kuram olan simülasyon yaklaşımının odaklarına yer verilmiş, Avrupa'nın Soğuk Savaş'tan itibaren modern toplumsal tarihi, suç kavramıyla ilişkileri, dönemin önemli düşünürlerinin yaklaşımları ve Avrupa sinemasından örnekler hakkında bilgi verilmiştir. Suç ve suçluluk kavramlarının, Jean Baudrillard tarafından 1970'lerin sonlarında ortaya konan Simülasyon Kuramı ile ilişkilerinin, Michael Haneke filmlerinde ortaya çıkış biçimlerini anlayabilmek adına yönetmenin Benny's Video (1992), 71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls (1994), Funny Games (1997), Code inconnu: Récit incomplet de divers voyages (2000) ve Caché (2005) filmleri bu çalışmada analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Simülasyon, simülakr, gerçeklik, hiper gerçeklik, burjuva, suç,suçluluk, yabancılaşma, sosyolojik eleştiri, postmodern, yapı söküm

BenzetimGerçeklikHaneke, Micheal+5
Özgen Alpoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında şiddet: 2002-2012 yılları arasında gişe hasılatı yapan beş filmdeki şiddet öğeleri üzerine bir araştrıma

Şiddet, bilinen en eski tarihten beri insanlığın ve kültürün bir parçası olmuştur. Tanımı ve anlamı toplumlara ve dönemlere göre farklılıklar göstermesine rağmen, bugün hala toplumlar ve bireyler şiddeti problem çözme aracı olarak kullanmaktadır. Kültürün bir parçası olması sonucunda, şiddetin resim, edebiyat, müzik ve sinema yapıtları üzerinde güçlü bir etkisi bulunmaktadır. Şiddet ve şiddetin kullanımı, içinde bulunduğu yapıtın amaçları doğrultusunda şekillenmektedir. Bu çalışma, yüksek gişe hasılatı yapan filmlerde yer alan şiddet eylemlerini, şiddet eylemlerinin türlerini ve şiddetin kullanım amacını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, öncelikle incelenen filmlere içerik çözümlemesi yapılarak sahip oldukları şiddet içeriklerinin türleri ve kullanım sıklıkları ortaya çıkarılmıştır, bulunan şiddet eylemlerinin işlevi incelenmiştir. Anahtar kelimler: Sinema, Şiddet, Şiddetin Türleri, Yüksek Gişe Hasılatı Yapan Filmler, Frekans Analizi.

SinemaTürk sinemasıŞiddet
Tanel Toker
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

2000 sonrası Türk sinemasında tarihi filmlerde milli kimliğin yeniden inşası

Kimlik, sürekli olarak hareket halinde olan ve biz/onlar karşıtlığı içerisinde bir öteki yaratılarak oluşturulan bir yapıyı ifade etmektedir. Milli kimlik de aynı şekilde bir kez oluşturulup bırakılan bir yapı olmayıp sürekli olarak yeniden inşa edilmektedir. Gündelik yaşam içerisinde hayatın tüm alanını kapsayan kitle iletişim araçları "kimlik hatırlatıcıları" olarak işlev görmektedirler. Bu özelliğinden dolayı kitle iletişim araçları ve özelde sinema milli kimliğin sürekli olarak üretiminde ve yeniden üretiminde etkin bir role sahiptirler. Kültürel alan hegemonik bir mücadele alanını ifade ettiğinden milliyetçilik olgusu da kültürel alanda kendisini bir mücadele içerisinde bulmaktadır. Tarihin yeniden inşa edildiği ve bu inşada bugünün egemen temsillerinin etkili olduğu popüler kültür ürünlerinden olan tarihi filmlerde de bu mücadele yaşanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, 2000 sonrası Türk sinemasında tarihi filmlerde milli kimliğin ne şekilde yeniden inşa edildiğini ortaya koymaktır. Araştırma amacını ortaya koymak için betimleyici analiz yöntemi kullanılmış ve durum saptama çalışması yapılmıştır. Çalışma evrenini, 2000 sonrası Türk sinemasında yapılmış olan tarihi filmler oluşturmaktadır. Örneklemi ise amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen 120, Fetih 1453, Çanakkale 1915, Taş Mektep ve Çanakkale Yolun Sonu olmak üzere beş film oluşturmaktadır. Örneklem olarak belirlenen filmler, "biz/onlar tanımlamaları ve özellikleri", "biz/onları belirginleştiren simge ve semboller", "kahramanlık ve zaferlerle biz/onların kuruluşu", "değerlerle biz/onların kuruluşu" ve "milli kimliğin inşasında kullanılan simge ve semboller" olmak üzere beş kategoride betimsel analizle değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kimlik, Milli Kimlik, Tarihi Film, Türk Sineması, 2000 Sonrası.

