Sinema
Bu konu başlığı altında 957 tez
Temel tasarım eğitiminin mimarlık öğrencilerinin algılarına etkisi: 7.sanat üzerinden değerlendirme
Mimarlık, disiplinler arası bir meslek dalı olup, mühendislik, teknoloji ve bilişim gibi bilimsel alanların yanı sıra sanatla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle mimarlık eğitimi içinde teknik derslerin yanı sıra estetik ve tasarım birlikteliğini konu edinen temel tasarım dersleri yer almaktadır. Mimarlık öğrencilerinin sahip olması gereken görsel algı kuramı bilgilerinin en üst düzeye çıkarılması formel eğitim içinde temel tasarım ve Gestalt algı kuramı eğitimiyle gerçekleştirilebilmektedir. Öğrenciler temel tasarım eğitimi süresince edindikleri tasarım bilgilerini görsel düşünme yetileri ve deneyimleri üzerinden yeniden sorgulamakta ve bireysel tasarım dillerinde kullanacakları bilişsel şemaları yeniden yapılandırmaktadır. Bu çalışmada, Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü 2022-2023 akademik yılı bahar döneminde temel tasarım ı dersinde dönem ödevi olarak ders yürütücüleri tarafından belirlenen "Parazit" filmi üzerinden sinema ve mimarlık ilişkisi incelenmektedir. Beş bölümden oluşan tez çalışmasının birinci bölümü, çalışmanın amacı kapsamı ve yöntemini içermektedir. İkinci bölümde sinema ve mimarlık ilişkisi kullanılan ortak ve benzer teknikler üzerinden literatür çalışması yapılmıştır. Kaynak taramasında ulaşılan görüş, yorum ve bilgiler konu bütünlüğü bozulmadan kitap, makale, tez çalışmaları ve ilgili görseller analiz edilerek kullanılmıştır. Üçüncü bölümde mimarlık eğitimin tarihçesi ve mimarlık eğitiminde öğretilen temel tasarım öge,ilke ve Gestalt algı kuramına ilişkin bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde tez kapsamında seçilen parazit filmi anlatılmış ardından öğrencilerin parazit filminde gördükleri temel tasarım öge,ilke ve gestalt algı kuramı ilkeleri tablo olarak değerlendirilmiştir. Temel tasarım öge, ilke ve gestalt algı kuramı ilkelerinden hangilerinin daha çok kullanıldığının tespiti betimleyici analiz ile gerçekleştirilmiştir. Beşinci bölüm sonuç bölümü olup, temel tasarım eğitimine sinema mimarlık arakesitinde Temel Tasarım Öge, İlke ve Gestalt Algı Kuramının etkileri ve sonuçları tartışmaya sunulmuştur.
The Cold War period, propaganda war: "The movie front"
This thesis aims to analyze the ideological and cultural conflict that took place between the United States of America and the Union of Soviet Socialist Republics by focusing on the propaganda activities executed through film and cinema. In a bipolar international system, establishing a cultural and ideological hegemony is a critical element for both survival and winning the hearts and minds of the people. Main categories such as the role of intelligence services, and relationship between propaganda, culture, identity, and decision-making are analyzed with the aim of understanding the initial effect and aim of the political propaganda messages. In each category, definitions, and perspective attached to the respective concepts, and fields are analyzed to establish the connection between them and the cinema.
İçmimarlık öğrencilerinin tasarım yaklaşımının sinematik iç mekân analizleri ile desteklenmesi: Sineiçmekân ders modeli örneği
Bu çalışma, içmimarlık öğrencilerinin sinema filmi iç mekânlarını analiz etmeyi öğrenerek iç mekânda atmosfer tasarımı anlayışlarının ne derece gelişebileceğini araştırmak üzere yapılmıştır. Bu kapsamda Sineİçmekân adı verilen bir ders modeli kurgulanarak içmimarlık öğrencileri üzerinde araştırma yapılmıştır. Nitel araştırma modellerinden eylem araştırması yapılarak gerçekleştirilen bu çalışmada veri toplama aracı olarak mevcut durum analiz formları, mekân analiz formu, jüri değerlendirme formu, görüşmeler ve gözlem tekniği kullanılmıştır. Bu tezde; (1) sinema ve mekân ilişkisi kapsamında yapılan çalışmalara, (2) sinema ve içmimarlık disiplinlerinin etkileşimine, (3) sinemada iç mekân temsili ve bu temsilin araştırma için belirlenen kriterler ışığında nasıl incelendiğine, (4) yapım tasarımı ödüllü filmler üzerinden yapılan mekân okumalarına, (5) hazırlanan ders modelinin genel yapısı, içeriği ve sürecine, (6) araştırmanın yöntemine, (7) araştırmadan elde edilen bulgulara ve (8) bulguların yorumlanması ile araştırmadan elde edilen sonuca yer verilmiştir. Çalışmada Sineİçmekân ders modelinin içmimarlık öğrencilerinin mekân atmosferi oluşturmasına olumlu katkılarının olduğu ve ders modelinin öğrenciler ile uzmanlardan alınan dönütler doğrultusunda geliştirilebileceği tespit edilmiştir. Bu bağlamda tezin sinema ve içmimarlık disiplinlerinin etkileşimini kurmakla birlikte içmimarlık eğitimine katkı sağlaması hedeflenmiştir.