KimlikMilli kimlikSinema+2
Murat Şahin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Quentin Tarantino sinemasında postmodern kavramlar

Modernlikten bir kopuş olarak değerlendirilen postmodernizm, 1980'lerden itibaren modernizm serüveninin bir parçası olan filmlerde karşılık bulmaya başlamıştır. Bu çalışma, postmodernizmin Quentin Tarantino filmlerine nasıl yansıdığını ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda postmodernizmi tanımlamak için kullanılan zaman ve mekân deneyiminde değişikler, temsilin reddi, öznenin tahribi, parçalanma, belirlenemezlik, evrensel doğrulara olan inancın yitirmesi, şizofreni, metinlerarasılık, yüzeysellik, pastiş, nostalji gibi kavramlarının Tarantino filmlerinde ne ölçüde karşılık bulduğu araştırılmıştır. Filmlerde yer alan postmodern kavramlar ortaya konmakla beraber modern sinemanın birçok özelliğinin de devam ettiği görülmüştür. Bu nedenle filmlerin postmodern bir kopuş içerisinde olmasından ziyade postmodern unsurlar taşıyan bir yapıya sahip olduğu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Postmodernizm, Pastiş, Nostalji, Metinlerarasılık, Yüzeysellik

PostmodernPostmodernizmSinema+1
Vedat Mutlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Anton Çehov öykücülüğündeki yabancılaşma imgesinin Nuri Bilge Ceylan sinemasındaki dönüşümü

Sanatın farklı dalları ortaya çıktıkları dönemlerden bu yana alışveriş içinde olmuşlardır. Bu etkileşim, sanatların günümüzde aldıkları şeklin belirleyici unsurlarından biridir. Sinema da, yapısının el verdiği ölçüde, diğer sanatların anlatılarından, anlatım olanaklarından ve tekniklerinden yararlanmıştır. Gerek sözlü gerek yazılı olsun, mirası insanlık kadar eski olan edebiyat, sanatların en gencini besleyen, büyüten ve değiştiren kaynakların başında gelmektedir. Edebi eserlerin uyarlamalar aracılığıyla perdeye taşınması, sinemanın ilk günlerinde başlayan, artarak devam eden ve günümüzde de popülerliğini yitirmeyen bir yöntemdir. Dünya edebiyatında sayısız yapıt, aslına sadık kalınarak ya da sinemanın gerekleri doğrultusunda dönüştürülerek filme aktarılmıştır. Edebi eserin büyük ölçüde hazır bir senaryo sunması ve bilinirliğinden ötürü belirli bir gişe başarısı vadetmesi, sinemacıların bu yola başvurmasının başlıca nedenleridir. Ancak zamanla kimi yönetmenler için uyarlama çok daha bireysel bir süreç haline gelmiş, etkisi altında kalınan roman ya da öykünün, gücünden bir şey yitirmeden filme aktarılabilmesi düşüncesi öne çıkmıştır. Ülkemizde de durum farklı değildir. Gerek yerli, gerek yabancı yazarların eserlerinden uyarlamalar yapan yönetmenler sinema tarihimizde önemli bir yer tutmaktadır. Rus yazar Anton Çehov'un öykülerini filmlerine taşıyan Nuri Bilge Ceylan bu isimlerin başında gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Anton Çehov, Nuri Bilge Ceylan, Uyarlama, Yabancılaşma