Türk yapımı animasyon filmlerinde değer aktarımı üzerine inceleme
Bu çalışmanın amacı, Türk yapımı animasyon filmlerini değer aktarımı açısından incelemektir. Bu bağlamda incelenen animasyon filmlerinde değerlere yer verilip verilmediği tespit edilmeye çalışılarak çıkarımda bulunulmaya çalışılmıştır. Doküman incelemesi tekniği ile yürütülen çalışmada 2013 ile 2016 yılları arasında sinema izleyicisiyle buluşan ve ulaşılabilir olan 6 adet Türk yapımı animasyon film içerik analizi yoluyla incelenmiştir. Bu filmlere yönelik değerler ve görsel unsurlar için tespit çalışması yapılmıştır. Tespit edilen değerlere ait örnekler verilirken çalışmanın güvenirliğini arttırmak için değerlerin geçtiği animasyon filmin dakika ve saniyesi verilmiştir. Yapılan analizler sonucunda çalışmada toplamda 152 adet değer tespit edilmiştir. İncelenen filmlerde en çok rastlanılan değer sevgi başlığı altında aile, hayvan ve doğa sevgisidir. Bu değer 32 adetle en çok karşılaşılan değer olmuştur. İncelenen animasyon filmlerinde olumlu ve olumsuz değerlerle karşılaşılmıştır. Tespit edilen değerlere bakılarak animasyon filmlerin çocuklara model oluşturacak nitelikte olduğu görülmüştür. Çalışmada ulaşılan sonuçlar alan yazın doğrultusunda tartışılarak konu ile ilgili önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Değer, aktarım, Animasyon Filmleri
2000'ler Türkiye sinemasında parçalanan İstanbul imgesi: Mekânın ürettiği ilişkiler ve kimlikler
Bu tez çalışmasında, mekân, toplum ve üretim biçimleri arasındaki etkileşimli ilişki nedeniyle mekânların ideolojik değer yüklü toplumsal ürünler ve iktidar aygıtları olduğunu savunan kuramlardan hareket edilmektedir. Bu bağlamda tezde, İstanbul'daki mekânlara içkin toplumsal çelişkilerin filmlerde nasıl temsil edildiği incelenmektedir. Bahse konu kuramsal çerçeveye binaen, İstanbul'un neoliberal politikalarla yeniden yapılandırılan sanayi-sonrası kapitalist üretim biçimleri kapsamında küresel bir kente dönüştürülmek üzere rantiyeci gettolaşma mantığıyla parçalandığı iddia edilmektedir. Bu süreçte toplumsal kesimlerin mekânsal olarak ayrıştırıldıkları; toplumsal kaynakların ve fırsatların yüksek gelir grupları lehine asimetrik şekilde dağıtımı ile toplumsal eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin daha da derinleştiği savunulmaktadır. İstanbul'da kentsel rantın yüksek olduğu bölgelerin piyasaların taleplerine ve yüksek gelirli 'normatif' grupların zevkleri ve tercihlerine göre dönüştürülmesi uğruna, ötekileştirilen toplumsal grupların mağdur edildiği ve/veya insana yakışır iş, eğitim, sağlık gibi pek çok kentsel olanaklardan yoksun yaşamak zorunda bırakıldığı bu sürecin yarattığı insani maliyet ve toplumsal hâletiruhiye sinemasal temsillerde de karşılık bulmaktadır. Bu kapsamda incelenen sinemasal temsillerin 2010 yılı sonrasında üretilen filmler arasından seçilmesinin nedeni ise söz konusu dönemde sosyo-mekânsal ayrışmaların ve mekânsal çelişkilerin daha aşikâr hale gelmesidir. Tezde toplumsal cinsiyet, biyo-politika, bellek, yoksulluk, yeni ırkçılık, ayrımcılık gibi alanlardaki çalışmalar ile mekân çalışmaları arasında ilişki kurularak filmler disiplinlerarası bir yaklaşımla analiz edilmektedir. Ayrıca, ele alınan tarihsel ve toplumsal bağlamla ilişkili başka yerli veya yabancı kurmaca filmlerin yanı sıra çeşitli kurgusal edebi metinlere ve kurgu-dışı metinlere de atıfta bulunularak seçilen filmler metinlerarası bir modelle çözümlenmektedir. Böylece mekânsallığa sinema merceğinden farklı bir sosyolojik bir bakış açısı sunularak alanyazına katkı sağlanmaktadır.
Koku: Bir Katilin Hikayesi" filminin Türkçe ve Fransızca sesli betimleme metinlerinin ADLAB kılavuzuna göre karşılaştırmalı analizi
Milenyum sonrası gelişen teknoloji ile görsel-işitsel medyanın hayatımıza pek çok alandaki entegrasyonu hiç olmadığı kadar artmış, bu durum çok göstergeli ve çok modlu bir çeviri türü olan görsel-işitsel çeviriyi de Çeviribilim içerisinde çok daha görünür kılmıştır. Görsel-işitsel çeviri alanı içerisinde hedef kitlesi görsel veya işitsel düzgüye erişimi olmayan bireyler için yapılan erişilebilirlik için çeviri çalışmalarının görsel düzgüye erişimi kısıtlı veya hiç olmayan kör ve görme engelli bireyler için yapılan hiposemiyotik bir çeviri türü olan sesli betimlemenin, kendine has kuralları vardır ve bu çeviri türü için kaliteyi arttırma ve uluslararası standartları oluşturma amaçlarıyla dünya genelinde birçok kurum ve kuruluş tarafından oluşturulmuş kılavuzlar bulunmaktadır. Bu kılavuzlardan bir tanesi de Avrupa Birliği tarafından desteklenmiş ve 2014 yılında uluslararası kamuoyu ile paylaşılmış olan Sesli Betimleme: Kör ve Görme Engelliler için Yaşam Boyu Erişilebilirlik (ADLAB) kılavuzudur. ADLAB kılavuzu 2010 yılında uygulamaya alınmış ve aynı adı taşıyan projenin son ürünüdür. Bu tez çalışmasında ADLAB projesi kapsamında, tıpkı proje paydaşı ülkelere yapıldığı gibi Fransa ve Türkiye'nin sesli betimleme profilleri çıkarılacak, ADLAB kılavuzunda sesli betimleme metin yazımı ile ilgili ele alınış unsurlar ışığında tezin bütüncesi olarak seçilen film incelenecek, bütüncenin Türkçe ve Fransızca sesli betimleme metinlerinin karşılaştırmalı analizi yapılacaktır. Bu analiz ile farklı ülkelerde farklı kültürlere ait betimleyiciler tarafından oluşturulan sesli betimleme metinleri arasındaki değişikliklerin açığa çıkarılması ve bu sayede sesli betimleme alanında kültürler arası farklılıkların belirlenmesi hedeflenmektedir.
Karanlık şehirler, kent distopyaları ve ümitvar açılımlar: Abluka, "Üçüncü Çocuk", Körfez
Bu tezde, 2000'lerde Türkiye edebiyatında ve sinemasında üretilen kent distopyaları ve distopik kentler, Emin Alper'in Abluka (2015) adlı filmi, Mehmet Açar'ın "Üçüncü Çocuk" (2018) adlı öyküsü ve Emre Yeksan'ın Körfez (2017) adlı filmi üzerinden incelenmektedir. Bu eserlerin, son yıllarda Türkiye bağlamında belirleyici olan hızlı kentleşme, neo-liberal politikalar, kimlik çatışmaları ve otoriter eğilimler gibi sosyo-politik ve kültürel değişimlere karşılık olarak üretildiği savunulmaktadır. Bunun yanı sıra ütopya-distopya çalışmaları bağlamında dünya literatüründe öne çıkan kanonik eserlerin Türkiye'de yaratılan bu distopik kentlerle ilişkisi de ele alınmaktadır. Çalışmada, yazar ve yönetmenlerin kenti hem mücadele ve direnişin heterotopik bir mekânı hem de kaygı, korku, yabancılaşma ve egemenlik kaynağı olarak nasıl kullandıkları incelenmektedir. Tez, totalitarizm, mimari ve kent politikaları bağlamında dört temel tema üzerinde durur: kapitalist şehir ve kenarındaki yaşamlar, şehrin şiddet ve despotizmin bir sahnesi olarak tasarımı; modernist kent ütopyalarının distopya olarak temsili, alternatif senaryolar üzerinden gelecek kurguları. Çalışma, edebiyat ve sinemada yeterince çalışılmamış bir konu olan kent distopyalarını Türkiye'den örneklerle inceleyerek ütopya/distopya ve kent araştırmaları alanına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Disney ve Miyazaki canlandırmalarında kullanılan korku göstergelerinin biçim ve içerik açısından incelenmesi
Canlandırma (animasyon) çalışmaları hem eğitim ve öğretim süreçlerinde, hem sinemada, hem oyun alanlarında hem de gerçek haline ulaşılamayan nesne, olgu, gelişme, yaşam süreçleri vb. durumların anlatımında yararlanılan oldukça önemli sanat ve tasarım uygulamalarındandır. Canlandırmalarda başvurulan özellikli tasarım ögelerinden biri de korku göstergeleridir. Walt Disney ve Hayao Miyazaki, korku göstergelerini canlandırmalarında kullanan önemli canlandırma ustalarındandır. Disney ve Miyazaki canlandırmalarındaki korku göstergelerinin biçim ve içerik açısından incelendiği bu çalışmada; yapılan irdelemeler göstergebilimci Roland Barthes'in düz anlam, yan anlam, eğretileme, düzdeğişmece ve mit yaklaşımlarından hareketle gerçekleştirilmektedir. İrdelenen korku göstergeleri ile iki farklı canlandırma sinemasının korku altyapısı ortaya konmaya çalışılmış ve bu bağlamda bir uygulama gerçekleştirilerek söz konusu duruma çağrışımda bulunan somut bir uygulama örneği geliştirilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde; problem durumu, çalışmanın amacı, önemi, sınırlılıkları, yöntem ve teknikleri hakkında bilgiler verilmiş; neden iki farklı canlandırma kültürününün karşılaştırılmasına gerek duyulduğu ve ana izleğin neden korku göstergeleri bağlamında belirlendiği açıklanmıştır. İkinci bölümde; Disney ve Miyazaki'nin korku göstergeleri çerçevesinde ele alınan canlandırma filmlerinin teknikleri bağlamında geçmişte ve günümüzde kullanılan canlandırma türlerine değinilmiştir. Günümüz canlandırmalarının on iki ilkesi olarak da nitelendirilen Disney ilkelerine yine bu bağlamda değinilmiştir. Üçüncü bölümde; korku kavramı tanımlanmış; sosyal ve kültürel bağlamda ne anlama geldiği, sinemada ne için kullanıldığı üzerinde durulmuş ve canlandırmada kullanılan korku ögeleri ele alınmıştır. Göstergebilim hakkında bilgiler verilmiş; Ferdinand de Saussure'den başlayarak yararlanılan Roland Barthes'ın göstergebilim yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Ayrıca, bu çalışma kapsamında incelenen Disney ve Miyazaki canlandırmalarındaki korku göstergelerinin incelenmesinde yardımcı olacak bağlamsal örneklendirmelerde bulunulmuştur. Dördüncü bölümde Disney'den, beşinci bölümde ise Miyazaki'den seçilen üçer tane canlandırma çalışmasında yer alan korku göstergeleri Roland Barthes'in düz anlam, yan anlam, eğretileme, düzdeğişmece ve mit ilişkisi bağlamında irdelenmiştir. İncelemeler ışığında elde edilen verilerden uygulama çalışmasında dayanak olarak yararlanılmıştır. Altıncı bölümde; daha önce irdelenmiş olan canlandırmalardaki korku göstergeleri çerçevesinde elde edilen verilerden hareketle, söz konusu canlandırma filmlerindeki orijinal karakter ve öykülerden sentezler yapılarak korku göstergeleri bağlamında oluşturulan senaryo ve bu izlekte gerçekleştirilen uygulama çalışması irdelenerek sunulmuştur. Sonuç bölümünde; bu çalışmanın kavramsal, teorik ve bilimsel yöntemler merceğinde ele alınarak yaratılmış olan storybord ve uygulamasından elde edilen çıkarımlara yer verilmiştir. Disney ve Miyazaki'nin korku göstergeleri çerçevesinde ortak ve ayrışan özelliklere değinilmiş; varılan sonuçlar açıklanmıştır.
Turco-Screwball: 1970-1980 arası Türk romantik komedi filmlerinin analizi
Bu çalışma 1970-1980 yılları arasında çekilmiş olan Türk Romantik komedi filmlerinin 1930'ların Amerikan screwball sinema türünden kök aldığı ve bu sebeple "turco-screwball" terimiyle isimlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Araştırma, 1970'lerin Türk sinemasındaki aşk ve mizah geleneğinin Amerikan screwball sineması ile buluşmasından doğan bu yeni alt-türün sentez özelliğine vurgu yapmaktadır. Böylelikle toplumun sinema sanatı ile olan bağı ve popüler beğeni algısının aynı zamanda tarihsel, sosyolojik ve iktisadi şartlarla ilişkili olabileceği öne sürülmektedir. Araştırma, nitel anlayış kapsamında tür analizi şeklinde kurgulanmıştır. Veriler, ilgili literatürün taranmasından ve dijital film arşivlerinin incelenmesi ile oluşturulmuş 19 eserlik bir seçkiden elde edilmiştir. Araştırma sonunda 1970'li yıllardaki Türk romantik komedi yapımlarının açık bir şekilde screwball etkisi taşımakla birlikte kendilerine özgü birtakım özelliklere de sahip oldukları için sentez bir alt türün filmleri olarak sınıflandırılmaları gerektiği anlaşılmıştır.