Ceylan, Nuri BilgeHikayeSinema+4
Anıl Özcan Dinç
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

2000 sonrası Türkiye sinemasında queer imkanlar: Benim Çocuğum, Zenne ve Bizim Büyük Çaresizliğimiz üzerine bir çözümleme

Queer kuram ve beraberinde gelişen tartışmalar özellikle 2000'lerden bu yana Türkiye'deki ilgili akademik ve aktivist çevreler üzerinde etkili olmakta, bir yandan kuramın uluslararası düzeydeki tartışma seyri diğer yandan Türkiye özelinde ortaya konan yeni soru ve saptamaların açtığı yol kuramın zenginleşmesini sağlamaktadır. Sinema alanında ise "Türkiye queer sineması" olarak adlandırılabilecek bir yönetmenler ve yapımlar topluluğu ya da akımdan söz edilememekle birlikte Türkiye sineması queer karakterleri, sahneleri, "an"ları ve müdahaleleri barındıran, queer okumalara açık bir alan olarak ele alınabilir. Bu noktadan yola çıkan tez, 2000 sonrası Türkiye sineması içerisinde yer alan ve queer okumalara imkân verdiği düşünülen örneklem filmlerinin çözümlenmesi yolu ile Türkiye'de yakın dönem queer sinemanın olanaklarını araştırmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda filmler karakterler, ilişkiler, sahneler ve anlatı yapısı üzerinden queer bir okumaya tabi tutulmuş, queer kuramın problematize ettiği konular bir yandan "queer sinema" olarak adlandırılan evrensel örnekler diğer yandan da Türkiye sineması ve Türkiye LGBTİ aktivizminin öznel koşulları çerçevesinde filmler ile birlikte düşünülmeye çalışılmıştır. Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, cinsellik, arzu, haz, özdeşleşme, normatiflik gibi kavramlar çalışmada rol oynamıştır. Anahtar Kelimeler: Sinema, Queer, Türkiye Sineması, Queer Kuram

Queer KuramıSinemaTürk sineması
Delta Meriç Candemir
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Animasyonda korkunun temsili ve örnek bir uygulama filmi

Korku insanlık tarihi boyunca en güçlü duygulanım durumlarından biri olmuştur. En başta ölüm korkusu olmak üzere bütün korkuların temelinde var olan bilinmezlik, korku yerine kaygı durumu yaratmaktadır. İnsanoğlu bilinmezliğin getirdiği kaygıyla baş edebilmek için, bilinmeyen her şeyi bir biçime ve içeriğe kavuşturarak onu simgeleştirmiştir. Bilinmeyen olaylar ve nesneler hortlak, cin, hayalet gibi biçimlerle öncelikle sözlü ve yazılı edebiyatta simgeleşerek mitoloji ve dinlerin temel konularından biri haline gelmiştir. Sinemanın icadıyla birlikte korku simgeleri yeni bir alan kazanmış ve geçmişten gelen biçim ve anlamlarına yenilerini eklemiş ya da onları dönüştürmüştür. Sinemadan çok daha önce korku simgelerini kullanmaya başlayan animasyon ortamı, bilinmeyenleri belirli bir forma ve içeriğe kavuşturmada yapısı itibariyle sınırsız bir dünya sunabilmiştir. Böylece korkunun simgeleri ve animasyon arasında güçlü bir ilişki günümüze kadar gelmiştir. Bu araştırmada sözü edilen korku simgelerinin ve uylaşımlarının animasyon ortamıyla geçmişte nasıl bir ilişki kurduğu incelenmiş ve günümüzde geniş kitlelerin beğenisini ve takdirini kazanmış animasyon filmlerde nasıl işlendiği çözümlenmeye çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlar, korkunun günümüzde animasyon filmlerde nasıl temsil edildiğini ortaya koymuş ve belirli şablonlar sunarak korkunun animasyon sineması için önemi vurgulanmıştır. Bunun yanında araştırmanın sonuçlarına dayanarak bir uygulama filmi yapılmıştır.

CanlandırmaFilmKorku+2
Halim Yentür
Anadolu University · Institute of Fine Arts
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Peri masallarının yakın dönem fantastik Hollywood sinemasındaki metinlerarası anlatı yapısı

Bu çalışma, yakın dönem Hollywood sinemasında yeniden çekilen peri masalı uyarlamalarındaki anlatı biçeminin nasıl değiştiğini ortaya koymaktadır. Metinlerarası anlatı yöntemleri ve imgelerinin, yeniden uyarlanan peri masallarındaki kullanımı irdelenerek ve farklılaşma sürecindeki etkileri üzerinde durularak yöntemlerin ve imgelerin, nasıl kullanıldığına odaklanılmıştır. Çalışmada öncelikle fantastik, peri masalları, metinlerarasılık, postmodernizm gibi kavramlar açıklanmıştır. Örnekleme alınan filmlerin, uyarlandığı özgün masallar Greimas'ın Anlatı Çizgesi modeline göre çözümlenmiştir. Ardından, örnekleme alınan filmlerde, metinlerarası süreçten geçen anlatıların, olay örgülerini nasıl çeşitlendirdiği, karakterlerin nasıl dönüştüğü ve farklılaşma sürecinde metinlerarası anlatı yöntemlerin ve imgelerin nasıl kullanıldığı saptanmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde, edinilen bilgiler doğrultusunda, yeniden uyarlanan peri masallarında farklılaşan noktaların neler olduğu ve bu farklılaşma sürecine nelerin sebep olduğu üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Böylece, Hollywood sinemasının yakın dönemde peri masalı metinlerini nasıl ele aldığına ilişkin değiniler belirtilmiştir. Anahtar kelimeler: Fantastik, Peri Masalları, Anlatı, Hollywood Sineması, Metinlerarasılık, Postmodernizm

AnlatıFantastikHollywood+6
Mustafa Algül
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Süperkahraman filmlerinde modernite ve postmodernite ilişkisinin ikili karşıtlıklar yöntemiyle çözümlenmesi

İlk defa ortaya çıktıkları tarihsel dönemler, dünyaya bakışları ve yaptıkları seçimlerle modernitenin birer ürünü ve örneği olan süperkahramanlar, popüler sinema aracılığıyla günümüzün postmodern dünyasına taşınmıştır. Sinema, gerek bir sanat, gerekse bir anlatı biçimi olarak her zaman toplumsal, kültürel ve ideolojik süreçlerle bir arada bulunmuş, özellikle popüler sinema filmleri araştırmacıya verili bir çağa bakmanın, onu anlamanın ve çözümlemenin farklı ve yaratıcı bir yolunu sunmuştur. Popüler sinemada süperkahramanlar ve bu süperkahramanların çevreleriyle olan ilişkilerinin modernite ve postmoderniteyle bağlantılı olarak hangi değerleri, ya da bu değerlerde yaşanan hangi değişim ve dönüşümleri temsil ettiklerinin ortaya konulmasını amaçlayan bu çalışma kapsamında, Batman Begins (2005), The Dark Knight (2008), The Dark Knight Rises (2012), Captain America: The First Avenger (2011), Captain America: The Winter Soldier (2014) ve Man of Steel (2013) filmleri, Lévi-Strauss'un İkili Karşıtlıklar yöntemiyle çözümlenmiştir. Bu çözümleme sonucunda ulaşılan ikili karşıtlıklar bağlamında, süperkahramanların temsil ettiği modernite; seçim, özgür irade, düzen, denge, kontrol, üstün insan, adalet, inanç, gerçek, inşa, eski ve umut kavramlarıyla ilişkili olarak ortaya çıkarken, postmodernite ise; kader, kaos ve kontrol kaybı, yozlaşmış hukuk sistemleri, inanç kaybı, yalan ya da korku, yapıbozumu, yeni, çaresizlik ve yıkım kavramlarıyla ilişkili olarak ortaya çıkmış, filmlerde bilhassa modern inşa ve postmodern yapısökümü arasındaki ilişki yoğun biçimde gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, Modernite, Postmodernite, Süperkahramanlar, İkili Karşıtlıklar