Edebiyat ve sinemada kurgusal mekân üretiminin yaratıcılığa etkisine yönelik bir yöntem önerisi
Bir mekân oluşturma disiplini olan iç mimarlık, sınırlarının belirlendiği ve bir disiplin olarak kabul gördüğü dönemden bu yana; tasarım, sanat ve bilimin birçok alanı ile iç içe olmuştur. Toplumsal, ekonomik ve teknolojik alanlardaki değişimler mekân tasarım sürecine de farklı yaklaşımlar ve çeşitli yenilikler getirmiştir. Yeni gelişen alanları tek bir disiplin ile incelemek mümkün olmadığından, farklı disiplinlerin birbiriyle ilişkisi günümüzde daha da önemli hale gelmiştir. Öte yandan mekânın sınırları da zamanla değişmekte ve gelişmektedir. Yalnızca fiziksel gerçeklikten ibaret olmayan mekân kavramı, tarih boyunca pek çok araştırmacı tarafından farklı biçimlerde ele alınıp tasnif edilmiştir. Bu bağlamda fiziksel bağlamdan arınmışlığıyla kurgusal mekânlar; hayal gücünün ve yaratıcılığın daha aktif olarak kullanılabilmesine olanak tanımasıyla farklı disiplinler ile etkileşim kurma konusunda önemli bir noktada konumlanmaktadır. İç mimarlık eğitiminde disiplinler arası yaklaşımların önemi sıkça vurgulanmasına rağmen, ilgili literatür incelendiğinde yaratıcı düşünce becerisini geliştirmeye yönelik deneysel yöntemlerle yapılan disiplinler arası çalışmaların azınlıkta kaldığı görülmektedir. Eğitim süresince, öğrencilerin sezgilerini geliştirmeyi, bilimsel metotlar çerçevesinde düşünmesini sağlamayı, çağdaş teknoloji kullanımı ve işlevsel üretim ilkelerine dayanarak tasarımcı bireyler yetiştirmeyi hedefleyen iç mimarlık eğitiminin temel çıktılarından biri ise hayal gücünü etkin bir biçimde kullanabilen yaratıcı bireyler yetiştirmektir. Bu doğrultuda iç mimarlık eğitiminde, disiplinler arası yaklaşımların eğitim sürecine dahil edilmesi, öğrencilerin yaratıcılıkların gelişmesine katkı sağlaması açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada; kurgusal mekân üretiminde disiplinler arası bir yaklaşımla edebiyat ve sinema ile ilişki kurarak, yaratıcı düşünceyi geliştirmeye etki eden yeni bir izlence önerisi ortaya koymak amaçlanmıştır. Edebiyat ve sinema disiplinleriyle ilişki kurarak kurgusal mekân üretmeyi amaçlayan izlenceler; "kurgusal mekânı oluşturan ögeler", "TYDT parametreleri" ve "TYDT faaliyetleri"nden meydana gelen üç temel unsur üzerinden kurgulanmıştır. Bu bağlamda, geliştirilen izlence önerisi doğrultusunda, edebiyat ve sinema ile ilişki kurarak kurgusal mekân üretmenin, öğrencilerin yaratıcı düşünce becerilerine etkisini irdelemek üzere üç hipotez kurulmuştur. Hipotezleri sınamak için, açımlayıcı sıralı karma araştırma yöntemi ile iki aşamalı olarak, nicel ve nitel veriler toplanmıştır. Birinci aşamada araştırma sorularına doğrudan yanıt üretecek nicel veriler, ikinci aşamada ise nicel bulguları daha detaylı çözümlemeyi sağlayacak nitel veriler toplanmıştır. Deneysel araştırma kapsamında geliştirilen izlenceler, araştırmanın bağımsız değişkenini; yaratıcı düşünce düzeyi, araştırmanın bağımlı değişkenini; yaratıcı düşüncenin alt parametreleri ise ara değişkenleri oluşturmaktadır. Birinci araştırma hipotezi (1H1) "kurgusal mekân üretiminde edebiyat disipliniyle ilişki kurmanın yaratıcı düşünmeyi geliştirdiği", ikinci araştırma hipotezi (2H1) "kurgusal mekân üretiminde sinema disipliniyle ilişki kurmanın yaratıcı düşünmeyi geliştirdiği" ve üçüncü araştırma hipotezi (3H1) ise "edebiyat disiplini ile ilişki kurarak kurgusal mekân üretmenin, sinema disiplini ile ilişki kurarak kurgusal mekân üretmeye kıyasla yaratıcı düşüncenin gelişmesine daha fazla olanak sağladığı" yönündedir. Bu araştırma İstanbul Gedik Üniversitesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümünde, 2022-2023 Güz eğitim-öğretim yarıyılında "Mimarlık ve Edebiyat" ve "Mimarlık ve Sinema" dersini alan, araştırmacı tarafından belirlenen dışlama ölçütleri dikkate alınarak seçilen 46 öğrenci (27 kadın, 19 erkek) ile yürütülmüştür. Mimarlık ve Edebiyat dersini alan öğrenciler deney, Mimarlık ve Sinema dersini alan öğrenciler ise kontrol grubunu oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında oluşturulan hipotezleri sınayabilmek için deney ve kontrol gruplarına uygulanmak üzere geliştirilen 14 haftalık izlencelerin öncesinde iki gruba da TYDT ön test uygulanmıştır. İzlencenin sonunda ise her iki gruba TYDT son test uygulanmıştır. TYDT ön test ve son testle elde edilen veriler araştırmanın nicel verilerini oluşturmaktadır. Örnek olay yöntemi ile bir eğitim-öğretim dönemi boyunca uygulanan izlence doğrultusunda elde edilen veriler ve izlencelerin sonunda uygulanan anket formu ile elde edilen veriler ise araştırmanın nitel verilerini oluşturmaktadır. Nitel ve nicel veriler ile elde edilen araştırma bulgularına göre; kurgusal mekân üretiminde edebiyat disipliniyle ilişki kurmanın yaratıcı düşünceyi geliştirdiğine yönelik birinci araştırma hipotezi (1H1), kurgusal mekân üretiminde sinema disipliniyle ilişki kurmanın yaratıcı düşünceyi geliştirdiğine yönelik ikinci araştırma hipotezi (2H1) ve edebiyat disiplini ile ilişki kurarak kurgusal mekân üretmenin, sinema disiplini ile ilişki kurarak kurgusal mekân üretmeye kıyasla yaratıcı düşüncenin gelişmesine daha fazla olanak sağladığına yönelik üçüncü araştırma hipotezi (3H1) doğrulanmıştır. Bu çalışma kurgusal mekân üretiminde disiplinler arası çalışmaların yaratıcı düşünme becerisine olumlu yönden katkı sağladığı ortaya koymaktadır. Öte yandan çalışmanın en önemli yöntemsel sınırlılıklarından biri yalnızca İstanbul Gedik Üniversitesi, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü'ndeki kısıtlı bir örneklem ile ve bir akademik yarıyıl süresince gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bulguların sınırlı bir alandan seçilen çalışma grubundan elde edilmiş olması, genellenebilme olasılığı zayıflatmaktadır. Bu bağlamda, elde edilen bulguların daha geniş kitlelere genellenebilmesi için; çalışma kapsamında geliştirilen yeni izlencelerin, iç mimarlık eğitim programında yer alan, temel tasarım, tasarım stüdyoları veya çeşitli uygulamalı derslerin de içeriğine entegre edilmesi ya da bu derslerdeki uygulamalı çalışmalar için yeni disiplinler arası yaklaşımlar oluşturulması ve enlemsel kesitli yeni araştırmaların yapılması önerilmektedir. Ayrıca iç mimarlık eğitiminde yaratıcılıkla ilgili yapılacak sonraki çalışmalar için; tasarım eğitimi alan öğrencilerin yaratıcı düşünce becerisini ölçmeye yönelik, tasarım ilkeleri veya mekânsal parametrelerle bağ kurabilen ölçme araçlarının geliştirilmesi de önerilmektedir.