FilmHollywoodKahramanlar+7
Göral Erinç Yılmaz Ercan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında 2010 sonrası filmlerde çocuk gelin temsili

Sinema ortaya çıkmasından bugüne gelene kadar, erkeklerin egemenliğinde bir sektör olarak, kadın temsillerine dair çok gerçekçi olmayan ve genellikle erkek bakışını yansıtan ürünler ortaya koymuştur. Geleneksel toplumlarda görülen ve modernleşme ile büyük ölçüde aşılması gerektiği düşünülen cinsiyet ayrımcılığının günümüzde de sürdürülmesi, film anlatılarına yansıtmaktadır. Sinema toplumun içindeki ataerkil yaşam örüntülerini perdeye yansıtarak, erkek egemen pratiklerin yeniden üretilmesine de bu yolla katkıda bulunmaktadır. Feminist film kuramcıları, sinemadaki erkek egemenliğine bir tepki olarak, filmlerin içeresindeki ataerkil kodları, ideolojileri ve sinemaya özgü aygıtların kullanılarak kadının nasıl ikincilleştirildiğini, çalışmalarının merkezine almışlardır. Sinemanın, kadının karşısında değil, onu destekleyen ve yanında olan biçimlerinin nasıl üretilebileceği, klasik sinemadaki erkek egemenliğin hangi şekillerde yıkılabileceğini araştırmışlardır. Türk sinemasında da benzer şekilde ataerkil yapıya dair izleri görmek mümkündür. Kadın sorunlarına ilişkin konuları ele alan filmler, büyük ölçüde erkeklerin domine ettiği sektörün ürünleri olarak izleyiciye sunulmaktadır. Feminist araştırmacılar ve kadın derneklerince üzerine durulan ve temelinde tüm toplumu ilgilendiren bir sorun olarak çocuk gelinlerin sinemadaki temsilinin araştırılması bu çalışmanın asıl amacıdır. Amaca ulaşmak için, dört film (Lal Gece, 2012; Halam Geldi, 2013; Mustang, 2014; Yarım, 2015) seçilmiş ve analiz edilmiş ve yapılan analiz sonucunda, çocuk gelinlerin sinemadaki temsilinde kadına ait bakış ve sesine yeterli ölçüde yer verilmediği saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sinema, Çocuk Gelinler, Feminizm, Ataerki, Türk Sineması,Kadın, Sinemada Çocuk Gelinler.

AtaerkilFeminizmGelin+5
Burçin Ünal
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sinemaya sinemayla bakmak: Devrim sonrası İran sinemasında düşünümsellik

Sinema, ilk yıllarından bu yana bir eğlence aracı olmanın yanında; bir ifade aracı, gerçeğin aynası, sanat dalı, propaganda aygıtı gibi pratiklere hizmet etmiştir. Tüm bu pratiklere hizmet ederken de bir olayı, bir insanı, bir derdi, bir bunalımı, bir aşkı, bir ayrılığı veya bir gerçeği ele alarak konu edindiğini nesnesi haline getirmiştir. Ancak bazı durumlarda sinema, kamerayı kendine, yani özneye de çevirmeyi bilmiştir. Başka bir deyişle, sinemanın konusu yine sinema olmuş, düşünümsel bir stratejiye geçilmiştir. Devrim sonrası İran sinemasında sinemayı konu alan, film yapım sürecini konu eden veya sinemanın doğasına dönen filmlerde düşünümsel olarak adlandırılan bu tekniklerin nasıl uygulandığını saptamaya yönelen bu çalışma, düşünümsel filmlerin İran sinema çevresini ve sinemaya uygulanan baskı, sansür ve yasaklar hakkında bilgi verebileceği düşüncesinden doğmuştur. Bunun yanı sıra İran sinemasında düşünümsel filmlerin daha önce yapılan çalışmalarda söz edilen tutucu, eleştirel ve yanılsama karşıtı gibi tavırlara bağlı olarak düşünümsel teknikleri ne şekilde uyguladığı fikri bu çalışmanın ortaya çıkışına hizmet eden diğer bir düşüncedir. Bu amaç doğrultusunda devrim öncesi ve devrim sonrası İran sineması hakkında bilgi verilmiş, daha sonra sinemada düşünümselik üzerine getirilen görüşler üzerinde durulmuştur. Bu görüşlerden hareketle tutucu, eleştirel ve yanılsama karşıtı düşünümselliği içeren yeni bir yaklaşım tarzı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son olarak devrim sonrası İran sinemasından seçilen filmlerin söyleme ve biçime dayalı düşünümsel teknikleri incelenmiştir. İnceleme sonucunun ardından ele alınan filmlerin en genel anlamda İran sinema çevresi hakkında verdiği bilgiler saptanmış ve filmlerin düşünümsellik tavrı biçime ve söyleme dayalı teknikler göz önünde bulundurularak yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: düşünümsellik, metasinema, özdüşünümsellik, metakurmaca, İran sineması

Düşünce yapısıSinemaSinema tarihi+4
Murat Yağız Aydın
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

1980 sonrası Türk sineması'nda zenginlik temsilleri üzerine bir alımlama çalışması

Bu çalışmada toplumsal eşitsizliklerin en önemli belirleyicilerinden bir tanesi olan zenginliğin Türk sinemasındaki temsilleri ve bu temsillerin izleyiciler tarafından ne şekilde okunduğu ele alınmıştır. 1980'den günümüze Türk Sineması'nda ülkede değişen siyasal, ekonomik ve toplumsal yapının, değişen zenginlik olgusunun ve zenginliği somut olarak gösteren yaşam tarzlarının nasıl temsil edildiğinin ve bu temsillerin sosyal bir özne olan izleyiciler tarafından nasıl anlamlandırıldığının araştırılması bu çalışmanın problemini oluşturmaktadır. Ele alınan filmlerde toplumsal dinamiklerin analizi ile zenginliğin toplumsal temsillerinin izleri sürülmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle tezin örneklemine giren filmlerin betimsel analizi yapılmıştır. Ardından bu filmler arasından seçilen üç film üzerine alımlama çalışması kapsamında kentli 50 yaş üzeri izleyicilerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın alımlama analizi kısmı için Janet Staiger'ın tarihsel materyalist yaklaşımından yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda hem filmlerin analizi ve hem de izleyiciler ile yapılan görüşme birbirleriyle ilişkilendirilerek bulgulanmış ve yorumlanmıştır. Söz konusu bulguların hem Türk sinemasında farklı dönemlerdeki zenginlik temsilleri konusunda, hem de izleyici araştırmaları konusunda literatüre katkı getirmesi beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Sineması, Temsil, Alımlama Çalışmaları, Zenginlik, Sinema ve İzleyici

12 Eylül 1980 Dönemi1980 sonrasıSinema+3
Nergiz Karadaş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni Türk Sinemasında biçem