Osmanlı'dan cumhuriyet'e Türk sineması ve tarih (1918-1950)
Türk sineması bugün yüz yıldan fazla bir süreyi geride bırakmıştır. Sinema yönetmenleri ellerindeki senaryoyu kendi zihninde canlandırarak, kendi bakış açısıyla beyaz perdeye aktarır. Tarihçinin yaptığı iş de bir nevi bir sinema yönetmenin yaptığı iş gibidir. O da geçmişteki olayları kendi zihinsel süzgecinden geçirerek, yeniden kurarak yazıya aktarır. Osmanlı'nın son dönemlerinde başlayan sinema dergiciliği Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. Sinemanın Osmanlı Devleti'nde gelişmesinde ve halkın ilgisini çekmesinde sinema içerikli süreli yayınların oldukça önemli bir yeri vardır. Tezimiz Türkiye'de sinema dergiciliğini ve Türk sinemasındaki tarih yaklaşımını temel almaktadır. Çalışmamızda, 1918 yılındaki ilk tarihî film denemesi olan Alemdar Mustafa Paşa adlı filmden başlayarak 1950'ye kadar çekilen tarih içerikli filmler dönemin sinema içerikli süreli yayınlarında ele alınışlarına göre incelenmiştir. Giriş bölümünde, sinema kavramı üzerinde durularak, sinemanın tarihine kısaca değinilmiştir. Ayrıca bu bölümde sinema-tarih ilişkisi verilmiştir. Birinci bölümde Türkiye'de sinemanın gelişimi ele alınmıştır. İkinci bölümde genel olarak basın hayatının gelişimi ve bunun içinde de sinema ile ilgili süreli yayınlarında -özellikle sinema dergilerinde- sinemanın yer alışının seyri kronolojik bir şekilde ele alınmıştır. Tezimizin asıl konusu üçüncü bölümde ele alınmıştır. Bu bölümde Türkiye'de sinema ile ilgili süreli yayınların, özellikle sinema dergilerinin ışığında Türk sinemasında tarih içerikli filmler değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde çalışmanın genel bir değerlendirilmesi verilmiştir.
Türk sinemasında tarihi filmlerin afişleri (1950-1960)
1946 yılında Türkiye'nin çok partili hayata geçmesiyle 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, kalkınma politikaları, Kore Savaşı ve NATO üyeliği, Truman Doktrini ve Marshall Planı'yla beraber, ABD ile olan ilişkileri yoğunluk kazanmıştır. Küresel ölçekte yayılan Hollywood filmleriyle hissedilir hale gelen, Amerikan hayat tarzı, Türk toplum yaşamında farklı bir çehre oluşmasına yol açmıştır. 1950-1960 yılları arasında toplumun sosyo-kültürel yapısındaki değişim, yeni eğilimleri de beraberinde getirmiştir. Kore Savaşı ve Kıbrıs meselesi gibi tarihi olaylarla milli duygular yükselmiş, Kore Savaşı ve Kıbrıs filmleri yapılmıştır. Ayrıca Türk edebiyatında Milli Mücadele, Efe, Osmanlı konularının öne çıkmasıyla, Kurtuluş Savaşı'nı, Efeleri, Osmanlı İmparatorluğu ve Deniz Savaşları'nı konu alan filmler de yoğunluk kazanmıştır. Çalışmamız kapsamında, Türk sinemasındaki tarihi filmlerle sınıflandırılmış, bu filmlerin afişlerine odaklanılarak, film-afiş ilişkisi incelenmiş, afiş çalışmalarında öne çıkarılan gösterge ve devinimler irdelenerek yorumlanmış, afişlerde bulunan sanatçı imzalarından kompozisyonu hazırlayan ressamlar tespit edilmiş ve dönemi etkileyen Amerikan rüzgarının afiş tasarımdaki etkileşimlerine değinilmiştir.
Hollywood film örnekleri üzerinden halkla ilişkilerde propaganda ve manipülasyon
Bu çalışma halkla ilişkilerin bir manipülasyon olduğu ve propaganda şeklinde de sinemada sıkça kullanıldığının incelenmesidir. Bu çalışma da ortaya konulmak istenen asıl olarak sinema ve halkla ilişkilerin bağıdır. Sinema da dünya endüstrisinin çoğunu elinde bulunduran, her ülkeye pazarlanarak her ülke seyircisine ulaşan Hollywood sineması temel alınmaktadır. Araştırmada halkla ilişkiler, sinema ve göstergebilim olarak üç farklı disiplinin araştırması yapılmaktadır. Bu çalışmada, incelenen üç filmin temel ortak noktaları; Hollywood yapımı olmaları, konularının dünyanın sonunu işlemesi, felaket filmi olarak adlandırdığımız türde olmalarıdır. Her filmin farklı manipülasyon etkileri olduğu belirlenmiştir. Bu filmler Derin Darbe, Armageddon, Yarından Sonra adlı filmlerdir. Belirlenen filmler gösterge bilimsel çözümleme yöntemine göre çözümlenirken, belirlenen halkla ilişkiler kriterleri göstergelerimizi oluşturmuş ve bu doğrultuda ve düz anlam ve yan anlam boyutlarıyla incelenmiştir.