Sanat bağlamında düşünüldüğünde biçem; bir sanatçının, bir eserin, bir dönemin, bir ülkenin ya da bir çağın kendine özgü biçimlendirme, söyleyiş, anlayış, anlatış biçimi olarak kabul edilir. Fotoğrafik görüntünün hareket kazanmasıyla doğan sinema, giderek bir öykü anlatma aracına doğru evrilmiş ve öykü anlatımına hareket ve zaman öğesine de ekleyerek, insanoğluna yeni bir anlam yaratma, algılama, ve alımlama biçimi kazandırmıştır. Sinemaya özgü bu biçim, eseri meydana getiren araca özgü bileşenlerin nasıl kullanıldığı, yani biçemin nasıl kurulduğu ile ilgilidir. Türkiye'de 1990'lı yılların ortalarında başlayan ve 2000'li yıllarda uluslararası bir görünürlük kazanan sinema alanındaki dönüşüm; "Yeni Türk Sineması", "Yeni Türkiye Sineması", "Bağımsız Sinema" ya da "Sanat Sineması" olarak kavramsallaştırılmış ve çeşitli boyutlarıyla birçok araştırmacının inceleme konusunu oluşturmuştur. Bu dönemi geçmiş sinema anlayışından ayıran temel belirleyici ise dönemin özellikle sinema dilinin kullanımı açısından geçmiş dönemlerden farklı olarak, özgün bir yaklaşım geliştirebilmiş olmasıdır. Bu çalışmada, Türk sinemasında, yeni bir estetik yaklaşımın ilk yetkin örneklerinin ortaya çıktığı bir dönemin filmleri, biçem yönüyle ele alınmıştır. Bu bağlamda araştırmanın amacı; Türk sinemasında yeni dönemin biçemsel yönelimlerini saptamak ve ortaya çıkan benzerlikleri, farklılıkları biçem yönüyle ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Yeni Türk Sineması, Biçem, Sinema Estetiği

Amerikan sinemasıEstetikSanat sineması+3
Serhat Koca
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hollywood sinemasında Türkiye'ye yönelik oryantalist bakışın sosyolojik analizi

Oryantalizm, Batı toplumlarının düşünce sistemini meydana getiren bir tür ötekileştirme biçimidir. Doğunun az gelişmişliğine vurgu yapar. Sistematik bir düşünce üretmekle birlikte kurumsallaşmış yapılara da sahiptir. Batının kendi varlığını inşa etmek için, Batı dışı toplumları tanımladığı din, dil ve etnik temelli ötekileştirici bir söyleme sahiptir. Yedinci sanat dalı olarak kabul edilen sinema, bu söylemin kullanıldığı araçlardan biridir. Sinema, insanların dünyaya bakışını şekillendirmekte, izleyicilerin algılarını değiştirmekte ve düşünce mekanizmalarını etkilemektedir. Bu yönüyle Doğu toplumlarına karşı oryantalizmin kullandığı biz ve öteki algısını oluşturmada oldukça etkili bir sanat olarak kullanılmaktadır. Özellikle Hollywood sineması, oryantalist temsillerin aktarımında önemli rol oynamaktadır. Bu çalışma, Hollywood sinemasının Türkiye ve Türklere yönelik ortaya koyduğu oryantalist bakış açısını inceleyerek, sosyoloji literatürüne katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmada, Gece Yarısı Ekspresi, Arabistanlı Lawrence, Dehşete Yolculuk, Takip-2 ve Hapishane Ateşi filmleri ele alınmıştır. Filmlerde sunulan oryantalist ideolojiler ortaya konulmaya çalışılmış ve Hollywood sinemasında oluşturulan hayali Doğu imgesi olarak Türkiye incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, Oryantalizm, Öteki, İdeoloji, Türkiye

Amerikan sinemasıHollywoodOryantalizm+4
Sümeyye Söylemez
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sinemada görüntü estetiği ve Nuri Bilge Ceylan sineması

Görüntü dilini kullanan bir sanat olarak sinemada görüntü estetiği konusu, sinemanın ilk yıllarından günümüze dek önemini korumuştur. Bu bağlamda sinema teknoloji ilişkilerinin gelişimine paralel olarak film görüntüsüne dair estetik yaklaşımların da farklılaştığı söylenebilir. Özellikle ticari sinema ve sanat sineması anlamında gözlemlenmekte olan bu farklılıklar sinema dilini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebilmektedir. Sinemanın farklı sanat disiplinlerini bünyesine katabilen yapısı, insanı bilişsel ve duyusal olarak yönlendirebilme gücüyle hem toplumları manipüle etme hem de iyileştirme etkisine sahiptir. Ancak her iki farklı amaçta da sinema, teknik ve teknolojik yapısının etkisinde sinematografik ögelerle anlatımını oluşturmaktadır. Sinemanın teknolojik bir eğlence aracından, sanatsal bir üretime dönüşmesi kamera hareketi, ışık, renk, çerçeveleme, kurgu, çekim ölçekleri gibi birçok sinematografik unsurun bilinçli bir şekilde bir araya getirilmesiyle sağlanmaktadır. Sinema filminin üretim sürecinde, yönetmenin anlatımı oluştururken tercih ettiği her sinematografik öge, göstergeler üzerinden yeni anlamlar yaratmakta ve filmi sanatsal bir düzeye taşımaktadır. Sinemada yönetmenin kendine özgü anlatım yapısıyla insan zihninin bilişsel ve duyusal algısını yönlendirerek bir anlatım oluşturması, sinemayı eğlence aracı olmanın çok daha ötesinde bir alana taşımaktadır. Bu yaklaşımdan yola çıkarak Türk sinemasında kendini uluslararası düzeyde temsil eden bir yönetmen olan Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerinde görüntü estetiğini bilinçli bir biçimde kullanması ve film dilini bu yaklaşım doğrultusunda oluşturması konuya dair önemli bir örnek oluşturmaktadır. Sinemada görüntü estetiğinin filmsel anlam üzerindeki etkilerini incelemeyi amaç edinen bu çalışmada; öncelikle yukarıdaki yaklaşım çerçevesinde estetik kavramının kuramsal olarak değerlendirilmesi ve sinemada görüntü estetiğinin tarihsel süreçteki gelişimi incelenmiştir. Ardından bu veriler çerçevesinde sinematografik ögelerin film dilini oluşturmadaki etkileri ilgili örnekler ışığında ele alınmıştır. Bu bağlamda güncel bir örnek olarak Nuri Bilge Ceylan sinemasında görüntü estetiği konusu yönetmenin "Koza" (1995), "Üç Maymun" (2008) ve "Ahlat Ağacı" (2018) filmleri üzerinden değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Estetik, Sinema, Görüntü Estetiği, Nuri Bilge Ceylan

Ceylan, Nuri BilgeEstetikGörüntü+2
Meral Kuru Üngör
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Film yapımlarında yapım sonrası (Post production) aşamaları ve uygulama örneği

Bu çalışmada; film yapımlarının yapım sonrası (postproduction) aşamalarının incelenmesi amaç edinilmiştir. Bu amaca bağlı olarak film yapımı sonrası, bir filmin yapımına katkısı olan kişileri ve rollerinin ortaya konulması ile yapımcıların yapım sonrası ekiple uyumlu bir işbirliği içinde olmalarının gerekliliği üzerinde durulmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda örnek bir kısa film hazırlanmıştır. Araştırma sürecinde sinema filmlerinin yapım aşamaları genel olarak tanıtılmış, "film yapım" kavramı üzerinde durularak kavramsal bir çerçeve oluşturulmuştur. Film yapımlarında digital teknolojinin kullanılmasının, masaüstü çalışmalarıyla seyirciyi etkileme ve izlenebilirlik derecesi kazandırılmasında yapımcılara sağladığı kolaylıklara değinilmiştir. Filmin senaryosuna uygun mekân, zaman ve süreç açısından etkin çözümler sağlanabildiğine işaret edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, filmin izlenebilirlik kalitesi yapım sonrası ekibinin kendi aralarındaki ve yönetmenle olan iş birliktelikleriyle ilgili olmaktadır. Masaüstü ekibinin yazılımları kullanmadaki becerilerinin önemine değinilerek, buna uyulmadığı takdirde tuhaf görüntülere ve emek israfına yol açacak sorunların yaşanabileceği belirtilmiştir. Elde edilen verilere göre örnek bir kısa film hazırlanmış ve film yapımcıları ile tasarımcılara bu yönde önerilerde bulunulmuştur.

FilmFilm yapımcılığıKısa film+3
Alperen Tonyukuk Ayhan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Related subjects