Küreselleşmenin ekonomik boyutu ve film endüstrisi ilişkisi
Günümüzde sinema sanatsal yönünden daha çok ekonomik bakımdan gündemde hayatını sürdürmektedir. Sinemanın bir endüstriye dönüşmesiyle birlikte, sinemanın yapımı dışında en önemli süreç, dağıtım aşamasıdır. Ancak bu dağıtım aşaması, sinema salonu, televizyon, internet gibi çeşitli kanallar yoluyla olabilmektedir. 2000 yılı sonrası sinema gittikçe artan bir ilgi uyandırmaya başlamıştır. Sinema seyircisi artmaya ve reklam gibi pazarlama araçları ile seyirciye daha çok ulaşılmaya çalışılmıştır. İletişim teknolojinin artması ile, sinema kanalları çeşitlenmiş, gelişmiş ve artmıştır. Sinema her geçen Türkiye'de bir pazarlama aracı olarak hemen her kitleye ulaşmaktadır. Günümüzde, dağıtım kanalları şirketler aracılığı ile yapılmaktadır. Bu çalışmada Türk sinemasında pazarlama açısından dağıtım faaliyetleri ve uygulanan pazarlama faaliyetleri incelenmiştir. Bu çalışmanın sonucu olarak, son yılların tek dev sektörü sinema olduğu görülmektedir. Bu etkileşimin artması, son yılların fenomeni olan iletişim teknolojileri sayesinde çok geniş kitlerde etkili olabilmektedir.
Osmanlı minyatürlerinin sinemasal dil açısından Surname-i Vehbi örneğinde incelenmesi
Osmanlı minyatür sanatı, özellikle Fatih Sultan Mehmet'in sanata ilgisi ve sanatı destekleyici özellikleri sayesinde onun döneminden itibaren gelişerek ve saray içerisinde teşkilatlanarak devam etmesi üzerine hem korunmuş hem de oldukça fazla eseri ve gelişimi beraberinde getirmiştir. Sanatçıların hayal dünyaları kadar gerçekleri de ön plana çıkarmaları nedeniyle tarihi gerçeklikleri ve olayları birincil gözden anlatan minyatür örnekleri, yaklaşık 500 yıl Osmanlı sanatı içerisinde oldukça fazla miktarda yer almıştır. Olayların içinde yer alan nakkaşlar çalışmalarına gözlemlediklerini olduğu gibi geçirmelerinin yanı sıra sanatçıya özgü eserini kendi biçim ve üsluplarını da katarak meydana getirmişlerdir. Sinemaya özgü niteliklerin Osmanlı minyatür sanatında kullanılıp kullanılmadığını incelediğimiz bu çalışmada örnek olarak Surnâme-i Vehbî tercih edilmiştir. Kendine has tarzı ile Levnî'nin yapıtlarından olan Surnâme-i Vehbî, Osmanlı minyatür sanatında önemli bir yer edinmiştir. Sinemanın temel öğelerini baz alarak yürüttüğümüz bu çalışmadaki minyatürler aynı zaman göstergebilimsel açıdan da ele alınmışlardır. Birinci Bölüm, Osmanlı minyatür sanatına giriş niteliğinde ve dönemlere göre ayrılarak incelenmiştir. Sarayın sanata bakışı ve dönemin şartları ışığında değerlendirilen minyatür sanatının en iyi eserlerinin yer aldığı, klasik dönem olarak da anılan 16. Yüzyıl ve Batılılaşmanın ipuçları görülen 17. yüzyıl ve 18. yüzyıl yapıtları ve sanatçıları, bu bölümün konusunu oluşturmaktadırlar. İkinci bölümde ise sinemasal dilin öğeleri olarak ışık, renk, hareket, kurgu, kompozisyon tanımlanmıştır. Üçüncü bölüm göstergebilime giriş yapılmış ve düz anlam, yan anlam konuları üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölüm ise Surnâme-i Vehbî minyatürlerinden örnek olarak seçilenler ışığında sinemasal dil çözümlemesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Minyatür Sanatı, Surname-i Vehbi, Sinemasal Dil, Sinemasal Dilin İlkeleri, Göstergebilim
Kara film türünün dijital oyuna etkisi bağlamında "Max Payne" incelemesi
Sinema ve dijital oyun benzer sanatsal üretim yöntemlerini kullanan disiplinler arası kültür ürünleridir. Her iki mecra arasındaki paylaşımlar endüstriyel, sanatsal yönden incelemeye değer geniş bir çalışma alanı sunmakta ve akademik alanda da sosyolojiden pedagojiye, iletişimden psikolojiye kadar birçok farklı disiplin tarafından incelenmektedir. Sinema ve dijital oyunların tarihsel, endüstriyel ilişkileri sırasıyla incelenerek, eğlence kültür endüstrisinin bu iki mecrası ortak ve farklı yönleriyle ortaya konulmuştur. Sinemada tür kuramları ve kara türü belirleyen türsel sözleşmeler belirlenerek, dijital oyunlarda ve Max Payne yapımında bu sözleşmeler, sinemada türü belirleyen tanımlara dayanarak sinematografik bir bakış açısı ile tartışılmıştır. Kara filmin türsel özellikleri, bir kara oyun örneği olarak Max Payne yapımında bu türsel sözleşmeler ve dijital oyunların kendi belirleyenleri de gözetilerek soruşturulmuştur. Max Payne yapımlarının dijital oyun ve kara türe kendine özgü katkıları olduğu düşüncesiyle önemsenerek incelenmiştir. Konuyla ilgi araştırmada elde edilen veriler tez dahilinde değerlendirilmiştir. Max Payne'nin Düşüşü yapımının, dil, anlatım, görsel betimleme, kültürel dışavurum gibi film türü kuramlarının, tanım yöntemleri belirlenerek bu yöntemler üzerinden dijital oyunlarda sinematografik tür incelemesi gerçekleştirilmiştir. Dijital oyunlarda tür kavramının belirleyenleri tanımı tartışılarak, elde edilen veriler ve yapılan kaynak taraması sonucunda, dijital oyunlarda tür tartışmasının çözümlemesi yapılmıştır.
Hollywood sinemasında halkla ilişkiler faaliyetleri: Örnek filmler üzerine bir inceleme
Sinema çok sevilen bir eğlence aracı ve bütün bu alandaki sanat pratikleridir. Sinema filmleri insanları eğlendirme işlevinin ötesinde bugün ilave işlevler üstlenmektedir; örn. insanları eğitmek gibi. Sinema etkili bir dile sahiptir ve sinemanın dili mesaj aktarımı için kullanılabilmektedir. Filmler bir yandan izleyici kitleye verilmesi planlanan mesajların aktarıldığı etkili iletişim araçları olduğundan, diğer yanda izleyici kitle ile ilişkiler kurulurken halkla ilişkilerin değişik kuramlarından yararlanılabilmektedir. Böylece sinemada yapılan filmler ile izleyici kitleyle iletişimler ve ilişkiler köprüsü kurulmaktadır. Bu bağlamda birtakım iletişim kuramları ile halkla ilişkiler kuramları da önem kazanmaktadır. Sinema filmlerinde bunların uygulamaları açık veya gizli şekilde görülebilmektedir. Tez çalışmasında Hollywood yapımı 'Başkanın Adamları' filmi halkla ilişkiler kuramlarından 'Gündem Belirleme Kuramı" bağlantısıyla incelenmiştir. Filmde genel olarak yapılan manipülasyon haberlerle halkın dikkatinin belirli (istenen) bir yöne çekilebildiği daha doğrusu döndürülebildiği izlenmektedir. Böylelikle bu film "Gündem Belirleme Kuramı" ile ilişkilenmektedir. AnahtarKelimeler: Sinema, Sinema filmleri, Mesaj aktarımı, 'Başkanın Adamları' filmi, Halkla ilişkiler-Sinema ilişkisi.
Görsel sanatlarda psikolojik ögelerin kullanılması ve sinema sanatı üzerinden incelenmesi
Freud'un psikanaliz kuramı, psikoterapötik bir kuram olmaktan öte, şiddetli eleştirilere rağmen, felsefeden sanata kadar birçok düşünce disiplinini etkilemiş ve en etkili kuram olmuştur. Psikanaliz, sanat eserlerini incelememize yardımcı olduğu gibi, o eserde sanatçının iç dünyasından izler bulmamıza da yardımcı olur. Freud'a göre; bu çalışmada eserleri analiz edilen Hieronymus Bosch, Caravaggio, Goya ve Picasso gibi pek çok sanatçı, eserlerinin yaratım sürecinde gündüz düşleri ve bilinçdışından beslenir. Jung ise, Freud'un bastırılmış libidinal ve saldırgan dürtülerden oluşan bilinçdışı kavramını genişleterek tüm insanlarda ortak olan kolektif bilinçdışı kavramını ortaya koyar. Kolektif bilinçdışı, insan türünün evrensel arketipleri olan sanat eserlerini ve sembolleri sezgi yoluyla açıklamamızı sağlar. Sanatçı kolektif bilinçdışını sanat yapıtlarında dışavurur. Psikanalitik kuram birçok sanat dalını etkilediği gibi sanatçıyı, sanat eserlerini ve sanatçının bilinçdışını sanat eserine ne derece yansıttığını analiz etmede de yarar sağlamaktadır. Bu çalışmada sanatçıların bilinçli olduğu kadar bilinçdışı olarak yansıttığı öğelere de yer verilmiştir. Caravaggio'nun eserlerindeki, aslında kendi arzularını tasvir ettiği, homoerotik arzu taşan bedenler; Goya'nın eserlerine yansıttığı karamsarlık ve bunalım; Trier'in özellikle Antichrist filminde görülen, annesiyle olan ilişkisinin etkileri buna örnektir. Bosch, Caravaggio, Goya ve Picasso'nun resimlerindeki; Robert Capa ve Erwin Olaf'ın fotoğraflarındaki; Antichrist, Ejderha Dövmeli Kız ve Mirror Mask adlı filmlerdeki psikolojik öğeler, psikanalitik simge ve semboller ortaya çıkarılarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Görsel Sanatlar, Psikanaliz, Bilinçdışı, Haz, Şiddet.
Son dönem Türk sinemasında Auteur erkek yönetmen filmlerinde hegemonik erkeklik
Kitle iletişim aracı ve bir sanat dalı olarak sinema; toplumun anlam ve değer yargılarını yansıtırken aynı zamanda toplumun bu özelliklerinin yeniden üretimini sağlar. Ataerkil düzenin yineleyicisi ve bir iktidar mekanizması olarak hegemonik erkeklik; sinema aracılığı ile yeniden üretilerek sürekliliği sağlanmaktadır. Bu tez çalışmasında, son dönem Türk sinemasının düşünsel, kurgusal ve uygulama gücü ile önem taşıyan auteur yönetmenlerinden, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz ve Reha Erdem'in yapım dönemi aynı olan filmleri, hegemonik erkeklik bağlamında incelenmektedir. Çalışmada, "Toplumsal Cinsiyet ve Hegemonik Erkeklik, "Auteur Kuramı" ana başlıkları çerçevesinde tarihsel ve kavramsal olarak ayrıntılı biçimde ele alınırken; auteur yönetmenlerin "Bir Zamanlar Anadolu'da", "Yeraltı" "Koca Dünya" isimli eserlerinin incelemelerine yer verilmiştir. Bu incelemelerde, hegemonik erkekliğin sürekliliğini sağlayan bulgulara rastlanmıştır.
Türkiye'de televizyonun sosyo-kültürel değişimdeki yeri ve sinemada temsili
Sinema filmleri dünün, bugünün ve geleceğin temsilleri olarak kabul edilmektedir. Bu temsillerin oluşturulmasında kullanılan hiçbir şey tesadüfi değildir. Sinema anlatısında kullanılan bütün görsel öğeler senaristin, yönetmenin, yapımcının hatta filmde oynayan oyuncunun dünya görüşüyle oluşan bir süzgeçten geçerek öznel olarak konumlandırılabilmektedir. Nesnel olan tek şey ise bilim-kurgu ve fantastik türleri haricinde bu görsel öğelerin anlatılan tarihsel süreçle uyumlu olması gerekliliğidir. Bu nedenle sinema filmleri belirtilen dönem içerisindeki kültürel yaşama ve teknolojiye aykırı materyaller sunamaz. Bahsi edilen dönemde insanlar gündelik yaşantısında hangi araçları kullanıyorsa, sinema filmi de anlatısında mecburen aynı araçların kullanıldığı bir temsil sunmak zorundadır. Böylece film anlatısında kullanılan teknolojik araçlardan yola çıkılarak, filmin hangi döneme ait olduğu ve dönemin koşulları hakkında da çıkarım yapılabilir. Bu doğrultuda yapılan çalışma kapsamında 1970'ten günümüze Türkiye'de yaşayan insanların hayatının bir parçası olarak televizyonun sinemada nasıl temsil edildiği incelenmiştir. Çalışma kapsamında anlatı zamanı bakımından kronolojik sıralamayla "Canım Kardeşim" (1973), "Vizontele Tuuba" (2004), "Masumiyet" (1997) ve "Kanal-i-zasyon" (2009) filmleri dönemsel olarak toplumsal pratiklerin ötesinde televizyonun değişen süreç içerisinde nasıl konumlandırıldığını anlayabilmek için çözümlenmiştir.
Tiyatro yapıtlarının sinemaya uyarlanmasında anlatısal ve yapısal değişiklikler Vasıf Öngören'in Asiye Nasıl Kurtulur oyununun filmsel uyarlama örneği
Genel anlamda uyarlama, bir eser üzerinde bir takım değişiklikler yaparak başka bir sanat dalına uygun hale getirmektir. Bu araştırmada edebiyat ve sinema ilişkisi ele alınarak, tiyatro ile film arasındaki benzerlikler ile karşılaştırıldıkları zaman ortaya çıkan bir takım benzerlikler ve farklılıklar ele alınmıştır. Ayrıca sinema neden edebiyatla ilişkilendirildiği sorusunun cevabı aranmış, bunun yanında tiyatrodan filme uyarlama yapıldığı zaman başvurulan yöntemler üzerinde durulmuştur. Göstergebilimsel çözümlemenin kullanılacağı çalışmada, yapısalcılık çerçevesinde Vladimir Propp'tan ilham alınarak kendine has çözümleme yöntemini kuran Algirdas Julien Greimas'ın anlatı izlencesi ve eylensel örnekçesinden yararlanılmıştır. Tiyatro oyunlarının filme aktarılmasını anlatan bu çalışma, Vasıf Öngören'in yazdığı "Asiye Nasıl Kurtulur" oyununun Atıf Yılmaz'ın yönettiği "Asiye Nasıl Kurtulur" filmi arasındaki ilişkiyi çözümlemeyi ve yorumlamayı hedeflemiştir. Tezde, film ve tiyatro metinleri yöntem ve anlatı öğeleri açısından karşılaştırılmış ve filmin metne getirdiği yorumlamalar ele alınarak uğradığı anlatısal ve yapısal değişiklikler incelenmiştir.
Türk sinemasında feminen kadın kimliği: Yönetmen Çağan Irmak örneği
Bu tezde Türk sinemasında, Yönetmen Çağan Irmak'ı da kapsayarak, Türk sinemasının feminen kadın kimliği açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma doğrultusunda, Çağan Irmak yönetmenliğinde yapılan sinema filmlerinde feminen cinsiyet tarzının baskın olduğu iddia edilmektedir. Bu iddia kapsamında, Çağan Irmak tarafından yapılan sinema filmlerinde, yönetmenin kadın kimliğini nasıl ortaya koyduğu ve baskın bir tarz olarak feminen bakış açısının nasıl yansıtıldığının ortaya konulması hedeflenmiştir. Araştırmada Çağan Irmak'ın; Babam ve Oğlum, Issız Adam, Prensesin Uykusu, Dedemin İnsanları, Tamam mıyız?, Unutursam Fısılda, Nadide Hayat, Benim Adım Feridun filmleri incelenmiştir. Dünya'da ve Türkiye'de, cinsel kalıplar medya aracılığıyla gösterilmekte ve bir anlatı nesnesi olarak yansıtılmaktadır. Geçen yüzyıldan itibaren önemli bir kitle iletişim aracı olan sinema, cinsiyet tarzlarını konu edinmekte ve devamlı surette bunu bir malzeme olarak kullanmaktadır. Bu çalışmanın kapsamı, Çağan Irmak yönetmenliğinde yapılan sinema filmlerinde baskın olarak kullanılan feminen tarzlardır. Çağan Irmak'ın filmleri incelenerek bu filmlerin içeriğinde yer alan feminen tarzlar belirlenmiş ve ortaya konulmuştur. Feminen tarzların belirlenmesinde nitel içerik çözümleme yönteminden yararlanılmış ve filmlerde yer alan mesajların açığa çıkarılması hedeflenmiştir. Çağan Irmak Filmleri incelenerek kadını temsil eden ve feminen kimlikleri ortaya koyan bulgular elde edilmiştir. Araştırmadaki bulgular, Çağan Irmak'ın filmlerinde yer alan kadın karakterlerin genel görünümleri ve filmlerde yer alan diyaloglar üzerinden verilmiştir. Filmlerde yer alan karakterlerin yaşayış biçimleri, kullandıkları söylemler ve materyaller kadınların kimliklerini yansıtarak Çağan Irmak'ın sinema dilinde, kadınların cinsiyet görünümlerinin ortaya konulmasını sağlamaktadır. Bu sinema dili kadınlarla bağlantılı olurken, erkekleri de yansıtabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Sinemasında Cinsiyet Kalıpları, Feminen Kadın Kimliği, Çağan Irmak Sineması, Çağan Irmak Filmlerinde Feminen Yapı
Yavuz Turgul sinemasında kültürel kodlar ve kültürel temsiller
Bir sanat olarak sinema en temelde sosyolojiktir. Toplumların dinamikleri, etkileşimleri, çatışmaları, serzenişleri ya da beklentileri, her dönemde beyaz perdeye yansımış, sinema toplumsal bir dil olarak kullanılmıştır. Türkiye'de de, sinema ve sosyoloji ilişkisi, toplumun hafızası ve iç sesi olarak zuhur etmiştir. Yavuz Turgul da bu hafızanın en berrak hatıratında, en net duyulan iç seslerden biridir. Bu noktadan hareketle, bu çalışmada bir hikayeci ve yönetmen olarak Yavuz Turgul'un içinde bulunduğu dönem ve toplumla hassas bir bağı olduğu tespitinden hareketle, kültürel değişim karşısındaki duruşu irdelenerek, kültürel değişime bir karşı bilinç göstergesi olarak filmlerinde kullandığı kültürel kodlar ve kültürel temsiller değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Yönetmenin 1986 – 1996 arasında yazıp yönettiği Muhsin Bey(1986), Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni(1990), Gölge Oyunu(1993) ve Eşkıya(1996) filmlerinin, çekildikleri 80'li ve 90'lı yılların siyasal, sosyolojik konjonktürü bağlamında, kültürel kodlar ve kültürel temsilleri çerçevesinde incelenmiştir. Yönetmenin Gönül Yarası (2005) ve Av Mevsimi (2010) filmleri de örneklem olarak mercek altına alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Yavuz Turgul, kültürel değişim, doğu kültürü, kültürel çatışma, toplumsal değişim
İran sinemasında kadın temsili : Samira Makhmalbaf örneği
Samira Makhmalbaf'ın filmlerindeki kadın imgesinin simgesel ve İran sinemasının minimalist özelliklerinin irdelendiği çalışmada devrim öncesi, birkaç film hariç, yalnızca kamera önünde, aslolarak niteliksiz bir temsilin nesnesi olan kadınların 1979 devrimi sonrasında kameranın hem önü hem de arkasında nitelikli bir temsil ve duruş sergilemelerinin ve sinemanın yaratıcı özneleri haline gelmelerinin süreci anlatılmış ve rejime rağmen var olmaya çalışan kadınların hayatlarından bahsedilmiştir.